ABDİ İPEKÇİ’Yİ SAYGIYLA ANIYORUZ

Türk basınının efsane ismi, sağduyunun sesi, demokrasinin ve gazetecilik ilkelerinin yılmaz savunucusu Abdi İpekçi’yi, suikaste kurban gidişinin 39’uncu yıldönümünde saygıyla anıyoruz. O, Türk halkının doğru haberi alabilmesi, kamuoyunun serbestçe oluşması için bu uğurda canı pahasına mesleğini yapan bir gazeteci, bir aydındı. Genel Yayın Müdürlüğü’nü yaptığı Milliyet Gazetesi’nde, evrensel gazetecilik kurallarına uygun, doğru, ilkeli, güvenilir habercilik örneğiyle ‘Abdi İpekçi Gazeteciliği’ni Türk basınına yerleştirdi.
1 Şubat 1979’da bir tetikçi kurşunlarının aramızdan ayırdığı Abdi İpekçi’nin ilkeli duruşu ve onurlu kalemi daima genç gazetecilere örnek oldu, olmaya devam edecek.
Onu özlemle anıyoruz.

,

BASIN KONSEYİ, GAZETECİLER GÜNÜ’NDE SİLİVRİ’DE TOPLANDI

Basın Konseyi, toplantısını 10 Ocak Gazeteciler Günü’nde Silivri’de yaptı

 

Pınar Türenç: Yolumuz özgür basın yolu

 

‘Tutuklu gazeteciler tahliye edilsin’
“Kaleme sahip çıktığımız zaman demokrasiye sahip çıkmış oluyoruz”

 

BASIN Konseyi Yüksek Kurulu, yılın ilk toplantısını 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde Silivri Cezaevi ile diğer cezaevlerinde tutuklu gazetecilere destek vermek amacıyla Silivri’de yaptı. Toplantıda yapılan konuşmalarda, gazetecilerin sorunları dile getirildi ve tutuklu gazetecilerin bir an önce tahliye edilerek mesleklerini sürdürme olanağına kavuşmaları istendi.

Silivri Yaşar Kemal Kültür Merkezi’ndeki toplantıda Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyeleri ve tutuklanıp serbest kalan gazeteciler ile halen tutuklu olan gazetecilerin aileleri de katıldı.

TÜRENÇ: BUGÜN İÇİN ÇALIŞAMAYAN GAZETECİLER GÜNÜ

Toplantının açılışında konuşan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, “ Gazeteciler 57 yıl önce 10 Ocak’ta 212 sayılı yasanın hayata geçmesiyle yaşamsal ve sosyal haklarına kavuşmuştu. Yıllar içinde bu hakları kaybetmeye başladık. Ama geldiğimiz bu noktada 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, bugün için Çalışamayan Gazeteciler günüdür. Çalıştırılmayan gazeteciler günüdür. Hapse konulan gazeteciler günüdür. Binlerce, on binlerce gazetecinin işsiz kaldığı gündür. Sendikalaşmanın yok edildiği gündür. Ailelerin acı içinde evde beklediği gündür. Babalarını göremeyen çocukların hapisten babalarının çıkacağı özlemiyle yaşadığı gündür” dedi.
“HAK ARAYIŞININ EN ÖNEMLİ NOKTASI KALEME SAHİP ÇIKMAMIZ”

10 Ocak’ın özellikle son 10 yıldır anlamını tamamen yitirildiğini ifade eden Pınar Türenç, bugün medyanın yüzde 80’inin  iktidarın kontrolü altında olduğunu, kalanların da oto sansür uygulamak durumunda kaldığını anlattı. Pınar Türenç, “Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’de 145 civarında gazeteci hapishanede tutsak. 145 diyorum çünkü her gün bu sayı artabiliyor. Haklarında davalar açılan gazeteci sayısı her geçen gün ekleniyor. Gözdağı verilmeye devam ediliyor. Bunun da ötesinde bizler için önemli olan gazetecilerin kendilerine uyguladığı oto sansürlerdir. Bugün peşinde olduğumuz hak arayışının en önemli noktası kaleme sahip çıkmamızdır. Kaleme sahip çıktığımız zaman demokrasiye sahip çıkmış oluyoruz. Demokrasi demek en önemli unsurlarından bir tanesi fikir özgürlüğüne sahip çıkmak en yaşamsal hakkımızdır. Bunun peşindeyiz. 10 Ocak’ta Silivri’de buluşmanın önemi şuradan kaynaklanmakta. Hemen yanımızdaki o korkunç Silivri hapishanesinde çok sayıda gazeteci özgür kalacağı günü bekliyor.”

