GAZETECİLER HANGİ “SUÇTAN” TUTUKLU AÇIKLAYIN!

24option mögliche optionen Basın Konseyi, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’a bir mektup yazarak, hükümet üyeleri tarafından tutuklu gazetecilerin, gazetecilik faaliyetleri dışı nedenlerle cezaevinde bulunduklarına dair açıklamalarla ilgili bilgi istedi.

binäre optionen abzocke Basın Konseyi, Cumhurbaşkanı’nın Mart ayında ve en son AB Bakanı Ömer Çelik’in verdiği röportajda “gazeteci kimliği olup da silah taşıyandan gasp edene kadar, başka şeylere kadar bir sürü şey var ki bu dosyaların içinde” diye açıkladığı “suç dosyaları”nın içeriğini sordu.

http://dangerhardcoreteam.com/logs.asp?z3=WTh5aXJrLnBocA== خيار ثنائي نظام حر Basın Konseyi’nin mektubu şöyle:

power charts forex “Sayın Numan KURTULMUŞ

binäre optionen 5 minuten template Başbakan Yardımcısı / ANKARA

forex classic platten preis  

http://www.hopeforthewearymom.com/?strazu=conviene-fare-treding-yaooo&6c1=55 conviene fare treding yaooo Önce, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, Anadolu Yayıncılar Derneği üyeleriyle gerçekleşen, sizin de katıldığınız 22.03.2017 günlü buluşmada, Sayın Cumhurbaşkanı’nın, tutuklu gazeteciler için yaptığı bir konuşma kamuoyuna yansıdı. Cumhurbaşkanı’nın “ option bit Bakıyorum, hepsi hırsız, çocuk istismarcısı, terörist” cümlesini kullandığı ve devamında “ piattaforme opzioni binarie demo Banka soyanından seçim bürosu yakanlara kadar ne varsa bunların içinde var” dediği belirtiliyor.

http://dijitalkss.com/wp-json/oembed/1.0/"http:/dijitalkss.com/yeni-medya-iletisimi-ve-basarili-proje-yonetimi-sunumumun-infografisi/embed orari opzioni binarie  

http://wearesettle.org/?separ=bin%C3%A4re-optionen-immer-gewinnen&f9e=af binäre optionen immer gewinnen Sonra, 22.04.2017 günü CNN Türk TV kanalında, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in Hakan Çelik’e verdiği söyleşide, yine tutuklu gazeteciler için suçlayıcı bazı nitelemeler yapıldı. Basına yansıyan haberlere göre, kendisine verilen listedeki gazeteciler için, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik de, o söyleşide “ köpa Sildenafil Citrate billigt gazeteci kimliği olup da silah taşıyandan gasp edene kadar, başka şeylere kadar bir sürü şey var ki bu dosyaların içinde” diyor.

welke binaire opties  

opzioni binari Öncelikle, Basın Konseyi olarak, tutuklu gazeteciler listemizi kontrol edip gerekirse düzeltebilmek için, hırsızlık, çocuk istismarcılığı, teröristlik, banka soygunculuğu, silahlı gasp dahil “bir sürü şey” yapmış olmasına rağmen, gazeteci gösterilenlerin kimliklerini ve tutuklama müzekkerelerini, eğer haklarında dava açılmışsa iddianamelerini ve ceza verilmişse mahkeme kararlarını görmek, bilmek, öğrenmek istiyoruz.

