binary options trading signals 2017 Bazı çevrelerce, toplumda çarpık algı oluşturma ve gündemi saptırma amaçlı Atatürk ve dava arkadaşlarına karşı yapılan sistematik yayınların bir yenisiyle karşı karşıyayız.

recensione broker option navigator Geçtiğimiz günlerde bir tv programında hakaret içeren sözlere imzalarını atan ”sözde tarihçiler’in  ileri sürdükleri hayali tezler kadar, yanlış ve hakaret dolu kirli bilgilere haberlerde ve köşe yazılarında yer vererek onların trading online offerte yayılmalarına neden olmamak da önemlidir.

köp Viagra 130 mg på nätet Tarihi bilmeyen, manevi şahsiyetlere hakaret eden, tarihi saygınlıklara gölge düşürmeye çalışan ”sözde tarihçiler”in beyhude çırpınışlarını dikkatle izlemek ve karşı koymak görevimizdir.

http://www.mylifept.com/?refriwerator=bin%C3%A4re-optionen-paypal&583=59 binäre optionen paypal Yayıncılık görevi üstlenen kişilerin, gazetecilerin de bu saldırılar karşısında dikkatli olmalarının önemi büyüktür.

Tastylia Germany Kurucumuz, önderimiz, Mustafa Kemal Atatürk ve  onun dava ve yol arkadaşlarına, fedakarca görev üstlenen öncü kadınlara karşı girişilen yıpratma kampanyasına karşı durmak vazifemizdir. Bundan da vazgeçecek değiliz.

, ,

BASIN KONSEYİ DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GÜNÜ’NDE SİLİVRİ’DEN SESLENDİ “ÖZGÜR 3 MAYISLARIMIZ DA OLACAK, DAYANIN ARKADAŞLAR!”

Binary option data exposed Basın Konseyi, Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Silivri’deydi. Tutuklu gazetecilerle dayanışmak ve ailelere destek olmak için Silivri Yaşar Kemal Sanat Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, tutuklu gazetecilere “hemen” özgürlük istedi ve Silivri’den cezaevindeki gazetecilere şöyle seslendi: “Özgür 3 Mayıslarımız da olacak, dayanın arkadaşlar!”

options handel Pınar Türenç, konuşmasına şöyle devam etti: 

trading automatico opzioni binarie “Bugün, Dünya Basın Özgürlüğü Günü… Türkiye’de ise düşünceyi ifade ve halkın haber alma özgürlüklerinde kapkara bir tablo yaşanmakta…

bin�re optionen rsi indikator Bu anlamda Türkiye, tarihinin en karanlık günlerinin içinden geçmekte.

Order Tastylia Oral Strip No Prescription 3 Mayıs’ta Türkiye’de gazetecilik yapmak yasak, gazeteciler ise tutsak.  

dispense per imparare il trading gratis Bugün, tutuklu gazetecilere özgürlük istiyoruz.

Tastylia Purchase 20 MG Dünya basın özgürlüğü endeksinde Türkiye 155. sıraya geriledi. En kara listeye 4 sıra kaldı. Gazeteciğin suç sayılmayacağını dünya ilan etse de, gazetecilik ödüllendirilse de, Türkiye’de bizler Silivri kapılarında tutuklu gazetecilerin özgür bırakılmalarını istemek için buradan o dünyaya sesleniyoruz.  

Son 15 yıldır, adete gazeteci avına çıkılan Türkiye’de bugün 159 gazeteci tutuklu.

Gazetecilik yargılanmakla kalmıyor, evlerinden alınan gazeteciler aylarca hapislerde haklarında hazırlanacak iddianameleri bekliyorlar. Bunların içinde Mahir Kanaat, Tunca Öğreten ve Ömer Çelik için de iddianamelerin biran önce hazırlanmasını istiyoruz. 

Bu 3 Mayıs’ta yine gazetecilere gökyüzünü görmeleri bile yasak.

Tecrit koşulları devam ediyor, haftada 2 saat havalandırma hakları tanınıyor. 

