binaire opties welkomstbonus Çetin Emeç, 7 Mart 1990’da karanlık bazı odakların hedefi oldu. Aradan geçen 27 yıla rağmen, cinayet net bir şekilde aydınlatılamadı. Emeç ve kendisiyle birlikte katledilen şoförü Sinan Ercan’ın “gerçek katilleri” hâlâ bilinmiyor ve belki de aramızda dolaşıyorlar.

http://www.kenyadialogue.com/?selena=cp-reifen-trading-paris&938=d2 cp reifen trading paris Çağdaş ve demokratik bir Türkiye için mücadele ederken kurşunlara hedef olan Çetin Emeç, öncü bir gazeteciydi; baskılar karşısında geri adım atmaz, gazeteciliğin temel gereklerini yerine getirmekten şaşmazdı. Demokrasiye, laikliğe, insan haklarına, ifade özgürlüğüne inanırdı. Kendisini hasretle anıyoruz ve katillerini bir kez daha lanetliyoruz.

, ,

BASIN KONSEYİ SİLİVRİ’DE TOPLANDI

guadagnaresoldi con opzioni binarie Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç: ”Gazetecilerin tutukluluk süresi, adaleti yaralayacak boyutlara ulaştı.”

Tastylia (Tadalafil) Buy 20 MG Cindoruk: İstibdat dönemi yaşıyoruz

http://actioncooling.com/?kiko=bin%C3%A4re-optionen-endlich-mit-gewinn&af5=ba binäre optionen endlich mit gewinn Oktay Ekşi: Türkiye 80 milyon için hapishane

trading opzioni binarie forum Turgut Kazan: Utanç duyuyorum, kınıyorum

binäre optionen was ist das  

https iqoption com demo accounts  

binà“¤re optionen mit 50euro Basın Konseyi, sayıları 160’a yaklaşan tutuklu gazetecilerin durumuna dikkat çekmek ve salıverilmelerini talep etmek için dün Silivri Cezaevi’ne en yakın noktada, Silivri Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde bir toplantı yaptı.

buy cheap generic Orlistat 120 mg online canada pharmacy no prescription Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Yüksek Kurul üyeleri Hüsamettin Cindoruk, Turgut Kazan, Başar Yaltı, Okşan Atasoy, Doğan Satmış, Melih Berk, Turgay Noyan ile Basın Konseyi Onursal üyesi Oktay Ekşi’nin de katıldığı toplantıda, tutuklu gazetecileri temsilen üç gazeteci eşi de hazır bulundu. Cumhuriyet gazetesi karikatüristi Musa Kart’ın eşi Sevinç Kart, gazetenin ombudsmanı Güral Öz’ün eşi Çağlayan Öz ve Önder Çelik’in eşi Semra Çelik de toplantıda duygu ve isteklerini ifade ettiler.

trading automatico opzioni binarie optionsxo Toplantıda Basın Konseyi’nin “Tutuklu Gazetecilerle” ilgili bildirisini okuyan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, “Tutukluluk süresinin adaleti ve vicdanı yaralayacak boyutlara ulaştığını” belirterek şöyle dedi:

ثنائي مؤشر خيارات الإشارات “Son olarak Deniz Yücel’le ile birlikte tutuklu gazetecilerin sayısının 160’a yaklaşmasının, ‘muasır medeniyetler yolundaki’ Türkiye’nin imajını bozduğuna inanıyoruz.  Ayrıca, haksız ve adil olmayan tutuklulukların, adaleti ve vicdani duyguları zedelediğini de bir daha hatırlatmak istiyoruz.

Gazetecilere atfedilen  suçlamaların bir an önce iddianameye dönüşmesi, adil ve hızlı yargılamaların bir an önce başlaması ve ‘Aksi kanıtlanıncaya kadar herkes masumdur’ ilkesi gereği, gazetecilerin de baştan birer ‘Suçlu’ kabul edilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Hukukun hızlanması, adil yargılamaların başlaması, Türkiye’nin ”Dünyanın en büyük Gazeteci cezaevi’ olma imajını da değiştirecektir. Hukuk herkese lazımdır. Bu unutulmamalıdır.

Çağdaş dünyada gazeteciler ilke olarak yazdıklarından, gazetecilik faaliyetinden  ötürü böyle tutukluluk süreleri ile karşılaşmazlar. Silivri’den  bir kez daha gazetecilere özgürlük için, yüksek sesle seslenmeyi görev biliyoruz.