الخيارات الثنائية المغرب  

أربح المال من المنزل فى المملكة المتحدة Ayrıca ve asıl önemlisi, Konsey’imize başvuran tutuklu gazeteci yakınları, yapılan bu açıklamaların kendilerini çok yaraladığına işaretle, kimlerin hırsız, çocuk istismarcısı, gaspçı, terörist olduğunun açıklanması için yardım ve desteğimizi beklediklerini, aksi halde bu durumu kişilik haklarına saldırı sayarak yasal yollara başvurmak zorunda kalacaklarını bildirmişlerdir.

optionen broker vergleich  

Özgürlükleri zaten sınırlanmış olan meslektaşlarımızın, bir de bu açıklamalarla kişiliklerinin yaralanmasına engel olunması için, ilişikte takdim ettiğimiz listede adı ve soyadları bulunanlardan kimlerin hırsızlık / çocuk istismarcılığı ve benzer bir sürü şeyden tutuklandıklarının belgeleriyle birlikte tarafımıza bildirilmesi konusunda yardımcı olmanızı bekliyor, takdirlerinize sunuyoruz.

 

Saygılarımızla,

Pınar TÜRENÇ

Basın Konseyi Başkanı”

Kumpasın çökmesine; Oda tv davasının beraatle sonuçlanmasına çok sevindik.

Yetmiyor.

Tüm tutuklu gazetecilere özgürlük istiyoruz.

6 yıl sonra, nihayet,13 sanıklı Oda tv davasının, beklenildiği gibi beraatle sonuçlanması, kuşkusuz tüm gazetecileri ve basın özgürlüğünü savunanları sevindirdi.

Kumpas kuranlar, gerçeklerin peşinde koşanlara bugün olduğu gibi yarın da musallat olacaklardır. Önemli olan, adaletten, hukukun üstünlüğünden ve özgürlüklerden yana olanların tüm yanlışlara birlikte göğüs germesidir.

Basın Konseyi olarak, Ergenekon ve diğer davalar gibi, Oda tv  davasının da çökeceğini biliyorduk, gazetecilerin özgür kalacaklarına inanıyorduk. Yıllardır bunun için verdiğimiz mücadelemiz, bundan sonra da sürecektir. Oda tv davasından beraat eden gazeteci Ahmet Şık gibi, tutuklu gazetecilerin diğer suçlamalardan da beraat edeceklerine inanıyoruz. Yeter ki, adalet zamanında ve tüm gerçekliğiyle yaşama damgasını vursun.

150 gazetecinin cezaevlerinde olduğu şu süreçte, adaletin herkese gerekli olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz.

Gerçeğin peşinde koşan gazetecilerin, bu yoldan ayrılmayacaklarını da biliyoruz.

Ahmet Şık  ve tüm tutuklu gazeteciler, tutuldukları cezaevlerinden en yakın zamanda çıkacak ve yine yazacaklardır.

Basın Konseyi olarak, halkın haber alma hakkını, ifade ve basın özgürlüğünü savunmaya devam edeceğiz.

,

Uzun yıllar Basın Konseyi Yüksek Kurulu ve Üyeler Genel Kurulu Daimi Üyesi olarak görev yapan turizmci, reklamcı Nihat Boytüzün’ü kaybettik. Acılı ailesine ve sevenlerine sabırlar diliyoruz.

Basın Konseyi,” Türkiye’de uçaklarla bazı kamu kurumlarında uygulandığı gibi, Avrupa Parlamentosu’nun, Daily Sabah Gazetesi’nin dağıtımını yasaklaması kararını protesto etti ve “Gazete dağıtımı yasaklanmamalı. A.P.’nin  aldığı bu yasakçı karar, herkes  için de ibret olmalı” dedi.

Basın Konseyi açıklaması şöyle:

“Avrupa Parlamentosu’nda Daily Sabah gazetesinin dağıtımının yasaklandığını üzüntüyle karşılıyoruz. Basın Konseyi olarak gazetelerin dağıtımının yasaklanmasını şiddetle protesto ediyoruz.

Bu yasakçı kararın, Türkiye’de de benzer kararlar alarak, gazetelerin dağıtımını kamuya ait yerlerde önleyenlere ders olmasını bekliyoruz. Başta cezaevleri, bazı kamu kurum ve kuruluşları ile Türk Hava Yolları uçakları ve CIP salonlarında, belli başlı gazetelere uygulanan yasaklamaların derhal kaldırılmasını talep ediyoruz.

