Taraf Gazetesi Yazarı  Yıldıray Oğur  7 Şubat Salı günü köşe yazısında  Gazetecilere Özgürlük Platformunun Dönem Sözcülüğü  görevinin  Basın Konseyi tarafından üstlenmesi nedeniyle Konsey Başkanı Orhan Birgit’in kişiliğini karalayan asılsız suçlamalarda bulunmuştu.

Aynı suçlamalar CNN Türk Televizyonunun Salı gecesi yayınlanan Dört Bir Taraf adlı programında da gazeteci Nagehan Alçı tarafından tekrarlanmış, Birgit’in yayın devam ederken telefonla bağlanma isteğine ise olumlu yanıt verilmemiştir.

Birgit, köşe yazarlığı yaptığı Cumhuriyet Gazetesinin 8 Şubat Çarşamba günkü sayısında bu iddiaları yanıtlayan “Gazete Yakmadan Gazeteciye Özgürlük” başlıklı bir yazı kaleme almış, CNN Türk Genel Yayın Yönetmeninden de 10 Şubat Cuma gecesi yayınlanacak Dört Bir Taraf adlı programa katılarak Nagehan Alçı ‘ya cevap hakkını kullanmak istediğini bildirmiştir.

Birgit’in Yıldıray Oğur ve Nagehan Alçı’nın iddialarına verdiği cevaplar şu şekildedir:

DÜZYAZI/Orhan Birgit

GAZETE YAKMADAN GAZETECİYE ÖZGÜRLÜK

93 Medya kuruluşu, bundan bir süre önce “Gazetecilere Özgürlük Platformu” adı altında bir oluşumun çatısı altında toplandılar. Gazeteciler hakkında Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinde terör suçu şüphelisi savı ile ardı ardına açılan davalar, yayınlanma aşamasında toplanan kitaplar nedeni ile kurulan bu birlikteliğin sözcülüğü iki ayda bir, gazetecilik meslek kuruluşları arasında devralınıyor.

1 Şubatta Türkiye Gazeteciler Cemiyetinden Basın Konseyine geçen sözcülük görevini Konseyin Başkanı olarak benim üstlenmiş olmamı , Taraf  Yazarı  Yıldıray Oğur dünkü  köşe yazısının konusu olarak almış.

Baştan aşağı ya dayanağı olmayan; ya da  yalan olduğu defalarca ortaya konulduğu için “son kullanım tarihleri” geçmiş olan isnatlarla örülmüş bu yazı nedeni ile – elbette İspat Hakkı tanıyarak-yargıya gitsem Başbakan gibi, ben de bu meslektaşımı tazminat ödemeye mahkum ederim.

Ama politikacılık dönemimde de, ondan önce ve sonraki gazetecilik uğraşılarımda da hiçbir gazeteci ile yargı önünde hesaplaşmayı düşünmedim.

Okurlarımdan özür dileyerek bugünkü “Düzyazı”yı  “Ya gazetecilere özgürlük ya yakarız bu gazeteleri” başlıklı yazının sahibine vermek istediğim yanıta ayıracağım.

Tan gazetesine yönelik 4 Aralık 1945’te CHP nin İstanbul Parti Müfettişi Alaattin Tiritoğlu tarafından düzenlendiği sonradan belirlenen mitinge  katılan binlerce öğrenci arasında, İstanbul Hukuk Fakültesi birinci sınıfının 1 aylık öğrencisi olarak Anayasa Hukuku dersi sırasında sınıfa giren Tahsin Atakan’ın  elindeki Tanin gazetesinde “Kalkın Ey Ehli Vatan” manşetini sallayarak “Beyazıt Meydanında Toplanıyoruz” çağrısına öteki öğrencilerle birlikte katılmış olmam, Tan Matbaasına saldırarak tahrip eden güruh içine karıştığımı size  hangi  somut kanıtlar yazdırıyor Bay Yıldıray Oğur?

O miting için Taraf yazarlarından Sayın Alper Görmüş’ün birkaç yıl önce bir Haber Dergisinde yazdıklarına da verdiğim yanıtta anlattıklarımı görmezden gelmek, Basın Meslek İlkelerini okuma zahmetinde bulunmadan yazar olmaya heves etmek değil midir?

Sıkılmadan bir de kalkıp Can Dündar’ın bir yazısı üzerine benim gazete basarak kariyerime başladığımı yazabilen birisi, 6/7 Eylül olaylarını düzenleyen Derin Devletin o günkü elemanlarının yıllar sonraki açıklamalarını bile saptırmaktadır.

6/7 Eylül olaylarını düzenleyenin dönemin iktidarının emrindeki Özel Harp Dairesi olduğunu Dairenin başındaki General Sabri Yirmibeşoğlu da anlatmış değil midir. Ben Kıbrıs Türktür Cemiyetinde İstanbul gazetelerinden istenilen iki temsilcisinden birisi olarak görev aldığım için 4 ay 20 gün Harbiye Askeri Cezaevinde tutuklu kaldım ve ilk duruşma başlamadan salıverildim.   Ve Ağır Ceza Mahkemesinde tek duruşma sonunda aklandım.

Bir başka koğuşta da bizim gibi suç işlememiş Mihri Belli ve Sevim “Tarı” Belli gibi günahsız Marksist görüşlü yurttaşlar vardı.

Taraf yazarı, 1957 de avukat olarak İstanbul Askeri Mahkemesinde ünlü 9 Subay davasının sanıklarını savunmuş olmamı da dünkü yazısında suçlama konusu yapacak kadar Avukatlık mesleğinin ne olduğunu bilmekten acizdir.

O davanın sanıklarının “1”numaralı ismi benim Yedek Subay olarak görev yaptığım Milli Savunma Bakanlığı Temsil Bürosunun Başkanı Kurmay Albay Cemal Yıldırım’dır. Kaldı ki, bir avukat, eroin satıcısının ya da  adam öldüren birisinin savunmanı olduğu için nasıl suçlanamazsa, darbe yapmaktan sanık olan kişi yada kişilerin de vekili olmaktan dolayı suçlanma şöyle dursun  eleştirilemez de.

Bay Yıldıray . 15 yıl aralıksız olarak çok partili parlamenter demokrasinin kâbesi olan TBMM nin çatısı altında  kişi özgürlüğünü, emeğin ve emekçinin haklarını savunan çalışmalara katılmış, Milletvekilliği 12 Eylül darbecilerinin TBMM yi basması sonunda elinden alınmış, Sıkı Yönetim Mahkemelerinde hesap vermeye çağrılmış, sosyal demokrat eski bir politikacıyı suçlamaya kalkışarak yanlış kapı çaldığınızı söyleyeceğim.

Tekrarlıyorum. Meslek anlayışım nedeni ile Sizinle yargı önünde değil, ama olanak verilirse televizyon kanallarında da hesaplaşmaya hazırım.

Ta ki, kafanızda hakkımdaki dogmaları yanlış adreslerden edindiğinizi  anlatıncaya kadar.

Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit Cnn Türk’ten Cevap Hakkı İstedi

Yazı dolaşımı


Feedback