,

Basın Konseyi Prestij Haber Gazetesi Yazarı Ferit Hayva Hakkındaki Şikâyetin Yersizliğine Karar Verdi.

[———-]

 

Basın Konseyi, 7 Ocak 2013tarihli Yüksek Kurul toplantısında, Prestij Haber Gazetesinde 14 Kasım 2012 tarihinde yayınlanan, Ferit Hayva imzalı Mirza Mehmet Nadiroğlu ve VATSO hakkındaki köşe yazısı hakkında yapılan başvuruyu değerlendirerek aşağıdaki kararı vermiştir.

KARAR

REFERANS                         : 2012/ 40
ŞİKÂYETÇİ                        : Mirza Mehmet Nadiroğlu adına

Av. Kadir Çilingir

ŞİKÂYET EDİLEN            : Ferit Hayva

Prestij Haber Gazetesi köşe yazarı

 

ŞİKÂYET KONUSU           :

 

Mirza Mehmet Nadiroğlu vekili Av. Kadir Çilingir tarafından yapılan başvuru, Van İlinde yayınlanan Prestij Haber Gazetesi’nin köşe yazarı Ferit Hayva tarafından, Van Ticaret ve Sanayi Odası (“VATSO”) ve buranın yönetimi hakkında 14 Kasım 2012 tarihinde yayımlanan “VATSO Tiyatrosu…” başlıklı yazıya ilişkindir.

Yapılan başvuruda, şikâyet konusu yazı ile VATSO tüzel kişiliğine ve VATSO yönetim kurulu başkanı olan Şikâyetçiye yönelik hakaret, sövme ve iftira niteliği taşıyan itibarsızlaştırmaya ve küçük düşürmeye yönelik ifadeler yer aldığı beyan edilerek, Basın Meslek İlkeleri’nin 4, 6, 10 ve 12. Maddelerinin ihlâl edildiği ileri sürülmüştür.

Şikâyet’e konu olan yazı aynen şu şekildedir:

“Kentin en büyük ve en etkili tiyatrosu olan VATSO tiyatrosu turnede!.

Kent içinde aylardır sahneye koyduğu gerek tek kişilik, gerek ekip olarak sahneledikleri oyunlarla göz dolduran Vatso tiyatrosu hızını alamayarak Uluslararası boyutta oyunlar sergilemeye başladı. Kent içinde aylardır  “Üç Maymun” ve “Ben bilmem valim bilir” oyunları ile kapalı gişe oynayan VATSO tiyatrosu ekibine kattığı yeni polivretan isimler ve kendi yazıp oynadığı oyunlarla çıktığı yurdışı turnesinde “anam ölür babam ölür yatırım” oyunu ile adından, kendinden söz ettirmeye devam ediyor. Yurt dışında gittiği her noktada yoğun ilgi gören, kapalı gişe oynayan “oy oy oy yatırıma geldik” oyunu sonrasında açılan kilimler karşılığında alınan cd ve plaketler ile duygulu anlar yaşayan VATSO Tiyatro ailesi şanına yakışır bir yol izlediği için oynadığı şahane oyunlar ile özellikle yatırıma konu olan gerek kent içinde gerekse kent dışındaki oda, borsa dünyasından takdir almaya, alkıştoplamaya devam ediyor…

Bir yıla aşkın bir süredir başına geçtiği VATSO tiyatrosunu yöneten akıl! zaman zaman kendi yazıp oynadığı tek kişilik oyunların yanında kentin gerçek dünyası ile alakalı olarak sahneye koyduğu özellikle ´üç maymun´ ve ´ben bilmem valim bilir´ oyunları ile rüştünü ıspatlamıştır. Deprem yaşamış bir kenti yaptığı, yazdığı, oynadığı oyunlar ile güldürebilen insanların aklını farklı yönlere çekerek zoru başaran bir tiyatronun başarısı yadsınamaz. Bütün olayları oyun olarak kurgulayacak bir yeteneğe sahip olmak ve bu zor şartlarda bu gerçeklikleri üç muymunlar gibi ´ben bilmem valim bilir´ oyunları ile sahneleyen VATSO Tiyatrosunun bu başarısını gerçekten de oynandığı, sahnelendiği ülkelerdeki yatırımcılarının bile gıptayla baktığı, ´anam ölür babam ölür yatırım yapmaya geldik´ oyunu ile yurt dışına taşıdığı şöhretinin yankıları hepimizin göğsünü kabartan gelişmelerin başında gelendir. Kadrosuna kattığı yeni yüzler, transferlerle yurt dışında yatırım oyununu sergileyen ve gittiği her ülkede yoğun ilgi istek gören tiyatronun baş aktörü böylesi bir ileri görüşlülüğü, böylesi bir başarıyı bugüne kadar içinde taşımanın verdiği özgüvenle yeni döneme ne kadar hazır olduğunu dost – düşmana göstermenin gururunu yaşıyor. Hiç kimsenin aklına gelmeyeni aklına getiren, adeta bir Frankeştayn aklı ile ölüden diri yaratan bir aklın hocalık ettiği bu tiyatronun kente, ülkeye, dahası dünyaya katacaklarını görmezden gelmek, nankorlük olur!.

Kentteki sigorta pirimlerine af, vergiler ertelensin, krediler nasıl adamına göre cukkalanır türünden tek kişilik-perdelik oyunlarda gösterdiği büyük başarı sağlamış bir tiyatronun yazarı ve oyuncusunun mihmandarlık ettiği bir yurt dışı turnesinden bu tiyatronun kent insanının göğsünü kabartan bir şekilde haberlere konu olması gerçekten de takdire şayan bir başarıdır. Burada oynanan oyunlar ve konusu gereği ilgili kişi ve yapılardan depolanan güçle çıkılan turneden kendini metal yorgunluktan kurtardığını gösteren yeni jönlerin, aktörlerin, figüranların katıldığı ekiple yurt dışında turneye gitmek ve gittiği yerlerde sahnelendiğinde izleyenlerin ´Türkiye´nin doğusundan kuş uçmaz kervan geçmez, 7,2 şiddetindeki depremlerin bile kesmediği bir canlılıkla gelip buralarda dibine kadar komedi türü yatırım oyununu sergilemek, buradaki insanları gülmekten kırıp geçirmek inanılır gibi değil´ türünden söylem ve yakıştırmalar karşısında duygulanan ekip başı ve oyuncuları sürekli oyunu sergiledikleri ülkelerden bildirerek, bizleri habersiz bırakmamakta, yaşadıkları heyecana, inanılmaz ilgiye ortak ederek bizleri onurlandırmaları bile başlı başına bir kurgu ve yetenek olarak görülüyor.

 VATSO Tiyatrosunun yeni ekibi gerçekten de geleceğin tiyatrosunun nasıl ciddi oyunlar oynayacağı, kenti nelere tanık edeceklerinin bir izdişüşümünü yurt dışında sahneye koydukları beş – altı perdelik komedi oyunu ile ıspatlamanın gururunu, onurunu bizlere yaşatığı için de kendilerine ne kadar teşekkür etsek azdır. Yakın zamanda yeniden kentte sahne diyecek olan VATSO tiyatrosunun yeni dönem oyunlarının nasıl ve kimler tarafından ne amaçla oynanacağının ip uçlarının ortaya çıktığı bu turnede kent ahalisinin bu tiyatro gurubu ile ne kadar övünse az olacağı gerçeği bir kez daha kent tiyatro severlerinin yüzünde tokat gibi patladığına şahit oluyoruz… Kentini ve kendi bölgesini bir aslan gibi işaretleyerek yeni alanlarda Uluslararası pazarlarda komedinin gülme krizlerinin yaşatıldığı gerek tek, gerekse toplu yeni oyunlar ile boy gösteren böylesi bir Tiyatroyu desteklememek, onun yeni oyunlarında rol almamak her halde hiçbir kent tiyatro severinin reddedemeyeceği bir şey diye değerlendiriyoruz…

Finansmanının nasıl sağlandığı, VATSO tiyatrosunun bu turneyi hangi teşvik ve sponsorlar aracılığı ile gerçekleştirdiği bilinmese de sonuçta bu cesareti gösterip yurt dışında turne düzenleyerek komedi türü oyunların babası iltifatına nail olan, yurt dışına yatırım oyununu sahnelemek her babayiğidin karı olmasa gerek!. Herkesin oyunlarına çok güldüğü, çok eğlendiği bu tiyatronun “anasının gözü zırtaboz yatırım” oyunundaki performansı, oyunu izleyenleri burada duyanları gülmekten kırarken, oyunun baş aktörü bu duruma gerçekten kendilerinin de inanamadığını, bu kadar başarılı olacaklarını beklemediğini ama ne ilginçtir ki gittikleri her yerde insanların kendilerini gülerek karşıladıklarını ve bu oyunun buralara kadar gelip sergilenmesinin hangi dahinin aklından çıktığını bilmek istediklerini söylediklerini, ancak kendilerinin mütevazi oldukları için bunlardan söz etmediklerini söylüyor. Bu arada oyuna, oyunculara, alet olanlara, ışık tutunlara, tezgahı kuranlara manyak şekilde gülüp geçtiğini ve bu oyunun buralara kadar gelinip sahnelenmesinde hayretler içinde kalan kesimleri de anlamaya çalıştıklarını ve bir yıla yakın bir zamandır kentte sahneledikleri oyunlarda nasıl insanları şaşkın bıraktıklarının aynı şekilde bu başarılarını “of of ucundan da yatırım” oyunu ile Uluslararası boyuta taşıyarak oradaki insanları da güldürmenin hazzını yaşadıklarını da vurgulamadan geçemiyor tabi ki. Her oyundan sonra açılan kilimlere karşılık atılan, alınan CD´lerin, plaketlerin tarif edilmez mutluluklar yaşattığını ve kadroya yeni eklenen uncu, mermerci, ayakkabıcı, fotokopici v.b bir çok oyuncunun da kendilerine bu mutluluğu yaşattığı, bu fırsatı verdiği için VATSO tiyatrosu yönetici ve yönetilenlerine teşekkürlerini sunduklarını, burada yakaladıkları başarılarını artık ülkeye döndüklerinde yakın iller olan Hakkari, Şırnak, Siirt, Bitlis Muş beşgeninde de sahneye koyarak nemenem bir tiyatro olduklarını herkese göstereceklerinin de altını kalın şekilde çiziyor…

