Basın Konseyi, Posta Gazetesi Yazarı Huban Ayşem Hakkındaki Şikâyetin Yersizliğine Karar Verdi.

I———I

 

Basın Konseyi, Posta Gazetesi’nde 06.10.2011 tarihinde yayınlanan “Paris’te Altın Öpücük” başlığıyla yayınlanan yazıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Hakan Yıldırım vekili Av. Işık Özdoğan

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Huban Ayşem

Posta Gazetesi Yazarı

 

ŞİKÂYET KONUSU           :           Hakan Yıldırım vekili Av. Işık Özdoğan, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu şikâyet başvurusunda, Posta Gazetesi yazarı Huban Ayşem’in “Son Ütücü” başlıklı köşesinde yer alan 06.10.2011 tarihinde yayınlanan “Paris’te Altın Öpücük” başlıklı yazıda, müvekkili Hakan Yıldırım’ın kişilik haklarını ihlal eden, rencide edici ve aşağılayıcı ifadeler kullanıldığı belirterek, bu yazı ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu köşe yazısı olan Huban Ayşem’in 06.10.2011 tarihli Posta Gazetesi’nde kaleme aldığı  “Paris’te Altın Öpücük” başlıklı yazı irdelendiğinde ise, bu yazıda özetle şu ifadelere yer verildiği görülmektedir: “Paris Moda Haftası” kapsamında önceki hafta Hakan Yıldırım’ın Vendome Meydanı’ndaki Ritz Hotel’de defilesi vardı. Tunceli Çemişgezekli, lise mezunu Hakan Yıldırım moda sektörüne 1985’te en alt kademeden girmiş. 26 yılda kaydettiği yükseliş kayda değer. Hakan Yıldırım’ın bu müthiş çıkışının arkasında gizli bir kahraman var: Dünyaca ünlü moda fotoğrafçısı Mert Alaş. “Hakaan” markasının büyük hissedarı ve kreatif direktörü Mert Alaş, Hakan Yıldırım’ın defile yapabilmesinin, bu defilelere ünlü isimlerin gelmesinin, yabancı basında yer bulmasının, Madonna gibi yıldızların “Hakaan” giymesinin, hatta alınan ödüllerin (!) bile arkasındaki isim. Mert Alaş olmasa tek kelime bile yabancı dil bilmeyen Hakan Yıldırım değil Avrupa’da adını duyurmak, Schengen vizesi almakta bile zorlanabilirdi! Hakan Yıldırım Paris defilesi sonrası Mert Alaş’ı öpüp teşekkür etmiş. Ben Hakan’ın yerinde olsam Mert’in yanağını değil ayağını öperdim vallahi!!!”

Hakan yıldırım vekili Av. Işık Özdoğan, bu ifadelere ilişkin kişisel değerlendirmelerini içeren ayrıntılı şikâyet dilekçesinde, bu yazıda müvekkili hakkında kullanılan ifadelerin, Basın Meslek İlkeleri’nin;

–          “Yayınlarda hiç kimse; ırkı, cinsiyeti, yaşı, sağlığı, bedensel özrü, sosyal düzeyi ve dini inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz” şeklindeki birinci,

–          “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

–          “Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında yayın konusu olamaz” şeklindeki beşinci ve

–          “Şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır” şeklindeki on üçüncü,

Maddelerinin ihlal edildiği gerekçesiyle Huban Ayşem hakkında “kınama” kararı verilmesini talep etmiştir.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI    : Posta Gazetesi Yazarı Huban Ayşem’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 30 Ekim 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Selçuk Bilgin olarak bildirilmişse de Ayşem’den herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 16 Kasım 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu köşe yazısı irdelendiğinde, ilk bakışta bu köşe yazısında Paris Moda Haftası kapsamında bir defile gerçekleştiren modacı Hakan Yıldırım’ın bu defilesinin haber yapıldığı izlenimi doğmakta ise de; haberin bütünü incelendiğinde, burada haberin konusunun gerçekleştirilen defileden ziyade, defileyi gerçekleştiren modacı Hakan Yıldırım olduğu ortaya çıkmaktadır.

Gerçekten, yazının içeriğinde, gerçekleştirilen defilenin özellikleri ya da defileyi gerçekleştiren modası Hakan Yıldırım’ın tasarımcı kimliğiyle ilgili hiçbir ifade yer almayıp; yazının konusu doğrudan Hakan Yıldırım’ın kişisel bilgileri ile bugün uluslar arası moda dünyasındaki konumunu hangi ilişkilere bağlı olarak kazandığı gibi konulara özgülenmiştir. Bu kapsamda, yazıda Hakan Yıldırım’ın yazının içeriği ile hiçbir ilişkisi olmamasına rağmen, sözgelimi Tunceli Çemişgezekli olduğunun belirtilmesi, lise mezunu olduğunun belirtilmesi ya da tek kelime dahi yabancı dil bilmediğinin ileri sürülmesi gibi hususlar, söz konusu kişinin bir modacı olarak tasarımlarıyla ve meslekî üretimleriyle hiçbir ilişkisi bulunmayan hususlardır. Bu nedenle, konuyla ilgili Genel Sekreterlik görüşü, Huban Ayşem’in şikâyete konu köşe yazısı nedeniyle “uyarılması” yönünde ortaya çıkmıştır.

–          Bununla birlikte, Basın Konseyi Yüksek Kurulu konuya ilişkin olarak yapmış olduğu değerlendirmede, Genel sekreterlik görüşünden farklı olarak, şikâyete konu yazının ifade özgürlüğü sınırları içerisinde yer aldığı ve şikâyetçinin kişilik haklarının ihlali niteliği taşımadığı sonucuna ulaşmıştır.

Bu nedenle, Hakan yıldırım vekili Av. Işık Özdoğan tarafından 06.10.2011 tarihli Posta Gazetesi’nde yayınlanan  “Paris’te Altın Öpücük” isimli köşe yazısına istinaden, Posta Gazetesi Köşe Yazarı Huban Ayşem yapılan “şikâyetin yersizliğine” karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/44)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

Kadıköy erotik shop için tıklayınız.
kadıköy sex shop için tıklayın.
beşiktaş erotik shop için tıklayın.
Beşiktaş sex shop için tıklayınız.
çay kazanı için tıklayınız.

Basın Konseyi, Haber Türk Gazetesi’nin Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi, Haber Türk Gazetesi’nin 7 Ekim 2011 tarihli nüshasının baş sayfasında “Kadına Şiddette Son Nokta” başlığı ile manşetten yayınlanan habere ilişkin olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 Hakkında Re’sen

İşlem Başlatılan                                : Haber Türk Gazetesi

Re’sen Başlatılan İşlemin Konusu: Haber Türk Gazetesi’nin 7 Ekim 2011 tarihli nüshasının baş sayfasında, “Kadına Şiddette Son Nokta” başlığı ile sürmanşet olarak, aile içi şiddete maruz kalan bir kadını gösteren büyük ebatlarda bir fotoğraf yayınlanmıştır. Bu fotoğrafta, eşi tarafından aile içi şiddete maruz bırakılarak sırtından bıçaklanmış olan bir kadın, sırtında saplı bıçak ile birlikte ağır yaralı olarak bir sedye üzerinde sırt üstü yatarken görülmektedir ve söz konusu fotoğraf, Gazetenin baş sayfasında bu korkunç görüntü hiçbir şekilde gizlenmeksizin, fotoğraf üzerinde bir buzlama veya mozaikleme yapılmasına gerek duyulmaksızın, fotoğrafın tüm çıplaklığıyla açıkça teşhir edilmesi suretiyle yayınlanmıştır.

Söz konusu fotoğrafın 7 Ekim 2001 tarihli Haber Türk Gazetesi’nde yayınlanmasının ardından, aynı gün sabah saatlerinden itibaren kamuoyunda çok büyük bir tepki ortaya çıkmış ve Basın Konseyi’ne telefon, fax ve özellikle elektronik posta yoluyla ulaşan yüzlerce yurttaşımız, bu konuyla ilgili olarak işlem başlatılması ve Haber Türk Gazetesi’ne yaptırım uygulanması talebinde bulunmuşlardır. Yurttaşların bu konudaki duyarlılıkları Basın Konseyi tarafından evleviyetle dikkate alınmış ve kamuoyunda ciddi bir infial yaratan bu konunun sürüncemede kalmaması ve derhal bir çözüme kavuşturulması maksadıyla, Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Basın Konseyi Sözleşmesi’nin 11/D maddesi uyarınca bu konuyu tek gündem maddesi olarak görüşmek üzere 10 Ekim 2011 günü saat 10:30’da olağanüstü, acil toplantıya çağırılmıştır.

Hakkında Re’sen İşlem Başlatılanın Yanıtı:

            Kamuoyunda yarattığı hassasiyet nedeniyle bu konunun Basın Konseyi tarafından ivedi bir biçimde gündeme alınması nedeniyle, hakkında inceleme başlatılan Haber Türk Gazetesi’nden, bu incelemeyle ilgili görüş bildirmesi istenmiştir. Bu konudaki istemi bildiren Genel Sekreterlik mektubu Haber Türk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı’ya, 10 Ekim 2011 tarihinde 0212 313 73 06 No’lu faksa iletilmiş, mektubun teslim alındığı bilgisi Gülay Karabulut tarafından bildirilmişse de Altaylı’dan herhangi bir yanıt gelmemiştir.

Bununla birlikte, 7 Ekim 2011’de yayınlanan ve büyük tepkiler yaratan söz konusu fotoğrafın yayınlanmasının hemen ardından, 8 Ekim 2011 tarihli Haber Türk Gazetesi’nin baş yazısında konuyu ele alan Haber Türk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı, “Rahatsız oldunuz, değil mi?” başlıklı köşe yazısında, özetle, bu fotoğrafı gelecek tepkileri bilerek bastıklarını, bu fotoğrafı basarak kadına yönelik şiddetin gerçek boyutunu herkesin görmesini ve rahatsız olmasını istediklerini, yarın böyle fotoğrafları yine basarak insanları rahatsız etmeyi sürdüreceklerini belirtmiş ve bu şekilde bu fotoğrafı savunmuştur.

 

Genel Sekreterlik Görüşü:

           Re’sen başlatılan işlemin konusunu oluşturan fotoğraf ve haberi insan onurunun ve gazetecilik etiğinin korunması şeklinde ikiye ayırarak ele almak gerekmektedir.

Bu bağlamda, ilk olarak, insan onuru ve kadın onurunun korunması yönünden konuyu irdelediğimizde, somut olayda aile içi şiddet mağduru olarak, ağır yaralı halde, sırtına saplı bir bıçak ile bir sedye üzerinde yarı çıplak, baygın yatan mağdurun bu haliyle bir fotoğraf karesi olarak gazete manşetine taşınması, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde, bireyin özel yaşamına saygı gösterilmesi hakkının ihlal edilmesi anlamını taşır. Bu bağlamda, bu şekilde pervasızca yayınlanan fotoğraf ile özel hayatına saldırıda bulunulan mağdurun gerek manevî bütünlüğü, gerek şeref ve haysiyeti, gerek birey olarak ismi ve şöhreti yerle bir edilmiş durumdadır. Üstelik, bu yayın ile mağduriyet yaşayan, yalnızca aile içi şiddete maruz kalan ve  fotoğrafa konu edilen mağdurun kendisi değil, başta mağdurun çocukları olmak üzere, alt ve üst soy hısımları, akrabaları, yakınları ve tüm sosyal çevresidir. Bu durumun, yine başta mağdurun çocukları olmak üzere, tüm bu sosyal çevresinde yaratacağı ağır psikolojik ve ruhsal travmalar da, insan onuruna yönelen bu saldırının farklı birer sonuçları olarak dikkate alınmak durumundadır. Diğer yandan, fotoğrafın çekilmesi esnasında (veya sonrasında), mağdurun zaten hayatını kaybetmiş olduğu varsayımının ileri sürülmesi halinde ise, mesele özel hayata saygı gösterilmesi hakkının ötesine geçerek, ölen kişinin hatırasına saygısızlık edilmesi bağlamında ele alınmalıdır ki, bu durumda TCK md. 130 uyarınca “kişinin hatırasına hakaret suçu”na ilişkin hükümlerin uygulanması da gündeme gelebilir.

Meseleyi, gazetecilik etiği açısından irdelediğimizde ise, bu fotoğraf ve haberin mevcut şekliyle, Haber Türk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni’nin fotoğrafı savunurkenki açıklamasında belirttiği gibi, fotoğrafı gören herkesi sarstığı ve rahatsız ettiği doğrudur. Ancak, oluşan bu rahatsızlıktan hareketle, bu tarz haber ve fotoğrafların somut olaydaki gibi sınırsızca ve pervasızca yayınlanmasının, aile içi şiddet mağduru kadınların mağduriyetlerinin önlenmesine katkıda bulunulacağı gibi anlamsız bir çıkarımda bulunulması kesinlikle yanlıştır. Bu noktada, söz konusu fotoğraftan, Basın Konseyi’ne tepkilerini ulaştıran pek çok yurttaşımızın da ifade ettiği üzere tam tersi bir mantıkla, aile içi şiddet yaşayan pek çok kadına adeta “bu düzene karşı çıkarsanız, sizin sonunuz da işte böyle olur” şeklinde bir gözdağı şeklinde anlaşılması ve kabullenilmesi sonucu da çıkartılabilir ki; herhalde bu olasılıklardan hiçbirinin basının haber verme hakkı kapsamında mütalaa edilebilmesi asla mümkün değildir.

Şu halde, tüm bu verilerin ışığında, 7 Ekim 2011 tarihli Haber Türk Gazetesi’nin manşetinde yayınlanan söz konusu fotoğrafın, Basın Meslek İlkeleri’nin,

–          “Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı; genel ahlak anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı yada incitici yayın yapılamaz” şeklindeki ikinci,

–          “Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci ve

 

 “Şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır” şeklindeki on üçüncü maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda arz ve izah olunan gerekçeler karşısında, Basın Meslek İlkeleri’nin ikinci, on ikinci ve on üçüncü maddelerini ihlal edildiği oybirliğiyle kabul edilmiş ve bu ihlallerden dolayı Haber Türk Gazetesi’nin  “kınanmasına” ise oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/39)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

Basın Konseyi; Yeni Şafak Gazetesi'nin Uyarılmasına Karar Verdi.

