, ,

DOĞAN HEPER’i, ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE ANDIK

DOĞAN HEPER’i, ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE TÖRENLE ANDIK

Basın Konseyi kurucu ve daimi üyesi, uzun yıllar ikinci başkanlık görevini yürüten değerli meslek büyüğümüz Doğan Heper, vefatının birinci yıldönümünde Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki kabri başında düzenlenen törenle anıldı.
Doğan Heper’in eşi ve aile fertleriyle, uzun yıllar Genel Yayın Yönetmeni ve yazar olarak görev yaptığı Milliyet gazetesi yöneticileri, mesai arkadaşları ve çok sayıda basın mensubunun katıldığı tören, saat 11.00’de başladı. Birlikte çalıştığı meslektaşları, Doğan Heper’in muhabirlikten sayfa sekreterliğine, yazı işleri müdürlüğünden yayın yönetmenliğine, murahhas üyelikten icra kurulu başkanlığına kadar Türk basınına yaptığı başarılı hizmetleri anlattı. Tören, bir yıl önce yitirdiğimiz Doğan Heper için okunan dualarla sona erdi.

, ,

BASIN KONSEYİ 31 YAŞINDA

BASIN KONSEYİ 31 YAŞINDA

Basın Konseyi Başkanı Türenç: Artık tutuklu gazeteciler özgür bırakılmalıdır

Basın Konseyi 31’inci kuruluş yıldönümünü kutladı. Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç’in ev sahipliğinde Caddebostan Büyük Kulüp’te gerçekleştirilen ve Yüksek Kurul üyeleriyle onur konuklarının hazır bulunduğu gecede, basının içinde bulunduğu durum tüm çarpıcılığı ile ortaya konuldu. Basın Konseyi kuruluş yıldönümü kutlamasına Oya Berberoğlu’nun gözyaşları ve eşi Enis’in mektubu… Cindoruk’un Maltepe cezaevine gönderdiği notu… Cezaevindeki gazetecilerin çırpınışları… Yeni tahliye olan  gazeteci Gökmen Ulu’nun sözleri.… 70 yıllık basın emektarı fotomuhabiri Ara Güler’e ‘Yaşam boyu meslek ödülü’ verilmesi damga vurdu.
Tutuklu gazeteci- milletvekili Enis Berberoğlu’nun gazeteci eşi Oya Berberoğlu, Silivri Cezaevi’nden yeni tahliye edilen gazeteci Gökmen Ulu ve 70 yıllık gazeteci-foto muhabiri Ara Güler, gecenin ‘onur konukları’ ydı.

TÜRENÇ: ”MÜCADELEYE DEVAM”

Gecenin açış konuşmasını yapan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, 1986 yılından bu yana demokrasi, temel haklar, ifade özgürlüğü, basın hürriyeti gibi değerler için mücadele ettiklerini belirterek, ”mücadele etmeye de devam edeceğiz.”dedi.

Basın Konseyi’nin geçtiğimiz yıl sonunda Avrupa Basın Konseyleri üyesi olduğunu da kaydeden Türenç,özetle şunları söyledi:

“Haberleşme Bakanı’nın sözünü kesen robota bile özür diletilen bir dönemden geçiyoruz” T ürkiye’de yaşamak zor, gazeteci olmak ise daha zor olsa da demokratik değerlerin yaşatılması için yılmayacağız.”.

Basın konseyi olarak, çok sayıda tutuklu gazeteciyi cezaevinde ziyaret ettiğini anlatan Pınar Türenç, bu ziyaretlerin notlarını medyaya aktararak seslerinin duyulmasını sağladığını da kaydetti.

“Artık tutuklu gazeteciler özgür bırakılmalıdır” diyen Türenç, Basın Konseyi’nin başından beri tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasını istediğini, bu sağlanıncaya kadar da mücadele edeceklerini belirtirken, “Gazetecilerden terörist çıkartılamayacaktır.Gazetecilikle teröristlik bağdaşmaz. Bağımsız, özgür habercilik asıldır. Yasaklarla gazetecilik yapılamaz” dedi.

ENİS BERBEROĞLU’NUN MEKTUBU

Gecenin onur konuğu olan, Maltepe Cezaevi’nde tutuklu milletvekili Enis Berberoğlu’nun gazeteci eşi Oya Berberoğlu ise,duygularını aktarırken gözyaşlarına hakim olamadı ve eşinin cezaevinden gönderdiği mektubu güçlükle okuyabildi. “Enis’in dışarıdaki meslektaşlarına sevgilerini getirdim. Bu günlerin de aşılacağını iletti hepinize” diyen Oya Beberoğlu, “”Umarım salı günü verilecek karar siyasi değil hukuki olur” dedi.