Böylesi bir turnenin ne kadar başarılı olduğunu ancak komediden, gülmekten, alaya alınmaktan korkmayanların anlayacağını not düşen Tiyatro yönetici ve ana jön olan mirzakeştayn yarattığı canavarın artık tutulamayacağını, bu başarının önünde artık kimsenin gülmekten kendini tutumayacağını belirterek nasıl bir oyuncu olduklarını Van´da sahneye koydukları “üç maymun” ve “ben bilmem valim bilir” oyunlarının ardından şöhretlerini taşıdıkları batı dünyasının da şaşkınlıkla ayakta gülme kirizlerinde alkışlayarak “trişkadan yatırım” oyunu ile taçlandırarak bir devrin sonunu getirdiklerini ve yeni sezon için burada topladıkları güçle inanılmaz bir başlangıç için hazır olduklarını ve bugüne kadar oynadıkları oyanlarda nasıl insanları güldürdüklerini, kırıp geçirdiklerini zaman zaman hayretler içinde bırıktıklarını, insanları nasıl kahkahaya boğduklarını, nasıl kent gerçeğini ortaya koyduklarını gösterdiklerinin rahatı içinde yeni sezonda çok daha can alıcı oyunlarla sahne diyecekleri günü iple çektiklerini belirtiyor ve tabiki ekliyor; artık dönüşlerinde kent yapılarının kendilerine karşı gereken duyarlılığı göstermesini ve bu komedinin devamı için kendilerine destek olmalarını istiyor… Son sözleri sorulduğunda duygulanan, gözleri dolan yönetmen böylesi bir ekibi olduğu için çok mutlu olduğunu, ekipte bazıları ile geçmişte limoni olsa da yeni dönemde bu insanların performansına ihtiyacı olduğundan bazı şeyleri düddürü dünya anlayışı içinde görmezden geleceğini ve kendisini destekleyen, VATSO tiyatrosunun bir dönem daha başında kalması için cesaretlendiren bu  komedi türü yatırım oyununun tüm oyuncularına teşükkürü bir borç bildiğini belirterek, gözlerinin dolmasından ağlamaklı olmasından dolayı kendisini dinleyenlerden özür dilediğini, artık yeni sahne ve oyunlarda kimsenin kendilerini tutamayacağını ve VATSO tiyatrosunun yeni tek kişilik oyunlarda olsun yeni dönemde sahneye koyacakları komedi türü oyunlarda olsun rakipsiz olduğunu dile getirerek yurt dışı turnesinde sahneye koydukları komedinin nasıl büyük bir ilgiye mazhar oludğunu, nasıl insanların kırılarak güldüğünü anlatmaya kelimelerin yetmeyeceğini ve böylesi oyunları oynamaya kim ne derse desin devam edeceklerini, kendilerine gülen alay edenleri umursamadıklarını, insanları yaptıkları ile güldürmeye, düşyünmeye ve kahkhalara boğmaya devam edeceklerini söyleyerek, döndüklerinde ısrarla kent tiyatro severlerinden kendilerine layık bir karşılama yapmalarını beklediklerini sözlerine ekliyor ve konuşmasını bitiriyor… Hey malamın…THE END…”

 

ŞİKÂYET EDİLENLERİN YANITI: Genel Sekreterlik tarafından 14 Aralık 2012 tarihinde yazılan yazının Şikâyet Edilen Ferit Hayva’nın yazılarının yayımlandığı Prestij Haber Gazetesi’ne ulaştığına ilişkin teyit 21 Aralık 2012 tarihinde alınmıştır. Ancak Konseye gerek Ferit Hayva, gerekse yazı yazmakta olduğu Prestij Haber Gazetesi tarafından herhangi bir yanıt iletilmemiştir.

 

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR: Şikâyetçi tarafından Genel Sekreterliğe 24 Aralık 2012 tarihinde ulaşan yazı ile uzlaşma istenilmediği belirtilmiştir

 

GENEL SEKRETERLİK GÖRÜŞÜ:

Genel Sekreterlik tarafından ŞİKÂYETİN YERSİZLİĞİNE karar verilmesi istenilmiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

Şikâyet konusu yazı, bir takım somut olaylara üstü kapalı şekilde referanslar içeren, mizahi bir üslubun benimsendiği ve genel itibariyle VATSO ve yönetimini hedef alan uzunca bir yazıdır.

Yazıda açık bir sövme söz konusu değildir. Yazıdan anlaşıldığı kadarıyla, Şikâyetçi VATSO Başkanının faaliyetleri, somut olaylarla doğrudan irtibat kurulmaksızın, genel itibariyle eleştiriye tutulmaktadır. Gene yazıda, VATSO’nun ve yönetiminin bir takım faaliyetleri ve işlemlerine değinilmekte ancak bunlarla ilgili ayrıntılar ortaya konulmamaktadır.

Kamu Kurumu Niteliğinde olan Meslek Kuruluşlarının (Meslek Odaları, Barolar, Sanayi ve Ticaret Odaları gibi) herhangi bir somut nedene dayanmayan ve faaliyetlerini genel itibariyle eleştiren düşünce açıklamalarıyla karşılaşmaları doğaldır.

Yazıda VATSO’yu bir tiyatroya, faaliyetlerini ve işlemlerini ise tiyatro oyunlarına benzeten bir tasvir yapılmaktadır. Burada kullanılan benzetmelerin mizahi amaçla yapıldığı ve yazıyı okuyan ortalama bir okuyucunun bu ifadelerden VATSO’nun bir tiyatro olduğunu düşünmeyeceği açıktır. Dolayısıyla yapılan bir parodiden ibarettir. Bu tip bir parodide abartılı bir üslubun kullanılması ve gerçeklerle tam olarak örtüşmeyen tasvirlere yer verilmesi de doğaldır. Böyle bir üslupla yazı kaleme almak elbette yazarın kendi takdirindedir.

Özellikle kamu kurumları ile bunların yöneticilerine karşı, bu kurumların faaliyetlerini, haklı veya haksız olarak beğenmeyen yazarların, fikirlerini, somut bir olguya dayanmaksızın da ortaya koyma hakları vardır.

Bu tip siyasi nitelikteki eleştirilerin salt muhatabını aşağılamak amacını ortaya koymadığı müddetçe sınırlandırılmamaları ifade özgürlüğünün temel koşullarındandır. Eleştirinin mizahi dille yapılması ve abartının bu üslubun temel unsurlarından oluşu dikkatten kaçırılmamalıdır.

Bu sebeplerle, mizahi bir dille VATSO ve Başkanını eleştiriye tutan yazının Basın Meslek İlkelerini ihlâl etmediği sonucuna varılmış ve oyçokluğu ile ŞİKÂYETİN YERSİZLİĞİNE karar verilmiştir.

Basın Konseyi Akit Gazetesinin Kınanmasına Karar Verdi.

[———-]

 

Basın Konseyi, Akit Gazetesi’nde 22 Kasım 2012 tarihinde yayımlanan haberle ilgili başlatılan incelemeyi değerlendirerek aşağıdaki kararı vermiştir.

KARAR

 

KARAR NO                         : 2012/ 39
KARAR TARİHİ                : 17 Aralık 2012
İNCELEME BAŞLATAN                                       : Basın Konseyi Genel Sekreterliği
HAKKINDA İNCELEME BAŞLATILAN                    :  Akit Gazetesi

 

İNCELEME KONUSU                  :

Akit Gazetesi’nde 22 Kasım 2012 Perşembe günü, gazetenin 3. Sayfasında yayımlanan “Lisede Ahlaksızlık” başlıklı habere ilişkin, Basın Konseyi adına Genel Sekreterlik tarafından re’sen inceleme başlatılmıştır.

 

HAKKINDA İNCELEME BAŞLATILANLARIN YANITI: 5 Aralık 2012 tarihinde Akit Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Hasan Karakaya’ya yazılan ve Murat Alan tarafından alındığı teyit edilen yazıya herhangi bir savunma verilmemiştir.

 

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR: Herhangi bir uzlaşma ve sair talep bulunmamaktadır.

 

GENEL SEKRETERLİK GÖRÜŞÜ: Genel Sekreterlik tarafından Yüksek Kurula sunulan görüş uyarınca, Akit Gazetesi hakkında kınama kararı verilmesi istenilmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

Basın Konseyi Yüksek Kurulu tarafından yapılan değerlendirmede, haberin manşeti ile büyük puntolarla verilen fotoğrafların altındaki kısmında yazılanların aksine, somut olayın mesleği öğretmenlik olan bir takım şahısların bir piknik sırasında alkol alırken fotoğraf çektirmelerine ilişkin oldukları anlaşılmıştır.

Bir öğretmenin, mesai saatleri dışında, herhangi bir mesleki faaliyet içerisinde değilken ve mesleki faaliyetleri etkilemeyen şekilde sosyal hayatını şekillendirmesi ve buna ilişkin fotoğrafları sosyal paylaşım sitelerinde paylaşması kişinin özel hayatına ilişkin bir meseledir.

Basın Meslek İlkeleri’nin 5. Maddesine göre, “Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu yapılamaz”.

Somut olayda habere konu kişilerin öğretmen olmaları, özel yaşamlarındaki tercih ve tutumlarından dolayı yayın konusu yapılabilecekleri anlamına gelmez. Özel yaşamlardaki tercih ve tutumların doğrudan mesleki faaliyetlerini engellemesi veya bu konuda somut bir tehlike doğurması halleri bunun dışındadır.