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Eş Genel Başkanı Hamit Geylani’nin Yeni Şafak Gazetesi’nde 18.08.2011 tarihli nüshasının ana sayfasında “Katil Sizsiniz” başlığı ile manşetten yayınlanan haber hakkındaki şikâyetine ilişkin olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

KARAR

ŞİKÂYETÇİ                          : Hamit Geylani

Barış ve Demokrasi Partisi

Eş Genel Başkanı

ŞİKÂYET EDİLENLER      : Yeni Şafak Gazetesi

ŞİKÂYET KONUSU : Barış ve Demokrasi Partisi (BDP Eş Genel Başkanı Hamit Geylani, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 19.08.2011 tarihli şikâyet başvurusunda, Yeni Şafak Gazetesi’nin 18.08.2011 tarihli nüshasının ana sayfasında “Katil sizsiniz” başlığı ile manşetten yayınlanan haberin, Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu haber, Yeni Şafak Gazetesi’nin 18.08.2011 tarihli basısının ana sayfasında “Katil Sizsiniz” başlığı ile yayınlanmış ve bu başlığın hemen sağ alt kısmında BDP Grup Başkanı Hakkari Milletvekili Selahattin Demirtaş, BDP Siirt Milletvekili Gültan Kışınak, Bağımsız Mardin Milletvekili Ahmet Türk ve Bağımsız Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un resimlerine yer verilmiş bulunmaktadır.

17.08.2011 tarihinde terör örgütünün saldırısı sonucu Çukurcu’da 11 askerin şehit düşmesi şeklindeki elim olayı manşete taşıyan bu haberin alt başlığında ise, özetle, “Türkiye, Çukurca’da şehit düşen 11 askerimiz için gözyaşı dökerken, bu kanlı tablonun baş sorumlusu demokrasi kılıfı ile her fırsatta terörü yücelten BDP oldu. Kandil’in sözünden çıkmayan, kardeşlik projesini sabote etmek üzere her yolu deneyen, canlı bombayı “şehit” ilan eden BDP katliamların ortağı haline geldi” ifadelerine yer verilmiştir.

Haberin içeriğinde ise, yukarıda belirtilen BDP milletvekillerinin resimlerinin hemen yanında, kırmızı zemin üzerine “BDP, genel başkan yardımcısıyla hain saldırıyı kınadı. Cılız kınamanın satır aralarında yine tehditkâr ifadeler yer aldı” alt başlığının altında, özetle şu ifadelere yer verilmiştir. “BDP, söylemini “terörü” yüceltip tehdit unsuru olarak kullanma üzerine şekillendirdi. Demokratik açılım sürecinin ilk günlerinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Güzel günler olacak” derken, BDP’li Aysel Tuğluk, “Türkiye’yi çok fena günler bekliyor” ifadeleriyle tehditkâr bir üslup kullandı.

BDP, tüm adımlarını Öcalan ve Kandil’in emirleri doğrultusunda attı, Hain saldırılara insanlık adına “dur” demek ve eleştiri getirmek yerine suskunluğa büründü. Dağa eleman yetiştirdi, masum insanları katledenleri “şehit” ilan etti. Zorla kepenk kapattırıp, teröristlerin yasını tuttu”. Haberin devamı gazetenin 14-15-16. Sayfalarında verilmiş olup, bu kapsamda, 15. Sayfada “Katil Sizsiniz” başlığı tekrarlanarak, manşette yayınlanan BDP milletvekillerinin resmi bu sayfada söz konusu başlığın altında bir kez daha yayınlanmıştır. Yine 15. Sayfada, bu haberin yanında, gazetenin Yazı İşleri Müdürü Yusuf Ziya Cömert’in “BDP’nin ağzından kan damlıyor” şeklinde çok çarpıcı bir başlık taşıyan ve yine BDP’ye yönelik katı eleştirilerin yer aldığı bir köşe yazısı yayınlanmış bulunmaktadır.

Belirtilen haber ile ilgili olarak Basın Konseyi’ne başvuran BDP Eş Genel Başkanı Hamit Geylani, “Katil Sizsiniz” başlıklı bu haberde BDP milletvekillerinin resimleri yayınlanmak suretiyle açıkça hedef gösterildiğini, TBMM’De grubu bulunan bir siyasi partiyi ve onun milletvekillerini açıkça hedef göstermenin basın meslek etik kurallarıyla bağdaşan hiçbir yanı olmadığını, Yeni Şafak Gazetesinin bu haberiyle hem basın meslek kurallarını hem de hukuku ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Hamit Geylani, şikâyet başvurusunda, “bu tür yayınlar nedeniyle Türkiye’nin yakın siyasi geçmişinde neler yaşandığı manşetlerden hedef gösterilen insan hakları savunucularının, gazetecilerin, siyasetçilerin nasıl saldırıya uğradığı halen hafızalarda tazedir. Sayın Akın Birdal’a geçmişte yapılan suikast, yine gazeteci Hrant Dink’in katledilmesi hedef gösterici bir takım yayınlar sonrasında yaşandı” ifadelerine yer vermiş ve bu konudaki hassasiyetlerle bağdaşmayan, siyasi şahsiyetleri hedef göstererek gazetecilik mesleğini ötesine geçen Yeni Şafak Gazetesi’nin, Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiği gerekçesiyle kendisine yaptırım uygulanmasını istemiştir.

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Ziya Cömert’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 22 Ağustos 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Burak Erşen olarak bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu (BKYK) 5 Ekim 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele almış ve aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Ancak BKYK, bu değerlendirmeye geçmeden önce, yapılan bu şikayet bağlamında, ülkemizin kanayan yarası olan bölücü terör eylemlerini kınamayı bir yükümlülük olarak görmektedir. Terörle mücadelenin etkin bir biçimde gerçekleştirilebilmesi ve terör ortamının son bularak Kürt sorununa kalıcı bir çözüm getirilmesi, Türkiye’nin en temel önceliğidir ve bu öncelik siyaset üstü bir mahiyet arz etmektedir. Bu itibarla, başta siyasal partiler olmak üzere, Türkiye’deki tüm siyasal kurumların, ilk önce silahlı terör hareketiyle aralarına kesin bir çizgi çizmeleri ve Kürt sorununun çözümünü başta TBMM olmak üzere anayasal, demokratik zeminlerde oluşturmaları temel bir zorunluluktur. BKYK’nın, Türkiye’deki tüm siyasal kurumların bu konuda gerekli hassasiyeti göstereceklerine ve Türkiye’nin bu en temel önceliğinin gereğinin yerine getirebileceğine olan inancı tamdır.

Şikayet konusu habere dönülecek olursa, bu haberin, Hakkari Çukurca’da 11 askerimizin şehit olması ile sonuçlanan elim terör saldırısının kamuoyuna duyurulması niteliği taşıması nedeniyle, son derece üzücü ve hassas bir konuyu ele aldığı ve bu yönüyle bir hayli duygusal bir psikolojik ortamda hazırlanarak, okuyucuya ulaştırıldığı kuşkusuzdur.

Bununla birlikte, haberin verilmesinde özellikle BDP’ye yönelik olarak takınılan tavrın ve kullanılan üslup ve yöntemin, haber verme ve eleştiri hakkının sınırları yönünden irdelenmesi gerekmektedir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, çağdaş demokratik düzenlerde, halkın bilgi alma hakkı anayasal bir kuraldır ve basın da, halkın bilgi alma hakkının gerçekleştirilmesine yönelik olarak “haber, düşünce, yorum ve eleştirileri yayma hakkı”nı üstlenir. Bununla birlikte demokratik düzenlerde “haber verme/eleştiri hakkı” gibi bireylerin “kişilik hakkı” da anayasalar tarafından korunur ve bu hakka geçerlilik sağlayacak yasal düzenlemeler oluşturulur. Demokratik anayasal düzenlerde korunan bu haklar arasında bir çatışma doğduğunda ise, bu sorunun çözüme bağlanmasını sağlayacak bir denge/sentez” rejimi oluşturulması gerekir. Bu çerçevede, basın araçlarının haber verme/eleştirme haklarının kullanırken bireylerin kişilik haklarını ihlal etmelerini önlemek üzere, bu her iki anayasal hakkın sınırlarını ortaya koyan belirli ölçütler belirlenmiştir

Ancak bu ölçütleri incelemeye geçmeden önce belirtmek gerekir ki, özellikle, Türk hukuku yönünden de bağlayıcı bir karaktere sahip olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)  kararlarında, eleştiri hakkının bir siyasetçiye yönelmesi haline özel bir önem atfedilmektedir. Bu kapsamda, AİHM, özellikle siyasetçilere yönelik eleştiri hakkının kapsamı ve sınırları noktasında bir standart getiren Oberschlick kararında şu ifadelere yer vermektedir:

“Bir siyasetçiye yönelen kabul edilebilir eleştiri hakkının sınırları onun kamusal niteliği nedeniyle herhangi bir kişiye göre daha yüksektir. Siyasetçi, kaçınılmaz bir şekilde ve bilinçli olarak kullandığı her sözün ve girişmiş olduğu her eylemin gerek gazeteciler gerekse geniş anlamda kamuoyu tarafından dikkatle izlenmesini kabullenmiş kişidir. Bu nedenle, özellikle eleştiriye açık kamusal açıklamalar yaptığı zamanki eylem ve söylemlerine ilişkin gösterilecek tepkilere sıradan bireylere göre çok daha geniş ölçüde hoşgörü göstermek zorundadır.” (Bkz. Oberschlick v. Avusturya, Başvuru No: 11662/85, Para. 59- 63. Ayrıca bkz. Lingens v. Avusturya, Başvuru No: 9815/82, Paragraf, 37-41 ve özellikle 42…Bu konuda ayrıntılı bilgi için ise bkz. Hasan SINAR, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Uygulamasında Siyasetçilere Yönelik Eleştiri Hakkı ve Sınırları-Lindon Otchakovky ve July v. Fransa Kararı Ekseninde Bir İnceleme, Kazancı Hakemli Hukuk Dergisi, Sy: 79-80, Mart-Nisan 2011, s. 146).

Bu esaslar çerçevesinde, „haber verme/eleştiri hakkı“ ile „kişilik hakkı“ arasındaki dengeyi/sentezi kuran ölçütleri incelemeye geçecek olursak, bu ölçütlerden ilki, basın araçları tarafından açıklanan olayın, kişilere zarar verse dahi bir haber niteliği taşıması ya da daha açık bir deyişle, bu olayın kamuoyuna duyurulmasında bir „kamu yararı ve kamusal ilgi“nin bulunmasıdır. Diğer bir ölçüt ise bu haberin ilgili yayının, haberdeki olayların gerçekleştiği dönemde yapılması gerekliliğini ifade eden „güncellik“ ölçütüdür. Bir diğer ölçüt ise, haberde yeralan bilgilerin ve açıklamaların „gerçeğe uygunluğu“dur. Ancak Yargıtay uygulamasında da (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 21.03.1980 ve 1302/3719 sayılı temel içtihadı) benimsendiği üzere, burada aranan husus mutlak bir gerçeklik değil, ancak görünüşte gerçekliktir. Diğer bir ifadeyle, yapılan haberin gerçekliği, yayının yapıldığı sırada olayın beliriş şekline uygunluk anlamına gelmektedir. Nihayet, haber verme/eleştirme hakkı ile kişilik hakkı arasındaki sınırın belirlenmesinde yararlanan son ölçüt ise, yapılan haberin konusu ile o haberde kullanılan ifade biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın bulunmasıdır(Bkz. Çetin ÖZEK, Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına, Alfa Yayınları, 1999, İstanbul, s. 265).

Somut olayda, Yeni Şafak Gazetesi’nin manşetinde yayınlanan haberi, bu ölçütler çerçevesinde ele aldığımızda, 11 askerimizn şehit olması gibi son derece önemli ve elim bir gelişmenin kamuoyuna durulmasında kuşkusuz „kamu yararı ve kamusal“ ilgi ölçütü gerçekleşmiştir. Yine, haberin olayın hemen ardından verilmesi nedeniyle, „güncellik“ ölçütü de gerçekleşmiştir.

Bununla birlikte, „Katil Sizsiniz“ başlığı altında ve BDP milletvekillerinin resimleri ile verilen haberin „gerçeklik“ ölçütünü yerine getirdiğini söyleyebilmek kesinlikle mümkün değildir. Çünkü, 11 askerimizin şehit olması ile sonuçlanan elim saldırı, bizzat terör örgütü trarafından gerçekleştirilmiş olup, haberde resimleri verilen BDP miiletvekillerinin bu saldırının gerçekleştirilmesinde hiçbir eylemsel katkısı bulunmamaktadır. Bu açıdan, her türlü siyasi görüş ve düşünce gibi, bu milletvekillerinin temsil ettiği ideolojik temel de eleştiriden bağımsız değildir ve eleştiriye konu edilebilir. Hatta, bu ideolojik yaklaşımın bir siyasi parti çatısı altında biraraya geldiği BDP de, bir siyasi parti olarak, en ağır şekilde eleştirilebilir. Nitekim, yukarıda ifade ettiğimiz AİHM içtihatları çerçevesinde, siyasetçilere ve siyasi partilere yönelik eleştiri hakkının sınırları, üstlenmiş oldukları kamusal sorumluluk gereği çok daha yüksketir ve siyasetçiler/siyasi partiler kendilerine yönelen sert eleştirilere tahammül etmek durumundadırlar. Bu bağlamda, bireylerin bilgilenme hakkını işlevsel kılmaya yönelmiş bir basın kuruluşu olarak da Yeni Şafak Gazetesi’nin, bir siyasi oluşum olarak BDP’yi ve BDP milletvekillerinin siyasal eylem ve işlemlerini en ağır şekilde eleştirmeye hakkı vardır. Bu çerçevede, özellikle somut olayda olduğu üzere, terör örgütü saldırısı sonucu 11 askerimizin şehit olduğuna ilişkin haberi okuyucuya duyururken, terör örgütü ile arasında bir mesafe kuramadığını ileri sürdüğü BDP’Ye de eleştiri oklarını yöneltme hakkı vardır. Ancak, hiçbir basın kuruluşunun, elinde bu denli vahim bir iddiayı kanıtlayacak hiçbir bilgi/belge bulunmaksızın, bir siyasi parti mensubu olan milletvekillerinin fotoğraflarını yayınlayarak, onlara „Katil“ diye hitap etme hakkı bulunmamaktadır. Bu durum, söz konusu milletvekilllerinin yalnızca onur, şeref ve saygınlığını rencide edici bir mahiyet taşımakla kalmamakta; ancak bu kişilerin kamuoyu nezdinde hedef gösterilmesi sonucunu da yaratmakta ve böylece bu kişilerin can güvenliği açısından da bir tehdit oluşturmaktadır.   Bu açıdan, söz konusu BDP milletvekilllerinin, askerlerimizin şehit edilmesine yol açan saldırı eylemine bilfiil katıldıklarına ilişkin hiçbir veri yokken –ve aslında Gazetenin böyle bir iddiası da yoktur –, bu milletvekilinin resimleri basılmak suretiyle „katil“ ilan edilmeleri, „gerçeklik“ ölçütünün ihlalidir ve bu bağlamda kişilik haklarının da açıkça ihlal edilmesi gerekir.