13 şubat 2018 salı günü karar duruşması yapılacak Enis Berberoğlu da, , cezaevinden Basın Konseyi’ne gönderdiği mektupta şunları söyledi:

“Hep adalet ve özgürlüklerden söz ederiz. Ama yokluğunu en fazla cezaevinde hissederiz ya… İşte o misal, medyada örgütlenme ve özdenetim , buradan bakılınca çok farklı gözüküyor, önemi daha iyi anlaşılıyor. Koğuşuma her gün 15 gazete geliyor. Ama maalesef bu kadar gazete sayesinde bile, daha fazla haber, farklı yorum okumak mümkün olmuyor. Matbaa yerine fotokopi makinesi ile üretilmiş gibi aynı haber, başlık ve yorumu yaymaya çalışanların sayısı giderek artıyor. Buna karşılık, doğru ve dengeli haber-yorum peşinde koşan gazetelerin sayfa sayısı azalıyor, çalışanları eksiliyor, hatta cezaevine düşmeleri kimseyi şaşırtmıyor.

ÖZELEŞTİRİ YAPTI
Medyada bugünlere çok kısa sürede, tek bir patron veya iktidarın baskısıyla gelinmedi kuşkusuz. Bu süreçte ben dahil çok sayıda yöneticinin suçu ve günahı var. Söylemeden geçmeyeyim. Bu örgütlenme ve medyaki özdenetim için kurulan Basın Konseyi ile genç muhabirlik günlerimde tanıştım. Ne yazık ki, tıpkı Gazeteciler Cemiyeti ve sendika gibi Konsey de gerekli ve yeterli desteği bulamadı. Ve bu ağır ihmalin sonuçlarını, emekli bir gazeteci, manşet kurbanı mahkum siyasetçi sıfatıyla fazlasıyla ağır şekilde yaşıyorum. Umarım genç kuşak medya çalışanları geçmiş hatalardan ders çıkarır. Okur, izleyici ve kullanıcılar doğru ve dengeli haber – yorum kaynağına ulaşır. Özgür medya, hak, hukuk ve adalet uğruna verilen her mücadeleye katkımdan emin olmanız dileğiyle, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.”

CİNDORUK’TAN, BERBEROĞLU’NA 4 KELİMELİK MEKTUP

Üzüntü içindeki Oya Berberoğlu’na, duayen  siyasetçi ve Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyesi Hüsamettin Cindoruk’tan destek geldi. Eşi Dilek Cindoruk’la birlikte katıldığı gecede küçük bir not kağıdına el yazısıyla yazdığı 4 kelimelik mektubu, eşi aracılığıyla Enis Berberoğlu’na gönderen Cindoruk, kendisine hapishanede ne yapması gerektiği konusunda tecrübesini aktardı.

27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri darbe sonrasında siyasilerin yargılandığı Yassıada davalarında 18 eski milletvekilinin avukatlığını yapan Hüseyin Cindoruk, Yassıada Mahkemesi’ne hakaretten Balmumcu Sıkıyönetim Tutukevi’ne götürüldüğünü söyledi. Cindoruk, yaptığı kısa konuşmada, o günlere dair anısını şu sözlerle aktardı:
“Eski bir binaydı. Tuvalete gitmek için size demir çubuklar veriyorlardı fareleri kovalayacaksınız önce diye. Çok zor şartlardı. 28 yaşındaydım o zaman. Bir aile büyüğüm bana bir not yollamıştı, sabah akşam oku diye. 4 kelime… Şimdi ben de o notu Oya kızımla birlikte Enis’e gönderiyorum. Çünkü o sözler bana çok moral vermişti. Allah’ım, beni mağlup ve mahcup etme. Meyus ve mahzun etme. Ve beni buradan çıkar. 2,5 ay sonra yüksek bir moralle çıktım. Ve hayatım boyunca bu dört kelimeyi tekrar ettim, en moralsiz günlerimde de.”

Cindoruk, Enis Berberoğlu’na ilettiği kısa  notta şöyle dedi:

“Mağlup ve mahcup olma! Meyus ve mahzun olma.”

ESKİ BÜYÜKELÇİ TAN: BOŞU BOŞUNA

Eski Washington Büyükelçisi Namık Tan da kısa konuşmasında Türkiye’nin içinden geçtiği sürece vurgu yaparak şöyle konuştu:

“Bugünleri aşacağımızı düşünüyorum. Zorlu olacak, kolay bir süreç değil. Hepimiz bir bedel ödüyoruz. Çok yakın çalıştığımız arkadaşlarımız ciddi sıkıntılar içindeler. Enis Berberoğlu, kendisiyle çok yakın mesai yaptığım bir arkadaşımdı. Boşu boşuna orada günlerini geçirmekte”
Gazeteci Gökmen Ulu da, “Silivri zindanından geliyorum. Tutuklu tüm gazetecilere özgürlük getirilmeli” dedi.