 

“DURUŞMANIN İSTANBUL’DA GÖRÜLMESİNİ TALEP EDİYORUZ”

 

Konuşmasında Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticilerinin yargılandığı davaya değinen Pınar Türenç, ”Davanın son duruşmasında yine tutuklu sanıkların tutukluluğunun devamına karar verildi. Türkiye’nin dünyadaki bu konudaki liderliği yine perçinlendi. Mahkeme son duruşmada anlaşılamaz bir kararla bir sonraki duruşmayı Silivri Yerleşkesi’ne aldı. 9 Mart 2018’de duruşma görülecek. Bunu da kabul etmiyoruz. Çünkü adil yargılanma hakkının vazgeçilmez unsuru olan, yargılamanın aleniliği ilkesinin pratikte hayata geçmesi, ilgilenen herkesin duruşmayı takip edebilmesi ve bu imkana kavuşması asıldır. Duruşmanın ücra bir yerde değil İstanbul’da görülmesini talep ediyoruz. Cumhuriyet davası ile ilgili gazetecileri de ilgilendiren diğer tüm ceza davaların bir an önce bitirilmesini istiyoruz” diye konuştu.

“YOLUMUZ ÖZGÜR BASIN YOLUDUR”

Silivri Cezaevi’nde tutuklu olan çok sayıda gazetecinin özgür kalacağı günü beklediğini vurgulayan Pınar Türenç, “Demokrasinin vazgeçilmez değeri olan ifade ve basın özgürlüğüne sahip çıkmak, bağımsız medyanın yaşaması ve yaşatılması için çalışmaya hep birlikte devam edeceğiz. Yaşanan bu süreçte evet üzgünüz. Ama gelecek için umutluyuz ve kararlıyız. Yolumuz özgür basın yoludur. Çalışan Gazetecilerin günü olması için 10 Ocakları yaşatmaya kararlıyız” dedi.

CİNDORUK: BUGÜN ARKADAŞLARIMIZA YAPILAN YARGISAL İŞKENCEDİR

TBMM Eski Başkanı ve Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi Hüsamettin Cindoruk ise “Düşünce suçları dediğimiz fikir ve ifadeyi özgürce dile getirme hakkının ihlalinden söz açıyoruz. Bugün cezaevinde uzun süredir tutuklu bulunan arkadaşlarımızın uzun tutukluluk sürecinden ötürü şikayetleri var. O şikayetleri paylaşıyoruz ama durum sadece o değil. Bugün bu arkadaşlarımıza yapılan, bu düşünce adamlarına yapılan yargısal işkencedir. Buna alışmamız çok yanlıştır buna alışamayız. Buna alışırsak demokrasimizin içinde bulunduğu sıkıntıları arttırırız. Demokrasimize kimse güvenmez. Bugün, Avrupa Birliği ile açılan makas Avrupa Konseyi ile açılan makas, bizim bu alışkanlığımızın, alışmamızın bir sonucudur. Hep beraber, herkesin iktidar partisi Cumhurbaşkanı dahil hepimiz fikir ve ifade özgürlüğü ile uluslararası değerlerde anlaşmak zorundayız” dedi.

“AİHM’DE HAK ARAR HALE GELDİK”

Askeri darbeler dahil ifade ve düşünce özgürlüğüne bu kadar açık bir saldırıya hiç rastlamadığını söyleyen Cindoruk, “İçinde bulunduğumuz durum yargısal işkence kadar yargının düşünce ve ifade özgürlüğüne bir saldırısıdır. Üzüntü ile bakıyoruz bu saldırıyı önlemek için başvurduğumuz makam yurdumuzun içindeki mahkemeler veya Anayasa Mahkemesi olmaktan çıkmıştır.  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) hak arar hale geldik“ diye konuştu.

