MEDYAMIZI KUŞATMA ÇABALARI KABUL EDİLEMEZ

Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün önündeki engellerin kalkmasını; cezaevlerindeki meslektaşlarımızın özgürlüklerine kavuşmasını; haksız hukuksuz dava açmaların son bulmasını; basın çalışanlarının iş güvencesinin sağlanmasını beklerken, medyamız maalesef hızla daha gri alanlara sürüklenmektedir.

24 Haziran seçim kampanyasında daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasi vaat edilirken, secim sonrasında basın özgürlüğünün hızla geriye gittiği; neredeyse tek sesli medyanın yaratıldığı; muhalif görüş ve sese tahammül gösterilmediği bir konumuna gelindi.

– Her olayda öncelikle medyayı sorumlu tutma ve hizaya getirme çabaları.

– İlan ve reklam vermemekle tehdit edip, yola getirme ve bir çeşit ötekileştirme, eşitsiz davranışlarla cezalandırma gayretleri,

– Kurumlarına yıllarca emek veren gazetecileri ve yazarları, haksız ve sözde nedenler bulmaya çalışılarak işten atılmalarını meşrulaştırma girişimleri,

– Tek tip medya yaratma anlayışının, tüm olanaklar kullanılarak egemen kılınması.

Tüm bu ve benzeri gelişmeler medyayı kuşatma gayretleridir.

Kimse kendini, böyle bir anlayışın egemen olduğu ortamda, bağımsız ve demokratik koşullar içindeki medyada yazıyor, çalışıyor sanmasın.

Bu gidişin sonu büyük bir travmadır. Kaybeden Türkiye olur, medya çalışanlarıdır. Kısacası bir nesil ve sonuçta ülkemiz olur.

Demokrasinin evrensel kural ve koşullarını yaşatmak, her uygar ülke insanının olduğu gibi Türk vatandaşlarının da hakkıdır.

,

MEDYAMIZ 24 TEMMUZ’DA BAYRAMI YAŞAYAMIYOR

“SANSÜRDEN KURTULUŞUN 110. YILINDA MEDYA YİNE SANSÜR VE OTOSANSÜRÜN BASKISINDADIR.

24 TEMMUZ, BASINDAN SANSÜRÜN KALDIRILIŞININ 110.YILINDA, SANSÜR VE OTOSANSÜR KISKACINDAKİ MEDYAMIZ BAYRAMI YAŞAYAMIYOR.

II. Meşrutiyet’in ilanıyla 24 Temmuz 1908 tarihinde Padişahın, ‘Âli Kararname’ ile yürürlüğü koyduğu sansür 32 yıl sonra kalkmış, basın nihayet özgürlüğe kavuşmuştu. Bu tarihi olayın önemini vurgulamak için, 1946 yılında 24 Temmuz günü Gazeteciler ve Basın Bayramı olarak kutlanması kararlaştırılmıştı.

Basında sansürün son bulmasının üzerinden geçen 110 yıl sonra, Gazeteciler ve Basın Bayramı’nı maalesef kutlayamıyoruz.

* Zira bugün Türkiye, dünya ifade ve basın özgürlüğü sıralamasında en sonlarda yer alıyor.

* Hiçbir dönemde olmadığı sayıda gazeteci ve yazar, ya cezaevlerinde; ya da mahkemelerde açılan binlerce davada sanık olarak yargılanıyor.

* Onlarca basın mensubu yazdıkları yazıdan, katıldıkları televizyon programındaki sözlerinden dolayı, ‘örgüt’ yaftası ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına çarptırılmakta..

* En küçük eleştiriye, tek sütunluk habere ya da çizilen karikatüre onlarca yıl hapis istemiyle peş peşe  davalar açılıyor. Gazeteciler çok ağır, ödenmesi güç maddi yaptırımlarla cezalandırılıyor.

* Mahkemeler hiçbir indirime gitmeden ağır mahkumiyet kararları veriyor.