Belirtelim ki, „gerçeklik“ ölçütüne ilişkin olarak yapmış olduğumuz bu açıklamalar, bu konudaki son ölçütü oluşturan „konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık ölçütü yönünden de geçerli bulunmaktadır.

Tüm bu verilerin ışığında, Yeni Şafak Gazetesi’nin 18.08.2011 tarihli nüshasının baş sayfasında yer alan ve “Katil Sizsiniz” başlıklı manşetin hemen altında, bir toplantıda yan yana oturmakta olan yukarıda isimleri belirtilen BDP milletvekillerinin resimleri basılması şeklindeki haberin, Basın Meslek İlkeleri’nin

–         “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

–         “Suçlu olduğu, yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu,

–         “Şiddet ve zorbalığa özendirici, insani değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır” şeklindeki on üçüncü,

maddelerinin ihlal ettiği kanısına varılmıştır.

Yukarıda arz olunan gerekçeler çerçevesinde, Basın Meslek İlkeleri’nin dördüncü, dokuzuncu ve on üçüncü maddelerini ihlal eden Yeni Şafak Gazetesi’nin “uyarılmasına” oyçokluğu ile karar verilmiştir.

(Karar No: 2011/33)

———————-
Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

Basın Konseyi; Haber Türk Gazetesi'nin Kınanmasına Karar Verdi

Basın Konseyi, Haber Türk Gazetesi’nin 7 Ekim 2011 tarihli nüshasının baş sayfasında “Kadına Şiddette Son Nokta” başlığı ile manşetten yayınlanan habere ilişkin olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

KARAR

Hakkında Re’sen

İşlem Başlatılan                                : Haber Türk Gazetesi

Re’sen Başlatılan İşlemin Konusu: Haber Türk Gazetesi’nin 7 Ekim 2011 tarihli nüshasının baş sayfasında, “Kadına Şiddette Son Nokta” başlığı ile sürmanşet olarak, aile içi şiddete maruz kalan bir kadını gösteren büyük ebatlarda bir fotoğraf yayınlanmıştır. Bu fotoğrafta, eşi tarafından aile içi şiddete maruz bırakılarak sırtından bıçaklanmış olan bir kadın, sırtında saplı bıçak ile birlikte ağır yaralı olarak bir sedye üzerinde sırt üstü yatarken görülmektedir ve söz konusu fotoğraf, Gazetenin baş sayfasında bu korkunç görüntü hiçbir şekilde gizlenmeksizin, fotoğraf üzerinde bir buzlama veya mozaikleme yapılmasına gerek duyulmaksızın, fotoğrafın tüm çıplaklığıyla açıkça teşhir edilmesi suretiyle yayınlanmıştır.

Söz konusu fotoğrafın 7 Ekim 2001 tarihli Haber Türk Gazetesi’nde yayınlanmasının ardından, aynı gün sabah saatlerinden itibaren kamuoyunda çok büyük bir tepki ortaya çıkmış ve Basın Konseyi’ne telefon, fax ve özellikle elektronik posta yoluyla ulaşan yüzlerce yurttaşımız, bu konuyla ilgili olarak işlem başlatılması ve Haber Türk Gazetesi’ne yaptırım uygulanması talebinde bulunmuşlardır. Yurttaşların bu konudaki duyarlılıkları Basın Konseyi tarafından evleviyetle dikkate alınmış ve kamuoyunda ciddi bir infial yaratan bu konunun sürüncemede kalmaması ve derhal bir çözüme kavuşturulması maksadıyla, Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Basın Konseyi Sözleşmesi’nin 11/D maddesi uyarınca bu konuyu tek gündem maddesi olarak görüşmek üzere 10 Ekim 2011 günü saat 10:30’da olağanüstü, acil toplantıya çağırılmıştır.

Hakkında Re’sen İşlem Başlatılanın Yanıtı:

Kamuoyunda yarattığı hassasiyet gözönünde tutularak bu konunun Basın Konseyi tarafından ivedi bir biçimde gündeme alınması nedeniyle, hakkında inceleme başlatılan Haber Türk Gazetesi’nden, bu incelemeyle ilgili görüş bildirmesi istenmiştir. Bu konudaki istemi bildiren Genel Sekreterlik mektubu Haber Türk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı’ya, 10 Ekim 2011 tarihinde 0212 313 73 06 No’lu faksa iletilmiş, mektubun teslim alındığı bilgisi Gülay Karabulut tarafından bildirilmişse de Altaylı’dan herhangi bir yanıt gelmemiştir.

Bununla birlikte, 7 Ekim 2011’de yayınlanan ve büyük tepkiler yaratan söz konusu fotoğrafın yayınlanmasının hemen ardından, 8 Ekim 2011 tarihli Haber Türk Gazetesi’nin baş yazısında konuyu ele alan Haber Türk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı, “Rahatsız oldunuz, değil mi?” başlıklı köşe yazısında, özetle, bu fotoğrafı gelecek tepkileri bilerek bastıklarını, bu fotoğrafı basarak kadına yönelik şiddetin gerçek boyutunu herkesin görmesini ve rahatsız olmasını istediklerini, yarın böyle fotoğrafları yine basarak insanları rahatsız etmeyi sürdüreceklerini belirtmiş ve bu şekilde bu fotoğrafı savunmuştur.

Genel Sekreterlik Görüşü:

Re’sen başlatılan işlemin konusunu oluşturan fotoğraf ve haberi insan onurunun ve gazetecilik etiğinin korunması şeklinde ikiye ayırarak ele almak gerekmektedir.

Bu bağlamda, ilk olarak, insan onuru ve kadın onurunun korunması yönünden konuyu irdelediğimizde, somut olayda aile içi şiddet mağduru olarak, ağır yaralı halde, sırtına saplı bir bıçak ile bir sedye üzerinde yarı çıplak, baygın yatan mağdurun bu haliyle bir fotoğraf karesi olarak gazete manşetine taşınması, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde, bireyin özel yaşamına saygı gösterilmesi hakkının ihlal edilmesi anlamını taşır. Bu bağlamda, bu şekilde pervasızca yayınlanan fotoğraf ile özel hayatına saldırıda bulunulan mağdurun gerek manevî bütünlüğü, gerek şeref ve haysiyeti, gerek birey olarak ismi ve şöhreti yerle bir edilmiş durumdadır. Üstelik, bu yayın ile mağduriyet yaşayan, yalnızca aile içi şiddete maruz kalan ve  fotoğrafa konu edilen mağdurun kendisi değil, başta mağdurun çocukları olmak üzere, alt ve üst soy hısımları, akrabaları, yakınları ve tüm sosyal çevresidir. Bu durumun, yine başta mağdurun çocukları olmak üzere, tüm bu sosyal çevresinde yaratacağı ağır psikolojik ve ruhsal travmalar da, insan onuruna yönelen bu saldırının farklı birer sonuçları olarak dikkate alınmak durumundadır. Diğer yandan, fotoğrafın çekilmesi esnasında (veya sonrasında), mağdurun zaten hayatını kaybetmiş olduğu varsayımının ileri sürülmesi halinde ise, mesele özel hayata saygı gösterilmesi hakkının ötesine geçerek, ölen kişinin hatırasına saygısızlık edilmesi bağlamında ele alınmalıdır ki, bu durumda TCK md. 130 uyarınca “kişinin hatırasına hakaret suçu”na ilişkin hükümlerin uygulanması da gündeme gelebilir.

Meseleyi, gazetecilik etiği açısından irdelediğimizde ise, bu fotoğraf ve haberin mevcut şekliyle, Haber Türk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni’nin fotoğrafı savunurkenki açıklamasında belirttiği gibi, fotoğrafı gören herkesi sarstığı ve rahatsız ettiği doğrudur. Ancak, oluşan bu rahatsızlıktan hareketle, bu tarz haber ve fotoğrafların somut olaydaki gibi sınırsızca ve pervasızca yayınlanmasının, aile içi şiddet mağduru kadınların mağduriyetlerinin önlenmesine katkıda bulunulacağı gibi anlamsız bir çıkarımda bulunulması kesinlikle yanlıştır. Bu noktada, söz konusu fotoğraftan, Basın Konseyi’ne tepkilerini ulaştıran pek çok yurttaşımızın da ifade ettiği üzere tam tersi bir mantıkla, aile içi şiddet yaşayan pek çok kadına adeta “bu düzene karşı çıkarsanız, sizin sonunuz da işte böyle olur” şeklinde bir gözdağı şeklinde anlaşılması ve kabullenilmesi sonucu da çıkartılabilir ki; herhalde bu olasılıklardan hiçbirinin basının haber verme hakkı kapsamında mütalaa edilebilmesi asla mümkün değildir.

Şu halde, tüm bu verilerin ışığında, 7 Ekim 2011 tarihli Haber Türk Gazetesi’nin manşetinde yayınlanan söz konusu fotoğrafın, Basın Meslek İlkeleri’nin,

–         “Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı; genel ahlak anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı yada incitici yayın yapılamaz” şeklindeki ikinci,

–         “Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci ve

“Şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır” şeklindeki on üçüncü maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda arz ve izah olunan gerekçeler karşısında, Basın Meslek İlkeleri’nin ikinci, on ikinci ve on üçüncü maddelerini ihlal edildiği oybirliğiyle kabul edilmiş ve bu ihlallerden dolayı Haber Türk Gazetesi’nin  “kınanmasına” ise oyçokluğuyla karar verilmiştir.

(Karar No: 2011/39)

———————-
Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

BASIN KONSEYİ YÜKSEK KURULU ÜYESİ

OKUYUCU TEMSİLCİSİ AYHAN BERMEK’İN

MUHALEFET ŞERHİ

Habertürk Gazetesi sürmanşet fotoğrafı ile Türkiye’nin en önemli sorunlarından birini topluma fevkalade üst seviyede dikkat çekmiş ve anlatmıştır. Sanki gözleri önünde müessif olaya tanık olan ve ona müdahale edip o anda önleyemeyen vicdan duygusuyla bundan sonra bu olayları önlemek adına Devleti, Polis Teşkilatını, Adliyeyi ve en önemlisi Kamuya bu kadar etkileyen çözüm düşündüren haber olamazdı.

Gazeteler arası rekabetin, yazarlar arası çekişmenin getirdiği düşünceleri de izledim ve mantık süzgecimden geçirdim. 20 yıl önce fevkalade etik, ahlak ve toplumsal uzlaşmaya cevap veren Basın Konseyi İlkelerinin internet çağında iletişimin bu kadar değiştiği dünyanın her köşesiyle anında haberleştiği dönemde de bu ilkelerin tekrar gündeme gelip çağa uyum sağlaması gerekmektedir.
Özetle, köşesinde de takip ettiğim bu tepki üzerine atıf yaparak tezine müdafa eden Sn. Altaylı’ya yaptığı görevden dolayı pozitif duygularımı iletiyorum; bu önemli işlevi yaparken eğer şuan ki Basın Konseyi İlkeleri’ni rahatsız etti ise de, kınamayı çok ağır buluyor ve kabul etmiyor ve öyle bir karara karşı olumsuz görüşümü belirterek şerh koyuyorum.

Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi

Okuyucu Temsilcisi
Ayhan Bermek

Basın Konseyi, Kocaeli Gazetesi Yazarı M. Tanzer Ünal’ın Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

Kocaeli Gazetesi’nde; 27 Ağustos 2011 tarihinde, “Kim veya kimler üstüne alınırsa…” başlığıyla ve M. Tanzer Ünal imzasıyla yayınlanan yazıya ilişkin olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Serpil Çolak

Bizim Kocaeli Gazetesi Yayın Koordinatörü

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : M. Tanzer Ünal

                                                           Kocaeli Gazetesi Yazarı

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Bizim Kocaeli Gazetesi Yayın Koordinatörü Serpil Çolak Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 12.09.2011 tarihli şikâyet başvurusunda, Kocaeli Gazetesi’nin 27.08.2011 tarihli nüshasının 5. sayfasında yayınlanan “Kim veya kimler üstüne alınırsa” başlığıyla yayınlanan M. Tanzer Ünal imzalı yazının Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu yazı, Kocaeli Gazetesi’nin 27.08.2011 tarihli nüshasında yayınlanmış olup, yazının içeriğinden belirli bir kişi hedef alınarak kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Şikâyet konusu yazı şu şekildedir:

Kim veya kimler üstüne alınırsa…

Sadece kadının değil…
Sadece erkeğin değil…
Kalemin de orospusu olur.
Kadın orospunun zararı kendinedir.
Erkek orospunun zararı da…
Ama kalemin orospu olmasının zararını tüm toplum çeker.
Toplum gerçekleri göremez…
İyi ile kötüyü ayırt edemez…
Güç sahipleri, o “ kalemleri” satın alırlar, istediklerini yazdırırlar.
Daha kötüsü de var…
İnsanın hem kendisi, hem de kalemi orospu olursa, durum daha da vahimdir.
O insanın yapamayacağı hiçbir şey yoktur.
Çünkü kullandıracak iki şeyi vardır.
İşte o insandan korkulur.”

Şikâyetçi Serpil Çolak, söz konusu yazı ile hedef alınan kişinin kendisi olduğunu belirterek, bu yazıyı kaleme alan Kocaeli Gazetesi yazarı M. Tanzer Ünal’ın Kocaeli’nin ilçe belediyelerinden Kartepe Belediye Başkanı Şükrü Karabalık’a giderek “Serpil Çolak’a Koleos marka jeep almışsın, bana da ihale vereceksin” şeklinde bir söylemde bulunduğunu ve kendisinin belediye başkanından “rüşvet” aldığı iddiasını tüm Kocaeli’ye yaydığını, hatta bu iddiayı Kocaeli ilinde yayın yapan bir başka gazete olan Gazete Kocaeli’nin birinci sayfasına kadar taşıdığını ileri sürmüştür. Bu durum üzerine, kendisinin de cevap hakkını kullandığını, bu bağlamda Kocaeli Gazetesi’nde yazdığı 27.08.2011 tarihli yazıda, “rüşvet” olduğu ileri sürülen ancak kendisine değil, çalıştığı şirkete ait olan bu otomobilin hangi koşullarla alındığını banka ve kredi hesap numaralarıyla ortaya koyarak bu iddiayı çürüttüğünü ifade etmiştir. M. Tanzer Ünal’ın şikâyete konu yazısının ise, bu cevap yazınının hemen ertesi günü yayınlandığını ve bu yazıda açıkça ismi telaffuz edilmemiş olsa da, yazıda kendisinden bahsedildiğinin bütün Kocaeli tarafından anlaşıldığını ifade etmiştir.

