,

"Kayda Geçsin" – Necef Uğurlu

Balbay’ın Kalemi ve Serdar Turgut’un ……

Basın Konseyi Genel Sekreteri Hasan Sınar, Yüksek Kurul Üyeleri Prof. Nurşen Mazıcı, Gökmen Karadağ, Enver Aysever ve bendeniz mecidiyeköy escort
yeniden Silivri cezaevi yollarına düştük.

Düştükte ne oldu?

Gazeteci yazarlar hala içeride demek ki bizlerin düşündüğünü yazma özgürlüğünü savunması yetersiz, Bulaç, Alkan, Gülerce, Kekeç, Özgürel, Alpay, Altan, Karakaş, Akyollar, Bumin, iktidara yakın, uzak-yakın aklıma gelen gelmeyen vicdanı olan her kalem beylikdüzü escort düşmedikçe yollara içeridekiler çıkamayacaklar.

Görüştüğümüz içerideki gazetecilerin tutukluluk gerekçelerini hala hâkime sordukları ve savcıdan ‘siz bilirsiniz’ cevabını aldıkları davanın şirinevler escort hukuki boyutu,  değil beni artık benim diyen hukukçuları bile şaşırtan noktaya geldi.  Ben meselenin insani, vicdani ve iyi niyet noktalarındayım.

Cezaevi kurallarına göre bana içeriden verilen kalem yazmamaya başlayınca Mustafa Balbay kalemini verdi,  Balbay tutsak ama kalemi yazıyor, tuttuğum şişli escort notlar Balbay’ın kaleminden.

‘Bu kalemle 25 sahife yazılıyor’ dediği kalemi şimdilerde hep çantamda.  Niyet tuttum kalem bittiğinde belki gazeteciler mahpustan çıkmış olurlar.

Balbay’dan başlayacak olursak;   rövanş almak niyetlisi değil, artık ‘siyasetçi’ olarak düşündüğünü ülkenin barışı için yola devam edeceğini ve mücadelesini olduğu yerden sürdürdüğünü söylüyor. ‘Meslektaşlarıma hesap vermeye hazırım’ diyor.

Tuncay Özkan’ın derisindeki döküntüler daha iyice, Nazlıcan demedikçe gözleri dolmuyor, deli yüreği susmuyor, lakin kızından söz açılsın istemiyor çünkü iş kızına gelince o Tuncay gidiyor yerine başka Tuncay geliyor. Nazlıcan’a çektirilenler bu devletin büyüklüğüne yakışmıyor. Bu devlet ki babasıyla uğraştığı hiçbir çocuğu gadre uğratmamıştır, babayı assa çocuğu bağrına basmıştır duyduklarım karşısında yazıklar olsun dedim ve iki iktidar siyasetçisini kalbimin en karanlık, en kinli kapısına işledim. Hele bir tanesi elden ele cezve gibi o kanal bu kanal geleceğine yatırım yapan en arsızlarından,  el kadar çocuğa yaptıklarının hesabını verirken görmeği Allah bana nasip etsin.

Tuncay ‘Ben bu ülkeyi aşkla sevdim. İletişimimde bir hata olabilir imanımda yok’ diyor.

Barış Terkoğlu ‘Tahliye düşünmemek, kapının sesini dinlememek en iyisi.’ diyor. O da suçunu arıyor ve haklı olarak soruyor ‘suçum nedir ‘ diye.  Haber, yazı, kitaptan başka bir şey göremiyor.

‘ Üniversitede zabıta simitçiyi götürse koşardık’ diyen bir ahlaktan gelen bu genç adam içeriye sığmıyor, yakışmıyor. İTÜ makine, Marmara Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü Siyasi Tarihçi, İktisat doktoru.

‘Bize de Bahçelievler katilleriyle aynı anda çıkmak yakışmazdı’ diye teselli ediyor bizi, gel de dayan yüreğim.

Doğu Perinçek siyasi boyutu bir yana ciddi bir entelektüeldir. Sanat, şiir, edebiyat vardır kişiliğinde. Sanatın, sanatkârın yanında onun kadar olmuş, üstelik bırakın iktidarı muhalefete bile bu kadar uzakken kaç siyasetçi vardır acaba, layığı Silivri midir? Angutlaşmanın kol gezdiği ülkemizde onu koyacak başka yer bulunamadı mı?  Sanki içimden geçenleri anlıyor ve ‘Kendimi kurtarmak gibi bir problemim yok. İyi olmamız lazım.’ ‘Sıcak Para’ diktası budur,  dayılarımız, amcalarımız Yemen’de neyse bizler burada oyuz’ diyor.

Yalçın Küçük ‘Her hapse girdiğimde 10 yaş gençleşirim’ diye başladı söze. ‘Çok hücreye atıldım. Gerekçe olmazdı, karıştırırım ortalığı’ diye devam etti. Fethullah Hocanın din kısmını zayıf ekonomik tarafını kuvvetli buluyor.

‘Tarihte böyle bir dava yok. Bu dava bitmiştir. ÖYM diye bir mahkeme yok büyük başarıdır.’  Derken kazandıkları zaferden bahsediyordu. Kısa süren görüşmemizde en çarpıcı cümlesi ise  ‘Derdim yok ki anlatayım’ sözleri oldu.

Prof. Küçük kaya gibi ve muzip yanı ağır basıyordu. Dayanamadım sordum: ‘Beynimin bir yarısı Yalçın Küçük öbür yarısı Alpaslan Türkeş ‘diyen Avni Özgürel kendi beyni olmadığı  için mi dışarıda siz içeridesiniz diye ….’Avni akıllıdır, para kazandı’ diye gülümsedi.