* Kapanan gazeteler, televizyonlar ve internet sitelerinde işsiz kalan binlerce gazeteci ve televizyoncu varken, medyamızın içinde bulunduğu böyle bir ortamda, 24 Temmuz’u ‘Gazeteciler ve Basın Bayramı’ olarak kutlayamıyoruz.

* Bunların sonucunda halkın haber alma hakkı yok olurken, gerçeğe ulaşılması her gün zorlaşırken Basın Konseyi olarak; demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla eksiksiz yerleşmesi; ifade ve basın özgürlüğü önündeki tüm engellerin kalkması; cezaevlerinde tek bir meslektaşımızın kalmaması için mücadelemizi sürdürmeye kararlı olduğumuzu bildiriyoruz.”

ERDEM GÜL’ÜN GEÇ GELEN BERAATINA YİNE DE SEVİNDİK

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Erdem Gül, MİT TIR’ları haberi nedeniyle ‘devletin gizli kalması gereken belgelerini temin etmek ve açıklamak’ suçlamasıyla yargılandığı davada nihayet beraat etti.
Üç yıl önceki haberden dolayı bir süre cezaevine konan Erdem Gül için bu davada, çok gecikmeli de olsa adaletin yerini bulmasına sevindik.
Erdem Gül için verilen beraat kararını yalnızca habercilik yaptıkları; gazetecilik faaliyetinde bulundukları için cezaevlerine atılan meslektaşlarımızın özgürlüğe kavuşmaları yolunda bir umut ışığı olarak görüyoruz ve devamını bekliyoruz.
Meslektaşımız Erdem Gül, Çarşamba günü aynı mahkemede, yine MİT TIR’ları haberleriyle ilgili bu kez ‘örgüte yardım’ suçlamasıyla CHP Milletvekili Enis Berberoğlu ve Can Dündar’la birlikte yargılandığı ikinci davada, hakim önüne çıkacak. Bu davadan da beraat kararı bekliyoruz.
Basın Konseyi olarak; ifade ve basın özgürlüğü önündeki tüm engellerin tamamen kalkmasını; yalnızca mesleklerini yaptıkları için demir parmaklıklar arkasına atılan onlarca gazetecinin bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını talep ediyoruz.

BASIN KONSEYİ: GAZETECİLER HEDEF GÖSTERİLEMEZ

Basın Konseyi, MHP’nin, gazetelere verdiği tam sayfa ilanda gazetecilerin hedef gösterilmesini kınadı. Basın Konseyi’nin açıklaması şöyle:

“Bir siyasi liderin, gazete ilanıyla vicdan ararken kindarlık içinde gazetecileri itham edip hedef göstermesi, Türkiye’de kabul edilemez bir ilk yaşattı.
Basın konseyi olarak, MHP tarafından bazı gazetelerde yayınlanan tam sayfa ilanlarda, adları ve kurumları verilen köşe yazarı, muhabir, yorumcu, kamuoyu araştırmacısı 70 gazeteci-düşünce insanı, fişlenmiş ve hedef gösterilmiştir. Türkiye’de demokratik yaşama geçildiğinden buyana yapılan hiçbir seçimde yaşanmayan böylesi bir ‘ilan’ örneğini kabul etmemiz olanaksızdır.
Her ne kadar hiçbir açıdan adil ve eşit olmayan bir seçim kampanyası yaşanmış ve sonuçlar kabul edilmişse de, büyük bir demokratik olgunlukla sürecin tamamlanması hedeflenmiştir.
Özellikle yatıştırıcı, yapıcı ve ılımlı mesajlar vermesi beklenen MHP liderinin, seçim kampanyası dönemine dönerek, yazı ve düşüncelerini beğenmediği gazetecileri, halka şikayet etmesi ve teşkilatına hedef göstermesi, Türkiye’de bir ilki daha yaşatmıştır.
Demokrasilerde düşünce ve ifade özgürlüğü esastır ve gazeteci görüşünü özgürce ifade eder. Bir siyasi partinin, gazetecileri fişlemesi, hele ki ‘düşman’ göstermesi, demokrasilerde asla kabul görmez. MHP bu ilanıyla, meslektaşlarımızın can güvenliğini tehdit edebilecek tutum sergilemiştir.
Basın Konseyi olarak MHP’nin bu tavrını kınıyor, hedef gösterilen meslektaşlarımızın can güvenliklerinin sağlanmasını istiyoruz.
Ayrıca düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki tüm tehditlerin, baskıların, ayrıştırmanın engellerin bu yeni dönemde kaldırılmasını özellikle talep ediyoruz. “

