,

Basın Konseyi, Sözcü Gazetesi Hakkındaki Şikâyetin Yersizliğine Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi, Sözcü Gazetesi’nde, 30 Ağustos 2012 tarihinde; “Atatürk Bugünleri 89 Yıl Önce Görmüştü”  başlığıyla yayınlanan haberle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                        : Mehmet Arif Demirer
ŞİKÂYET EDİLEN            : Sözcü Gazetesi

ŞİKÂYETİN KONUSU      : Mehmet Arif Demirer Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 01.09.2012 tarihli yazılı şikâyet başvurusunda, Sözcü Gazetesi’nde, 30.08. 2012 tarihinde yayınlanmış olan “Atatürk Bugünleri 89 Yıl Önce Görmüştü” başlıklı haber ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu haber, Sözcü Gazetesi’nin 30.08.2012 tarihli nüshasının ilk sayfasında “Atatürk Bugünleri 89 Yıl Önce Görmüştü” manşetiyle yayınlanmış ve haberin detaylarına ise gazetenin 6. sayfasında “Suriye’de yaşanan olayları 89 yıl önce tahmin etmişti” başlığıyla yer verilmiştir.

“Suriye’de yaşanan olayları 89 yıl önce tahmin etmişti” başlığıyla yayımlanan bu haberde özetle şu ifadelere yer verilmiştir:

(Atatürk’ün 1923 yılında Amerikalı Gazeteci Isaac F. Marcosson’la yaptığı röportajdan)

“Bir gün, cihan harbinden sonra Ortadoğu’da kurulan suni devletlerin halkları ayaklanacaktır.

O gün geldiğinde, yeni kurduğumuz cumhuriyetimizin yöneticileri, bu halkların değil emperyalist güçlerin yanında yer alırsa aynı akıbete kendileri uğrayacaktır…

Ve Kurtuluş Savaşı’nda yedi düvele haddini bildiren Türk Halkı onlarında hakkından gelecektir…”

Bugün yaşananlar Atatürk’ün 89 yıl önce yaptığı bu açıklamanın ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Çankaya’da gerçekleşen röportajda Atatürk, “Yeni Türkiye’nin ilk ve en önemli düşüncesi siyasal değil, ekonomiktir. Biz dünya üretiminin de bir parçası olmak istiyoruz” dedi…

Bu haber üzerine Basın Konseyi’ne başvuran şikâyetçi, haberin kendi yazdığı “Lozan’da Petrol Kavgası” adlı kitabından alıntı yapıldığını

ileri sürerek Basın Meslek İlkeleri’nin 16. maddesinin ihlal edildiğini belirtmiş ve gerekli işlemin yapılmasını istemiştir.

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Mehmet Arif Demirer şikayet başvurusuna ilişkin olarak 09.09.2012 tarihinde Genel Sekreterliğimize gönderdiği yanıtında, Sözcü Gazetesinin acemice ve uydurulmuş alıntı haber yaptığını, gazeteye ve gazete yetkililerine dostça yaptığı uyarılara herhangi bir karşılık verilmediğini ve “Sözcü Gazetesi’nin özür beyanı yayınlamalarıyla birlikte bu düzeltme ve uyarının kendisinden geldiğini belirtmelerine” yer verilmesi durumunda uzlaşmak istediğini ifade etmiştir.

Sözcü Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Metin Yılmaz’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 7 Eylül 2012 tarihinde, 0212 471 22 30 No’lu faksa gönderilmiş, mektubun teslim alındığı bilgisi Gamze Kaya tarafından bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 3 Ekim 2012 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikayetçi Mehmet Arif Demirer, Sözcü Gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’ün Mustafa Kemal Atatürk’ün 13 Temmuz 1923 de Ankara’da Amerikalı Gazeteci Isaac F. Marcosson ile yaptığı bir söyleşiden alıntı yaparak adı geçen gazetenin 30 Ağustos 2012 günkü sayısında birinci sayfada “Atatürk Bugünleri 89 Yıl Önce Görmüştü” manşeti altında, Suriye’de yaşanan olaylar 89 yıl önce tahmin ettiğini ve “Bir gün, Ortadoğu’daki suni devletlerin halkları ayaklanacak. O gün Cumhuriyetimizin yöneticileri, bu halkların değil emperyalist güçlerin yanında yer alırsa aynı akıbete kendileri uğrayacak” dediğini, başlığın altındaki haberde de Mustafa Kemal’in bugün yaşananları 89 yıl önce görerek dünya üretiminin de tüketiminin de bir parçası olduğumuzu söylediğini yazdığını belirtmiştir.

Şikayetçi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözlerinin uzun süre gizli kaldığını iddia ederek, kendisinin yazıp yayınladığı “Lozan’da  Petrol Kavgası-Amerikalı Chester’in yapamadığını ATATÜRK’ün Çetinkayası yaptı” sözlerinin söyleşide yer almadığını ileri sürmektedir.

Şikayetçi ayrıca (2010) kitabında bu sözleri ayrıntılı bir şekilde işlediğini belirterek, haberde tırnak içinde verilen “o tarihte ne Cumhuriyet vardı, ne de suni devletler” görüşünde ısrarlı olmuş, açıklamasının Sözcü Gazetesinde kendi adı ile yayınlanmasında ısrar etmiştir.

Oysa, gazete ve haberi yazan gazetecinin bu “rica”sına yer ve yanıt vermedikleri için Genel Sekreterliğe başvuran Mehmet Arif Demirer’in de belirttiği Gazi Mustafa Kemal’in Amerikalı gazeteci ile Çankaya’da yaptığı söz konusu görüşmedeki sözleri sadece kendisinin Lozan’da Petrol Kavgası adlı kitabında çıkmamıştır.

Kaynak Yayınevinin yayınladığı  “Atatürk’ün Bütün Eserleri” adlı dizinin cilt 16’sında da bu konuşmaya yer verilmiştir. Her ne kadar Mustafa Kemal belirtilen 13 Temmuz 1923 tarihinde Cumhurbaşkanlığı makamında değilse de, o tarihten dört ay sonra 29 Ekim 1923 de Cumhuriyet ilan edilecek ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Gaziyi Cumhurbaşkanı seçecektir.

Bir günlük siyasi gazetenin 30 Ağustos gibi bir Bayram gününde söz konusu sözlere aynen olmasa da haberleştirerek sayfalarında yer vermesi sırasında o sözlerden mealen de bahsetmesinde Basın Meslek İlkelerine göre bir ihlal olmadığı gerekçesiyle “şikâyetin yersizliğine” oybirliği ile karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2012/ 34)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

,

Basın Konseyi, Van Haber Gazetesi Hakkındaki Şikâyetin Yersizliğine Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi, Van Haber Gazetesi’nde, 17 Temmuz 2012 tarihinde; “VATSO’DA Neler Oluyor!”  başlığıyla yayınlanan haberle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                        : M. Ayhan Çekiç
                                                  Van Ticaret ve Sanayi Odası (VATSO) Genel Sekreteri         
ŞİKÂYET EDİLEN            : Van Haber Gazetesi

ŞİKÂYETİN KONUSU      : Van Ticaret ve Sanayi Odası (VATSO) Genel Sekreteri M. Ayhan Çekiç Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 20.07.2012 tarihli yazılı şikâyet başvurusunda, Van Haber Gazetesi’nde 17.07.2012 tarihinde İshak Kara imzasıyla yayınlanmış olan “Vatso’da Neler Oluyor!” başlıklı haber ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu haber, Van Haber Gazetesi’nin 17.07.2012 tarihli nüshasının ilk sayfasında “Vatso’da neler Oluyor!” manşetiyle yayınlanmış ve haberin detayları ise gazetenin 3. Sayfasında “Van Ticaret ve Sanayi Odasına İthal Genel Sekreter” başlığıyla yayınlanmıştır.

“Vatso’da Neler Oluyor?” manşetiyle yayınlanan bu haberde özetle şu ifadelere yer verilmiştir:

Van Ticaret ve Sanayi Odasında son aylarda hareketli günler yaşanıyor. İstifa eden Nejdet Takva’dan sonra ardı arkası kesilmeyen istifalarla çalkalanan Van Ticaret ve Sanayi Odası’nın Depremle birlikte ciddi sorunlarla boğuştuğu ve maddi sorunlar içine girdiği öne sürüldü.

Ardı arkası gelmeyen ithal müdürlere bir tarafa kalsın ithal Genel sekretere bir yenisi daha eklendi. Nejdet Takva ile boşalan koltuk için Van Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreter arayışında sona gelindi. 10.500 aslen İstanbul kökenli Emekli deniz subayı Ayhan Çekiç’in getirildiği bildirildi. Öte yandan gözler Kasım ayında yapılması beklenen Van Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde, ancak AB istatistik mesleki sınıflandırma uygulaması nedeniyle Kasımda yapılması planlanan seçimler Şubat 2013’e ertelendi.

Aynı gazetenin 3. Sayfasında “Van Ticaret ve Sanayi Odasına İthal Genel Sekreter” başlığıyla yayınlanan haber içeriğinde ise şu ifadelere yer almaktadır:

Van Ticaret ve Sanayi Odasında son aylarda hareketli günlerini yaşıyor. 15 Martta İstifa eden Nejdet Takva’dan sonra ardı arkası kesilmeyen istifalarla çalkalanan Van Ticaret ve sanayi odası Depremle birlikte ciddi sorunlarla boğuştuğu ve maddi sorunlar içine girdiği öne sürüldü.

Ardı arkası gelmeyen ithal müdürlere bir tarafa kalsın ithal Genel sekretere bir yenisi daha eklendi. Nejdet Takva ile boşalan koltuk için Van Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreter arayışında sona gelindi. 10.500 kayıtlı ve 4 bine yakın faal üyesi bulunan VATSO’ya aslen İstanbul kökenli Emekli deniz subayı  Ayhan Çekiç  getirildiği bildirildi.

Öte yandan gözler Kasım ayında Yapılması beklenen Van Ticaret ve sanayi odası seçimlerinde ancak AB istatistik mesleki sınıflandırma uygulaması nedeniyle Kasımda yapılması planlanan seçimler Şubat 2013’te ertelendi.

Van Ticaret ve Sanayi Odası genel sekreter arayışına İstanbul’dan Vatso genel sekreterliği mülakatını hak kazanan  Daha önceleri özel olarak mülakata tabii tutulduğu öne sürülen Emekli Deniz Subayı Ayhan Çevik atandı ve önceki günde iş başı yaptığı bildirildi.

VATSO yönetimi daha önceler bir duyuru yaparak Van halkına genel sekreter arayışı içinde olduğunu günler öncesinden belirtmiş ve hatta Ulusal ve yerel medya aracılığıyla da duyurmuştu.  Emekli deniz subayının getirilmesi üzerine Van’da yaşayan Vanlı Üniversite mezunları  genel sekreterin dışarıdan
( ithal ) getirilmesinden yakındı tecrübelerinden yararlanılacak olan İstanbul kökenli genel sekreter Vanlılara umut kapısı olacağı söylendi.

Ne yazarsak yazalım. Kimseden de ses çıkmıyor.  1 Ay boyunca Ulusal ve Yerel gazetelere verilen ilan sonucu buysa!  Feryat figan etsek de nafile. Vanlılara sahip çıkan yok. Van’ın tozunu, toprağını, çamurunu çiğneyen, hadi onu da geçtik şu anki  yönetiminde 7 tane Üniversite mezunu barındıran
( VATSO) Ticaret odasında işe girmek için didinen insanlar dururken, Batı’dan gelen onun bunun arkadaşı, akrabası, eşi, dostu insanların ‘işe alınması’ haksızlık değil de ne peki? Yani aşağıda sıralanan şartları taşıyan hiçbir Vanlı yok muydu?

Van Ticaret Ve Sanayi Odası Genel Sekreterlik İş İlanında

Aranan kriterler ise şöyle sıralanmıştı

* T.C. Vatandaşı Olmak

* Kamu haklarından Mahrum olmamak

* Erkek adaylar için askerlikle ilişiği bulunmamak

* Üniversitelerin en az 4 yıllık lisans eğitimi veren; Mühendislik, İktisat, İşletme, Maliye, Hukuk ve Kamu Yönetimi bölümlerinden mezun olmak. Tercihen Master yapmış olmak.

* En az 5 yıl Kamu veya Özel Sektörde iş deneyimi bulunmak

* Her hangi bir suçtan hüküm giymemiş olmak

* Akademik düzeyde İngilizce bilmek.

* Görevini devamlı yapmasına engel olabilecek akıl veya vücut hastalığı bulunmamak. 

Bu haber üzerine Basın Konseyi’ne başvuran şikâyetçi VATSO Genel Sekreteri M. Ayhan Çekiç, bu haberde kendisinin emekli deniz yüzbaşısı ve İstanbul kökenli olduğundan bahisle VATSO’da görev almasının önceden düzenlenmiş temaslar sonucu ve kayırma ile gerçekleştiğinin vurgulandığını, bu niteliği ile haberin Basın Meslek İlkeleri’nin 3., 4. Ve 6. Maddelerine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürmüştür.

