MEDYAMIZI KUŞATMA ÇABALARI KABUL EDİLEMEZ

Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün önündeki engellerin kalkmasını; cezaevlerindeki meslektaşlarımızın özgürlüklerine kavuşmasını; haksız hukuksuz dava açmaların son bulmasını; basın çalışanlarının iş güvencesinin sağlanmasını beklerken, medyamız maalesef hızla daha gri alanlara sürüklenmektedir.

24 Haziran seçim kampanyasında daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasi vaat edilirken, secim sonrasında basın özgürlüğünün hızla geriye gittiği; neredeyse tek sesli medyanın yaratıldığı; muhalif görüş ve sese tahammül gösterilmediği bir konumuna gelindi.

– Her olayda öncelikle medyayı sorumlu tutma ve hizaya getirme çabaları.

– İlan ve reklam vermemekle tehdit edip, yola getirme ve bir çeşit ötekileştirme, eşitsiz davranışlarla cezalandırma gayretleri,

– Kurumlarına yıllarca emek veren gazetecileri ve yazarları, haksız ve sözde nedenler bulmaya çalışılarak işten atılmalarını meşrulaştırma girişimleri,

– Tek tip medya yaratma anlayışının, tüm olanaklar kullanılarak egemen kılınması.

Tüm bu ve benzeri gelişmeler medyayı kuşatma gayretleridir.

Kimse kendini, böyle bir anlayışın egemen olduğu ortamda, bağımsız ve demokratik koşullar içindeki medyada yazıyor, çalışıyor sanmasın.

Bu gidişin sonu büyük bir travmadır. Kaybeden Türkiye olur, medya çalışanlarıdır. Kısacası bir nesil ve sonuçta ülkemiz olur.

Demokrasinin evrensel kural ve koşullarını yaşatmak, her uygar ülke insanının olduğu gibi Türk vatandaşlarının da hakkıdır.

BASIN KONSEYİ, A HABER TELEVİZYONU HAKKINDA ŞİKAYETTE ‘KINAMA’ KARARI ALDI

13.08. 2018
A Haber Televizyonu’nda 12.06.2016 tarihinde ‘Gece Ajansı’nda yayınlanan röportajı yayınlanan Sema Umutlu’nun şikayeti.

KARAR
Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 13.08.2018 günü, 12 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda röportajı yapan A Haber muhabiri Kerim ULAK ve Sorumlu Müdürü Şefik ÇALIK hakkında, Basın Meslek İlkeleri’nin 2 maddesini ihlalden oybirliğiyle ‘kınama’ kararı aldı.

REFERANS: 2018- 26

ŞİKAYETÇİ: Sema UMUTLU
Rasimpaşa Mahallesi Ortaç Sokak No: 1/9 KADIKÖY/İSTANBUL

VEKİLİ : Av. Ece Tuba SAKA- Av. Derya Eser GÜDÜL
Albay Faik Sözdener Caddesi İskele İşhanı No:7/17 KADIKÖY/İSTANBUL

ŞİKAYET EDİLEN: 1)Şefik ÇALIK
A Haber Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve İnternet Yayın Sorumlusu
2) Kerim ULAK; A Haber muhabiri
Ihlamur Yıldız caddesi Toprak Center No:8 BEŞİKTAŞ/İSTANBUL

ŞİKAYET KONUSU:
A Haber Televizyonu’nda 24 Haziran seçim kampanyası kapsamında 12.06.2018 gecesi yayımlanan bir programda, muhabir Kerim Ulak’ın yaptığı sokak röportajlarına yer verilmiştir. Mikrofon uzatılarak sorular sorulan kişilerden emekli memur Sema Umutlu, rızası dışında görüntülerinin yayınlandığı, açık hedef haline getirildiği, kişilik haklarına saldırıldığı savunarak şikayetçi olmuştur.
Avukatların yaptığı şikayet başvurusunda, Sema Umutlu’nun İSKİ’den emekli ve engelli oğlu ile birlikte yaşayan, çevresinde itibar gören bir kişi olduğu belirtilerek, “11.06.2018 tarihinde Şişli’deki diş doktoru ile olan randevusuna gitmiş, burada 1.5 saatlik mola sırasında Şişli Camii yakınından geçerken, seçim nedeniyle insanların kime oy vereceği konusunda sorular soran A Haber çalışanlarından birileriyle konuşmuştur” denilmiştir.
Muhabirin röportaja katılmak isteyip istemediğini sorduğunda “Beni zaten yayınlamazsınız, sizin siyasal görüşünüze muhalif yorumlarım vardır” diyerek katılmak istemediği savunulan başvuruda, muhabir Kerim Ulak’ın eliyle işaret ederek kendisini durdurup zorla röportaj yaptığı iddia edilmiştir.
Muhabirin sorusu üzerine tekrar kime oy vereceğini açıklayan ve bu konuda kendisine seçimle ilgili soru sorulacağını düşünen şikayetçiye, konuyla alakası olmayan sorular yöneltildiği kaydedilen başvuruda şöyle denilmiştir:
“Güncel olmayan sorular sormaya başladığında müvekkil şaşırmış, muhabirin neyi amaçladığını anlamamış, yine de gaflete düşerek sorulan sorulara cevap vermeye çalışmıştır. Muhabir ise kasten müvekkili sorgular gibi aynı soruyu defalarca tekrar ederek, tarih olarak birbiriyle alakasız, gündemle ilgisi bulunmayan sorular sorarak müvekkili yanıltmaya çalışmış, psikolojik baskıya maruz kalan müvekkilin verdiği tepkileri de kayda almıştır. Örneğin güncel bir sorunun ardından müvekkilden hemen Atatürk İlkelerini saymasını istemiş, hazırlıksız yakalanan müvekkil o anda bunu hatırlamadığını söylemiş, bunun üzerinden müvekkile ısrar etmiş, yine bu neviden bazı sorular sorarak müvekkili tabiri caizse köşeye sıkıştırmıştır. Bunun yanı sıra müvekkile güncel seçim ve siyasi partiler hakkındaki düşüncelerini de sormuş, müvekkil kendisini bütün bunlara cevap vermek zorunda hissetmiştir.”
Başvuruda, röportaj sonunda muhabire güven duymayan Sema Umutlu’nun, psikolojik baskı altında yapıldığı için bu röportajın yayınlanmasına izin vermediğini söylediği, ancak muhabirin “Bu akşam 00.30’da A Haberi izleyin” dediği savunulmuştur.