, ,

DOĞAN HEPER’i, ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE ANDIK

DOĞAN HEPER’i, ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE TÖRENLE ANDIK

Basın Konseyi kurucu ve daimi üyesi, uzun yıllar ikinci başkanlık görevini yürüten değerli meslek büyüğümüz Doğan Heper, vefatının birinci yıldönümünde Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki kabri başında düzenlenen törenle anıldı.
Doğan Heper’in eşi ve aile fertleriyle, uzun yıllar Genel Yayın Yönetmeni ve yazar olarak görev yaptığı Milliyet gazetesi yöneticileri, mesai arkadaşları ve çok sayıda basın mensubunun katıldığı tören, saat 11.00’de başladı. Birlikte çalıştığı meslektaşları, Doğan Heper’in muhabirlikten sayfa sekreterliğine, yazı işleri müdürlüğünden yayın yönetmenliğine, murahhas üyelikten icra kurulu başkanlığına kadar Türk basınına yaptığı başarılı hizmetleri anlattı. Tören, bir yıl önce yitirdiğimiz Doğan Heper için okunan dualarla sona erdi.

,

BASIN KONSEYİ’NDEN ADAYLARA AÇIK ÇAĞRI: ”HALKA SÖZ VERİN”

Basın Konseyi, 24 Haziran’da yapılacak seçimlerde Cumhurbaşkanı adayı olan 6 siyasetçiye birer mektup göndererek, çağrıda bulundu. Basın Konseyi, ifade ve basın özgürlüğü, halkın haber alma hakkı, tutuklu gazeteciler, basın Meslek İlkeleri konularında yaşanan olumsuzluklarla endişelerin giderilmesi konusunda halk nezdinde SÖZ VERMELERİNİ istedi.

Basın Konseyi’nden adaylara yapılan çağrı şöyle:

“Anayasamıza göre; ‘Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygılı, laik, demokratik, sosyal bir hukuk Devletidir’, ‘Basın hürdür, sansür edilemez’, ‘Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.’

Oysa, Türkiye’de basın özgürlüğünün tehdit altında olduğu, bağımsız nitelikli bütün milli ve uluslararası basın örgütleri tarafından kabul edilmektedir. Özellikle Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler örgütü bu konudaki endişelerini düzenli olarak dile getirmektedir.

Tutuklu gazeteci sayısı itibariyle Türkiye’nin Dünya’da sürekli olarak KARA LİSTENİN ilk sıralarında yer aldığı, aynı kuruluşlar ve başka demokratik kurumlarca da belirtilmektedir.

Bu tablo karşısında, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken bütün adaylara ÇAĞRIMIZ şudur:

* Yukarıdaki Anayasal hükümlerini sonuna kadar savunacaklarına,

* Bunları hayata geçirmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarına,

* Bu hükümlerin ihlalleri karşısında duracaklarına,

Bütün halkımız nezdinde SÖZ VERMELİDİRLER.

Bu bağlamda, demokrasiye ve hukuk devletine inandığına emin olduğumuz tüm Cumhurbaşkanı adaylarımızın şu hususları açıkça beyan etmelerini beklemekteyiz:

* Basın özgürlüğü, halkın haber alma hakkı ve basının görevini serbestçe yapması demokrasinin temel ve vazgeçilmez değerlerinden biridir.

*  Uluslararası standartlara göre meşru gazetecilik faaliyeti sayılan eylem ve söylemleri nedeniyle hiçbir gazetecinin, hiçbir gerekçeyle, hiçbir bahaneyle yargılanması düşünülemez.

* Yukarıdaki ilke saklı kalmak kaydıyla, gazetecilerin görevleriyle bağlantılı kovuşturmaların ve yargılamaların tutuksuz yapılması esastır.