Bu sebeplerle, özel yaşam hakkının ihlâli niteliğindeki eden haberin Basın Meslek İlkeleri’nin 5. Maddesinin ihlâli niteliğinde olduğu anlaşılmış ve Akit Gazetesi’nin KINANMASINA oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2012/ 39)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

Basın Konseyi Vatan Gazetesi Yazarı Reha Muhtar’ın Uyarılmasına Karar Verdi.

[———-]

 

Basın Konseyi, 17 Aralık 2012 tarihli Yüksek Kurul Toplantısında, Vatan Gazetesi yazarı Reha Muhtar tarafından 9 Kasım 2012 ve 11 Kasım 2012 tarihlerinde aynı konuya ilişkin yazılan yazılara ilişkin yapılan başvuruyu değerlendirerek aşağıdaki kararı vermiştir.

                                                                                                                     KARAR

 

KARAR NO                         : 2012/ 38
KARAR TARİHİ                : 17 Aralık 2012
ŞİKÂYETÇİ                        : 1. İstanbul Tabip Odası

2. Türkiye Tabipleri Birliği

ŞİKÂYET EDİLEN            : Reha Muhtar

 

ŞİKÂYET KONUSU           :

1. İstanbul Tabip Odası, Basın Konseyine 16 Kasım 2012 tarihinde ulaşan başvurusu ile Vatan Gazetesi Yazarı Reha Muhtar’dan, Basın Meslek İlkelerini ihlâl ettiği gerekçesi ile şikâyetçi olmuştur.

Yapılan başvuruda, sağlık alanında 2003 yılından itibaren bir dönüşümün söz konusu olduğu, bu süreçte hastalar ile hekimlerin karşı karşıya geldiği ve hekimlerin ölüme varan şiddete maruz kaldıkları belirtilerek, Şikâyet Edilen yazar Reha Muhtar’ın 9 Kasım 2012 tarihli “Ameliyatımı Yanlış Yapan Doktor Maceraları” ve 11 Kasım 2012 tarihli “Semra Hanım’dan Mektup Var” başlıklı köşe yazılarının hekimin kişilik haklarını yok saydığı, hekimleri hedef haline getirdiği ve hekimlere ve hekimlik ortamına karşı güvensizlik duygusu aşıladığı ileri sürülmüştür.

Aynı başvuruda devamla, “Sayın Reha Muhtar hiçbir tıbbi görüşten yararlanmadan -en azından yazısından öyle anlıyoruz- sadece kendi kanaatiyle vardığı ‘hatalı tedavi’ yargısı sonucunda ilgili hekimi deşifre etmiş ve yine aynı hekim üzerinden tartışma yaratmıştır. Ayrıca başta yazılarda adı geçen hekim olmak üzere hastanın tedavi tercihleri sorgulanmış ve kişisel kanaatlere fütursuzca devam edilmiştir” denilmektedir.

İstanbul Tabip Odası’nın başvurusunda, hastanın hatalı hekim uygulamalarına ilişkin olarak yargıya ve meslek kuruluşlarına şikâyet hakkının bulunduğu, hatalı uygulamanın ortaya konulabilmesi durumunda cezai, hukuki ve mesleki yaptırımların söz konusu olabileceği hatırlatılmış ve Reha Muhtar tarafından kendi örgütlerine böyle bir başvurunun yapılmamış olduğu da belirtilmiştir.

Başvuruda, ayrıca, “Toplumsal bellek oluşturmada önemli rol oynayan medya mensuplarının kişisel deneyim ve kanaatleriyle yazılan kimi makaleler ve yapılan haberlerin hekimlik mesleğini itibarsızlaştırdığını ve hatta hekimleri hedef tahtası haline getirdiğini bu üzücü vesileyle bir kez daha hatırlatmak istiyoruz” denilmektedir.

Türk Tabipleri Birliği tarafından Basın Konseyine 20 Kasım 2012 tarihinde ulaşan 16 Kasım 2012 tarihli başvuru ile ise, Reha Muhtar’ın aynı yazılarının Dr. Fahir Özer’in kişilik haklarına ağır saldırı niteliğinde olduğu, aynı zamanda bir hasta olan Semra Erkanlı’nın mahremiyetini de ihlâl ettiği ifade edilmiştir. Başvuruda, yazılar “tıbbi ve bilimsel gerçekler üzerine oturtulması güç” olarak tanımlanmıştır.

2. Türk Tabipleri Birliği’nin başvurusunda da, İstanbul Tabip Odası gibi, hatalı uygulamaya maruz kaldığını düşünen hastaların adli ve mesleki mercilere başvurmalarının mümkün olduğu, hekimlere yönelik şiddetin arttığı bugünlerde basın mensuplarının bu gibi yazılarında bu durumu gözetmesi ve özen göstermesinin beklendiği ifade edilmiş, “Reha Muhtar’ın şiddeti körükleyen ve saldırgan bir üslupla kaleme aldığı yazılarında kullandığı dilin hekimlerin onurunu zedelediği” belirtilmiştir.

Tüm bu nedenlerle, bu tür yazıların hekimlere yönelik şiddete katkı sunacağı ve hekim-hasta arasındaki güven ilişkisini ortadan kaldıracağı bu nedenle de bu tür yazılara hassasiyetle yaklaşılması gerektiği ifade edilmiştir.

 

ŞİKÂYET EDİLENLERİN YANITI: Şikâyete ilişkin Basın Konseyi Genel Sekreterliği tarafından 20 Kasım 2012 tarihinde yazılan yazının Şikâyet Edilen Reha Muhtar’a ulaştığına ilişkin teyit 21 Kasım 2012 tarihinde alınmıştır. Aynı yazıda 27 Kasım 2012 tarihine kadar başvuruya ilişkin değerlendirmelerin bildirilebileceği söylenmişse de Şikâyet Edilen tarafından herhangi bir cevap verilmemiştir.

 

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR: Şikâyetçiler tarafından Basın Konseyine gönderilen 27 Kasım 2012 tarihli mektuplar ile uzlaşma konusunda herhangi bir talep ileri sürülmemiştir.

 

GENEL SEKRETERLİK GÖRÜŞÜ: Genel Sekreterlik tarafından Yüksek Kurula sunulan görüş uyarınca, Reha Muhtar hakkında uyarma kararı verilmesi istenilmiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

Basın Konseyi Yüksek Kurulu tarafından yapılan değerlendirmenin konusu, Şikâyet Edilen Reha Muhtar’ın Vatan Gazetesi’ndeki köşesinde, 9 Kasım 2012 ve 11 Kasım 2012 tarihlerinde yazdığı iki yazıdır.

9 Kasım 2012 tarihli yazı şu şekildedir:

Ameliyatımı yanlış yapan doktor maceraları

Bir hastanenin VIP hastalardan sorumlu, çok tanınmış kadın müdiresi, çok önemli bir ameliyatını başka bir hastanede yaparsa “niye” demez misiniz?..
Dersiniz elbette…

Amerikan Hastanesi’nde VIP hastalardan sorumlu Semra Hanım isimli gün görmüş, çok halim selim bir hanımefendi vardı… 

Geçen gün onun tıpkı benim gibi bir bel ameliyatı geçirdiğini, öğrendim…
Kendisini arama fırsatı bulamadım, fakat öğrendiğime göre, Semra Hanım yıllardır gururla görev yaptığı Amerikan Hastanesi’nde bel ameliyatını olmamış…
Bir başka hastaneye gitmek zorunda kalmış…
Çünkü Semra Hanım’ın ameliyat olacağı doktor Amerikan Hastanesi’ne gelmiyormuş…

***

Peki koskoca VIP Müşteri İlişkileri Müdürü hanımefendi niye kendi hastanesinin doktoruna belini ve kendini emanet etmedi dersiniz?.. 

Acaba o hastanede ilgili serviste görev yapan Fahir Özer isimli bir profesörle ilgili mi bu durum?.. 

Yaklaşık on yıl önce, belimdeki şiddetli ağrılardan dolayı, doğduğum hastane olan Amerikan Hastanesi’ne gitmiştim…

Fahir Özer isimli doktor beni muayene etmiş ve ameliyatıma karar vermişti…
Ameliyattan çıktığımda belimde bir komplikasyon kalması ihtimalinin binde 2 olduğunu söylemişti aynı doktor bana…

***

Tam bir yıl sonra belimde, tam olarak aynı yerde nüksetti aynı sorun…
MR çektirmeye gidip, sonuçlarını doktora gösterdiğimde bana hiç sıkılmadan şöyle söylemişti:

-“Bir daha ameliyat etmemiz gerekecek…” 

Kadavra olacak başka bir kobay bulmasını temenni ederek ayrılmıştım yanından…
Sonraları aynı doktordan “sakat kalan” birçok hastayla karşılaştım…
İnanılmaz bir şeydi… 

Aynı doktor bana tesadüf eden bir sürü kişiye başarısız ameliyat yapmıştı…

***

Fakat ilginç bir şekilde, bu doktor Amerikan Hastanesi’nde ne hikmet-i ilahi ise, özel olarak korunuyor, hiç kimse bunca şikayete rağmen en ufak bir girişimde bulunmuyordu…

En sonunda geçtiğimiz günlerde Amerikan Hastanesi’nin 20-25 yıldır en önemli müşteri hizmetleri görevlerinden birinin başında bulunan bir hanımefendinin Profesör Doktor Fahir Özer’e kendi bel ameliyatı için gitmeyi reddettiğini ve başka bir hastanede başka bir doktora kendini emanet ettiğini öğrendim…

Bana bunu anlatanlar; “Sakın yazma bu olayı… Doktor Fahir’e bir şey olmaz… Semra Hanım işinden olur…” dediler…

“Olmaz” dedim… 

Dedim ama, doğrusu merakla bekliyorum ben de ne olacak diye…”

11 Kasım 2012 tarihli yazı ise aynen şu şekildedir:

“Amerikan Hastanesi’nin VIP Müşteri Hizmetleri Müdiresi Semra Hanım’ın (Erkanlı), birkaç yıldır ayağı çekiyor, belindeki ağrıdan dolayı yürüyemiyordu…
Ameliyat olmaya karar verdi nihayet…

Ben de ayağımın çekmesi, şiddetli bel ağrıları nedeniyle ameliyat olmaya karar vermiştim…
Ancak benim Semra Hanım’dan bir farkım vardı… Ben hayatımda olduğum tek ameliyat için, onun çalıştığı, ancak onun ameliyat olmadığı hastaneyi seçtim…
Amerikan Hastanesi’ni…

Neden Amerikan Hastanesi’ni seçtim?..