Bu arada, tutuklu gazetecilerle görüşmek için bugüne kadar 20’nin üzerinde başvuru yaptık. Ancak tüm bu başvurularımız sonuçsuz kaldı. Buna izin verilmesini ve tutuklu gazetecilerle görüşme olağanağı sağlanmasını talep ediyoruz.

Özetle diyoruz ki:

1- Tutuklu gazeteciler, tutuksuz yargılanmalıdır.

2- Gazeteciler hakkındaki iddianameler bir an önce hazırlanmalı, davalar derhal başlamalıdır.

3- Bu davaların da acilen sonuçlanması sağlanmalıdır

4- Tutuklu gazetecilerin, başta Basın Konseyi olmak üzere mesleki kuruluşlarla ve yakınlarıyla görüşmeleri kolaylaştırılmalıdır.

5- Tutuklu gazetecilerin, cezaevinde ihtiyaç duydukları kalem, kağıt, kitap ve benzeri şeylerin temini kolaylaştırılmalıdır.

Tutuklu kalan gazetecilerin yakınından sesleniyoruz:

Bu sorunun yanıtını beklemek hakkımızdır.. Bunca zaman neden bekleniyor?

İstediğimiz sadece adalet.. Hemen..”

CİNDORUK: İSTİBDAT DÖNEMİ

Toplantıda, daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan TBMM eski Başkanı ve Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesi Hüsamettin Cindoruk ise, Türkiye’de bir istibdat dönemi yaşandığını belirtti. Cindoruk şöyle dedi:

“Arzuhalci kültürüyle Adalet Bakanlığı yapılmaz. Bunun için ayrıca insaf  nesafet vasfı lazımdır. 150’yi aşkın gazetecinin tutuklu olması, Türkiye’nin bir istibdat rejimi yaşadığını gösterir. Bu sayı Tanzimat Fermanı’na bile aykırıdır. Ben böyle bir dönem yaşamadım, Yassıada mahkemeleri bile bu kadar gazeteci hapse atamadı. Ayıplıyorum.  Üzülmek yeterli değil, sahip çıkmamız lazım.  Aylardır iddianamesiz bir dava var, bunu kabul etmek mümkün değildir. Tutukluma kararlarında kesin hüküm vermişler, bundan iktidar sorumludur. Ve bu iktidarın ayıbıdır. Bu gidiş gidiş değildir,. bu gidişten Türkiye’nin çıkması için ortak gayrete ihtiyaç var. Ancak görüyoruz ki şimdi Türkiye’yi tek adam rejimine, siyasi İslama itmeye ve Avrupa’dan uzaklaştırmayla çalışıyorlar. Bu bir medeniyet kavgasıdır. Türkiye özgür dünlyada mı kalacak, gerici ülkelerin arasına mı katılacak. Yaşananlar bir sapmadır, arkasında bir hesap yatıyor. Bu hesabı bozmak Türk halkının elindedir.”

OKTAY EKŞİ: TÜRKİYE TÜMÜYLE HAPİSHANE OLDU

Toplantda konuşan Oktay Ekşi ise, “Türkiyle medeni dünyanın ortasında bir hapishane haline geldi, bu gün 150’yi aşkın gazetecinin hapsedildiğini konuşuyoruz ama aslında Türkiye 80 milyon insan için bir hapishaneye dönüştürülmüştür. Ben gazeteci değilim, tutuklu gazeteciler beni bağlamaz demeyin, gerçeğimiz budur” dedi.

TURGUT KAZAN: KINIYORUM

Turgut Kazan da, “Silivri, tutuklu gazeteciler için sembol cezaevi diye burada bulunuyoruz. Dünyada böyle bir basın toplantısının örneği yoktur, çünkü tutuklu gazetecilere gazetecilere anlatmak için basın toplantısı yapıyoruz. Utanç duyuyorum, neden olanları kınıyorum.”