Şikayetçinin, o gece televizyonu izlediği ve röportajın yayınlanmayınca rahatladığı belirtilen başvuruda, “Ancak ertesi gün, 12.06.2018’de gece yarısı bir akrabası arayarak bir tanıdıklarının müvekkili A Haber’de gördüğünü ama gördüklerine çok şaşırdığını, televizyonda görünen kadının hiçbir soruya cevap veremeyen, konuşamayan, hiçbir şey bilmeyen biri gibi göründüğünü, bu kişinin müvekkil olamayacağını söylediğini aktarmış, A Haberde görüntülenen kişinin o olup olmadığını sormuştur. Bunun üzerine müvekkil programı izlemiş, röportajın izin vermemesine rağmen yayınlandığını, üstelik güncel konulara ait hemen hiçbir sorunun yayınlanmadığını, montajlar sayesinde kendisinin hiçbir soruyu bilemeyen biri gibi gösterildiğini, başka tepkilerinin montajla bazı soruların önüne ve arkasına eklendiğini fark etmiştir” denilmiştir.
Görüntülerin kasıtlı olarak şikayetçiyi bilgisiz ve cahil göstermek, insanların tepkisini çekmek ve küçük düşürmek üzere hazırlandığı savunulan başvuruda, şu ifadelere de yer verilmiştir:
“Müvekkil onur ve saygınlığının, şeref ve itibarının bu şekilde ihlal edildiğini düşünmektedir. 13.06.2018 tarihinde ise müvekkilin engelli oğlunun arkadaşı aramış, müvekkilin oğluna, annesinin Youtube’a düştüğünü söylemiştir. Bir Youtube Kanalı’ndan 12.06.2018 tarihinde yayınlanan görüntüleri müvekkilin engelli oğlu izlemiş, altına gelen yorumları okuyarak depresyona girmiş, halen bu nedenle ilaçlar kullanmakta ve evden dışarı çıkmak istememektedir.
Müvekkil, internet üzerinde en son Facebook üzerinden de paylaşılan bu görüntüleri nedeniyle evinden dışarı çıkamamakta, telefonlara cevap verememekte, kimseyle görüşememektedir. Şu an için psikolojik destek almaktadır. Nitekim kendisi İSKİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ nezdinde senelerce çalışmış, sonunda buradan emekli olmuş, çevresinde itibarlı, bilgili ve saygın bir kişi iken, A Haber tarafından yapılan bu haksız röportaj ile hedef gösterilmiştir.
Hakkında televizyon ve internet yoluyla yayınlanan, izin vermediği ve kendisini hedef haline getiren bu röportaj nedeniyle ağır şekilde rencide olmuş, video görüntüleri altında müvekkilin şahsen tanımadığı birçok kimse tarafından dile getirilen düşmanca ifadelere maruz kalmış, hakarete ve tehdide uğramış, itibarı zedelenmiştir.”
Şikayetçi başvurusuna şikayet edilen kanalda yayınlanan röportajın yayınlandığı aralarında Ak Parti ile ilgili olanların da bulunduğu 6 sosyal medya mecrasından görüntüleri de eklemiştir.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR
Şikayet başvurusunun birer sureti A Haber Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Şefik Çalık ve muhabir Kerim Ulak’a hem mail, hem de posta ile ulaştırılmış, ‘alındı’ belgesi gelmiştir. Şikayet edilen Çalık ve Ulak, süresinde yanıt vermemiş, taraflar arasında uzlaşma sağlanamamıştır.
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Şikayetçi avukatının başvuruya eklediği belge ve görüntülerden, A Haber’de yayınlanan söz konusu 12 dakikalık röportajda Sema Umutlu’dan başka ile iki kadınla daha yapılan röportaj yer almıştır. Şikayetçi CHP taraftarıyken, diğer kadınlardan birinin Ak Partili, diğerinin MHP’li olduğu anlaşılmaktadır.
Her yayın organının kendisine göre yayın politikası vardır ve buna uygun yayın yapması doğaldır. Şikayete konu röportajın yayınlandığı A Haber televizyon kanalının çizgisi bellidir. Seçim sürecinde desteklediği parti lehine, karşıtı aleyhine yayın yapması da etik sınırlar içinde kaldığı sürece anlayışla karşılanmalıdır.
Şikayet edilen muhabir, söz konusu yayında şikayetçi Sema Umutlu’ya, birbirinden alakasız peş peşe sorular yöneltmiştir. İlk anda onun diş tedavisi nedeniyle ilacın etkisinde olduğunu anlamış olabilir ancak muhatabın durumunu anlatmasına karşın daha da üstüne gitmiş, onu şaşırtmıştır. Soru sormakla yetinmemiş, cevap alamadığı sorulara kendi yayın politikalarına uygun yanıtlar vermiştir. Şikayetçinin bunalıp sık sık ‘Allah’ım Yarabbim… Şu an çok heyecanlandım… Adımı bile sorsanız söyleyemeyeceğim” demesine karşın daha da üstelemiş; şikayetçinin hiçbir soruya doğru yanıt veremeyen, bilgisiz bir kişi olduğu izlenimi yaratılmasına neden olmuştur. Bu röportajın yayınlandığı sosyal paylaşım sitelerinde yapılan yorumlarda da Sema Umutlu’ya yönelik galiz küfürler yer almıştır.
Şikayetçiye ‘Atatürk ilkelerini’ soran; CHP amblemindeki 6 Ok’u saymasını isteyen ve ayrıntılı yanıtlar bekleyen muhabir, diğer 2 kadınla röportajda hiçbir ayrıntıya girmemiştir. Örneğin, aynı yerde röportaja katılan MHP’li kadın seçmene Alparslan Türkeş’in ‘Dokuz Işık’ prensiplerini saymasını istememiştir.
Elbette şikayetçi de böyle bir röportaja katılmayabilir, baştan reddedebilirdi. Ancak olay diş tedavisine verilen molada gerçekleşmiş; şikayetçi henüz tedavide verilen ilacın etkisi altındadır, katıldığı röportajda neyle karşılaşacağını ve sonucun ne olacağını hesap edememiştir.
Şikayet edilenin bu durum karşısında ‘Ben röportajımı yaparım, sorularımı sorarım, ne söylediyse de yayınlarım. Röportaja katılmasaydı’ mantığıyla hareket etmesinin etik açıdan sorunlu olduğu değerlendirilmelidir.
Açıklanan bu nedenlerle söz konusu haberde Basın Meslek İlkeleri’nin “Kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki 4’uncü maddesi,
“Gazeteci görevini taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki 12’nci maddeleri ihlal edilmiştir.
Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 12 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda röportajı yapan A Haber muhabiri Kerim ULAK ve Sorumlu Müdürü Şefik ÇALIK hakkında, Basın Meslek İlkeleri’nin 2 maddesini ihlalden oybirliğiyle ‘kınama’ kararı aldı.