 

AKIN ATALAY’IN EŞİ:  HAKLI OLANLAR KAZANACAK

 

Cumhuriyet Gazetesi davasında tutuklu bulunan Akın Atalay’ın eşi Adalet Atalay, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü nedeniyle toplantıda olmaktan dolayı mutlu olduğunu ifade ederek, “Pınar hanımın dediği gibi artık çalışan değil çalıştırılamayan gazeteciler günü diye anmaya başlayacağız. İstatistiki bilgeler Türkiye’nin medya özgürlüğü bakımından dünyada 154’üncü sıralara geldiğini gösteriyor. Sınır Tanımayan Gazetecilerin yaptığı açıklamaya göre” dedi.
Adalet Atalay, konuşmasının sonunda eşinin duruşma sırasındaki söylediği, “Dünyaya 100 defa gelecek olsaydım. Her defasında bu davada savunma makamında olmayı tercih ederdim. Çünkü adalet, özgürlük ve demokrasi değerlerinin yanında saf tutmak onurdur. Vicdanım rahat ve huzurluyum. Hiç merak etmeyin, bugün güçlü gibi görünenler değil, haklı olanlar kazanacaktır“ sözlerini anlatırken duygulandı ve gözyaşlarına hakim olamadı. Adalet Atalay’ı yanında oturan aynı davada tahliye olan Musa Kart teselli etti.
MUSA KART: CEZAEVİNDE TUTULMALARINA İTİRAZIM VAR

Cumhuriyet Gazetesi davasında geçtiğimiz yıl temmuz ayında tahliye olan çizer Musa Kart da tahliye olduktan 5 AY sonra ilk kez Silivri’ye geldiğini ifade ederek, “Duygularımı tarif etmekte zorlanıyorum. Sevgili kardeşlerim Akın Atalay, Murat Sabuncu ve Ahmet Şık’ın haksız, hukuksuz biçimde bir yılı aşkın süredir cezaevinde tutulmalarına itirazım var. Ama itirazım aynı zamanda sadece muhalif oldukları için siyasetçilerin, akademisyenlerin ve gazetecilerin zindanlara atılmasına..” dedi.
Toplantıda ayrıca, Cumhuriyet Gazetesi davasında tahliye edilen Önder Çelik ve Emre İper de söz alarak duygu ve düşüncelerini dile getirdi.
Toplantı sonunda gazetecilerin gününü kutlayan Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar da Silivri’nin cezaevi ile anılmasından üzüntü duyduklarını belirterek, “Ama ben inanıyorum. ‘Top yere vurmadan zıplamazmış’ derler. Topun yere vurduğu yer olarak ta anılacak Silivri.. Biz dokuz yıldır bu hüznü, bu kederi burada yaşıyoruz. Her seferinde yargılamaların başladığı günden bu yana haksızlıkların, adaletsizliğin bulunduğu yer olarak belki anıldı Silivri. Ama biz bu kavramla mücadele etmeye devam ediyoruz. Silivri aslında hiç böyle bir yer değilken o anlama eş tutulmaya çalışıyor. Bunu bir anlamda kullanacağız. Böyle olmadığı bir yer olarak anılacak.” dedi.

KİMLER KATILDI

Silivri’deki toplantıya Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, 2’ci Başkan Murat Önok, Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyeleri Hüsamettin Cindoruk, Tufan Türenç, Melih Berk, Turgay Noyan, Yalçın Büyükdağlı, Okşan Atasoy, Başar Yaltı, Üstün Ünügür ile Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticilerinin yargılandığı davada tutuklandıktan sonra tahliye edilen Musa Kart, Önder Çelik ve Emre İpe, halen aynı davada  tutuklu bulunan Akın Atalay’ın eşi Adalet Atalay ve tutuklu gazetecilerin yakınları katıldı.