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Vatso Genel Sekreteri M. Ayhan Çekiç’in şikâyet başvurusuna karşı Van Haber Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Naif Yaşar tarafından 08.08.2012 tarihinde Basın Konseyi Genel Sekreterliği’ne ayrıntılı bir yanıt gönderilmiştir.

Bu yanıtta, özetle, söz konusu haberin gazetenin yazı işleri müdür İshak Kara tarafından yapıldığı, ancak ilgili haberin daha önce 10.07.2012 tarihli Tarafsız Van Haber isimli internet haber portalında aynı başlık ve yorumlarla yayınlanmış bir haber olduğunu, şikâyetçi VATSO’nun bu internet sitesindeki habere karşı bir tekzip talebi olmadığı için, bu haberin İshak Kara tarafından kaynak olarak kullanıldığını ve alıntı yapıldığını ifade etmiştir.

Haberin gazetelerinde yayınlanmasının ardından VATSO tarafından kendilerine 03.08.2012 tarihinde bir tekzip yazısı gönderildiğini ve bu tekzip yazısının gazetenin 04.08.2012 tarihli nüshasında olduğu gibi yayınlandığı belirtilmiş ve yayınlanan bu tekzip metnine yanıt ekinde yer verilmiştir.

İshak Kara’nın bu haberinin yayınlanmasından sonra aynı haberin birçok internet haber portalında alıntı yapılarak yayınlandığı ve şikâyetçinin ise bu yayınlara karşı tekzip talebinde bulunmadığı belirtilmiştir.

Yanıt yazısının sonunda, yazı işleri müdürü İshak Kara tarafından yanıltıcı bir kaynaktan alıntı yapılarak yanlış bir haber yapıldığı kabul edilmekte ve bu nedenle fark edilen hatanın telafisi için gönderilen tekzip metninin hemen gazetede yayınlandığı ifade edilmiş ve ilgili tekzip metninin yayınlanmasının, hatanın görülmesi ve özür mahiyetinde olduğu ifade edilmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 3 Ekim 2012 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu haber, İshak Kara imzasıyla Van Haber Gazetesi’nde 17.07.2012 tarihinde “Vatso’da Neler Oluyor!” başlığıyla yayınlanmış ve bu haberde Van Ticaret ve Sanayi Odası’nda yaşanan bazı gelişmeler ve özellikle yeni Genel Sekreterin atanması sürecinde yaşananlar okuyucuya aktarılmıştır.

Haber bir bütün olarak irdelendiğinde, haberin esas amacının Van Ticaret ve Sanayi Odası’nın eski Genel Sekreterinin ayrılması ve yeni Genel Sekreterin göreve getirilmesine ilişkin sürecin kamuoyuna aktarılması olduğu, haberde VATSO yönetimine veya yeni atanan Genel Sekreterin şahsına yönelik herhangi bir hakaretamiz, aşağılayıcı, küçük düşürücü ifade kullanılmadığı görülmektedir. Haberde, VATSO’nun yeni Genel Sekreterin emekli bir deniz subayı olması ve Van dışından (İstanbul’dan) gelen bir kişi olması gibi hususlar eleştirel bir üslupla kamuoyuna aktarılmışsa da, buradaki üslup kişiliği değil, gerçekleşen olguyu eleştiren bir nitelik taşıdığı için haber verme hakkının kapsamında yer alan bir durumdur.

Buna rağmen, haberin yayınlandığı Van Haber Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni’nin yanıt yazısında, bu haberin daha önce bir internet haber portalında yayınlandığı ve haberi hazırlayan İshak Kara’nın da önceden yayınlanan haberi alıntılayarak yeni haber yaptığı belirtilmiş; ancak kaynağın yanıltıcı olması nedeniyle yanlış bir haber yapıldığı kabul edilerek, gönderilen tekzip yazısının olduğu gibi yayınlandığı belirtilmiş ve Basın Konseyi’ne özür mahiyetinde bir yanıt yazısı gönderilmiştir.

Haber verme hakkının sınırları içerisinde kalan bir yazıya yönelen bir tekzip/şikâyet başvurusuna karşı, yine de özeleştiri geliştirerek hata yaptığını kabul etmek ve tekzip yazısını olduğu yayınlayarak özür dilemek bir gazetecilik erdemidir ve bu durumda artık bu haberle ilgili olarak Basın Meslek İlkeleri’ne aykırı bir tutum içerisinde olunduğundan söz edebilmek mümkün değildir.

      Bu verilerin ışığında, Van Ticaret ve Sanayi Odası (VATSO) Genel Sekreteri M. Ayhan Çekiç tarafından Van Haber Gazetesi’nde 17.07.2012 tarihinde İshak Kara imzasıyla yayınlanmış olan “Vatso’da Neler Oluyor!” başlıklı haber ile ilgili yapılmış olan başvuruya ilişkin olarak “şikâyetin yersizliğine” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2012/ 33)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

,

Basın Konseyi Yeni Akit Gazetesi Yazarı Ali İhsan Karahasanoğlu’nun Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi, Yeni Akit Gazetesi’nde 6 Ağustos 2012 tarihinde Ali İhsan Karahasanoğlu tarafından kaleme alınan “Şehitlerimizin katili sadece PKK’lılar mı?” başlığıyla yayınlanan yazısıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 İNCELEME BAŞLATAN  : Basın Konseyi

HAKKINDA İNCELEME

BAŞLATILAN                     : Ali İhsan Karahasanoğlu

                                                        Yeni Akit Gazetesi Yazarı

                         

İNCELEMENİN KONUSU           : Yeni Akit Gazetesi’nin 06.08.2012 tarihli nüshasının 4. Sayfasında Ali İhsan Karahasanoğlu tarafından kaleme alınan “Şehitlerimizin katili sadece PKK’lılar mı?” başlıklı köşe yazısında 8 askerimizin şehit olduğu PKK saldırısıyla ilgili olarak, bu cinayetlerden PKK’ya destek verdiklerini iddia ettiği bazı gazeteciler ve bilim adamlarının da sorumlu olduğu iddia edilmiştir.

Yazıda bu gazeteci ve bilim adamlarının bizzat isimleri verilerek hedef gösterilmeleri üzerine Basın Konseyi Sözleşmesi’nin 11/E maddesi uyarınca  bu yazı hakkında re’sen inceleme başlatılmıştır.

Re’sen incelemeye konu olan köşe yazısının tam metni şu şekildedir:

 

Şehidlerimizin katili sadece PKK’lılar mı?

Dün 2 korucu ve 6 asker olmak üzere, 8 şehid daha verdik.
Düşünüyorum da, 8 insanımızı şehid edenler, sadece PKK’lı teröristler mi?
Sadece kurşunu sıkanlar mı, fail..
Bu cinayetlerde, aramızda dolaşan sözde sivil gazetecilerin, düşünürlerin, yazarların hiç katkısı yok mu?-
Bu cinayetlerde, “Yaparsınız siz… Hakkınızdır sizin.. Devlet de çok baskıcı.. Siz hakkınızı arıyorsunuz” türünden moral destek verenlerin, hiç kusuru yok mu?
Mesela, daha iki gün önce, PKK’dan ömür boyu hapse mahkûm edilen bir tutuklunun mektubunu, pişmanlık içeriği ile değil de, sanki bir kahramanı tanıtıyormuş gibi sunan Milliyet’ten Hasan Cemal için, “Bu vahşi saldırıda hiçbir moral desteği yoktur” deme imkanınız var mı?

Teröristbaşı Apo için “Önderimiz” diyen Aysel Tuğluk’lar, Ahmet Türk’ler, Gülten Kışanak’lar, Sabahat Tuncel’lerle halay çeken Ahmet Hakan‘ların, onlarla masada oturup eğlenen Büşra Ersanlı’ların hiç günahı yok mudur?
“İki dilli örnek ülke: Galler” diyerek, Apo’nun avukatı Kerim Yıldız’ın öncülüğünde geziler düzenleyen Ali Bayramoğlu’ların, Ahmet İnsel’lerin, Mithat Sancar’ların, bu asker cenazelerinde, hiç sorumluluğu yok mudur?
İstanbul’da Şehir Tiyatroları’ndaki ballı ekmekleri kesilince kızılca kıyametler kopartan, dün de “Şemdinli, Kamışlı’ya selam duruyor” diye başlık attığı yazısı ile, adeta Türkiye’nin Suriye’ye dönmesini arzuluyormuşcasına, halkı isyana tahrik eden Orhan Alkaya’ların, bu asker şehadetlerinde hiçbir günahı yok mudur?
“Çok vicdanlı çoook. Çok vicdanlı bir Ermeni” diye takdim edilen Hrant’ı tanırsınız. Onun yakın adamı Aydın Engin vardır.. İki gün önce bakın ne yazdı, o Engin: “Bir anı: 1994’de medya patronları (yöneticileri değil, patronları) acilen Ankara’ya çağrıldı. Genelkurmay’daki brifingte tebliğ edildi: Bundan böyle Güneydoğu haberlerinde askerlerimiz şehit düşecek, korucular ölecek, PKK’liler ölü ele geçirilecek…”
Engin, yazısının devamında da “Çatışmalarda 34 PKK’li terörist ölü ele geçirildi, 4 askerimiz şehit düştü” şeklindeki haberleri eleştirip, “Görüyorsunuz savaşta ilk vurulan sadece gerçek değil. Savaşta vicdan da vuruluyor ve kör oluyor…” ifadeleri ile, “PKK’lıların ölü ele geçirildikleri” şeklindeki haberden “vicdansızlık” çıkarması yapıyor..
Şimdi sormamız gerekmez mi, “Askerlerimizin şehid edilmesinde, Engin’in teröristlere verdiği bu desteğin, hiç mi payı yoktur?”
Maya Arakon’un “Neden onlar bunca yıllık Bask sorununu çözdü de biz hala Kürt sorununda gerçekten demokratik bir noktaya varamadık?” diye yazarak, suçu devlette bulan, teröristin hiç kabahati yokmuş gibi sorgulayan yazılarının, asker şehadetlerinde hiç katkısı yok mu?
Nuray Mert’in, “Tarihin hangi noktasında, dünyanın neresinde isyan edenler kusursuz bir yoldan gittiler, isyan ettiklerinin önüne dört dörtlük toplum tasarımları sundular, karşılarındakileri böylece ikna edip evlerine döndüler?” diye yazarak, teröristlerin askerleri katletmesine adeta onay veren yazısının, o hain cinayetlerde hiç mi payı yok?
“PKK’nın Şemdinli’de çok kritik bir hamle yaptığını ve bunun doğru okunmamasının bedelinin çok ağır olabileceğini düşünüyorum. Bu gidişle, şimdilik ‘Arap baharı’ ve Suriye ile kıyaslama yapmak abes kaçabilir ancak yakın bir zamanda bir mecburiyet halini alabilir” diye yazan Ruşen Çakır’ın, bu yazıları ile askerleri katleden PKK’ya fikirsel destek verdiği, apaçık ortada değil mi?
Ve..
Belki bunlar kadar önemli..
Bunların manyetik alanına girerek, “Şemdinli’de neler oluyor” diyerek, Başbakan’ı aklınca sıkıştırmaya kalkışan, Şemdinli’de durup dururken, sanki halka bir operasyon düzenlenmiş gibi örgütün ağzı ile kendi genel başkanına sorular soranların, hiç kusuru yok mu?
Tüm bu anlatılanlarda sergilenen eylemler, yazılan yazılar; PKK’nın silahına, kurşun taşımak değil mi?
Evet soruyorum, “8 şehidin katili, sadece tetiğe basan PKK’lılar mı?”
Yoksa onların yanında, PKK’lılara o kurşunları sağlayanlar.. Silahları verenler.. Sınırı geçmelerini sağlayanlar..
Ve en önemlisi o eylemleri düzenlemeleri için onlara moral destek verenler..
Arkalarını sıvazlayanlar..
Yaptıklarının ‘hak arayışı’ olduğunu söyleyenler..
Nadiren yakalandıklarında, yargılanıp mahkum edilerek cezaevine konulduklarında, onları “kahraman” gibi gösteren tanıtımları yapanlar..
Bunların hepsi, bu cinayetlerden az veya çok sorumlu değil mi?
Terör örgütünün tüm saldırılarının arkasında, “Devlet yakında bizimle masaya oturacak. Gazeteciler bizim lehimize yazıyor. Televizyonlar bizi konuşuyor. Avrupa bizi destekliyor.. Bunun sonu, genel aftır. Biraz daha öldürelim. Devleti biraz daha çaresiz bırakalım” yaklaşımı yatıyor..
Sanıyorlar ki, “Daha çok öldürünce, daha kolay af ilan edilecek.”
Yanılıyorlar..
Sıktıkları her kurşun, ne kadar acımasız olduklarını, ne kadar dış devletlerin oyuncağı olduklarını, ne kadar hain olduklarını ispatlıyor..
Onlarla birlikte, işbirlikçilerinin gerçek yüzü de, böylece ortaya çıkıyor!