Soner Yalçın içeride olmalarını iktidara ayna tutma olarak görüyor. ‘akılsız düşman kötüdür’ diyor. ‘Ergenekon sürecine inandık, ilk başta gladyö göz yumdu bu hayalete’ diyor. Medya dayanışması olmadığını ve temel meselenin kıskançlık olduğunu düşünüyor. Hükümette metal yorgunluğundan söz ediyor, hükümetin tek kişi olduğunu ve ağır geldiğini söylüyor.

Barış Pehlivan açık hukuksuzluk karşısında inancını yitirmemiş ki ‘Başkan suçsuz olduğumuzu biliyor’ dedi. Peki neden buradasınız sorusuna cevabı ‘Gözdağı vermek’ oldu.

Bu pek tuhaf mahkemenin en net cevabını dışarıdakilere yani bizlere Barış Pehlivan verdi.

Yazımın başına döneceğim, iktidara yakın, uzak – yakın vicdan ve cesaret sahibi yazarlar, gazeteciler bu gözdağı bizleri tarihe korkaklar olarak geçirir, içeridekileri ise kahraman olarak yazar.

Akıllı, bilgili Serdar Turgut’un haline bakın, pipisinin küçük olduğundan bahseder hale geldi. Eğer tabii, pipisine çok önemli ve ülke geleceğini değiştirecek bir formül yazmadıysa ve bu formül iktidarsızlığı yüzünden okunamaz hale gelmediyse bu insanlık halinden bize ne.

Diyeceğim Serdar Turgut’u bile bu hale getiren bir dönem bu. Hoş kendisi gönüllü ise kime ne, hatta yakın dostu Ertuğrul Özkök’ü de eşcinsellik ihtimali üzerinden sırtlamış götürüyordu İzzet Çapa’nın yaptığı röportajda.  Gülen Cemaatine ziyaret ve methiyelerin sonu nedense cinsel hayat üzerinden laiklik vurgusu yapma ihtiyacıyla sonlanıyor, Özkök ekolü gazetecilerde sıkça görülen bir ruh hali. Sayın Gülen ve hareketi misafir ettiklerinden işitmek istedikleri sözleri duyunca pek memnun oluyorlar, bir baş tacı ediyorlar ki sormayın! Lakin üç beş ay sonra bu konukları ‘Cemaat mensubu’ olarak damgalanmak korkusu sarıyor olmalı ki hemen denge cinsellikle laiklik kurgusuna dönüşüyor. Memlekette belden aşağı serbest, düşünmek, düşündüğünü söylemek yasak olunca liberal düşünce ne yapsın, neyse bu seks obsesyonlu konuklar centilmenler kulübünün sorunu, bakalım Samanyolu veya Mehtap TV’ye Serdar Turgut pipisiyle ilgili bir söyleşiye çağırılacak mı ?

Dışarıda teveccühe mazhar olan Serdar Turgut’un cinsel meselesi var.

İçerdekilerin ortak yanı memleket meseleleri.

Sayın Gülen cemaati tercih sizin.

İçerdekiler çete kurmaya pek elverişli gözükmüyor.

Hepsi reis, hiç Kızılderili yok aralarında, vasatın üstü adamlar fikirlerine katılın katılmayın, beğenin beğenmeyin, akıllarından da utanmıyor düşündüklerini söylüyorlar.

Kim daha zararlı kim memleketin hayrına takdirlerinize bırakıyorum.

Vakit tamam, yazı tamam.

Zaman yazan, çizen, düşünen, hatta niyet kurabiyelerinin içine maniler yazanlar dâhil, kendine yazarlığı yakıştıranların zevzekliği bırakıp içeridekiler için insani, vicdani iyi niyet duygularını harekete geçirme zamanıdır.

Bizim ziyaretimiz yetmedi. Hala içerideler.

Adalete yardımcı olalım.

Sevgiyle

Necef Uğurlu

“Bu köşe yazısı dorduncukuvvetmedya.comhurhaber.comgercekgundem.com ve sacitaslan.com haber sitelerinden alınmıştır.”

 

 

,

“Bir Ziyaret, Yarım Tahliye Demektir. Sağolun’’

24 TEMMUZ. BASINDA SANSÜRÜN KALDIRILIŞININ 104. YILINDA

 

Basın Konseyi Silivri ceza ve tutukevindeki gazetecileri ziyaret etti:

24 Temmuz, basından sansürün kaldırılışının 104. yılında tutuklu gazetecilerin

feryatlarını duymak lazım:

 

 

–Cezaevinde tutuklu kalan 9 gazeteci,

Mustafa Balbay— Barış Pehlivan— Doğu Perinçek—

Soner Yalçın—Ergün Poyraz—Barış Terkoğlu—

Mehmet Perinçek—Tuncay Özkan—Yalçın Küçük’ü

Ziyaret eden Basın Konseyi Yüksek Kurul üyeleri:

Başkan Orhan Birgit-  Üyeler  Pınar Türenç- Turgut Kazan- Tufan Türenç-

Erdal Güven-  Yalçın  Büyükdağlı

Oldular…

 

 

“Görüşme sırası’’na  göre  konuştuğumuz gazeteci-yazar arkadaşlarımızın  bize aktardıklarından özetler şöyle:

 

http://wheeltrim.nl/?silkomato=beste-strategie-voor-binaire-opties&469=4f 1)   -MUSTAFA BALBAY:

 

(1240 gündür tutuklu)

 

–Hepimizin basın bayramı, sansürün kaldırılışının 104. yılı kutlu olsun. Ancak Türkiye’de çok kötü bir plan uygulanmak isteniyor.

– Ziyaretiniz bizi çok mutlu etti. Burada şöyle diyorlar; Bir ziyaret, yarım tahliye demektir. Sağolun..

-3. yargı paketi çıkarıldı, Ona da bambaşka unsurlar eklenmiş. Arkasından 4. paket geliyor. Onun da bir katkısı olacağını beklemiyorum.