Çünkü ben “hayatın ve kurumların enerjisine inanırım…”
Düşündüm…

Amerikan Hastanesi benim doğduğum hastaneydi…

Yani bana “hayat veren hastane…”

Zor bir ameliyata giriyordum…

Kendimi bizzat hayata ‘Merhaba’ dediğim hastanede narkoz yiyip ameliyata girerken güvende hissedecektim…

Sırf bu nedenle bu hastaneyi seçtim…

Doktoru değil, hastaneyi seçtim…

O sırada bende sabah programı yapan Dr Kadri Özen isimli arkadaşım, “Abi” dedi “Madem Amerikan’ı istiyorsun… Orada nöroşirurjide Fahir Özer var… Ona söyleyelim… Ameliyatı o yapar…”

***

Böylece bel ameliyatı oldum…

Birkaç gün önce olayı “gizlice paylaştığım” Sezen Aksu, “Sakın” demişti, “Sakın doktorların ameliyat lafına güvenip ameliyat masasına yatma… Yapma bu hatayı…”
İçimden, “Bizim kız, hep duygusaldır böyle… Doktor ameliyat şart diyorsa bir bildiği vardır…” dedim ve onu dinlemedim…
Doktoruma o kadar çok güveniyordum, Cumartesi sabah olduğum bel ameliyatını el kamerasıyla çekip, tüm görüntülerini Pazartesi gecesi SHOW TV ana haber bülteninde yayınladım…

Bütün Türkiye’ye “Siz de kırıkçıdan çıkıkçıdan ziyade, doktora danışın, onlara kendinizi teslim edin” diyerek…

Ana haber bülteninde yayınlanan ameliyathane görüntüleri büyük olay oldu, bütün Türkiye’de müthiş bir etki yarattı…

Yüzlerce telefon aldım, “Bel sorunu yaşayan vatandaşlardan…”
“Derdimize çare” diyorlardı, “Biz size güveniriz…”
Dilim döndüğünce yardımcı olmaya çalıştım…
Hepsini doktorlara yönlendirdim…

***

Gel zaman git zaman tam bir yıl sonra, bana yapılan ameliyatın başarısız olduğu ortaya çıktı…

Aynı yerden aynı şekilde nüksetti…

Fahir Özer isimli doktor MR’a baktı, “Yeniden ameliyat yapacağız” dedi…

Şaka gibiydi, beni kadavra sanıyordu…

Yürüdüm, çıktım ve gittim…

Fakat bel sorunumda “Ameliyatın zorunlu olduğu” konusunda doktorun gazına gelip Türkiye’yi yanlış yönlendirdiğime inanıyordum… Üzüntülüydüm…
Birkaç kere yazdım…

Ne beni yaptığı ameliyatla “sakat bırakan” doktora bugüne kadar bir tazminat davası açtım, ne Amerikan Hastanesi’ne…

***

Tam tersine olayı hiç kişiselleştirmedim, yine kendi paramla çocuklarımın doğumunu da Amerikan Hastanesi’nde yaptım…
Babam zor günlerde beyin kanaması geçirdi…

Onu da Amerikan Hastanesi’ne yatırdım…

Çocuklarımın annesi kanser ameliyatı geçirdi…

O ameliyatı da Amerikan Hastanesi’nde yaptırdım…

Hastanenin VIP Müşteri Hizmetleri Müdürü Semra Hanım, “belindeki problemden dolayı yaptırdığı ameliyatı kendi en üst düzeyde görevli olduğu Amerikan Hastanesi yerine, ismini reklam olsun diye vermek istemediğim bir başka hastanede yaptırdı…”

Semra Hanım’ın kendisi gibi sevdiği hastanesindeki doktorlara ameliyatı yaptırmayıp, bir başka hastanenin doktoruna yaptırmış olmasının nedenini “benim de ameliyatımı yapan Fahri Özer’e güvenmemesi” olarak niteledim ve öyle yazdım…

***

Benim yazıma Semra Hanım’dan mail yoluyla zehir zemberek bir cevap geldi…

O zehir zemberek cevabı aynen yayınlıyorum…

Sonra Semra Hanım’a benim “zehir zemberek” cevaplarım olacak…

Önce Semra Hanım’ın mailini kişilik haklarına duyduğum saygının doğal sonucu olarak kelimesine dokunmadan yayınlıyorum…


SEMRA HANIM’IN MEKTUBU…

Sayın Reha Muhtar,

9 Kasım 2012 tarihli Vatan Gazetesi’nde şahsımla ilgili yazınızı esefle okudum. Kişilik haklarıma, hem de yanlış bir şekilde, yapılmış atfınızı şiddetle kınıyorum.
Uzun yıllardır sorun yaşadığım kalça bölgemde yapılan ameliyatımı, yine çok uzun yıllardır tanıdığım bir hekime yaptırmamdan doğal bir durum yoktur. Söz konusu rahatsızlığımın, sizin de kabul ettiğiniz şekilde, hiçbir şekilde bana sorulmadan, görüşüm alınmadan, daha önceden yaşamış olduğunuz kötü bir tecrübeniz ile ilişkilendirerek gazetenizde köşe yazısı konusu olması dehşet vericidir. Nasıl bir amaç ve fikir doğrultusunda, bana sorma zahmetine dahi katlanmadan, yıllardır tanıdığım ve güvendiğim bir hekime ve yıllardır çalıştığım Kuruma güvensizlik olarak yorumlayabilirsiniz anlamam mümkün değil.

Yazınızda adı geçen hekim, sorunumun muhatabı değildir. Kendisi sinir cerrahisi konusunda uzmandır. Benim sorunum ortopedik olup sinir cerrahisi ile ilgisi yoktur. Yine ayrıca yıllardır gurur ve şevkle çalışmakta olduğum Kurumun da, yine aynı şekilde, hiçbir şekilde doğruluk payı içermeyen iddialarınızla ilişkilendirilmesi de haksız olup, doğru gazetecilik ilkelerine aykırıdır.
Tamamıyla kişilik haklarımı, hasta mahremiyetini çiğneyen yazınızı tekzip eder, en kısa zamanda hatanızı düzeltmenizi rica ederim.
Semra Erkanlı

SEMRA HANIM’A SÖYLEYECEKLERİM…

Sevgili Semra Hanım; Siz söylemiyorsunuz ben söyleyeyim…

Doktor Remzi Tözün’e ameliyat oldunuz…

Beni sakat bırakan ameliyatı yapan Fahir Özer’in sinir hastalıkları mütehassısı olduğunu, sizin ise ortopedik bir sorununuz olduğunu aktarıyorsunuz…
Kusura bakmayın ama bu söylediğiniz “yalan değilse, çok yanlış bir beyandır…”

Sizin sorununuz bir bel ve kalça sorunudur…

Doktorların büyük çoğunluğu hiç tartışmasız, sizin sorununuzun iki tür ameliyat yolunun olduğunu söylerler…

Birincisi benim ameliyatımı yapan hastaneniz doktorlarından Fahir Özer’in yaptığı bel ameliyatı…

İkincisi ise “Kalçaya protez takılan” ameliyat…

***

Siz “bel ameliyatını değil, kalça protezi ameliyatını seçiyorsunuz…”
Neden hiç bel ameliyatı opsiyonunu değerlendirmiyorsunuz acaba?..
Hastanenizde bel ameliyatını yapan bizim Fahir Özer var…
Niye Türkiye’nin en kalburüstü insanlarına hizmet verdiğiniz kendi hastanenizin doktoruna en azından bir görünmüyorsunuz?..

Bu güvensizliğinizin ya da isteksizliğinizin altında ne yatıyor acaba?..
Mesele Semra Hanım’cığım;

Sizin kendi hastanenizde mi, yoksa başka bir hastanede mi ameliyat yaptırmanız değil?..