Bir saat ailelerle, bir saat de avukatları ile görüşebiliyorlar. Yani gazetecilik öldürülürken, insan hakları da yok sayılıyor.  

Dünyadan gelen raporlarda Türkiyeli gazetecilerin politik grupların baskısı altında kalma sorununun çok büyük sorun olduğu kaydediliyor.

2016’yı çok kötü yaşadık. 2017’nin ilk dört ayındaki bilançodan anlaşılıyor ki; 2017 karnemiz de hiç iç açıcı değil. Siyasi iradeyi çok kızdıran Avrupa Konseyi ParlamenterMeclisi Raporu’nda Türkiye yeniden denetim sürecine alınan ülke oldu.

İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve basın özgürlüğü alanlarında Avrupa ülkesi olmaktan doğan yükümlülüklerini Türkiye’nin yerine getiremeyeceği kaygısı bu raporda egemen.  

Son 12 yılda Türkiye’nin 56 basamak gerilediği kaydedilmekte.  

2017’nin ilk dört ayında yine gazeteciler darp edildi.

17 gazeteci gözaltına alındı, 11 gazeteci tutuklandı. İşkence ihbarları gelmekte.

 KHK ile 2 basın kurumu kapatıldı, 4 olayda yayın yasakları getirildi.

En son wikipedia olmak üzere 4 siteye erişim engellendi.

90 gazeteci işten çıkartıldı.

Gazeteciler özgür yazamıyor, çizerler hapiste. 

Oysa biliyoruz ki, iddia sahibi iddiasını ispatla yükümlüdür. Eğer suç varsa, cezası verilir, yeni suçlar icat edilmez.

Türkiye’de 3 Mayıs’ta adalet arıyoruz.

Silivri’den bir daha sesleniyoruz.  Adalet istiyoruz! Geciken adalet, adalet değildir. Demokrasi ile idare edilen Türkiyemize hiç yakışmıyor.

Gönlümüzün de tutsak olduğu hapiste yatan gazetecilere sesleniyoruz; 

“Özgür 3 Mayıslarımız da olacak, dayanın arkadaşlar”

Silivri Cezaevi’nde 4,5 yıl kalan Prof. Mehmet Haberal’ın özgürlüğüne kavuştuktan sonra kendi elleriyle birebir yaptığı, cezaevi koğuşu maketi önünde gazetecilere açıklama yapan Türenç, “Bu, aslında Türkiye için bir ibret tablosudur. 159 gazeteci tutuklu, binlerce gazeteci işsiz ve göz altında. Sansür, otosansür devam etmekte. Türkiye’de medya tutsak.” dedi.

Daha önce, 6 yıl Silivri’de tutuklu kalan gazeteci, milletvekili Tuncay Özkan ise, dayanışma faaliyetleri için başta Basın Konseyi olmak üzere bütün meslek kuruluşlarına teşekkür etti, sözlerine şöyle devam etti:

“Zafer direnerek elde edilir. Bütün tutuklu arkadaşlarıma bunu hatırlatmak istiyorum. 6 yıllık tutukluluk süresince adalet barış özgürlük istedik. Direnerek bugünlere geldik. Bugün burada olmam, inancın ve direncin kazanacağının göstergesidir. Özgürlük gününde özgürlükleri zırvalarla, zorbalıkla ellerinden alınan gazetecilere sabırlar diliyorum. Bu gibi iddianameleri ciddiye almayın. Bu hücreler yıpratır ama her şey gelip geçer. Özgürlük adalet ve barışa bir tuğla daha koymaktır. Zalimliğin anası korkudur. 16 Nisan referandumu gösteremiştir ki bu ülkede barış, adalet, özgürlük isteyenlerin sayısı korkaklardan fazladır. Biz yine Türkiye’yi özgür, demokrat günlerine kavuşturacağız.”

Toplantıya katılarak duygularını paylaşan tutuklu gazetecilerin eşleri ise ilk kez gördükleri Silivri koğuşu maketinden etkilendiler. Tuncay Özkan’dan, eşlerinin kaldığı koğuşlarla ilgili maket üzerinde bilgi alan tutuklu gazeteci eşleri, üzüntülerini dile getirdi. 

