24 TEMMUZ. BASINDA SANSÜRÜN KALDIRILIŞININ 104. YILINDA

 

Basın Konseyi Silivri ceza ve tutukevindeki gazetecileri ziyaret etti:

24 Temmuz, basından sansürün kaldırılışının 104. yılında tutuklu gazetecilerin

feryatlarını duymak lazım:

 

 

–Cezaevinde tutuklu kalan 9 gazeteci,

Mustafa Balbay— Barış Pehlivan— Doğu Perinçek—

Soner Yalçın—Ergün Poyraz—Barış Terkoğlu—

Mehmet Perinçek—Tuncay Özkan—Yalçın Küçük’ü

Ziyaret eden Basın Konseyi Yüksek Kurul üyeleri:

Başkan Orhan Birgit-  Üyeler  Pınar Türenç- Turgut Kazan- Tufan Türenç-

Erdal Güven-  Yalçın  Büyükdağlı

Oldular…

 

 

“Görüşme sırası’’na  göre  konuştuğumuz gazeteci-yazar arkadaşlarımızın  bize aktardıklarından özetler şöyle:

 

1)   -MUSTAFA BALBAY:

 

(1240 gündür tutuklu)

 

–Hepimizin basın bayramı, sansürün kaldırılışının 104. yılı kutlu olsun. Ancak Türkiye’de çok kötü bir plan uygulanmak isteniyor.

– Ziyaretiniz bizi çok mutlu etti. Burada şöyle diyorlar; Bir ziyaret, yarım tahliye demektir. Sağolun..

-3. yargı paketi çıkarıldı, Ona da bambaşka unsurlar eklenmiş. Arkasından 4. paket geliyor. Onun da bir katkısı olacağını beklemiyorum.

-Karamsar değilim ama yaşananlar bunlar.

– 41 aydır içerde tutukluyum.

– Medya ne yapabilir ki.. Medya da tehdit altında

– Sansür yapılacak ortam bile bırakılmadı. Bir sansürlük basın bile kalmadı.

– AKP’nin kadın-gençlik kollarına bir de medya kolları eklendi. Bu şaka değil.

– Sansür tüm yollara uygulanıyor. Sadece medyaya değil. Herkesin susması, susturulması

için kullanılıyor.

–          Mahkemelerde yaşananlar komedi. Bir hafta, Ecevit neden, nasıl öldü sorusu soruluyor.  Arkasından gelen haftada ergenekonla bağlantın var mı diye soruyorlar.  Kel alaka konularla haftalar, aylar geçiyor. Böyle dava olur mu?

–          Bu yargılamalar karmakarışık bir hal aldı. 18. iddianame tamamlandı. 19, 20 sırada.   7 bin sayfa, 5 milyon sayfa oldu. Kim bunun altından kalkabilir ki..

–          Kitap okuyarak, yazarak ayakta kalıyoruz.

–          -AİHM’e başvuruyorsunuz, sizden önce kafes eylem planı, Zir vadisi davaları, lav silahları gibi karmakarışık dosyalarını topluca oraya gönderiyorlar. Aihm’in de kafasını karıştırmayı planlıyorlar.

–          Akp’nin Avrupa’ya, ‘CHP teröristleri milletvekili yaptı’’ diye bir çalışması var. Bunu temizlemek bile zaman alıyor. Yine de ben iyimserim.

–          BEKLENTİM DÜŞÜK. MORALİM YÜKSEK.

–          AMA TÜRKİYE’DE, KARAMSAR BİR UMUT VAR.

–          Yeni kitap yazıyorum. Yakında göreceksiniz.

–          Ailem ziyaretime geliyor. Oğlum Deniz ayda bir kez gelebiliyor. Benim çalışmak için  bu binada yaşadığımı zannediyor. Öyle anlatmışlar.  8 aylıktı ayrıldığımızda şimdi 2.5 yaşında. Parkta babalarıyla oynayan çocukları pataklamak istiyormuş.  Değişik duygular içinde..