Bir gün önce Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesi av. Turgut Kazan’ın cezaevinde ziyaret ettiği gazeteci Nazlı Ilıcak’ın da Basın Konseyi yaş gününe gönderdiği mesajı okundu. Ilıcak mesajında “Daha güzel, daha özgür ve daha demokrat bir Türkiye’de buluşacağımız inancıyla hepinize en içten duygularımı,, selam ve sevgilerimi yolluyorum” dedi.

ARA GÜLER’E ‘YAŞAM BOYU MESLEK ÖDÜLÜ’

70 yıllık foto muhabiri Ara Güler’e de gecede, meslekte geçen 70 yılın anısına, ‘Yaşam boyu meslek ödülü”nü ve Basın Konseyi’ni simgeleyen ‘mavi kuş’u Konsey Başkanı Pınar Türenç verdi. Daha sonra , Ara  Güler’in çektiği ‘Yavuz’ zırhlısı belgeseli gösterildi. Çekimi 20 yıl süren ve ‘Yavuz’ zırhlısının sökülüp parçalanmasının görüntülerinin, dramatik bir anlatımla aktarıldığı belgesel büyük ilgiyle izlenildi. Belgesel, 1980’li yıllarda uzun bir süre yasaklanmıştı.

Ara Güler, hayatı boyunca bir foto muhabiri olarak kaldığı için kendini mutlu saydığını söyledi. Afrodisias antik kentini bularak insanlığa kazandıran kişi olarak da bilinen Ara Güler, “Ben o taşların fotoğraflarını çekerek, 3 bin yıl sonra konuşmalarını, dertlerini anlatmalarını sağladım” dedi.

OKTAY EKŞİ:  ARA GÜLER, İKİ NUMARA BÜYÜK

Gecede konuşan Basın Konseyi eski Başkanı Oktay Ekşi ise, “Ara Güler, Türk Basın dünyası için iki numara büyük bir gazeteci ve foto muhabiridir. Kendisi bilindiği gibi Afrodisias antik kentini gün yüzüne çıkaran kişidir. Ancak çektiği fotoğrafları, o dönem çalıştığı medya kuruluşunun yazı işleri müdürüne anlatamamış, Alman Stern Dergisi’nde yayınlatmıştır. Almanlar fotoğrafları yayımlayınca, Türk basını da olayın öneminin farkına varmış, konuyu gündemine ancak o zaman alabilmiştir” dedi.

Tutuklu gazeteciler ve sınır ötesi harekattaki şehitler nedeniyle müziksiz yapılan gecenin sonunda Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyeleri ve konuklar 31’inci yaş pastasını birlikte kesti.

KİMLER VARDI?

Sınır ötesi harekatta yaşamlarını yitiren şehitler nedeniyle müziksiz düzenlenen  31’inci kutlama yemeğine katılanlar arasında,  Yüksek Kurul üyeleri Hüsamettin Cindoruk, Tufan Türenç, Turgut Kazan, Kenan Akın, Murat Önok, Başar Yaltı, Yalçın Büyükdağlı, Turgay Noyan, Prof. Muhammed Şahin, Prof. Fatoş Adiloğlu, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen, Mehmet Emin Güzbey, Üstün Ünügür, Melih Berk, Şan Özalp, Atilla Gökçe, Okşan Atasoy, Yaman Törüner, Doğan Satmış, Fehmi Ketenci, Cenk Saltık, Levent Yıldız, Tuba Emlek, Tunca Bengin, Basın Konseyi Vakfı üyeleri Seda Kaya Güler, Elif Atayman, Hilmi Bengi, Namık Tan, Faruk Şen, Arif Dizdaroğlu, Samsun Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mehmet Yazıcı yer aldı.Basın Konseyi’nin tutuklu gazetecilere atfen Silivri’de yaptığı toplantıların ev sahibi olan Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar da gecenin konukları arasındaydı.

Basın Konseyi 31. yıl pastası Ara Güler ve tüm konukların katılımıyla kesildi.

Geceye İzmir’den katılan Gökmen Ulu, Enis Berberoğlu’nun eşi Oya Berberoğlu ile Tuğba Emlek, Konsey Başkanı Pınar Türenç ve Ara Güler’le birlikte pastayı kesti.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç gecede yaptığı konuşmada, tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını istedi.

Oktay Ekşi, Oba Berberoğlu, Pınar Türenç, Hüsamettin Cindoruk (soldan sağa)

Ara Güler’e ‘Yaşam Boyu Meslek Ödülü’ verilirken tüm konuklar Ara Güler’i kutladı.