BASIN KONSEYİ, AKŞAM GAZETESİ MUHABİRİ ERCAN ÖZTÜRK HAKKINDA ŞİKAYETTE ‘UYARI’ KARARI ALDI

13.08.2018
Akşam Gazetesinde 17.06. 2018 günü yayımlanan ‘Beylikdüzü Belediyesi’nde FETÖ’ye ihale kıyağı’ başlıklı haberle ilgili şikayet.

KARAR
Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 13.08.2018 tarihinde 12 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda, Akşam Gazetesi Muhabiri Ercan ÖZTÜRK hakkında Basın Meslek İlkeleri’nin iki maddesini ihlalden oy çokluğuyla ‘uyarı’ kararı aldı.

REFERANS: 2018- 25
ŞİKAYETÇİ: Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İMAMOĞLU’nun vekili Av. Kemal POLAT
ŞİKAYET EDİLEN: Akşam Gazetesi muhabiri Ercan ÖZTÜRK
ŞİKAYET KONUSU:
Akşam Gazetesi’nde 17.06.2018 tarihinde Ercan Öztürk imzasıyla yayımlanan ‘Beylikdüzü Belediyesi’nde FETÖ’ye ihale kıyağı’ başlıklı haberle ilgili Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat, gerçeğe aykırı haber yapıldığını ve müvekkilinin kişilik haklarına saldırıldığını savunarak 03.07.2018 tarihinde şikayette bulunmuştur.
Şikayet konusu ‘Beylikdüzü Belediyesi’nde FETÖ’ye ihale kıyağı’ başlıklı haberin
spotunda ‘CHP’li Beylikdüzü Belediyesi’nin, kayyum atanana kadar FETÖ’nün kanalı Elapro’da yöneticilik yapan Özkarabekir’e ihale üstüne ihale verdiği ortaya çıktı’ denilmiştir.
Başkan İmamoğlu’nun CHP ilçe başkanlığı yaptığı dönemde, Ak Partili yerel yönetimleri ‘İhale alınmaz, verilir’ diye eleştirdiği hatırlatılan haberde, şu ifadeler yer almıştır:
“İmamoğlu’nun, 50 bin lira sermayeli bir şirkete 3 yıl içinde 40 milyon liralık ihale verdiği ortaya çıktı. Ballı torba ihaleleri peş peşe alan firma sahibi ise, CHP’li Başkan’ın yakın arkadaşı Cengiz Özkarabekir’den başkası değil.
Geçen yıla kadar toplamda 19 milyon liralık ihaleyi arkadaşının firmasının kazanasını sağlayan İmamoğlu, sadece bu yıl tek bir ihaleyi 10 aylık süreyle 14 milyon 162 bin 910 liraya çıkardı. İhale süresince ELAPRO adlı firmadan başka hiçbir katılımcı firmanın olmaması da ayrıca dikkat çekti.
İhalede yok yok. Kültürel etkinlikler hizmeti organizasyonlarını kapsayan ihale hizmetleri içerisinde, konser etkinlikleri, festivaller, milli bayram kutlamaları, Türk bayrağı satın alımı, mısır ikramı ve yemek servisi gibi onlarca farklı başlıklarda alımlar bulunuyor.”
Şikayetçi Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat yaptığı başvuruda, haberde ’Müvekkilinin, arkadaşı Cengiz Özkarabekir’in şirketine milyonlarca liralık ihale verdiği, bu kişinin daha önce FETÖ’nün kanalı Elapro’da çalıştığı için müvekkilin başkanlığını yaptığı Beylikdüzü Belediyesi’nin aslında FETÖ’ye para vermiş olduğu’ iddiasının yer aldığını savunmuştur. Muhabir Ercan Öztürk’ün, daha önce yine müvekkili ile ilgili bir haberini Basın Konseyi’ne şikayet ettiklerini ve buna ‘uyarı’ kararı verildiği için bu haberi yaptığı ileri sürülen başvuruda, Beylikdüzü Belediyesi tarafından bahsi geçen kişiye hiçbir ihale verilmediği, ihale alan Elapro adlı şirketin FETÖ ile ilgisi olmadığı, söz konusu kişinin bu şirketle hiç bir ortaklık ve yöneticilik bağı olmadığının İstanbul Ticaret Odası kayıtlarından da görüleceği vurgulanmıştır.
Şikayet edilenin, basın mesleğini kişisel çıkarlara alet ettiği öne sürülen başvuruda şu ifadeler yer almıştır:
“Haberde müvekkilin, Cengiz Özkarabekir isimli şahsa başkanlığını yürüttüğü Beylikdüzü Belediyesi aracılığıyla ihale verdiği belirtilmiştir. … Özkarabekir’e müvekkil Ekrem İmamoğlu veya başkanlığını yürüttüğü Beylikdüzü Belediyesi tarafından herhangi bir ihale verilmemiştir. Haberde bahsi geçen şirkette (Elapro) Cengiz Özkarabekir hiçbir zaman ortaklık ya da yöneticilik yapmamıştır… bahsedilen kişinin FETÖ’nün kanalı Elapro’da yöneticilik yaptığı, bu vasıtayla müvekkilin aslında FETÖ/PDY terör örgütüne ihale verdiği şeklinde zorlama ilişkiler kurulmuş ve müvekkilin FETÖ’ye ‘ihale kıyağı’ yaptığı şeklinde kendisine kötü niyetli olarak suç isnat edilmiştir…
Cengiz Özkarabekir’in bu şirketle hiçbir ilgisi olmadığı gibi bahsi geçen Elapro adlı şirket ya da ortakları hakkında FETÖ konusunda herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma hiçbir zaman olmamıştır…
Beylikdüzü Belediyesi’nin verdiği bir ihalenin Cengiz Özkarabekir’in Elapro şirketine verildiği, bu kişinin FETÖ’nün kanalında çalıştığı, şeklinde gerçek dışı ve zorlama ilişkiler kurulmuş, belediye tarafından verilen paranın aslında FETÖ’ye verildiği şeklinde, hiçbir dayanak olmadan müvekkile suç isnat edilmiştir.”
Başvuruda, siyasetçilerin kendi haklarındaki haberlere, eleştirilere ve hatta kaba üslup kullanılmasına tahammül göstermesi gerektiği de vurgulanmış, ancak şikayet konusu haberde bu sınırların fazlasıyla aşıldığı, halen belediye başkanlığı görevini yürüten, öncesinde de saygın bir işadamı olan Ekrem İmamoğlu’nun, ‘ihaleye fesat karıştıran’, ‘terör örgütüne para veren bir kişi’ olarak gösterilerek kişilik haklarının zedelendiği savunulmuştur.
Haberin maddi ve görünür gerçeklilikle örtüşmediği savunulan başvuruda, “Basın halkın gerçekleri öğrenme hakkının aracıdır. Basının görevi gerçek olanı açıklamaktır. Gerçeklik orta düzeydeki bir okuyucunun basında yer alan bir haberden veya yazıdan edindiği kanıya göre belirlenir. Haber veya yazıda gerçek dışılık veya abartı orta düzeydeki bir okuyucu üzerinde, gerçek olan olaydan başka bir anlam çıkarmak sonucu doğruyorsa, hukuka aykırılık söz konusudur” denilmiştir.
Başvuruda basın özgürlüğünün sınırsız olmadığı; basın özgürlüğü ile kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin karşı karşıya geldiğinde birinin diğerine üstün tutulmaması; haberin olduğu gibi verilmesi, kişisel amaç ve düşüncelerle habere katkı yapılmaması; özle biçim arasındaki dengenin korunması gerektiğini vurgulanarak, “Bu ilkeler gözetilmeden yapılan yayın. hukuka aykırılık oluşturur ve böylelikle kişilik hakları saldırıya uğramış olur” denilmiştir.
Şikayetçi başvurusuna, şikayet konusu haberle ilgili Büyükçekmece 3. Sulh Ceza Hakimliği’nin 21.06.2018 tarihli erişimin engellenmesi ve 13.07.2018 tarihli tekzip kararlarını; benzer olaylarla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını; Yargıtay içtihatlarını ve haberde adı geçen şirketle ilgili sicil kayıtlarını da ekleyerek, şikayet edilen muhabir hakkında Basın Meslek İlkeleri’nin ilgili maddelerine göre ‘kınama’ kararı verilmesini talep etmiştir.
UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR
Şikayet başvuru yazısı, Akşam Gazetesi muhabiri Ercan Öztürk ve Sorumlu Müdürü Özkan Demir’e hem mail, hem de posta ile ulaştırılmış, ‘alındı’ belgesi gelmiştir. Şikayet edilenin avukatı Nurtekin Deniz tarafından, şikayetçinin iddialarına karşılık 6 sayfa yanıt ile buna eklenen 64 sayfa belge 10.07.2018 tarihinde Basın Konseyi Genel Sekreterliği’ne elden teslim etmiştir.
Şikayet edilen yanıtında, haberin Kamu İhale Kurumu’na ait EKAP-Elektronik Kamu İhaleleri Platformu alanında yer alan bilgi ve belgelerle yapıldığını savunularak, bu haberin ’sair mecraların haberleriyle kamuoyunda ‘aleniyet’ kazanan somut olaya dayanılarak yapıldığı’ ifadesine yer verilmiştir.