 

GAZETECİ EŞLERİ

Toplantıda, tutuklu Cumhuriyet Gazetesi mensuplarının eşleri ise özetle şunları söylediler:

Sevinç Kart: Silivri’de bir tecrit yaşanıyor, bir notu dışarı iletmek bile mümkün değil. Mektup yasak. Avukat görüşmesi bile haftada bir saat. Onlar girdiklerinde mevsim sonbahardı. Kış geçti. Ama bahar gelsin istemiyorum. Çünkü bahar geldiğinde sevdiğim yanımda olmayacak. Umarım, bu bahar, tutsakların salındığı bahar olur. Size Musa Kart’ın bir karükatürünü anlatmak isterim. Birkaç yıl önce Silivre’deki gazetecileri, mahkemeye tünel kazarak çizmişti ve hakime “Size başka yolla ulaşamadık” diyordu. Aynı durumu yaşıyoruz. Gazeteciler adalete ulaşmak için iğneyle kuyu kazıyor.”

Semra Çelik: Gazeteciler Silivri’de esir tutuluyor. Ne kendilerini savunabiliyorlar, ne konuşabiliyorlar. Sorgulanmadan esir tutuluyorlar. Demek ki savaş var ve onlar da düşman. Çocuklar bile babalarıyla ancak okulu kırarak ve camın arkasında görüşebiliyor.”

Çağlayan Öz: Bir gazetecinin kapısı bir sabah terör timlerince çalınıyor, tüm eşyalar altüst ediliyor. Eşinizi alıp götürüyorlar. Bunu Türkiye’ye yakıştıramıyoruz. Bu insanlar, katil değil, suçlu değil, sadece gazeteci. Ellerinde kalemden başka bir güç yok. Bu orantısız bir yaklaşımdır. Adaletin bir an önce dengeleri gözeten bir tavır sergilemesi gerekiyor.”

YAŞANANLAR KAYGI VERİCİ

Basın Konseyi, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin kundaklanmasının, bir karikatür için dergi kapatılmasının, Başbakan’ın basın özgürlüğünü Avrupa Birliği ile pazarlık konusu yapmasının ve Die Welt gazetesi Muhabiri Deniz Yücel’in 6 gündür gözaltında tutulmasının kaygı verici olduğunu belirtti.

Basın Konsey’inden yapılan açıklama şöyle:

“Türkiye’nin demokratik bir müessese olan referanduma hazırlandığı bugünlerde Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin, kanlı ve karanlık ellerce, hiç tereddüt edilmeden kapısına benzin dökerek kundaklanması ürkütücüdür. Bu olay, Türkiye tarihinde yaşanan ve amacı terör salarak, insanları korkutmak olan yakın tarihimizdeki “Şan Tiyatrosu” benzeri kundaklama olaylarını akıllara getirdi. Olayı şiddetle kınıyor, faillerinin derhal yakalanıp, adalete hesap vermelerinin sağlanmasını bekliyoruz. Bu tür olayların faillerinin yakalanmasının, referandum sürecinde benzer olaylar çıkarmak isteyen heveslilerin cesaretini kıracağını da vurgulamak istiyoruz. Bir gazeteye ait Twitter hesabından  Müjdat Gezen’e küfür edilmesini de şiddetle protesto ediyoruz. Medyanın nefret söylemiyle, bu tür tahrik edici yayından kaçınılması gerektiğini, bu olaydaki örneklerle bir daha hatırlatıyoruz. 

Başbakan Binali Yıldırım’ın, geçtiğimiz günlerde kendisine tutuklu meslektaşlarını soran gazetecilerle ‘Basın Özgürlüğü’ pazarlığı yapması ve AB’ye ‘Siz fasılları açın, basın özgürlüğünü konuşalım’ yaklaşımı kabul edilemez. Basın özgürlüğü, hiçbir bağlamda pazarlık konusu yapılabilecek bir hak değildir. Her türlü pazarlığın dışında, demokrasinin olmazsa olmazıdır.

Alman Die Welt Gazetesi muhabiri Deniz Yücel’in neredeyse bir haftadır gözaltında tutulması ise, Türkiye’deki basın özgürlüğünün olumsuz durumunu dünyaya yansıtmaktadır. Yücel’in bir an önce mahkemeye çıkarılması ve gözaltında tutulmasını gerektirecek bir suçlama ve kanıt varsa, kamuoyu ile bir an önce paylaşılması şarttır.

Ayrıca, 44 yıllık Gırgır Dergisi’nin bir karikatür nedeniyle kapatılması ise binlerce işsiz gazeteciye yeni işsiz gazeteci ve çizerler eklenlenmesine neden olmuştur. 

Özetlemeye çalıştığımız medyaya yönelik bu tablonun demokrasimiz için çok düşündürücü ve üzücü olduğunu kaygıyla belirtiyoruz.”