Şikâyetçi Serpil Çolak, M. Tanzer Ünal tarafından Kocaeli Gazetesi’nden yayınlanan bu yazının, kişilik haklarını zedeleyen, yanlış ve hakarete varan ifadeler içermesi nedeniyle, gereğinin yapılması talebinde bulunmuştur.

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Kocaeli Gazetesi Yazarı M. Tanzer Ünal’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 21 Eylül 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Sami Ersoy olarak bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 5 Ekim 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu yazı, Kocaeli Gazetesi’nin 27.08.2011 tarihli nüshasında M. Tanzer Ünal imzası ile yayınlanmış olup, yazının içeriği itibarıyla belirli bir kimseyi hedef aldığı açıkça anlaşılmaktadır.

Ancak, somut olayda esas önem taşıyan husus, bu yazının tamamına yansıyan üslubun biçim ve seviye olarak, basının haber verme görevinin yerine getirilmesi ile asla bağdaşmayan ve bir köşe yazısına asla yakışmayan bir mahiyet taşımasıdır.

Gazetecinin, bireylerin bilgilenme hakkının sağlanması yönünden, haber verme ve haberi yayma görevini özgürce yerine getirmeleri esastır ve bu esasın gerçekleştirilebilmesi için, gazetecilik faaliyetinin önündeki tüm engellerin ortadan kaldırılması, demokratik toplum düzeninin zorunlu bir gereğidir. Ancak gazetecilere sağlanan bu özgürlük ortamı, yalnızca onların haber verme ve haberi yayma görevlerini üzerlerinde hiçbir baskı hissetmeksizin serbestçe yerine getirebilmeleri amacına yöneliktir. Yoksa basının haber verme görevi, bir gazetecinin sahip olduğu gazete köşesinde, en galiz ifadeleri fütursuzca kullanabileceği ve bireylerin kişilik haklarına dilediği gibi saldırabileceği anlamına asla gelmez.

Somut olayda, şikâyet konusu yazıyı bu çerçevede ele aldığımızda, haber verme fonksiyonu ile hiçbir ilişkisi olmayan bu yazının gerek üslup gerekse içerik olarak son derece seviyesizce kaleme alındığı ve –şikâyetçinin kişilik haklarına saldırıp saldırmadığının araştırılmasına dahi gerek olmaksızın – Basın Meslek İlkeleri’ni açıkça ihlal ettiği görülmektedir.

Kaldı ki, şikâyetçinin, ciddi bir üslup sorunu olan bu yazı ile kendisinin hedef alındığı yönündeki açıklamaları da gayet tutarlı ve ikna edici bir özellik taşımaktadır.

 

Tüm bu verilerin ışığında, M. Tanzer Ünal tarafından Kocaeli Gazetesi’nin 27.08.2011 tarihli nüshasında yayınlanan “Kim veya kimler üzerine alınırsa” başlıklı yazının, Basın Meslek İlkeleri’nin,

–          “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

–          “ Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda arz olunan gerekçeler çerçevesinde, Basın Meslek İlkeleri’nin dördüncü ve on ikinci maddelerini ihlal eden Kocaeli Gazetesi Yazarı M. Tanzer Ünal’ın “kınanmasına” oybirliği ile karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/36)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

B�sy`�虅ab-count:1′>           Tüm bu verilerin ışığında, Sözcü Gazetesi’nin 17.05.2011 tarihli nüshasında yayınlanan şikâyet konusu haberin, Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

–          “kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

–          “basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

Yukarıda arz ve izah olunan gerekçeler karşısında, Basın Meslek İlkeleri’nin dördüncü ve on altıncı maddelerini ihlal eden Sözcü Gazetesi ve Sözcü Gazetesi muhabiri Veli toprak’ın  “uyarılmasına”  oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/26-27)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi; Bugün Gazetesi ve İnternet Sitesi'nin Kınanmasına Karar Verdi.

Bugün Gazetesi ve Bugün Gazetesi İnternet Sitesi’nde; 19 Temmuz 2011 tarihinde, “Başını Belaya Soktu” ve “Vali Okutan’ın Angus Kâbusu” başlıklarıyla yayınlanan haberlerlere ilişkin olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

KARAR

ŞİKÂYETÇİ: Nuri Okutan vekili

Av. Seçil Erpolat

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Bugün Gazetesi

Bugün Gazetesi İnternet Sitesi

(www.bugun.com.tr)

ŞİKÂYET KONUSU : Şanlıurfa Eski Valisi Nuri Okutan vekili Av. Seçil Erpolat, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 16.09.2011 tarihli şikâyet başvurusunda Bugün Gazetesi’nin 19.07.2011 tarihli nüshasında “Başını Belaya soktu” başlığı ile yayınlanan ve aynı gazetenin www.bugun.com.tr şeklindeki internet sitesinde “Vali Okutan’ın angus kâbusu” başlığıyla verilen haberin, Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu haber, Bugün Gazetesi’nde 19.07.2011 tarihinde yayınlanmış olup aynı haber küçük bazı nüanslarla Gazetenin internet sitesi olan www.bugun.com.tr’de de farklı bir başlık altında kendisine yer bulmuştur.  Şikâyet konusu haberde özetle, Şanlıurfa Valisi Nuri Okutan’ın angus ticareti konusunda “koordinatör” sıfatıyla besicilerle ithalatçı arasında aracılık yaptığı ancak bu ticaretin besicilerin üç milyon lira zarar etmesi ile sonuçlandığı ve besicilerin Vali Nuri Okutan’a isyan ettiği ifade edilmiştir.

Haberde kullanılan ifadelerin tamamı şu şekildedir:

“Üstelik Okutan’ın aracılık ettiği Novalüks firmasının sicili bozuk çıktı. Şanlıurfa’da Vali Nuri Okutan’ın ‘koordinatör’ sıfatıyla aracılık ettiği angus ticareti, besicilerin 3 milyon lira zararıyla sonuçlandı. Valiye güvenen besiciler isyan etti. Vali Okutan 2009’da kurulan canlı hayvan ithalatçısı Novalüks firması yetkililerini geçen yıl Şanlıurfa’ya çağırdı. Firma yetkilileri ile Şanlıurfa’da besicilik işi ile uğraşan işadamı ve çiftçiler Okutan öncülüğünde bir toplantı yaptı. Toplantıda Novalüks firması yetkilileri besicilere, “Bizde para yok ancak sizlerin finansı ile bu işi gerçekleştirebiliriz” dedi. Bunun üzerinde besiciler kendi aralarında topladıkları 5 milyon doları angus alımı için Novalüks firmasına verdi.Okutan’ın şirket sahiplerini Şanlıurfa’nın lüks otellerinden Er Ruha’da misafir ettiği, yapılan ticaretten de pay aldığı öne sürüldü.
MAHKEMEDEN KARAR ÇIKARTTI

Hukuki olmamasına rağmen koordinatör olarak ticari sözleşmeye imza atan Okutan’ın yurtdışından gelecek angusların, gümrük işlemine tutulmadan Şanlıurfa Valiliği’ne gönderilmesi için Şanlıurfa 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nden karar aldırdığı belirlendi. Bu kararın Mersin Valiliği aracılığıyla takip edilmesi gerekirken resmi prosedüre aykırı olarak Mersin Gümrük Müdürlüğü’ne gönderildiği öğrenildi. Sözleşmenin son sayfasında Vali Nuri Okutan’ın imzası görülüyor. Söz konusu ticarette sözleşme gereği, canlı hayvanlar kilosu 4,90 dolardan Uruguay’dan getirilecek. Ödemenin yüzde 20’si peşin yüzde 50’si mal gemiye yüklenirken kalan yüzde 30’u ise gemi yoldayken gerçekleştirilecekti. İlk parti mal olan 3 bin 300 adet angus Uruguay’dan 28 Şubat 2010 tarihinde getirildi. Fakat bu sayı, 5 milyon dolar veren alıcıların sadece bir kısmının talebini karşıladı.
ULUSLARARASI ÇARK
Uruguay’dan hayvan getirme gecikince, ikinci parti malı Macaristan’dan almak için Macaristan’daki bir firmaya 400 bin dolar verildi. Fakat Macar firması ne angus gönderdi ne de para iadesi yaptı. Bunun üzerine başka bir firma ile görüşülerek 650 bin dolar karşılığında Macaristan üzerinden Estonya’dan hayvan alınmaya çalışıldı. Ülkemize Estonya’dan canlı hayvan ithali yasak olduğundan, Macaristan’da hayvanların küpeleri değiştirildi. Yaklaşık 900 hayvan Türkiye’ye getirilirken Bulgaristan polisi tarafından sahtecilik suçlamasıyla alıkonuldu. Bulgaristan’da bir çiftliğe konulan angusların daha sonra Yunanistan’da kesildiği belirtildi.
Uruguay hükümetine ‘et de getir’ baskısı
Üçüncü parti için yine Uruguay’dan mal getirmeye çalışıldığı ve gemiye ön ödeme olarak 250 bin dolar verildiği, ancak uluslararası canlı hayvan ticaretinde söz sahibi olan Ürdünlü Hicazi firmasının söz konusu gemiyi ikaz etmesi sonucu o partinin iptal edildiği öğrenildi. Firma para yatıran yatırımcılara “Ürdünlü Hicazi firmasının Türkiye- ’ye canlı hayvanı 5,60 dolardan getirdiği için ticareti engelledi” dediği bildirildi. Uruguay’dan Türkiye’ye 3 bin 300 adet hayvan kapasiteli bir geminin 1 milyon 600 bin dolara geldiği ifade edildi. Dördüncü denemede firmadan, gemiye hayvanlar yüklenmese bile iade edilmemek üzere kapora olarak 800 bin dolar ödeme yapıldığı kaydedildi. Bu sefer Hicazi firması Uruguay hükümetine, “Uruguay’dan canlı hayvan götüren firmalar canlı hayvanın yanında et de götürsünler” şeklinde baskı yaparak yasal düzenleme yaptırdı. Söz konusu parti de gerçekleşmeyerek kaporanın sadece 400 bin doları kurtarıldı. Son olarak 14 Temmuz 2011 tarihindeMieloman S.A. isimli yüklenici şirkete ait 3 bin 300 hayvan kapasiteli bir gemi Uruguay’dan yola çıktı. Bu gemideki 3 bin 300 hayvandan bin 300’ünün Şanlıurfa’daki besicilere, 2 bininin ise Gaziantep Nizipli besici Ş.G’ye ait olduğu vurgulandı.
Ortaklarının sicili bozuk
Ekim 2009’da kurulan Novalüks Kürk İç ve Dış Tic. Ltd. şirketinin ortaklarından Hümmet Tatar’ın 2007 yılında hayali ihracat ve resmi belgede sahtecilik suçlarından tutuklandığı, Murat Anılgan’ın ise Arjantin’de uluslararası dolandırıcılık suçundan yargılandığı öğrenildi. Urfa Valisi’nin böyle bir firmaya neden aracı olduğu ise belirlenemedi.”

Haberde ayrıca, “18 Alacaklı Angus Bekliyor” alt başlığı ile ödeme yaptığı halde, malı gelmeyen veya az gelmiş olan 18 besicinin ismi karşılarında alacak bedelleri olduğu halde bir liste halinde verilmiş ve bu listede toplam alacak bedeli 2.934.000 dolar olarak belirtilmiştir.

Şikâyetçi Nuri Okutan vekili Av. Seçil Erpolat ise, başvuru dilekçesinde özetle, haberde yer alan birçok bilginin taraflı olarak yazıldığını ve gerçek dışı olduğunu, şikâyetçi Nuri Okutan hakkında mesnetsiz iddialara dayanan bu haber içeriğinde, şikâyetçi tarafından yapılmayan eylemlerin, şikâyetçi tarafından yapıldığının iddia edildiği ve bu iddia gerçekmiş gibi gazetede haber yapıldığını, bu haberler hazırlanırken muhatap kişi olan şikâyetçinin hiçbir şekilde görüşüne başvurulmadığı, kendisi hakkındaki bu mesnetsiz iddialara yanıt verme hakkı kendisine tanınmaksızın bu haberin yayınlandığını belirtmiş ve tüm bu uygulamaların Basın Meslek İlkeleri’nin;

–          “Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez” şeklindeki dördüncü,

–          “kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

–          “Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

–          “Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu,

“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu maddelerinin ihlal edildiği ileri sürülmüştür.

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Bugün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erhan Başyurt ve Bugün Gazetesi İnternet Sitesi Yayın Yönetmeni Bekir Koç’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 21 Eylül 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Hasan Kaçan olarak bildirilmişse de taraflardan herhangi bir yanıt gelmemiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 5 Ekim 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu haber, Bugün Gazetesi’nde 19.07.2011 tarihli nüshasının 17. Sayfasında ve aynı gazetenin www.bugun.com.tr alan adlı internet sitesinde yayınlanmış olup, bu haberde özetle, yurtdışından getirtilen angus cinsi besi hayvanlarının ithal edilmesi işlemine “koordinatör” sıfatıyla aracılık ettiği ileri sürülen Şanlıurfa Eski Valisi Nuri Okutan’ın bu girişimi ve sonuçları eleştirel bir üslupla haber konusu yapılmaktadır.

Şikâyet konusu haber bir bütün olarak ele alındığında, habere konu olan angusların ithal edilmesi süreci ve ardından yaşanan gelişmelerin haber değeri taşıdığı tartışmasız olsa da, haber özellikle şikâyetçinin Şanlıurfa Eski Valisi Nuri Okutan hakkında ileri sürülen iddialar ve genel olarak şikâyetçinin olayla ilişkilendirme biçimi yönünden birtakım sorunlar içermektedir.

Bu bağlamda özellikle, şikâyetçi hakkında “Okutan’ın şirket sahiplerini Şanlıurfa’nın lüks otellerinden ErRuha’da misafir ettiği, yapılan ticaretten de pay aldığı öne sürüldü” ifadelerinin kullanılması, o dönemde Şanlıurfa ilindeki en büyük mülki amir sıfatıyla görev yapan bir kamu görevlisi olan şikâyetçinin, kamu görevinden doğan nüfuzunu suiistimal etmek suretiyle yolsuzluğa karıştığının ileri sürülmesi anlamını taşır ki, bu şekildeki bir iddia yalnızca kişilik haklarını ihlal etmekle kalmamakta ancak aynı zamanda Türk Ceza Kanunu çerçevesinde ele alınması gereken açık bir suç isnadı niteliği de taşımaktadır.

Oysa, söz konusu haberde bu denli ciddi bir isnadı meşru ve/veya haklı gösterebilecek hiçbir somut delil, bilgi veya belge ileri sürülmemiştir. Bu niteliğiyle şikayet konusu haberde, şikayetçi hakkında somut bir kanıta dayanmaksızın yapılmış olan bu ithamların, Basın Meslek İlkeleri’nin, kişilik hakkının korunmasını esas alan 4. Maddesinin ihlali niteliğinde olduğunu kabul etmek gerekir.

