[———-]

 

Basın Konseyi, 17 Aralık 2012 tarihli Yüksek Kurul Toplantısında, Vatan Gazetesi yazarı Reha Muhtar tarafından 9 Kasım 2012 ve 11 Kasım 2012 tarihlerinde aynı konuya ilişkin yazılan yazılara ilişkin yapılan başvuruyu değerlendirerek aşağıdaki kararı vermiştir.

                                                                                                                     KARAR

 

KARAR NO                         : 2012/ 38
KARAR TARİHİ                : 17 Aralık 2012
ŞİKÂYETÇİ                        : 1. İstanbul Tabip Odası

2. Türkiye Tabipleri Birliği

ŞİKÂYET EDİLEN            : Reha Muhtar

 

ŞİKÂYET KONUSU           :

1. İstanbul Tabip Odası, Basın Konseyine 16 Kasım 2012 tarihinde ulaşan başvurusu ile Vatan Gazetesi Yazarı Reha Muhtar’dan, Basın Meslek İlkelerini ihlâl ettiği gerekçesi ile şikâyetçi olmuştur.

Yapılan başvuruda, sağlık alanında 2003 yılından itibaren bir dönüşümün söz konusu olduğu, bu süreçte hastalar ile hekimlerin karşı karşıya geldiği ve hekimlerin ölüme varan şiddete maruz kaldıkları belirtilerek, Şikâyet Edilen yazar Reha Muhtar’ın 9 Kasım 2012 tarihli “Ameliyatımı Yanlış Yapan Doktor Maceraları” ve 11 Kasım 2012 tarihli “Semra Hanım’dan Mektup Var” başlıklı köşe yazılarının hekimin kişilik haklarını yok saydığı, hekimleri hedef haline getirdiği ve hekimlere ve hekimlik ortamına karşı güvensizlik duygusu aşıladığı ileri sürülmüştür.

Aynı başvuruda devamla, “Sayın Reha Muhtar hiçbir tıbbi görüşten yararlanmadan -en azından yazısından öyle anlıyoruz- sadece kendi kanaatiyle vardığı ‘hatalı tedavi’ yargısı sonucunda ilgili hekimi deşifre etmiş ve yine aynı hekim üzerinden tartışma yaratmıştır. Ayrıca başta yazılarda adı geçen hekim olmak üzere hastanın tedavi tercihleri sorgulanmış ve kişisel kanaatlere fütursuzca devam edilmiştir” denilmektedir.

İstanbul Tabip Odası’nın başvurusunda, hastanın hatalı hekim uygulamalarına ilişkin olarak yargıya ve meslek kuruluşlarına şikâyet hakkının bulunduğu, hatalı uygulamanın ortaya konulabilmesi durumunda cezai, hukuki ve mesleki yaptırımların söz konusu olabileceği hatırlatılmış ve Reha Muhtar tarafından kendi örgütlerine böyle bir başvurunun yapılmamış olduğu da belirtilmiştir.

Başvuruda, ayrıca, “Toplumsal bellek oluşturmada önemli rol oynayan medya mensuplarının kişisel deneyim ve kanaatleriyle yazılan kimi makaleler ve yapılan haberlerin hekimlik mesleğini itibarsızlaştırdığını ve hatta hekimleri hedef tahtası haline getirdiğini bu üzücü vesileyle bir kez daha hatırlatmak istiyoruz” denilmektedir.

Türk Tabipleri Birliği tarafından Basın Konseyine 20 Kasım 2012 tarihinde ulaşan 16 Kasım 2012 tarihli başvuru ile ise, Reha Muhtar’ın aynı yazılarının Dr. Fahir Özer’in kişilik haklarına ağır saldırı niteliğinde olduğu, aynı zamanda bir hasta olan Semra Erkanlı’nın mahremiyetini de ihlâl ettiği ifade edilmiştir. Başvuruda, yazılar “tıbbi ve bilimsel gerçekler üzerine oturtulması güç” olarak tanımlanmıştır.