 

İNCELEME BAŞLATILANIN YANITI: Basın Konseyi tarafından hakkında re’sen işlem başlatılan Yeni Akit Gazetesi yazarı Ali İhsan Karahasanoğlu tarafından herhangi bir resmi yanıt gönderilmemiş ancak onun yerine yine gazetedeki köşesinden şu aleni yanıt yayınlanmıştır:

 

İLLEGAL BASIN KONSEYİ
İyi de;
Arakan’da zulmün, Suriye’de katliamın, Şemdinli’de çatışmanın sürdüğü böyle bir günde, ben, kalkıp da yarım asırlık bu olayı niye hatırladım?..
Hatırladım, çünkü; bizim için “illegal” olan ve “yasalar önünde hükmî şahsiyeti bulunmayan Basın Konseyi”nden bir yazı geldi.
Yazıda deniliyor ki;
“Akit Gazetesi’nde 6 Ağustos 2012 tarihinde Ali İhsan Karahasanoğlu tarafından ‘Şehidlerimizin katili sadece PKK’lılar mı?’ başlığıyla bazı gazeteci ve yazarları hedef gösteren bir köşe yazısı yayınlanmıştır.
Bu köşe yazısında, ismi geçen gazeteci ve yazarların şehitlerimizin katili olarak işaret edilmesi ve onların açıkça hedef gösterilmesi nedeniyle, köşe yazısının Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiği gerekçesiyle Basın Konseyi Genel Sekreterliği tarafından söz konusu köşe yazısıyla ilgili olarak Re’sen inceleme başlatılmıştır.
Bu çerçevede inceleme konusu köşe yazısına ilişkin görüşlerinizi 13 Ağustos 2012 tarihine kadar Basın Konseyi Genel Sekreterliği’ne bildirmenizi rica ederiz.”
Hep söyledik, yine söyleyelim…
Bu gazetenin çalışanları olan bizler, “Basın Konseyi” denilen bu kuruluşu bugüne kadar tanımadık, bundan sonra da tanımayacağız…
Dolayısıyla;
Böyle bir kuruluşa “görüş” de bildirmeyiz, “savunma” da yapmayız!..
Zira, Basın Konseyi’ni, birçok “yasadışı örgüt” gibi, “illegal” kabul ediyoruz.
“Ceza” mı verecekler, versinler!..
“Kınama” veya “uyarı” mı verecekler, hiç durmasınlar, versinler!..
Ama, “savunma” beklemesinler!..
Onları takan kim?..
Verecekleri karar, umurumuzda değil!..

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 5 Eylül 2012 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır. 

Yeni Akit Gazetesi’nde 6 Ağustos 2012 tarihinde Ali İhsan Karahasanoğlu tarafından ‘Şehidlerimizin katili sadece PKK’lılar mı?’ başlığıyla yayınlanan köşe yazısında bazı gazeteci, yazar ve bilim adamları bizzat isim verilmek suretiyle, şehidlerimizin katili olarak gösterilmişlerdir.

Köşe yazısında ismi verilen bu kişileri açıkça hedef göstermek suretiyle bu kişilerin can güvenliğini tehlikeye atan ve onları her türlü taşkınlık, şiddet ve saldırı eylemine maruz kalmaya açık hale getiren bu yazı çok tipik bir “nefret söylemi” örneğidir. Bugün çağdaş dünyada bu gibi nefret söylemi yazıların kesinlikle haber verme hakkı kapsamında yer almadığı kabul edilmekte ve bu gibi söylemlerin en ağır şekilde cezalandırılması konusunda bir mutabakat bulunmaktadır.

Bu açıdan, Yeni Akit Gazetesi’nin 06.08.2012 tarihli nüshasının yayınlanan “Şehitlerimizin katili sadece PKK’lılar mı?” başlıklı köşe yazısı nedeniyle Basın Meslek İlkeleri’nin 4., 10. Ve 12. Maddelerini ihlal eden yazar Ali İhsan Karahasanoğlu’nun “kınanması”na oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2012/ 32)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

,

Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi Av. Ersü Oktay Huduti'nin Muhalefet Şerhi

(Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun Sabah Gazetesi ve Muhabiri Erhan Öztürk’ün Uyarılmasına İlişkin 2012/28-29-30 Esas Sayılı Kararına İlişkin)

 

 MUHALEFET ŞERHİ

 

Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun 5 Eylül 2012 tarihli ve 10 sayılı toplantısında görüşülen 2012/28-29-30 referans sayılı dosyada çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

 

Somut olayda ihalelere itiraz ederek süreci uzattığı ve bu itirazları geri çekmeyi teklif ederek ihaleye katılan diğer tüzel kişilerden menfaat temin etmeye çalıştığı ileri sürülen şirketlere ilişkin bir haber yapılmıştır. Haberde “Ankaralı bir iş adamı” nın suç duyurusunda bulunacağını belirttiği şirketlerin isimlerine de yer verilmiştir. Haberde ayrıca bu şirketlerden birinin yetkilisi tarafından yapılan açıklamaya da yer verilmiştir.

 

Uyuşmazlıkta şikâyetçi taraf haber yapılırken kendilerinden görüş alınmadığını belirtmektedir. Buna karşılık haberi yapan muhabir de defalarca kez aradığını ancak cevap alamadığını ileri sürmektedir. Basın Konseyi’nin bu iki iddiadan hangisinin gerçeği yansıttığını objektif olarak saptaması mümkün değildir. Bununla birlikte haber içeriği incelendiğinde bahsedilen şirketlerden birinin beyanda bulunduğu ve bu beyanların da haber metninde yer aldığı anlaşılmaktadır.  Kanımca Basın Konseyi’nin kararını verirken değerlendirebileceği tek objektif veri budur ve Basın Konseyi’nin yerleşik uygulamasında önemle üzerinde durduğu, haberle ilgili kişi ve kuruluşların görüşlerinin alınması ilkesine uygun hareket edildiğinin kabulü gerekmektedir.

 

İncelenmesi gereken diğer bir husus da düzeltme ve cevap hakkının kullandırılıp kullandırılmadığıdır. Medya organlarının kitle iletişiminde sahip oldukları güç ve etkiyle diğer kişi ve kurumların kitle iletişim imkânları dikkate alındığında, medya organlarının sahip oldukları imkânlar genelde daha ağır basmaktadır. Bu sebeple medyada yer alan haber ve yorumlara ilişkin olarak kişilerin düzeltme ve cevap hakkını ve dolayısıyla ifade özgürlüklerini en geniş anlamda kullanabilmeleri sağlanmalıdır. Bu durum ayrıca farklı fikirlerin yayılabilmesi ve gerçeğe aykırı yayınlara karşı koyulabilmesi imkânını da sağlar[1].

 

Basın Konseyi’ne düzeltme ve cevap metnini içeren bir belge (mektup, ihtar vb.) sunulmamıştır. Bununla birlikte Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2012/762 Değişik İş sayılı dosyasına ilişkin kararı dosyaya ibraz edilmiş ve kararda da gönderilen düzeltme ve cevap metninin gazeteye yönelik hakaret içerdiği ve bu sebeple de yayınlanması zorunluluğunun bulunmadığı hüküm altına alınmıştır. Mahkeme kararı esas alındığında, düzeltme ve cevap hakkının kullandırılmadığı gerekçesiyle de bir ihlal kararının verilmesi mümkün değildir.

 

Yukarıda açıklanan sebeplerle “şikâyetin yersizliğine” karar verilmesi gerektiğini düşünüyor ve çoğunluk görüşünden ayrılıyorum.

 

 

 

Av. Ersü Oktay Huduti

Basın Konseyi Yüksek Kurulu Üyesi



[1]Benzer görüş için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Melnychuk v. Ukrayna (2005) ve Kaperzyńskı v. Polonya (2012) kararları

,

Basın Konseyi, Sabah Gazetesi’nin Uyarılmasına Karar Verdi.

I———I

 

Basın Konseyi, Sabah Gazetesi’nde, 9 Haziran 2012 tarihinde; “Son 3 Gün Şantajcıları”  başlığıyla ve Erhan Öztürk imzasıyla yayınlanan haberle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                                          : Dicle Temizlik Sosyal Hizm. İnş. Tur.

Yem. San. Ve Tic. Ltd. Şti.

VEKİLİ                                  : Av. Özer İncegül

 

ŞİKÂYET EDİLEN                               : 1. Sabah Gazetesi

(Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.)

2. Erhan Öztürk

(Sabah Gazetesi Muhabiri)

 

ŞİKÂYETİN KONUSU      : Dicle Temizlik Sosyal Hizm. İnş. Tur. Yem. San. Ve Tic. Ltd. Şti. vekili Av. Özer İncegül Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 11.06.2012 tarihli yazılı şikâyet başvurusunda, Sabah Gazetesi’nin 09.06.2012 tarihli nüshasının anasayfasında manşetten verilen “Son 3 gün Şantajcıları” başlıklı haber ile gazetenin 23. Sayfasındaki haber devamında, müvekkili şirketin ismi belirtilerek gerçeğe aykırı bir iddiada bulunulduğunu ve Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

 

Şikâyet konusu haber, 09.06.2012 tarihli Sabah Gazetesi’nin ana sayfasında Erhan Öztürk imzasıyla ve  “Son 3 gün Şantajcıları” manşetiyle yayınlanmış bir özel haberdir. Haberin genelinde ise tam olarak şu ifadelere yer verildiği görülmektedir:

 

“Yeni bir ihale mafyası türedi: Son üç günde ihaleye itiraz ediyor ve haraç karşılığı dilekçelerini geri çekiyorlar

Belediye, hastane ve üniversitelerin ihalelerine giren şirketler, son anda itiraz eden şantajcılardan yaka silkiyor. Şantajcıların ‘tarifesi’ 1 ile 50 milyon TL arasında değişiyor

Belediye, hastane ve üniversitelerin çöp, temizlik gibi ihalelerine giren çok sayıda firma, ihaleye son üç gün kala dilekçe verip itiraz eden, sonra da kendilerinden itirazı çekme karşılığında haraç alan şirketlerden dertli. İşadamlarının “Son gün vurguncuları” diye nitelendirdiği bu firmalar, ihale bedelleri 5 milyon TL’den başlayıp, 50 – 60 milyon TL’ye çıkan dosyalarda, itirazlarını geri çekmeleri karşılığında ihalenin büyüklüğüne göre 50 bin ila 1 milyon TL arasında para alıyorlar. Son gün fırsatçılarının çalışma yöntemleri şöyle:
İhalelerle ilgili sadece dosya alıp, ihaleye üç gün kala ilgili idareye, “dosyada eksiklik var” gerekçesi ile itirazda bulunuyor.
İhaleyi kazanan firma, itiraz dilekçesini veren firmayla görüşüyor.
Dilekçeciler “anlaşalım” diyerek, karşı taraftan para alıp, yaptıkları itirazı geri çekiyor.
Son gün fırsatçılarına ‘haraç vermem’ diyerek, anlaşmayan şirketlerin ihale dosyalarının son itiraz yeri ise Kamu İhale Kurumu (KİK).
Fırsatçılar, 20 günde tamamlanan ihale sürecinin son günü KİK’e itiraz ediyorlar.
KİK’e itirazdan sonra şirketi arayarak, ‘dilekçe verdik’ diyorlar. İtirazlarını geri çekme karşılığında ise 50 bin ile 1 milyon TL arasında para alıyorlar.
Bu yöntemi kullanan “uyanık” şirketleri tek tek tespit eden Ankaralı bir işadamı ‘vurgun çarkına” karşı suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor.

GÖKÇEK ÖNLEM İSTEDİ
Konuya ilişkin SABAH’a açıklama yapan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, şunları söyledi: “Mevzuattaki boşluklardan yararlanan ve bu işi bir rant haline dönüştüren şirketler var. İtiraz edilmeyen ihale yok. Kayıtları, isimleri birçok firma adeta avanta almak için ihaleye dahil oluyorlar. İhaleyi alanlara ‘Para ver yoksa ihaleyi uzatırım’ diyerek, aba altından sopa gösteriyor. İşadamı ne yapsın. Süreç uzamasın diye mecburen haracını veriyor. Bunun önlemini almak lazım. İtiraz eden firmalara bir yaptırım getirilmeli. İhale bedelinin yüzde 1’ini yatırma zorunluluğu getirilmeli.” Kamu İhale Kurumu’na itiraz eden şirketlerden Bilge Can İnşaat’ın yetkilisi Orhan Polat, “Girebileceğimiz ihalelere giriyoruz. İş tanımında eksiklikleri gördüğümüz için itiraz ediyoruz. Maddi durumumuz el vermediği için dönem dönem para yatıramıyoruz” dedi.