Tutuklu Cumhuriyet gazetesi yöneticisi Önder Çelik’in eşi Semra Çelik söz alarak Basın Konseyi’ne teşekkür etti ve  “Türkiye Cumhuriyeti anayasasına göre herkes yargılanabilir ama böyle içi bir bir iddianameden yargılama tutuksuz yapılmalıydı. 9 aya varan bir yargılama süresi bütün normlara aykırıdır. Acilen tutuksuz yargılama kararı verilmelidir. Aksi halde bu iddianameyle tutuklu yargılamanın devam etmesi, onların esir alındığı anlamına gelir. Bu hukuk, adalet değlidir.” dedi.

Akın Atalay’ın eşi Adalet Atalay, “gazetecilik suç değildir” dedi, gazetecilere özgürlük istedi:

“Basın Konseyi’ne teşekkür ediyorum. Ne diyeceğimi ben de bilmiyorum. Sözün bittiği yerdeyim. 5.5 ay sonra iddianamenin yandaş medya aracılığıyla ortaya çıkığı 3.5 ay sonra duruşma günü verildiği 9 ay sonra mahkemeye çıkılan bir hukuk ortamındayız. Bugün, 3 Mayıs dünya Basın Özgürlüğü Günü. Basını özgür olmayan bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Gazeteciler hakkındaki bu davalar basın özgürlüğü nedeniyle önemlidir, öncelikle ele alınması gerekir dense de ulusal yargı kurumlarına etki edilemiyor. Gazetecilik faaliyetini, terör örgütü adına faaliyette bulunma iddiasıyla ortaya koymak, halkı korumak bahanesiyle özgürlükleri kısıtlamaktır. Cumhuriyet davasında yargılananlar, demokrasiye, insan haklarına, basın özgürlüğüne inanmış bunun için mücadele etmiş insanlardır. Bu insanları terörle bir arada anmamak gerekir. Terörle mücadele adı altında insan hakları çiğnenmektedir. Gazetecilik suç değildir.”

Güray Öz’ün eşi Çağlayan Öz, “Adalet, bu güzel ülkenin güzel insanlarını birleştirecek tek ağaçtır. Adalet olmadığı zaman kendimizi vatansız kalmış gibi hissederiz. Adaletten anladığımız nedir, hiç kimseyi delilsiz suçlamamaktır, delil olmadan içeri atmamamaktır, iddianame çıktıktan sonra bu insanlar hakkında ciddi bir suçlama olmadığı anlaşılınca tutukluları serbest bırakmaktır. Buradaki hücreyi gördükten sonra daha fazla etkileniyoruz. Son 3 haftada istedikleri fotoğrafları resimleri bile iletemedik. Güray Öz torunlarının kendisi için yaptığı resimleri göremedi. Bir an önce tahliye edilmelerini bekliyoruz. Tutuksuz yargılansınlar ve normal hayatlarını sürdürebilsinler istiyoruz.”

Basın Konseyi Üyesi Avukat Turgut Kazan şunları söyledi:

“3 Mayıs, Birleşmiş Milletler kararıyla dünyada Basın Özgürlüğü Günü olarak kullanılıyor. 1993’ten beri. Tutuklu gazeteci eşleri anayasa, hukuk devleti, hukuk, adalet dediler. Hukuku olmayan ülkede hukukçu olmak denizi olmayan ülkede deniz kuvvetleri komutanı olmak gibi bir şeydir. Çok zor bir şey ama yarın bugünden daha kötü olacak. Bir kere dün yen bir dönem başlamış oldu. Partile bir cumhurbaşkanımız var. Yeni bir HSYK oluşturuldu. Bütün yargı siyasi iktidara teslim ediliyor. Adalet delil arayan yok, susturma operasyonuyla karşı karşıyayız. Bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Dünyanın hiçbir diktatörlüğünde gazetecileri gazeteci oldukları için hapsettik demezler. onun için türkiye’d ede gazetecileri, sadece gazeteci oldukları için tutuklandıklarını kabul etmiyorlar. Onun için kimisi tacizci diyor, kimisi gaspçı diyor. Basın Konseyi, Basından Sorumlu Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’a mektup yazdı. Cevap bekliyoruz. Hangi gazeteci hangi suç iddiasıyla tutuklu. Aileleri merak ediyor.”