2. Türk Tabipleri Birliği’nin başvurusunda da, İstanbul Tabip Odası gibi, hatalı uygulamaya maruz kaldığını düşünen hastaların adli ve mesleki mercilere başvurmalarının mümkün olduğu, hekimlere yönelik şiddetin arttığı bugünlerde basın mensuplarının bu gibi yazılarında bu durumu gözetmesi ve özen göstermesinin beklendiği ifade edilmiş, “Reha Muhtar’ın şiddeti körükleyen ve saldırgan bir üslupla kaleme aldığı yazılarında kullandığı dilin hekimlerin onurunu zedelediği” belirtilmiştir.

Tüm bu nedenlerle, bu tür yazıların hekimlere yönelik şiddete katkı sunacağı ve hekim-hasta arasındaki güven ilişkisini ortadan kaldıracağı bu nedenle de bu tür yazılara hassasiyetle yaklaşılması gerektiği ifade edilmiştir.

 

ŞİKÂYET EDİLENLERİN YANITI: Şikâyete ilişkin Basın Konseyi Genel Sekreterliği tarafından 20 Kasım 2012 tarihinde yazılan yazının Şikâyet Edilen Reha Muhtar’a ulaştığına ilişkin teyit 21 Kasım 2012 tarihinde alınmıştır. Aynı yazıda 27 Kasım 2012 tarihine kadar başvuruya ilişkin değerlendirmelerin bildirilebileceği söylenmişse de Şikâyet Edilen tarafından herhangi bir cevap verilmemiştir.

 

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR: Şikâyetçiler tarafından Basın Konseyine gönderilen 27 Kasım 2012 tarihli mektuplar ile uzlaşma konusunda herhangi bir talep ileri sürülmemiştir.

 

GENEL SEKRETERLİK GÖRÜŞÜ: Genel Sekreterlik tarafından Yüksek Kurula sunulan görüş uyarınca, Reha Muhtar hakkında uyarma kararı verilmesi istenilmiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

Basın Konseyi Yüksek Kurulu tarafından yapılan değerlendirmenin konusu, Şikâyet Edilen Reha Muhtar’ın Vatan Gazetesi’ndeki köşesinde, 9 Kasım 2012 ve 11 Kasım 2012 tarihlerinde yazdığı iki yazıdır.

9 Kasım 2012 tarihli yazı şu şekildedir:

Ameliyatımı yanlış yapan doktor maceraları

Bir hastanenin VIP hastalardan sorumlu, çok tanınmış kadın müdiresi, çok önemli bir ameliyatını başka bir hastanede yaparsa “niye” demez misiniz?..
Dersiniz elbette…

Amerikan Hastanesi’nde VIP hastalardan sorumlu Semra Hanım isimli gün görmüş, çok halim selim bir hanımefendi vardı… 

Geçen gün onun tıpkı benim gibi bir bel ameliyatı geçirdiğini, öğrendim…
Kendisini arama fırsatı bulamadım, fakat öğrendiğime göre, Semra Hanım yıllardır gururla görev yaptığı Amerikan Hastanesi’nde bel ameliyatını olmamış…
Bir başka hastaneye gitmek zorunda kalmış…
Çünkü Semra Hanım’ın ameliyat olacağı doktor Amerikan Hastanesi’ne gelmiyormuş…

***

Peki koskoca VIP Müşteri İlişkileri Müdürü hanımefendi niye kendi hastanesinin doktoruna belini ve kendini emanet etmedi dersiniz?.. 

Acaba o hastanede ilgili serviste görev yapan Fahir Özer isimli bir profesörle ilgili mi bu durum?.. 

Yaklaşık on yıl önce, belimdeki şiddetli ağrılardan dolayı, doğduğum hastane olan Amerikan Hastanesi’ne gitmiştim…

Fahir Özer isimli doktor beni muayene etmiş ve ameliyatıma karar vermişti…
Ameliyattan çıktığımda belimde bir komplikasyon kalması ihtimalinin binde 2 olduğunu söylemişti aynı doktor bana…

***

Tam bir yıl sonra belimde, tam olarak aynı yerde nüksetti aynı sorun…
MR çektirmeye gidip, sonuçlarını doktora gösterdiğimde bana hiç sıkılmadan şöyle söylemişti:

-“Bir daha ameliyat etmemiz gerekecek…” 

Kadavra olacak başka bir kobay bulmasını temenni ederek ayrılmıştım yanından…
Sonraları aynı doktordan “sakat kalan” birçok hastayla karşılaştım…
İnanılmaz bir şeydi… 

Aynı doktor bana tesadüf eden bir sürü kişiye başarısız ameliyat yapmıştı…

***

Fakat ilginç bir şekilde, bu doktor Amerikan Hastanesi’nde ne hikmet-i ilahi ise, özel olarak korunuyor, hiç kimse bunca şikayete rağmen en ufak bir girişimde bulunmuyordu…

En sonunda geçtiğimiz günlerde Amerikan Hastanesi’nin 20-25 yıldır en önemli müşteri hizmetleri görevlerinden birinin başında bulunan bir hanımefendinin Profesör Doktor Fahir Özer’e kendi bel ameliyatı için gitmeyi reddettiğini ve başka bir hastanede başka bir doktora kendini emanet ettiğini öğrendim…

Bana bunu anlatanlar; “Sakın yazma bu olayı… Doktor Fahir’e bir şey olmaz… Semra Hanım işinden olur…” dediler…

“Olmaz” dedim… 

Dedim ama, doğrusu merakla bekliyorum ben de ne olacak diye…”

11 Kasım 2012 tarihli yazı ise aynen şu şekildedir:

“Amerikan Hastanesi’nin VIP Müşteri Hizmetleri Müdiresi Semra Hanım’ın (Erkanlı), birkaç yıldır ayağı çekiyor, belindeki ağrıdan dolayı yürüyemiyordu…
Ameliyat olmaya karar verdi nihayet…

Ben de ayağımın çekmesi, şiddetli bel ağrıları nedeniyle ameliyat olmaya karar vermiştim…
Ancak benim Semra Hanım’dan bir farkım vardı… Ben hayatımda olduğum tek ameliyat için, onun çalıştığı, ancak onun ameliyat olmadığı hastaneyi seçtim…
Amerikan Hastanesi’ni…

Neden Amerikan Hastanesi’ni seçtim?..

Çünkü ben “hayatın ve kurumların enerjisine inanırım…”
Düşündüm…

Amerikan Hastanesi benim doğduğum hastaneydi…

Yani bana “hayat veren hastane…”

Zor bir ameliyata giriyordum…

Kendimi bizzat hayata ‘Merhaba’ dediğim hastanede narkoz yiyip ameliyata girerken güvende hissedecektim…

Sırf bu nedenle bu hastaneyi seçtim…

Doktoru değil, hastaneyi seçtim…

O sırada bende sabah programı yapan Dr Kadri Özen isimli arkadaşım, “Abi” dedi “Madem Amerikan’ı istiyorsun… Orada nöroşirurjide Fahir Özer var… Ona söyleyelim… Ameliyatı o yapar…”

***

Böylece bel ameliyatı oldum…

Birkaç gün önce olayı “gizlice paylaştığım” Sezen Aksu, “Sakın” demişti, “Sakın doktorların ameliyat lafına güvenip ameliyat masasına yatma… Yapma bu hatayı…”
İçimden, “Bizim kız, hep duygusaldır böyle… Doktor ameliyat şart diyorsa bir bildiği vardır…” dedim ve onu dinlemedim…
Doktoruma o kadar çok güveniyordum, Cumartesi sabah olduğum bel ameliyatını el kamerasıyla çekip, tüm görüntülerini Pazartesi gecesi SHOW TV ana haber bülteninde yayınladım…

Bütün Türkiye’ye “Siz de kırıkçıdan çıkıkçıdan ziyade, doktora danışın, onlara kendinizi teslim edin” diyerek…

Ana haber bülteninde yayınlanan ameliyathane görüntüleri büyük olay oldu, bütün Türkiye’de müthiş bir etki yarattı…

Yüzlerce telefon aldım, “Bel sorunu yaşayan vatandaşlardan…”
“Derdimize çare” diyorlardı, “Biz size güveniriz…”
Dilim döndüğünce yardımcı olmaya çalıştım…
Hepsini doktorlara yönlendirdim…