Listedeki şirketler
Ankaralı işadamı haklarında suç duyurusuna hazırlandığı şirketleri şöyle sıraladı:
Esas Sosyal Hizmetler toplam 32 başvuru yaptı. 28 dosyaya harç yatırdı. 4 dosyaya ise yatırmadı. 15 ihale iptal edildi. 11 ret, 2 dosya da süreç devam ediyor.
Acar Bilgi İşlem toplam 22 başvuru yaptı. 15’ine harç yatırdı. 7’sine ise yatırmadı. 8 ihale iptal oldu, 9’u ise reddedildi.
Dicle Temizlik Sosyal Hizmetler 15 başvuru yaptı. 10 dosyaya harç yatırdı. 5’ine ise yatırmadı. 2 ihale iptal edildi. 8’i ise reddedildi.
Sis – Tem Sosyal Hizmetler 14 başvuru yaptı. 8 dosyaya harç yatırdı. 6’sına ise yatırmadı. 2 ihale iptal oldu. 6’sı ise reddedildi.
Bilge Can İnşaat 5 başvuru yaptı 3 ihaleye harç yatırmadı. 2’sine yatırdı. 1 ihale iptal, 1’i ise reddedildi.
Emin Organizasyon (İhale Yasaklısı 13 Ocak 2010’da Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ihaleye fesat karıştırmaktan kamu davası açılmış)
Dilekçeci şirketler son iki yılda 95 ihale için KİK’e başvurdu. Bunlardan, 31’ine başvuru bedeli yatırmadı, 38’i reddedildi, 26 ihale gündeme alınıp, iptal edildi.”

 

Bu haber nedeniyle Basın Konseyi’ne yazılı şikâyet başvurusunda bulunan Temizlik Sosyal Hizm. İnş. Tur. Yem. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili Av. Özer İncegül, başvurusunda özetle, haberde ihale mafyasına örnek olarak bizzat ismi geçirilen müvekkili şirketin herhangi bir mafya organizasyonu içerisinde olmasının söz konusu olmadığını, haberin gerçeğe aykırı olduğunu, Kamu İhale Kurumu’na ihale iptali için başvurmanın suçmuş gibi gösterildiğini, oysa iptal ettirilen ihaleler ile devletin zarara uğratılmasının engellendiğini ve kamu yararı bulunduğunu, bu haber ile müvekkili şirketin ticari itibarını ve kredibilitesini etkileyen bir iftirada bulunulduğunu ifade etmiş ve bu durumun Basın Meslek İlkeleri’nin 4., 6., 9., 10. Ve 16. Maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

 

ŞİKÂYET EDİLENLERİN YANITI: Sabah Gazetesi Sorumlu Müdürü Yusuf Yazıcıoğlu   ve Sabah Gazetesi Muhabiri Erhan Öztürk’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 18 Temmuz 2012 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektupların teslim alındığı bilgisi Adem Özer olarak bildirilmişse de taraflardan herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 5 Eylül 2012 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu haber, 09.06.2012 tarihli Sabah Gazetesi’nin manşetinde yayınlanmış olup, bu haberde esas itibarıyla, bazı şirketler tarafından kamu ihale sürecindeki boşluktan yararlanılarak bir haksız kazanç sağlama yönteminin geliştirildiği ve bu yöntemle yüklü miktarlarda haksız kazanç elde edildiği iddiasının kamuoyu ile paylaşılmasından ibarettir.

Somut olayda olduğu gibi, kamu ihaleleri üzerinden haksız kazanç sağlanmasına ilişkin bir iddianın haber değeri taşıdığı aşikâr olduğu gibi, böyle bir iddianın okuyucuya duyurulmasında şüphesiz “ kamu yararı” da bulunmaktadır.

Benzer şekilde, haber “güncel” bir olaya ilişkin olduğu gibi, haberde ismi geçen şirketlerin kamu ihale kurumuna yaptığı itirazlar “görünüşte gerçeklik” koşulunun da oluştuğunu göstermektedir. Haberin genelinde kullanılan üslup ve ifade biçimi açısından da, haberde esas olarak “haksız çıkar sağlama yöntemi”nin ön plana çıkartıldığı ve bu yöntemin irdelendiği; yoksa ismi geçen şirketlerden birinin hedef seçilerek onun itibarsızlaştırılmasına yönelik bir üslubun bulunmadığı tespit edilmiştir.

Haberde sorunlu gibi görünen tek nokta, kamu ihale kurumuna çok sayıda itirazda bulunmuş bazı şirketlerin isimlerinin ve yaptıkları itirazların alenen yayınlanmış olmasıdır. Ancak, “ihale yolsuzluğu” gibi kamu yararı taşıyan bir konuda gazetecinin eline ulaşan ve resmi kayıtlara dayanan böyle bir listeyi haberin bir parçası olarak yayınlaması son derece doğal bir durumdur. Zaten şikâyetçinin başvurusunda da, müvekkili şirketin kamu ihale kurumuna yapmış olduğu bu itirazlara yönelik olarak herhangi bir yalanlama veya gerçeğe aykırılık iddiası bulunmamaktadır. Ayrıca, haberin içeriğinde listede ismi geçen şirketlerden birinin yetkilisinin açıklamalarına da yer verildiği ve haberde tek taraflı ve suçlayıcı bir anlayışın benimsenmediği de görülmektedir.

Bu açıdan, konuya ilişkin Genel Sekreterlik görüşü, “ihale yolsuzluğu” iddiası gibi kamuoyunu yakından ilgilendiren ve kamu yararı taşıyan bir konuda okuyucuyu bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olan bu haberin, haber verme hakkının sınırları içerisinde kaldığı ve Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal etmediği şeklinde ortaya çıkmıştır.

Bununla birlikte, 05.09.2012 tarihli toplantısında konuyu değerlendiren Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Genel Sekreterlik görüşündeki tespitlere prensip olarak katılmak ile birlikte; şikâyete konu haberin özellikle haberde “şantajcı” olarak ifade edilen şirketlere ulaşarak, onların görüşlerini de okuyucuya aktarma noktasında bir eksiklik olduğu kanaatine ulaşmıştır. Buna göre, haberde isimleri verilen 6 şirketten yalnızca 1 tanesinin temsilcisinin karşı görüşlerine yer verilmiş, diğer 5 şirketin ise görüşleri ortaya konulmamıştır. Oysa, ciddi bir yolsuzluk iddiasını içeren ve haberde ismi geçen şirketlerin salt bu nedenle ticari itibarlarını önemli bir biçimde zarara uğratabilecek olan bu haber hazırlanırken, ismi geçen her şirkete de benzeri şekilde bir yanıt hakkının tanınması en doğru yaklaşımdır. Bu açıdan Basın Konseyi Yüksek Kurulu, somut incelemeye konu olan bu haber, esasında son derece önemli ve yararlı bir gazetecilik faaliyeti yapıldığını tespit ve takdir etmesine karşın; yalnızca haberin hazırlanması sürecinde karşı tarafa ulaşma çabası noktasında bir eksiklik bulunduğu belirlemiş ve bu durumun Basın Meslek İlkeleri’nin 6. Maddesini ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır.

Tüm bu verilerin ışığında, Dicle Temizlik Sosyal Hizm. İnş. Tur. Yem. San. Ve Tic. Ltd. Şti. vekili Av. Özer İncegül’ün 09.06.2012 tarihli Sabah Gazetesi’nin ana sayfasında manşetten verilen “Son 3 gün Şantajcıları” başlıklı haberin, Basın Meslek İlkeleri’nin 6. Maddesini ihlal etmesi nedeniyle, Sabah Gazetesi ve Muhabir Erhan Öztürk’ün “uyarılmasına” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2012/ 29-30)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

,

Basın Konseyi, Koç Özel Lisesi 98 Mezunları adına Deniz Erel ve İlke Öztürk tarafından Hürriyet Gazetesi Yazarı Ertuğrul Özkök Hakkında yapılan “Şikâyetin Yersizliğine” Karar Verdi.

Basın Konseyi, Koç Özel Lisesi 98 mezunları adına Deniz Erel ve İlke Öztürk’ün Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök hakkındaki şikâyetiyle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

 

RAPOR

 

REFERANS                         : 2012/ 31

 

ŞİKÂYETÇİLER                : Deniz Erel ve İlke Öztürk

                                                (Koç Özel Lisesi 98 Mezunları adına)

 

ŞİKÂYET EDİLEN                        : Ertuğrul Özkök

Hürriyet Gazetesi Yazarı

 

ŞİKÂYETİN KONUSU      : Koç Özel Lisesi 98 Mezunları adına Basın Konseyi’ne yazılı bir şikâyet başvurusunda bulunan Deniz Erel ve İlke Öztürk, Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Ertuğrul Özkök’ün merhum arkadaşları Ege İyioğlu için verilen vefat ilanını konu alarak kaleme aldığı 23.06.2012 tarihli köşe yazısında Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.

Şikâyete konu köşe yazısı, Ertuğrul Özkök tarafından kaleme alınmış ve 23.06.2012 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştır. “Çapkınlık bir erkek meziyeti midir?” başlığını taşıyan bu köşe yazısında şu ifadelere yer verilmiştir:

“SADECE adının Ege olduğunu biliyor.

Arkadaşları ölüm ilanı vermişler.

Geçen salı günü Milliyet gazetesinde yayımlanan ilandan anlıyoruz ki, Koç Lisesi veya Üniversitesi 98 dönemi öğrencisi.
Arkadaşları onu hangi özellikleriyle hatırladıklarını sıralamışlar.
Bakın bir arkadaştan geriye kalan hatıralar zinciri nasıl bir portre ortaya çıkarmış:

* * *

“Yüreği kocaman; Kalbinde herkese bir yer olan; Hayat dolu; Neşe kaynağı; Farklı; Renkli; Güler yüzlü; Sevecen; Çok okuyan; Komik; Hız meraklısı; Deli şoförümüz; Vatansever; Kukaların kâbusu; Ocakbaşlarının efendisi; Büyük gurme; Hepimizden hızlı; Çorap düşmanı; Klima ile duygusal bağı olan; Ehliyeti A4 kâğıt olan yegâne insan; Kıvırcık; Çok gezen; Faradays’ı arayan şalvarlı; Teknoloji hastası; Minik kuş; Afacan çocuk; En eğlenceli insan; Şahsına münhasır; Delidolu, Düdük makarnası; Erim İsfandiyar; Vehbi’nin babası; Kedi âşığı; Arkadaş canlısı; Meraklı; Açık sözlü; Bilgisayar dehası; Misafirperver; Yetenekli; Başarılı; Muhabbetin kölesi; Muzip; Şakacı; Kebap âşığı; Damacana ile su içen; Gönlü zengin; Merhametli; Kaderci; Kocaman; Sevgi börülcesi; Mantı meraklısı; İngilizce sözlüğümüz; Osmanlı Türkçesinin medarı iftiharı; Pizza Hut’un kâbusu; Ocağımızın ağabeyi; Bir tek arıdan korkan; Tertemiz kalpli dev adam; Hayata gözlerinden ziyade gönlü ile bakan güzel insan.”

* * *

Arkadaşları onunla ilgili sevgi dolu, eğlenceli, güzel bir hatıra portresi çıkarmışlar.
Ancak bunların dışında, ayrı tanım daha var ki, çok dikkatimi çekti.
Biri şu:
“Aşk kumkuması…”
Anladığım kadarı ile çabuk âşık olan bir gençmiş…
Ama arkasından gelen tarif biraz düşündürüyor: “Son derece çapkın…”
“Çapkınlık” benim gözümde iyi bir meziyet değil.
Zampara ve çapkın kelimelerini hiç sevmem.
Bu ifadeyi görünce şu sonucu çıkardım:
Acaba bu ilanı verenler sadece erkek arkadaşları mı?
Çünkü bir kadının çizeceği arkadaş portresine, çapkınlığın bir meziyet olarak gireceğini sanmıyorum.
O nedenle özellikle kadın okurlarımın düşüncesini çok merak ediyorum.
Çapkınlık bir özellik olabilir.
Ama meziyet olabilir mi?..
Tabii bir de şu soru var:
Çapkınlık sadece erkeklere ait bir özellik midir?
Eğer öyleyse ilanı verenler arasında kadın arkadaşları da var mıydı sorusu manasız kaçacak değil mi…

 

Bu köşe yazısının yayınlanmasının ardından Koç Özel Lisesi 98 mezunları adına Basın Konseyi’ne başvuruda bulunan merhum Ege İyioğlu’nun dönem arkadaşları Deniz Erel ve İlke Öztürk, Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök’ün bu köşe yazısı ile merhumu ve yakınlarını rencide edildiğini belirterek, gerekenin yapılmasını talep etmişlerdir.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Hürriyet Gazetesi Yazarı Ertuğrul Özkök’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 23 Temmuz 2012 tarihinde, e-mail ile gönderilmiş, mektubun teslim alındığı bilgisi Afitap Kutluay olarak bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:Şikâyet konusu köşe yazısı, 31 yaşında hayata veda eden Ege İyioğlu için Koç Lisesi’ndeki dönem arkadaşları tarafından verilen vefat ilanını konu almakta ve yazarın bu vefat ilanında geçen bazı ifadelere ilişkin kişisel yorumlarını içermektedir.