31. yıl pastası tüm konuklarla birlikte kesildi

Pasta kesiminde (solan sağa) Oya Berberoğlu, Pınar Türenç, Ara Güler, Gökmen Ulu ve Tuba Emlek

Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyemiz Hüsamettin Cindoruk ve eşi Dilek Cindoruk,, onur konukları ve Konsey Başkanı Pınar Türenç ile birlikte.

Hüsamettin Cindoruk,, tutuklu gazeteci- milletvekili Enis Berberoğlu’na ulaştırması iin gecede onur konuğu olan Oya Berberberoğlu’na bu notu verdi.

Hüsamettin Cindoruk’un, Maltepe Cezaevi’nde bulunan Enis Berberoğlu’na gönderdiği nottaki mesaj: MAĞLUP VE MAHCUP OLMA ! MEYUS VE MAHZUN OLMA…

Basın Konseyi kuruluş yıldönümü kutlamasında ‘Yaşam Boyu Meslek Ödülü’ alan Ara Güler, Konsey yöneticileriyle birlikte.

Foto muhabiri olarak meslekte 70’inci yılını dolduran Ara Güler, ‘Yaşam Boyu Meslek Ödülü’ aldığı gecede pasta keserken.

Büyük Kulüpte düzenlenen Basın Konseyi 31. yıl kutlama gecesine katılan Yüksek Kurul ve Vakıf üyeleriyle konuklarımız toplu halde

,

Basın Konseyi’nden Cumhuriyet’e ‘dayanışma’ ziyareti

Basın Konseyi, Cumhuriyet gazetesine  ‘Mesleki Dayanışma’ ziyareti yaptı. Basın Konseyi Yüksek Kurul üyelerinden oluşan heyet, Cumhuriyet Vakfı Başkanı Orhan Erinç ve gazete çalışanlarını ziyaret etti.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç yaptığı açıklamada, “Yargı aracılığı ile Cumhuriyet gazetesine karşı girişilen hukuk dışı, ölçüsüz kararlar siyasi niteliktedir. Amacın, gazetenin yayınlarını denetleme, sindirme, hatta kayyım atayarak bitirmeye yönelik olduğu endişesi içindeyiz” dedi.

Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun, Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik operasyon sonrası ‘Acil’ toplantı yaptığını belirten Türenç, gelişmeleri çok yakından takip ettiklerini belirterek şunları söyledi: “Yalnızca Cumhuriyet gazetesine değil, diğer kapatılan çok sayıda basın organlarına karşı yapılan bu müdahaleler kabul edilemez. Belirtilen gerekçeler ve kararlar, bütün yurttaşlarımız, basınımız ve kurumlarımız için ağır ve açık bir tehdit oluşturmaktadır. Basın Konseyi olarak, tutuklu ve gözaltında olan gazetecilerin serbest bırakılmalarını, yayını durdurulan medya organlarının yeniden açılmasını istiyoruz. Gazeteciliğin suç olmadığını bir kez daha yineliyoruz”.

 

Basın Konseyi: “Cumhuriyet gazetesine karşı girişilen hukuk dışı, ölçüsüz kararlar siyasi niteliktedir”

93 yaşına giren Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanan olaylar, akılla hukukla, siyasetle izah edilemeyecek bir noktaya gelmiştir. Asla tasvip etmediğimiz darbe girişiminden sonra KHK’larla üç aydır yönetilen Türkiye’de, TBMM de by-pass edilerek en temel insan hakları olan ifade ve basın özgürlüğü, adil yargılanma gibi haklar, sıkıyönetim ve tahkikat komisyonları dönemlerinde bile böylesine kısıtlanmamıştır.

 

Geçmişi Cumhuriyetimizle eş değer olan Cumhuriyet gazetesinin, yöneticileri hakkında, kamuoyunu tatmin edici olmayan gerekçelerle başlatılan iddia ve soruşturmaların çok kuvvetli kanıtlara dayalı olmasının gerekliliği açıktır.

 

Yargı aracılığı ile Cumhuriyet gazetesine karşı girişilen hukuk dışı, ölçüsüz kararlar siyasi niteliktedir. Amacın, gazetenin yayınlarını denetleme, sindirme, hatta kayyım atayarak bitirmeye yönelik olduğu endişesi içindeyiz.

 

Vakıflara ilişkin çekişmeler, basın özgürlüğüne müdahale için gerekçe yapılamaz. Ülkemizin çok değerli yazarları, çizerleri ve yöneticileri, terör örgütleriyle ilişkilendirilerek ya da vakıf uzlaşmazlığı gibi nedenler gösterilerek gözaltına alınmıştır.

 

Özel hukuk kuralları içinde çözülecek meseleye, ceza hukuku kuralları uygulanamaz.

