ABD, 2013 İnsan Hakları Raporu’nu açıkladı. Her yıl yayınlanan raporun en dikkat çekici noktası ise; 2013 itibariyle 73 gazeteci, yazar ve çevirmenin cezaevlerinde olması.

Dışişleri Bakanı John Kerry’in bizzat sunduğu raporda, Türkiye’ye ayrılan bölüm, bir önceki yıla oranla üç sayfa daha artıp, 51 sayfaya ulaştı. Gezi Protestoları sırasında hükumetin uyguladığı aşırı güç ve 17 Aralık “Büyük Rüşvet Operasyonu” sonrası yaşananlar rapora damga vurdu.  ABD İnsan Hakları Raporu’nda “yolsuzluk operasyonları” da “skandal” olarak nitelendirildi.

Raporun bir başka dikkat çeken yönü ise; hukukun üstünlüğünden kaygı duyulması. İfade özgürlüğü, adalete etkin erişim, bağımsız yargı süreci, soruşturmaların önemi, azınlıkların durumu, toplumun kırılgan kesimleri, yargılama süreci gibi konular, duyulan kaygılar arasında.

Türkiye’de İnsan Hakları suistimalinin yapıldığına da dikkat çekilen raporda, sene boyunca yaşanan en belirgin insan hakları problemleri şunlar oldu” denilerek, sorunlar sıralandı:

– Ceza yasası ve terörle mücadele kanunu, ifade özgürlüğü, basın ve internet kısıtlayan birçok madde içeriyor. Yetkililer, sene sonunda halen cezaevinde olan birçok gazeteciyi, çoğu terörle mücadele yasası ya da yasadışı bir örgütle ilişkili olma suçlamasıyla hapse attı.

– Devleti ya da hükümeti kamuoyu önünde eleştirmenin dava ya da soruşturma açılmasıyla sonuçlanacağı korkusu nedeniyle, otosansür yaygın bir hale geldi.

– Hükümet bazı dini, politik ve Kürt milliyetçilerine ya da kültürel bakış açılarına sempati gösterenleri taciz etti, soruşturmaya tabi tuttu.

– Yetkililer, protestocuları dağıtmak için aşırı güç kullandı, gazeteciler, akademisyenler, avukatlar ve öğrenciler dahil gösteriler sırasında binlerce kişiyi gözaltına aldı ve bu kişileri terörle mücadele yasası kapsamında suçladı. Özellikle de, yetkililer, yedi kişinin ölümü dahil kitlesel yaralanmalara, ifade ve basın özgürlüğünün aşınmasına neden olan, yazın yaşanan Gezi Parkı protestolarına cevap verirken aşırı güç kullandı.

– Terörizm ve devlete karşı tehdide dair geniş kapsamlı yasalar ve bu tür davalardaki soruşturmalarda yaşanan şeffaflık eksikliği adalete erişimi kısıtladı.

-Yargı sistemi politizeydi ve kaldırabileceğinden fazla yük üstlendi.

– Yetkililer, keyfi gözaltılar uygulamaya devam etti, tutuklular yargılama öncesi belirsiz dönemlerde uzun süre alıkonuldu ve uzun süren yargılamalar gerçekleştirdi.

– Soruşturmalardaki gizlilik kararları, savunmanın kanıtlara erişimini kısıtladı ve şüphelilerin yargılama haklarının korunup korunmadığı şüphelerini besledi.

-Savcılar ve yargıçlar  arasındaki yakın ilişki, usulsüzlük ve önyargı görüntüsü verdi.

– Savcı ve hâkimlere tanınan geniş yetkiler, özellikle devlet güvenliğine ilişkin kapsamlı soruşturmalar sırasında ceza yasalarının tutarsız ve belirsiz uygulamalarına katkı sağladı.

– 17 Aralık Yolsuzluk operasyonu ve sonrasındaki skandalda, hükumet binlerce polis ve yargıcın yerini değiştirirken kolluk kuvvetleri ve yargı, yürütmenin etkisi altındaydı.

– Hükumet, kadınlar, çocuklar, ve LGBT (lezbiyen, gay, biseksüel ve transeksüel) bireyleri gibi toplumun kırılgan kesimlerini sosyal suistimaller, ayrımcılık ve şiddetten yeterince etkili bir şekilde korumadı.

– “Namus cinayeti” denilen kadına karşı şiddet belirgin bir sorun olarak devam etti, çocuk evlilikleri sürdü.

– Türkiye’deki diğer insan hakları problemleri ise güvenlik güçlerinin, yargısız infazlar, işkenceler ve aşırı güç kullanımına karıştığı iddiaları, fazla kalabalık olan ve eksiklikler içeren cezaevleri, dini azınlıklara karşı dini özgürlük kısıtlamaları ve suistimaller, yolsuzluk ve özellikle Güneydoğu’da hükumetin insan hakları örgütlerine getirdikleri kısıtlamalardı.

– Dokunulmazlık, bir problem olarak kalmaya devam etti. Hükumet, güvenlik güçlerinin suistimalleri ve hükumetin diğer bölümlerinin yolsuzlukları hakkındaki raporları soruşturdu ama gözaltı ve soruşturmalar azdı ve mahkumiyetler yine nadirdi.

ABD İNSAN HAKLARI RAPORU: 73 GAZETECİ HAPİSTE

Yazı dolaşımı


Feedback