I———I

Basın Konseyi, Demokrat Kocaeli Gazetesi’nde; 8 Ekim 2011 tarihinde; “Müfettiş, “tehdit” edemez, çalışana “tuzak” kuramaz” başlığıyla ve Galip Ataman imzasıyla yayınlanan yazıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Erol Özer

  Mülkiye Başmüfettişi

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Galip Ataman

Demokrat Kocaeli Gazetesi Yazarı

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Mülkiye Başmüfettişi Erol Özer, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu yazılı şikâyet başvurusunda, 7 Ekim 2011 tarihinde Demokrat Kocaeli Gazetesi’nde Galip Ataman imzasıyla yayınlanan “Müfettiş, “tehdit” edemez, çalışana tuzak kuramaz” başlıklı köşe yazısında kullanılan ifadelerde, kişilik haklarının ihlal edildiğini ve kendisi hakkında iftira, hakaret ve yalan beyanlar ile resmi belgelerde yer alan bilgilerin çarpıtılması suretiyle Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyetçi, 9 sayfadan oluşan kapsamlı şikâyet dilekçesinde öncelikle kendisinin İçişleri Bakanlığı tarafından atandıktan sonra Kartepe ilçesinde yapmış olduğu denetim görevleri konusunda açıklamalarda bulunmuş ve özellikle Kartepe Belediyesi’nde yapmış olduğu denetim faaliyetinin gelişim süreci hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir. Şikâyetçi, daha sonra şikâyete konu olan kendisiyle ilintili köşe yazısını ele alarak, bu köşe yazısındaki her bir paragrafa ilişkin olarak açıklamalarda bulunmuş ve bu paragrafların Basın Meslek İlkeleri’ne ne şekilde aykırılık gösterdiğine dair kişisel değerlendirmelerini ortaya koymuştur.

Şikâyete köşe yazısını irdelediğimizde, Galip Ataman tarafından kaleme alınan 07.10.2011 tarihli bu köşe yazısında esas olarak, şikâyetçi başmüfettiş Erol Özer’in Kartepe Belediyesi’nde yürüttüğü denetleme ve inceleme faaliyeti kapsamındaki bazı eylem ve işlemlerinin eleştirel bir üslupla kamuoyuna aktarıldığı görülmektedir. Köşe yazısında ilk olarak, “tuzak” kelimesinin TDK sözlüğümdeki karşılığına yer verilmiş ve başmüfettiş Erol Özer’in Kartepe Belediyesi’ndeki teftiş faaliyeti esnasında yetki ve amacını aşarak belediye başkan ve çalışanlarına tuzak kurduğu iddiası gündeme getirilmiştir. Bunun yanında, mülkiye başmüfettişinin tamamen gizli olması gereken teftiş bilgilerinin bir başka yerel gazetede günlerce çarşaf çarşaf yayınlanması da eleştirilmiştir.

Köşe yazısının “Başmüfettiş Özer Önyargılı” alt başlığı ile verilen kısmında şu ifadelere yer verilmiştir:

“Kahramanımız başmüfettiş Erol Özer ne yapmış? Şahsına ait son model BMW marka otomobilini belediye giriş kapısı önüne park etmiş, hangi iş adamına ait olduğunu bilmediğimiz bir villada konaklamış.

Kartepe Belediye Başkanı Şükrü Karabalık’ı yıpratmak isteyen kişilerle özel telefon görüşmeleri yapmış, kendisini belediye çalışanlarına Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak’ı görevden aldıran başmüfettiş olarak tanıtmış, ilk sözü “Başkan dahil hepiniz hakkında soruşturma açtıracağım ve kolunuza kelepçe taktıracağım” olmuş.

Bir başmüfettiş denetlemek için gittiği belediyede ön yargılı davranabilir mi?

Belediye çalışanlarını korkutup kamu gücünü kullanarak baskı altına alabilir mi?

Bu olay; Başkan Şükrü Karabalık’ı aylarca manşete taşıyarak haber yapan gazete patronu Tanzer Ünal’ın yazılarını hangi psikoloji içinde yazdığını, amacını, ne istediğini ve devletin kurumlarını denetlemekle görevlendirilen başmüfettiş Erol Özer’in ön yargılı oluşunu anlatıyor.”