 

Yalnızca Cumhuriyet gazetesine değil, diğer kapatılan çok sayıda basın organlarına karşı yapılan bu müdahaleler kabul edilemez. Belirtilen gerekçeler ve kararlar, bütün yurttaşlarımız, basınımız ve kurumlarımız için ağır ve açık bir tehdit oluşturmaktadır.

 

Basın Konseyi olarak, tutuklu ve gözaltında olan gazetecilerin serbest bırakılmalarını, yayını durdurulan medya organlarının yeniden açılmasını istiyoruz. Gazeteciliğin suç olmadığını bir kez daha yineliyoruz.

Basın Konseyi

,

Basın Konseyi: Farklı sesler susturuluyor

Basın İlan Kurumu’nun “Resmi İlan ve Reklamlar’a getirdiği yeni uygulama, muhalif olan sesleri susturmaya yönelik ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.  Bir yönetmelikle getirilen yeni uygulama, Anayasa’nın çalışma özgürlüğü ve basın özgürlüğü gibi maddelerine tamamen aykırıdır. ‘Anayasal suçlar’ ya da’ terör suçları’ kapsamında hakkında ceza davası açılan gazetecinin davaları bile sonuçlanmadan işten çıkarılmasını öngörmektedir. Bu durum, bireysel hak ve özgürlüklerin vazgeçilmez ilkesi olan masumiyet karinesine ters düşmektedir.

OHAL uygulamasından bu yana bir çok yayın organı kapatılmış, bir çok meslektaşımız işsiz ve mağdur konuma düşmüştür.  Birçok TV, radyo ve gazetenin yayınlarının susturulması için başlatılan çabaların ilk aşamasında önce Türksat devreye sokuldu. TV’lerin yayın rejileri ile sistem odalarındaki aygıtlara el konuldu. TRT den gelen teknik bilirkişilerle maliyeciler marifetiyle, malzemelerin sayımı yapıldı, TRT’ye yediemin olarak tayin işlemi yapıldı. Görevlilerce kapıları mühürlendi. Gözaltılar yaşandı. Bu durum dehşet vericidir.

Ülkemizde halkın haber alma özgürlüğü kısıtlanmaktadır ve son uygulamayla yayın halinde olan kurumlara da ekonomik baskı kurarak farklı seslerin susturulması amaçlanmıştır.

Basın Konseyi olarak , gelinen bu son derece hazin tablodan rahatsızız ve bir an evvel basın özgürlüğünü kısıtlayıcı bu tür uygulamalardan vazgeçilmesini beklemekteyiz.

,

Türenç, Avrupa projesinde Basın Konseyi’ni anlattı

Avrupa Birliği-Avrupa Konseyi ortak projesi olarak başlatılan, ”Türk yargısının ifade özgürlüğü konusunda kapasitesinin güçlendirilmesi” başlıklı yuvarlak masa toplantılarının 6’ncısı Ankara’da gerçekleşti.

Türkiye Adalet Akademisi Başkan Yardımcısı Mustafa Atuç’un açılışını yaptığı toplantının davetli konuşmacısı olan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç katılımcılara, Basın Konseyi nin yapısını, işlevini ve  üstlendiği görevleri anlattı.
ifade özgürlüğünün korunması açısından basın etiğinin rolünü  anlatan Türenç, basın ve yargıyla kurulan ilişkileri dile getirirken, uygulamalardan örnekler verdi,yaşanan örnekleri  özetledi.
Dünya Etik gazetecilik Ağı Direktörü Aidan White ile, Avrupa Konseyi Ankara program ofisi başkanı Michael Ingledow,Avupa konseyi proje koordinatörü Elena Jovanovska’nın da konuşmacı olduğu toplantıya çok sayıda hakim, hukukçu ve STK temsilcisi katıldı.
Adalet Bakanlığı, Anayasa mahkemesi, Yargıyay, Danıştay, HSYK, Türkiye Adalet Akademisi, AİHM eski hakimi, iletişim uzmanlarıyla Sivil Toplum Kuruluşları Temsilcilerinin de görüşlerini açıkladıkları toplantıda, ifade özgürlüğü alanında hukuk ve etik arasındaki çizgi tartışılırken, gazetecilerin gözaltı, tutukluluk ve kovuşturulmalarına yönelik gelişmeler, gazeteci ve hukukçu bakışı açısından tartışıldı.
,

Basın Konseyi’ne “Basın Özgürlüğü” Ödülü…

 

Karşıyaka Belediyesi ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti tarafından geleneksel hale getirilen ‘Basın Özgürlüğü Ödülü’ bu yıl bir gazeteciye değil, Türkiye’de demokrasiden yana tavır alan tüm basın emekçilerine verildi. Ödül, Basın Konseyi’nin yanı sıra, Türkiye Gazeteciler Federasyonu, Türkiye Gazeteciler Sendikası ve Çağdaş Gazeteciler Derneği’ne verildi. Basın Konseyi adına ödülü Başkan Pınar Türenç, Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar’dan aldı.