Beylikdüzü Belediyesi’nin haberde adı geçen şirkete verdiği ihalelerle ilgili Kamu İhale Kurumu belgelerinin de eklendiği yanıtta, “ELAPRO Ajans Yapım Reklam Organizasyon Tic. Ltd. Şti yetkilisi ve çoğunluk pay sahibi olan Serdal TAŞKIN ve Kaan GÖKGÖZ; belgeselin prodüksiyonunu yapan Timsah Film Yapımevi Organizasyon Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’de Cengiz ÖZKARABEKİR ile birlikte ortak oldukları … Özkarabekir’ in elemanı olduğu Bugün Televizyonu’nun, FETÖ’cü olduğu ve Milli Güvenliğe tehdit oluşturduğu gerekçesiyle kapatıldığı… Sus Prodüksiyon A.Ş.’de Rasih Yılmaz ile Cengiz Özkarabekir’in kurucu ortak olduğu… Rasih Yılmaz’ın FETÖ’nün medya yapılanmasına ait soruşturmada gözaltına alındığı..” ifadelerine yer verilmiş, bu şirketlerin sicil belgeleri, aldıkları ihalelerin listeleri, Bugün TV’nin kapatıldığı ilişkin Kanun Hükmünde Kararname, FETÖ soruşturmasında gözaltına alınanlarla ilgili belge ve haber kupürleri de bulunmaktadır.
Yanıtta ayrıca, haberde adı geçen Cengiz Özkarabekir’in, şikayet edilen muhabirin daha önce yaptığı haberlerle ilgili savcılığa yaptığı başvurulara ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ kararı verildiği savunularak, “Keza yakınıcının hakkında yapılan haberlerin mesnetsiz olup kişilik haklarına saldırıldığı iddiasıyla mahkemelerden talep ettiği ‘Düzeltme ve Cevap’ istemleri de; haberlerin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir” denilmiştir. Bunlarla ilgili belgeleri ekleyen şikayet edilenin yanıtında şu ifadeler de yer almıştır:
“Ülkemizde bazı belediyelerin halka hizmetten ziyade, yakınlarına/yandaşlarına rant sağlama yarışına girdiği iddialarıyla çalkalandığı. Birçok belediye başkanının fukara halkın paralarıyla kendilerine gösterişli saraylar inşa edip, milyon dolarlık arabalarla hava attığı. Ve yine birçoğunun yapılan soruşturma ya da yargılama sonucu görevlerinden uzaklaştırıldığı yönünde kamuoyuna yansıyan gerçekler nazara alındığında, somut olaylara, resmi bilgi/belgelere dayalı bir haberin zorlamalı çıkarımlarla kişilik haklarına saldırı kastı taşıdığını söylemek haksızlıktır.”
Şikayet edilen yanıtında, şikayetçinin açtığı her dava ve yaptığı her şikayette, yakındığı gazete/muhabir aleyhine İstanbul 24.Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açtığı davada lehine ‘manevi tazminata hükmedildiğini’ ve buradan hareketle de hakkındaki haberlerin hukuka aykırılığından dem vurduğu görüşü savunularak, bu kararın Yargıtay’da bozulduğu ve kesinleştiği; dolayısıyla Basın Konseyi’nin 2013/24-25 sayı ile verdiği ‘UYARI’ kararının anlamsızlaştığı için kaldırılması istenmiştir.
Gazeteciliğin ‘kuşkuları kurcalama sanatı’ da olduğuna yer verilen yanıtta, “Hukukumuz ‘haber verme’ görevi yapıldığında fiilin hukuka uygunluğunu kabul etmiştir. Bu nedenle haber verenin, haberin gerçekliğini kanıtlamak hükümlülüğü olamaz… Hukukumuz haberin görünür duruma uygun olmasını, haberin doğru olduğunun kabulü için yeterli görülürken… Haber verildiğinde bilinen, mevcut olan şart ve durumlara göre gerçek olursa, sonradan bu şart ve durumların değişmesi ve haberin gerçek olmaktan çıkması, haberin gerçek olması şartına tesir etmez” ifadeleri de yer almıştır.
Hukukun, gazetecilere maddi gerçeği araştırmak ve kanıtlamak gibi bir sorumluluk veya zorunluluk yüklemediği ileri sürülen yanıtta, “Gazeteci bir olayı hukukun öngördüğü güncellik unsuru itibarıyla en kısa zamanda haber yapmak durumunda olduğundan, onun somut olaylar karşında ‘karanlık geçmişin mirasçısıymış gibi suskunluk beklentisi içinde kalması beklenemez” denilmiştir.
Şikayet edilenin Yargıtay içtihatları, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından örnekler de verdiği yanıtta, demokrasi ve ifade özgürlüğünün önemini vurgulayan şu ifadeler de yer almıştır:
“Demokrasi bir öğreti, disiplin, terbiye ve haklara saygı rejimidir. Ülkemizin sorunlarla kuşatıldığı, sosyal hukuk devletinin her geçen gün yaralandığı, kuralsızlığın kurala, hukuksuzluğun geleneğe dönüşmekte olduğu günümüzde, somut olayları objektif şekilde kamuoyuna aktarmanın da saldırı olarak değerlendirilmesi doğru olamaz.
Basının görevi, sırça köşkten vatandaşa bakıp kendilerine ‘sahiplik’ vehmedenlere alkış tutmak değil; kamuoyuna intikal etmekle ‘aleniyet’ kazanmış. Hukuka aykırı eylemlere bulaştığı iddiasıyla yargıya intikal etmiş her olayda kamuoyunu bilgilendirmektir.
Basının görevini yerine getirebilmesi için özgür/bağımsız olması şarttır. Ve basının kamuoyunu yakından ilgilendiren hususlarda, abartıya ve hatta tahrik yoluna başvurması hukukun kabulüdür. Yani gazeteci; ‘hukuk güvencesindeki hakkını kullandığından’ onun icra ettiği fiil ‘hak icrası’ sonucu olduğundan, haber kişilik haklarına saldırı olarak nitelenemez.
Olayda kişiliği zedeleyen husus haber değil, isnat olunan iddia ya da olaylara bir şekilde muhatap olanların kusur ve kabahatleridir. İnandırıcılığı/doğruluğu resmi bilgi ve belgelerle desteklenen, kamuoyunda aleniyet kazanan iddialara dayalı haberin, kişilik haklarına saldırı olduğu söylenemez.
Müvekkil gazete/muhabir tarafından yakınıcı hakkında yapılan haberlerin hukuka uygun, doğru olduğu gerekçesiyle yakınıcı şikayetlerinin reddedildiği. Niza konusu haber ve dille getirilen sair haberler hakkında yargıya ilettiği şikayetlerinin reddedildiği aşikarken, yargısal gerçeği, haberlerin dayandığı resmi bilgi ve belgeleri görmezden gelerek Basın Konseyi nezdinde yakınması tuhaftır.
Diğer bir anlatımla da niza konusu haberi; yakınıcının bunca hukuksuz işin/olayların öznesi olduğuna ilişkin yargıya intikal etmiş iddialara, devlet televizyon ve haber ajansı haberleriyle kamuoyunda aleniyet kazanmış somut olaylara ve devlet yetkililerin söylemelerine dayalı olduğu gözetildiğinde; yakınıcının yasal mesnedi bulunmayan, hukuki dayanaktan yoksun iddialarına itibar edilemez. Bu itibarla da şikayet/yakınma konusu olayda uzlaşma isteğimizin olmadığını ve yukarıda dile getirilen realiteler tahtında yakınıcı isteminin reddine karar verilmesini diliyoruz. Saygılarımızla.”
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Şikayet edilen haberin konusu, Beylikdüzü Belediyesi’nin kültürel etkinlikler, organizasyonlar ve yemek servisi gibi farklı hizmetlerini kapsayan 14 milyon 162 bin 910 liralık ihale ve bu ihaleyi alan şirkettir. İhale bilgileri açık kaynak olan Kamu İhale Kurumu internet sitesinde de yer almaktadır.
Kamu kaynaklarını kullananların özellikle yerel yönetimlerin icraatı; büyük meblağlara ulaşan ihalelerde kayırma ve usulsüzlük olup olmadığı halkın ilgisini çeker. Bu tür haberlerin basında yer almasında kamu yararı olduğu yadsınamaz.
Gazetecinin olup bitenlerden halkı haberdar etmesi; ihalelerin kimler tarafından kimlere verildiğini ve perde arkasını araştırıp haberleştirmesi; gerektiğinde bu kadar hizmet için bu kadar büyük meblağ harcanmasını eleştirmesi hatta en sert üslupla karşı çıkması bile doğal karşılanmalıdır. Ancak gazeteci bunu yaparken mutlaka gerçeğe ulaşmak, ona sadık kalmak zorundadır ve çarpıtmamak durumundadır.
Şikayet konusu haberde ise kesin hüküm arz eden ‘Beylikdüzü Belediyesi’nden FETÖ’ye ihale kıyağı’ başlığı atılmış ve ‘CHP’li Beylikdüzü Belediyesi’nin kayyum atanana kadar FETÖ’nün kanalı Elapro’da yöneticilik yapan Özkarabekir’e ihale üstüne ihale’ spotu kullanılmıştır. Şikayetçi için ‘50 bin lira sermayeli bir şirkete 3 yıl içinde 40 milyon liralık ihale verdiği ortaya çıktı. Ballı torba ihaleleri peş peşe alan firma sahibi ise CHP’li Başkan’ın yakın arkadaşı Cengiz Özkarabekir’den başkası değil” denilmiştir.
Kısacası, Beylikdüzü Belediyesi’nden ihale alan şirketin ‘FETÖ şirketi’, yöneticisinin de Cengiz Özkarabekir olduğu, şikayetçi Başkan İmamoğlu’nun da belediyenin ihalelerini arkadaşı olduğu ileri sürülen bu kişi aracılığı ile ‘FETÖ şirketlerine verdiği’ yazılmıştır.