 

,

PINAR TÜRENÇ, GAZETECİ AHMET VE MEHMET ALTAN’LA SİLİVRİ CEZAEVİ’NDE GÖRÜŞTÜ

BASIN KONSEYİ BAŞKANI PINAR TÜRENÇ, SİLİVRİ’DE TUTUKLU GAZETECİLER AHMET ALTAN VE MEHMET ALTAN İLE GÖRÜŞTÜ

 

Kulakları delen bir gürültüyle açılan Demir kapıdan koşar adım soğuk salona koştu Ahmet Altan.  Ziyaretten çok Mutlu olmuştu. “Bekliyordum… Uzun zaman oldu… Ne iyi oldu” dedi.
Plastik masanın, plastik sandalyelerine karşılıklı oturduk. Başladık konuşmaya.

80’li yılların sonuydu. O çalıştığım gazetenin genel yayın yönetmeniydi. Köşe yazarı babası Çetin Altan yeni ayrılmıştı. Bense haber merkezinde, haber peşinde koşan serbest muhabirdim.

Yıllar uçtu gitti ve şimdi o Silivri zindanında tutukluluğun girdabında, beton ve soğukla savaşıyordu.

Türk basını için kapkara bir yıl olan 2017’yi uğurlayıp, yeni umutlar beslediğimiz yeni yılın heyecanı içinde, geleceği konuştuk Ahmet Altan ile. Tüm derdi, Türkiye’nin geleceğiydi. Hiç ara vermeden anlattı:

“Türk toplumu sanki bungee jumping yapıyor. Nereye sürükleneceğini bilmeden. Devlet ise iflasta. Ülkede en iyi çalışan cenaze işleri. Cenazeler yerine düzenle yerleştiriliyor. Ancak yargı, eğitim, sağlık, ahlak çöktü. Üretimsiz ülkelerde ahlak da olmaz. Ahlak, demokrasiye bağlıdır. Adeta yok oluş dönemindeyiz. Çıkış yolu ise herkesin demokrasiyi keşfetmesidir. Aksi halde çok acı çekilecek.”

Nefes almadan anlatıyordu.

Araya girdim:

“Nasılsın? Günlerin nasıl geçiyor”

Güldü:

“45 yıl önce babam Cetin Altan’ı evden alıp götürmüşlerdi. 45 yıl sonra bizi. Demek ki pek bir şey değişmemiş. Babam hukukçuydu. Ama ben böyle dava görmedim. Neden bunca gazeteci içerde, anlamak mümkün değil. Yılı aştı, tutukluyum. Okuyorum, yazıyorum, kitaplarım, yazılarım birçok dile çevriliyor. On binlerce kitap olarak yabancı yayıncılar tarafından okuyucularına ulaştırıyorlar. Düşünceniz, fikirleriniz beton duvarların arasında kalmıyor. Sadece bedenim tutsak. Ben de iyi olabilmek için avluda yürüyorum. Spor yapıyorum, kilo da verdim.”

“Ya Mehmet Altan? Kardeşinle aynı çatı altındasınız…”

Sustu biran. Yutkundu, devam etti:

“Mehmet’i bir yıl bana göstermediler. Onu çok özledim. Bu da bir işkence.”

“Kiminle aynı koğuşu paylaşıyorsun?”

“STV ve Zaman dan iki arkadaşla aynı koğuşa koydular beni. Onlar namazında niyazındalar. Tüm dini vecibeleri uyguluyorlar. Dünya görüşümüz çok farklı da olsa, birlikteyiz.

“Duruşmaya gelmedin. SEGBİS yoluyla içerden savunma yapıyorsun. Neden?”

“O mahkemelerde sanıklar yargıçlardan prestijliyse, yargı çökmüştür. Beni o demir yığını nakliye kamyonuna bindiremeyecekler. Hayvan nakleder gibi. Duvarların içinde daha özgürüm.”