*  Basın organlarının ve mensuplarının özgürce faaliyet göstermesini sağlamak için gerekli tüm önlemleri almak, siyasal iktidarın öncelikli görevidir.

* Siyasal iktidar, kamusal işlemlerde ve tasarruflarda bulunurken bütün basın organları karşısında tarafsız ve eşit mesafede olmalıdır. Bu bağlamda, kamusal imkanların ulusal veya yerel tüm basın organlarına daha fazla veya az kullandırılması; habere ulaşma konusunda belirli organlara daha lehte veya aleyhte koşullar sunulması; herhangi bir şekilde herhangi bir basın organının kayrılması veya daha olumsuz muameleye tabi tutulması hukuka aykırıdır.

* TRT ve Anadolu Ajansı, kuruluş kanununda açıkça belirtildiği üzere, kamu yararını gözeterek, tarafsız ve bağımsız şekilde yayın yapmakla görevli bir kurumdur. RTÜK’ün tüm medya organlarına eşit mesafede ve halkın haber alma hakkını gözeterek kararlarını vermesi asıldır.

Bütün Cumhurbaşkanı adaylarını, yukarıda ortaya konulan esaslar bakımından mutabık olduklarını ve Cumhurbaşkanı seçildikleri takdirde, bu  ilkeler doğrultusunda kararlar alacaklarını beyan ve taahhüt etmeye davet ediyoruz.”

BASIN KONSEYİ

                           

, ,

Basın Konseyi Dünya Basın Özgürlüğü  Günü’nde tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasını istedi

Pınar Türenç:  Abdi İpekçi’nin anıtı önünde onlarca yıl sonra yine ‘Basın Özgürlüğü’ diye haykırıyoruz