-Karamsar değilim ama yaşananlar bunlar.

– 41 aydır içerde tutukluyum.

– Medya ne yapabilir ki.. Medya da tehdit altında

– Sansür yapılacak ortam bile bırakılmadı. Bir sansürlük basın bile kalmadı.

– AKP’nin kadın-gençlik kollarına bir de medya kolları eklendi. Bu şaka değil.

– Sansür tüm yollara uygulanıyor. Sadece medyaya değil. Herkesin susması, susturulması

için kullanılıyor.

–          Mahkemelerde yaşananlar komedi. Bir hafta, Ecevit neden, nasıl öldü sorusu soruluyor.  Arkasından gelen haftada ergenekonla bağlantın var mı diye soruyorlar.  Kel alaka konularla haftalar, aylar geçiyor. Böyle dava olur mu?

–          Bu yargılamalar karmakarışık bir hal aldı. 18. iddianame tamamlandı. 19, 20 sırada.   7 bin sayfa, 5 milyon sayfa oldu. Kim bunun altından kalkabilir ki..

–          Kitap okuyarak, yazarak ayakta kalıyoruz.

–          -AİHM’e başvuruyorsunuz, sizden önce kafes eylem planı, Zir vadisi davaları, lav silahları gibi karmakarışık dosyalarını topluca oraya gönderiyorlar. Aihm’in de kafasını karıştırmayı planlıyorlar.

–          Akp’nin Avrupa’ya, ‘CHP teröristleri milletvekili yaptı’’ diye bir çalışması var. Bunu temizlemek bile zaman alıyor. Yine de ben iyimserim.

–          BEKLENTİM DÜŞÜK. MORALİM YÜKSEK.

–          AMA TÜRKİYE’DE, KARAMSAR BİR UMUT VAR.

–          Yeni kitap yazıyorum. Yakında göreceksiniz.

–          Ailem ziyaretime geliyor. Oğlum Deniz ayda bir kez gelebiliyor. Benim çalışmak için  bu binada yaşadığımı zannediyor. Öyle anlatmışlar.  8 aylıktı ayrıldığımızda şimdi 2.5 yaşında. Parkta babalarıyla oynayan çocukları pataklamak istiyormuş.  Değişik duygular içinde..

–          Dışarı çıkınca İzmir’e gideceğim. Biz Pınar ile İzmir’de gazetecilik yaptık. Bizim zamanımızda adı Efes oteliydi. Şimdi Swiss otel olmuş. Onun yeşil bahçesinde oturmak isterim yine. Çok mu değişmiş acaba?

–          Kaldığım hücre ne kadar mı? ( kollarını  iki yana açtı iki yana esneyerek , sallanarak boyutunu uzatmaya çalıştı) işe bu kadar..  Ya yürüdüğümüz avlu.. Bir kenarı 5 adım, diğer kenarı 14 adım. Alın size yürüyüş parkuru…

 

 

check my source 2)   BARIŞ PEHLİVAN

 

 

( 18 aydır tutuklu)

 

-Basın bayramımız kutlu olsun.

–          14 ŞUBAT 2011 den beri tutukluyum. 18 ay oldu.

–          Balbay ile o küçük hücrede tutuluyoruz.  Okuyup yazmakla geçiyor  günlerimiz. İnternet yok. Avukatlarımız  önemli olayların çıktılarını getiriyorlar.görüyoruz.

–          19 gazete, dergi alıp okuyabiliyoruz .

–          Pınar abla, hatırlıyor musun, Demirel’in Brezilya  gezindeki uçak kazasını CNN deki belgesele anlatmıştın , o ORADAYDIM  belgeselini  ben çekmiştim.

–          Burada kültürel sorun yok.Yazıp çiziyoruz. Ancak  yazmak işkence. Çünkü bilgisayar kullanılamıyor. Elle yazıyoruz. Parmaklarımız nasır tuttu.

–          Hücreye konulduğumda 18 aylık evliydim. 27 yaşımdaydım. Şimdi 29’a bastım. Eşimden ayrı kaldım.

–          Hücrede bulaşıkları ben yıkıyorum.Balbay yemek yapıyor.

–          Semaverde çay yapıyoruz, onun buharında da yemek ısıtıyoruz.

–          Makarnaları yağdan arındırmak için önce  yıkıyoruz, semaver buharında ısıtıyoruz. Yemekler Çok ağır salçalı, yağlı çünkü.

–          Cuma günleri kantine fiş dolduruyoruz,liste veriyoruz.. Yoğurt,lavaş ekmeği taze nane haşlanmış yumurta gibi yiyecekler alıyoruz. Haftaiçi yiyoruz.

–          Ağırlaşturılmış müebbet suçu diyorlar..bekliyoruz.

–          3. paket de umutsuzluk yarattı. Bilgisayarlara atılan virüsleri inceletmek için çırpınıyoruz. Boğaziçi, Yıldız, ODTÜ den gelen raporları kabul etmiyorlar. Tübitak’dan gelenlere inanacaklarmış. 6 aydır rapor bekliyoruz.

–          ————————————————–

 

 

Viagra köpa flashback 3)   DOĞU PERİNÇEK

 

 

 

(1587 gündür tutuklu)

 

 

—- BASIN BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. (Gülerek)

-Şunu bilmekte  yarar var : Cumhuriyeti yıkmak,Türkiye’yi bölmek ve kesinlikle Atatürk’ü yok etmek  üzerine hazırlanmış bir çalışma bu.

-herkesin Türkiye’ye”sahip çıkmak ve TC bütünlüğünü sağlamak  görevidir.

-Cumhuriyet,bence tüm kurumlarıyla yıkıldı da, yeniden kurabilirz..