 

Yine köşe yazısının “Müfettiş mi Federasyon Başkanı mı?” alt başlığı ile verilen kısmında ise, başmüfettiş Erol Özer’in başkanlığını yürüttüğü Kızak Federasyonu ile Kartepe Belediyesi’ndeki denetim faaliyetinin ilişkilendirmesi yönünden eleştiren şu ifadeler kullanılmıştır:

“İçişleri Bakanlığı mülkiye başmüfettişi Erol Özer’in Başkan Şükrü Karabalık ve Kartepe AŞ Genel Müdürü Hüseyin Turan’la ilgili “rüşvet” suçlamasına ne demeli?

Hüseyin Turan, başmüfettiş Erol Özer’e rüşvet vermiş midir, başkan Karabalık rüşvet suçuna azmettirmiş midir, bilemem.

Konu yargıya intikal ettiğine göre kararı, davanın görülmekte olduğu Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi verecektir.

Ancak ortam dinlemesinde başmüfettiş Erol Özer’in konuşmaları, kullandığı ifadeler düşündürücü.

Bu işin açıkça “komplo” olduğunu, Başkan Karabalık’a “tuzak” kurulduğunu gösteriyor.

Devlet, memuruna ya da vatandaşına tuzak kurmaz, bir takım tutum, davranış ve konuşmalarla oyuna getirmez, sağ gösterip sol vurmaz.

Hüseyin Turan’a suçüstü yaptıran, Başkan Karabalık’ı rüşvete azmettirmekle suçlayan mülkiye başmüfettiş Erol Özer, Kartepe’ye belediyeyi denetlemekle geldi, başkanlığını yaptığı Kızak Federasyonu’na sponsor bulmaya mı?

Ya da Kartepe belediyesi çalışanlarının psikolojisini bozmak, sponsorluk muhabbetiyle Başkan Şükrü Karabalık’ı tutuklattırmak için mi?

Belediyeyi denetlemeye gelen bir başmüfettiş, belediye çalışanından Kızak Federasyonuna hangi hakla, yetkiyle 50 bin lira sponsor olmasını ister?

Ortam dinlemesinde başmüfettiş Erol Özer’in Hüseyin Turan’a söylediği şu sözler tuzak ve komplo değil de nedir, “Sponsorluk konusunu başkanla konuş gel, seni merakla bekliyorum…Bak kardeşim sen bunu böyle yap, ben bunu soruşturma konusu yapmayayım…”

Bir başmüfettiş yaptığı denetleme sonrası suç oluşturacak bilgi ve belgeleri ilgili makamlara teslim eder, gereğini yapar.

Başkanlığını yaptığı federasyona sponsorluk için 50 bin lira bulurlarsa bulduğu eksikleri rapor etmeyeceğini, hakkında soruşturma açtırmayacağını söylemez, söyleyemez.

Söylerse suç işler, görevini ihmal eder, suç işleyen kamu görevlilerini korumuş olur ki hakkında dava açılması gerekir.

 

Nihayet köşe yazısının “Müfettiş mi sponsor mu?” alt başlığını taşıyan son kısmında ise, başmüfettiş Erol Özer hakkında daha önce denetleme ve inceleme faaliyetinde bulunduğu bir başka yerel belediyede müfettişlik nüfuzunu kullanarak tehditte bulunduğu iddiası şu ifadelerle okuyucuya aktarılmaktadır:

“Kartepe Belediye Başkan ve çalışanlarıyla mahkemelik olan başmüfettiş Erol Özer, denetleme ve incelemede bulunduğu Körfez Belediyesi’nde nüfuzunu kullanarak Başkan Yunus Pehlivan’ı tehdit ettiğini de biliyoruz.

Körfez Belediyesi’ni denetlemek için gelen başmüfettiş Erol Özer, Başkan Pehlivan’dan bir yakınıyla görüşmesini ve sorununu çözmesini ister.

Görüşmenin gecikmesi üzerine alçak dağları kendisinin yarattığını sanan başmüfettişimiz Erol Özer, Başkan Pehlivan’a telefonda hakaret eder, bir şekilde görüşecekleri tehdidinde bulunur ve telefonu Yunus Başkanın suratına kapatır.

Erol Özer, mülkiye başmüfettişi midir yoksa sokak kabadayısı mı? Nüfuzunu kullanarak denetlediği kurumların başındaki saygın kişileri tehdit etme, korku salma cesaretini kimden alıyor.