Bu beni ilgilendirmez, ben hastanenin genel müdürü değilim…
Sizin durumunuz Almanya’daki Mercedes fabrikasının genel müdürünün BMW marka arabayla gezmesine benziyor…

Bu işin halkla ilişkiler yönü… 

***

Fakat işin halkı ilgilendiren bir yönü var;

Belli ki sorununuzun bel ameliyatı yoluyla çözümünü kendiniz için emniyetli bulmuyorsunuz…

Ancak sizin protezle geçiştirdiğiniz yöntem yerine, hastanenizin Fahir Özer isimli doktoru ‘Bu durumlarda bizim yaptığımız bel ameliyatı şarttır’ diyor…

Doktor Eser Alptekin önceki gün beni aradı;

-”Ellerine sağlık ne kadar doğru yazmışsın… Bel ameliyatları yüzde bir iki vakalarda zorunlu… Onun dışında ameliyat yapmaması lazım meslektaşların… Ama öyle yapmıyorlar…” dedi…

BEL AMELİYATLARINDA YAPILAN YANLIŞLAR…

Gelelim “beni sakat bırakan ameliyattan sonra bana gazetecilik ilkeleriyle ilgili verdiğiniz diskura…”

Semra Hanım’cığım,

Gazetecilik değil, insanlık görevini yerine getirseydim, görev yaptığınız hastaneden ve birlikte çalıştığınız doktordan tahminler ötesi bir tazminat alırdım…

Ne ki ben bunların hiçbirini yapmaya tenezzül etmedim…

Fakat insan sağlığı önemli…

Bel sorunu yüzünden on binlerce insan sakat kalıyor…

Ben bugün, hastanenizde olduğum o doktorun yaptığı ameliyat sonucu “hiç yürüyemez halde sakat kalmış olabilirdim…” 

Nitekim o ameliyattan sadece bir yıl sonra doktor Azmi Hamzaoğlu bana “sakat kalacaksın” dedi…

Ben bugün tamamen sakat kalmış olarak bu yazıyı yazıyor olabilirdim ve bunun müsebbibi ben değildim…

Yaşayan insana kadavra muamelesi yapılmaz…

Kendinizin güvenip de tercih etmediği bir ameliyat…

Ben yaptırdım ve sakat kalma tehlikesiyle başbaşa kaldım…

Kimse sakat kalmasın diye de elimden geleni yapıyorum…

Yerinizde olsam, şansımı daha fazla zorlamazdım…”

Şikâyet Edilen Yazar, yazılarında özetle, on yıl kadar önce geçirmiş olduğu ve kendi ifadesiyle sakat kalma tehlikesi yaratan Amerikan Hastanesi’nde olduğu bir ameliyat ile adı geçen hastanenin yöneticilerinden Semra Erkanlı’nın, buna benzer bir ameliyat için başka bir hastanenin doktorunu tercih etmiş olmasını konu etmektedir. Yazar bu yazılar ile on yıl önceki ameliyata ilişkin bilgi vererek, o ameliyatı yapan doktoru da birçok başarısız ameliyat yapmakla suçlamaktadır. Buna dayanaklarından biri de Semra Erkanlı’nın dahi çalıştığı hastanenin doktoruna “güvenmeyerek” başka bir hastanede ameliyat olmasıdır.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

1. Şikâyet Edilen Yazar, kendisini on yıl önce ameliyat eden ve yaptığı ameliyatın başarısız olduğuna inandığı bir doktorun çalıştığı hastanede görev yapan bir yöneticinin, başka bir doktor tarafından başka bir hastanede ameliyat edilmesinden hareketle, adı geçen doktorun birçok başarısız ameliyat yaptığı ve kendi hastanesinde çalışanların dahi ona güvenmediği sonucuna varmaktadır.

Basın Meslek İlkeleri’nin 5. Maddesine göre “kişilerin özel yaşamı kamu çıkarının gerektirdiği durumlar dışında yayın konusu olamaz”. Bir doktorun birçok farklı hastaya yönelik tıbbi müdahalede bulunduğu düşünüldüğünde, o doktorun sürekli olarak tıbbi hatalar yaptığına ilişkin bilgilerin haber değeri olduğu şüphesizdir. Ne var ki, bu gibi hallerde dahi hastanın kimliği, açık rızası olmadıkça ortaya konulmamalıdır.

Öte yandan, somut olayda, yazıya konu doktorun yazının diğer öznesi olan Semra Erkanlı’ya yönelik bir müdahalesi dahi bulunmamaktadır. Semra Erkanlı her hastanın sahip olduğu, kendini tedavi edecek doktoru seçme hakkını kullanmıştır. Hal böyle iken, kişinin özel yaşamının bir parçası olan söz konusu hakkından yararlanmasının, Şikâyet Edilen tarafından kendi ameliyatını hatalı yaptığına inandığı doktorun yetersizliğine dayanak göstermesi ve Semra Erkanlı’nın kimliğinin de ifşa edilmesi Basın Meslek İlkelerinin 5. Maddesinin ihlâli niteliğinde olduğuna oybirliği ile karar verilmiştir.

2. Yüksek Kurul, ayrıca, Yazar’ın yazılarına konu olan meseleye ilişkin, yazıya konu taraflarla önceden görüşerek gerekli araştırmayı yapmadığı, gene yazıda bahsedilen tıbbi konulara ilişkin yeterli bilimsel görüş almadan sonuca vardığı kanaatine ulaşmıştır.

Basın Meslek İlkeleri’nin 6. Maddesi, “soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindedir.

Şikâyet Edilen’in tıbbi bir meselede somut bir olayı ortaya koyarken ve buna ilişkin haber yaparken yeterli araştırma yapmaksızın, kişisel fikir ve kanaatlerine dayanmış olmasının Basın Meslek İlkelerinin 6. Maddesinin ihlâli niteliğinde olduğuna oyçokluğu ile karar verilmiştir.

SONUÇ:

Yukarıda açıklanan gerekçelerle, Şikâyet Edilen Vatan Gazetesi Yazarı Reha Muhtar’ın, Basın Meslek İlkelerinin 5 ve 6. maddelerini ihlâl ettiği kabul edilerek, UYARILMASINA oyçokluğu ile karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2012/ 38)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

Basın Konseyi Hürriyet Gazetesi’nin Uyarılmasına Karar Verdi.

[———-]

 

Basın Konseyi, 19 Kasım 2012 tarihli Yüksek Kurul toplantısında, Hürriyet Gazetesi’nde 22 Eylül 2012 tarihinde Merhum Dr. Mustafa Bekir Selçuk ile ilgili yayınlanan haber ve bu haberin başlığına ilişkin yapılan başvuruyu değerlendirerek aşağıdaki kararı vermiştir.

KARAR

REFERANS                         : 2012/ 37
KARAR TARİHİ                : 19 Kasım 2012
ŞİKÂYETÇİ                        : Samsun Tabip Odası
ŞİKÂYET EDİLEN            : Hürriyet Gazetesi

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Anabilimdalı Asistan Hekimlerinden Mustafa BİLGİÇ’in, KKKA’lı hastasına müdahale sırasında kullandığı enjektörü kaza sonucu kendine batırarak bu hastalığın kendine bulaşması sonucunda hayatını kaybetmesi üzerine, 22 Eylül 2012 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yapılan haberde kullanılan “Yanlışlıkla KKKA harakirisi yaptı” başlığına ilişkindir.

 

ŞİKÂYET EDİLENLERİN YANITI: Şikâyetçinin başvurusu üzerine Şikâyet Edilene savunmasını bildirmesi için Genel Sekreterliğimiz tarafından 31 Ekim 2012 tarihli yazımız ile bildirimde bulunulmuştur. Tarafımızdan yapılan bildirim, 31 Ekim 2012 tarihinde Aylin Gökalp tarafından teslim alınmıştır. Söz konusu yazımızda savunmaların sunumu için 6 Ekim 2012 tarihine kadar süre verilmiştir. Şikâyet Edilen tarafından Genel Sekreterliğimize herhangi bir savunma verilmemiştir.

 

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR: Şikâyetçi taraf, 1.11.2012 tarihli dilekçesi ile habere konu Merhum Dr. Mustafa Bilgiç’in ailesinin yapılan haberden rencide olduğunu, şikâyet edilen gazetenin Merhumun ailesinden ve şikâyetçi derneğin üyelerinden özür dilemesini istemişlerdir.

 

GENEL SEKRETERLİK GÖRÜŞÜ:

Genel Sekreterlik tarafından Yüksek Kurula sunulan görüş uyarınca, Hürriyet Gazetesi hakkında UYARMA kararı verilmesi istenilmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

Türk Tabipleri Birliği Samsun Tabip Odası Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mithat Günaydın tarafından yapılan 1.10.2012 tarihli başvuru ve 1.11.2012 tarihli dilekçeye göre, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Anabilim Dalı Asistan Hekimlerinden Dr. Mustafa Bilgiç, KKKA virüsü taşıyan bir hastasına müdahale ederken, bu hasta üzerinde kullandığı enjektörü yanlışlıkla kendisine batırarak bu hastalığa yakalanmış ve ardından vefat etmiştir.

Şikâyetçi, bu olayın, 22 Eylül 2012 tarihli Hürriyet Gazetesi tarafından “Yanlışlıkla KKKA harakirisi yaptı” başlığı ile haber yapıldığını ve bu haber başlığının merhumun ailesi ile meslektaşlarını üzdüğünü açıklamıştır.

Şikâyetçi, “harakiri kelime manasıyla intihar etme, kendini öldürme anlamına gelmektedir. Bu intihar şekli genellikle yüz kızartıcı ve utanç verici bir durum sonrası yapılan bir intihar girişimi olarak bilinmektedir. Hâlbuki hekim arkadaşımızın yüz kızartıcı ve utanç verici bir iş yapmadığı ortadadır. Aksine saygı duyulacak, alkışlanacak bir iş yaptığı ortada iken bu şekilde bir başlık atarak olayı magazinleştirmeye çalışmak son derece onur kırıcı bir durum olmuştur” diyerek şikâyetinin gerekçesini ortaya koymuştur.

Şikâyetçi tarafından 1.11.2012 tarihinde gönderilen ikinci bir dilekçe ile amaçlarının “hekimler hakkında yapılan haberlerin hekimleri rencide ettiği, konunun özü anlaşılmadan haber yapıldığı”na dikkat çekmek olduğu ifade edilmiştir.

Yapılan değerlendirmede, yapılan yayında kullanılan başlığın, yaşanan trajediyi küçümser nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır. Her ne kadar haber içeriğinde, merhum doktor ve olay hakkında olumsuz bir ifadeye yer verilmemekteyse de, haber başlığında Japon kültürüne ait bir intihar yöntemi olduğu bilinen harakiri ibaresi kullanılarak, haberi okuyanların doktorun intihar ettiği veya “beceriksizlik yaparak” kendi ölümüne sebebiyet verdiği izlenimini edinmesi söz konusu olabilecektir.