***

Gel zaman git zaman tam bir yıl sonra, bana yapılan ameliyatın başarısız olduğu ortaya çıktı…

Aynı yerden aynı şekilde nüksetti…

Fahir Özer isimli doktor MR’a baktı, “Yeniden ameliyat yapacağız” dedi…

Şaka gibiydi, beni kadavra sanıyordu…

Yürüdüm, çıktım ve gittim…

Fakat bel sorunumda “Ameliyatın zorunlu olduğu” konusunda doktorun gazına gelip Türkiye’yi yanlış yönlendirdiğime inanıyordum… Üzüntülüydüm…
Birkaç kere yazdım…

Ne beni yaptığı ameliyatla “sakat bırakan” doktora bugüne kadar bir tazminat davası açtım, ne Amerikan Hastanesi’ne…

***

Tam tersine olayı hiç kişiselleştirmedim, yine kendi paramla çocuklarımın doğumunu da Amerikan Hastanesi’nde yaptım…
Babam zor günlerde beyin kanaması geçirdi…

Onu da Amerikan Hastanesi’ne yatırdım…

Çocuklarımın annesi kanser ameliyatı geçirdi…

O ameliyatı da Amerikan Hastanesi’nde yaptırdım…

Hastanenin VIP Müşteri Hizmetleri Müdürü Semra Hanım, “belindeki problemden dolayı yaptırdığı ameliyatı kendi en üst düzeyde görevli olduğu Amerikan Hastanesi yerine, ismini reklam olsun diye vermek istemediğim bir başka hastanede yaptırdı…”

Semra Hanım’ın kendisi gibi sevdiği hastanesindeki doktorlara ameliyatı yaptırmayıp, bir başka hastanenin doktoruna yaptırmış olmasının nedenini “benim de ameliyatımı yapan Fahri Özer’e güvenmemesi” olarak niteledim ve öyle yazdım…

***

Benim yazıma Semra Hanım’dan mail yoluyla zehir zemberek bir cevap geldi…

O zehir zemberek cevabı aynen yayınlıyorum…

Sonra Semra Hanım’a benim “zehir zemberek” cevaplarım olacak…

Önce Semra Hanım’ın mailini kişilik haklarına duyduğum saygının doğal sonucu olarak kelimesine dokunmadan yayınlıyorum…


SEMRA HANIM’IN MEKTUBU…

Sayın Reha Muhtar,

9 Kasım 2012 tarihli Vatan Gazetesi’nde şahsımla ilgili yazınızı esefle okudum. Kişilik haklarıma, hem de yanlış bir şekilde, yapılmış atfınızı şiddetle kınıyorum.
Uzun yıllardır sorun yaşadığım kalça bölgemde yapılan ameliyatımı, yine çok uzun yıllardır tanıdığım bir hekime yaptırmamdan doğal bir durum yoktur. Söz konusu rahatsızlığımın, sizin de kabul ettiğiniz şekilde, hiçbir şekilde bana sorulmadan, görüşüm alınmadan, daha önceden yaşamış olduğunuz kötü bir tecrübeniz ile ilişkilendirerek gazetenizde köşe yazısı konusu olması dehşet vericidir. Nasıl bir amaç ve fikir doğrultusunda, bana sorma zahmetine dahi katlanmadan, yıllardır tanıdığım ve güvendiğim bir hekime ve yıllardır çalıştığım Kuruma güvensizlik olarak yorumlayabilirsiniz anlamam mümkün değil.