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen söz alarak, basın özgürlüğü mücadelesine umutla devam çağrısı yaptı:

“Çok ciddi bir endişe var. Söz konusu suçlamalar, bu işin bir sınırının olmadığını, söz konusu hukuksuz uygulamalar Türkiye’de yaşayan hiçbir gazetecinin sabaha neler yaşayacağını bilmediğin gösteriyor. Bu Silivri’ye kaçıncı gelişim hatırlamıyorum. Silivri çok güzel ama buraya sırtım titreyerek gelebiliyorum. Tutukluluğu döneminde Tuncay Özkan’ı görebiliyorduk. En azından ayda bir meslek birliği olarak bakanlığa yazı yazıp kendileriyle görüşebiliyorduk. Bunu biz daha çok istiyorduk, çünkü onların direncinden güç alıyorduk. Defalarca bakanlığa yazı yazmaktan ve hiç cevap alamamaktan muzdaribiz. Tüm tutsak gazetecilerin derhal serbest bırakılması umudunu ve direncini yaşıyorum.Bundan sonrasına bugünden iyi bakmalı. Enseyi karartmadın umutla mücadelemize devam edeceğiz. Hep birlikte direneceğiz ve umut kazanacak.”

Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Başar Yaltı şunları söyledi:

“Basın özgürlüğü demek, hukuk devletlerinin olmazsa olmaz özelliklerinden biridir. Sadece gazetecilere tanınmış hak yazma çizme özgürlüğü değildir, aynı zamanda her yurttaşın ifade özgürlüğünün garantisidir. Siyasi iktidarlar kör sağır bir toplumu tercih ederler. Kolay yönetilebilsin diye. Son 12 yılda basın özgürlüğü konusunda ve hukuk konusunda olumsuz koşulların içindeyiz. Siyasi iktidarın intikam aracı olan bir hukukla karşı karşıyayız. İktidarın intikam duygu düşünce ve arzusunu dile getiren bir durumla karşı karşıyız. bu kadar gazeteci hapisteyse bunun izahı olamaz. Siyasi iktidar onların başka suçlardan içeride olduğunu öne sürüyor buna kimse inanmıyor. Gazeteci arkadaşlarımız toplum adına bedel ödüyor. Türkiye bunları aşacaktır, özgür günler gelecektir. Son halk oylaması bunu gösterdi.”

Basın toplantısı sonunda, Basın Konseyi’nce yayınlanan 2016 Basın Özgürlüğü İhlalleri Raporu da kitap halinde kamuoyuyla paylaşıldı.

GAZETECİLER HANGİ “SUÇTAN” TUTUKLU AÇIKLAYIN!

Basın Konseyi, Başbakan escort bahçeşehir Yardımcısı Numan Kurtulmuş’a bir mektup yazarak, hükümet üyeleri escort pendik tarafından tutuklu gazetecilerin, gazetecilik escort kadıköy faaliyetleri dışı nedenlerle cezaevinde bulunduklarına dair açıklamalarla ilgili bilgi istedi.

Basın Konseyi, Cumhurbaşkanı’nın Mart ayında ve en son AB Bakanı Ömer Çelik’in verdiği röportajda “gazeteci kimliği olup da silah taşıyandan gasp edene escort bakırköy kadar, başka şeylere kadar bir sürü şey var ki bu dosyaların içinde” diye açıkladığı “suç dosyaları”nın içeriğini sordu.