–          Dışarı çıkınca İzmir’e gideceğim. Biz Pınar ile İzmir’de gazetecilik yaptık. Bizim zamanımızda adı Efes oteliydi. Şimdi Swiss otel olmuş. Onun yeşil bahçesinde oturmak isterim yine. Çok mu değişmiş acaba?

–          Kaldığım hücre ne kadar mı? ( kollarını  iki yana açtı iki yana esneyerek , sallanarak boyutunu uzatmaya çalıştı) işe bu kadar..  Ya yürüdüğümüz avlu.. Bir kenarı 5 adım, diğer kenarı 14 adım. Alın size yürüyüş parkuru…

 

 

2)   BARIŞ PEHLİVAN

 

 

( 18 aydır tutuklu)

 

-Basın bayramımız kutlu olsun.

–          14 ŞUBAT 2011 den beri tutukluyum. 18 ay oldu.

–          Balbay ile o küçük hücrede tutuluyoruz.  Okuyup yazmakla geçiyor  günlerimiz. İnternet yok. Avukatlarımız  önemli olayların çıktılarını getiriyorlar.görüyoruz.

–          19 gazete, dergi alıp okuyabiliyoruz .

–          Pınar abla, hatırlıyor musun, Demirel’in Brezilya  gezindeki uçak kazasını CNN deki belgesele anlatmıştın , o ORADAYDIM  belgeselini  ben çekmiştim.

–          Burada kültürel sorun yok.Yazıp çiziyoruz. Ancak  yazmak işkence. Çünkü bilgisayar kullanılamıyor. Elle yazıyoruz. Parmaklarımız nasır tuttu.

–          Hücreye konulduğumda 18 aylık evliydim. 27 yaşımdaydım. Şimdi 29’a bastım. Eşimden ayrı kaldım.

–          Hücrede bulaşıkları ben yıkıyorum.Balbay yemek yapıyor.

–          Semaverde çay yapıyoruz, onun buharında da yemek ısıtıyoruz.

–          Makarnaları yağdan arındırmak için önce  yıkıyoruz, semaver buharında ısıtıyoruz. Yemekler Çok ağır salçalı, yağlı çünkü.

–          Cuma günleri kantine fiş dolduruyoruz,liste veriyoruz.. Yoğurt,lavaş ekmeği taze nane haşlanmış yumurta gibi yiyecekler alıyoruz. Haftaiçi yiyoruz.

–          Ağırlaşturılmış müebbet suçu diyorlar..bekliyoruz.

–          3. paket de umutsuzluk yarattı. Bilgisayarlara atılan virüsleri inceletmek için çırpınıyoruz. Boğaziçi, Yıldız, ODTÜ den gelen raporları kabul etmiyorlar. Tübitak’dan gelenlere inanacaklarmış. 6 aydır rapor bekliyoruz.

–          ————————————————–

 

 

3)   DOĞU PERİNÇEK

 

 

 

(1587 gündür tutuklu)

 

 

—- BASIN BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. (Gülerek)

-Şunu bilmekte  yarar var : Cumhuriyeti yıkmak,Türkiye’yi bölmek ve kesinlikle Atatürk’ü yok etmek  üzerine hazırlanmış bir çalışma bu.

-herkesin Türkiye’ye”sahip çıkmak ve TC bütünlüğünü sağlamak  görevidir.

-Cumhuriyet,bence tüm kurumlarıyla yıkıldı da, yeniden kurabilirz..

-Bu davalarda hiç suçlu yok. Birinde var, birinde yok demek, davaları iyi bilenler için söylüyorum, aksini iddia etmek ahlaksızlıktır.

-Türk ordusu savaş yeteneğini  yitirdi.Bunu tarih yazacak.

-Yine de tüm bu karanlıktan yeni aydınlıklar çıkacaktır.

-Türk ordusu da kendini yenilecektir.

-Ben burada yatırılan en eski sarı basın kartı sahibiyim.

-Sonbahardan itibaren Türkiye derin bir krize girecek. Sınır komşularıyla büyük sıkıntıları var.

Türkiye’nin büyük bir hamle yapması gerek.  ABD çok önemli.