Oysa şikayet edilenin 6 sayfalık yanıtına eklediği 64 sayfalık belge arasında, ihale alan Elapro Şirketi’nin FETÖ şirketi ve Cengiz Özkarabekir’in bu şirketin yöneticisi olduğuna dair belge bulunmamaktadır. Sunulan 22 belge arasında sadece;

1- Elapro Şirketi’nin (haberde ihaleyi alan şirket) iş ilişkisinde bulunduğu Timsah Film’de, Cengiz Özkarabekir’in, Serdal Taşkın ve Kaan Gökgöz ile eski ortak olduğu (Belge 3)
2) Cengiz Özkarabekir’in bir dönem çalıştığı Bugün TV’nin FETÖ/PDY kuruluşu olduğu gerekçesiyle Kanun Hükmünde Kararname ile kapatıldığı (Belge:4)

3) Cengiz Özkarabekir’in, Sus Prodüksiyon Organizasyon şirketinin eski yöneticisi olduğu (Belge:5)
4) Sus Sus Prodüksiyon Organizasyon Yönetim Kurulu Başkanı Rasih Yılmaz’ın 30 Ağustos 2016 günü FETÖ/PDY soruşturmasında Mersin’de gözaltına alındığı (Belge:6)
haberde adı geçen kişi ve şirketle ilgilidir. Diğer 18 belge şikayet konusu haberle ilgili olmayıp tarafların daha önce yargıya yaptıkları başvurular, mahkemelerin verdiği kararlar ve haber kupürleridir.
Hem şikayetçinin başvurusunda, hem şikayet edilenin verdiği detaylı yanıtta yer alan İfade ve Basın Özgürlüğünü bugün eriştiği uluslararası standartta yorumlandığı Yargıtay içtihatları, AİHM kararları ve Basın Hukuku konusunda otoritelerin kitaplarından yapılan alıntılar değerlidir ve memnuniyetle karşılanmalıdır. Bunlar ifade ve basın hürriyeti açısından uygar dünyanın ulaştığı normlardır.
Ancak, şikayet konusu haber, ifade ve basın özgürlüğü, meslek etiği açısından bu standartlara uymamaktadır. Haberde bilgilendirmek ve eleştirmekten ziyade, belgelerin ortaya koyduğu gerçekle uyuşmayan bilgilerin ve sübjektif yorumların yer almasıyla olay bağlamından kopmuştur.
Şikayet edilenin, yanıtına eklediği belgelerdeki şirket sicil kayıtlarını bile dikkate alınmadan, önyargıyla şikayetçinin ‘FETÖ’ye ihale kıyağı yaptığı’ yazılmıştır. Kanıtı konulmayan iddialar ve sübjektif yorumlarla İstanbul’un en önemli ilçelerinden birinin belediye başkanı olan şikayetçi, ülkeyi işgale kalkışan FETÖ/PDY örgütüne ‘kaynak aktaran’ kişi olarak gösterilmiştir. İspata muhtaç suçlamalar; hüküm arz eden ifadelerle haber, bilgi vermekten ziyade ‘algı’ oluşturmaya yöneliktir.
Tarafların, şikayet konusu haberle doğrudan ilgili olmayan iddiaları ve bunlara verilen yanıtlarla sundukları dokümanlar ve taleplerin bizim konumuz dışında olduğu değerlendirilmelidir.
Açıklanan bu nedenlerle söz konusu haberde Basın Meslek İlkeleri’nin “Kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki 4’üncü maddesi,
“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki 10’uncu maddesi ihlal edilmiştir.
Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 12 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda konuyu görüşerek, Akşam Gazetesi Muhabiri Encen ÖZTÜRK imzalı haberde Basın Meslek İlkeleri ihlali olduğuna karar verirken; 5 üye ‘kınama’, 7 üye ‘uyarı’ kararı verilmesini istedi. Basın Konseyi Yüksek Kurulu yaptığı oylamada oy çokluğuyla Ercan Öztürk hakkında ‘uyarı’ kararı aldı.

,

MEDYAMIZ 24 TEMMUZ’DA BAYRAMI YAŞAYAMIYOR

“SANSÜRDEN KURTULUŞUN 110. YILINDA MEDYA YİNE SANSÜR VE OTOSANSÜRÜN BASKISINDADIR.

24 TEMMUZ, BASINDAN SANSÜRÜN KALDIRILIŞININ 110.YILINDA, SANSÜR VE OTOSANSÜR KISKACINDAKİ MEDYAMIZ BAYRAMI YAŞAYAMIYOR.

II. Meşrutiyet’in ilanıyla 24 Temmuz 1908 tarihinde Padişahın, ‘Âli Kararname’ ile yürürlüğü koyduğu sansür 32 yıl sonra kalkmış, basın nihayet özgürlüğe kavuşmuştu. Bu tarihi olayın önemini vurgulamak için, 1946 yılında 24 Temmuz günü Gazeteciler ve Basın Bayramı olarak kutlanması kararlaştırılmıştı.

Basında sansürün son bulmasının üzerinden geçen 110 yıl sonra, Gazeteciler ve Basın Bayramı’nı maalesef kutlayamıyoruz.

* Zira bugün Türkiye, dünya ifade ve basın özgürlüğü sıralamasında en sonlarda yer alıyor.

* Hiçbir dönemde olmadığı sayıda gazeteci ve yazar, ya cezaevlerinde; ya da mahkemelerde açılan binlerce davada sanık olarak yargılanıyor.

* Onlarca basın mensubu yazdıkları yazıdan, katıldıkları televizyon programındaki sözlerinden dolayı, ‘örgüt’ yaftası ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına çarptırılmakta..

* En küçük eleştiriye, tek sütunluk habere ya da çizilen karikatüre onlarca yıl hapis istemiyle peş peşe  davalar açılıyor. Gazeteciler çok ağır, ödenmesi güç maddi yaptırımlarla cezalandırılıyor.

* Mahkemeler hiçbir indirime gitmeden ağır mahkumiyet kararları veriyor.

* Kapanan gazeteler, televizyonlar ve internet sitelerinde işsiz kalan binlerce gazeteci ve televizyoncu varken, medyamızın içinde bulunduğu böyle bir ortamda, 24 Temmuz’u ‘Gazeteciler ve Basın Bayramı’ olarak kutlayamıyoruz.

* Bunların sonucunda halkın haber alma hakkı yok olurken, gerçeğe ulaşılması her gün zorlaşırken Basın Konseyi olarak; demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla eksiksiz yerleşmesi; ifade ve basın özgürlüğü önündeki tüm engellerin kalkması; cezaevlerinde tek bir meslektaşımızın kalmaması için mücadelemizi sürdürmeye kararlı olduğumuzu bildiriyoruz.”

ERDEM GÜL’ÜN GEÇ GELEN BERAATINA YİNE DE SEVİNDİK

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Erdem Gül, MİT TIR’ları haberi nedeniyle ‘devletin gizli kalması gereken belgelerini temin etmek ve açıklamak’ suçlamasıyla yargılandığı davada nihayet beraat etti.
Üç yıl önceki haberden dolayı bir süre cezaevine konan Erdem Gül için bu davada, çok gecikmeli de olsa adaletin yerini bulmasına sevindik.
Erdem Gül için verilen beraat kararını yalnızca habercilik yaptıkları; gazetecilik faaliyetinde bulundukları için cezaevlerine atılan meslektaşlarımızın özgürlüğe kavuşmaları yolunda bir umut ışığı olarak görüyoruz ve devamını bekliyoruz.
Meslektaşımız Erdem Gül, Çarşamba günü aynı mahkemede, yine MİT TIR’ları haberleriyle ilgili bu kez ‘örgüte yardım’ suçlamasıyla CHP Milletvekili Enis Berberoğlu ve Can Dündar’la birlikte yargılandığı ikinci davada, hakim önüne çıkacak. Bu davadan da beraat kararı bekliyoruz.
Basın Konseyi olarak; ifade ve basın özgürlüğü önündeki tüm engellerin tamamen kalkmasını; yalnızca mesleklerini yaptıkları için demir parmaklıklar arkasına atılan onlarca gazetecinin bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını talep ediyoruz.

,

BASIN KONSEYİ, ANADOLU AJANSI İLE İLGİLİ BAŞVURUDA ‘ŞİKAYETİN YERSİZLİĞİ’ KARARI ALDI

11.07.2018

Anadolu Ajansı’nın 24 Haziran 2018 tarihinde yayınladığı ‘Samsun’da uyuşturucu operasyonu’ başlıklı haberle ilgili İlknur Çamur tarafından yapılan şikayet.
KARAR
Basın Konseyi Yüksek Kurulu 11 Temmuz 2018 günü 21 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda konuyu görüştü. Kurul, 1’e karşı 20 oyla Anadolu Ajansı hakkında yapılan başvuruyla ilgili oy çokluğuyla ‘şikayetin yersizliği’ kararı aldı.

REFERANS: 2018- 24

ŞİKAYETÇİ: İlknur ÇAMUR (0542 234 16 67)
Hürriyet Mahallesi Refahiye Sokak No: 15 İLKADIM / SAMSUN

ŞİKAYET EDİLEN: Metin MUTANOĞLU
Anadolu Ajansı Genel Yayın Yönetmeni

ŞİKAYET KONUSU:
Anadolu Ajansı tarafından 24 Haziran 2018 tarihinde yayınlanan, Samsun’da yapılan bir uyuşturucu operasyonuyla ilgili haber, birçok gazete ve internet haber sitelerinde yayınlanmıştır. Haberde, tutuklanan şüpheli 35 yaşındaki Gökhan Çamur’un adının açık olarak yazılması üzerine annesi İlknur Çamur şikayette bulunmuştur.
Şikayet edilen ‘Samsun’da uyuşturucu operasyonu’ başlıklı haberde, polisin yaptığı operasyonda gözaltına alınan şüphelinin tutuklandığı belirtilerek şöyle denilmiştir:
“İl Emniyet müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, Gökhan Çamur’un elinde bulunan sentetik uyuşturucuyu piyasaya süreceği bilgisi üzerine çalışma başlattı.
Çamur’un bulunduğu aracı, İlkadım ilçesi Reşadiye mahallesinde durdurmak isteyen ekipler, yaya olarak kaçmaya çalışan şüpheliyi kovalamaca sonucu yakaladı.
Ekipler, araçta yaptıkları aramada paketler halinde 800 gram sentetik uyuşturucu, iş yerinde de 753 paket kaçar sigara ele geçirdi.
Şüphelinin Yenidoğan Mahallesi’nde bir evin tuvalet boşluğunda sakladığı 104 gram sentetik uyuşturucu da bulundu.
Gözaltına alanın ve emniyetteki işlemlerin ardından adliyeye sevk edilen zanlı tutuklandı.”
Haberde adı geçen Gökhan Çamur’un annesi İlknur Çamur, şikayet başvurusunda oğlunun adının rumuzlu yazılması gerektiğini; bunun yapılmayıp kişilik haklarının ihlal edildiğini savunmuştur.