Dün Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu Hüseyin Turan’ı serbest bırakarak yalnız başmüfettiş Özer’e değil aynı zamanda günlerdir Şükrü Karabalık’ın görevden alınması için İçişleri Bakanını ve savcıları göreve çağıran, esip gürleyen Kocaeli Gazetesi ve patronu Tanzer Ünal’a da hem ders hem cevap verdi!”

 

Şikayetçi Erol Özer, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu kapsamlı şikayet başvurusunda, bu köşe yazısında geçen her bir paragrafı ayrı bir madde başlığı altında Basın Meslek İlkeleri yönünden değerlendirmiş ve yapmış olduğu bu değerlendirmeler sonucu, söz konusu köşe yazısında kendisi hakkında kullanılan ifadelerin, Basın Meslek İlkeleri’nin,

 

–          “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

 

–          “Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz” şeklindeki beşinci,

 

–          “Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

 

–          “Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu,

 

–          “Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu ve

 

–          “Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki onikinci maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle,

Kocaeli Demokrat Gazetesi köşe yazarı Galip Ataman hakkında yaptırım uygulanmasını talep etmiştir.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI    :

Şikâyete konu yazıyı kaleme alan Kocaeli Demokrat Gazetesi köşe yazarı Galip Ataman, söz konusu şikâyet başvurusu üzerine 28.11.2011 tarihinde Basın Konseyi’ne bir klasör şeklinde sunmuş olduğu yanıt dosyasında, kaleme aldığı köşe yazısına binaen yapılan şikayet başvurusu ve ekleriyle ilgili olarak 6 sayfalık kapsamlı bir yanıt ve değerlendirme yazısı kaleme almıştır.

Galip Ataman bu yanıtında özetle, ilk olarak burada söz konusu olan yazının bir haber değil, ancak eleştiri ve yorum içeren bir köşe yazısı olduğunu belirtmiş ve gerek BM kişisel ve Siyasal Haklar sözleşmesi (md. 19) gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (md. 10) uyarınca, toplum için rahatsız edici, sarsıcı nitelikte olan sert, kırıcı, incitici mahiyetteki yazıların da ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtmiştir. Yazının içeriğine ilişkin olarak ise, köşesinde yazılanların kulaktan dolma bilgilere dayanılarak değil; aksine, yazıya konu olan ve adli yargıya da intikal etmiş olan hususla ilgili olarak mahkeme tutanakları, teknik takip raporları ve basın yer alan tüm haberler okunarak kaleme alındığını ifade etmiştir.

Galip Ataman, bu konuda diğer gazetelerde aylar önce sayfalar dolusu manşetler atıldığı halde, bu manşetlere hiç tepki vermeyen başmüfettiş Erol Özer’in niçin yalnızca kendi yazdığı köşe yazısına tepki verdiğini anlamadığını ifade etmiş ve kendisinin hiç tanımadığı başmüfettiş Özer’e hakaret etmek, onu aşağılamak ve küçük düşürmek gibi bir düşüncesinin asla söz konusu olmayacağını belirtmiştir. Galip Ataman, cevap yazısının son bölümünde bu konuda şifahi olarak açıklamalarda bulunmak üzere Basın Konseyi Yüksek Kurul Toplantısına katılmak istediğini de ifade etmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 7 Aralık 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu köşe yazısı irdelendiğinde, bu köşe yazısında Kartepe Bedediyesinde denetleme ve inceleme faaliyetlerinde bulunan başmüfettiş Erol Özer’in, bu faaliyetleri esnasındaki bazı eylem ve işlemlerinin eleştirel bir yaklaşımla yorumlandığı görülmektedir. Bu bağlamda, başmüfettiş Özer’in kendisine rüşvet vermeye çalıştığı iddia edilen bir belediye çalışanını, kolluk güçleriyle önceden bir anlaşma yapmak suretiyle, rüşvete konu paralar ile suçüstü yaptırması ve bu eylem nedeniyle söz konusu belediye çalışanının tutuklanması ve bu kişi ile belediye başkanı hakkında da kamu davası açılması şeklindeki süreç özel olarak eleştirilmektedir.

Ayrıca yazının devamında, başmüfettiş Özer’in denetleme ve inceleme faaliyeti sırasında önyargılı bir tutum içerisinde olduğu ve aynı zamanda başkanlığını yürüttüğü Kızak Federasyonu’nun sponsorluk meselesini, denetlediği kurumlardaki çalışanları “tuzağa” düşürmek için kullandığı ileri sürülmüştür. Nihayet aynı yazının son bölümünde, başmüfettiş Özer’in nüfuzunu kullanarak daha önce denetlediği Körfez Belediye Başkanı’nı da tehdit etmiş olduğu iddia edilmiştir.