 

-Tüm bunlar için yeni bir iradeye, halkçı bir hükümete ihtiyaç olduğu kesin..

–Hücrem çok küçük. 4 metre kare.

 

4)   SONER YALÇIN

 

 

–          Basın bayramı.. (güldü..) evet bugün  24 temmuz.. sansürün kaldırılışının yıldönümü amma..

 

–          BAŞBAKAN, özel yetkili mahkemelere güvenmiyorum dedi. Başbakanın bile güvenmediği özel yetkili mahkemelere ben neden ,nasıl güveneyim..

–          Dışarısı çok VAHŞİ. Ben de çok KORUNAKSIZMIŞIM. Onu anladım.

–          134 sayfalık iddianame var. Bunun içinde 361 defa haberim geçiyor. 280 yerde kitap ve yazılarım, 53 köşe yazım, 26 röportajım, 5 makalemden bahseden sözcük var. İddianamenin hiçbir yerinde silah,bomba,eylem  kelimeleri bile geçmezken, niyet bile okunmazken, 111 defa FethullaH GÜLEN adı geçiyor. Bu önemli..Dvaya konu olan nasıl bir terörmüş…..anlamak imkansız..

–          Beni Öcalan’cı yaptılar. Hücremde  yanımda kalan ise, bir Güneydoğu gazisi..Şaka gibi değil mi.. O, yıllarca  PKK ile mücadele etmiş bir gazi.. Ben gazeteci..hem de Öcalancıymışım..( güldü)

–          Burada TUTSAK olduğumu düşünüyorum.  Tutuklu değil, tutsağım..

–          Dışarıdaki arkadaşlarımızın, gazetecilerin daha farklı çalışmaları gerekmiyor mu? Göp, gazeteciler, kurumları üyeleri, STK lar, üniversiteler,milletvekilleri Avrupa’ ya taşımalılar bu davaları, gelişmeleri. Sürekli anlatılmalı.

–          Kendi içimize kapandık.  Dış dünya, etrafımızda ateşler yanıyor. Suriye çok başımızı ağrıtacağa benziyor.

–          Bizi, Ortadoğu bataklığına sapladılar.

–          12 yaşındaki oğlumun yarınından tedirginim.

–          Günde 17 saat su verilmiyor.

–          24 saat aydınlanma lambaları açık, her an iki kamera ile izleniyoruz.

–          Düşünsel değerlere tutkuyla bağlı zihinlere sadece düşmanlık ediliyor.

–          Sahte delillerle hapse atıyorlar. Sessizliğe mahkûm edilişimize son verin!

–          Sesim olun! Kalemim olun!

–          Toprağa, çiçeğe, ağaca ve en dayanılmazı 12 yaşındaki oğlumun kokusuna hasretim…

 

5)   ERGÜN POYRAZ

 

 

– Basın bayramınız kutlu olsun .Ben gazetecilik yapmadım ama yazarlık  işim. Yazmak hayatım.

 

–          Şimdi de Faili meçhul cinayetleri yazıyorum.

–          Uğur Mumcu ‘nun katilini saptadım. Bir eski MİT çi.  Okuyacaksınız yakında.

–          Duruşmalara gitmiyorum. Mahalle dedikodusundan öteye geçmiyor çünkü.

–          Hayatım yazmak, okumakla geçiyor.

–          -En eski tutuklu benim. 5 yılı doldurdum. Daha ne kadar yatacağım kimse bilmiyor.

–          Yazdıklarım birilerini ürküttü. Dokunduk.. ama yazmak benim işim.Devam edeceğim.

–          – Çıkaracaklarını  da zannetmiyorum.

–          Eğer çıkarsak bir gün, yeniden görüşürüz.

 

6)  BARIŞ TERKOĞLU

 

 

 

 

-Basın bayramı, hepimize  kutlu olsun ama bayram mı kaldı ki..

-Tuncay Özkan ile aynı hücrede tutukluyuz.

-Mahkemelerden bir beklentimiz yok artık Sadece akıl ve ruh sağlığını korumaya çalışıyoruz.