Yazınızda adı geçen hekim, sorunumun muhatabı değildir. Kendisi sinir cerrahisi konusunda uzmandır. Benim sorunum ortopedik olup sinir cerrahisi ile ilgisi yoktur. Yine ayrıca yıllardır gurur ve şevkle çalışmakta olduğum Kurumun da, yine aynı şekilde, hiçbir şekilde doğruluk payı içermeyen iddialarınızla ilişkilendirilmesi de haksız olup, doğru gazetecilik ilkelerine aykırıdır.
Tamamıyla kişilik haklarımı, hasta mahremiyetini çiğneyen yazınızı tekzip eder, en kısa zamanda hatanızı düzeltmenizi rica ederim.
Semra Erkanlı

SEMRA HANIM’A SÖYLEYECEKLERİM…

Sevgili Semra Hanım; Siz söylemiyorsunuz ben söyleyeyim…

Doktor Remzi Tözün’e ameliyat oldunuz…

Beni sakat bırakan ameliyatı yapan Fahir Özer’in sinir hastalıkları mütehassısı olduğunu, sizin ise ortopedik bir sorununuz olduğunu aktarıyorsunuz…
Kusura bakmayın ama bu söylediğiniz “yalan değilse, çok yanlış bir beyandır…”

Sizin sorununuz bir bel ve kalça sorunudur…

Doktorların büyük çoğunluğu hiç tartışmasız, sizin sorununuzun iki tür ameliyat yolunun olduğunu söylerler…

Birincisi benim ameliyatımı yapan hastaneniz doktorlarından Fahir Özer’in yaptığı bel ameliyatı…

İkincisi ise “Kalçaya protez takılan” ameliyat…

***

Siz “bel ameliyatını değil, kalça protezi ameliyatını seçiyorsunuz…”
Neden hiç bel ameliyatı opsiyonunu değerlendirmiyorsunuz acaba?..
Hastanenizde bel ameliyatını yapan bizim Fahir Özer var…
Niye Türkiye’nin en kalburüstü insanlarına hizmet verdiğiniz kendi hastanenizin doktoruna en azından bir görünmüyorsunuz?..

Bu güvensizliğinizin ya da isteksizliğinizin altında ne yatıyor acaba?..
Mesele Semra Hanım’cığım;

Sizin kendi hastanenizde mi, yoksa başka bir hastanede mi ameliyat yaptırmanız değil?..

Bu beni ilgilendirmez, ben hastanenin genel müdürü değilim…
Sizin durumunuz Almanya’daki Mercedes fabrikasının genel müdürünün BMW marka arabayla gezmesine benziyor…

Bu işin halkla ilişkiler yönü… 

***

Fakat işin halkı ilgilendiren bir yönü var;

Belli ki sorununuzun bel ameliyatı yoluyla çözümünü kendiniz için emniyetli bulmuyorsunuz…

Ancak sizin protezle geçiştirdiğiniz yöntem yerine, hastanenizin Fahir Özer isimli doktoru ‘Bu durumlarda bizim yaptığımız bel ameliyatı şarttır’ diyor…

Doktor Eser Alptekin önceki gün beni aradı;

-”Ellerine sağlık ne kadar doğru yazmışsın… Bel ameliyatları yüzde bir iki vakalarda zorunlu… Onun dışında ameliyat yapmaması lazım meslektaşların… Ama öyle yapmıyorlar…” dedi…

BEL AMELİYATLARINDA YAPILAN YANLIŞLAR…

Gelelim “beni sakat bırakan ameliyattan sonra bana gazetecilik ilkeleriyle ilgili verdiğiniz diskura…”

Semra Hanım’cığım,

Gazetecilik değil, insanlık görevini yerine getirseydim, görev yaptığınız hastaneden ve birlikte çalıştığınız doktordan tahminler ötesi bir tazminat alırdım…

Ne ki ben bunların hiçbirini yapmaya tenezzül etmedim…

Fakat insan sağlığı önemli…

Bel sorunu yüzünden on binlerce insan sakat kalıyor…

Ben bugün, hastanenizde olduğum o doktorun yaptığı ameliyat sonucu “hiç yürüyemez halde sakat kalmış olabilirdim…” 

Nitekim o ameliyattan sadece bir yıl sonra doktor Azmi Hamzaoğlu bana “sakat kalacaksın” dedi…

Ben bugün tamamen sakat kalmış olarak bu yazıyı yazıyor olabilirdim ve bunun müsebbibi ben değildim…

Yaşayan insana kadavra muamelesi yapılmaz…

Kendinizin güvenip de tercih etmediği bir ameliyat…

Ben yaptırdım ve sakat kalma tehlikesiyle başbaşa kaldım…

Kimse sakat kalmasın diye de elimden geleni yapıyorum…

Yerinizde olsam, şansımı daha fazla zorlamazdım…”