Ege İyioğlu için dönem arkadaşları tarafından verilen vefat ilanında, arkadaşlarının onu hatırladıkları şekildeki hepsi birbirinden güzel çok sayıdaki sıfat ve betimleme ard arda sıralanmış ve bu şekilde sonsuzluğa uğurladıkları dönem arkadaşları en içten hislerle yad edilmiştir.

 

Şikâyete konu köşe yazısında ise, arkadaşlarının merhum hakkındaki bu hatıralar zinciri aynen alıntılandıktan sonra, yazarın deyimiyle bu “sevgi dolu, eğlenceli, güzel hatıra portresinde geçen iki tanım, “aşk kumkuması ve “son derece çapkın” tanımları özel olarak seçilmiş ve bunlardan “çapkın” sözcüğü üzerinden vefat ilanına ilişkin bazı kişisel yorumlarda bulunulmuştur. Bu yorumlarda, yazar özellikle çapkınlığın bir meziyet olup olmadığını ve özellikle de bunun sadece erkeklere özgü bir meziyet olup olmadığına ilişkin görüşlerini okuyucuyla paylaşmıştır.

 

Öncelikle belirtmek gerekir ki, genç yaşta vefat eden bir kişi hakkında lisedeki dönem arkadaşları tarafından verilen son derece sıcak ve samimi bir vefat ilanındaki çok sayıdaki sıfat ve betimlemeden sadece bir tanesi cımbızla çekip almak ve bunun üzerine yorumlar geliştirmek hiç de hoş olmayan bir gazetecilik yöntemidir. Zira vefat ilanları gibi son derece bir insanın kaybını anlatan son derece hassas metinler üzerindeki en iyi niyetli yorumlar bile, vefat eden insanın ailesini, yakınlarını, sevenlerini kolaylıkla yaralayabilir.  Bu açıdan cımbızla çekilen ifadenin “çapkınlık” gibi cinsellik çağrıştıran ve yankı uyandırma garantisi olan bir kavram olması ve bunun üzerinden kişisel yorumların geliştirilmesi yakışık almayan bir tutumdur. Bu tarz bir tutumun ise vefat eden insanın ailesi, yakınları ve sevenlerini yaralayabileceği kuşkusuzdur. Bu nedenle, Genel Sekreterlik görüşü, bu köşe yazısının Basın Meslek İlkeleri’nin “Şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır” şeklindeki 13. Maddesini ihlal ettiği yönündedir.

Basın Konseyi Yüksek Kurulu ise, yapmış olduğu değerlendirmenin sonucunda, bir vefat ilanını konu alan bu köşe yazısında, ele alınan konunun hassasiyeti noktasındaki Genel Sekreterlik görüşünü paylaşmaktaysa da; bu köşe yazısının bir bütün olarak değerlendirildiğinde gerek vefat eden kişiye gerekse sevenlerine yönelik hiçbir olumsuz yargı ve değerlendirme içermediği ve bu nedenle Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal etmediği sonucuna ulaşmıştır.

Bu itibarla, köşe yazarı Ertuğrul Özkök’ün  23.06.2012 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Çapkınlık bir erkek meziyeti midir?” başlıklı köşe yazısı hakkında Koç Özel Lisesi 98 Mezunları adına Deniz Erel ve İlke Öztürk tarafından yapılan başvuru hakkında, “şikâyetin yersizliğine” karar verilmiştir.

 

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

,

Basın Konseyi, Yeni Akit Gazetesi Ve Muhabiri Furkan Altınok’un Kınanmasına Karar Verdi.

Basın Konseyi, Akit Gazetesi’nde 25 Mayıs 2012 tarihinde; “Üniversitede Bir PKK Yandaşı”  başlığıyla ve Furkan Altınok imzasıyla yayınlanan haberle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

İNCELEME BAŞLATAN  : Basın Konseyi

 

HAKKINDA İNCELEME

BAŞLATILAN                     : 1. Yeni Akit Gazetesi

                                                  2. Furkan Altınok

                                                      (Yeni Akit Gazetesi Muhabiri)

İNCELEMENİN KONUSU           : Yeni Akit Gazetesi’nin 25.05.2012 tarihli nüshasının 16. Sayfasında Furkan Altınok yayınlanan “Üniversitede bir PKK yandaşı” başlıklı haber doğrudan İstanbul Bilgi Üniversitesi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ersan Arsan’ı hedef göstermesi nedeniyle kamuoyunda ve özellikle sosyal medyada ciddi eleştirilere yol açmış ve tüm bu gelişmeler Basın Konseyi tarafından dikkatle izlenmiştir.

Bu çerçevede, konu Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun 06.06.2012 tarihli toplantısında ele alınmış ve Doç. Dr. Esra Arsan’ı hedef gösteren bu haber nedeniyle Basın Konseyi Sözleşmesi’nin 11/E maddesi uyarınca resen inceleme başlatılması istenmiştir. Bu istem doğrultusunda yapılan araştırma neticesinde, Yeni Akit Gazetesi’nde Furkan Altınok tarafından yayınlanan “Üniversitede bir PKK yandaşı” başlıklı haberle ilgili olarak Basın Meslek İlkeleri’nin 4. ve 12. Maddeleri uyarınca inceleme başlatılmıştır.

İnceleme konusu haber ele alındığında, bu haberin hemen tamamen Doç. Dr. Esra Arsan üzerine kurgulanmış olduğu ve Doç. Arsan’a ait olduğu ileri sürülen bazı iddia ve ifadeler ortaya konular, bunlar üzerinden Doç. Arsan’a karşı sert eleştirilerde bulunulduğu görülmektedir. Haberde kullanılan ifadeler kısaca şu şekildedir:

Üniversitede bir PKK yandaşı

2008’de YÖK’ün üniversitelerdeki başörtüsü yasağını kaldırması karşısında “Dayatmaları reddediyoruz: Özgürlüklerimizden de laiklikten de taviz vermeyeceğiz!” diyerek, yasağı savunan öğretim üyelerinden Doç. Dr. Esra Arsan, terör örgütünün yayın organı ANF’ye röportaj verip “Gazeteciler artık tutuklanarak öldürülüyor!”  iddiasında bulundu.

“Kanunlara Aykırı”

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Arsan’ın kastettiği “gazeteciler”, ANF, Özgür gündem gibi haber sitesi ve gazetelerde çalışan ve KCK, Ergenekon, Devrimci Karargâh gibi örgütlere yönelik operasyonlar kapsamında “terör örgütüne yardım ve yataklıktan” tutuklanan isimler. Arsan, KCK, Egenekon, Devrimci Karargâh gibi dava süreçlerinde gerçekleşen bu tutuklamaların anayasa, TCK, basın yasası ve Türkiye’nin imzaladığı pek çok uluslar arası sözleşmeye aykırı olarak yapıldığını savundu.

Öğretim Üyesinden PKK dili

BDP ve PKK’nın argümanı olan “Ülkemizde demokrasi, insan hakları, basın ve ifade özgürlüğü önünde Demokles’in kılıcı gibi dikilen Terörle mücadele Kanunu kullanılarak, muhalif, alternatif, eleştirel gazeteciler, düşünürler, akademisyenler ve üniversite öğrencileri hapse atılıyor” iddiasını dillendiren Arsan, buna sessiz kalındığını ve bunun “zavallılık olduğunu” ileri sürdü.

“Laiklikten Taviz Vermeyeceğiz”

Bilgi Üniversitesi öğretim Üyesi Doç. Dr. Esra Arsan, diğer taraftan ise sıkı bir başörtüsü karşıtı. Arsan YÖK’ün 2008’de üniversitelerde başörtüsüne serbestlik getiren kararına şiddetle karşı çıkıyordu. “Üniversitelerden Başka Bir Ses Yükseliyor” başlığı altında bir bildiri yayınlayarak, yasağı savunan akademisyenler arasında Arsan da bulunuyordu. Bildiride “Dayatmaları reddediyoruz: Özgürlüklerimizden de laiklikten de taviz vermeyeceğiz’” deniliyordu.

 

İNCELEME BAŞLATILANIN YANITI:           Yeni Akit Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Hasan Karakaya’ya şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 20 Haziran 2012 tarihinde, 0212 447 42 01 no’lu faksa gönderilmiş, mektubun teslim alındığı bilgisi Murat Alan olarak bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 4 Temmuz 2012 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

İnceleme konusu haber 25.05.2012 tarihli Yeni Akit Gazetesi’nde “Üniversitede bir PKK Yandaşı” başlığıyla yayınlanmış olup, haber doğrudan bir üniversite öğretim üyesini hedef göstermesi nedeniyle kamuoyunda ve özellikle sosyal medyada ciddi eleştiriler ile karşılanmıştır.

Haber bir bütün olarak incelendiğinde, Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Esra Arsan’ın Fırat Haber Ajansı’na (ANF) vermiş olduğu bir röportajın kamuoyuna duyurulması şeklinde başlayan haberin daha sonra, bu röportajdan bağımsız olarak Doç. Dr. Esra Arsan’ın siyasal görüşlerine ve söylemlerine odaklandığı görülmektedir. Ancak, Doç. Arsan’ın siyasal yaklaşımının eleştirildiği haberde ele alınan hususların kendi içinde bir bütünlük arz etmediği ve esas itibarıyla Doç. Arsan’ı kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmaya ve küçük düşürmeye yönelik bir çok iddianın peş peşe sıralanması suretiyle bir “kolajlama” haber yaratıldığı anlaşılmaktadır. Gerçekten, “Üniversitede bir PKK yandaşı” başlıklı bu haber, önce Doç. Dr. Arsan tarafından Fırat Haber Ajansı’na verilen bir röportaj ile başlamakta ancak haberin devamında “Öğretim Üyesinden PKK Dili” alt başlığı ile Doç. Arsan PKK terör örgütü ile ilişkilendirilmeye çalışılmakta; nihayet haberin sonunda ise “Doç. Dr. Arsan sıkı bir başörtüsü karşıtı” ifadesi ile haberin önceki kısmıyla hiçbir ilişkisi olmayan bir başka itibarsızlaştırıcı unsur habere eklenerek,  Doç. Arsan’ın çok yönlü olarak itibarsızlaştırılması işlemi tamamlanmaktadır.

İnceleme konusu haber, haber verme hakkının sınırları açısından ele alındığında ise bu haberin Doç. Dr. Esra Arsan’ın 24 Mayıs 2012 tarihinde Fırat Haber Ajansı’na verdiği bir röportajı konu aldığı görülmektedir. Fırat Haber Ajansı tarafından yapılan Doç. Dr. Esra Arsan röportajı da, kamuoyunun gerçekleri öğrenme ve bilgilenme hakkının yerine getirilmesi açısından gerçekleştirilmiş bir haber verme faaliyetidir ve röportajın bu yönüyle kamuoyuna aktarılmasında bir “kamu yararı” bulunmaktadır. Ancak, zaten gerçekleştirilmiş ve kamuoyuna duyurulmuş bir röportajın Yeni Akit Gazetesi’nde bir kez daha haber yapılmasında ise herhangi bir “kamu yararı” olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.

Diğer yandan, Doç. Dr. Esra Arsan’ın Fırat Haber Ajansı’na vermiş olduğu röportajda ortaya koyduğu siyasal görüş ve söylemler hiçbir şekilde eleştiriden muaf değildir ve elbette eleştiri konusu yapılabilir. Ancak, burada eleştiri hakkının kullanılması noktasında bireylerin kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması, bireylerin onur, şeref ve saygınlıklarının rencide edilmemesi esası geçerlidir. Yeni Akit Gazetesi tarafından yapılan bu haberde ise, Doç. Dr. Esra Arsan’ın Fırat Haber Ajansı’na vermiş olduğu röportajda ortaya koyduğu siyasal görüş ve söylemlerin eleştirisinden ziyade, doğrudan kendisinin kişiliğine ve manevî bütünlüğüne yönelik gerçek dışı, karalayıcı bir üslupla saldırıda bulunulduğu ve dahası birbiri ile ilişkisiz olumsuz iddialar ard arda sıralanarak, Doç. Dr. Arsan’ın  açıkça hedef gösterildiği görülmektedir ki, bu durumun haber verme hakkının sınırları içerisinde kabul edilebilmesi asla mümkün değildir.