Bu bağlamda tekrar etmek isteriz ki,  gazetecilere yönelik akreditasyon yasakları da kabul edilemez. Demokrasilerde gazetelerin dağıtımını  ve gazetecilerin özgür çalışmasını yasaklamak değil, ‘şiddet’ ve ‘nefret’ içermedikçe her türlü görüşün serbestçe yazılmasını savunmak esastır. Demokrasilerin eksiksiz yaşatılması için yasakçı zihniyetlerden kaçınılması gerekir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anadolu Yayıncılar Derneği üyelerine hitap ederken, cezaevlerinde tutuklu bulunan 160 kadar gazeteciyi yok saydı.

Erdoğan, “Hapisteki gazetecilerin listesini verin diyoruz, katilden çocuk istismarcısına herkes var. 144’ü terör, 4’ü adi suçlardan içeride” dedi.

Eğer tutuklu gazeteciler içinde, yazdıklarından değil, adi suçlardan ötürü tutuklananlar varsa, bunları bilmek herkesin hakkı. Henüz haklarındaki iddianameler bile yazılmamış Cumhuriyet gazetesi yazarı ve Yayın Danışmanı Kadri Gürsel, Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, karikatürist Musa Kart, Ombudsman Güray Öz, kitap eki editörü Turhan Günay ve diğer onlarca  gazeteci-yazarın hangi suçları işlediklerini Adalet Bakanlığı açıklayıp, kamuoyunu aydınlatmak zorundadır. Aksi halde Cumhurbaşkanı’nın sözlerinin inandırıcılığı olamaz.

Bu konuda Basın Konseyi olarak biz göreve hazırız. Daha önce de açıkladığımız gibi, tutuklu gazetecilerin hapishane listesini gerekiyorsa kendisine göndermeyi görev sayarız.

SİYASİLER GAZETECİLERE KÜFÜR EDEMEZ.

Ayrıca Şanlıurfa’da Büyükşehir Belediye Başkanvekili Nihat Kılıç’ın, Güneydoğu gazetesinde bir petrol istasyonunun belediye araçları ile asfaltlandığı haberini yaptığı için gazeteci Necdet Karadeniz’e, ’16 Nisan’dan sonra gazetecilerin a… koyacağız’ dediğini de öğrendik. Konu gazeteci Karadeniz tarafından yargıya taşındı.

Son dönemde, AMK’lı küfürlerin Türkiye’de sıradanlaştığını görüyoruz. Daha önce de bir işadamının halka dönük AMK’lı sözleri gündeme gelmişti. Ancak şimdi durum daha farklı. Bu kez küfür, direkt olarak gazetecilere yönelik ve küfür eden de AKP’li Belediye Başkan Vekili kimliğini taşıyor ve Şanlıurfa AKP il örgütünün eski yöneticisi. Bu küfürü edenin gazetecilere özür borcu olduğuna inanıyoruz. AKP’ye yakışanın bu kişiyi görevden uzaklaştırmak olduğunu düşünüyoruz. Çağdaş, demokrat ve saygın bir parti olduğunu belirten AKP’nin bu konuda harekete geçeceğinden şüphemiz yok.

Sevgili meslektaşımız, uzun yıllar siyasi baskılarla mesleğini yapamamış yol arkadaşımız Tayfun Talipoğlu aramızdan ayrıldı. Bizi Anadolu’nun en ücra köşelerine götüren ve oradaki yurttaşları da yaptığı programlarla dünyanın dört bir yanına taşıyan Tayfun Talipoğlu’nu kaybettik. Acımız büyük. Her ölüm erken ölümdür, ama her hikâyesiyle bam telimizi titreten, içimizdeki çocuksu neşeyi ve masumiyeti hatırlatan, yol hikâyelerinin, halk deyişlerinin ve türkülerin mahzun sesine çok erken veda etmenin üzüntüsü içindeyiz. Meslektaşlarımıza ve sevenlerine sabırlar diliyoruz. Işıklar içinde uyusun.