İSTANBUL – BASIN Konseyi, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü  Günü kutlamasını, gazeteci Abdi İpekçi’nin şehit edildiği nokta olan  Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi’ndeki anıtı önünde yaptı.  Özgürlük sembolü güvercinlerin uçurulduğu etkinlikte konuşan  Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, “Abdi İpekçi’nin anıtı önünde onlarca yıl sonra yine ‘Basın Özgürlüğü’ diye haykırıyoruz” dedi.
Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç,  Onursal Başkan Oktay Ekşi, İkinci Başkan Murat Önok, Basın Konseyi üyeleri Tufan Türenç, Atilla Gökçe,  Okşan Atasoy, Başar Yaltı, Doğan Satmış, Yalçın Büyükdağlı, Tuba Emlek ve Tülay Şubatlı’nın yanı sıra etkinliğe çak sayıda basın mensubu ve halk katıldı.
Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Bugün 3 mayıs 2018. Dünya basın özgürlüğü günü demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan basın ve ifade özgürlüğü, en zor dönemini yaşıyor.
Birleşmiş Milletler’in Danışman üyesi olan Basın Konseyi olarak,  3 Mayıs Dünya Basın özgürlüğü gününde, çok anlam yüklü bir noktadan seslenmek istedik.
1 şubat 1979 günü , Milliyet gazetesinin genel yayın yönetmeni, başyazarı gazeteci Abdi İpekçi’nin şehit edildiği bu köşede yer alan anıtının önünde, İpekçi’ninn onlarca yıl kalemiyle savunduğu basın özgürlüğünü, yıllar sonra bizler savunmaya devam ediyoruz. 1957 yılındaki bir yazısında Abdi İpekçi, şöyle der: ‘’Devlet kontrolünde olan bir radyo veya bir ajansın yüzde yüz tarafsız kalabileceğini kabul etmek hayalde mümkündür. Yasaklar, okuyucumuza haber verme vazifemizin çıkmaza girmesine neden olur.’ Yıllar sonra ise, Abdi İpekçi’nin mücadele ettiği o yasakların boyutunun çok derinleştiğine tanığız, daha da kötüsü bunu yaşamaktayız. Siyasi anlayışın denetimi medyayı kuşattı.
Basın şehidi  verdiğimiz bu köşede basın özgürlüğü için, dün olduğu gibi bugün de mücadeleye devam etmek zorundayız. . Türkiye, gazeteciler için ” EN BÜYÜK” hapishane olarak dünya raporlarında yerini almakta. 180 ülke içinde Türkiye, basın özgürlüğü endeksinde en alt sıralarda. En fazla gazetecisi hapiste olan ülkenin yurttaşları olarak utanıyoruz ve bu durumu Türkiye hak etmiyor. Türk basınına yönelik sansür, baskı, yıldırma çabaları Türkiye’de gazeteciliği can çekişen noktaya getirdi. Oysa Türkiye demokrasi ile yönetilen ülkeler içinde yer almakta. Gerçek tablo ise, Türkiye’yi ifade ve basın özgürlüğünün en hızla gerilediği ülkeler içine itmiştir. Eleştirel gazetecilik saldırı altındadır. Dünya basın özgürlüğü endeksinde, haritanın en karanlık yerinde, 157’nci sırada yer almak  Türkiye’ye yakışmıyor. Sıralamada altımızdaki ülkeler Kazakistan, Irak, Mısır, Libya, İran, Sudi Arabistan, Çin, Suriye, Kuzey Kore. İfade ve basın özgürlüğüne saldırı olmaksızın yol alınması gerekirken, her yıl giderek ağırlaşan ve son yıllarda zirve yapan baskılarla mücadele edip, yaşamaya çalışan medyamız var.
Bugün 3 Mayıs. Bugün gerçekleri öğrenme ve iletme özgürlüğüne kavuşma günüdür.
Bugün sorgulayan gazeteciliğin yaşatılma günüdür.
Bugün halkın haber alma hakkına sahip çıkma günüdür.
Bugün sansürsüz, soru sorulabilecek ortamda gerçeği halka ulaştırabilme umudunu taşıdığımız gündür.
Bugün Silivri zindanlarında sadece gazetecilik yaptıkları için hapis olan gazetecilerin serbest kalmalarını beklediğimiz gündür.
Tam bir kuşatma altındaki basın özgürlüğünün O HAL altında yaşanamayacağını da  iyi biliyoruz. Sadece seçimlere 52 gün kala değil, daima insan hakları, basın özgürlüğü, halkın haber alma hakkının eksiksiz yaşatılması gerektiğini belirtiyoruz ve bütün bu hakların bugün derhal hayata geçmesini talep ediyoruz.
3 Mayıs basın özgürlüğünün önemini anlamak ve onu kaybetmemek için mücadele günüdür.   Mücadelemize devam etmeye kararlıyız.”
Pınar Türenç’in konuşmasının ardından Basın Konseyi üyeleri, Abdi İpekçi Anıtı’ndan gökyüzüne beyaz güvercinler uçurdu, anıta karanfiller bıraktı.

 

Basın Konseyi Başkanı, Pınar Türenç ve üyeler ”Abdi İpekçi Anıtı” önünde beyaz güvercin uçurdu.

 

 

Soldan sağa; (Basın Konseyi Onursal Başkanı Oktay Ekşi, Başkan Pınar Türenç, İkinci Başkan Murat Önok, Genel Sektreter Mustafa Eşmen, Yüksek Kurul Üyesi Tuba Emlek)

 

 

Basın Konseyi üyeleri; Tufan Türenç, Atilla Gökçe, Okşan Atasoy ve Doğan Satmış etkinlik öncesinde.

 

 

Başkan Pınar Türenç ve Yüksek Kurul üyeleri ”Abdi İpekçi Anıtı”na kırmızı karanfiller koydu.

 

 

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç ve İkinci Başkan Murat Önok.

 

 

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde beyaz güvercinler uçurduk.

 

 

Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyeleri, ‘Özgür Basın Susturulamaz’ pankartı açtı. Başkan Pınar Türenç, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü günü nedeni ile açıklama yaptı.

 

 

Başkan Pınar Türenç, etkinliği takip eden medya mensupları ile hatıra fotoğrafı çektirdi.

 

 

Nişantaşı’ndaki Abdi İpekçi Anıtına kırmızı karanfiller konuldu.