Basın Meslek İlkeleri’nin 4. maddesine göre, “kişileri … eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan … ifadelere yer verilemez”; 12. maddesine göre “Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır”; 13. maddeye göre ise, “…insani değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır”.

Bir doktorun hastasına müdahale sırasında, ölümcül bir mikrop taşıyan enjektörü kendine batırarak bu hastalığa yakalanması ve ölmesi trajik bir durumdur. Şikâyet edilen gazete tarafından kullanılan başlık ise bu durumu karikatürize etmektedir. Habere herhangi bir katkı sağlamayan “yanlışlıkla KKKA harakirisi yaptı” şeklindeki başlık ile okuyucunun doktorun beceriksizce davranarak kendi ölümüne sebebiyet verdiği gibi bir izlenim edinmesi muhtemeldir.

Gazetelerin haber verme faaliyeti sırasında, sert, hatta incitici ifadeler kullanması mümkündür. Ne var ki, bu gibi ifadelerin, haber içeriği ile uyumlu ve haberin verilme amacı ile bağlantılı olması gerekir. Kişilerin itibarlarının sarsılmasına neden olacak ifadelere yer verilmesi, bunun, haberin içeriği ile de uyumlu olması halinde söz konusu olmalıdır. İnceleme konusu olayda ise elim bir kaza geçiren doktoru ölüme götüren olayın anlatımı “harakiri yapmak” şeklinde, okuyucuda doktorun kendi beceriksizliği nedeniyle öldüğü anlamına gelecek bir ifadeyi içeren başlık ile anlatılmıştır.

Öte yandan söz konusu başlığın, özellikle merhumu küçük düşürmek kastıyla atıldığına ilişkin herhangi bir tespitimiz yoktur.

Bu sebeple, haber içeriği ile bağdaşmayan, haber verme görevinin sınırlarını aşan, yapılan haberde kullanılan başlık ile ölen bir kimsenin arkasında kalanların rencide olmasına neden olan ve merhumun küçük düşmesine sebep olan haber başlığı sebebiyle Hürriyet Gazetesi’nin UYARILMASINA oyçokluğu ile karar verilmiştir.

,

Basın Konseyi Vatan Gazetesi’nin Uyarılmasına, Bu Gazetenin Yazarlarından Serhat Ulueren’in Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi, Vatan Gazetesi’nde 15 Eylül 2012 tarihinde Aziz Yıldırım’la ilgili yayınlanan haber ve bu haberdeki yorumlara ilişkin yapılan başvuruyu değerlendirerek aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ               : Aziz Yıldırım adına vekili

                                             Av. Yasemin Merçil

ŞİKÂYET EDİLEN      : 1) Serhat Ulueren

                                           Vatan Gazetesi Yazarı

                                      2) Bağımsız Gazeteciler Yayıncılık A.Ş.
                                           (Vatan Gazetesi)

ŞİKÂYETİN KONUSU      : Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım adına vekili Av. Yasemin Merçil tarafından, Serhat Ulueren ve Vatan Gazetesi hakkında, 15 Eylül 2012 tarihli Vatan Gazetesi’nin Spor Sayfası’nda ki (s. 29) “Aziz Yıldırım Doğruyu Söylemiyor” manşetiyle yer alan “NTV binası önünde gece yarısı ‘BÜYÜK HIRSIZ’ pankartlı çok adam gördüm ne hikmetse. Taraftar, camia, halk aslında her şeyin farkında Başka söze gerek yok, O PANKART HER ŞEYİ ÇOK İYİ ANLATIYOR” ile aynı sayfada yer alan “TAM 4 SAAT BOYUNCA YALANLAR DİNLEYİP DURDUM” şeklindeki, ifadelerinden dolayı Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürerek Basın Konseyi’ne başvurulmuştur.

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Şikâyetçinin başvurusu üzerine Şikâyet Edilenlere savunmalarını bildirmeleri için Genel Sekreterliğimiz tarafından 4 Ekim 2012 tarihli yazımız ile bildirimde bulunulmuştur. Tarafımızdan yapılan bildirimler, her iki Şikâyet Edilen için, 5 Ekim 2012 tarihinde Kenan Kutlu tarafından teslim alınmıştır. Söz konusu yazımızda savunmaların sunumu için 11 Ekim 2012 tarihine kadar süre verilmiştir. Şikâyet Edilenler tarafından Genel Sekreterliğimize herhangi bir yanıt verilmemiştir.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR: Şikâyetçi tarafın Konsey’e 11 Ekim 2012 tarihinde ulaşan dilekçesi ile,

A. Aziz Yıldırım hakkında 3 Temmuz 2011 tarihinden itibaren Şikâyet edilen şahısların yazılarında ve görev aldıkları yayın organlarında masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı ilkesi, lekelenmeme hakkı başta olmak üzere Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınan evrensel hukuk kurallarının sürekli ve sistematik şekilde ağır biçimde ihlâl edildiği gerekçesiyle UZLAŞMA İSTENİLMEDİĞİ,

B. 1) Yüksek Kurul Üyesi Ersü Oktay Huduti’nin, avukat olarak Trabzonspor Kulübünün vekili olduğu, bu Kulüp ile Şikâyetçinin başkanı olduğu Fenerbahçe Spor Kulübü arasında çeşitli hukuki husumetler bulunduğu gerekçesiyle,

2) Yüksek Kurul Üyesi Doğan Heper’in, Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan 8.12.2011 ve 22.11.2011 tarihli yazılarıyla, Şikâyetçiyi, henüz hakkında yargı kararı verilmeden suçlu gibi gösterdiği gerekçesiyle,

Karara katılmalarına itiraz etmiştir.

Anılan üyeler toplantıya iştirak etmemişlerdir.

GENEL SEKRETERLİK GÖRÜŞÜ:

Genel Sekreterlik tarafından Yüksek Kurula sunulan görüş uyarınca,

  1. Serhat Ulueren hakkında KINAMA,
  2. Vatan Gazetesi hakkında ŞİKÂYETİN YERSİZLİĞİ,

kararı verilmesi istenilmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

A)          Yapılan şikâyet üzerine başlatılan incelemeye konu olan haber-yorum, Vatan Gazetesi’nin 15 Eylül 2012 tarihli nüshasında yer almaktadır. Haber, esas olarak Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın 13.9.2012 tarihinde NTVSPOR isimli televizyon kanalında yayımlanan Futbol Aktüel isimli program ve bu programda yapılan açıklamalara ilişkindir.

Haber ve habere bağlı yorum sayfanın yaklaşık olarak üçte ikilik bir kısmına yayılmıştır. Sayfanın ortasında büyük puntolarla:“Yazarımız Serhat Ulueren F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın NTV Spor’daki sözlerini yorumladı: AZİZ YILDIRIM DOĞRUYU SÖYLEMİYOR” manşeti atılmıştır.

Bu manşetin üzerinde, Aziz Yıldırım’ın konuk olduğu program esnasında, NTV Binası etrafında toplanan bir grubun açmış olduğu, üzerinde sırtında bir çuval taşıyan yüzü maskeli bir hırsız karikatürü ile NTV’de HIRSIZ Vaaaarrr…” yazısının yer aldığı bir pankartın fotoğrafı bulunmaktadır. Şikâyet edilenlerden Serhat Ulueren tarafından, bu olaya ilişkin yapılan yorumda, “Aziz Yıldırım’a yönelik olarak “14 yılda 5 kes ‘bırakıyorum’ deyip devam etti. Bu kez kimse omuzlara almadı. Herkes olayın farkında. Pankart da başka söze gerek bırakmıyor demiş ve bu yorumun hemen altında yer alan, Aziz Yıldırım’a yönelik olduğu anlaşılan veya haberde bu şekilde yansıtılan, NTV’de HIRSIZ Vaaaarrrr…” pankartı ile ilişki kurularak Aziz Yıldırım’ı “hırsız” olarak niteleyen pankartın gerçekleri ortaya koyduğu belirtilmiştir.

Aynı kısmın altında, Ulueren tarafından devamla Ama NTV binası önünde ‘Büyük Hırsız’ pankartlı çok adam gördüm ne hikmetse. Taraftar, camia, halk aslında her şeyin farkında. Başka söze gerek yok, o pankart her şeyi çok iyi anlatıyor yorumunu yapmıştır. Şikâyet Edilenlerden Serhat Ulueren’in, Şikayete konu haberde yer alan ve birbiri ile tutarlılık gösteren, farklı anlamlara da mahal bırakmayan yorumları, Aziz Yıldırım’ı, herhangi bir dayanak da göstermeksizin “hırsız” olarak niteleyen pankartların gerçeği yansıttığını ileri sürmektedir.

Yapılan haber/yorum, bu itibarla Basın Meslek İlkelerinin, “kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki 4. Maddesine; “Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki 10. Maddesine aykırı görülmüştür.

Bu kısımda incelenen haber/yorumdan dolayı Basın Meslek İlkeleri’nin 4. ve 10. Maddelerine aykırı davranıldığından ve herhangi bir somut olguya da dayanmaksızın Şikâyetçiyi “hırsız” olarak niteleyen pankartların gerçeği yansıttığını ileri sürdüğünden dolayı, ihlâle konu ithamların ağırlığı da dikkate alınarak, Serhat Ulueren’in KINANMASINA oyçokluğu ile; inceleme konusu haber-yoruma yer veren Vatan Gazetesi’nin UYARILMASINA oybirliği ile karar verilmiştir.

 

B)          Şikâyet edilenlerden Serhat Ulueren’e ilişkin diğer şikâyet konusu ifade ise “Tam 4 saat boyunca yalanlar dinleyip durdum şeklindeki yorumdur.