Bu nedenle, Yeni Akit Gazetesi’nin 25.05.2012 tarihinde “Üniversitede bir PKK Yandaşı” başlığıyla yayınlanan haber nedeniyle, Basın Meslek İlkeleri’nin;

–          “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez”  şeklindeki dördüncü ve

“Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci maddelerini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

Yukarıda izah edilen gerekçeler çerçevesinde, 25.05.2012 tarihinde “Üniversitede bir PKK Yandaşı” başlığıyla yayınlanan haber nedeniyle Yeni Akit Gazetesi’nin ve muhabir Furkan Altınok’un “kınanmasına  oyçokluğuyla karar verilmiştir.

(Karar No: 2012/ 24)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

,

Basın Konseyi, Mardin Life Dergisi Yazarı Nezir Güneş Ve Şırnak Express Haber Sitesi Yazarı Dündar Sansür’ün Uyarılmalarına Karar Verdi.

Basın Konseyi, www.mardinlife.com İnternet Sitesi’nde 1 Haziran 2012 tarihinde; “Mardin Barosu Ne İş Yapar?”  başlığıyla ve Nezir Güneş, www.sirnakhaber.com  İnternet Sitesi’nde 1 Haziran 2012 tarihinde; “Faruk Güneş ve Mardin Barosu” başlığıyla ve Dündar Sansür imzasıyla yayınlanan yazılarla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                        : Mardin Barosu Başkanlığı

Adına

Av. Azat Yıldırım (Mardin Barosu Başkanı)

 

ŞİKÂYET EDİLEN                        : 1. Nezir Güneş

(Mardin Life Dergisi Yazarı)

2. Dündar Sansür

(Şırnak Express Haber Sitesi Yazarı)

ŞİKÂYETİN KONUSU      : Mardin Barosu Başkanlığı adına Basın Konseyi’ne yazılı bir şikâyet başvurusu yapan Av. Azat Yıldırım, şikâyet başvurusunda özetle Şırnak Express isimli haber sitesinde 01.06.2012 tarihinde Dündar Sansür tarafından kaleme alınan köşe yazısında Mardin Barosuna, yönetim kuruluna ve Mardin Barosuna kayıtlı avukatlara ağır hakaretlerde bulunulduğunu  belirterek, bu yazının Basın Meslek İlkeleri’nin 3. ve 4. Maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu köşe yazısı önce 01.06.2012 tarihinde Şırnak Express haber sitesinde “Faruk Güneş ve Mardin Barosu” başlığıyla ve Dündar sansür imzasıyla yayınlanmış, ardından bu köşe yazısı 05.06.2012 tarihinde Mardin Life Dergisi/haber sitesinde Nezir Güneş tarafından kaleme alınan “Mardin Barosu Ne iş Yapar?” başlıklı yazıda aynen alıntılanarak yeniden yayınlanmıştır.

Şikâyet konusu yazı, Mardin Barosu personeli olduğu ifade edilen Faruk Güneş isimli kişiye Baro yönetimi tarafından yapılan haksız uygulamaları eleştirmek maksadıyla kaleme alınmış olup, yazının  bütününde Mardin Barosu yönetimine ve avukatlarına yönelik oldukça sert ve eleştirel bir üslup kullanılmış bulunmaktadır. Şikayet konusu yazının metni kısaca şu şekildedir:

Özünde en adaletli olması gerekenlerin, en adil olması gerekenlerin hukuk gibi birlikte yaşamın olmasa olmaz koşullarının başında yer alan bir öğenin diplomasını taşıyanların, hukuksuz davranmaları ve hak yemeleri onların kendi içlerinde ne denli çelişkilerle dolu bir vaziyetin içinde olduğunu göstermekte. Hukuk dilinin temelinde de asalet yatar, en ünlü avukatlar özellikle antik yunan Atina toplumunda o toplumun en saygın kişileri filozofları hiçbir maddi karşılık beklemeksizin hakları yenilen bireyleri savunurlardı. Diploma şartı değil, insan olma şartı ön koşuldu.

İnsan olma vasfından yoksun bir kurumun kendi işçisinin hakkını dalaverelerle gasp etmeyi kişisel egoları ile hareket ederek o kuruma emek verenlerin emeğini yiyen bir kurumun söz konusu o topluma o toplumun var olan sosyal siyasi kültürel ve benzeri sorunlarını bırakın çözmeyi, bilakis o toplumun hakkını savunmadan aciz kendi çelişkileri ile boğulan bir konuma düşerci aşikardır.

Aynı zamanda entelektüeller olarak kendilerini ifade eden sürekli envai çeşit kravatlarla her gün çaka satan ve odaları bilmem hangi mimari göz aldatmacılığının göstergesi olan” bazı” avukatlar sanmasınlar ki bu onları kurtarır. Genel hatları ile hukuk gibi hayati bir mesleğin diplomalıları olan “bazı şahsiyetler”(doğru olanları bunun dışında tutmaktayım) bilirler ki, eskort bizlerin bildiği gibi, onları aslında çağın geldiği hukuk dilinden ziyade sadece mahkemelerde iş takibi yaptıklarıdır. “bilinsin ki bu ifade Bu bir genelleme değildir.” Her şey bir yana aldığı diplomasının hakkını vermeyenler en önemlisi “ÖNCE İNSAN OLAMAYANLAR” hakta yer hukukta çiğner, kendi çalışanlarının emeğini de yemeyi gayet normal karşılarlar. Sayın Faruk Güneş bey, sizin uğradığınız hukuksuzluğu şiddetle kınıyorum, ve sözüm ona bunu yapanlar kendilerine tarih içerisinde bir rol biçmeye kalkışmasınlar, onlar kendi vicdanlarında yargılanacaklar, aynı zamanda toplum  vicdanında da yargılanırlar!. Zulme uğrayanların zalim olması ne denli üzücü bir vaka ise, adaleti temin etmeye çalışanların da adaletsiz olmaları hak yemeleri de o denli çürümüş bir anlayışın insanlığın bedbahtlar çöplüğün de yer almaya mahkum olurlar… Yukardaki ifadelerde sizlerin öyle olduğunuzu anlatma amacında değilim. Ancak genel olarak böyle bir durum umarım yoktur varsa bu üzüntü vericidir..sağduyunun hakim olması temennisi ile… son söz zalimin zulmü var ise mazlumun da Allah’ı var…Bu hukuk dilinde bir şey ifade etmeyebilir. Esenyurt Escort Ama inandığımız değerlerde “İNSAN olma” değerlerinde önemli bir hukuk cevabıdır.

Savunması alınmadan alınan verilen kararların insanı vicdanları tanınırlığı asla yoktur…kimliği, statüsü, dili, rengi, suç vasfı vs gibi kavramların-olguların insan hakları temelinde var olma ve haklarını, savunma, itiraz etme en önemlisi suçunun netliğinin istenmesine karşılık talep edilen hakkın gaspının sosyal demokrasilerde hatta en geri demokrasiler de bile hiçbir anlam ifade etmediğini, böylesi bir açının ancak ve ancak faşizan yönetimlerin Baas türü yapılanmaların bir anlayışı olduğu açıktır…

Suçlama yada karalama amacında değilim.. Sadece genel anlamda hukukun ve adaletin önemini genel hatları ile kendi düşünce potamda anlatıyorum. Katılır yada katılmasınız bu sizin bileceğiniz bir durum. Eyüp Escort Ancak sizler böylesi bir kimliğe misyona soyunmuşsanız “hele BARO gibi bir toplumun en önemli STK’sı iseniz” gereklerini yerine getirme zorunluluğuna sahipsiniz. Adaletli olmalısınız olmak zorundasınız, hakkın yanında yer almalısınız. Hak yiyenin karşısında “bedeli ne olursa olsun” olmak zorundasınız. Değerli Mardin barosu yönetim kurulu ve avukatlarına samimiyetle ifade etmek isterim ki, amacım kastı aşmak değildir. Değerli Faruk Güneş’e ve onun emeğine neden gösterilmeksizin gasp edilmesinin hukuk dili ile anlaşılır yanı asla yoktur kanısındayım. Kişilerin egosu ile alınan kararların doğuracağı vicdanı azap bir yerde yine size mal olmakta. Elbette sizler şemsiyeniz altında barınan insanları alır yada almasınız bu sizin tasarrufunuzda, ancak, etik davranarak hareket etme durumundasınız. Tazminat hakları başta olmak üzere, savunma hakkı, itiraz hakkı emek hakkı asla red edilemez. Bildiğim, okuduğum anladığım budur. Yanılıyorsam beni bilgilendiriniz, değilse siz mi acaba hukuku yanlış anlamışsınız gibi bir ima belirir belleğimde… Umarım ve dilerim ki, kişilerin aldığı kararlar sizleri yarınlarda Baro olarak tarafsız ve hakkın halkın yanında yer alma pozisyonunuzu tartışmaya açmaz. Görünen bunun  tersi bir ifade biçimini kapsamakta. Sağduyulu davranmak hakların gasp edilmemesi kutsallığına olan inancımca..

Sevgilerimle…

Bu köşe yazısı Şırnak Express haber sitesinde 01.06.2012 tarihinde Dündar Sansür imzasıyla yayınlandıktan sonra, Mardin Life haber sitesinde 05.06.2012 tarihinde Nezir Güneş imzasıyla yayınlanan ve yazarın Mardin Barosuna yönelik eleştirilerini içeren “Mardin Barosu Ne iş yapar?” başlıklı yazıda aynen alıntılanılarak kullanılmıştır.

Şikâyetçi Mardin Barosu Başkanı Av. Azat Yıldırım, bu yazının bütünü incelendiğinde eleştiri sınırlarını aşan hakaret içeren:

…….. “Önce İnsan Olmayanlar”, “Böyle bir açının ancak ve ancak faşizan yönetimlerin Baas türü yapılanmaların bir anlayışı olduğu açıktır”, “İnsan olma vasfından yoksun bir kurumun”, kâtip sırtından geçinenler olduğu iyi bilinir”, “diplomasının hakkını vermeyenler”……

gibi çeşitli hakaretamiz ifadelerin kullanıldığını belirtmiş; Mardin Barosu ve avukatları olarak her türlü eleştiriyi saygıyla karşıladıklarını ancak, yazıyı yazan kişinin hiçbir şekilde olayı araştırmadığını ve masa başında bu haberi hazırladığını ve basın yoluyla hakaretler içeren bu yazıyı yayınlayan ilgililer hakkında, Basın Meslek İlkeleri’nin 3. Ve 4. Maddelerini ihlal ettikleri gerekçesiyle yasal işlem yapılmasını talep etmiştir.

 

ŞİKÂYET EDİLENLERİN YANITI: Şikâyet edilenlerden gerek Şırnak Express haber sitesi yazarı Dündar Sansür, gerekse Mardin Life Dergisi ve İletişim Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Nezir Güneş’in yanıtları Basın Konseyi’ne ulaşmıştır.

Dündar Sansür yanıtında özetle, ilk olarak bugüne dek Basın Konseyi’nin işlevi hakkında bu denli bilgi sahibi olmadığını belirtmiş ve15 yıllık meslek hayatı boyunca uğradığı çok çeşitli haksızlıklara uğradığını belirterek, bilgi sahibi olsaydı tüm bunlara karşı kendisinin de Konsey’e başvuruda bulunacağını ifade etmiştir. Ardından daima gerçeği arayan bağımsız bir gazetecinin Şırnak’ta görev yapmasının çeşitli zorluklarının altını çizen Dündar Sansür, kendi yaşadığı sıkıntıları da çok kısaca belirtmiştir. Şikâyet konusu yazıyla ilgili olarak ise, çok özetle, bu yazıda haksızlığa uğrayan Baro Personeli Faruk Güneş’in yaşadıklarını okuyucu ile paylaştığını, hiçbir şekilde ne Mardin Barosunu ne de başka bir kurumu hedef almadığını, nitekim bu yazının ardından Faruk Güneş’e özlük haklarının iade edildiğini ve bu anlamda kendisinin haksızlığa uğrayan kişinin hakkının verilmesi şeklindeki amacına ulaştığını ifade etmiştir. Yazının içeriğindeki haksız uygulamayla ilgili olarak ise, Baro Başkanının kendisini 2 kez telefonla arayıp bilgi verdiğini, bu uygulama karşısında Baro Genel Sekreteri Çelebi Aras’ın görevinden istifa ettiğini, kendisinin Baro başkanına bu konuya ilişkin olarak bir cevap yazısı yazmasını önerdiğini ancak Baro başkanının böyle bir cevap yazısı göndermediğini ve Faruk Güneş’e özlük haklarının geri verildiğini belirtmiş, tamamen eleştiri sınırları içerisinde kalan ve basın yayın ilkeleri çerçevesinde hazırlanan bu yazıyla ilgili olarak şimdi Baro Başkanlığı’nın Basın Konseyi’ne başvurmasına bir anlam veremediğini ifade etmiştir.