– Bizi İNSANSIZLAŞTIRDILAR.  Hiçbir insan göremiyoruz. TAM BİR TECRİT YAŞATIYORLAR. Biz sadece hücrede birbirimizi görebiliyoruz. O da çok olmadı.

-Zihniyetimizi,düşüncelerimizi cezalandırıyorlar.Tabii bedenimizle ruhumuz da cezalanıyor..

-Burada  HAYAT çok acımasız. Birbirimizin sesini duyabilmek için içerden geçen kanalizasyon deliğine eğilip birbirimize sesleniyoruz. Dışkı kokusu içinde birbirimizle konuşmaya çalışıyoruz. Bunu duyan gardiyanlar geliyorlar, susun diye ikaz ediyorlar.

-Yolda bile birbirimizle karşılaştırmıyorlar.

-Bugün size getirilirken, asla birbirimizi görmememiz için, programlandırmışlar. Birimiz açık görüşe gelip, hücresine döndükten sonra, bir başka hücreden bir başkasını alıp sizin yanınıza getiriyorlar. Bu da çok zaman aldı kuşkusuz.Önemli olan, bizim birbirimizi görmememiz, selamlaşmamamız.

-Tek ortak görüşümüz mahkemeler.

-Şu anda 31 yaşımdayım. 2.evlilik  yıldönümümüzü burada kutladık. Ben eşime iki üç bisküviden ufacık bir pasta yaptım. Avuç içi kadar. Ona götürdüm. Birlikte yedik. 2 ağustosta, üçüncü yıldönümümüz olacak. Yine gelecek beni görmeye..

-En çok çiğ yumurtayı özledim. Çünkü kantinden haşlanmış yumurta alma izni var. Oysa yumurtayı kırıp sahanda yemek isterim.

Tuncay Özkan ile kantinden nane alıyoruz. Salata yapıp yiyoruz.yeşile hasretiz. Nane saplarını saatlerce seyrediyoruz. Nane saplarını su şişesine koyup büyütüyoruz. Nane sapları bizim en büyük yeşilliğimiz oluyor.

-Kanalizasyon önünde spor yapıyoruz. Zaten küçücük alanlardayız.

 

7)  MEHMET PERİNÇEK

 

 

Hücrede Prof.Fatih Hilmioğlu ve Yalçın Küçük ile kalıyoruz.

-3. paket de açıldı ama sonuç yok. Bu paketler, toplumun gazını almak için hazırlanıyor. Bir faydası yok. Aldatmaca..

-Şimdi 4. yargı paketini bekliyoruz. Godot’yu bekler gibi..

-Avrupa uyutuluyor.,Asker de.. İlker Başbuğ, hücresinden dışarıya adım atmıyor.

 

 

– Buraya giren çıkamıyor. Çıkış yok.. Mücadele olmadan da çıkılacağını düşünmüyorum.

-Bence STK lar,Baro heyetleri, gazeteciler kurumlarıyla toplumsal muhalefeti yapmalılar.

– Mahkeme heyetlerinin dikkati çekilmeli. Herkes her istediğini  yapamamalı.

 

8)  TUNCAY ÖZKAN

 

 

(1400 gündür tutuklu)

 

Tek takım elbise giyen oydu. Diğerleri  spor giyinmişlerdi. Ya da gömlek pantolon..

 

Koşarak, gülerek geldi açık görüş salonuna. Hepimize sarıldı. Zayıflamıştı. Bembeyazdı saçları..

 

-Basın bayramımız  kutlu olsun.Ama Türkiye’de olanlara çok üzülüyorum. Bazen de kendime kızıyorum. Neden  şunları şunları yapmadın diye..

-Türkiye’de eğitimin bu kadar kötü olmasını kabul edemiyorum. Sınavlarda matematik b

bilmeyen, sıfır çeken çocuklara çok üzülüyorum. Deli oluyorum. Cahillik nereye kadar gidebilir ki?

-Arkadaşlarımızla görüşemiyoruz.

-Hızla davalar gidiyor biryerlere. 19 dava birleştiriliyor.  Bu süreç, bir çıkmaz sokak..