Söz konusu yorum ise, her ne kadar Aziz Yıldırım’ın katıldığı TV programındaki beyanlarını yalan olarak nitelemekteyse de, hangi beyanlarından dolayı bu yorumun yapıldığı anlaşılamamaktadır. Yapılan bu yorum ile Aziz Yıldırım’ın TV’deki beyanlarına inanılmadığı ortaya konulmaktadır.

Her ne kadar kişilerin yalancı olarak itham edilmesi, yalancı olarak nitelenen kişi için kırıcı nitelik taşımaktaysa da, kamuya mal olmuş şahsiyetlerin kamuya yönelik açıklamalarına ilişkin olarak sert eleştiriye de hazırlıklı olmaları gerekir. Bu sebeple, Şikâyetçinin katıldığı bir TV programındaki açıklamalarına ilişkin olarak, bu açıklamaların inandırıcılığına yönelik yapılan bu yorumların, “sert eleştiri” olarak kabul edilmesi ve Basın Meslek İlkeleri’ni ihlâl etmediği değerlendirilmektedir.

Bu kısımda yer alan haber/yorumundan dolayı, her ne kadar yapılan yorum içeriği itibariyle kırıcı nitelik taşımaktaysa da, bu durumun sert eleştiri olarak değerlendirilmesi, dolayısıyla Basın Meslek İlkeleri’nin ihlâl edilmemiş olduğu dikkate alınarak, Vatan Gazetesi ve Serhat Ulueren hakkında bu yönden “ŞİKÂYETİN YERSİZLİĞİNE” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2012/ 35-36)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

Basın Konseyi, Bugün Gazetesi Ve www.bugun.com.tr İnternet Sitesi’nin Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

Bugün Gazetesi ve Bugün Gazetesi İnternet Sitesi’nde; 19 Temmuz 2011 tarihinde, “Başını Belaya Soktu” ve “Vali Okutan’ın Angus Kâbusu” başlıklarıyla yayınlanan haberlerle ilişkin olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Nuri Okutan Vekili

Av. Seçil Erpolat

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Bugün Gazetesi

                                                 Bugün Gazetesi İnternet Sitesi

(www.bugun.com.tr)

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Şanlıurfa Eski Valisi Nuri Okutan vekili Av. Seçil Erpolat, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 16.09.2011 tarihli şikâyet başvurusunda Bugün Gazetesi’nin 19.07.2011 tarihli nüshasında “Başını Belaya soktu” başlığı ile yayınlanan ve aynı gazetenin www.bugun.com.tr şeklindeki internet sitesinde “Vali Okutan’ın angus kâbusu” başlığıyla verilen haberin, Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu haber, Bugün Gazetesi’nde 19.07.2011 tarihinde yayınlanmış olup aynı haber küçük bazı nüanslarla Gazetenin internet sitesi olan www.bugun.com.tr’de de farklı bir başlık altında kendisine yer bulmuştur.  Şikâyet konusu haberde özetle, Şanlıurfa Valisi Nuri Okutan’ın angus ticareti konusunda “koordinatör” sıfatıyla besicilerle ithalatçı arasında aracılık yaptığı ancak bu ticaretin besicilerin üç milyon lira zarar etmesi ile sonuçlandığı ve besicilerin Vali Nuri Okutan’a isyan ettiği ifade edilmiştir.

Haberde kullanılan ifadelerin tamamı şu şekildedir:

“Üstelik Okutan’ın aracılık ettiği Novalüks firmasının sicili bozuk çıktı. Şanlıurfa’da Vali Nuri Okutan’ın ‘koordinatör’ sıfatıyla aracılık ettiği angus ticareti, besicilerin 3 milyon lira zararıyla sonuçlandı. Valiye güvenen besiciler isyan etti. Vali Okutan 2009’da kurulan canlı hayvan ithalatçısı Novalüks firması yetkililerini geçen yıl Şanlıurfa’ya çağırdı. Firma yetkilileri ile Şanlıurfa’da besicilik işi ile uğraşan işadamı ve çiftçiler Okutan öncülüğünde bir toplantı escort taksim yaptı. Toplantıda Novalüks firması yetkilileri besicilere, “Bizde para yok ancak sizlerin finansı ile bu işi gerçekleştirebiliriz” dedi. Bunun üzerinde besiciler kendi aralarında topladıkları 5 milyon doları angus alımı için Novalüks firmasına verdi.Okutan’ın şirket sahiplerini Şanlıurfa’nın lüks otellerinden Er Ruha’da misafir ettiği, yapılan ticaretten de pay aldığı öne sürüldü.
MAHKEMEDEN KARAR ÇIKARTTI

Hukuki olmamasına rağmen koordinatör olarak ticari sözleşmeye imza atan Okutan’ın yurtdışından gelecek angusların, gümrük işlemine tutulmadan Şanlıurfa Valiliği’ne gönderilmesi için Şanlıurfa 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nden karar aldırdığı belirlendi. Bu kararın Mersin Valiliği aracılığıyla takip edilmesi gerekirken resmi prosedüre aykırı olarak Mersin Gümrük Müdürlüğü’ne gönderildiği öğrenildi. Sözleşmenin son sayfasında Vali Nuri Okutan’ın imzası görülüyor. Söz konusu ticarette sözleşme gereği, canlı hayvanlar kilosu 4,90 dolardan Uruguay’dan getirilecek. Ödemenin yüzde 20’si peşin yüzde 50’si mal gemiye yüklenirken kalan yüzde 30’u ise gemi yoldayken gerçekleştirilecekti. İlk parti mal olan 3 bin 300 adet angus Uruguay’dan 28 Şubat 2010 tarihinde getirildi. Fakat bu sayı, 5 milyon dolar veren alıcıların sadece bir kısmının talebini karşıladı.
ULUSLARARASI ÇARK
Uruguay’dan hayvan getirme gecikince, ikinci parti malı Macaristan’dan almak için Macaristan’daki bir firmaya 400 bin dolar verildi. Fakat Macar firması ne angus gönderdi ne de para iadesi yaptı. Bunun üzerine başka bir firma ile görüşülerek 650 bin dolar karşılığında Macaristan üzerinden Estonya’dan hayvan alınmaya çalışıldı. Ülkemize Estonya’dan canlı hayvan ithali yasak olduğundan, Macaristan’da hayvanların küpeleri değiştirildi. Yaklaşık 900 hayvan Türkiye’ye getirilirken Bulgaristan polisi tarafından sahtecilik suçlamasıyla alıkonuldu. Bulgaristan’da bir çiftliğe konulan angusların daha sonra Yunanistan’da kesildiği belirtildi.
Uruguay hükümetine ‘et de getir’ baskısı
Üçüncü parti için yine Uruguay’dan mal getirmeye çalışıldığı ve gemiye ön ödeme olarak 250 bin dolar verildiği, ancak uluslararası canlı hayvan ticaretinde söz sahibi olan Ürdünlü Hicazi firmasının söz konusu gemiyi ikaz etmesi sonucu o partinin iptal edildiği öğrenildi. Firma para yatıran yatırımcılara “Ürdünlü Hicazi firmasının Türkiye- ’ye canlı hayvanı 5,60 dolardan getirdiği için ticareti engelledi” dediği bildirildi. Uruguay’dan Türkiye’ye 3 bin 300 adet hayvan kapasiteli bir geminin 1 milyon 600 bin dolara geldiği ifade edildi. Dördüncü denemede firmadan, gemiye hayvanlar yüklenmese bile iade edilmemek üzere kapora olarak 800 bin dolar ödeme yapıldığı kaydedildi. Bu sefer Hicazi firması Uruguay hükümetine, “Uruguay’dan canlı hayvan götüren firmalar canlı hayvanın yanında et de götürsünler” şeklinde baskı yaparak yasal düzenleme yaptırdı. Söz konusu parti de gerçekleşmeyerek kaporanın sadece 400 bin doları kurtarıldı. Son olarak 14 Temmuz 2011 tarihindeMieloman S.A. isimli yüklenici şirkete ait 3 bin 300 hayvan kapasiteli bir gemi Uruguay’dan yola çıktı. Bu gemideki 3 bin 300 hayvandan bin 300’ünün Şanlıurfa’daki besicilere, 2 bininin ise Gaziantep Nizipli besici Ş.G’ye ait olduğu vurgulandı.
Ortaklarının sicili bozuk
Ekim 2009’da kurulan Novalüks Kürk İç ve Dış Tic. Ltd. şirketinin ortaklarından Hümmet Tatar’ın 2007 yılında hayali ihracat ve resmi belgede sahtecilik suçlarından tutuklandığı, Murat Anılgan’ın ise Arjantin’de uluslararası dolandırıcılık suçundan yargılandığı öğrenildi. Urfa Valisi’nin böyle bir firmaya neden aracı olduğu ise belirlenemedi.”

Haberde ayrıca, “18 Alacaklı Angus Bekliyor” alt başlığı ile ödeme yaptığı halde, malı gelmeyen veya az gelmiş olan 18 besicinin ismi karşılarında alacak bedelleri olduğu halde bir liste halinde verilmiş ve bu listede toplam alacak bedeli 2.934.000 dolar olarak belirtilmiştir.