2016 Basın Özgürlüğü Ödülü, Karşıyaka Nikah Sarayı’ndaki törende, tüm basın emekçileri adına Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Yılmaz Karaca, Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Uğur Güç ve Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay’a takdim edildi. Törene, İzmir Milletvekili ve TGF Onursal Başkanı Atilla Sertel, İzmir Baro Başkanı Aydın Özcan ve Basın Yayın İl Müdürü Deniz Dev ve 500’e yakın Karşıyakalı katıldı.

 

 

 

Pınar-Türenç_3951veb.gif görüntüleniyor

SAPLA SAMAN KARIŞTI

Törende bir konuşma yapan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, “Ödül almak tabi ki onurlandırıcıdır. Ancak, keşke ülkemde demokrasilerin olmazsa olmazı ifade ve basın özgürlüğü kısıtlanmasa da bu yoldaki çabalarımız için bizlere bu ödüller verilmese” dedi.

Pınar Türenç şöyle konuştu: “ Keşke gazetecilerin,yazarların, akademisyenlerin, dil bilimcilerin, düşünceleri ve kalemlerinden ötürü hiç peşine düşülmese…Keşke gazeteciler, yazarlar, editörler ve muhabirlere uzanan otuz günlük OHAL göz altıları ve uçsuz bucaksız tutsaklıklar olmasa…15 Temmuz akşamı darbe girişimini hep beraber göğüsledik. Çok acı çektik. 16 Temmuz sonrasının daha barışcıl olacağını söyleyenleri umutla, can kulağıyla dinledik. Darbeye, tüm darbelere HAYIR dedik. Çünkü; darbelerden en fazla basın özgürlüğünün yara aldığını, basın tarihimizin kara sayfaları fazlasıyla yazar. bu gerçeği çok iyi biliyorduk. Bu kez Türk Basını, darbe kalkışmasına ilk dakikalarda karşı koydu. Halkın bilgilenmesine, harekete geçmesini sağlayan basına o gece tanınan özgürlüktü. Ne var ki, sonrasını iyi getiremedik. Yasaklamalar, OHAL’in 30 günlük gözaltıları, tutuklamaları, yayın engellemeleri,gazetelere el koymalar bitmek bilmedi. Geçmiş yıllarda Silivri kapılarındaydık. Çok uzun süren Ergenekon sürecinde, tutuklu meslektaşlarımıza ziyaretler yaptık, moral verdik. O acımasız dalga tam geçiyordu ki bu kez Can Dündarlar tutuklandı. Basın Konseyi öncülüğünde Silivri kapısında UMUT NÖBETLERİ tuttuk. O dalga da geçerken, bu kez kalkışma sonrası son tsunamiye yakalandık. Yüzü aşkın gazeteci bugün TÜRKİYEM’DE tutuklu. Çin’de ki gibi Türkiye de bu konuda rekora koşuyor.  Kanıtsız ihbar sağnağı altında bir bir evler basılıp, gazeteciler derdest ediliyor. Cumhurbaşkanı bile dün akşam Çin’den dönerken dert yandı. At izi, it izine karışıyor diye… Evet, sapla saman çoktandır karıştı. Duygu ve düşüncelerini söylediği, yazdığı için ve soru sorduğu için, hatta başka işleri olmayan yazarlara karşı da bir salgın gibi yayılan gözaltı ve tutuklama çabalarına son verilmesini istiyoruz. Barış çabaları suç olmamalı. Soru sormak, gazeteciliğin temelidir. Bir bakanımızın önceki gün,Alman televizyoncuya yaptığı gibi, muhabirlerin ellerinden yayın bantlarının alınmasını da kabul edemeyiz.. Bizi yönetenlere, halk adına soru sormamızın engellenmemesini talep ediyoruz. Terör bahanesi ile bir gecede 40 yıllık sarı basın kartlarımızın elimizden alınmamasını istiyoruz. Tutuklamalar, gözaltılar, cadı avına dönüştükçe kaygımız büyüyor. Anayasamız, yasalarımız ve imza attığımız uluslararası antlaşmaların teminatı altında olan Basın ve İfade özgürlüğü’nün yaşatılmasının şart olduğunu söylüyoruz. Tutuklamalardaki hukuksuzluk feryatlarını duymalıyız. Hukuğa sahip çıkmalıyız. Cezaevlerinde insan haklarına aykırı uygulamaları dillendirenlerin sesine karşı duyarlı olmalıyız. Kırk yıldır içimizde sinsice büyüyüp, örgütlenen bu hain yapının” herkesi aldattığını” söyleyen bizi yönetenlere sesleniyoruz: “Gelecekte ki olası tehlikeyi önleyelim derken, günlerimizin ve yaşamlarımızın elden kayıp gitmesine izin vermeyin. Suç ile suçsuzu birbirine karıştırmadan, özgürlüklere sahip çıkmalıyız. Haberin tutsaklığı demek, demokrasinin tam işletilmemesi demektir. Ne, Nobel Ödüllü Edebiyatçı Dario Fo’nun oyunlarını yasaklayarak ne de demir parmaklıklar arkasına gazetecileri doldurarak, tam demokrasiden söz edebiliriz. Buna da kimsenin inanmasını bekleyemeyiz. Ne de, Hasan Ali Yücel’in ismini okullarımızdan silerek yol alabiliriz. Kendimizi aldatmayalım. Çetin Altan’ın dediği gibi:” Tabi enseyi de karartmayacağız”. Kalemimizi satmadan, direnmek ve mücadele etmek bizlerin, gelecek kuşaklara borcudur. Bunu hep beraber sizlerle başaracağız. Yolumuz açık olsun”.