-Bu davalarda hiç suçlu yok. Birinde var, birinde yok demek, davaları iyi bilenler için söylüyorum, aksini iddia etmek ahlaksızlıktır.

-Türk ordusu savaş yeteneğini  yitirdi.Bunu tarih yazacak.

-Yine de tüm bu karanlıktan yeni aydınlıklar çıkacaktır.

-Türk ordusu da kendini yenilecektir.

-Ben burada yatırılan en eski sarı basın kartı sahibiyim.

-Sonbahardan itibaren Türkiye derin bir krize girecek. Sınır komşularıyla büyük sıkıntıları var.

Türkiye’nin büyük bir hamle yapması gerek.  ABD çok önemli.

 

-Tüm bunlar için yeni bir iradeye, halkçı bir hükümete ihtiyaç olduğu kesin..

–Hücrem çok küçük. 4 metre kare.

 

http://lovelydesir.com/?kljayz=forex-promosyonlar%C4%B1&e26=25 4)   SONER YALÇIN

 

 

–          Basın bayramı.. (güldü..) evet bugün  24 temmuz.. sansürün kaldırılışının yıldönümü amma..

 

–          BAŞBAKAN, özel yetkili mahkemelere güvenmiyorum dedi. Başbakanın bile güvenmediği özel yetkili mahkemelere ben neden ,nasıl güveneyim..

–          Dışarısı çok VAHŞİ. Ben de çok KORUNAKSIZMIŞIM. Onu anladım.

–          134 sayfalık iddianame var. Bunun içinde 361 defa haberim geçiyor. 280 yerde kitap ve yazılarım, 53 köşe yazım, 26 röportajım, 5 makalemden bahseden sözcük var. İddianamenin hiçbir yerinde silah,bomba,eylem  kelimeleri bile geçmezken, niyet bile okunmazken, 111 defa FethullaH GÜLEN adı geçiyor. Bu önemli..Dvaya konu olan nasıl bir terörmüş…..anlamak imkansız..

–          Beni Öcalan’cı yaptılar. Hücremde  yanımda kalan ise, bir Güneydoğu gazisi..Şaka gibi değil mi.. O, yıllarca  PKK ile mücadele etmiş bir gazi.. Ben gazeteci..hem de Öcalancıymışım..( güldü)

–          Burada TUTSAK olduğumu düşünüyorum.  Tutuklu değil, tutsağım..

–          Dışarıdaki arkadaşlarımızın, gazetecilerin daha farklı çalışmaları gerekmiyor mu? Göp, gazeteciler, kurumları üyeleri, STK lar, üniversiteler,milletvekilleri Avrupa’ ya taşımalılar bu davaları, gelişmeleri. Sürekli anlatılmalı.

–          Kendi içimize kapandık.  Dış dünya, etrafımızda ateşler yanıyor. Suriye çok başımızı ağrıtacağa benziyor.

–          Bizi, Ortadoğu bataklığına sapladılar.

–          12 yaşındaki oğlumun yarınından tedirginim.

–          Günde 17 saat su verilmiyor.

–          24 saat aydınlanma lambaları açık, her an iki kamera ile izleniyoruz.

–          Düşünsel değerlere tutkuyla bağlı zihinlere sadece düşmanlık ediliyor.

–          Sahte delillerle hapse atıyorlar. Sessizliğe mahkûm edilişimize son verin!

–          Sesim olun! Kalemim olun!

–          Toprağa, çiçeğe, ağaca ve en dayanılmazı 12 yaşındaki oğlumun kokusuna hasretim…

 

click here 5)   ERGÜN POYRAZ

 

 

– Basın bayramınız kutlu olsun .Ben gazetecilik yapmadım ama yazarlık  işim. Yazmak hayatım.

 

–          Şimdi de Faili meçhul cinayetleri yazıyorum.

–          Uğur Mumcu ‘nun katilini saptadım. Bir eski MİT çi.  Okuyacaksınız yakında.

–          Duruşmalara gitmiyorum. Mahalle dedikodusundan öteye geçmiyor çünkü.

–          Hayatım yazmak, okumakla geçiyor.

–          -En eski tutuklu benim. 5 yılı doldurdum. Daha ne kadar yatacağım kimse bilmiyor.

–          Yazdıklarım birilerini ürküttü. Dokunduk.. ama yazmak benim işim.Devam edeceğim.

–          – Çıkaracaklarını  da zannetmiyorum.

–          Eğer çıkarsak bir gün, yeniden görüşürüz.

 

http://heritagemission.ca/about-us/>binäre optionen gewinnstrategie

6)  BARIŞ TERKOĞLU

 

 

 

 

-Basın bayramı, hepimize  kutlu olsun ama bayram mı kaldı ki..

-Tuncay Özkan ile aynı hücrede tutukluyuz.

-Mahkemelerden bir beklentimiz yok artık Sadece akıl ve ruh sağlığını korumaya çalışıyoruz.

– Bizi İNSANSIZLAŞTIRDILAR.  Hiçbir insan göremiyoruz. TAM BİR TECRİT YAŞATIYORLAR. Biz sadece hücrede birbirimizi görebiliyoruz. O da çok olmadı.

-Zihniyetimizi,düşüncelerimizi cezalandırıyorlar.Tabii bedenimizle ruhumuz da cezalanıyor..

-Burada  HAYAT çok acımasız. Birbirimizin sesini duyabilmek için içerden geçen kanalizasyon deliğine eğilip birbirimize sesleniyoruz. Dışkı kokusu içinde birbirimizle konuşmaya çalışıyoruz. Bunu duyan gardiyanlar geliyorlar, susun diye ikaz ediyorlar.

-Yolda bile birbirimizle karşılaştırmıyorlar.