Basın Konseyi’nin mektubu şöyle:

“Sayın Numan KURTULMUŞ

Başbakan Yardımcısı / ANKARA

 

Önce, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, Anadolu Yayıncılar Derneği üyeleriyle gerçekleşen, sizin de katıldığınız 22.03.2017 günlü buluşmada, Sayın Cumhurbaşkanı’nın, tutuklu gazeteciler için yaptığı bir konuşma kamuoyuna yansıdı. Cumhurbaşkanı’nın “ binäre optionen steuerrecht Bakıyorum, hepsi hırsız, çocuk istismarcısı, terörist” cümlesini kullandığı ve devamında “ http://ekja.ee/?sekvoya=Guida-al-trading-di-opzioni-binarie Guida al trading di opzioni binarie Banka soyanından seçim bürosu yakanlara kadar ne varsa bunların içinde var” dediği belirtiliyor.

 

Sonra, 22.04.2017 günü CNN Türk TV kanalında, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in Hakan Çelik’e verdiği söyleşide, yine tutuklu gazeteciler için suçlayıcı bazı nitelemeler yapıldı. Basına yansıyan haberlere göre, kendisine verilen listedeki gazeteciler için, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik de, o söyleşide “ forex trading hours weekend gazeteci kimliği olup da silah taşıyandan gasp edene kadar, başka şeylere kadar bir sürü şey var ki bu dosyaların içinde” diyor.

 

Öncelikle, Basın Konseyi olarak, tutuklu gazeteciler listemizi kontrol edip gerekirse düzeltebilmek için, hırsızlık, çocuk istismarcılığı, teröristlik, banka soygunculuğu, silahlı gasp dahil “bir sürü şey” yapmış olmasına rağmen, gazeteci gösterilenlerin kimliklerini ve tutuklama müzekkerelerini, eğer haklarında dava açılmışsa iddianamelerini ve ceza verilmişse mahkeme kararlarını görmek, bilmek, öğrenmek istiyoruz.

 

Ayrıca ve asıl önemlisi, Konsey’imize başvuran tutuklu gazeteci yakınları, yapılan bu açıklamaların kendilerini çok yaraladığına işaretle, kimlerin hırsız, çocuk istismarcısı, gaspçı, terörist olduğunun açıklanması için yardım ve desteğimizi beklediklerini, aksi halde bu durumu kişilik haklarına saldırı sayarak yasal yollara başvurmak zorunda kalacaklarını bildirmişlerdir.

 

Özgürlükleri zaten sınırlanmış olan meslektaşlarımızın, bir de bu açıklamalarla kişiliklerinin yaralanmasına engel olunması için, ilişikte takdim ettiğimiz listede adı ve soyadları bulunanlardan kimlerin hırsızlık / çocuk istismarcılığı ve benzer bir sürü şeyden tutuklandıklarının belgeleriyle birlikte tarafımıza bildirilmesi konusunda yardımcı olmanızı bekliyor, takdirlerinize sunuyoruz.

 

Saygılarımızla,

Pınar TÜRENÇ

Basın Konseyi Başkanı”

Kumpasın çökmesine; Oda tv davasının beraatle sonuçlanmasına çok sevindik.

Yetmiyor.

Tüm tutuklu gazetecilere özgürlük istiyoruz.

6 yıl sonra, nihayet,13 sanıklı Oda tv davasının, beklenildiği gibi beraatle sonuçlanması, kuşkusuz tüm gazetecileri ve basın özgürlüğünü savunanları sevindirdi.

Kumpas kuranlar, gerçeklerin peşinde koşanlara bugün olduğu gibi yarın da musallat olacaklardır. Önemli olan, adaletten, hukukun üstünlüğünden ve özgürlüklerden yana olanların tüm yanlışlara birlikte göğüs germesidir.

Basın Konseyi olarak, Ergenekon ve diğer davalar gibi, Oda tv  davasının da çökeceğini biliyorduk, gazetecilerin özgür kalacaklarına inanıyorduk. Yıllardır bunun için verdiğimiz mücadelemiz, bundan sonra da sürecektir. Oda tv davasından beraat eden gazeteci Ahmet Şık gibi, tutuklu gazetecilerin diğer suçlamalardan da beraat edeceklerine inanıyoruz. Yeter ki, adalet zamanında ve tüm gerçekliğiyle yaşama damgasını vursun.

150 gazetecinin cezaevlerinde olduğu şu süreçte, adaletin herkese gerekli olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz.