Nezir Güneş ise yanıtında özetle, Mardin Barosu ile ilgili olarak yazmış olduğu yazının eleştiri sınırları içerisinde ve basın yayın ilkeleri çerçevesinde kaleme alındığını, yazıda bu kurumla ilgili olarak herhangi bir hakaret, iftira ve aşağılayıcı ifadeler olmamasına dikkat ettiğini, geneli kapsayan bu yazıda kimsenin itham edilmediğini ve ayrıca cevap hakkını kullandıkları takdirde bunu da aynı köşede yayınlayacağını ifade ettiğini belirtmiş ancak kendilerinden böyle bir açıklama gelmediği gibi bir bilgilendirme de yapılmadığını ifade etmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 4 Temmuz 2012 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu köşe yazısı bir bütün olarak irdelendiğinde, yazının esas itibarıyla Mardin Barosu personeli Faruk Güneş’in işten çıkartılması ve özlük haklarından yoksun bırakılması şeklindeki işlemi konu aldığı ve bu işlemin sert ve edebî bir üslupla eleştirildiği görülmektedir.

Öncelikle ifade etmek gerekir ki, Baro gibi bir sivil toplum kuruluşunda çalışan bir kişinin haksız yere ve özlük hakları tanınmaksızın işten çıkartılması iddiası haber değeri taşıyan bir husus olup, bu iddianın kamuoyuna aktarılmasında ve eleştirilmesinde bir “kamu yararı” bulunduğu kuşkusuzdur. Nitekim, şikâyet edilenin yanıt dilekçesinde, kendi yazısı üzerine işten çıkartılan Baro personelinin özlük haklarının tanındığını ifade etmiş olması, bu durumun haklılığını açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

Şikâyet konusu yazıyla ilgili olarak ise, yazar, bu köşe yazısında Faruk Güneş isimli personelin uğradığı haksızlığı kınadığını belirterek, kendisine yapılanın bir hukuksuzluk olduğunu ve bu hukuksuzluğun adaleti temin etmekle görevli bir kurum olan Baro nezdinde gerçekleşmiş olmasının son derece üzüntü verici olduğunu vurgulamış ve bu hukuksuzluğu gerçekleştirenlere yönelik bazı sert eleştirilerde bulunmuştur. Yazının içerisinde, bir suçlama veya karalama amacı taşımadığını özellikle belirtilmiş ve Baro gibi bir toplumun en önemli sivil toplum kuruluşunun hukuk ve adaletin gereğini yerine getirmekle yükümlü olduğunu ifade edilmiştir.

Şikâyetçinin dilekçesinde tek tek sıraladığı üzere, yazının içerisinde gerçekten sert eleştiriler içeren bazı ağır ifadeler bulunmaktadır. Ancak bu noktada haber verme ve eleştiri hakkının sınırları açısından sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için yazının içerisinde geçen belirli ifadeleri cımbızla çekip alarak değil; aksine yazının bütününü göz önüne alarak yazının bütününde bir hakaret, aşağılama veya karalama kastının bulunup bulunmadığını tespit etmek gerekir.

Şikâyet konusu yazı bu açıdan ele alındığında, Genel Sekreterlik görüşü, yazının genelinde, Mardin Barosunda bir personelin işten çıkartılması işleminin eleştirilmesinin amaçlandığı ve Baro yönetimine ve avukatlarına yönelik bir hakaret ve aşağılama amacının bulunmadığı yönündedir. Genel Sekreterlik görüşüne göre, bu yazı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 1976 tarihli Handyside kararından bu yana ifade özgürlüğü ile ilgili vermiş olduğu içtihatlarla oluşturulan ve Türk Yargıtayı tarafından da benimsenmiş standartlar çerçevesinde, basın yoluyla düşünceyi açıklama özgürlüğü içerisinde yer almaktadır.

Bununla birlikte, konuyu değerlendiren Basın Konseyi Yüksek Kurulu, yazının genelinin bir bütün olarak ele alınması şeklindeki Genel Sekreterlik görüşüne prensip olarak katılmak ile birlikte; şikâyet konusu yazıda kullanılan belirli ifadelerin haber verme ve eleştiri hakkının sınırlarını aştığını ve muhataplarına yönelik açık ve aleni hakaret içerdiğini ve bu durumun hukuk düzeni tarafından himaye edilemeyeceği düşüncesiyle, şikâyet konusu yazının Basın Meslek İlkeleri’nin 4. Maddesini ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır.

Yukarıda açıklanan bu gerekçe çerçevesinde, Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Mardin Barosu Başkanlığı adına Av. Azat Yıldırım tarafından,  01.06.2012 tarihinde Şırnak Express haber sitesinde yayınlanan ve 05.06.2012 tarihinde Mardin Life Dergisi/haber sitesinde tarafından aynen alıntılanan köşe yazısı nedeniyle,  Şırnak Express Yazarı Dündar Sansür ve Mardin Life yazarı Nezir Güneş’in “uyarılmalarına”  oyçokluğuyla karar verilmiştir.

(Karar No: 2012/ 25-26)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

,

Basın Konseyi, www.Gecce.Com İnternet Sitesi Ve Yazarı Gül Erçetingöz’ün Uyarılmasına Karar Verdi.

Basın Konseyi, www.gecce.com İnternet Sitesi’nde 15 Mayıs 2012 tarihinde; “Sinem Kobal’ı 40 Hoca Okumuş!”  başlığıyla ve Gül Erçetingöz imzasıyla yayınlanan yazıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                        : Sinem Kobal

 

VEKİLİ                                : Av. Gökçe Kılıç Gülsaran

 

ŞİKÂYET EDİLEN                        : 1. Medyanet İnternet hizmetleri ve

Yayıncılık Tic. Ltd. Şti

(www.gecce.com İnternet sitesi)

2. Gül Erçetingöz

( www.gecce.com internet haber

/magazin sitesi yazarı)

 

VEKİLİ                                : Av. Ömer Durak

ŞİKÂYETİN KONUSU      : Sinem Kobal vekili Av. Gökçe Kılıç Gülsaran’ Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 21.05.2012 tarihli yazılı şikâyet başvurusunda, www.gecce.com alan isimli internet sitesinde 15.05.2012 tarihinde Gül Erçetingöz imzasıyla Şirinevler Emlak Firmaları yayınlanmış olan “Sinem Kobal’ı 40 Hoca okumuş” başlıklı yazı ile müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu ve Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu haber, www.gecce.com internet haber/magazin sitesinde 15.05.2012 tarihinde “Sinem Kobal’ı 40 Hoca Okumuş” başlığıyla yayınlanmış olan bir magazin haberidir. Haberin genelinde ise tam olarak şu ifadelere yer verildiği görülmektedir:

“Merhabalar efendim, yine uzun zaman oldu. En son Ajda Pekkan yazımda epey bir beklemiştik. İzzet Çapa bugün bombayı patlatıp da ‘Arda Turan & Sinem Kobal çifti barışmış evleniyorlar ‘ diyince ben de duyduklarımı yazayım dedim.

Efendim Arda Turan ve Sinem Kobal ‘ın çok sevdikleri bir tiyatrocu ablaları var. Bu bol botoxlu ‘eyvah eyvah ‘ ablaları da onları çok sever. Ayrıldıklarında onları bir Şirinevler Evden Eve Nakliyat araya getirmek için az uğraşmadı ama nafile olmadı. Arda nuh dedi peygamber demedi barışmamakta kararlıydı.

Ama Sinem Kobal’ı günden güne erirken görmeye dayanamayan bu abla, sonunda ünlü bir teknik direktörün karısının maaşlı hocalarına Sinem ‘i götürmüş. Efendim bu 40 kişilik okuma ekibi, okuma diyorum çünkü gerçekten ciddi hepsi hafız mertebesinde iyi hocalar, almışlar Arda Turan ‘ın resmini ellerine başlamışlar okumaya. Okuma tam iki ay sürmüş. İki ay sonunda da Arda Sinem ‘i yana yakıla çağırmış yanına.

Sinem Kobal da etekleri zil çala çala gitmiş yanına; yakında Şirinevler Araç Kiralama evlenirler. Hocalar evlilik sözü vermişler Sinem Kobal ‘a. Bakalım göreceğiz. Bunlar benim duyduklarım.

Artık işler sosyetede ve sanat camiasında böyle dönüyor. Tutacaksın teknik direktörün karısı gibi 40 kişilik ekip, okuya üfleye küllerinden doğacaksın…

Efendim aslında kimler kimler var böyle ekip hoca tutup işlerini yoluna koyan. Daha yeni bebek sahibi olan bir assolist de bu yola başvurmuş.. Offf hem de ne okutmak. Yeni evlenen türkücü küçük kızımız vallahi o da küllerinden doğdu sanki. Geçen gün televizyonda evini gösterdiler, küçük dilimi yutacaktım. Benim diyen zenginin evi öyle değil.

Ben karşı değilim sonuçta kendimiz oturup okuyup üfleyemiyoruz bizim yerimize bunu gerçekten doğru yapanlar varsa neden olmasın. Ama tabii bir de bol bol para olması lazım. En az okuma 8 bin TL ‘den başlıyormuş. Yani anlayacağınız yine bu işler parası olana yarıyor. Parası olmayan da otursun evinde açsın dua kitabını yalvarsın dursun.”

Bu haberin yayınlanmasının ardından, Basın Konseyi’ne başvuruda bulunan Sinem Kobal vekili Av. Gökçe Kılıç Gülsaran şikâyet başvurusunda özetle, gerçeklik değeri taşımayan ve müvekkili hakkında olumsuz fikirler oluşmasına neden olabilecek bu yazının, sorumlu gazetecilik anlayışına ve Basın Meslek İlkeleri’ne aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Şikâyet dilekçesinde, bu haberin yalnızca toplumu yanıltı bir mahiyet taşımadığı ancak aynı zamanda yazıda geçen ifadeler ile müvekkilin toplum nezdinde küçük düşürüldüğünü ve itibarının zedelendiği ifade edilmiş ve bu durumu kanıtlamak üzere, haberden alıntılar yapılarak, müvekkil küçük düşüren ve bir kadın olarak onurunu kıran gerçek dışı iddialar sıralanmıştır.  Bunun yanı sıra, haberde yer alan, şikâyetçi Sinem Kobal’ın erkek arkadaşı ile barışmak ve evlenmek için hocaya gidip kendisi okuttuğu iddiasının tamamen gerçek dışı olduğu belirtilmiş, kendisini kanıtlamış bir dizi oyuncusu olan şikâyetçi hakkındaki bu gerçek dışı iddianın yalnızca kendisini yıpratmak ve onun popülaritesinden yararlanmak maksadıyla ortaya atıldığı belirtilmiştir. Bu gerçek dışı haber hazırlanırken, hiçbir şekilde bir araştırma yapılmadığı ve şikâyetçinin özel Rent a car hayatının sansasyonel bir haber yaratmak gayesiyle ihlal edildiği belirtilerek, tüm bu hususların Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI:  Medyanet İnternet hizmetleri ve Yayıncılık Tic. Ltd. (www.gecce.com internet haber/magazin sitesi) ve Gül Erçetingöz vekili Av. Ömer Durak tarafından Basın Konseyi’ne gönderilen 19.06.2012 tarihli yanıt açıklamasında özetle, şikâyet eden tarafından şikâyet konusu yazıya istinaden kendilerine ihtarname gönderilerek bu yazının kaldırılmasının talep edildiğini ve bu ihtarname üzerine yazının kaldırıldığı, gerek www.gecce.com internet sitesinde gerekse google arama motorunda söz konusu içeriğe rastlanılmadığı, bu yazının herhangi bir mahkeme kararı olmamasına rağmen müvekkili iyi niyet çerçevesinde kaldırılarak erişime engellendiği, şikâyetçini Basın Meslek İlkeleri’ne aykırılık iddiasının mesnetsiz ve hukuka aykırı olduğu belirtilmiş ve bu şikâyet hakkında şikâyetin yersizliğine karar verilmesi talep edilmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 4 Temmuz 2012 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu yazı, www.gecce.com haber/magazin sitesinde 15.05.2012 tarihinde Gül Erçetingöz imzası ve “Sinem Kobal’ı 40 Hoca okumuş” başlığıyla yayınlanmış bir magazin haberidir.

Habere konu edilen şikâyetçi, popüler bir dizi oyuncusudur ve bu nedenle magazin dünyasının yakından takip ettiği bir kişiliktir. Magazin basını tarafından bugüne kadar şikâyetçinin özel yaşamına ilişkin pek çok haber, yorum, fotoğraf ve görüntü yayınlanmış olup, şikâyet konusu haber de bütünüyle şikâyetçinin özel yaşamı ile ilgili ilginç ve çarpıcı bir iddianın kamuoyuna aktarılmasından ibarettir.

