I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Radikal Gazetesi’nde yayınlanan  “Nemrut’un kızı güldürdün bizi” ve “Naz yap ama az yap” başlıklı yazılarla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKAYETÇİ                  : Fahreddin Fırat

 

ŞİKAYET

EDİLENLER                : 1) Sırrı Süreyya Önder

                                            Radikal Gazetesi Yazarı

2) Radikal Gazetesi

 

ŞİKAYET KONUSU    : Fahreddin Fırat Sırrı Süreyya Önder’in, Radikal Gazetesi’nde yayınlanan  “Nemrut’un kızı güldürdün bizi” ve “Naz yap ama az yap” başlıklı yazılarıyla Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürerek şikayet başvurusunda bulunmuştur. Yazarın “Nemrut’un kızı güldürdün bizi” başlıklı yazısı şöyledir

 

Hürriyet Gazetesi yazarı Vahap Munyar, Cuma günü köşesinden bir haber verdi. 

 

Malatyalılar, Nemrut Dağı’na turistleri gemiyle taşıyacaklarmış! 
Başlığı okuyunca, Fatih Sultan Mehmet gibi gemileri dağlardan yağlı kızakla mı aşıracaklar acep diye işkillendim. Yazının tamamını okuyunca, bir Adıyamanlı olarak kâsem çekilecek bir şey olmadığını anlayıp rahatladım. Çünkü turistler önce Malatya merkezinden 20 dakika mesafede olduğunu ileri sürdükleri Kale İlçesi’ne gideceklermiş. Oradan da gemiye binerek 1 saat yolculukla Bakımlı Köyü’ne varacaklarmış. Bakımlı Köyü’nden tekrar arabaya binerek dağın eteğine gideceklermiş. En sonunda da yürüyerek Nemrut Dağı’na çıkacaklarmış. Valinin hesabına göre toplam 2 saat sürecekmiş. Vali herhalde giderken saat tuttu. Ayrıca Adıyaman’dan bir minibüse binerseniz 1 saat sonra dağın eteğindesiniz. Bu masraf niye? 


Gemi alacağınıza ağaç dikin 

Malatya Valisi Ulvi Saran, bu fantezi için Malatya halkının 2 milyon TL’sini bir gemiye yatıracakmış. Şimdiden bir özel şirketle anlaşmışlar, işletmeyi de onlara devredeceklermiş. Özel İdare, niyeyse sadece küçük ortak olacakmış. 

Vali ayrıca diyesiymiş ki “Tabii gemi aynı zamanda davetler için de kullanılacak.” 
Sevgili Adıyamanlılar telaşlanmayın bu haberin Nemrut’la ilgili kısmı fos! 

Fos olduğu da son cümlede gizli. Aslında fakir fukaranın, garip gurebanın parasıyla baraj gölünde gezecekler, hepsi bu. Bir de iskele yapıyorlar ki hiç bir işe yaramaz. Baraj gölü dediğinin sürekli yüksekliği değişir; su bırakma ve yağış durumuna göre alçalır, yükselir. Su çekildiğinde iskeleden turistleri pamuk balyası misali lığlayarak mı bindireceksiniz? 

Munyar’ın haberinde, Malatya için hayırlı bir tek şey var o da üniversitenin diktiği ağaç sayısı. 

2 milyon TL’yi, yüksek zevatın gezinti teknesine vereceğinize, bir orman dolusu ağaç daha dikersiniz. 


Nerede o eski muhafazakârlar… 

Bizde muhafazakarlık hep arka tampon kısmından anlaşılmıştır. Bu ülkede gerçek anlamda muhafazakâr iki elin parmağını geçmez. Bu ülkenin muhafazakâr geçinenleri, para söz konusu olduğunda her türden ilkeyi unutmaya hazırdır. 


Adıyaman’da ilk Nemrut Festivali 70’li yılların ortalarında Vali Hakkı Kavlakoğlu tarafından yapılmıştır.. İkincisi yapılacağı zaman memleket CHP-MSP koalisyonuna teslim edilmişti. Erbakan Hoca ve talebeleri, tabanı bu koalisyona ikna etmek için Rahmetli Ecevit’in aslında evliya torunu olduğunu anlatıyorlardı. Adıyaman’ın kısmetine MSP kontenjanından bir vali düşmüştü. İlk yaptığı icraat festivali iptal etmek, ikincisi de Nemrut’a giden yolu dozerlerle tahrip ettirmekti. Gerekçesi de hazırdı “Oraya gidip putlara tapıyorlar!” Dönemin MSP’sinin turizm meselesine bakışı da çok kısa ve netti “Turist ahlaksızlık getirir!”

 
Zamanın ruhu değişti. Turistin bagajındaki ahlaksızlık valizi unutuldu. Slogan da “Turist döviz getirir” şeklinde revize edildi. Şimdi iki muhafazakar il yöneticileri Nemrut Dağının aslında kendi il sınırları içinde olduğunu kanıtlamak için mahkeme kapılarını aşındırıyorlar. Yolu tahrip etmeyi bırak, gemi alıyorlar. Ne günlere kaldık ey Gazi Hünkâr!


Nemrut, sözde bir Kürt- Ermeni kralıdır! 