Basın Konseyi, son günlerde referandumla ilgili görüşleri nedeniyle bazı gazetecilerin hedef gösterilmesi konusunda bir açıklama yaptı. Açıklama şöyle:

“16 Nisan referandumu yaklaşırken, özellikle gazetecilere yönelik üstü kapalı tehdit ve hedef göstermelerin arttığına tanık oluyoruz.

Önce, bir gazetecinin  ‘Samsun’a gidiyor’ diye hedef gösterildiğini gördük.

Bir başka gazetenin internet sitesinde bir TV yorumcusu için ‘Vatan Haini’ suçlamasında bulunulduğuna tanık olduk.

Referandum, demokratik bir yöntem ve haktır. Burada kullanılacak ‘Evet’ İle ‘Hayır’ arasında bir fark yoktur. İkisi de demokratiktir, ikisi de seçmenin takdirini yansıtır. Geleceği hakkında İki tercihten birini yapmak seçmene farklı bir etiket yüklemez.

Referandumdaki tavırlarından ötürü gazetecilerin hedef gösterilmesi  demokratik ülkelere yakışmayan bir uygulamadır. Kabul edilemez. Hedef gösterilmenin olası sonuçları, hedef gösterenlerin vicdani sorumluluğundadır. 

Referanduma 32 gün kala, yapılan bu yanlışlardan bir an önce dönülmesi ve her kesimin basın ve ifade özgürlüğüne sonuna kadar sahip çıkarak, saygı göstermesi gerektiğini bir daha hatırlatmayı görev biliyoruz.'”

Basın Konseyi, İzmir’de Başbakan Binali Yıldırım’ın programını izlemek üzere akreditasyon başvurusunda bulunan 8 gazeteciye akreditasyon verilmemesini kınadı.

Konsey’den yapılan açıklama şöyle: 

“İzmir’de Başbakan Binali Yıldırım’ın programını izlemek üzere akreditasyon başvurusunda bulunan ve aralarında, Sözcü, Dünya, İHA, Ticaret, Sky TV ve Ulusal Kanal gibi gazete ve televizyonların bulunduğu basın yayın organlarında çalışan 8 gazeteciye akreditasyon verilmedi. Halka açık bir kamusal törende yapılan bu uygulama demokratik ülkelerde kabul edilemez.”

Çetin Emeç, 7 Mart 1990’da karanlık bazı odakların hedefi oldu. Aradan geçen 27 yıla rağmen, cinayet net bir şekilde aydınlatılamadı. Emeç ve kendisiyle birlikte katledilen şoförü Sinan Ercan’ın “gerçek katilleri” hâlâ bilinmiyor ve belki de aramızda dolaşıyorlar.

Çağdaş ve demokratik bir Türkiye için mücadele ederken kurşunlara hedef olan Çetin Emeç, öncü bir gazeteciydi; baskılar karşısında geri adım atmaz, gazeteciliğin temel gereklerini yerine getirmekten şaşmazdı. Demokrasiye, laikliğe, insan haklarına, ifade özgürlüğüne inanırdı. Kendisini hasretle anıyoruz ve katillerini bir kez daha lanetliyoruz.

, ,

BASIN KONSEYİ SİLİVRİ’DE TOPLANDI

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç: ”Gazetecilerin tutukluluk süresi, adaleti yaralayacak boyutlara ulaştı.”