Bu açıklamalarımız, şikâyet konusu yazıda, bir kamu görevlisi hakkında oldukça vahim iddiaların gündeme getirilerek yorumlandığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle, Basın Meslek İlkeleri’ne uygunluk yönünden ilk olarak bu vahim iddialar yorumlanırken, özellikle köşe yazısında ismi geçen gerçek ve tüzel kişilerin, kişilik haklarının ve kurumsal itibarlarının korunması açısından, bu konuda belirlenmiş olan evrensel standartlara/ölçütlere uyulup uyulmadığının belirlenmesi gerekir.

Bu standartlardan/ölçütlerden ilki, basın araçları tarafından okuyucuya aktarılan olayın, kişilere zarar verse dahi bir haber niteliği taşıması ya da daha açık bir deyişle, bu olayın kamuoyuna duyurulmasında bir „kamu yararı ve kamusal ilgi“nin bulunmasıdır. Diğer bir ölçüt ise bir haber, köşe yazısı veya yorum şeklinde ortaya çıkan ilgili yayının, konu aldığı olayların gerçekleştiği dönemde yapılması gerekliliğini ifade eden „güncellik“ ölçütüdür. Bir diğer ölçüt ise, yayında yer alan bilgilerin ve açıklamaların „gerçeğe uygunluğu“dur. Ancak Yargıtay uygulamasında da (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 21.03.1980 ve 1302/3719 sayılı temel içtihadı) benimsendiği üzere, burada aranan husus mutlak bir gerçeklik değil, ancak görünüşte gerçekliktir. Diğer bir ifadeyle, yapılan yayının gerçekliği, yayının yapıldığı sırada olayın beliriş şekline uygunluk anlamına gelmektedir. Nihayet, haber verme/eleştirme hakkı ile kişilik hakkı arasındaki sınırın belirlenmesinde yararlanılan son ölçüt ise, yapılan „yayının konusu ile o yayında kullanılan ifade biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın bulunması“dır (Bkz. Çetin ÖZEK, Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına, Alfa Yayınları, 1999, İstanbul, s. 265).

Somut olaydaki başvuruyu bu ölçütler ışığında ele aldığımızda, maliye başmüfettişliği gibi çok önemli bir kamu görevini ifa eden bir kamu görevlisinin denetlemede bulunduğu kurumların çalışanlarını tehdit ettiği veya onlara tuzak kurduğu şeklindeki çok vahim bir olayın, kamuoyuna duyurulmasında bir kamu yararı ve kamusal ilgi bulunduğu kuşkusuzdur.

Bunun yanısıra, köşe yazısının kamu görevlisi tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen fiillerin ve ilgili adli sürecin  hemen ardından yayınlanmış olması güncellik ölçütünün de yerine getirildiğini ortaya koymaktadır.

Köşe yazısına konu olan rüşvet vermeye suçüstü yapılması eyleminin, adli makamlara intikal ederek kamu davasına dönüşmüş bir olaya ilişkin olması, başmüfettiş Erol’un bu kamu görevinin yanısıra Kızak Federasyonu başkanlığı görevini de yürütüyor olması, Kartepe Belediyesi’nde önce körfez Belediyesi’nde de denetleme ve inceleme faaliyeti yürütmüş olması gibi hususlar biraraya getirildiğinde, köşe yazısının genelinde bir bütün olarak görünüşte gerçeklik ölçütünün de sağlandığını ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte, haberin konusu ile, o haberde kullanılan ifade biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın bulunması ölçütü yönünden ise, haberin sorunlu olduğunu ifade etmek gerekir. Gerçekten, bir köşe yazısı özellikle adli makamlara intikal etmiş bir konuya ilişkin olarak kaleme alınıyorsa, bu durumda adil yargılanma hakkının olmazsa olmaz bir unsuru olan “masumiyet karinesi”nin ihlal edilmemesine özen gösterilmesi zorunluluğu vardır. Diğer bir ifadeyle, ortada mahkeme tarafından hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü olmaksızın hiç kimse suçluymuş gibi gösterilemez. Diğer taraftan, bir köşe yazısı kaleme alınmadan önce, hakkında yazılan kişiye en azından kendisiyle ilgili iddialara yanıt verme imkânının tanınmış olması ve mümkünse onun yanıtlarının da iddialara paralel olarak okuyucuya aktarılması gerekir. Bu durum yalnızca hakkında yorum yapılan şahsın kişilik haklarının korunması yönünden değil; ancak aynı zamanda okuyucunun da tek taraflı, eksik bilgilendirmeyle yanıltılmaması yönünden de yerine getirilmesi zorunlu bir temel gazetecilik kuralıdır.