Yargı, hukuk varmış gibi davranıyor.

-Bunlar tamamen medyaya dönük hukuk operasyonları.. içinden çıkılmaz..

—Hücrelerde yaşam çok zor. Uzun zaman sonra, tek kalmaktan kurtuldum. Barış geldi yanıma.  Onunla konuşuyoruz hiç olmazsa.  Birlikte yemek yapıyoruz.  Yemekleri ben hazırlıyorum.

-Burada beton ve demirden başka bir şey göremezsiniz. Toprak, gökyüzü, yeşil özlemi çok büyük. Yeşili görebilmek için, nane saplarını suda bekletiyoruz, büyüsünler diye. Kanalizasyonda da yeşeriyorlar.

-417 gün tek başıma tecrit edildim. Bu süreçte yaşadıklarım bende neler bıraktı bilemiyorum.

-Hiç insan”sesi duymadım.

-Aylar sonra ,ilk insan sesi duyduğumda, ağladım…

-Bir gün gelincik geçti elime. Sakladım onu. Bir süre yaşattım. O da öldü..

-Basın kuruluşları, STK lar, çalışma grupları oluşturmalı. İddiaları araştırmalılar.

-Bu davaları sonsuza dek uzatmak istiyorlar.

-Mesela hukuk  kurultayları olamaz mı? Tartışılsın, araştırılsın, konuşulsun her şey..

-Aslında dışarıdakilerin haline ağlamak  lazım. Onlar için de hukuk yok. Bizi bırakın.. dışarıdakiler daha önemli.

-Bizi merak etmeyin. Biz iyiyiz. Önemli olan dışarıdakilerin iyi olması.

 

9) YALÇIN KÜÇÜK

 

Kırmızı tişört, kırmızı kaşkol, kırmızı  montu ,  ve kolunun altındaki dosyalarıyla neşeyle geldi

açık görüşe. Hepimizle şakalaştı, eski günleri yadetti.

-dosyaları göstererek konuştu:

 

-Avukatım geldi onunla konuşuyordum. Geciktim biraz.Avukatım aynı zamanda eşimdir.

-Çok mutluyum bugün.

-En iyi tutuklu seçilmişim gardiyanlar arasında.

-Sabah 6.5 da uyanıyorum. Derleyip topluyorum etrafı. Bulaşıkları yıkıyor temizliyorum.

-Ben işkenceye dayanıklıyımdır.

-Bunlar ağlamayanı severler.  Sesini gereken yerde yükselteceksin. Sessiz de kalmayacaksın.

Bunların siyasi dava olduğunu herkes  biliyor. Suç yok, dava var. Davalar da devam ediyor.

Hepsi bu…

-Fatih Hilmioğlu hoca ile kalıyoruz. Bir gün ona anlat yaptıklarını dedim. Anlattı. Eh kardeşim, öyle güzel”,başarılı işler yapmışsın ki,  içeri konulman için yetmiş. Ama ne başarılı işler. Tam üniversite hocalarına uygun. Ama onun hücreye konulmasını engellememiş.

 

 

—BİZ İYİYİZ BURADA. MERAK ETMEYİN BİZİ…

SONUÇ:

 

-Bu konuşmaların sonucunda, mesleki yaşamları   sadece FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜYLE kesişen bu değerli kalem sahiplerinin, arkadaşlarımızın, gerçekten birer   TUTSAKmış gibi
Silivri’de çırpındıklarına bir kez daha tanık olduk.  Ömürlerinin en kıymetli yıllarını, zindanda demir ve beton yığını arasında geçiren bu gazeteci-yazarlar için sadece ulusal değil, uluslararası  boyutta nelerin yapılması gerektiğini bir daha düşünmenin ve İVEDİ olarak hareket etmenin önemini,  siz kıymetli Yüksek Kurul üyelerinin dikkatine sunmak üzere,
bu raporu kalem aldık.

Saygılarımızla

Pınar Türenç
Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi

“Bir Ziyaret, Yarım Tahliye Demektir. Sağolun’’

Yazı dolaşımı


Feedback