Bu nedenle, bu şikâyetle ilgili olarak esas araştırılması gereken konu, bireylerin özel yaşamlarının gizliliğinin korunması hakkı ile basın yoluyla ifade özgürlüğünün kullanılması arasında adil bir dengenin kurulmasına ilişkindir. Somut olayda olduğu gibi, basın tarafından yayınlanan habere konu edilen kişinin, sıradan bir birey değil ancak şöhretli bir kimse olması durumunda ne şekilde hareket edilmesi gerektiği konusunda, temel ilke ve standartlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilmiş olan 2006 tarihli Von Hannover vs. Almanya kararında net bir biçimde ortaya konulmuştur. Monaco prensesi Caroline’in  çocuklarıyla yemek yerken, kano yaparken, plajda tam sendelediği bir anda vs. gibi tamamen özel yaşamını sürdürdüğü alanlarda çekilmiş fotoğraflarının yayınlanmasına ilişkin olarak verilen bu kararda AİHM özetle, özel hayata ilişkin korumanın ifade özgürlüğüne karşı dengelenmesinde ağırlıklı unsurun yayınlanan fotoğraf ve makalelerin kamu yararına katkıda bulunması gerekliliği olduğunu belirtmiştir. Mahkeme bu noktada kamu yararı ve kamu merakı arasında kesin bir ayırım yapmış ve başvurucunun kamuoyunda tanınmış bir kişi olmasına rağmen, yegane amacı başvurucunun özel hayatına ait detaylarla birtakım okuyucuların merak duygularını tatmin etmek olan söz konusu fotoğraf ve makalelerin yayınlanmasının topluma herhangi bir yarar sağlamayacağına karar vermiştir. Diğer bir ifadeyle AİHM, bireylerin özel yaşama ilişkin haber, yorum, fotoğraf ve görüntülerin topluma duyurulmasında ancak kamu yararı var ise bu durumda bir dengenin varlığından söz edilebileceğini; buna karşın sadece kamu merakını tatmin etmeye yönelen haber, yorum, fotoğraf ve görüntülerin ise AİHS korumasından yararlanmayacağını açıkça belirlemiştir. AİHM, Prenses Caroline’in açtığı davada, fotoğraf ve makalelerin, başvurucunun herhangi bir resmi görevi olmaması

Ve başvurucunun özel hayatı ile ilgili olmaları nedeniyle kamu menfaatine bir katkı sağlamadığının aşikâr olduğuna karar vermiştir.  Buna ek olarak, Mahkeme, kamuya açık mekânlarda bulunsa ve herkes tarafından tanınsa dahi,  halkın başvurucunun nerede olduğunu ve genel olarak özel hayatında nasıl davrandığını bilme hususunda yasal bir menfaatinin olmadığına karar vermiş ve başvurucunun tamamen özel yaşamını sürdürmesiyle ilgili olan bu fotoğrafların yayınlanmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özel yaşamın gizliliği hakkını düzenleyen 8. Maddesinin ihlâli niteliğinde olduğuna hükmetmiştir.

Bu karardan hareketle somut şikâyeti ele aldığımızda, şikâyetçinin sevgilisiyle barışmak için 40 hocaya gittiği ve hocaların okuduğu şeklindeki haberin kamuoyuna aktarılmasında yukarıda yapılan ayırım çerçevesinde herhangi bir kamu yararından söz edebilmek mümkün olmayıp; bu haber bütünüyle kamu merakını tatmin etmeye yönelik bir haberdir.

Bunun yanı sıra haber şikâyetçi tarafından kesin bir dille yalanlanmış olup, şikâyet edilen vekilinin yanıt yazısında da, haberin gerçekliğini savunan ya da ispatlamaya yönelen hiçbir somut veri ortaya konulmamıştır. Nitekim şikâyet edilenin dilekçesinde ifade edildiği gibi, şikâyetçinin talebi üzerine bu haber, şikâyete konu internet sitesinden kaldırılmış ve erişime engellenmiştir. Ancak, şikâyet edilen vekilinin iddiasının aksine, google arama motorundan giriş yapıldığında bu haberi farklı haber/magazin sitelerinde kopyalanmış olarak görebilmek mümkündür.

Sonuç olarak, şikâyetçinin özel yaşamına ilişkin olarak kaleme alınan dedikodu mahiyetindeki bu yazının kamuoyuna aktarılmasında hiçbir kamu yararı bulunmadığı ve ayrıca yazının içeriğinin de gerçekliği ciddi anlamda şüpheli görüldüğü için, bu yazı ile şikâyetçinin kişilik haklarına zarar verildiği tespit edilmiştir. Bu itibarla, bu yazının Basın Meslek İlkeleri’nin;

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

“Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz” şeklindeki beşinci ve

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı maddelerini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda izah edilen gerekçeler çerçevesinde, www.gecce.com haber/magazin sitesinde 15.05.2012 tarihinde “Sinem Kobal’ı 40 Hoca okumuş” başlığıyla yayınlanan haber nedeniyle, www.gecce.com haber/magazin sitesi ile haberi hazırlayan Gül Erçetingöz’ün “uyarılmasına  oyçokluğuyla karar verilmiştir.

(Karar No: 2012/ 27)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

Basın Konseyi, www.hurriyet.com.tr İnternet Gazetesi Ve Hürriyet Gazetesi Muhabiri Mesude Erşan Hakkındaki Şikayetin Yersizliğine Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, www.hurriyet.com.tr İnternet Gazetesi’nde; 29 Ocak 2010 tarihinde, “Ünlü Doktorun Roman Skandalı” başlığıyla ve Mesude Erşan imzasıyla yayımlanan yazıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKAYETÇİ                         : Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin

 

ŞİKAYET EDİLENLER    : 1) www.hurriyet.com.tr İnternet Gazetesi

2) Mesude Erşan

                                                     Hürriyet Gazetesi Muhabiri

 

 

ŞİKAYET KONUSU           : Prof. Dr. Sabiha Pektuna Keskin, Basın Konseyi’ne gönderdiği 28.02.2011 tarihli şikayet dilekçesinde, Hürriyet Gazetesi’nin internet edisyonu olan www.hurriyet.com.tr internet gazetesinde Mesude Erşan tarafından 29.01.2011 tarihinde yayınlanan  “Ünlü Doktorun Roman Skandalı” başlıklı haberin, Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmektedir.

Şikâyet konusu haber “Ünlü doktorun Roman Skandalı” başlığını taşımakta ve haberde, “Doktor hastasının anlattıklarını izni olmaksızın kitabına veya romanına konu edebilir mi? Daha fenası romanında hastasından onunla paylaştığı günlüklerini yazar mı? Doktor, hastası ve ailesinden intikam almak için roman basar mı? Yine romanında, doğrudan hastasını, eşini, kızını, oğlunu hatta başka yakınlarını işaret eder, “non fiction-kurgusal olmayan” yazıyorum diyerek aslında küçük düşürmeye çalışır mı? Bir doktor, bir hastası ve çalışanına nasıl bu kadar kin duyar? Bunları bana söyleten ekranlarda, gazete sayfalarında görünmekten çok hoşlanan, pek ünlü bir çocuk nöroloğu…Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin ve romanı: Kanıt Tanık Bilirkişi Amigdala Unutmaz 2… Kitaptaki karakterler ve anlatılan pek çok olayın, Akyıldız ve ailesinden intikam almak için yazıldığını anlamak zor değil. Kitabın kapağından, sayfalardaki anlatılar ve sonundaki aile albümüne kadar. N. Akyıldız’ın anlattıklarıyla, Prof. Dr. Keskin’in kitabı arasında “pes” dedirtecek benzerlikler var. Kitabı okuyan N. Akyıldız defalarca hastaneye kaldırıldı, kızı E. Akyıldız romanı okuduktan sonra intihara kalkıştı” ifadelerine yer verilmektedir.

Haberde ayrıca “Psikiyatri Uzmanı “Dur” dedi” şeklinde bir alt başlık kullanılmış ve bu başlık altında “N. Akyıldız’ın tedavisini üstlenen ruh ve sinir hastalıkları uzmanı Dr. Tuba Olgun Erişkin, hastası ve ailesine yönelik ağır hakaret ve aşağılamada bulunduğu gerekçesiyle Prof. Dr. Keskin hakkında Bakırköy cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Akyıldız’ın avukatı Ayşegül Şahin de müvekkili ve kızı E. Akyıldız adına, aynı gerekçelerle Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

İstanbul Tabip Odası, yine N. Akyıldız’ın Prof. Dr. Keskin hakkında, branşı olmayan bir alanda hekimlik hizmeti vermesi ve tedavisini aksatması nedeniyle 21.12.2010 1 ay meslekten men, ayrı ayrı gerekçelerle uyarı ve para cezası verdi” ifadeleri ile haberin ayrıntıları okuyuculara ulaştırılmıştır.

Prof. Dr. Sabiha Keskin Paksoy ise şikâyet dilekçesinde, kendi kimliği ve kişiliği ile asla örtüşmediğini belirttiği bu suçlama ve aşağılamaların ne amaçla yazıldığının sorgulanmasını istemekte ve haberi yapan muhabirin konu hakkında kendisinin görüşünü almadığı halde bu yargıya nasıl vardığını somut gerekçelerle ispat etmesini istemektedir. Bunun dışında, habere konu olan hastası ile ilişkisinin nasıl başladığına ve geliştiğine ilişkin açıklamalarda bulunan şikayetçi, bu yazıyı kaleme alan muhabirin daha önce de aynı konuda bir haber yaptığını, bu her iki haber hakkında devam eden bir yargı süreci bulunduğunu, şikayet edilenin her iki yazıda da, sürmekte olan yargı sürecine ilişkin olarak sanki kesinleşmiş bir mahkeme kararı varmış gibi bir üslup kullanarak mesleki deformasyon içinde sahip olduğu gazetecilik imkanlarını kullandığını ve anlayamadığı bir biçimde kendisinin kamuoyundaki saygınlığını lekeleme çabası içinde olduğunu belirtmiş ve sonuç olarak şikayet konusu yazının, Basın Meslek İlkeleri’nin;

–          Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez şeklindeki dördüncü,

–          Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz şeklindeki altıncı ve

–          Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez şeklindeki dokuzuncu maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

ŞİKAYET EDİLENLERİN YANITI: Hürriyet Gazetesi Muhabiri Mesude Erşan’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 11 Nisan 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı İsmail Arslan tarafından bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 1 Haziran 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu haber bir bütün olarak ele alındığında, haberde şikâyetçi tarafından yazılmış olan roman ile hasta-hekim ilişkisinin mahremiyetinin hekim tarafından tıp etiğine aykırı bir şekilde suiistimal edildiği ve bu roman ile hastaya ve ailesine büyük manevi acılar verildiği iddiasının, konuyla ilgili adli gelişmelerle birlikte gündeme getirildiği görülmektedir.

Bu konudaki Genel Sekreterlik görüşü, somut olayda, hakkındaki iddialar haberleştirilen ve dolayısıyla haberin öznesini teşkil eden şikâyetçi hekim Prof. Dr. Sabiha Keskin Paksoy’a, hakkındaki iddialara yanıt verme imkanı tanınmadığı gerekçesiyle, Basın Meslek İlkeleri’nin, “Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı maddesinin ihlal edildiği yönündedir. Yine Genel Sekreterlik görüşünde, bu haberin Basın Meslek İlkeleri’nin Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu maddesinin ihlali niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.

Basın Konseyi Yüksek Kurulu ise şikâyet konusu haberin, şikayetçi tarafından yayımlanmış olan “Kanıt Tanık Bilirkişi Amigdala Unutmaz2”isimli romanın içeriğine ilişkin olduğunu, bu romanda geçenlerin şikayetçinin hastasının anlattıkları ile ayniyet gösterdiğini, nitekim söz konusu hastanın bu nedenle şikayetçiye karşı yargı yoluna başvurduğunu ve yargı sürecinin devam ettiğini belirlemiştir. Bu çerçevede, habere konu romanı kaleme alan şikâyetçi hakkında, özel yaşamı romana konu edilen hastanın tedavisini üstlenen uzman psikiyatrist tarafından da Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu ve İstanbul Tabip Odası tarafından da şikâyetçi hakkında, yine şikâyete konu olaya ilişkin olarak, branşı olmayan bir alanda hekimlik yapması ve tedaviyi aksatması nedeniyle 1 ay meslekten men ve para cezası verdiğini göz önüne alan Basın Konseyi Yüksek Kurulu, bu objektif verilerin kamuoyu ile paylaşılması niteliği taşıyan bu haberin, belirtilen yönü ile Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal etmediği sonucuna ulaşmıştır.

Yukarıda açıklanan sebeplerle, www.hurriyet.com.tr İnternet Gazetesi ve Hürriyet Gazetesi muhabiri Mesude Erşan hakkındaki “şikayetin yersizliğine” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/18-19)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-