-Bugün size getirilirken, asla birbirimizi görmememiz için, programlandırmışlar. Birimiz açık görüşe gelip, hücresine döndükten sonra, bir başka hücreden bir başkasını alıp sizin yanınıza getiriyorlar. Bu da çok zaman aldı kuşkusuz.Önemli olan, bizim birbirimizi görmememiz, selamlaşmamamız.

-Tek ortak görüşümüz mahkemeler.

-Şu anda 31 yaşımdayım. 2.evlilik  yıldönümümüzü burada kutladık. Ben eşime iki üç bisküviden ufacık bir pasta yaptım. Avuç içi kadar. Ona götürdüm. Birlikte yedik. 2 ağustosta, üçüncü yıldönümümüz olacak. Yine gelecek beni görmeye..

-En çok çiğ yumurtayı özledim. Çünkü kantinden haşlanmış yumurta alma izni var. Oysa yumurtayı kırıp sahanda yemek isterim.

Tuncay Özkan ile kantinden nane alıyoruz. Salata yapıp yiyoruz.yeşile hasretiz. Nane saplarını saatlerce seyrediyoruz. Nane saplarını su şişesine koyup büyütüyoruz. Nane sapları bizim en büyük yeşilliğimiz oluyor.

-Kanalizasyon önünde spor yapıyoruz. Zaten küçücük alanlardayız.

 

http://cactus.com.au/downloads.html 7)  MEHMET PERİNÇEK

 

 

Hücrede Prof.Fatih Hilmioğlu ve Yalçın Küçük ile kalıyoruz.

-3. paket de açıldı ama sonuç yok. Bu paketler, toplumun gazını almak için hazırlanıyor. Bir faydası yok. Aldatmaca..

-Şimdi 4. yargı paketini bekliyoruz. Godot’yu bekler gibi..

-Avrupa uyutuluyor.,Asker de.. İlker Başbuğ, hücresinden dışarıya adım atmıyor.

 

 

– Buraya giren çıkamıyor. Çıkış yok.. Mücadele olmadan da çıkılacağını düşünmüyorum.

-Bence STK lar,Baro heyetleri, gazeteciler kurumlarıyla toplumsal muhalefeti yapmalılar.

– Mahkeme heyetlerinin dikkati çekilmeli. Herkes her istediğini  yapamamalı.

 

binary options demo account no sign up 8)  TUNCAY ÖZKAN

 

 

(1400 gündür tutuklu)

 

Tek takım elbise giyen oydu. Diğerleri  spor giyinmişlerdi. Ya da gömlek pantolon..

 

Koşarak, gülerek geldi açık görüş salonuna. Hepimize sarıldı. Zayıflamıştı. Bembeyazdı saçları..

 

-Basın bayramımız  kutlu olsun.Ama Türkiye’de olanlara çok üzülüyorum. Bazen de kendime kızıyorum. Neden  şunları şunları yapmadın diye..

-Türkiye’de eğitimin bu kadar kötü olmasını kabul edemiyorum. Sınavlarda matematik b

bilmeyen, sıfır çeken çocuklara çok üzülüyorum. Deli oluyorum. Cahillik nereye kadar gidebilir ki?

-Arkadaşlarımızla görüşemiyoruz.

-Hızla davalar gidiyor biryerlere. 19 dava birleştiriliyor.  Bu süreç, bir çıkmaz sokak..

Yargı, hukuk varmış gibi davranıyor.

-Bunlar tamamen medyaya dönük hukuk operasyonları.. içinden çıkılmaz..

—Hücrelerde yaşam çok zor. Uzun zaman sonra, tek kalmaktan kurtuldum. Barış geldi yanıma.  Onunla konuşuyoruz hiç olmazsa.  Birlikte yemek yapıyoruz.  Yemekleri ben hazırlıyorum.

-Burada beton ve demirden başka bir şey göremezsiniz. Toprak, gökyüzü, yeşil özlemi çok büyük. Yeşili görebilmek için, nane saplarını suda bekletiyoruz, büyüsünler diye. Kanalizasyonda da yeşeriyorlar.

-417 gün tek başıma tecrit edildim. Bu süreçte yaşadıklarım bende neler bıraktı bilemiyorum.

-Hiç insan”sesi duymadım.

-Aylar sonra ,ilk insan sesi duyduğumda, ağladım…

-Bir gün gelincik geçti elime. Sakladım onu. Bir süre yaşattım. O da öldü..

-Basın kuruluşları, STK lar, çalışma grupları oluşturmalı. İddiaları araştırmalılar.

-Bu davaları sonsuza dek uzatmak istiyorlar.

-Mesela hukuk  kurultayları olamaz mı? Tartışılsın, araştırılsın, konuşulsun her şey..

-Aslında dışarıdakilerin haline ağlamak  lazım. Onlar için de hukuk yok. Bizi bırakın.. dışarıdakiler daha önemli.

-Bizi merak etmeyin. Biz iyiyiz. Önemli olan dışarıdakilerin iyi olması.

 

Website 9) YALÇIN KÜÇÜK

 

Kırmızı tişört, kırmızı kaşkol, kırmızı  montu ,  ve kolunun altındaki dosyalarıyla neşeyle geldi

açık görüşe. Hepimizle şakalaştı, eski günleri yadetti.

-dosyaları göstererek konuştu:

 

-Avukatım geldi onunla konuşuyordum. Geciktim biraz.Avukatım aynı zamanda eşimdir.

-Çok mutluyum bugün.

-En iyi tutuklu seçilmişim gardiyanlar arasında.

-Sabah 6.5 da uyanıyorum. Derleyip topluyorum etrafı. Bulaşıkları yıkıyor temizliyorum.

-Ben işkenceye dayanıklıyımdır.