BASIN VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE “DARBE ÜSTÜNE DARBE”, NEREYE KADAR?..

Aylardır iddianameleri bile hazırlanamayan tutuklu gazeteciler cezaevlerinde yatırılırken, haber ve köşe yazıları nedeniyle mahkemeleri görülen gazetecilere yeni hapis cezaları vermekten; basın ve ifade özgürlüğüne “darbe üstüne darbe” vurmaktan artık vazgeçelim.

Her kriz döneminde mağdur edilen gazetecilerin üzerinden artık ellerin çekilmesini istiyoruz.

Düşüncelerini ifade etmek ve halkı bilgilendirmek için yazan gerçek gazetecilerin, yazdıkları her bir kelimeyi teröre bulaştırma çabaları, tutuklamalar, hüküm giydirmeler, gözaltılar, oto sansüre zorlamalar, evlerine geceyarısı baskınları, ailelerinin dağıtılması, maddi-manevi hak mahrumiyetine uğaratılıp, mallarına el konulması demokratik düzene ve hukuka  aykırıdır.

Yıllardır adeta kıskaç içine alınan basın üzerinde giderek ağırlaşan baskı ve kontrol uygulamalarına son verilmesini istiyoruz.

“Darbe”, “darbeci”, “teröre bulaşma” ya da “örgüt propagandası” isnatlarıyla yıllardır basının üzerine yerleşen  bu kara bulutların, demokrasi, halkın haber alma hakkını ve ifade özgürlüğünü kısıtlamaması için artık zorlama çabalardan vazgeçilmesinin zamanının çoktan gelip geçtiğini bir daha hatırlatıyoruz.

Hiçbir demokratik ülkede gazeteciler, gazetecilik yaptıkları için, akademisyenler özgürlükleri savundukları için, yazarlar yazdıkları için tutuklanmazlar, işlerinden olmazlar, yayın kurumları kapatılmaz, el konulmaz. 

Bugün, darbe koşullarından sıyrılma gayretiyle ve sivilleşme söylemleriyle yola çıkan Türkiyemiz’in, yaşanan bu sayısız örneklerle dünyadaki demokrasi ikliminde daha fazla utanmamasını ve sıralamalarda daha da gerilere düşmemesini diliyoruz.

,

Bir suikast sonucu katledilen Türk medyasının onurlu üyesi, sağduyunun sesi, demokrasinin ve gazetecilik ilkelerinin yılmaz savunucusu Abdi İpekçi’yi, ölümünün 38. yılında sevgi ve saygıyla anıyoruz. 

O, Türk halkının doğru haberi alabilmesi için bu uğurda canı pahasına mesleğini yapan efsane gazeteciydi. 

Abdi İpekçi gazeteciliği, doğru, ilkeli, güvenilir habercilik demektir. Abdi İpekçi gazeteciliği çağdaş haber yazma yöntemleri, çifte kontrol, evrensel gazetecilik kurallarının işletilmesi demektir. 

1 Şubat 1979’da bir tetikçinin kurşunlarıyla hayattan koparılsa da, onurlu kalemi ve ilkeli duruşu daima genç gazetecilere örnek olmuştur, olmaya devam edecektir. 

Abdi İpekçi gazetecilği ışığında yürümeye kararlıyız. 

Işıklarda uyusun. 

Uğur Mumcu, 24 yıl önce bugün, evinin önünde, otomobiline yerleştirilmiş bir bombayla katledildi. Aradan geçen çeyrek asırda tetikçi olarak kullanılan bazı isimler yakalandı, yargılandı, mahkum edildi ama biz hâlâ cinayetin ardındaki asıl güçlerin gün yüzüne çıkarılmasını bekliyoruz.  Gazetecilere yönelik nefreti körükleyen ve onları hedef gösteren söylemleri benimseyenler bu politikalardan bir an önce vazgeçmelidir. 

Ömrünün en verimli çağında hayata veda eden Uğur Mumcu’yu hasretle anıyoruz. 

Yurt içinden ve yurt dışından artarak yükselen eleştirilere ve çağrılara rağmen, basına ve basın mensuplarına yönelik baskının azalmadığını, aksine arttığını endişeyle gözlemlemekteyiz. Son olarak, bugün gazeteciler Tunca Öğreten, Mahir Kanaat ve Ömer Çelik’in tutuklandıklarını öğrendik. Keza, New York Times gazetesi muhabiri Rod Nordland’ın Türkiye’ye sokulmadığı da ortaya çıktı.