Başvuruda, “Samsun da oğlum Gökhan Çamur (35) tutuklanmasıyla ilgili Anadolu Ajansı açık ismiyle haber yapmıştır, ismini rumuz olarak vermemiştir oğlumun kişilik hakları ihlal edilmiştir basın meslek ilkeleri kapsamında gereğinin yapılmasını rica ederim” ifadelerine yer verilmiştir.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR
Şikayet başvurusu Anadolu Ajansı Genel Yayın Yönetmeni Metin Mutanoğlu’na hem e-mail, hem de postayla iletildi.
Bildirimin yapıldığına ilişkin ‘alındı’ belgesi geldi. Ancak muhatap, süresinde herhangi bir yanıt vermedi, taraflar arasında uzlaşma sağlanamadı.
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Şikayet konusu haber, uyuşturucu ticareti gibi hem gençlik için büyük tehlike olan; hem de toplumun geleceğini tehdit eden önemli bir sorunla ilgilidir.
Uyuşturucu ticareti yapmakla suçlanan ve polisin takibinde olan kişi, operasyon sonucu yakalanmış; emniyetteki işlemlerin ardından sevk edildiği adliye tutuklanmıştır.
Haberin dayandığı olay, kişinin gözaltına alındığı, tutuklandığı gerçektir; haberde herhangi bir yanlıştan söz edilmemektedir. Uyuşturucu gibi önemli bir konu toplumu yakından ilgilendirmektedir. Bu haberin yayınlanmasında şüphesiz kamusal yarar bulunmaktadır.
Şikayet başvurusunda da bunlarla ilgili herhangi bir itiraz bulunmamaktadır. Şikayetçi, sadece tutuklanan oğlunun adının açık yazılmasının, kişilik haklarının ihlal edildiğini savunmaktadır.
Oysa haberde adı geçen ve uyuşturucu ticareti gibi önemli bir konuda suçlanan Gökhan Çamur, polis tarafından gözaltına alınmakla kalmamış, sevk edildiği adliyede hakim huzuruna çıkarılıp tutuklanmıştır. Suçlu olup olmadığı elbette yargılama sonunda ortaya çıkacaktır.
Tutuklanan kişinin adının özel durumlar hariç rumuz olarak yazılma zorunluluğu bulunmamaktadır. Söz konusu kişi 35 yaşındadır yani reşittir; adının rumuz olarak yazılmasını gerektirecek özel durumu da görülmemektedir. Uyuşturucu ticareti olaylarında tutuklananların adlarının açık yazılması basında yaygın bir uygulamadır.
Haberde peşinen suçlu olarak gösterilmedikçe tutuklanan kişinin adının açık yazılmasında etik açıdan herhangi bir sakınca bulunmamaktadır. Aksi halde kişilerin adlarının, davalar kesinleşinceye (Yargıtay aşaması tamamlanana) kadar rumuz olarak yazılması zorunlu olacaktır. Üstelik şikayet konusu haberde adı geçen Gökhan Çamur’a ‘suçludur’ denilmemiş, herhangi bir yorum yapılmadan gözaltına alınıp tutuklandığı yazılmış, objektiflik ilkesi gözetilmiştir.
Açıklanan bu nedenlerle Basın Meslek İlkeleri’nin ihlali söz konusu değildir.
Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 21 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda, Anadolu Ajansı hakkında yapılan şikayet başvurusunu görüştü, oy çokluğuyla ‘şikayetin yersizliği’ kararı aldı.

BASIN KONSEYİ, HÜRRİYET EGE GAZETESİ İLE İLGİLİ BAŞVURUDA ‘ŞİKAYETİN YERSİZLİĞİ’ KARARI ALDI

11.07.2018

Hürriyet Ege ilavesinde yayımlanan ‘Tamamı Çöpten’ başlıklı, haberle ilgili şikayet başvurusu.
KARAR
Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 11 Temmuz 2018 günü 21 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda, Hürriyet Ege gazetesinde çıkan haberle ilgili şikayeti görüştü. Kurul, Hürriyet Ege Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Nejat Bekmen hakkındaki başvuruyla ilgili oybirliği ile ‘şikayetin yersizliği’ kararı aldı.

REFERANS: 2018- 23

ŞİKAYETÇİ: Ramazan Duran (r.duran55@hotmail.com) (GSM: 0 545 243 16 09)

ŞİKAYET EDİLEN:
Hürriyet Ege Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Nejat Bekmen
Şehitler Caddesi No:16/1 Alsancak / İZMİR
ŞİKAYET KONUSU:
Hürriyet Ege ilavesinde 30 Mayıs 2018 tarihinde birinci sayfada fotoğraflı yayınlanan ‘Tamamı Çöpten’ başlıklı haberde adı geçen Ramazan Duran, ‘aşağılayıcı’ ifadeler kullandığını öne sürerek şikayette bulundu.

Şikayetçi Ramazan Duran, Basın Konseyi’ne e-mail yoluyla gönderdiği başvuruda, aynı gün Hürriyet Ege’de kendisiyle ilgili haber yayımlandığını belirterek şöyle demiştir:
“30 Mayıs 2018 Çarşamba günü Hürriyet Ege gazetesinde hakkımda yayımlanan haberin doğru olmadığından şikayetçiyim. Haberin özü dışında yayın yapılmıştır. Benim verdiğim röportaj ile alakası olmayan aşağılayıcı nitelikte haber başlığı yayımlanmıştır. Şahsım bu durumdan memnun olmadığı gibi gerekli mercilere şikayette bulanacağımı arz ederim.”