Gerçeğin peşinde koşan gazetecilerin, bu yoldan ayrılmayacaklarını da biliyoruz.

Ahmet Şık  ve tüm tutuklu gazeteciler, tutuldukları cezaevlerinden en yakın zamanda çıkacak ve yine yazacaklardır.

Basın Konseyi olarak, halkın haber alma hakkını, ifade ve basın özgürlüğünü savunmaya devam edeceğiz.

,

Uzun yıllar Basın Konseyi Yüksek Kurulu ve Üyeler Genel Kurulu Daimi Üyesi olarak görev yapan turizmci, reklamcı Nihat Boytüzün’ü kaybettik. Acılı ailesine ve sevenlerine sabırlar diliyoruz.

Basın Konseyi,” Türkiye’de uçaklarla bazı kamu kurumlarında uygulandığı gibi, Avrupa Parlamentosu’nun, Daily Sabah Gazetesi’nin dağıtımını yasaklaması kararını protesto etti ve “Gazete dağıtımı yasaklanmamalı. A.P.’nin  aldığı bu yasakçı karar, herkes  için de ibret olmalı” dedi.

Basın Konseyi açıklaması şöyle:

“Avrupa Parlamentosu’nda Daily Sabah gazetesinin dağıtımının yasaklandığını üzüntüyle karşılıyoruz. Basın Konseyi olarak gazetelerin dağıtımının yasaklanmasını şiddetle protesto ediyoruz.

Bu yasakçı kararın, Türkiye’de de benzer kararlar alarak, gazetelerin dağıtımını kamuya ait yerlerde önleyenlere ders olmasını bekliyoruz. Başta cezaevleri, bazı kamu kurum ve kuruluşları ile Türk Hava Yolları uçakları ve CIP salonlarında, belli başlı gazetelere uygulanan yasaklamaların derhal kaldırılmasını talep ediyoruz.

Bu bağlamda tekrar etmek isteriz ki,  gazetecilere yönelik akreditasyon yasakları da kabul edilemez. Demokrasilerde gazetelerin dağıtımını  ve gazetecilerin özgür çalışmasını yasaklamak değil, ‘şiddet’ ve ‘nefret’ içermedikçe her türlü görüşün serbestçe yazılmasını savunmak esastır. Demokrasilerin eksiksiz yaşatılması için yasakçı zihniyetlerden kaçınılması gerekir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anadolu Yayıncılar Derneği üyelerine hitap ederken, cezaevlerinde tutuklu bulunan 160 kadar gazeteciyi yok saydı.

Erdoğan, “Hapisteki gazetecilerin listesini verin diyoruz, katilden çocuk istismarcısına herkes var. 144’ü terör, 4’ü adi suçlardan içeride” dedi.

Eğer tutuklu gazeteciler içinde, yazdıklarından değil, adi suçlardan ötürü tutuklananlar varsa, bunları bilmek herkesin hakkı. Henüz haklarındaki iddianameler bile yazılmamış Cumhuriyet gazetesi yazarı ve Yayın Danışmanı Kadri Gürsel, Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, karikatürist Musa Kart, Ombudsman Güray Öz, kitap eki editörü Turhan Günay ve diğer onlarca  gazeteci-yazarın hangi suçları işlediklerini Adalet Bakanlığı açıklayıp, kamuoyunu aydınlatmak zorundadır. Aksi halde Cumhurbaşkanı’nın sözlerinin inandırıcılığı olamaz.

Bu konuda Basın Konseyi olarak biz göreve hazırız. Daha önce de açıkladığımız gibi, tutuklu gazetecilerin hapishane listesini gerekiyorsa kendisine göndermeyi görev sayarız.

SİYASİLER GAZETECİLERE KÜFÜR EDEMEZ.

Ayrıca Şanlıurfa’da Büyükşehir Belediye Başkanvekili Nihat Kılıç’ın, Güneydoğu gazetesinde bir petrol istasyonunun belediye araçları ile asfaltlandığı haberini yaptığı için gazeteci Necdet Karadeniz’e, ’16 Nisan’dan sonra gazetecilerin a… koyacağız’ dediğini de öğrendik. Konu gazeteci Karadeniz tarafından yargıya taşındı.