-Bunlar ağlamayanı severler.  Sesini gereken yerde yükselteceksin. Sessiz de kalmayacaksın.

Bunların siyasi dava olduğunu herkes  biliyor. Suç yok, dava var. Davalar da devam ediyor.

Hepsi bu…

-Fatih Hilmioğlu hoca ile kalıyoruz. Bir gün ona anlat yaptıklarını dedim. Anlattı. Eh kardeşim, öyle güzel”,başarılı işler yapmışsın ki,  içeri konulman için yetmiş. Ama ne başarılı işler. Tam üniversite hocalarına uygun. Ama onun hücreye konulmasını engellememiş.

 

 

—BİZ İYİYİZ BURADA. MERAK ETMEYİN BİZİ…

http://lesmandarines.fr/?qwerty=gute-broker-für-binäre-optionen SONUÇ:

 

-Bu konuşmaların sonucunda, mesleki yaşamları   sadece FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜYLE kesişen bu değerli kalem sahiplerinin, arkadaşlarımızın, gerçekten birer   TUTSAKmış gibi
Silivri’de çırpındıklarına bir kez daha tanık olduk.  Ömürlerinin en kıymetli yıllarını, zindanda demir ve beton yığını arasında geçiren bu gazeteci-yazarlar için sadece ulusal değil, uluslararası  boyutta nelerin yapılması gerektiğini bir daha düşünmenin ve İVEDİ olarak hareket etmenin önemini,  siz kıymetli Yüksek Kurul üyelerinin dikkatine sunmak üzere,
bu raporu kalem aldık.

Saygılarımızla

Pınar Türenç
Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi

,

Basın Konseyi’nin Gazeteciler Günü Nedeniyle Silivri Ziyareti

Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit 24 Temmuz Gazeteciler Bayramı nedeniyle tutuklu olan gazeteci arkadaşlarını ziyarete geldiklerini belirtmiş ve yaptığı konuşmasında;

Tutuklu arkadaşlarının tutuklu olduklarının altını çiziyorum. Hiçbirisi hüküm giymiş değil ama aralarında Ergun Poyraz gibi bu cezaevinin zoraki misafiri olanlar var. Tuncay Özkan, Mustafa Balbay var… İki Barış var… Baba oğul Perinçek’ler var… Soner Yalçın var… Hepsi ile ayrı ayrı görüştük ve dinledik. Bize yeşile, maviye, kahverengine hasret olduklarını söylediler. Cezaevinde bir tecrit yaşadıklarını anlattılar. Yemeklerini kendileri tarafından bir semaver buharından geçirerek yenebilecek hale geldiğini belirttiler. Ne yazık ki hiçbirisi adaletin gerçekleşeceğine güvenmiyorlar. Bu konuda konuşulan ve yapılan yoklamalarda en az güvenilir kurum olarak adaleti göstermelerini onlarda doğruluyor. Özgür kalmak için medyanın kamuoyu yaratmasını, Sivil Toplum Örgütlerinin ve Meslek Örgütlerinin bir araya gelerek ortama yardım etmelerini öneriyorlar. Biz Basın Konseyi olarak ifade özgürlüğüne inancımızdan dolayı tutuklu arkadaşlarımızın bu görüşlerine sözcülük yapmaya devam edeceğiz…

,

Bayramlık Halimiz Varmış Gibi…!


24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

İkinci Meşrutiyetin ilanıyla basın üzerindeki resmi sansürün kaldırıldığı tarih olan 24 Temmuz 1908’in 104. yıldönümü nedeni ile Basın Konseyi’nden bir Heyet, saat 11.00’de Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan meslektaşlarımızı ziyaret edecektir.

Ziyaret sonrasında Cezaevi önünde “24 Temmuz ve Tutuklu Gazeteciler” sorunu konusunda bir de basın açıklaması yapılacaktır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur…

,

"Özgürlüklerin Çatışması!" Kenan Akın – Yeniçağ Gazetesi

Gazetecilik mesleğinin zorlukları arasında, özellikle bireylerin “özel hayatları” hakkındaki haber, röportaj ve fotoğrafların kullanılma biçimi önde geliyor.
Gerçekten de, gazeteci ve birey özgürlükleri bazen çarpışıyor.
Geçenlerde, Basın Konseyi’nde bir şikayetin incelemesi sürecinde, Genel Sekreter Dr. Hasan Sınar’ın hazırladığı raporun sonuç kısmında, bu sorun bu şekilde ele alınıyor:
“Esas araştırılması gereken konu, bireylerin özel yaşamlarının gizliliğinin korunması hakkı ile basın yoluyla ifade özgürlüğünün kullanılması arasında adil bir dengenin kurulmasına ilişkindir.
Basın tarafından yayınlanan habere konu edilen kişinin, sıradan bir birey değil ancak şöhretli bir kimse olması durumunda ne şekilde hareket edilmesi gerektiği konusunda, temel ilke ve standartlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilmiş olan 2006 tarihli Von Hannover vs. Almanya kararında net bir biçimde ortaya konulmuştur.
Monaco Prensesi Caroline’in çocuklarıyla yemek yerken, kano yaparken, plajda tam sendelediği bir anda vs. gibi tamamen özel yaşamını sürdürdüğü alanlarda çekilmiş fotoğraflarının yayınlanmasına ilişkin olarak verilen bu kararda AİHM özetle, özel hayata ilişkin korumanın ifade özgürlüğüne karşı dengelenmesinde ağırlıklı unsurun yayınlanan fotoğraf ve makalelerin kamu yararına katkıda bulunması gerekliliği olduğunu belirtmiştir. Mahkeme bu noktada kamu yararı ve kamu merakı arasında kesin bir ayırım yapmış ve başvurucunun kamuoyunda tanınmış bir kişi olmasına rağmen, yegane amacı başvurucunun özel hayatına ait detaylarla birtakım okuyucuların merak duygularını tatmin etmek olan söz konusu fotoğraf ve makalelerin yayınlanmasının topluma herhangi bir yarar sağlamayacağına karar vermiştir.
Diğer bir ifadeyle AİHM, bireylerin özel yaşama ilişkin haber, yorum, fotoğraf ve görüntülerin topluma duyurulmasında ancak kamu yararı var ise bu durumda bir dengenin varlığından söz edilebileceğini; buna karşın sadece kamu merakını tatmin etmeye yönelen haber, yorum, fotoğraf ve görüntülerin ise AİHS korumasından yararlanmayacağını açıkça belirlemiştir.
AİHM, Prenses Caroline’in açtığı davada, fotoğraf ve makalelerin, başvurucunun herhangi bir resmi görevi olmaması
Ve başvurucunun özel hayatı ile ilgili olmaları nedeniyle kamu menfaatine bir katkı sağlamadığının aşikâr olduğuna karar vermiştir. Buna ek olarak mahkeme, kamuya açık mekânlarda bulunsa ve herkes tarafından tanınsa dahi, halkın başvurucunun nerede olduğunu ve genel olarak özel hayatında nasıl davrandığını bilme hususunda yasal bir menfaatinin olmadığına karar vermiş ve başvurucunun tamamen özel yaşamını sürdürmesiyle ilgili olan bu fotoğrafların yayınlanmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özel yaşamın gizliliği hakkını düzenleyen 8. Maddesinin ihlâli niteliğinde olduğuna hükmetmiştir.”
Nereden bakılırsa bakılsın, özgürlükler çoğu kez başka özgürlüklerle sona eriyor.
Kenan Akın
Yeniçağ – 09.07.2012