Oysa Galip Ataman’ın köşe yazısına egemen olan üslup bir bütün olarak irdelendiğinde, burada başmüfettiş Özer hakkındaki iddialar eleştirel bir üslupla yansıtılırken, kesin hüküm içeren ifadeler kullanıldığı görülmektedir. Sözgelimi yazının son bölümünde geçen;

 

“…..başmüfettiş Erol Özer(in), denetleme ve incelemede bulunduğu Körfez Belediyesi’nde nüfuzunu kullanarak Başkan Yunus Pehlivan’ı da tehdit ettiğini de biliyoruz”,

 

Şeklindeki kesin bir hüküm içeren ifadeleri, esas itibarıyla başmüfettiş Özer’e açık bir suç isnadında bulunulması anlamını taşır. Çünkü bir kamu görevlisi olan Maliye başmüfettişinin, denetlediği kurumun başında bulunan kişiyi tehdit etmesi, TCK md. 257 uyarınca “görevin kötüye kullanılması” suçunu oluşturur. Oysa Galip Ataman, burada masumiyet karinesini ihlal eder bir üslup kullanmak yerine, sözgelimi bu cümleyi;

 

“…..başmüfettiş Erol Özer(in), denetleme ve incelemede bulunduğu Körfez Belediyesi’nde nüfuzunu kullanarak Başkan Yunus Pehlivan’ı da tehdit ettiği de ileri sürülmektedir”

 

şeklinde kullanmış olsaydı, hem kesin bir hükmü bulunmadığı için masumiyet karinesi korunmuş olacaktı hem de bu yazı içeriği, suç içeren bir olguya ilişkin olarak cumhuriyet savcılığını harekete geçirmeye yönelik bir “ihbar” olarak yorumlanabilecektir.

Benzer biçimde, gerek yukarıdaki örneğe ilişkin iddialara, gerek yazı içeriğinde geçen ve başmüfettiş Özer’in belediye çalışanlarına kendisini Adana belediye başkanı Aytaç Durak’ı görevden aldıran kişi olarak tanıttığı ve tehditkâr ifadeler kullandığı iddiaya ve gerekse belediye çalışanına bir tuzak ve komplo hazırlandığına yönelik iddiaya ilişkin olarak, bu iddiaların muhatabı olan başmüfettiş Erol’a hiçbir şekilde ulaşma gayreti gösterilmemiş ve onun bu iddialara ilişkin vereceği yanıtlar araştırılmaksızın, köşe yazısı tek taraflı bilgiye dayalı olarak kamuoyuna aktarılmıştır.

Bu nedenle, 7 Ekim 2011 tarihinde Demokrat Kocaeli Gazetesi’nde Galip Ataman imzasıyla yayınlanan “Müfettiş, “tehdit” edemez, çalışana tuzak kuramaz” başlıklı köşe yazısında kullanılan ifadelerin, Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

–          “Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu ve

 

–          “Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Tüm bu verilerin ışığında, 7 Ekim 2011 tarihinde Demokrat Kocaeli Gazetesi’nde yayınlanan “Müfettiş, “tehdit” edemez, çalışana tuzak kuramaz” başlıklı köşe yazısında kullanılan ifadeler dolayısıyla köşe yazarı Galip Ataman’ın “uyarılmasına” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/49)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.
Şişme bebek siparişi için tıklayınız.
Vibratör siparişi etmek için tıklayınız.
Realistik penis sipariş etmek için tıklayınız.
fetişh fantazi seri siparişi geçmek için tıklayınız.
çay kazanı için tıklayınız.
Sex shop için tıklayınız.

Basın Konseyi, Demokrat Kocaeli Gazetesi Yazarı Galip Ataman’ın Uyarılmasına Karar Verdi.

Yazı dolaşımı


Feedback