FETÖ, iktidarı devirme planları, kahrolası 15 Temmuz darbe kalkışması konularında ise, şöyle konuştu:

“Tanrı yalan söylemez. Aksi olursa, o vasfı kaybeder. Bu davada kanıt istedim hep. Yok, yok. Yoksa, yargıçlık vasfı da kaybolur. Hukuk ve adalet peşinde oldum, olacağım. Televizyonlardaki konuşmalar suç unsuru gösterildi. Tutukladılar. Bence, dışarıdakilerin korkusu, ülkeyi bu hale getiriyor mu diye düşünmek lazım. İki günü aynı geçiriyorsanız, sen kaybedensin. Bu Hazreti Muhammed’in sözü. Bunu da koğuştaki dini bütün iki arkadaştan öğrendim. Ben 70 yaşından sonra değişemem. Yargı, devlet gülünç olamaz. Doğrular neyse peşinde olacaksın.”

“Ya FETÖ? Hiç mi bu gerçek görülmedi.”

“Herkes ortaklıktaymış meğer. Sorumluluklar da ortaktır. Yargıyı kim nasıl ele geçirmiş, ona bakmalı. Bir ülkede devlet ve yargı gülünç olamaz. Biz, darbenin değil, hukukun ve demokrasinin peşindeydik. Aksi için kanıt istedik, ortaya konulamadı.”

İzledikleri yolun kendileri için ağır maliyeti olduğunu, Türkiye’de entelektüellerin hapse atılmalarının maliyetini ödediklerini söyleyen Altan, “Bir mucize bekliyorum. Yoksa ülkemin son dönemecinde acı çekilmesini kaldıramayacağız. Hapisten de korkulmamalı. Biz ailecek yaşıyoruz bunları” diye konuştu.

MEHMET ALTAN’IN HAPİSHANEDEN RİCASI

Bu kez Prof. Dr, Mehmet Altan ile aynı sandalyelerde söyleştik.

O da kilo vermişti. Sağlık sorunlarını yenmeye çalışıyordu. Abisi gibi o da müebbetlikti.

Üniversiteden atılmıştı. İsyandaydı.

“Bizi aslında suç işleyerek burada tutuyorlar. Ben mi cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni değiştirmeye kalkışmışım… Ben mi din devleti için düzeni değiştirecekmişim… Nerede suçum?18 sayfalık mütalaa ile delilsiz yargıladılar. Tutukladılar. Oysa hangi delile dayalı olduğu söylenmeliydi. İlk kez, AİHM ve Avrupa, bizim için müdahil oldular. ‘Altanların davası, bir tiyatrodur’ dediler. Bile bile bizi tutuyorlar. 14 Temmuz’daki televizyon programını darbeye bağladılar. Zorlama ve beyhude hepsi. Nerede yasalara konulan şiddet? Fikir özgürlüğünü koruyan yasalara da aykırı bu işler ama zorla tutuluyoruz. Adalet Bakanlığı’na, HSK’ya da mektup yazdım, anlattım. Tarihe geçsin diye.”

Mehmet Altan’a, ayları nasıl yaşadığını da sordum. Güldü:

“İnanmayacaksın, bir CD çalışması yapıyorum. Ben müzikten pek anlamam aslında. 2017’nin en popüler şarkı ve türkülerini topluyorum. Mesela, Ben Yoruldum hayattan… Sabahattin Ali’nin Sinop Cezaevi’nde yazdığı Mahpushane Türküsü şiirindeki ‘Başın öne eğilmesin/ Aldırma gönül, aldırma/ Ağladığın duyulmasın/Aldırma gönül, aldırma’ dizeleri. Cigaramın dumanı, gibi… Bunları tek CD’de topluyorum. Sezen Aksu’dan ricam var. Bana bu konuda destek olabilir mi acaba? 15 şarkılık bir CD.”
Gülerek müzik sevdasını anlattığı beton görüş odasının kapısındaki infaz memurundan bu arada bir bardak su istedim. Acıkmıştım da. Bir de bisküvi. Yanıt, olumsuz olunca, Mehmet üzüldü:

“Biz yemek yedik, sen aç kaldın. Maalesef böyle işte.”