Haber, Hürriyet Ege’nin birinci sayfasında göbekten 4 sütun üzerine; birinde şikayetçiyi çalışırken gösteren 3 fotoğrafla yer almıştır. Anadolu Ajansı muhabiri Ali Rıza Akkır imzalı ‘Tamamı Çöpten’ başlıklı haber, “Fethiye’de cam sanatçısı Ramazan duran sokaktan topladığı ya da çarşı esnafının verdiği şişeleri eriterek yamaç paraşütü, caretta caretta, deve, çiçek motifli hediyelik eşyalara dönüştürüyor. Duran, ’Bu işin yayılması ve öğrenilmesini taraftarıyım diyerek meraklılarını atölyelere yönlendiriyor” ifadelerinden ibarettir.
UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR
Şikayet başvurusu 18.06.2018 tarihinde hem e- mail hem de posta ile Hürriyet Ege gazetesi yazı işleri müdürü Nejat Bekmen’e iletilmiştir. Şikayet edilen, 26.06.2018 tarihinde yanıt vermiştir. Taraflar arasında uzlaşma da sağlanamamıştır.
Şikayet edilen Nejat Bekmen verdiği yanıtta, haberin Anadolu Ajansı tarafından servis edildiğini, kendilerinin de hem ajans hem de muhabirin imzasıyla kullandıklarını belirtmiştir. Anadolu Ajansı haberinin bir kopyasını gönderen Bekmen, iki sayfa uzunluğundaki bu haberi özünü bozmadan kısaltarak kullandıklarını vurgulamıştır. Bekmen yanıtında, “Keza bu haber metni incelendiğinde şikayetçi Ramazan Duran’ın cam sanatçısı olduğu, sokaktan veya çarşı esnafından topladığı camları eriterek hediyelik eşyaya dönüştürdüğünün belirtildiği görülmektedir. Bu hususlar Anadolu Ajansı haberinde de aynen yer almaktadır” demiştir.
Haberde kamu yararı ve toplumsal ilgi bulunduğu kaydedilen şikayetçi yanıtında şu ifadeler yer aldı:
“Atık camların yeniden kullanıldığı ve dönüştürüldüğünün belirtilmesi ’aşağılayıcı’ bir durum değil, tam aksine ‘takdir edilen’ bir durumdur. Bu noktada haberde ismi yer alan Ramazan Duran’ın haber hakkında ‘aşağılayıcı’ nitelendirmesinde bulunması kabul edilemez…. Netice olarak Ramazan Duran’ın, Basın Konseyi’ne yaptığı şikayete dair iddiaları kabul edilemez…. Şikayete konu haber hukuka ve bası meslek ilkelerine uygundur… Haberde şikayetçinin kişilik haklarına bir saldırı da söz konusu değildir. Şikayetin reddine karar verilmesini saygı ile dilerim.”
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Hürriyet Ege gazetesinin birinci sayfasında yayımlanan ‘Tamamı Çöpten’ başlıklı haber Anadolu Ajansı’nın haberidir. Hürriyet’in bölge ilavesi olan Hürriyet Ege, kendi bölgesiyle ilgili bu örnek olayın haberini, birinci sayfasından en güzel şekilde haberleştirmiştir.
Şikayet edilenin gönderdiği yanıta eklediği Anadolu Ajansı’nın haberi, iki sayfa uzunluğunda, tali bilgilerin de yer aldığı detaylı haberdir. Şikayetçinin ustasından öğrendiği bu işi 15 yıldır yaptığı, daha önce İstanbul’da çalıştığı, tezgahının bulunduğu yerin adresi, yaptığı ürünlerin fiyatı, müşterilerinin kimler olduğu, hem kendisinin açıklamaları hem de onu öven arkadaşlarının açıklamaları detaylı şekilde haberde yer almıştır.
Haber ajansları doğası haberi tüm detaylarıyla verir. Zira ajansın, gazete gibi haberi belli alana sığdırma zorunluluğu yoktur. Abonelerine haberin istedikleri unsurunu öne çıkarabilmeleri seçeneğini sunduğu için detaylı haber servise koymaktadır. Haber paragraf fazla olmuş fark etmez. Ancak gazeteler için durum farklıdır, editörler değil paragrafı ve cümleyi, kelimeyi bile tasarruflu kullanmak zorundadır.
Hürriyet Ege, Anadolu Ajansı’nın geçtiği şikayet konusu haberi iyi bir mizanpaj ve çarpıcı başlıkla; özünü bozmadan ve şikayetçinin sözlerine de tırnak içinde yer vererek sayfasına aktarmıştır. Üstelik ajansın rumuzunu ve muhabirinin adını da kullanarak, çoğu zaman gazetelerin göz ardı ettiği meslek kuralına uygun hareket etmiştir.
Haberde kullanılan ‘Tamamı Çöpten’ başlığının ise şikayetçinin yaptığı ve fotoğraflarda yer alan çok sayıda objenin atıklardan üretildiğini anlatmakta; haber metninde ‘cam sanatçısı’ ifadesiyle övülen şikayetçi kastedilmemektedir.
Şikayet konusu haberin, röportajın aynen yayınlanmasını, ticari faaliyetiyle ilgili tali bilgilerin de yer almasını isteyen şikayetçinin beklentilerini karşılamadığı anlaşılmaktadır. Ancak şikayetçinin ‘haberin doğru olmadığı’, ‘özünün değiştirildiği’ ve ‘aşağılayıcı’ olduğu değerlendirmesinin kanıtı bulunmamaktadır.
Tüm bu nedenlerle, şikayet konusu haberde Basın Meslek İlkeleri’nin ihlalinden söz edilemez.

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 21 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda, Hürriyet Ege Yazı İşleri Müdürü Nejat Bekmen hakkında yapılan şikayet başvurusunu görüştü ve oybirliğiyle ‘şikayetin yersizliği’ kararı aldı.

BASIN KONSEYİ: GAZETECİLER HEDEF GÖSTERİLEMEZ

Basın Konseyi, MHP’nin, gazetelere verdiği tam sayfa ilanda gazetecilerin hedef gösterilmesini kınadı. Basın Konseyi’nin açıklaması şöyle:

“Bir siyasi liderin, gazete ilanıyla vicdan ararken kindarlık içinde gazetecileri itham edip hedef göstermesi, Türkiye’de kabul edilemez bir ilk yaşattı.
Basın konseyi olarak, MHP tarafından bazı gazetelerde yayınlanan tam sayfa ilanlarda, adları ve kurumları verilen köşe yazarı, muhabir, yorumcu, kamuoyu araştırmacısı 70 gazeteci-düşünce insanı, fişlenmiş ve hedef gösterilmiştir. Türkiye’de demokratik yaşama geçildiğinden buyana yapılan hiçbir seçimde yaşanmayan böylesi bir ‘ilan’ örneğini kabul etmemiz olanaksızdır.
Her ne kadar hiçbir açıdan adil ve eşit olmayan bir seçim kampanyası yaşanmış ve sonuçlar kabul edilmişse de, büyük bir demokratik olgunlukla sürecin tamamlanması hedeflenmiştir.
Özellikle yatıştırıcı, yapıcı ve ılımlı mesajlar vermesi beklenen MHP liderinin, seçim kampanyası dönemine dönerek, yazı ve düşüncelerini beğenmediği gazetecileri, halka şikayet etmesi ve teşkilatına hedef göstermesi, Türkiye’de bir ilki daha yaşatmıştır.
Demokrasilerde düşünce ve ifade özgürlüğü esastır ve gazeteci görüşünü özgürce ifade eder. Bir siyasi partinin, gazetecileri fişlemesi, hele ki ‘düşman’ göstermesi, demokrasilerde asla kabul görmez. MHP bu ilanıyla, meslektaşlarımızın can güvenliğini tehdit edebilecek tutum sergilemiştir.
Basın Konseyi olarak MHP’nin bu tavrını kınıyor, hedef gösterilen meslektaşlarımızın can güvenliklerinin sağlanmasını istiyoruz.
Ayrıca düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki tüm tehditlerin, baskıların, ayrıştırmanın engellerin bu yeni dönemde kaldırılmasını özellikle talep ediyoruz. “

BASIN KONSEYİ, İHA. COM. TR GENEL YAYIN YÖNETMENİ SÖZTUTAN İÇİN ‘KINAMA’ KARARI VERDİ

20.06.2018

İhlas Haber Ajansı’nın ‘Danıştay’dan Mimarlar Odası’nın açtığı davaya ret’ başlıklı haberiyle ilgili şikayet başvurusu.

KARAR
Basın Konseyi Yüksek Kurulu 20 Haziran 2018 günü 13 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda www.iha.com.tr interner sitesi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Söztutan hakkındaki şikayeti görüştü. Yüksek Kurul, oy çokluğu ile Ömer Söztutan hakkında ‘kınama’ kararı verdi.

REFERANS: 2018- 22

ŞİKAYETÇİ:
TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi avukatları Gökçe Bolat, Revşan Deniz Yıldırım Çobanoğlu.

ŞİKAYET EDİLEN:
www.iha.com.tr internet sitesi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Söztutan.

ŞİKAYET KONUSU:
www.iha.com.tr internet sitesinde 12.05.2018 tarihinde yayınlanan ‘Danıştay’dan Mimarlar Odası’nın açtığı davaya ret’ başlıklı haberin gerçeği yansıtmadığı ve bu haber nedeniyle gönderilen açıklamanın yayınlanmaması.

İhlas Haber Ajansı’nın internet sitesinde ‘Danıştay’dan Mimarlar Odası’nın açtığı davaya ret’ başlıklı haberde, Bakanlar Kurulu kararıyla Bolu’da ‘Köroğlu Dağı Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi’ ilan edilmesine karşı, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin açtığı davaya Danıştay’dan ret kararı verildiği yazılmıştır.

Haberde, Köroğlu Dağları’nın eteklerinde bulunan Kartalkaya Kayak Merkezi ile Karacasu Termal Turizm Merkezi arasında kalan yaklaşık 51 bin 450 hektarlık alanla ilgili Bakanlar Kurulu’nun 22 Ağustos 2015 tarihinde aldığı kararının ardından Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin, Danıştay’a dava açtığı belirtilerek şöyle denilmiştir:

“Danıştay ise yaptığı inceleme sonrası Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nce açılan iptal davasını reddetti. Konuyla ilgili açıklama yapan AK Parti Bolu İl Başkanı Nurettin Doğanay, ‘Bolu’da yıllardır şikayet edilen turizm teşviklerinden yararlanılmadığı yönündeki söylemler de artık bu kararla son bulmuştur. Bundan sonra Bolu turizmi şaha kalkacaktır ve hak ettiği desteği alacaktır” dedi.