 

 

Basın özgürlüğü ödülü1.jpg görüntüleniyor

“ÖZGÜRLÜKLERE SAHİP ÇIKMALIYIZ”

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve Basın Konseyi Yüksek Kurulu Üyesi Misket Dikmen ise, gazetecilerin zor günler geçirdiğini belirterek, “Özgürlüklere sahip çıkmanın çok büyük önem taşıdığı bir dönemdeyiz. 30 yıl önce Uğur Mumcu’nun yazdıklarını dikkate alsalardı bugünleri görürlerdi” dedi.  Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar da,  2016 Basın Özgürlüğü Ödülü’nü her şeye rağmen bağımsızlığını, özgürlüğünü koruyan tüm basın emekçilerine takdim ettiklerini söyledi. TGF Başkanı Yılmaz Karaca da, Anadolu basınının can çekiştiğini belirterek, “Bu gidişe dur diyecek olan yine gazeteciler olacaktır” dedi. Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Uğur Güç de, “Gazetecilerin işini yapamadığı, yaptırılmadığı bir ortamda demokrasiden söz etmek mümkün değildir” dedi.

 

,

BASINA GETİRİLEN YASAKLAMALAR, GÖZALTILAR, TUTUKLAMALAR VE KAPATMALARDAN DERİN KAYGI DUYUYORUZ

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında çok sayıda gazetecinin gözaltına alınması, tutuklanması ve son olarak Özgür Gündem Gazetesi’nin de geçici olarak kapatılması gibi kararlar, yeni hak ihlallerine yol açmaktadır. Bu gelişmeler, basın ve düşünceyi ifade özgürlüğü açısından kırılmaya neden olmaktadır.

Haberinden ötürü bir süredir gözaltında tutulan muhabir Arda Akın’ın dün akşam tutuklanması gibi, tek işi ve işlevi gazetecilik olanların  yargılandığı durumlar yaşanmaktadır.

Aynı zamanda, yaptığı haberi için  gözaltında tutulan TV haber editörü Ercan Gün’ün de 20 gündür sorgulamasının devam ettiğini görmekteyiz.

Doğrudan suça bulaşmamış ve işi gazetecilik olanların çağdaş demokrasilerde olduğu gibi herhangi bir hukuksal takibe uğramaması gerekir.  Basın mensuplarının  özgür gazetecilik yapmaları yasaların teminatındadır.

Kaldı ki bu  süreçte, sorgulanan gazetecilere ısrarla haber kaynaklarını açıklamalarının istenmesi de kabul edilemez.

Sosyal medyada atılan tweetlerin de suç unsuru olarak gösterilmesini hayretle karşılamaktayız.

Tüm bunların sonunda, gazetecilerin ”örgüte bilerek, isteyerek yardım etme” suçuyla tutuklandıklarını görmekteyiz.

Haberleri, olayları ilk duyuran muhabirlerin  örgütlerle irtibatlandırılarak suçlanmalarının, gözaltına alınan gazetecilerin giysilerinin bile kriminal incelemeye alınmasının, haber kaynaklarının açıklanması için baskı altında tutulmalarının bugüne dek alışılagelmiş uygulama olmadığını hatırlatıyoruz.

Terör örgütlerine bilerek, isteyerek yardımda bulundukları iddiasıyla gözaltına alınan ya da tutuklanan gazetecilerin sayısının  her gün artmasından endişeliyiz.  Basın özgürlüğünün bu ortamda yaşatılmasından derin kaygı duyuyoruz.