Yemekleri sordum ona, “Sorun yok” dedi. Az yediğini de ekledi.

Kiminle aynı koğuşu paylaştığını anlatırken, abisi gibi, aynı kaderin içindeydi.

“Dini bütün iki arkadaşı bizim yanımıza veriyorlar. İdare ediyorum. Şimdi yeni bir kitap yazıyorum. 21. Yüzyılın el kitabını hazırlıyorum. 30 yıllık hocalığımı da bitirdiler. 30 bin öğrenci yetiştirdim. 40 kitabım var. 1993 yılından beri profesörüm. KHK ile işten atıldım. ‘1 dolar bulduk evinde’ dediler, içeri attılar. Eşimin seyahatten kalan bozuk 1 dolarıyla tutuklandık. ‘Pastör’ adıyla telefonu dinlemişler. 2 hakim için de dava açtım. MİT adına dinlemişler üstelik. Ama yazmaya düşünmeye üretmeye devam ediyoruz.”

Ahmet Altan’ın iyiı olduğunu anlatınca ona, duygulandı. Özlemişlerdi birbirlerini.

“Ahmet’in ‘Son oyun’ kitabının, Washington Post gazetesince ‘Dünyada 2017’nin En İyi 50 Kitabı’ arasına alınmasına çok sevindim.  İşte bu… Her şey geçecek, biliyorum.”

Ya FETÖ olayı? dediğimde, kızgındı:

“Amacımız hep en iyi demokrasi içindi. Lanet olsun… Bizim çizgimizi karıştırmasınlar. Şiddet içinse iddia gerekir. hani kanıt? Bu Nasıl örgüt üyeliği? İslamcı örgüt üyesi olamayacağım ortada. Böyle dava görmedim. Kanıt bekliyorum, Silivri’de.”

 

BASIN KONSEYİ: 2017 İÇİN ÜZGÜNÜZ, YENİ YIL İÇİN KARARLIYIZ


BASIN KONSEYİ:
2017 İÇİN ÜZGÜNÜZ, YENİ YIL İÇİN KARARLIYIZ

Basın özgürlüğü açısından en kötü dönemi yaşadığımız 2017 yılı geride kaldı.
Bu süreçte 100’ü aşkın gazetecinin tutukluluğu devam etti… Cezaevlerindeki meslektaşlarımız özgürlüğe kavuşamadı… Art arda yeni davalar açıldı… Mahkumiyet kararları birbirini izledi…  On bini aşkın gazeteci işsiz kaldı… Çok sayıda medya kurumu kapatıldı ya da el konuldu… ‘Dışarıdakiler’ de sansür ve oto-sansür belasıyla görevini yapamaz oldu.
Korkarız ki medyamız 2018 yılında da yine hapis tehdidi altında görevini yapmaya çabalayacak. Bu tablo maalesef Türkiye’nin itibarını zedelemeye devam edecek.

Yılın son günlerinde yine hayal kırıklığı yaşandı, umutlar 2018’e kaldı. Cumhuriyet Gazetesi davasının son duruşmasında yine tutuklu sanıkların tutukluluğunun devamına karar verildi.
Türkiye’nin tutuklu gazeteci sayısı bakımından dünya liderliğine oynayan (!) ülke imajı perçinlenmiş oldu.
Üstelik, mahkeme anlaşılmaz bir kararla duruşmayı Silivri’ye aldı ve 9 Mart 2018’e erteledi
–  Bunu kabul edilemez buluyoruz.
–  Adil yargılanma hakkının vazgeçilmez unsuru olan ‘yargılamanın aleniliği’ ilkesinin pratikte hayata geçmesi, ilgilenen herkesin duruşmayı takip edebilme imkanına kavuşturulmasıyla mümkün olur.
– Duruşmanın ücra bir yerde değil, İstanbul’da görülmesini talep ediyoruz.
– Cumhuriyet davası ile gazetecileri ilgilendiren diğer tüm ceza davalarının bir an içinde bitirilmesini…
– Sanıkların ‘makul sürede yargılanma’ haklarına uyulmasını…
– Meslektaşlarımızın bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını talep ediyor ve bekliyoruz.