Son dönemde, AMK’lı küfürlerin Türkiye’de sıradanlaştığını görüyoruz. Daha önce de bir işadamının halka dönük AMK’lı sözleri gündeme gelmişti. Ancak şimdi durum daha farklı. Bu kez küfür, direkt olarak gazetecilere yönelik ve küfür eden de AKP’li Belediye Başkan Vekili kimliğini taşıyor ve Şanlıurfa AKP il örgütünün eski yöneticisi. Bu küfürü edenin gazetecilere özür borcu olduğuna inanıyoruz. AKP’ye yakışanın bu kişiyi görevden uzaklaştırmak olduğunu düşünüyoruz. Çağdaş, demokrat ve saygın bir parti olduğunu belirten AKP’nin bu konuda harekete geçeceğinden şüphemiz yok.

Sevgili meslektaşımız, uzun yıllar siyasi baskılarla mesleğini yapamamış yol arkadaşımız Tayfun Talipoğlu aramızdan ayrıldı. Bizi Anadolu’nun en ücra köşelerine götüren ve oradaki yurttaşları da yaptığı programlarla dünyanın dört bir yanına taşıyan Tayfun Talipoğlu’nu kaybettik. Acımız büyük. Her ölüm erken ölümdür, ama her hikâyesiyle bam telimizi titreten, içimizdeki çocuksu neşeyi ve masumiyeti hatırlatan, yol hikâyelerinin, halk deyişlerinin ve türkülerin mahzun sesine çok erken veda etmenin üzüntüsü içindeyiz. Meslektaşlarımıza ve sevenlerine sabırlar diliyoruz. Işıklar içinde uyusun.

Basın Konseyi, son günlerde referandumla ilgili görüşleri nedeniyle bazı gazetecilerin hedef gösterilmesi konusunda bir açıklama yaptı. Açıklama şöyle:

“16 Nisan referandumu yaklaşırken, özellikle gazetecilere yönelik üstü kapalı tehdit ve hedef göstermelerin arttığına tanık oluyoruz.

Önce, bir gazetecinin  ‘Samsun’a gidiyor’ diye hedef gösterildiğini gördük.

Bir başka gazetenin internet sitesinde bir TV yorumcusu için ‘Vatan Haini’ suçlamasında bulunulduğuna tanık olduk.

Referandum, demokratik bir yöntem ve haktır. Burada kullanılacak ‘Evet’ İle ‘Hayır’ arasında bir fark yoktur. İkisi de demokratiktir, ikisi de seçmenin takdirini yansıtır. Geleceği hakkında İki tercihten birini yapmak seçmene farklı bir etiket yüklemez.

Referandumdaki tavırlarından ötürü gazetecilerin hedef gösterilmesi  demokratik ülkelere yakışmayan bir uygulamadır. Kabul edilemez. Hedef gösterilmenin olası sonuçları, hedef gösterenlerin vicdani sorumluluğundadır. 

Referanduma 32 gün kala, yapılan bu yanlışlardan bir an önce dönülmesi ve her kesimin basın ve ifade özgürlüğüne sonuna kadar sahip çıkarak, saygı göstermesi gerektiğini bir daha hatırlatmayı görev biliyoruz.'”

Basın Konseyi, İzmir’de Başbakan Binali Yıldırım’ın programını izlemek üzere akreditasyon başvurusunda bulunan 8 gazeteciye akreditasyon verilmemesini kınadı.

Konsey’den yapılan açıklama şöyle: 

“İzmir’de Başbakan Binali Yıldırım’ın programını izlemek üzere akreditasyon başvurusunda bulunan ve aralarında, Sözcü, Dünya, İHA, Ticaret, Sky TV ve Ulusal Kanal gibi gazete ve televizyonların bulunduğu basın yayın organlarında çalışan 8 gazeteciye akreditasyon verilmedi. Halka açık bir kamusal törende yapılan bu uygulama demokratik ülkelerde kabul edilemez.”