Diğer yandan, angus ithali faaliyeti nedeniyle hakkında şikâyet konusu haberin yapıldığı şikâyetçiye, bu haber yapılmadan önce bu haberde yer alan kendisi ile ilgili iddialar ile ilgili olarak herhangi bir şekilde görüşünün sorulmadığı ve objektif/tarafsız haberciliğin bir gereği olduğu üzere, kendisine hakkındaki iddialara ilişkin bir yanıt hakkı tanınmadığı da görülmektedir. Bu durum ise, şikâyet konusu haberin, soruşturulması gazetecilik olanağı içerisinde bulunan hususların eksik bir şekilde soruşturulması nedeniyle yetersiz ve taraflı bir habercilik anlayışı ile hazırlandığını ortaya koymaktadır. Bu durum ise, Basın Meslek İlkeleri’nin 6. Maddesinin açıkça ihlali mahiyetindedir.

Tüm bu verilerin ışığında, Bugün Gazetesi’nin 19.07.2011 tarihli nüshasında “Başını Belaya soktu” başlığı ile yayınlanan ve aynı gazetenin www.bugun.com.tr şeklindeki internet sitesinde “Vali Okutan’ın angus kâbusu” başlığıyla verilen şikâyet konusu haberin, Basın Meslek İlkeleri’nin;

–          “kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

–         “Soruşturulması gazetecilik olanakları içerisinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı ve

–         “Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda arz olunan gerekçeler çerçevesinde, Basın Meslek İlkeleri’nin dördüncü, altıncı ve onuncu maddelerini ihlal eden Bugün Gazetesi ve  www.bugun.com.tr İnternet Sitesi’nin “kınanmasına” oybirliği ile karar verilmiştir.

(Karar No: 2011/37-38)

———————-
Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

Basın Konseyi, Haber Türk Gazetesi Köşe Yazarı Güntay Şimşek’in Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Uygar Elmastaşı’nın  Haber Türk Gazetesi köşe yazarı Güntay Şimşek tarafından kaleme alınan, 24.05.2011 tarihli “Helikopter kazasının görünmeyen yüzü”, 01.06.2011 tarihli “Emniyetin helikopter kazasına bir not” ve 26.07.2011 tarihli “Helikopter kazasında müdürün rolü yokmuş!” başlıklı yazılarıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Uygar Elmastaşı

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : 1) Güntay Şimşek

                                                     HaberTürk Gazetesi Köşe Yazarı

                                                  2) HaberTürk Gazetesi

 

ŞİKÂYET KONUSU           :Uygar Elmastaşı, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 27.07.2011 tarihli şikâyet başvurusunda, Haber Türk Gazetesi köşe yazarı Güntay Şimşek’in 24.05.2011 tarihli “Helikopter kazasının görünmeyen yüzü”, 01.06.2011 tarihli “Emniyetin helikopter kazasına bir not” ve 26.07.2011 tarihli “Helikopter kazasında müdürün rolü yokmuş!” başlıklı yazılarında doğrudan şahsını hedef alan ve töhmet altında bırakan, tamamen gerçekdışı, mesnetsiz ve suçlamaya varacak derecede kasıtlı ifadeler kullanıldığını ve bu suretle söz konusu yazılar ile Basın Meslek İlkeleri’ni ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu köşe yazıları incelendiğinde, ilk olarak 24.05.2011 tarihli ve “Helikopter kazasının görünmeyen yüzü” başlıklı köşe yazısında, Güntay Şimşek’in şikâyetçiyi kastederek “İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde yaklaşık 15 yıldır aynı koltukta oturan, doğu hizmeti yapmadan bulunduğu yerde terfi alarak devam eden Havacılık Şube Müdürü var mı? Kazalar olurken, o birimde sabit kalan birileri varsa ilk önce o noktaya bakılmaz mı” ifadelerini kullandığı görülmektedir. Bu çerçevede, köşe yazısında, Türkiye’de son dönemde yaşanan helikopter kazalarının lakayıtlıktan kaynakladığını ileri sürülmekte Havacılık Şube müdür olarak görev yapan şikâyetçinin bu durumdan sorumluluğu olduğu gerekçesiyle şu sözlerle eleştiride bulunmaktadır: “……Bu uçuş acil görev emriyle yapılmadığına göre, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü mevzuatları çerçevesinde Görev İstek Formu (GİF) düzenlenmesi gerekir. Bunu Havacılık Şube Müdürü düzenler, onaylar. GİF yoksa kafalarına göre uçmuşlar, bu şube müdürü de daha önce kazaya davetiye çıkardığı gibi buna da teşne olmuş demektir. Bu durumda kazanın nedeni ve nasıl olduğu ile uğraşmak kadar, kimin davetiye çıkardığına bakmak daha önem kazanmaktadır……”

Yine, 01.06.2011 tarihli “Emniyetin Helikopter Kazasına Bir Not” başlıklı köşe yazısında ise, “İstanbul’da polis helikopteri kaynaklı iki kaza meydana geliyor. Kimse “ilgili birimin başında kim var?” diye sormuyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Havacılık Şube Müdürü Pilot Uygar Elmastaşı kaç yıldır bir görevde? Galiba 20 yıldır İstanbul’da, 18 yıldır bu koltukta………..Kazalar olduğunda sabit olan noktaları gözden geçirmiyor, adam kayırıyorsanız, geleceğiniz karanlıktır” ifadeleri ile bizzat şikâyetçinin açıkça ismini kullanmak suretiyle eleştirilerine devam etmiştir.

Nihayet, 26.07.2011 tarihli ve “Helikopter kazasında müdürün rolü yokmuş!” başlıklı köşe yazısında da, yazar Mayıs ayında meydana gelen helikopter kazasına dikkat çekmiş ve Türkiye’de sivil, asker veya polis hava aracı kazalarının, Batı’da olduğu gibi kamuoyunu tatmin edecek şekilde neticelendirilmediğini ileri sürmüştür. Yazıda ayrıca, şikâyetçi İstanbul Emniyet Müdürlüğü Havacılık Şube Müdürü Pilot Uygar Elmastaşı’nın kendisine bir cevap metni gönderdiğini belirterek, bu cevap metnini köşesinde – metinde belirli değişiklikler yaparak- yayınlamış ve ardından bu cevap metnine ilişkin kendi görüşlerini serdetmiştir.

Belirtelim ki, şikâyetçi Uygar Elmastaşı’nın Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 27.07.2011 tarihli şikâyet başvurusundan sonra, Haber Türk köşe yazarı Güntay Şimşek bu kez 10.08.2011 tarihinde yine şikâyetçi hakkında “Emniyet Müdürü kafasına göre takılabilir mi?” başlıklı bir yazı daha yayınlamış ve şikâyetçiyi eleştirmenin yanı sıra, bir önceki yazısında yayınladığı şikâyetçiye ait cevap metninin, o yazıda yayınlanmayan kısmını da yayınlamıştır. Ancak bu yazı kapsamında, şikâyetçiye yönelik eleştirilerini sıraladığı gibi, yine şikâyetçinin kendisi hakkında Basın Konseyi’ne başvurmuş olmasını da eleştiri konusu yapmıştır.

Sonuç olarak, şikâyetçi Uygar Elmastaşı, Haber Türk köşe yazarı Güntay Şimşek’in 24.05.2011, 01.06.2011 ve 26.07.2011 tarihlerinde yayınlanan köşe yazılarında kendisi hakkında kullanılan ifadelerin ve göndermiş olduğu cevap metninin içeriğinin değiştirilerek ve bir kısmı çıkartılarak yayınlanmasının, Basın Meslek İlkeleri’nin;

–          “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

 

–          “Soruşturulması gazetecilik olanakları içerisinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

 

–          “Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu ve

 

–          “Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı,

Maddelerini ihlal ettiği gerekçesiyle, HaberTürk köşe yazarı Güntay Şimşek’in tecziyesini talep etmiştir.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı ve HaberTürk köşe yazarı Güntay Şimşek’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 5 Ağustos 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Halil Batmaz olarak bildirilmişse de taraflardan herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 7 Eylül  2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu köşe yazıları irdelendiğinde, bu köşe yazılarında, Mayıs ayında İstanbul’da meydana gelen ve 4 kişinin yaşamını yitirmesine yol açan helikopter kazasının konu alındığı ve söz konusu helikopter kazasında bir şekilde sorumluluğu olduğu düşünülen, Havacılık Şube Müdürü olan şikâyetçiye yönelik birtakım eleştirilere yer verildiği görülmektedir.

Bu çerçevede, uzun yıllardır İstanbul Emniyet Müdürlüğü Havacılık Şube Müdürü olarak görev yapan şikâyetçinin, bu helikopter kazasının meydana gelmesindeki sorumluluğu tartışılmakta ve mevzuat gereği, şikayetçi tarafından düzenlenmesi gereken Görev İstek Formunun (GİF) selim kaza olayında, ne zaman ve kim tarafından düzenlenmiş olduğu soruları ön plana çıkartılmakta ve bu helikopter kazasının meydana gelmesinde kusuru olduğu ima edilen şikayetçinin, bu kazaya “açıkça davetiye çıkarttığı” belirtilmekte; bu nedenle de şikayetçinin halen aynı koltukta oturması eleştirilmektedir.

Bunun yanında, şikâyetçinin kendisi hakkındaki bu eleştirilere yanıt vermek üzere kaleme aldığı cevap metninin, -bu aşamada henüz bir Mahkeme kararı bulunmadığı için yasal zorunluluk olmamakla birlikte- köşe yazarı Güntay Şimşek tarafından köşesinde yayınlandığını belirtmek gerekir. Ancak, bu cevap metninin yayınlanması sırasında ise, köşe yazarının cevap metni üzerinde anlam değişikliği yaratacak şekilde bir oynama yaptığı ve cevap metnindeki “bir pilotun aynı bölgede uzun süre görev yapması…….uçuş güvenliğini azaltıcı değil artırıcı bir faktör teşkil etmektedir” şeklindeki cümleden “değil artırıcı” ibarelerini çıkartarak, tamamen ters algılamaya sebebiyet verecek şekilde, “bir pilotun aynı bölgede uzun süre görev yapması…….uçuş emniyetini azaltıcı bir faktör teşkil etmektedir” şeklinde yayınlanmıştır.

Şikâyete konu olan köşe yazıları ve içerik bir bütün olarak değerlendirildiğinde, bu köşe yazılarında söz konusu elim helikopter kazasının meydana gelmesinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Havacılık Şube müdürü olarak görev yapan şikâyetçiye, açıkça bir kusur isnat edildiği ve kazaya şikâyetçinin davetiye çıkartıldığı iddia edilmek ile birlikte, böylesi vahim bir iddianın/isnadın ortaya atılmasına dayanak teşkil edecek hiçbir somut belgenin ortaya konulamadığı görülmektedir. Diğer bir ifadeyle, yazar, bu elim kazaya şikâyetçinin davetiye çıkarttığını ve bu nedenle görevden alınması gerektiğini ileri sürerken, anlaşıldığı kadarıyla gerek bu kazaya gerek önceki dönemde meydana gelen kazaya ilişkin soruşturma safahatını derinlemesine incelemiş değildir ve bu soruşturmalarda elde edilen bulgulara göre değil, ancak kişisel tahminlerine göre yorumlarda bulunmaktadır.

Bunun yanı sıra, şikâyetçiyi hedef alan kendi kişisel yorumlarına değer katabilmek için, şikâyetçinin gönderdiği cevap metninin üzerinde tahrifat yapmakta ve cevap metninde kullanılan ifadenin anlamının tamamen değişmesini sağlayarak ters bir algı yaratmaktadır.

Tüm bu verilerin ışığında, Haber Türk köşe yazarı Güntay Şimşek’in 24.05.2011, 01.06.2011 ve 26.07.2011 tarihlerinde yayınlanan köşe yazıları ile, Basın Meslek İlkeleri’nin,

 

–          “Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci ve

 

–          “Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda arz olunan gerekçeler çerçevesinde, Basın Meslek İlkeleri’nin 12. ve 16. Maddelerini ihlal eden Haber Türk Gazetesi köşe yazarı Güntay Şimşek’in  “kınanmasına” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/31-32)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

———————- ktif ��lrp����ma ve görüş açıklama hakkını da içermektedir. Özellikle açıkça kendi görüşlerini ifade ve somut bir bilgi vermekten öte yorum şeklinde yayınlar yapan gazetecilerin bu özgürlükleri ancak şiddete alenen teşvik ve nefret söylemi gibi istisnai durumlarda sınırlanabilecektir. Bu çerçevede Sırrı Süreyya Önder’in yazısı incelendiğinde ifade özürlüğü sınırları içinde kaldığı değerlendirilmiştir.

 

 

Basın Konseyi Yüksek Kurulu oybirliğiyle Sırrı Süreyya Önder ve yazısının yayınlandığı gazete hakkındaki şikâyetin “yersizliğine” karar vermiştir.

 

(Karar No: 2011/2-3)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi Bizim Kocaeli Gazetesi ve www.bizimkocaeli.com Internet Sitesi’nin Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

İdris Özdemir vekili Av. Kunter Gürel’in Bizim Kocaeli Gazetesi ve www.bizimkocaeli.com internet sitesi Hakkındaki Şikâyetine İlişkin

olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : İdris Özdemir vekili Av. Kunter Gürel

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Bizim Kocaeli Gazetesi

www.bizimkocaeli.com internet sitesi

 

ŞİKÂYET KONUSU           :İdris Özdemir vekili Av. Kunter Gürel, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu yazılı şikayet başvurusunda, müvekkili İdris Özdemir ile ilişkili olarak Bizim Kocaeli Gazetesi ve www.bizimkocaeli.com internet sitesinde 25.07.2011 tarihinde yayınlanan “Doktor İdris Özdemir Hakkında korkunç İddia” ve 27.07.2011 tarihinde yayınlanan “Doktor İdris Özdemir hakkında Korkunç İddialar Devam Ediyor” başlıklı haberler ile, Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet başvurusunda, şikayet konusu yazılara yer verilmeden önce, şikayetçi Dr. İdris Özdemir ile bu yazıların yayınlandığı şikayete konu gazete ve internet sitesinin sahibi olan şirket arasında bir ticari ilişki bulunduğu ifade edilmiş ve sonrasında yargıya intikal eden bir ticari uyuşmazlığa dönüşen bu ticari ilişkinin safahatı, kendi bakış açılarından dile getirilmiştir. Buna göre, Dr. İdris Özdemir ile Bizim Kocaeli Gazetesi’ni çıkartan ve www.bizimkocaeli.com internet sitesinin de sahibi olan Etik Gazetecilik A.Ş. arasında 11.12.2007 tarihinde bir reklam sözleşmesi yapılmış ve bu sözleşme uyarınca muhatap Etik Gazetecilik A.Ş.’ne çekler verilmiş ancak,  muhatabın sözleşme konusu yükümlülükleri yerine getirememesi nedeniyle, bu çeklerin bedeli şikayetçi tarafından ödenmemiş ve muhatabın bu çekleri icraya koyması üzerine de, ödeme yükümlülüğü olmadığını kanıtlamak üzere şikayetçi tarafından menfi tespit davası açılmıştır. Kocaeli 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde yapılan yargılama sonucunda, şikayetçi bu menfi tespit davasını kazanmış ve ayrıca muhatabın çek bedelinin %40’ı oranında icra inkar tazminatı ile yargılama giderleri ve vekalet ücretini ödemesine de hükmolunmuştur. Bu karar üzerine, şikâyetçi belirtilen tüm bu bedelleri muhataptan cebri icra yoluyla tahsil etmiştir.