Şikâyet Edilen Yazar, yazılarında özetle, on yıl kadar önce geçirmiş olduğu ve kendi ifadesiyle sakat kalma tehlikesi yaratan Amerikan Hastanesi’nde olduğu bir ameliyat ile adı geçen hastanenin yöneticilerinden Semra Erkanlı’nın, buna benzer bir ameliyat için başka bir hastanenin doktorunu tercih etmiş olmasını konu etmektedir. Yazar bu yazılar ile on yıl önceki ameliyata ilişkin bilgi vererek, o ameliyatı yapan doktoru da birçok başarısız ameliyat yapmakla suçlamaktadır. Buna dayanaklarından biri de Semra Erkanlı’nın dahi çalıştığı hastanenin doktoruna “güvenmeyerek” başka bir hastanede ameliyat olmasıdır.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

1. Şikâyet Edilen Yazar, kendisini on yıl önce ameliyat eden ve yaptığı ameliyatın başarısız olduğuna inandığı bir doktorun çalıştığı hastanede görev yapan bir yöneticinin, başka bir doktor tarafından başka bir hastanede ameliyat edilmesinden hareketle, adı geçen doktorun birçok başarısız ameliyat yaptığı ve kendi hastanesinde çalışanların dahi ona güvenmediği sonucuna varmaktadır.

Basın Meslek İlkeleri’nin 5. Maddesine göre “kişilerin özel yaşamı kamu çıkarının gerektirdiği durumlar dışında yayın konusu olamaz”. Bir doktorun birçok farklı hastaya yönelik tıbbi müdahalede bulunduğu düşünüldüğünde, o doktorun sürekli olarak tıbbi hatalar yaptığına ilişkin bilgilerin haber değeri olduğu şüphesizdir. Ne var ki, bu gibi hallerde dahi hastanın kimliği, açık rızası olmadıkça ortaya konulmamalıdır.

Öte yandan, somut olayda, yazıya konu doktorun yazının diğer öznesi olan Semra Erkanlı’ya yönelik bir müdahalesi dahi bulunmamaktadır. Semra Erkanlı her hastanın sahip olduğu, kendini tedavi edecek doktoru seçme hakkını kullanmıştır. Hal böyle iken, kişinin özel yaşamının bir parçası olan söz konusu hakkından yararlanmasının, Şikâyet Edilen tarafından kendi ameliyatını hatalı yaptığına inandığı doktorun yetersizliğine dayanak göstermesi ve Semra Erkanlı’nın kimliğinin de ifşa edilmesi Basın Meslek İlkelerinin 5. Maddesinin ihlâli niteliğinde olduğuna oybirliği ile karar verilmiştir.

2. Yüksek Kurul, ayrıca, Yazar’ın yazılarına konu olan meseleye ilişkin, yazıya konu taraflarla önceden görüşerek gerekli araştırmayı yapmadığı, gene yazıda bahsedilen tıbbi konulara ilişkin yeterli bilimsel görüş almadan sonuca vardığı kanaatine ulaşmıştır.

Basın Meslek İlkeleri’nin 6. Maddesi, “soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindedir.

Şikâyet Edilen’in tıbbi bir meselede somut bir olayı ortaya koyarken ve buna ilişkin haber yaparken yeterli araştırma yapmaksızın, kişisel fikir ve kanaatlerine dayanmış olmasının Basın Meslek İlkelerinin 6. Maddesinin ihlâli niteliğinde olduğuna oyçokluğu ile karar verilmiştir.

SONUÇ:

Yukarıda açıklanan gerekçelerle, Şikâyet Edilen Vatan Gazetesi Yazarı Reha Muhtar’ın, Basın Meslek İlkelerinin 5 ve 6. maddelerini ihlâl ettiği kabul edilerek, UYARILMASINA oyçokluğu ile karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2012/ 38)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

Basın Konseyi Vatan Gazetesi Yazarı Reha Muhtar’ın Uyarılmasına Karar Verdi.

Yazı dolaşımı


Feedback