Her zaman savunduğumuz gibi, gazetecilerin tutuksuz yargılanması önerimizi tekrarlıyoruz. Gazetecilerin yaptıkları haberler gerekçe gösterilerek çeşitli terör örgütlerinin propagandasını yaptığı iddiasıyla tutuklanmasını Basın Konseyi olarak ifade ve basın özgürlüğü açısından ciddi endişeyle karşılıyoruz. Bu bakımdan, birtakım temel hukuki standartları hatırlatma gereği duyuyoruz:

1-Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleri, bir açıklamanın veya görüşün “şiddete teşvik ve tahrik” sayılabilmesini katı koşullara bağlamıştır. Bu çerçevede, açıklamanın doğrudan doğruya şiddete yönelik olması, açıklamayı yapanın kastının bu yönde olması, ayrıca bu açıklamanın kamu düzeni açısından ağır ve ciddi bir tehlike doğurması gerekmektedir. Kamuoyunu ilgilendiren tartışmalarda ifade özgürlüğünün sınırlarının daha geniş olduğu, “kamuoyu bekçisi” sıfatıyla hareket eden gazetecilerin kişisel olarak daha da geniş bir serbestiye sahip oldukları hatırlanmalıdır.

2-Gazeteci bir hususu haber yaparken, “şekli gerçeklik” ve “kamu yararı” kriterlerine bağlıdır. Gazeteci, haberini yapacağı hususun doğru olup olmadığını bütün gazetecilik olanaklarını kullanmak suretiyle teyid eder; ayrıca, demokratik bir toplumda halkın bu hususu bilmesinde, haberde adı geçen şahısların bireysel haklarına nazaran üstün bir fayda olup olmadığını değerlendirir. Bu iki sorunun cevabı olumlu ise, bu haber yayımlanmalıdır! Habere konu olan bilginin kimler tarafından, nasıl elde edildiği, gazeteciyi ilgilendirmez; üçüncü kişilerin bu bilgileri hukuka aykırı olarak elde etmiş olması, haberin yapılmasına engel değildir ve gazetecinin hukuki sorumluluğunu da doğurmaz (bkz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 19.12.2006 tarihli Radio Twist, a.s./Slovakya kararı).

3-Öte yandan, bir kimsenin tutuklanması için, delilleri karartma tehlikesi veya kaçma şüphesi gibi tutuklama nedenlerinden birinin bulunması zorunludur! Tarafı olduğumuz ve Anayasamızın 90. maddesine göre, ulusal kanunlara göre uygulama önceliğine sahip insan hakları sözleşmeleri gereğince, salt bir kişiye yönelik suçlamanın ağırlığı öne sürülerek tutuklama kararı verilemez! Tutuklama nedeninin varlığını ortaya koyan gerekçeler, kararda somut nedenlere dayalı olarak izah edilmelidir. 

Bunun da ötesinde, delilleri karartma veya kaçma tehlikesini bertaraf etmeye yarayabilecek daha hafif tedbirler varsa, tutuklama yerine bunlara başvurmanın neden mümkün olmadığı da kararda ayrıca gösterilmelidir. Bütün bu hususlar Ceza Muhakemesi Kanunu’nda da açıkça belirtilmiştir.

Yukarıda açıkladığımız kıstaslara uymayan kararlar, Anayasamıza ve uluslararası yükümlülüklerimize aykırıdır!

Yürütme, yasama ve yargının tüm işlemlerinde ifade özgürlüğüne ve bunun vazgeçilmez unsuru olan basın özgürlüğüne titizlikle uyması gerekir. Yukarıda özetlediğimiz kriterlere tüm erklerin titizlikle dikkat etmesi devletin ve milletin ortak yararınadır. Daha demokratik ve gelişmiş bir Türkiye’nin varlığına ancak bu şekilde hizmet edilebilir. 

Tutuklu gazetecilerin tutuksuz yargılanmasını tekrar talep ediyoruz. 

Kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Basın Konseyi

56 yıl önce 212 sayılı yasanın kabulüyle gazetecilere önemli haklar sağlanan bugünü kutlamıyoruz:

-146 gazeteci ve yönetici tutuklu olarak hapishanedeyken

-150’nin üstünde medya organı kapatılmışken

-10 bini aşkın gazeteci işsiz iken  

-Gazeteciler çalışamıyor, çalıştırılmıyor, yazdırılmıyor, düşünceyi ifade ve basın özgürlüğü yaşanamıyorken bayram neyimize…

56 yıl önce kavuştuğu haklarından Türk basını her geçen gün uzaklaştırılıyor. Baskı, sansür, otosansür, gözaltılar, tutuklamalar, medya kurumlarının kapılarının zincirlenmesi ve tüm bunların sonunda halkın haber alma hakkından mahrum bırakılmasını içimize sindiremiyoruz.

Bugün gazeteciler, kalemleri, cezaevleri ve ekmek arasında sıkışıp kalmışlardır. 

56 yıllık “bayramı” da kutlamıyor sadece buruk anıyoruz. 

İfade özgürlüğünün 1961’den bile daha önceki yıllara dönüştürülme özlem ve çabalarına artık son verilmesini bekliyoruz. 

Basın Konseyi

Nâzım’ın  binary options hoax 951`de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm ölümün üstüne” dizesindeki o “genç arkadaş”, sonsuzluğa yürüdü bugün… 

Elli yıllık gazeteci, iq option bad gateway İnce Memed’in yayıncısı, yazar, yönetmen, oyun yazarı, Kore gazisi, Bosna Savaşı’nda Kara Kuğular neferi… UNESCO Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün 30 yıllık başkanı Refik Erduran’ı kaybettik…

Yolu ışıklarda olsun.                                                                                

Tüm meslektaşlarına başsağlığı dileriz.

Basın Konseyi

forex hesapları güvenli mi Türkiye Basın Konseyi’nden Dünya Basını’na  

http://locallylaid.com/trading-opzioni-binarie-apple-usa.pdf trading opzioni binarie apple usa ÇAĞRI…

Türkiye Basın Konseyi Yüksek Kurulu  olarak,

Uluslararası medyaya sesleniyoruz..

Eli kanlı katillerin hedefinde  bir gün Nice, bir gün Berlin, bir gün Paris var. Bir başka gün ise  Brüksel, Orlando, Moskova… Son olarak da yeni yılın ilk dakikalarında  İstanbul’da Türklerin yanısıra dünyanın bircok ülkesinden İstanbul’a konuk gelen turistler teröre kurban edildi. Kısacası terör, artık tüm dünyanın başına bela oldu.

Irk, din, cinsiyet, yaş, mezhep farkı gözetmeden masum insanların kanını acımasızca döken teröre karşı sessiz  kalmak, teröristlerin daha da cesaretlenmesine yol açıyor.

Hele terörden ürküp, normal yaşamlarını sürdüremeyen milyonlarca insanın en doğal hakkı olan seyahate çıkamamaları, hep terörün ekmeğine yağ sürüyor.

Terör endişesi ve korkusuyla  tatillerin ertelenmesi, ülkelerin  turizmine de başka  darbe indiriyor.

Ve  bir kısır döngü haline dönüşen yaşam şekli, aslında  terörü başarılı kılıyor ve etkisi, katlanarak sürüyor.

Bu döngüyü yıkmak ve terörden etkilenenlerle dayanışma içine girmek için, dünya medyasına çağrıda bulunuyoruz:

Gelin, Dünyadaki tüm kalem sahipleri, gazeteciler, el ele verelim.

Hepimiz birlik olalım.

KALEMLERİMİZİ TERÖR MAĞDURU ÜLKELERİ YALNIZ BIRAKMAMAK İÇİN, halklarının bu ülkelere korkmadan gitmeleri için yazılarımızla, haberlerimizle destek olalım.

Bugün yangın Türkiye de…

Ama yine de Türkiye yaşamaya devam ediyor.

Biz Türk gazeteciler, korkmadan,yılmadan sizlere ev sahipliği yapmaya hazırız.

Konuk gazetecilere, Türkiye Basın Konseyi’ nin merkezini “Basın merkezi” olarak açmaya hazırız..

Gelin, birlikte kalemlerimizle, sayfalarımızdan, ekranlarımızdan teröre meydan okuyalım.

YILMAYACAĞIMIZI, KORKMAYACAĞIMIZI dünyaya anlatalım.

Acımızı paylaşın, çağrımıza destek verin.