Ancak şikayetçinin iddiasına göre, muhatap Etik Gazetecilik A.Ş., cebri icra yoluyla ödemek zorunda kaldığı bu bedelleri şikayetçiden geri istemiş ve bu bedellerin geri ödenmemesi halinde, sahibi olduğu yayın organlarında şikayetçi hakkında bir karalama kampanyası başlatacaklarını açıkça ifade etmiştir. Yine şikâyetçinin iddiasına göre, bu bedellerin ödenmemesi üzerine, şikâyetçi hakkında mesleki doktorluk faaliyetlerine ilişkin olmayan ve özel hayatını ilgilendiren tek taraflı iddialar bu yayın organlarında yayınlanmıştır.

Şikâyete konu yazıları incelediğimizde ise, Bizim Kocaeli Gazetesi’nde 25.07.2011 tarihinde yayınlanan “Doktor İdris Özdemir Hakkında korkunç İddia” başlıklı haberde “Bu kentte yaşayıp da doktor İdris Özdemir’i tanımayan yok gibidir” alt başlığı altında şu ifadelere yer verilmiştir:

 

“Uzun yıllar aktif olarak kadın doğum uzmanı olarak hem ilimizdeki hastanelerde görev yaptı, hem de özel muayenehanesinde hasta baktı.
Ama doktor İdris Özdemir`in bir başka özelliği vardı doktorluğunun yanında. Sürekli olarak kafası ticarete çalışırdı.
Hatta pek çok kişi onun doktorluktan başka her işi yaptığını söylerdi. Özellikle gayrimenkule çok ama çok meraklıydı.
Sürekli gayrimenkul alırdı.
Hele hele kelepir bir gayrimenkul düştü mü, doktor İdris Özdemir mutlaka o gayrimenkulü satın alırdı.
Ekonomik olarak sıkışanların gayrimenkullerini almak için de büyük çaba harcar İdris Özdemir.
Bugün başta
İzmit şehir merkezi olmak üzere Kocaeli`de sayılarını kimsenin bilmediği onlarca değerli gayrimenkulün sahibidir doktor İdris Özdemir.
Kuyumculuk ve mücevherat işi de yapan ve iki tane kuyumcu dükkanı bulunan doktor İdris Özdemir hakkında geçtiğimiz hafta yine ilimizin tanınmış esnaflarından birisi Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı`na başvurarak hakkında çok ciddi bir iddiayı ortaya atarak şikayetçi olmuş.
İzmit`in en eski esnaflarından olan Arı Duşakabin`in sahibi Adnan Özçelik ve oğlu Ali Orkun Özçelik, Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı`na verdikleri dilekçe ve ifadede doktor İdris Özdemir`in kendilerini dolandırdıklarını ve haksız yere zenginleşip mülk sahibi olduğunu dile getirmişler.
Adnan Özçelik`in oğlu Ali Orkun Özçelik, doktor İdris Özdemir ile eşi Saliha Özdemir ve oğlu Emre Özdemir`in bu olayın içinde olduklarını belirtip cezalandırılmalarını istemiş.
450 bin TL`ye anlaştıkları mülkleri doktor İdris Özdemir`e sattıklarını ama Özdemir`in kendilerine 300 bin TL verdiğini, geri kalan parayı ise vermediğini söyleyen Özçelik`lerin bu şikayeti bakalım nasıl sonuçlanacak!
Ama görünen o ki doktor İdris Özdemir ve ailesinin başı biraz ağrıyacak. Bize öyle geliyor.”

Bu haberin yayınlanmasından 2 gün sonra, Bizim Kocaeli Gazetesi’nde ve www.bizimkocaeli.com internet sitesinde yine şikayetçi İdris Özdemir hakkında, bu kez “Doktor Özdemir Hakkında Korkunç İddialar Devam Ediyor” başlığı ile bir haber daha yapılmış ve  “Doktor İdris Özdemir hakkındaki iddialara bir yenisi daha eklendi” alt başlığı ile yayınlanan bu haberde ise şu ifadelere yer verilmiştir:

 “Soner Bayram, işletmeciliğini yaptığı Simit Cafe`nin mülk sahibi olan İdris Özdemir hakkında dolandırıcılıktan, tehdit ve darp etmeye kadar birçok iddiada bulundu.

Üç yıl Haydar Çekmez isimli bir vatandaşla Soner Bayram Ömer Ağa Mahallesi İnönü Caddesi No:17`de bulunan adreste cafe işletmeciliğine soyundu. Dükkanın masraflarını karşılamak ve tadilatını yaptırmak için 75 bin TL kredi çeken Bayram para yetmeyince ağabeysinden de 40 bin aldı.  Dükkan üzerinde hiçbir kaydı bulunmayan Soner Bayram bir süre sonra dükkanda ki bütün malların bile hacizliği olduğunu iş yaptığı Çekmez`in kendisini dolandırdığını iddia etti. 

YARDIM EDECEĞİNİ SÖYLEDİ
Çekmez artık işleri yürütemeyeceğini söylediği Soner Bayram`a dükkanı kendi üstüne almasını bunun karşılığında piyasaya olan 50 TL borcunu da ödemsini önerdi. Bayram çektiği kredinin ve ağabeysinden aldığı paranın boşa giden bir yatırım olmaması için Çekmez`in bu iddiasını kabul etti. Simit Cafe`yi kendi başına işletmeye çalışan Bayram`a işlerinin kötü olduğu dönemde mal sahibi olan İdris Özdemir yardım edeceğini söyledi.  Dükkanı aylık olarak 3 bin Euro`ya kiraya verdi.

KİRASINI ELDEN ÖDEDİ
Bayram`ın iddialarına göre yaptıkları kira sözleşmesinde 2 bin TL olarak gösterdiğini fakat kendisine güvendiği için bir yıl boyunca elden 3 bin Euro ödediğini iddialarına ekleyerek, “ilk ay 9 bin euro verdim. İdris beye güvendiğim için bir yıl boyunca kiramı elden ödedim ve ne bir tutanak ne bir belge olmadı. Daha sonra ki yıllarda ise kira sözleşmemize 2 bin TL yazdığını ama benden 3 bin euro para aldığı öğrendim.  Üç yılda 5 bin Euro borcum oldu kendisine. İşlerimi toparlamak için çok uğraştım” dedi.  

VERDİ KAÇIRALIM DEDİ
İdris Özdemir` borçlanan Soner Bayram yaşanan bu olaylar sonrası Özdemir`in “kendisine vergi kaçıralım” teklifinde bulunduğunu söyledi ve, “Bana vergi kaçırmayı önerdi ben bunu teklifi kabul etmedim. Daha sonra benim işletmesini yapmak için uğraştığım dükkanımdaki kasaya kendi elamanlarından birini oturtmak istedi. Bunu da kabul etmedim. Sonuçta ortağım değil sadece mal sahibim. Bu olaylardan sonra İdris Özdemir`le aramız bozuldu” şeklinde konuştu.

KIZKARDEŞİMİ DARP ETTİ
İdris Özdemir`in araları bozulduktan sonra dükkandan çıkmasını istediğini belirten Bayram,  ‘Beni her gün bir kuruma şikayet etti. Belediyeye, İSU`ya, SEDAŞ`a şikayet İdris Özdemir, benle birlikte şikayette bulunduğu dükkan Özdemir`in kendi dükkanı. Ödeyemediğim vakitlerde oldu ama kirasını ödediğim halde beni kendine borçlu gösterdi. Eski eşimin evine haciz gitti. Elimde ne var ne yoksa aldılar” derken ayrıca 65 yaşında ki annesine zorla senet imzalattırılmak istendiğini ve kız kardeşinin darp edildiğini iddia etti.  

BİNA ÖZDEMİR`İN CEZA BENİM
Soner Bayram iddialarına şöyle devam etti, “ISU`ya kaçak su kullandığıma dair şikayette bulunan Özdemir aslında kendi binasını şikayet etti. Ama nedense bana 8 milyar ceza yazıldı bina sahibi olan Özdemir`e binada kaçak kullanılan suyla ilgili hiçbir işlem yapılmadı. O bina da Özdemir`in katları var ve orda da kaçak su kullanıyor. ISU`dan suya ceza kesmek için gelenler bile bana “ İdris Özdemir`le uğraşma dedi”. 2010 yılının Aralık ayında icra nedeniyle elimden gidenlerin yanı sıra şuanda tüm bu yaşananlar yüzünden piyasaya 200 bin borcum oldu” .

 

Şikayetçi İdris Özdemir vekili Av. Kunter Gürel, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu şikayet başvurusunda, müvekkili hakkında yapılan bu yayınları öncelikle ifade özgürlüğü açısından irdelemiş ve söz konusu yayınların, AİHM ve Yargıtay’ın belirlediği kıstaslar çerçevesinde değerlendirildiğinde ifade özgürlüğü kapsamı dışında kaldığını ileri sürerek, söz konusu yayınların Basın Meslek İlkeleri’nin

 

–          “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

–           “Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz” şeklindeki beşinci,

 

–          “Soruşturulması gazetecilik olanakları içerisinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

–          “Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu ve

 

–          “Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci,

Maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle, Bizim Kocaeli Gazetesi ve www.bizimkocaeli.com   internet sitesi hakkında, Yüksek Kurul tarafında uygun görülecek yaptırımın uygulanmasını talep etmiştir.

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Bizim Kocaeli Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Cemalettin Öztürk’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 26 Ağustos 2011 tarihinde, 0262 321 37 82 no’lu faksa gönderilmiş, mektubun teslim alındığı bilgisi Zehra Özdemir olarak bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir. Bu konuda ayrıca Genel Sekreterlik tarafından, hem Bizim Kocaeli Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Cemalettin Öztürk hem de Gazetenin imtiyaz sahibi Güngör Aslan ile telefon görüşmeleri yapılmış ve söz konusu şikâyet başvurusu ile ilgili yanıtlarını bir “bilgi notu” çerçevesinde Basın Konseyi’ne iletecekleri sözü alınmışsa da, bu konuda herhangi bir bilgi veya belge tarafımıza ulaştırılmamıştır.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 7 Eylül  2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu köşe yazıları irdelendiğinde, bu köşe yazılarında doğrudan şikâyetçi Dr. İdris Özdemir’in konu alındığı ve şikâyetçinin mesleki –hekimlik- faaliyetinin dışında kalan diğer ticari faaliyetlerinin kamuoyu gündemine taşındığı görülmektedir.

Bu kapsamda, 25.07.2011 tarihli “Doktor İdris Özdemir Hakkında Korkunç İddia” başlıklı yazıda, İdris Özdemir’in bir gayrimenkul alımı yaptığı ancak bu gayrimenkulün bedelini ödemediği için alacaklı tarafından hakkında savcılığa şikâyette bulunulduğu ileri sürülmekte; İdris Özdemir vekili Av. Kunter Gürel ise Basın Konseyi’ne yapmış olduğu başvuruya alacaklı tarafından bu bedelin tahsil edildiğini gösteren banka hesap ekstresini ekleyerek, bu iddianın gerçeği yansıtmadığını ve gayrimenkulün bedelinin ödendiğini ortaya koymaktadır. Yine, 27.07.2011 tarihli “Doktor Özdemir Hakkındaki korkunç İddialar Devam Ediyor” şeklindeki yazıda ise, bu kez şikâyetçinin mülk sahibi olduğu bir gayrimenkulde kiracı olan bir işletmecinin, şikâyetçinin usulsüz ticari faaliyetleri ilgili iddiaları konu alınmaktadır.

Kuşkusuz ki, şikâyetçinin ticari eylem ve işlemlerine ilişkin yaşandığı ileri sürülen bu süreçler ve bunlarla ilgili iddiaların içeriği Basın Konseyi’nin ilgi ve inceleme alanının dışında kalmakta olup; Konseyimiz yönünden önem taşıyan husus, şikâyete konu olan söz konusu yazıların Basın Meslek İlkeleri’ne uygun olup olmadığı ile sınırlı bulunmaktadır.

Şikâyete konu yazıları bu çerçevede ele aldığımızda, her iki yazıda da, şikâyetçi İdris Özdemir’in mesleki faaliyeti olan hekimlik görevinin yerine getirilmesiyle ilişkili bulunmadığı, bunun yerine bu kişinin mesleki faaliyetinin dışında kalan ticari birtakım faaliyetlerinin konu alındığı görülmektedir. Bu açıdan, bu yazılar, hekimlik mesleği gibi kamusal bir mahiyet taşıyan ve kamu sağlığını ilgilendiren bir alanda gerçekleşen suiistimal iddialarını konu almış olsalardı, bu durumda bu iddiaların haber yapılmasında ve kamuoyu gündemine taşınmasında bir “kamu yararı ve kamusal ilgi”den söz edebilmek mümkün olabilecek idi ise de; söz konusu yazıların hekim sıfatı taşıyan şikâyetçinin salt ticari faaliyetlerine ilişkin bulunması nedeniyle, bu iddiaların haber yapılmasında bir kamu yararının bulunduğundan söz edebilmek pek de mümkün değildir.

Diğer yandan, gerek 25.07.2011 gerekse 27.07.2011 tarihli yazılarda, şikâyetçinin ticari faaliyetlerine ilişkin olarak kaleme alınan yazıların ortak bir özelliği de, yalnızca şikayetçi hakkındaki iddialarını gündeme getiren gayrimenkul alacaklısının ve şikayetçinin kiracısı olan işletmecinin görüşlerini tek taraflı olarak yansıtıyor olmasıdır. Oysa Basın Meslek İlkeleri’nin 6. Maddesinde de belirtildiği üzere, gazetecilik etiğinin temel kurallarından biri, bir iddianın haberleştirilmesi öncesinde -olanak içerisinde bulunduğu müddetçe- hakkında iddiada bulunulan karşı tarafında da yanıtının/savunmasının alınması ve yazının haberleştirilmesi sırasında da, bu iddia ve yanıtın mümkün olduğunca eşit ve adil bir yaklaşımla okuyucuya duyurulmasıdır. Buna karşın, somut olayda, bu iddiaların haberleştirilmesi öncesinde ve sırasında, bu iddialar ile ilgili olarak şikâyetçinin görüşünün alınması konusunda bir çaba gösterildiğini ortaya koyan hiçbir veri bulunmadığı gibi, yazıların içeriğinden de böyle bir amacın güdülmediği anlaşılmaktadır.