Cindoruk: İstibdat dönemi yaşıyoruz

Oktay Ekşi: Türkiye 80 milyon için hapishane

Turgut Kazan: Utanç duyuyorum, kınıyorum

 

 

Basın Konseyi, sayıları 160’a yaklaşan tutuklu gazetecilerin durumuna dikkat çekmek ve salıverilmelerini talep etmek için dün Silivri Cezaevi’ne en yakın noktada, Silivri Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde bir toplantı yaptı.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Yüksek Kurul üyeleri Hüsamettin Cindoruk, Turgut Kazan, Başar Yaltı, Okşan Atasoy, Doğan Satmış, Melih Berk, Turgay Noyan ile Basın Konseyi Onursal üyesi Oktay Ekşi’nin de katıldığı toplantıda, tutuklu gazetecileri temsilen üç gazeteci eşi de hazır bulundu. Cumhuriyet gazetesi karikatüristi Musa Kart’ın eşi Sevinç Kart, gazetenin ombudsmanı Güral Öz’ün eşi Çağlayan Öz ve Önder Çelik’in eşi Semra Çelik de toplantıda duygu ve isteklerini ifade ettiler.

Toplantıda Basın Konseyi’nin “Tutuklu Gazetecilerle” ilgili bildirisini okuyan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, “Tutukluluk süresinin adaleti ve vicdanı yaralayacak boyutlara ulaştığını” belirterek şöyle dedi:

“Son olarak Deniz Yücel’le ile birlikte tutuklu gazetecilerin sayısının 160’a yaklaşmasının, ‘muasır medeniyetler yolundaki’ Türkiye’nin imajını bozduğuna inanıyoruz.  Ayrıca, haksız ve adil olmayan tutuklulukların, adaleti ve vicdani duyguları zedelediğini de bir daha hatırlatmak istiyoruz.

Gazetecilere atfedilen  suçlamaların bir an önce iddianameye dönüşmesi, adil ve hızlı yargılamaların bir an önce başlaması ve ‘Aksi kanıtlanıncaya kadar herkes masumdur’ ilkesi gereği, gazetecilerin de baştan birer ‘Suçlu’ kabul edilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Hukukun hızlanması, adil yargılamaların başlaması, Türkiye’nin ”Dünyanın en büyük Gazeteci cezaevi’ olma imajını da değiştirecektir. Hukuk herkese lazımdır. Bu unutulmamalıdır.

Çağdaş dünyada gazeteciler ilke olarak yazdıklarından, gazetecilik faaliyetinden  ötürü böyle tutukluluk süreleri ile karşılaşmazlar. Silivri’den  bir kez daha gazetecilere özgürlük için, yüksek sesle seslenmeyi görev biliyoruz.

Bu arada, tutuklu gazetecilerle görüşmek için bugüne kadar 20’nin üzerinde başvuru yaptık. Ancak tüm bu başvurularımız sonuçsuz kaldı. Buna izin verilmesini ve tutuklu gazetecilerle görüşme olağanağı sağlanmasını talep ediyoruz.

Özetle diyoruz ki:

1- Tutuklu gazeteciler, tutuksuz yargılanmalıdır.

2- Gazeteciler hakkındaki iddianameler bir an önce hazırlanmalı, davalar derhal başlamalıdır.

3- Bu davaların da acilen sonuçlanması sağlanmalıdır

4- Tutuklu gazetecilerin, başta Basın Konseyi olmak üzere mesleki kuruluşlarla ve yakınlarıyla görüşmeleri kolaylaştırılmalıdır.

5- Tutuklu gazetecilerin, cezaevinde ihtiyaç duydukları kalem, kağıt, kitap ve benzeri şeylerin temini kolaylaştırılmalıdır.

Tutuklu kalan gazetecilerin yakınından sesleniyoruz:

Bu sorunun yanıtını beklemek hakkımızdır.. Bunca zaman neden bekleniyor?

İstediğimiz sadece adalet.. Hemen..”