BASIN KONSEYİ

,

BASIN KONSEYİ’NDEN AÇIK MEKTUP: SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZ, TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI VE KAMUOYU

BASIN KONSEYİ’nden

AÇIK MEKTUP

SAYIN

CUMHURBAŞKANIMIZ,

 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI

 VE KAMUOYU

 

15 Temmuz tarihinde demokratik hukuk devletine ve milletimizin iradesine karşı yapılan darbe girişimi üzerine, Basın Konseyi olarak duraksamadan, demokrasiden yana duruşunu kamuoyu ile paylaşmıştık.

Daha sonraki açıklamamızda da, bu saldırıdan sorumlu olan her bir kişinin hak ettiği cezayı alması dilenmiş; amaçları anayasal demokratik düzeni yok etmek olan darbecilere karşı devletin vereceği cevabın, demokratik düzenin kuralları ve hukuk çerçevesinde olması gerektiği hatırlatılmıştı.

Basın Konseyi olarak bu görüşümüzü sürdürüyor, Fetullahçı Terör Örgütü üyeleri ve darbeye kalkışanların yargılanarak hak ettikleri şekilde cezalandırılmalarını bekliyor ve talep ediyoruz.

Bu arada, süreç içerisinde ilan edilen OHAL ve buna bağlı olarak çıkartılan KHK ler ile yapılan kimi düzenlemelerin yarattığı endişe ve kaygılar kamuoyunda paylaşılmaktadır.

Yetkin hukukçular tarafından dile getirildiği üzere, Anayasamız gereği, olağanüstü hal döneminde çıkarılacak KHK’lerın düzenleme alanı, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularla sınırlıdır.

OHAL ilanının nedeni ve amacı ise, darbe girişimi nedeniyle yaygın olarak meydana gelen şiddet olaylarının ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin sağlanmasıdır.

Gerek Anayasa Mahkememizin gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarına göre, olağanüstü hal kapsamında alınabilecek önlemler bakımından orantılılık ilkesi geçerlidir.

Bu nedenle, yapılacak düzenlemeler OHAL ilanı suretiyle ulaşılmak istenen amacı sağlamaya dönük olmalı, bu amaca ulaşmak için zorunluluk arz etmeli ve durumun gerekli kıldığı en asgari düzeyde hak sınırlamasını içermelidir.

Darbenin sonuçları ve darbeciler ile arkalarındaki terör örgütü ile mücadele edebilmek açısından zaruri olmayan önlemler alınmamalı; basın özgürlüğünün fiilen ortadan kalkması riskini doğurabilecek tedbirlere başvurulmamalıdır.

Geldiğimiz bu noktada, çeşitli yayın organları marifetiyle, bazı gazetecilerin hedef gösterildiklerine  ve ”haber”in suçlandığına tanık olmaktayız.

Oysa, halkımızın, medyamızın, siyasilerin ve STK’ların  cansiparane, özverili gayretleriyle, dikta rejiminden kurtulan Türkiye’nin, yeni baskıcı örneklere tahammülü yoktur.

Darbe felaketinden dönen Türkiye’mizin, aceleci düzenlemelerle, sistemi temelden ve kalıcı  olacak şekilde değiştirmesinin yaratacağı sakıncalar ileride geri dönülmez tahribatlara neden olabilecektir.

Korkulan, adil yargılamalara dönük yanlış uygulamaların kalıcı hasarlar yaratmasıdır.

Korkulan, basın ve ifade özgürlüğünün olmadığı yerde tam demokrasiden, hukuk devletinden söz edilemeyeceğidir.

Korkulan, yapılan düzenleme ve uygulamaların, darbe girişiminde bulunan teröristlere mağduriyet algısı ve kılıfı yaratmasıdır.

Korkulan, yapılan düzenlemelerin bizzat terör örgütünün yararlanacağı argümanlara dönüşmesidir.

Yukarıdaki endişeleri dikkate almayan bir uygulama, Anayasamıza ve uluslararası yükümlülüklerimize aykırı olacağı gibi; menfur darbe girişiminin ortadan kaldırmaya çalıştığı demokrasimize hizmet etmeyecektir. Aksine, uluslararası itibarımızı sarsacak, ortaya çıkan tehditle Devletimizin haklı mücadelesine gölge düşürebilecektir.

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu iç ve dış tehditlerle haklı mücadelesini tüm gücüyle destekleyen ve terörle mücadelemizin zarar görmemesini çok önemseyen, demokratik hassasiyete en üst düzeyde sahip bir kurum olarak, Devletimizin iyiliği için yukarıdaki hususların dikkate alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Basın Konseyi , bu yolda elinden gelen katkıyı yapmaya her zaman hazırdır.

Bu vesileyle, canı pahasına demokrasiden yana tavır alan halkımızın yanında olduğumuzu belirtiyor,  darbecilerin tespiti ve yargılanması sürecindeki zorlu mücadelede görev alan tüm devlet görevlilerimize kolaylıklar diliyoruz.

BASIN KONSEYİ