Nihayet, şikâyet konusu yazılarda özellikle şikayetçi hakkında kullanılan üslup incelendiğinde, sözgelimi 25.07.2011 tarihi yazıda kullanılan “Ama Doktor İdris Özdemir`in bir başka özelliği vardı doktorluğunun yanında. Sürekli olarak kafası ticarete çalışırdı.
Hatta pek çok kişi onun doktorluktan başka her işi yaptığını söylerdi. Özellikle gayrimenkule çok ama çok meraklıydı. Sürekli gayrimenkul alırdı. Hele hele kelepir bir gayrimenkul düştü mü, Doktor İdris Özdemir mutlaka o gayrimenkulü satın alırdı. Ekonomik olarak sıkışanların gayrimenkullerini almak için de büyük çaba harcar İdris Özdemir”
şeklindeki ifadelerle ortaya konulan üslup ve anlatım dilinin,  haber verme amacının tamamen dışında ve doğrudan şikâyetçinin onur, şeref ve saygınlığını rencide etmeyi ve onu kamuoyu nezdinde küçük düşürmeyi hedef alan bir mahiyet taşıdığı tespit edilmektedir ki, bu durumun basının haber verme hakkı kapsamında himaye görmeyeceği aşikârdır.

Tüm bu verilerin ışığında, Bizim Kocaeli Gazetesi ve www.bizimkocaeli.com internet sitesinde 25.07.2011 tarihinde yayınlanan “Doktor İdris Özdemir Hakkında korkunç İddia” ve 27.07.2011 tarihinde yayınlanan “Doktor İdris Özdemir hakkında Korkunç İddialar Devam Ediyor” başlıklı yazılar ile Basın Meslek İlkeleri’nin,

–          “kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

 

–          “Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz” şeklindeki beşinci,

 

–          “Soruşturulması gazetecilik olanakları içerisinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı ve

–          “Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci

 

Maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

Yukarıda arz olunan gerekçeler çerçevesinde, Basın Meslek İlkeleri’nin 4. 5., 6.  ve 12. Maddelerini ihlal eden Bizim Kocaeli Gazetesi ve www.bizimkocaeli.com internet sitesinin “kınanmasına” oybirliği ile karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/34-35)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

Basın Konseyi, Gaziantep Hakimiyet Gazetesi Köşe Yazarı Murat Güreş’in Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Taha Orhan vekili Av. Neşe Ay Benli’nin Gaziantep Hakimiyet Gazetesi köşe yazarı Murat Güreş tarafından müteaddit tarihlerde ( 14.03.2011, 15.03.2011, 01.06.2011, 04.06.2011) kaleme alınan köşe yazılarıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Taha Orhan

                                                       Vekili Av. Neşe Ay Benli

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Murat Güreş

                                                          Gaziantep Hakimiyet Gazetesi Köşe Yazarı

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Taha Orhan ve Taha ORHAN Planlama Müh. İnş. Enerji ve Turizm A.Ş. Vekili Av. Neşe Ay Benli, 10.06.2011 tarihinde Basın Konseyi’ne başvurarak, Gaziantep Hakimiyet Gazetesi köşe yazarı Murat Güreş tarafından kaleme alınan müteaddit köşe yazılarında, dayanaksız bazı usulsüzlük iddiaları ve yakışıksız ithamlarda bulunulmak suretiyle, müvekkilinin kişiliğine, yaşantısına ve mesleki şeref ve haysiyetine saldırıda bulunulduğunu ve bu nedenle söz konusu yazılar ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikayet konusu çok sayıdaki köşe yazıları incelendiğinde, o dönemde Gaziantep’te yayın yapan yerel bir süreli yayın olan Gaziantep Hakimiyet Gazetesi’nin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de üstlenmiş olan köşe yazarının, tüm bu köşe yazılarında spesifik olarak şikayetçi Taha Orhan’ın şahsını hedef aldığı ve köşe yazılarını Taha Orhan’ın mesleki ve kişisel faaliyetleri üzerine inşa ettiği görülmektedir.

Bu köşe yazılarının içeriğine geçmeden önce belirtmek gerekir ki, Basın konseyi Sözleşmesi’nin 12. Maddesi uyarınca, şikayet başvuruları, ancak başvuru öncesindeki 2 aylık süreyi kapsayabilir. Bu nedenle, şikayetçi tarafından başvurusunda yer verilen ve kendisine yönelen haksız birer saldırı niteliğini taşıdığı ileri sürülen köşe yazılarından 18.03.2010, 19.03.2010, 23.03.2010, 21.02.2011 ve 23.02.2011 tarihli köşe yazıları, şikayet tarihinden 2 aydan önceki bir tarihte yayınlandıkları için, bu köşe yazıları tarafımızdan değerlendirme kapsamına alınması mümkün olmamıştır.

Murat Güreş’in değerlendirme kapsamında irdelediğimiz ilk köşe yazısı olan 14.03.2011 tarihli “İte Bak, Yattığı Yere Bak” isimli köşe yazısında şu ifadelere yer verilmiştir. ” Paha Bey; 30 santimetrelik bir cetvelle, kentlerin kaderini belirleyerek kesesini doldurduğunu yazmamdan çok rahatsız olmuş…
Rantı beraber bölüştüğü dostları, “al kızı ver papazı” masa arkadaşları veya ofisindeki yandan tutması ile şahsıma dair derin bir düşmanlık beslediklerini duyuyorum…

Haşmetmeapları; Beni Gaziantep kamuoyuna rencide etmek için hazırladığı tam sayfa reklamları parası karşılığında yayınlatmak üzere, yerel gazetelerdeki dostlarımıza göndermiş.
Ancak sağ olsunlar Paha Efendi’nin yüzüne tükürür gibi cevap vererek “para karşılığında böyle bir reklamı” daha doğrusu şahsiyetsizlik metnini yayınlayamayacaklarını söylemişler.
Paha’nın kirli parasına, sığ aklına, sığıntılığına alet olmamışlar.
Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum…

Kafası, çuvalla beleş para kazanmaktan başka bir işe çalışmayan bu akıl fukarası, medyayı satın alacağını zannetmiş. Adam ulusal salak olduğu için benim meslektaşlarımın (bazı müsveddeler hariç) haramiyi izinden, şahsiyetsizi gözünden tanıdığını hesaba katamamış…

Adam medyayı, Kıbrıs’taki masalarda bıraktığı pas parasıyla satın alacağını düşünebilecek kadar cahil, ne oldum delisi, sonradan görme olduğundan ne yapacağını bilemez hale gelmiş.
Bunun adı resmen itlik…
Neden mi?
Bizde gösterişli çapsızlara “ite bak yattığı yere bak” derler.
Olmadı mı, “İtin aklı eksiği, baklavadan pay umarmış” derler.
Dahası mı, “İtin boynuna para asmışlar hoş geldin it efendi demişler” derler.
Yetmedi mi, “Uyuz itte, azılı diş ne arar (kibarlaştırdım)” derler…
Başka mı, “İt bizim it, çulu değişmiş” derler…

“İtle dalaşacağına, çalıyı dolan” yok dedim.
Akılsız iti, yol kocatır Paha Efendi…

Kaderini kendisi belirleyemeyen asla özgür olamaz.
“Garip itin kuyruğu, bacağının arasında gerek”tir.
Aslolan ahlaktır, erdemdir…
“İt kağnının gölgesine yatmış, ne büyük gölgem var demiş” bilir misin?
Paha kardeş:
Bak; para, paha, pey gelir geçer…
Adam olursan sana “peh” derler…
Atalarımız ne demiş:
“Ağır taşla batman döverler,
Hafif taşla kıç silerler…”
Daha ben sana ne söyleyeyim Paha…”

 

Bu yazı, ele alındığında köşe yazarı Murat Güreş ile yazının hedef aldığı kişi olan şikayetçi Taha Orhan arasında geçmişten gelen ve köşe yazıları yoluyla sürdürülen bir husumetin bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Nitekim Taha Orhan, bu geçmişteki köşe yazılarına karşı da yasal yollara başvurmuş ancak yukarıda metni verilen ve tamamen kendi kişiliğini hedef alan 14.03.2011 tarihli yukarıdaki yazının hemen ardından ise, bu kez 15.03.2011 tarihinde gazetelerde tam sayfa ilanlar vererek, bu yazılara karşı kendini savunma ihtiyacı hissetmiştir. Bu ilanların yayınlanmasından sonra Murat Güreş’in köşe yazılarını daha artan bir sıklıkla Taha Orhan’a ayırdığı ve durumun giderek daha yakışıksız bir hal aldığı görülmektedir.

Bu kapsamda, Murat Güreş’in sözgelimi 15.03.2011 tarihli “Acınacak Adamlar” başlıklı köşe yazısında doğrudan Taha Orhan’ı hedef alarak, “Ulan Paha sen neymişsin! Sana “hafifsin” dedim ama harbiden Antep tabiriyle hakikaten yuhanın tekiymişsin” şeklinde başlayan ve aynı minvalde devam eden ifadeler kullandığı, ardından 01.06.2011 tarihli “Taharri” başlıklı yazısında ise yine Taha Orhan’ı kastetmek suretiyle, ” Adını anmaktan bile artık imtina ettiğim, kolay yoldan elde ettiği serveti ile beni bitirmeyi kafasına koyduğunu sağda-solda anlatan o zavallıya düzdüğüm methiyeyi (!) bir kez daha, hemde taksitini daha bitiremediğim yemek masasında okudum….. Sonra sokakta görsem tanımayacağım bu herifin o esnada ne yaptığını düşündüm. Acaba o sırada kendisi Dikmen’de 17. kattaki ofisinde mi idi. Yoksa bitişiğindeki önemli komşusuna aldığı ama 29.999 lirasını ödemediği mobilyalar nedeniyle, kapısına gelecek haciz kâğıdını mı bekliyordu…..”  şeklinde ifadeler kullandığı tespit edilmektedir. Murat Güreş’in Taha Orhan’a yönelttiği alaycı ifadeler,  04.06.2011köşe yazısının tamamında da benzer şekilde yer almış bulunmaktadır.

Şikayetçi Taha Orhan vekili Av. Neşe Ay Benli,  yukarıda örnekleri verilen tüm bu köşe yazılarında doğrudan müvekkilinin kişiliğini ve mesleki itibar ve haysiyetini hedef alan bu  ifadeler ile, müvekkiline yakışıksız takma isimler takıldığını, müvekkili hakkında öne sürülen yersiz ve asılsız rüşvet ve usulsüzlük iddialarının neredeyse her yazıda tekrarlandığı, köşe yazılarında doğrudan müvekkiline hitap edildiğini ve son derece düşük ve seviyesiz bir üslup kullanıldığı gerekçeleriyle, söz konusu köşe yazıları ile Basın Meslek İlkeleri’nin;

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

 

“Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu yapılamaz” şeklindeki beşinci,

 

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

 

“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu,

 

“Gazeteci kaynaklarının gizliliğini korur. Kaynağın kamuoyunu kişisel, siyasal, ekonomik vb. nedenlerle yanıltmayı amaçladığı haller bunun dışındadır” şeklindeki on birinci,

 

“Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci ve

“Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı

Maddelerini ihlal edildiğini ileri sürerek, köşe yazarı Murat güreş hakkında “kınama” kararı verilmesi talebinde bulunmuştur.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Hakimiyet Gazetesi Köşe Yazarı Murat Güreş’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 22 Haziran 2011 tarihinde, 0342 323 63 81 No’lu faksa gönderilmiş, mektubun teslim alındığı bilgisi Zahide Yalçın olarak bildirilmiştir. Daha sonra, Basın Konseyi’ni arayarak, kendisi hakkındaki şikayetle ilgili ayrıntılı yanıtlarını sunmak için süre isteyen Murat Güreş, önce e-posta yoluyla yanıtlarını gönderdiğini ileri sürmüş ancak bu yanıtların elimize ulaşmaması üzerine yanıtlarını kargoyla göndermesi yönündeki talebimizi kabul etmiş olmasına ve yerine getirilmiş olduğunu ileri sürmesine karşın, bu yanıtlar bir türlü Genel sekreterliğimize ulaşmamıştır. Bu nedenle,  Yüksek Kurul Toplantısının aciliyeti de göz önüne alınarak, söz konusu yanıtların daha fazla beklenmeden, Genel Sekreterlik görüşü oluşturulmuştur.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 3 Ağustos 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu köşe yazıları bir bütün olarak ele alındığında, Gaziantep Hakimiyet Gazetesi köşe yazarı Murat Güreş’in – değerlendirmeye alınan – tüm köşe yazılarında, şikayetçi Taha Orhan’ın gerek kişiliğini gerekse usulsüz girişimlerde bulunduğunu ileri sürdüğü mesleki faaliyetlerini konu aldığı görülmektedir. Bu niteliği ile mevcut köşe yazıları, Murat Güreş ile Taha Orhan arasında geçmişe dayanan ve kaynağı bilinmeyen kişisel bir husumetin var olduğu izlenimini yaratmakta ve bu husumetin Murat Güreş tarafından köşe yazıları üzerinde yürütüldüğü şeklinde bir algının oluşması sonucunu ortaya çıkarmaktadır.

 

Bu algıdan bağımsız olarak, Murat Güreş tarafından Gaziantep Hâkimiyet Gazetesi’nde yayınlanan bu köşe yazılarını, haber verme hakkı açısından değerlendirdiğimizde ise, haber verme hakkının sınırlarının tespit edilmesine ilişkin olarak benimsenen ve Basın Konseyi Yüksek Kurulu kararlarında sürekli yinelenen (kamu yararı ve kamusal ilgi – gerçeklik – güncellik – konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık şeklindeki) evrensel ölçütlerinin, şikâyete konu somut köşe yazılarında hiçbir şekilde sağlanmamış olduğu tespit edilebilir.

Gerçekten, Murat Güreş’in şikâyete konu köşe yazıları irdelendiğinde, bu yazılarda, kamuoyunun bilgilenme hakkının yerine getirilmesini sağlamaya yönelik bir haber verme maksadından ziyade, bizzat muhatap aldığı ve hitapta bulunduğu şikayetçi Taha Orhan’ın gerek kişiliğine herekse mesleki girişimlerine yönelik alaylı bir üslup kullanarak, muhatabını aşağılama maksadı çerçevesinde hareket ettiği görülmektedir. Benzer şekilde, Taha Orhan’ın mesleki faaliyetlerine yönelik iddialar, hiçbir şekilde bir bilgi ve belgeye dayanılarak hazırlanmamış ve iddialar yöneltilen kişiye bu iddialara karşı diyecekleri sorulmamış, kendisini ifade etme imkânı tanınmamıştır.