M.Ö. 1. Yüzyılda Ermeni Kral II Tigranes tarafından Korduene (Kürdistan) fethedilmiştir. Kral Tigranes, Korduene yani Kürt kralı Zarbienus’u da suikast düzenlete-rek öldürtmüştür. Yunanlı tarihçi Plutarch M.S. 1. yüzyılda, Kürdistan kralı Zarbienus’un Ermenistan kralı Tigranes’in baskısına karşı ittifak için Roma konsolosu Appius Claudius yoluyla Roma Generali Lucullus’la gizlice irtibata geçtiğini aktarmış. Biri Kürt diğeri Ermeni, aktaran da Yunanlı olunca bir miktar hain emeller sezdim ama acı gerçek başka kaynaklarda da böyle. Hatta bazıları Tigranes’in de Kürt olduklarını söylüyorlar. 
Sevgili Malatya’lılar, aramızda kalsın ama bu gerçeği biliyor muydunuz? Nemrut Dağı’ndaki Kommagene Uygarlığı bir Kürt-Ermeni cenginin izlerini taşır.

Cenk önceden yapılmış, uygarlık savaş olmadan kurulmuş ve savaşsız dağılmıştır. Nemrut Türktür, Türk kalacaktır demeden önce British Museum’daki ilk Ermeni paralarına bakın. Sonra da Kral Antiochos’un Nemrut Dağı’na diktirdiği tanrı heykellerinin baş kısımlarını dikkatlice inceleyin. Yaaa!.. 

Ama bu aramızda kalsın. Milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde başımıza yeni işler açmayalım. 

Aziz Malatyalı Hemşehrilerim! 

“Biz hoşgürülü bir milletiz, zaten kendi istekleriyle gitmeden önce bir sürü Ermeni komşumuz vardı!” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ben safım, inanırım ama elin Hıristiyan turisti buna asla inanmaz. Zirve Yayınevi’nde kör bıçakla kesilen dindaşlarının kanı halen yargılama sürecinde akmaya devam ediyor. 

Siz bunlara ses çıkarmadan bakınırken Adıyaman halkı, Süryani ve Ermeni kiliselerini ihya ederek ibadete açtı. 

Adıyamanlılara sordum, Nemrut’u Malatyalılara veririz ama bir şartla diyorlar. 


Kapıya bir levha 

Önce gemi alacağınız o paraya bir hatıra ormanı dikin. Vahap Munyar’ın ballandırdığı zenginlerinize de söyleyin kapısına bir levha yaptırsınlar. Üzerine en güzel hemşehriniz Hrant Dink’in adıyla Zirve Yayınevi’nde katledilenlerin adlarını yan yana yazın. İlk çiviyi de sizin bu gemi saçmalığınıza destek veren Adıyamanlı Kemal Güneş çaksın. 

İşte o zaman Nemrut Dağı kumuyla taşıyla sizindir. İster gemiyle gidin, ister kayısı dikin.

Yok biz bunu yapamayız ağa derseniz, hemşehriniz bir Mesih var, onun tarihi ve turistik özellikleriyle idare edeceksiniz artık.”

                                         

Fahreddin Fırat başvurusunda Sırrı Süreyya Önder’in Malatyalıları haksız yere itham ettiğini ve Zirve Yayınevi cinayetlerinde “adeta Malatyalıları ortak edecek ifadeler” kullandığını ileri sürmüştür. Yazarın ayrıca 1915 olaylarına gönderme yaparak “Siz bunlara ses çıkarmadan bakınırken, Adıyaman halkı Süryani ve Ermeni kiliselerini ihya ederek ibadete açtı” ifadeleriyle Malatyalıları ötekileştirdiğini  ve bu “haksız iftiralara” Malatya Valiliği tarafından cevap verilemesi üzerine “:Naz yap ama az yap!é başlıklı yazıyı yazdığını belirtmiştir. Kendisinin gönderdiği okuyucu yorumlarının da gazete editörlerince yayınlanmadığını ileri sürmektedir. Fahreddin Fırat, Sırrı Süreyya Önder’in bu yazılarıyla basın Meslek İlkeleri’nin

 

“Yayınlarda hiç kimse; ırkı, cinsiyeti, yaşı, sağlığı, bedensel özrü, sosyal düzeyi ve dini inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz” şeklindeki birinci,

 

“Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez” şeklindeki üçüncü,

 

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

 

 “Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu,

 

“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu ve

 

“Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.

 

 

ŞİKAYET EDİLENLERİN YANITI: Takvim Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergün Diler’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 31 Aralık 2010 tarihinde, 0212 347 06 77 no’lu faksa iletilmiş, mektubun alındığı Nisa Gülseven tarafından bildirilmişse de Ergün Diler’den herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 6 Nisan 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Sırrı Süreyya Önder’in “Nemrut’un kızı güldürdün bizi” başlıklı yazısında Malatya Valiliğinin Nemrut’a gidiş ve için bir tekne almasını eleştirmekte ve valinin söylediği ileri sürülen “Tabii gemi aynı zamanda davetler için de kullanılacak” sözlerini yorumlamaktadır.

 

Öncelikle belirtmek gerekir ki iletişim özgürlüğü objektif verileri yorumlama ve görüş açıklama hakkını da içermektedir. Özellikle açıkça kendi görüşlerini ifade ve somut bir bilgi vermekten öte yorum şeklinde yayınlar yapan gazetecilerin bu özgürlükleri ancak şiddete alenen teşvik ve nefret söylemi gibi istisnai durumlarda sınırlanabilecektir. Bu çerçevede Sırrı Süreyya Önder’in yazısı incelendiğinde ifade özürlüğü sınırları içinde kaldığı değerlendirilmiştir.

 

Basın Konseyi Yüksek Kurulu oybirliğiyle Sırrı Süreyya Önder ve yazısının yayınlandığı gazete hakkındaki şikâyetin “yersizliğine” karar vermiştir.

 

(Karar No: 2011/2-3)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi, Radikal Gazetesi Ve Radikal Gazetesi Yazarı Sırrı Süreyya Önder Hakkında Şikayetin Yersizliğine Karar Verdi

Yazı dolaşımı


Feedback