Tutuklu yargılanmanın istisnai olduğunu; basın özgürlüğü söz konusu olduğunda bu istisnanın en geniş kapsamda yorumlanması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyoruz.

2018 yılında medyanın siyasi, idari ve yargısal yeni baskılarla karşılaşmamasını umuyor; demokratik toplumun vazgeçilmez koşulu olan ‘medya özgürlüğü’nün sağlanması için siyasal iktidarın ve yargı organlarının azami çabayı sarf etmesini diliyoruz.

Basın özgürlüğünün yaşatılmasının, halkın haber alma hakkı için, ekmek-su kadar önemli olduğunu bir kez daha yineliyoruz.

Yaşanan bu süreçten üzgünüz ama gelecek için umutluyuz, kararlıyız.
BASIN KONSEYİ

Beyaz TV adlı televizyon kanalında yayınlanan “Derin Futbol” adlı program esnasında, yorumcu olarak söz konusu yayına katılan Rasim Ozan Kütahyalı’nın sarf ettiği ve toplumun haklı tepkisine neden olan talihsiz sözler kamuoyunun malumudur.

Tekrar etmek istemediğimiz bu sözlerin; toplumsal değer yargılarına aykırı, insani değerleri incitici, dostumuz Boşnak Halkını kırıcı ve gazetecilik sıfatının saygınlığına gölge düşürücü nitelikte olduğunu vurgulamak isteriz. Olay, Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal etmiş, medyada da kötü bir örnek olarak karşımıza çıkmıştır.

Bu bakımdan, Rasim Ozan Kütahyalı’yı söz konusu çirkin sözlerinden ötürü kınıyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Tek kelimeye 3 yıl hapis, dünyanın hiçbir demokratik ikliminde kabul edilemez. 

Cumhuriyet gazetesi internet sitesi Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Güven’e sadece 55 saniye yayında kalan bir tweet nedeniyle 3 yıl 1 ay 2 gün hapis cezası verildiğini üzüntüyle öğrendik.

Trafik kazasında vefat eden Denizli Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Alper olayında ‘yazanları da rahatsız ettiği’ için sadece 55 saniye içinde yayından kaldırılan bir tweet hatası için verilen 3 yıllık hapis cezasının, ‘orantısız’ olduğuna inanıyoruz. 

Bir yayın yönetmeninin, böyle bir davada bu kadar ağır bir cezaya çarptırılması adalet duygusunu zedeler ve ‘intikam alma’ görüntüsü yayar. Bu nedenlerle Gazetecilerin yargılanmaları, tutuklanmaları Türkiye’ye itibar kazandırmadığı gibi, tersine itibar kaybettirir.

Tüm gazeteci yargılamaları, ‘medyanın 4. Kuvvet olduğu’ dikkate alınarak değerlendirilmeli, gazeteciliğin ‘Demokrasinin olmazsa olmazı’ olduğu unutulmamalı, tutuksuz yargılama yapılmalıdır.

Atamızı saygıyla ve özlemle anıyoruz…

Gazeteci-yazar Sabahattin Önkibar’ın, TÜYAP Kitap Fuarı’nda, imza etkinliği sırasında uğradığı saldırıyı üzüntüyle öğrendik. Olayda maalesef iki yayınevi çalışanı da darp edilmiştir. Kısa bir süre önce yazar Ali İhsan Eliaçık, Kayseri’de benzer bir saldırıya maruz kalmıştı. Siyasetin daha çok ısınacağı bir döneme girilirken, kalem sahiplerinin bu tür saldırılara uğramaması için gereken tedbirlerin alınması, yöneticilerin görevidir. Saldırganların bir an önce yakalanıp adalet önüne çıkarılması şarttır. Basın Konseyi olarak ifade ve düşünce özgürlüğüne saygı bekliyoruz. Sabahattin Önkibar ve yayınevi çalışanlarına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Cumhuriyet Bayramı’mız kutlu olsun.