CİNDORUK: İSTİBDAT DÖNEMİ

Toplantıda, daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan TBMM eski Başkanı ve Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesi Hüsamettin Cindoruk ise, Türkiye’de bir istibdat dönemi yaşandığını belirtti. Cindoruk şöyle dedi:

“Arzuhalci kültürüyle Adalet Bakanlığı yapılmaz. Bunun için ayrıca insaf  nesafet vasfı lazımdır. 150’yi aşkın gazetecinin tutuklu olması, Türkiye’nin bir istibdat rejimi yaşadığını gösterir. Bu sayı Tanzimat Fermanı’na bile aykırıdır. Ben böyle bir dönem yaşamadım, Yassıada mahkemeleri bile bu kadar gazeteci hapse atamadı. Ayıplıyorum.  Üzülmek yeterli değil, sahip çıkmamız lazım.  Aylardır iddianamesiz bir dava var, bunu kabul etmek mümkün değildir. Tutukluma kararlarında kesin hüküm vermişler, bundan iktidar sorumludur. Ve bu iktidarın ayıbıdır. Bu gidiş gidiş değildir,. bu gidişten Türkiye’nin çıkması için ortak gayrete ihtiyaç var. Ancak görüyoruz ki şimdi Türkiye’yi tek adam rejimine, siyasi İslama itmeye ve Avrupa’dan uzaklaştırmayla çalışıyorlar. Bu bir medeniyet kavgasıdır. Türkiye özgür dünlyada mı kalacak, gerici ülkelerin arasına mı katılacak. Yaşananlar bir sapmadır, arkasında bir hesap yatıyor. Bu hesabı bozmak Türk halkının elindedir.”

OKTAY EKŞİ: TÜRKİYE TÜMÜYLE HAPİSHANE OLDU

Toplantda konuşan Oktay Ekşi ise, “Türkiyle medeni dünyanın ortasında bir hapishane haline geldi, bu gün 150’yi aşkın gazetecinin hapsedildiğini konuşuyoruz ama aslında Türkiye 80 milyon insan için bir hapishaneye dönüştürülmüştür. Ben gazeteci değilim, tutuklu gazeteciler beni bağlamaz demeyin, gerçeğimiz budur” dedi.

TURGUT KAZAN: KINIYORUM

Turgut Kazan da, “Silivri, tutuklu gazeteciler için sembol cezaevi diye burada bulunuyoruz. Dünyada böyle bir basın toplantısının örneği yoktur, çünkü tutuklu gazetecilere gazetecilere anlatmak için basın toplantısı yapıyoruz. Utanç duyuyorum, neden olanları kınıyorum.”

 

GAZETECİ EŞLERİ

Toplantıda, tutuklu Cumhuriyet Gazetesi mensuplarının eşleri ise özetle şunları söylediler:

Sevinç Kart: Silivri’de bir tecrit yaşanıyor, bir notu dışarı iletmek bile mümkün değil. Mektup yasak. Avukat görüşmesi bile haftada bir saat. Onlar girdiklerinde mevsim sonbahardı. Kış geçti. Ama bahar gelsin istemiyorum. Çünkü bahar geldiğinde sevdiğim yanımda olmayacak. Umarım, bu bahar, tutsakların salındığı bahar olur. Size Musa Kart’ın bir karükatürünü anlatmak isterim. Birkaç yıl önce Silivre’deki gazetecileri, mahkemeye tünel kazarak çizmişti ve hakime “Size başka yolla ulaşamadık” diyordu. Aynı durumu yaşıyoruz. Gazeteciler adalete ulaşmak için iğneyle kuyu kazıyor.”

Semra Çelik: Gazeteciler Silivri’de esir tutuluyor. Ne kendilerini savunabiliyorlar, ne konuşabiliyorlar. Sorgulanmadan esir tutuluyorlar. Demek ki savaş var ve onlar da düşman. Çocuklar bile babalarıyla ancak okulu kırarak ve camın arkasında görüşebiliyor.”

Çağlayan Öz: Bir gazetecinin kapısı bir sabah terör timlerince çalınıyor, tüm eşyalar altüst ediliyor. Eşinizi alıp götürüyorlar. Bunu Türkiye’ye yakıştıramıyoruz. Bu insanlar, katil değil, suçlu değil, sadece gazeteci. Ellerinde kalemden başka bir güç yok. Bu orantısız bir yaklaşımdır. Adaletin bir an önce dengeleri gözeten bir tavır sergilemesi gerekiyor.”