Kuveyt Gazetecileri Basın Konseyi’nde…

Kuveyt Gazeteciler Derneği Koordinatörü Adnan Khalifa Al Rashed Başkanlığında bir Gazeteciler Heyeti Basın Konseyi’ni ziyaret etmişlerdir.

Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit, Kuveyt’li Gazetecilere Türk medyasının sorunlarını anlatarak “umarım bizde Kuveyt’li meslektaşlarımız kadar özgür oluruz” demiştir.

Kuveyt’li Gazeteciler, tutuklu olan 105 Türk gazetecinin samsun escort durumu hakkında bilgi istemişler ve bir an önce özgürlüğe kavuşmalarını temenni ettiklerini söylemişlerdir.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın Şikâyetini İnceleyen Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Yeni Şafak Gazetesi’nin “Kınadı”.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın Yeni Şafak Gazetesi’nde 06.01.2012 tarihinde “TAV BAKANI” ve 08.01.2012 tarihinde ise “BEDAVA Mı TAVLANDI” manşetleriyle verilen haberler hakkında, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu şikâyet başvurusu sonuçlandı.

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Çarşamba günkü toplantısında, Binali Yıldırım’ın şikâyetini haklı bularak, bu haberlerde Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın, Yeni Şafak Gazetesi’nin üyesi bulunduğu ticari grubun menfaatlerine aykırı uygulamaları nedeniyle hedef noktasına oturtulduğuna ve bu yapılanan Basın Meslek İlkeleri’nin http://moragbrand.com/?ljap=bd-swiss-recensioni&c51=52 “gazetecilik, ahlâka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez” şeklindeki 2. Maddesinin ihlali olduğuna karar verdi.

Kararda ayrıca, söz konusu haberler ile Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın kişilik haklarının ihlal edilmiş olması, gazetecilik faaliyetinin samsun escort eksik ve yanlı soruşturma ile yürütülmüş olması ve cevap hakkına saygı duyulmaması gibi gerekçelere dikkat çekilerek, bu haberler nedeniyle Yeni Şafak Gazetesi’nin visit “kınanmasına” karar verildi.

Basın Konseyi Silivride…

Basın Konseyi Yüksek Kurulu Üyeleri bugün Silivri Cezaevi Kampüsünde Özel Yetkili 13. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden duruşmayı izlemişlerdir.

Konsey üyeleri davanın sanıklarından Gazeteci Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’la görüşmüşlerdir.

Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit Cnn Türk’ten Cevap Hakkı İstedi

Taraf Gazetesi Yazarı  Yıldıray Oğur  7 Şubat Salı günü köşe yazısında  Gazetecilere Özgürlük Platformunun Dönem Sözcülüğü  görevinin  Basın Konseyi tarafından üstlenmesi nedeniyle Konsey Başkanı Orhan Birgit’in kişiliğini karalayan asılsız suçlamalarda bulunmuştu.

Aynı suçlamalar CNN Türk Televizyonunun Salı gecesi yayınlanan Dört Bir Taraf adlı programında da gazeteci Nagehan Alçı tarafından tekrarlanmış, Birgit’in yayın devam ederken telefonla bağlanma isteğine ise olumlu yanıt verilmemiştir.

Birgit, köşe yazarlığı yaptığı Cumhuriyet Gazetesinin 8 Şubat Çarşamba günkü sayısında bu iddiaları yanıtlayan “Gazete Yakmadan Gazeteciye Özgürlük” başlıklı bir yazı kaleme almış, CNN Türk Genel Yayın Yönetmeninden de 10 Şubat Cuma gecesi yayınlanacak Dört Bir Taraf adlı programa katılarak Nagehan Alçı ‘ya cevap hakkını kullanmak istediğini bildirmiştir.