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi avukatları Gökçe Bolat, Revşan Deniz Yıldırım Çobanoğlu tarafından yapılan şikayet başvurusunda ise, Mimarlar Odası’nın mesleğin ve meslektaşlarının çıkarlarını korumanın yanında; şehir planları ve uygulamalarının planlama esaslarına, şehircilik ilkelerine ve kamu yararına uygun yapılmasını denetleme görevini de yerine getirdiği vurgulanmıştır. Bu amaçla ilgili idareleri yasal yoldan uyardıkları; hukuka aykırı işlemleri yargıya taşıdıkları belirtilen şikayet başvurusunda, Bakanlar Kurulu’nca alınan Bolu Köroğlu Dağı Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali için Danıştay’da 14. Daire’de dava açıldığı hatırlatılmıştır. Davayla ilgili mahkeme tutanaklarının da eklendiği başvuruda şu ifadelere yer verilmiştir:

“Mahkeme en son olarak dava konusu idari işlemin yürütülmesinin durdurulmasına karar vermiş, yargı süreci halen devam etmektedir. İhlas Haber Ajansı 12.05.2018 tarihinde ‘Danıştay’dan Mimarlar Odası’nın açtığı davaya ret’ başlıklı gerçeği yansıtmayan haber yapmış ve henüz yargı süreci devam eden bir davada kesin hüküm niteliğinde içerik yayınlanmıştır.”

Haberin düzeltilmesi için İhlas Haber Ajansı ile irtibata geçildiği, açıklama gönderilmesi konusunda anlaşıldığını, ancak gönderilen açıklamanın kullanılmadığı da belirtilen başvuruda, Mimarlar Odası’na yönelik ‘algı operasyonu’ yapıldığı ve ‘itibarsızlaştırmayı hedeflediği’ ileri sürülen haberin meslek etiği ile uyuşmadığı savunulmuştur.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR

Şikayet başvurusu hem e- mail hem de posta ile www.iha.com.tr internet sitesi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Söztutan’a 24.05.2018 tarihinde iletilmiş, şikayet edilen de 31. 05.2018 tarihinde yanıt vermiştir. Taraflar arasında uzlaşma da sağlanamamıştır.

Şikayet edilen iha.com.tr internet sitesi genel yayın yönetmeni Ömer Söztutan, şikayetçinin iddialarına verdiği bir sayfalık yanıtta, “Danıştay’dan Mimarlar Odası’nın açtığı davaya ret başlıklı haber Ak Parti Bolu İl Başkanı sayın Nurettin Doğanay tarafından basın bülteni olarak tüm basın kuruluşlarına gönderilmiştir. Bir siyasi partinin il başkanı tarafından verilen haberin doğruluğunu araştırma ihtiyacı duyulmamıştır” demiştir.

Haber metninde Ak Parti İl Başkanı Nurettin Doğanay’ın sözlerinin de tırnak içinde yer verildiğini anlatan Ömer Söztutan’ın yanıtında, aynı haberi kullanan bazı yerel internet sitelerini örnek göstererek şu ifadelere de yer vermiştir:

“Haber internet sitelerinde de aynı şekilde yayınlanmıştır. Yüksek Yargıtay’ın kararlarında da belirtildiği gibi; haber kamu kurumları, devletin yetkili organları, Anadolu Ajansı gibi kişi ve kurumlardan alınmış ise gazetecinin haberin doğruluğunu araştırma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu nedenle haber hukuka uygundur.”

Gelen yanıtta, haberin düzeltilmesi için gönderilen açıklamadan ve bunun neden yayınlanmadığından ise söz edilmemiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Şikayet konusu haber, çok sayıda abonesi bulunan bir haber ajansı tarafından yayınlanmıştır. Yerel basının yanı sıra ulusal gazetelerin internet siteleri de bu haberi kullanmıştır.

Şikayetçinin gönderdiği belgelerden, haberde belirtildiği gibi bir yargı karanın olmadığı ve davanın henüz devam etmekte olduğu, hatta davalı (şikayetçi) lehine yürütmenin durdurulması yönünde kararın alındığı anlaşılmaktadır. Ancak haberin dayandırıldığı bir kaynak vardır; o kaynak da haberde adı geçen ve sözleri tırnak içinde verilen Ak Parti Bolu İl Başkanı olan kişidir. Ajans da o kaynağının yazılı açıklamasına güvenip haberi yayınlamıştır. Kaynağın yanlış bilgi verebileceğinden şüphelenilmemiş, bu nedenle de ’Nerede bu mahkeme kararı?’ diye sorulmamıştır. Kaynağa o kadar güvenilmiştir ki; söz konusu davanın tarafı olan Mimarlar Odası’na da sorma, onların da görüşünü alma gereği duyulmamıştır.

Haber ajansları, doğası gereği haberi süratle ve rakiplerinden önce verebilmek için zamanla yarışmaktadır. Habere konu olan her olayın baştan sona geçirdiği safhaların didik didik araştırılması, bu hızlı trafikte çoğu zaman mümkün olamamaktadır. Gazeteci haberi yalanlanıyorsa; hele güvendiği kaynak kendisini yanıltmışsa herkesten fazla üzülür.

Ne var ki, haberde tarafların görüşünü almak atlanılmaması gereken önemli bir kuraldır. Bu haberde olduğu gibi, kural ihlali hata yaptırır. Diğer bir hata da haberi yaparken, kaynağın bir siyasetçinin açıklaması olduğunun belirtilmemesi; muhabirin bu yönde kendisi bir sonuca varmış gibi, Danıştay tarafından ret kararı verildiğinin net bir dille hem manşette hem spotta hem de haber metninde öne sürülmesidir. Gerçekten, habere bakıldığı vakit, önce bir vakaymışçasına aslında var olmayan ret kararının varmış gibi haber yapıldığı, ardından da ‘konuya dair’ Ak Parti İl Başkanının ‘görüşüne’ yer verildiği görülmektedir. Haber bu şekilde yapılınca, ortalama bir okuyucunun, söz konusu İl Başkanının açıklamasına istinaden ve bir iddia olarak ret kararının gündeme getirildiğini anlaması imkansızdır. Bilakis, ortalama bir okuyucunun anlayacağı, ajans tarafından bu ret kararının varlığının tespit edildiği, konuya ilişkin olarak da İl Başkanının yorumlarına yer verildiğidir.

Durum böyle olunca, haberin gerçekliğini teyit etmek için yeterli araştırmanın yapılmadığı ve gerekli çabanın gösterilmediği anlaşılmaktadır. Bir siyasi partinin İl Başkanının sözlerine, doğrulama gereği duymaksızın, inanılmış olması muhabirin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Muhabirin lehine şu söylenmelidir: bir partinin yetkili temsilcisi tarafından, hem de kamuoyuna yönelik olarak yapılmış resmi bir açıklama vardır. Ne var ki, İl Başkanını ‘devletin yetkili organı’ olarak görmek mümkün değildir. Haberde de kaynağın mahiyeti belirtilmemiştir. Kaldı ki, bu olayın derhal ve araştırma yapılamadan kamuoyuna aktarılmasını gerektiren ivedi bir durum da söz konusu değildir. Olay irdelendiğinde, muhataba görüşü sorulmuş olsaydı, asıl durumun kolaylıkla ve derhal ortaya çıkacağı da açıktır. Bu nedenlerle, haberin gerçekliğinin gereğince araştırılmadığı sonucuna varılmıştır. Basınımızda her ne kadar bu tür haberler sıkça yayınlanıyor, hatta standart bile kabul ediliyorsa da Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun misyonu yerel standartları değil gelişmiş demokrasilerde kabul edilen uluslararası standartları yerleştirmek ve uygulamaktır.

Öte yandan, şikayet edilenin yanlış çıkan haberini düzeltmesi de gerekmektedir. Bu yola gitmemesi; üstelik haberden zarar gören şikayetçinin gönderdiği açıklamayı yayınlamaması meslek etiği ile bağdaşmamaktadır. Zaten bu konuda, şikayet edilen tarafından herhangi bir açıklama da tarafımıza iletilmemiştir.

Sonuç olarak, şikayet edilenin, Basın Meslek İlkeleri’nin ‘Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz’ şeklindeki 6’ncı maddesini ihlal ettiğine oyçokluğuyla; muhabirin kendisine gönderilen cevap ve düzeltme yazısını yayınlamamasının Basın Meslek İlkeleri’nin ‘Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar’ şeklindeki 16’ncı maddesini ihlal ettiğine oybirliğiyle karar verilmiştir.
Bunun sonucunda, www.iha.com.trt Genel Yayın Yönetmeni Ömer Söztutan hakkında ‘kınama’ kararı verilmesi oyçokluğuyla uygun görülmüştür.