Tüm bu verilerin ışığında, Gaziantep Hakimiyet Gazetesi köşe yazarı Murat Güreş tarafından kaleme alınan köşe yazılarının, Basın Meslek İlkeleri’nin,

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez.” şeklindeki onuncu,

“Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci maddelerini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

Yukarıda arz ve izah olunan gerekçeler karşısında, Basın Meslek İlkeleri’nin dördüncü, altıncı, onuncu ve on ikinci maddelerini ihlal eden Gaziantep Hakimiyet Gazetesi yazarı Murat Güreş’in “kınanmasına” oybirliğiyle karar verilmiştir.

 

 

(Karar No: 2011/30)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi, Haber Türk Gazetesi Köşe Yazarı Güntay Şimşek’in Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Azerbaycan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği’nin Haber Türk Gazetesi köşe yazarı Güntay Şimşek tarafından kaleme alınan, 15.06.2011 tarihli “Tek millet iki devlet ve İngiliz hukuku” ve 16.06.2011 tarihli “Azeri görünümlü İngilizler” başlıklı köşe yazılarıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Azerbaycan Cumhuriyeti

                                                 Ankara Büyükelçiliği

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Güntay Şimşek

                                                 Haber Türk Gazetesi Köşe Yazarı

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Azerbaycan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği, 23.06.2011 tarihinde Basın Konseyi’ne başvurarak, Haber Türk Gazetesi köşe yazarı Güntay Şimşek’in,  Haber Türk Gazetesi’nin 15.06.2011 tarihli nüshasında yer alan “Tek millet iki devlet ve İngiliz hukuku” ve yine aynı gazetenin 16.06.2011 tarihli nüshasında yayınlanan “Azeri görünümlü İngilizler” başlıklı köşe yazılarının, Azerbaycan halkına ve yönetimine karşı eleştiri sınırlarını aşan, küçük düşüren, aşağılayan, apaçık hakaret ve iftira niteliği taşıyan yazılar olduğunu ve bu nedenle söz konusu yazılar ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu köşe yazıları incelendiğinde, ilk olarak 15.06.2011 tarihli “Tek millet iki devlet ve İngiliz hukuku” başlıklı köşe yazısında, Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi (SOCAR) Başkanı Rövneg Abdullayev’in Nabucco projesi ile ilgili değerlendirmelerinin eleştirildiği görülmektedir. Güntay Şimşek, bu projeye destek vermek niyetinde olmadığını söyleyen SOCAR başkanını bu açıklaması ile ilgili olarak, “Çok iyi yapmış, Taze ülkenin bürokratı ancak İngiliz kafasıyla konuşur” ifadelerini kullanmıştır. Yazının devamında ise, “Nabucco’ya destek vermeyen SOCAR Başkanı, Türkiye ve Azerbaycan arasında 29 Nisan tarihinde planlanan transit gaz anlaşmasının imzalanamamasını çok güzel izah etmiş. Ben daha önce, “Azerbaycan, İngilizlerin kucağına oturmuş” demiştim, kızmışlardı. Gerekçesi şu: “Anlaşma metni Türk hukukuna göre mi yoksa İngiliz hukukuna göre mi olacak?” bu konuda anlaşılamamış. Daha doğrusu Azeri kardeşlerimiz İngilizlerin arkadan bastırmalarıyla Türk hukukunu kabul etmemişler. “Tek millet, iki devlet” ama arada İngiliz hukuku olsun istemişler. Azeri hukuku deseler anlayacağım da neden bu kadar İngiliz sevgisi? Petrol ve doğal gazdan başka ne verdiniz İngilizlere?” şeklindeki ifadelerde bulunmuştur.

Güntay Şimşek’in 16.06.2011 tarihinde yayınlanan “Azeri görünümlü İngilizler” başlıklı yazısında ise, kendisinin petrol ve doğal gaz boru hatlarına ilişkin önceki yazılarına Azeri kardeşlerimizden tepkiler geldiğini, fakat kendisinin Azerbaycan Devleti’ne hükmeden şahsiyetlerin, Hazar Bölgesi enerji havzaları üzerinde yaptıklarını gördüğünden, kem sözleri Azeri halkına değil, onlara (Azerbaycan Devleti’ne hükmeden şahsiyetlere) yazdığını, çünkü Azerbaycan’daki totaliter yapının, enerji rezervlerinin kime neler karşılığında ve neden verildiğini sorgulamaya izin vermediğini, Azerilerin de bu konuları tartışamadığını ifade etmiştir. Yazının devamında ise şu ifadelere yer verilmiştir. “Azerbaycan Devleti, petrol ve gaz kaynaklarını yöneten operatör şirketleri oluşturan yabancıların kontrolüne girmiş durumda. Onlardan habersiz bir şey yapmıyor, yapamıyor veya yapma ihtimali olduğunda da işine gelmiyorsa toplu onlara atıyor. Türkiye-Azerbaycan arasında imzalanma aşamasına geldiği halde Azerbaycan tarafının İngiliz hukukunu bahane ederek masadan kalktığı transit gaz anlaşması bunlardan biridir. Bitmiyor ki…Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Hattı’nda (BTC) Türkiye’nin uğradığı zararları gidermek istemeyen Azerbaycan, İngilizleri öne sürüyor. Ya da gerçekten her şeyi onlara teslim etmiş durumdalar. Aslında bunu kendileri de itiraf ediyor, ama British Petrol (BP) gibi firmaların arkasına sığınarak yapıyorlar. Bu durumda Türkiye’de BP’nin Türk hukukuna göre nasıl rahat çalıştığının sorgulanması gerekmez mi?”…

Aynı köşe yazısının “Totaliter rejime tek boru yakışır” alt başlıklı ikinci bölümünde ise özetle şu ifadelere yer verilmiştir: “Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi SOCAR’ın Başkanı Rövneg Abdullayev, 29 Nisan tarihinde planlanan transit gaz anlaşmasının imzalanmama gerekçesinin “anlaşma metninin” Türk hukukuna göre mi, yoksa İngiliz hukukuna göre mi olacağı tartışmasından kaynaklandığını bizzat açıklamıştı. Ben de bu konuyu ele alıp eleştirimi yapınca bir Azeri yetkili aradı, konuştuk. İngiliz hukukunu Azerbaycan’daki operatör şirketlerin istediğini söyledi. Çünkü Türk hukukunu bilmiyorlarmış. Dün yazdıklarımı bir nevi teyit etti. Böyle olduğunu bildiğimden “İngilizlere bu teslimiyet niye?” diye sordum…İyi de BP veya İngilizlerin oyununa neden gelelim? Azeriler, yıllardır Türkiye’de iş yapan BP yetkililerinin Türk hukukunu bilmediğine nasıl inanıyor? BP’nin operatörü olduğu BTC, Türkiye’den geçmiyor mu? O halde, Nabucco Doğalgaz Boru Hattı’na Azerbaycan’ın destek vermeme gerekçesi İngiliz kuklalığıdır. İngilizler (BP), Norveçliler (Statoil) ve diğer ortaklar Azerbaycan’ın enerji kaynakları üzerinde karar alıyor, Abdullayev’i de maşa olarak kullanıyorlar. Özeti bu…

Ayrıca Türkiye’nin de gelişmeler ışığında Nabucco’ya asılması anlamlı değil. Çünkü Avrupa nükleer santralleri kapatmaya başladığı an elektriği neden üretecek? En fazla ihtiyaç duyacağı kaynak doğalgaz. Bu durumda onlar alternatif gaz ve boru hattı için uğraşmak zorunda.

İngiliz gölgesine sığınmış Azeri yetkililer de ellerindeki gazın, petrolün piyasa şartlarında değerini bulabilmesi, tüketim noktalarına ulaşabilmesi için Nabucco gibi alternatif boru hatlarına ihtiyaçları var. Boru hatları yarın Azerbaycan’ın ve diğer ülkelerin özgürlüğü anlamına da gelecektir. Eğer Azeriler totaliter bir rejimle devam edeceklerse, siyaset gibi boru hatlarını da çeşitlendirmelerinin bir anlamı yok.”

 

Şikayetçi Azerbaycan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği, bu ifadelerin Azerbaycan halkına ve yönetimine karşı eleştiri sınırlarını aşan, küçük düşüren, aşağılayan, apaçık hakaret ve iftira niteliğini taşıdığı gerekçesiyle, söz konusu köşe yazıları ile Basın Meslek İlkeleri’nin;

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

Maddelerini ihlal edildiğini ileri sürerek, bu köşe yazıları hakkında gerekli yaptırımın uygulanması başvurusunda bulunmuştur.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Haber Türk Gazetesi Köşe Yazarı Güntay Şimşek’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 22 Temmuz 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Halil Batmaz olarak bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 3 Ağustos 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyete konu köşe yazıları irdelendiğinde, bu her iki köşe yazısında da, esas itibarıyla, Azerbaycan devletinin özellikle petrol ve doğal gaz boru hatlarına ilişkin olarak yürüttüğü politikaların eleştirildiği görülmektedir.

Bu bağlamda, Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi (SOCAR) Başkanı Rövneg Abdullayev’in Türkiye’nin de dâhil olduğu bir uluslar arası proje olan Nabucco projesine destek vermeyecekleri şeklindeki beyanları eleştirilerek, Azerbaycan devletinin enerji politikaları konusunda bağımsız bir devlet gibi değil, aksine İngiltere’ye bağımlı bir devlet gibi hareket ettiği ileri sürülmektedir. Azerbaycan hükümetinin yürüttüğü bu politikalarla yabancı bir devlet olan İngiltere’nin güdümünde hareket ettiğini ileri süren yazar, bu iddialarına kaynak olarak ise, 29 Nisan tarihinde imzalanması gereken transit gaz anlaşmasının, bu anlaşmada Türk hukukunun mu yoksa İngiliz hukukunun mu uygulanacağı noktasında bir uzlaşma sağlanamaması nedeniyle imzalanamamış olmasını göstermektedir.

Her iki köşe yazısında kullanılan ifadeleri, Basın Meslek İlkeleri yönünden ele aldığımızda, gazetecinin haber verme hakkının ile haberde eleştirilen gerçek ve tüzel kişilerin kişilik hakları ve kurumsal itibarlarının bir denge çerçevesinde korunması açısından, bu konuda belirlenmiş olan evrensel standartlara/ölçütlere uyulup uyulmadığının belirlenmesi gerekir.

Bu standartlardan/ölçütlerden ilki, basın araçları tarafından açıklanan olayın, kişilere zarar verse dahi bir haber niteliği taşıması ya da daha açık bir deyişle, bu olayın kamuoyuna duyurulmasında bir „kamu yararı ve kamusal ilgi“nin bulunmasıdır. Diğer bir ölçüt ise bu haberin ilgili yayının, haberdeki olayların gerçekleştiği dönemde yapılması gerekliliğini ifade eden „güncellik“ ölçütüdür. Bir diğer ölçüt ise, haberde yeralan bilgilerin ve açıklamaların „gerçeğe uygunluğu“dur. Ancak Yargıtay uygulamasında da (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 21.03.1980 ve 1302/3719 sayılı temel içtihadı) benimsendiği üzere, burada aranan husus mutlak bir gerçeklik değil, ancak görünüşte gerçekliktir. Diğer bir ifadeyle, yapılan haberin gerçekliği, yayının yapıldığı sırada olayın beliriş şekline uygunluk anlamına gelmektedir. Nihayet, haber verme/eleştirme hakkı ile kişilik hakkı arasındaki sınırın belirlenmesinde yararlanılan son ölçüt ise, yapılan „haberin konusu ile o haberde kullanılan ifade biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın bulunması“dır (Bkz. Çetin ÖZEK, Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına, Alfa Yayınları, 1999, İstanbul, s. 265).

Somut olayda yayınlanan her iki köşe yazısını, bu unsurlar açısından ele aldığımızda,  „kamu yararı ve kamusal ilgi, „güncellik“ ve „görünüşte gerçeklik“ kriterlerini taşıdığı konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. Bununla birlikte, bu köşe yazılarının „konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık„ diğer bir ifadeyle haberin veriliş biçimi açısından sorunlu olduğunu ifade etmek gerekir. Gerçekten, kuşkusuz ki, bir ekonomi ve/veya dış politika yazarının, Türkiye’nin uluslararası menfaatlerini çok yakından ilgilendiren petrol ve doğal gaz anlaşamaları gibi bir konuda azerbaycan devletinin izlediği politikalara katılmamak ve bu politikaları eleştirmek hakkı vardır. Ancak, bu eleştiriyi yaparken, kullanmış olduğı „Azerbaycan, İngilizlerin kucağına oturmuş“, „Azeri kardeşlerimiz İngilizlerin arkadan bastırmalarıyla Türk hukukunu kabul etmemişler” Nabucco Doğalgaz Boru Hattı’na Azerbaycan’ın destek vermeme gerekçesi İngiliz kuklalığıdır”, İngilizler (BP), Norveçliler (Statoil) ve diğer ortaklar Azerbaycan’ın enerji kaynakları üzerinde karar alıyor, Abdullayev’i de maşa olarak kullanıyorlar” benzeri ifadeler açık bir şekilde hedef aldığı Azerbaycan devletinin manevi şahsiyetini tahkir eden, aşağılayan ve onu adeta İngiltere’nin bir sömürgesi gibi gösteren ifadelerdir. Bu itibarla,  bu köşe yazılarının konusu ile, köşe yazılarında kullanılan ifadeler arasında doğrudan bir bağlılık/zorunluluk ilişkisi bulunmadığı gibi, bu ifadeler, muhatap aldığı tüzel kişiliği doğrudan aşağılamaya ve küçük düşürmeye yönelik olduğu için, haber verme hakkı kapsamında himaye görmesi de beklenemez. Kaldı ki, bu köşe yazılarında yer alan iddialar haberleştirilirken, muhatap Azerbaycan devletinin Türkiye’deki yasal temsilcilerinden hiçbir şekilde bilgi ve görüş alınmamış ve bu iddialara karşı onların vereceklerin yanıtların araştırılması ve sonrasında kamuoyu ile paylaşılması gibi bir yola gidilmemiştir.

Bu nedenle, söz konusu köşe yazıları ile. Basın Meslek İlkeleri’nin;

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı maddelerinin ihlal edildiği kanaatine ulaşılmıştır.

 

Yukarıda arz olunan gerekçeler çerçevesinde, Basın Meslek İlkeleri’nin 4. ve 6. Maddelerini ihlal eden Haber Türk Gazetesi köşe yazarı Güntay Şimşek’in  “kınanmasına” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/29)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-