Birgit’in Yıldıray Oğur ve Nagehan Alçı’nın iddialarına verdiği cevaplar şu şekildedir:

DÜZYAZI/Orhan Birgit

conti demo per opzioni binarie GAZETE YAKMADAN GAZETECİYE ÖZGÜRLÜK

http://vgo.vn/?zerkalo=trading-online-opzioni-binarie-funziona&62d=78 93 Medya kuruluşu, bundan bir süre önce “ http://denistar.rs/?enot=bdswiss-angebot Gazetecilere Özgürlük Platformu” adı altında bir oluşumun çatısı altında toplandılar. Gazeteciler hakkında consiglio opzioni binarie Özel Yetkili Ağır binära optioner trend Ceza Mahkemelerinde terör suçu şüphelisi savı ile ardı ardına açılan davalar, yayınlanma aşamasında toplanan kitaplar nedeni ile kurulan bu birlikteliğin sözcülüğü iki ayda bir, gazetecilik meslek kuruluşları arasında devralınıyor.

1 Şubatta Türkiye Gazeteciler Cemiyetinden Basın Konseyine geçen sözcülük görevini Konseyin Başkanı olarak benim üstlenmiş olmamı , Taraf  Yazarı  Yıldıray Oğur dünkü  köşe yazısının konusu olarak almış.

Baştan aşağı ya dayanağı olmayan; ya da  yalan olduğu defalarca ortaya konulduğu için “son kullanım tarihleri” geçmiş olan isnatlarla örülmüş bu yazı nedeni ile – elbette İspat Hakkı tanıyarak-yargıya gitsem Başbakan gibi, ben de bu meslektaşımı tazminat ödemeye mahkum ederim.

Ama politikacılık dönemimde de, ondan önce ve sonraki gazetecilik uğraşılarımda da hiçbir gazeteci ile yargı önünde hesaplaşmayı düşünmedim.

Okurlarımdan özür dileyerek bugünkü “Düzyazı”yı  “Ya gazetecilere özgürlük ya yakarız bu gazeteleri” başlıklı yazının sahibine vermek istediğim yanıta ayıracağım.

Tan gazetesine yönelik 4 Aralık 1945’te CHP nin İstanbul Parti Müfettişi Alaattin Tiritoğlu tarafından düzenlendiği sonradan belirlenen mitinge  katılan binlerce öğrenci arasında, İstanbul Hukuk Fakültesi birinci sınıfının 1 aylık öğrencisi olarak Anayasa Hukuku dersi sırasında sınıfa giren Tahsin Atakan’ın  elindeki Tanin gazetesinde “Kalkın Ey Ehli Vatan” manşetini sallayarak “Beyazıt Meydanında Toplanıyoruz” çağrısına öteki öğrencilerle birlikte katılmış olmam, Tan Matbaasına saldırarak tahrip eden güruh içine karıştığımı size  hangi  somut kanıtlar yazdırıyor Bay Yıldıray Oğur?

O miting için Taraf yazarlarından Sayın Alper Görmüş’ün birkaç yıl önce bir Haber Dergisinde yazdıklarına da verdiğim yanıtta anlattıklarımı görmezden gelmek, Basın Meslek İlkelerini okuma zahmetinde bulunmadan yazar olmaya heves etmek değil midir?

Sıkılmadan bir de kalkıp Can Dündar’ın bir yazısı üzerine benim gazete basarak kariyerime başladığımı yazabilen birisi, 6/7 Eylül olaylarını düzenleyen Derin Devletin o günkü elemanlarının yıllar sonraki açıklamalarını bile saptırmaktadır.

6/7 Eylül olaylarını düzenleyenin dönemin iktidarının emrindeki Özel Harp Dairesi olduğunu Dairenin başındaki General Sabri Yirmibeşoğlu da anlatmış değil midir. Ben Kıbrıs Türktür Cemiyetinde İstanbul gazetelerinden istenilen iki temsilcisinden birisi olarak görev aldığım için 4 ay 20 gün Harbiye Askeri Cezaevinde tutuklu kaldım ve ilk duruşma başlamadan salıverildim.   Ve Ağır Ceza Mahkemesinde tek duruşma sonunda aklandım.

Bir başka koğuşta da bizim gibi suç işlememiş Mihri Belli ve Sevim “Tarı” Belli gibi günahsız Marksist görüşlü yurttaşlar vardı.

Taraf yazarı, 1957 de avukat olarak İstanbul Askeri Mahkemesinde ünlü 9 Subay davasının sanıklarını savunmuş olmamı da dünkü yazısında suçlama konusu yapacak kadar Avukatlık mesleğinin ne olduğunu bilmekten acizdir.

O davanın sanıklarının “1”numaralı ismi benim Yedek Subay olarak görev yaptığım Milli Savunma Bakanlığı Temsil Bürosunun Başkanı Kurmay Albay Cemal Yıldırım’dır. Kaldı ki, bir avukat, eroin satıcısının ya da  adam öldüren birisinin savunmanı olduğu için nasıl suçlanamazsa, darbe yapmaktan sanık olan kişi yada kişilerin de vekili olmaktan dolayı suçlanma şöyle dursun  eleştirilemez de.

Bay Yıldıray . 15 yıl aralıksız olarak çok partili parlamenter demokrasinin kâbesi olan TBMM nin çatısı altında  kişi özgürlüğünü, emeğin ve emekçinin haklarını savunan çalışmalara katılmış, Milletvekilliği 12 Eylül darbecilerinin TBMM yi basması sonunda elinden alınmış, Sıkı Yönetim Mahkemelerinde hesap vermeye çağrılmış, sosyal demokrat eski bir politikacıyı suçlamaya kalkışarak yanlış kapı çaldığınızı söyleyeceğim.

Tekrarlıyorum. Meslek anlayışım nedeni ile Sizinle yargı önünde değil, ama olanak verilirse televizyon kanallarında da hesaplaşmaya hazırım.

Ta ki, kafanızda hakkımdaki dogmaları yanlış adreslerden edindiğinizi  anlatıncaya kadar.