Şikâyetçi Nuri Okutan vekili Av. Seçil Erpolat ise, başvuru dilekçesinde özetle, haberde yer alan birçok bilginin taraflı olarak yazıldığını ve gerçek dışı olduğunu, şikâyetçi Nuri Okutan hakkında mesnetsiz iddialara dayanan bu haber içeriğinde, şikâyetçi tarafından yapılmayan eylemlerin, şikâyetçi tarafından yapıldığının iddia edildiği ve bu iddia gerçekmiş gibi gazetede haber yapıldığını, bu haberler hazırlanırken muhatap kişi olan şikâyetçinin hiçbir şekilde görüşüne başvurulmadığı, kendisi hakkındaki bu mesnetsiz iddialara yanıt verme hakkı kendisine tanınmaksızın bu haberin yayınlandığını belirtmiş ve tüm bu uygulamaların Basın Meslek İlkeleri’nin;

–          “Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez” şeklindeki dördüncü,

–          “kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

–          “Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

–          “Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu,

“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu maddelerinin ihlal edildiği ileri sürülmüştür.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Bugün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erhan Başyurt ve Bugün Gazetesi İnternet Sitesi Yayın Yönetmeni Bekir Koç’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 21 Eylül 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Hasan Kaçan olarak bildirilmişse de taraflardan herhangi bir yanıt gelmemiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 5 Ekim 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu haber, Bugün Gazetesi’nde 19.07.2011 tarihli nüshasının 17. Sayfasında ve aynı gazetenin www.bugun.com.tr alan adlı internet sitesinde yayınlanmış olup, bu haberde özetle, yurtdışından getirtilen angus cinsi besi hayvanlarının ithal edilmesi işlemine “koordinatör” sıfatıyla aracılık ettiği ileri sürülen Şanlıurfa Eski Valisi Nuri Okutan’ın bu girişimi ve sonuçları eleştirel bir üslupla haber konusu yapılmaktadır.

 

Şikâyet konusu haber bir bütün olarak ele alındığında, habere konu olan angusların ithal edilmesi süreci ve ardından yaşanan gelişmelerin haber değeri taşıdığı tartışmasız olsa da, haber özellikle şikâyetçinin Şanlıurfa Eski Valisi Nuri Okutan hakkında ileri sürülen iddialar ve genel olarak şikâyetçinin olayla ilişkilendirme biçimi yönünden birtakım sorunlar içermektedir.

Bu bağlamda özellikle, şikâyetçi hakkında “Okutan’ın şirket sahiplerini Şanlıurfa’nın lüks otellerinden ErRuha’da misafir ettiği, yapılan ticaretten de pay aldığı öne sürüldü” ifadelerinin kullanılması, o dönemde Şanlıurfa ilindeki en büyük mülki amir sıfatıyla görev yapan bir kamu görevlisi olan şikâyetçinin, kamu görevinden doğan nüfuzunu suiistimal etmek suretiyle yolsuzluğa karıştığının ileri sürülmesi anlamını taşır ki, bu şekildeki bir iddia yalnızca kişilik haklarını ihlal etmekle kalmamakta ancak aynı zamanda Türk Ceza Kanunu çerçevesinde ele alınması gereken açık bir suç isnadı niteliği de taşımaktadır.

Oysa, söz konusu haberde bu denli ciddi bir isnadı meşru ve/veya haklı gösterebilecek hiçbir somut delil, bilgi veya belge ileri sürülmemiştir. Bu niteliğiyle şikayet konusu haberde, şikayetçi hakkında somut bir kanıta dayanmaksızın yapılmış olan bu ithamların, Basın Meslek İlkeleri’nin, kişilik hakkının korunmasını esas alan 4. Maddesinin ihlali niteliğinde olduğunu kabul etmek gerekir.

Diğer yandan, angus ithali faaliyeti nedeniyle hakkında şikâyet konusu haberin yapıldığı şikâyetçiye, bu haber yapılmadan önce bu haberde yer alan kendisi ile ilgili iddialar ile ilgili olarak herhangi bir şekilde görüşünün sorulmadığı ve objektif/tarafsız haberciliğin bir gereği olduğu üzere, kendisine hakkındaki iddialara ilişkin bir yanıt hakkı tanınmadığı da görülmektedir. Bu durum ise, şikâyet konusu haberin, soruşturulması gazetecilik olanağı içerisinde bulunan hususların eksik bir şekilde soruşturulması nedeniyle yetersiz ve taraflı bir habercilik anlayışı ile hazırlandığını ortaya koymaktadır. Bu durum ise, Basın Meslek İlkeleri’nin 6. Maddesinin açıkça ihlali mahiyetindedir.

Tüm bu verilerin ışığında, Bugün Gazetesi’nin 19.07.2011 tarihli nüshasında “Başını Belaya soktu” başlığı ile yayınlanan ve aynı gazetenin www.bugun.com.tr şeklindeki internet sitesinde “Vali Okutan’ın angus kâbusu” başlığıyla verilen şikâyet konusu haberin, Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

–          “kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

–          “Soruşturulması gazetecilik olanakları içerisinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı ve

–          “Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda arz olunan gerekçeler çerçevesinde, Basın Meslek İlkeleri’nin dördüncü, altıncı ve onuncu maddelerini ihlal eden Bugün Gazetesi ve  www.bugun.com.tr İnternet Sitesi’nin “kınanmasına” oybirliği ile karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/37-38)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

,

Basın Konseyi, Sözcü Gazetesi Hakkındaki Şikâyetin Yersizliğine Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi, Sözcü Gazetesi’nde, 30 Ağustos 2012 tarihinde; “Atatürk Bugünleri 89 Yıl Önce Görmüştü”  başlığıyla yayınlanan haberle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                        : Mehmet Arif Demirer
ŞİKÂYET EDİLEN            : Sözcü Gazetesi

ŞİKÂYETİN KONUSU      : Mehmet Arif Demirer Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 01.09.2012 tarihli yazılı şikâyet başvurusunda, Sözcü Gazetesi’nde, 30.08. 2012 tarihinde yayınlanmış olan “Atatürk Bugünleri 89 Yıl Önce Görmüştü” başlıklı haber ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu haber, Sözcü Gazetesi’nin 30.08.2012 tarihli nüshasının ilk sayfasında “Atatürk Bugünleri 89 Yıl Önce Görmüştü” manşetiyle yayınlanmış ve haberin detaylarına ise gazetenin 6. sayfasında “Suriye’de yaşanan olayları 89 yıl önce tahmin etmişti” başlığıyla yer verilmiştir.

“Suriye’de yaşanan olayları 89 yıl önce tahmin etmişti” başlığıyla yayımlanan bu haberde özetle şu ifadelere yer verilmiştir:

(Atatürk’ün 1923 yılında Amerikalı Gazeteci Isaac F. Marcosson’la yaptığı röportajdan)

“Bir gün, cihan harbinden sonra Ortadoğu’da kurulan suni devletlerin halkları ayaklanacaktır.

O gün geldiğinde, yeni kurduğumuz cumhuriyetimizin yöneticileri, bu halkların değil emperyalist güçlerin yanında yer alırsa aynı akıbete kendileri uğrayacaktır…

Ve Kurtuluş Savaşı’nda yedi düvele haddini bildiren Türk Halkı onlarında hakkından gelecektir…”

Bugün yaşananlar Atatürk’ün 89 yıl önce yaptığı bu açıklamanın ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Çankaya’da gerçekleşen röportajda Atatürk, “Yeni Türkiye’nin ilk ve en önemli düşüncesi siyasal değil, ekonomiktir. Biz dünya üretiminin de bir parçası olmak istiyoruz” dedi…

Bu haber üzerine Basın Konseyi’ne başvuran şikâyetçi, haberin kendi yazdığı “Lozan’da Petrol Kavgası” adlı kitabından alıntı yapıldığını

ileri sürerek Basın Meslek İlkeleri’nin 16. maddesinin ihlal edildiğini belirtmiş ve gerekli işlemin yapılmasını istemiştir.

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Mehmet Arif Demirer şikayet başvurusuna ilişkin olarak 09.09.2012 tarihinde Genel Sekreterliğimize gönderdiği yanıtında, Sözcü Gazetesinin acemice ve uydurulmuş alıntı haber yaptığını, gazeteye ve gazete yetkililerine dostça yaptığı uyarılara herhangi bir karşılık verilmediğini ve “Sözcü Gazetesi’nin özür beyanı yayınlamalarıyla birlikte bu düzeltme ve uyarının kendisinden geldiğini belirtmelerine” yer verilmesi durumunda uzlaşmak istediğini ifade etmiştir.

Sözcü Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Metin Yılmaz’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 7 Eylül 2012 tarihinde, 0212 471 22 30 No’lu faksa gönderilmiş, mektubun teslim alındığı bilgisi Gamze Kaya tarafından bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 3 Ekim 2012 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikayetçi Mehmet Arif Demirer, Sözcü Gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’ün Mustafa Kemal Atatürk’ün 13 Temmuz 1923 de Ankara’da Amerikalı Gazeteci Isaac F. Marcosson ile yaptığı bir söyleşiden alıntı yaparak adı geçen gazetenin 30 Ağustos 2012 günkü sayısında birinci sayfada “Atatürk Bugünleri 89 Yıl Önce Görmüştü” manşeti altında, Suriye’de yaşanan olaylar 89 yıl önce tahmin ettiğini ve “Bir gün, Ortadoğu’daki suni devletlerin halkları ayaklanacak. O gün Cumhuriyetimizin yöneticileri, bu halkların değil emperyalist güçlerin yanında yer alırsa aynı akıbete kendileri uğrayacak” dediğini, başlığın altındaki haberde de Mustafa Kemal’in bugün yaşananları 89 yıl önce görerek dünya üretiminin de tüketiminin de bir parçası olduğumuzu söylediğini yazdığını belirtmiştir.

Şikayetçi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözlerinin uzun süre gizli kaldığını iddia ederek, kendisinin yazıp yayınladığı “Lozan’da  Petrol Kavgası-Amerikalı Chester’in yapamadığını ATATÜRK’ün Çetinkayası yaptı” sözlerinin söyleşide yer almadığını ileri sürmektedir.

Şikayetçi ayrıca (2010) kitabında bu sözleri ayrıntılı bir şekilde işlediğini belirterek, haberde tırnak içinde verilen “o tarihte ne Cumhuriyet vardı, ne de suni devletler” görüşünde ısrarlı olmuş, açıklamasının Sözcü Gazetesinde kendi adı ile yayınlanmasında ısrar etmiştir.

Oysa, gazete ve haberi yazan gazetecinin bu “rica”sına yer ve yanıt vermedikleri için Genel Sekreterliğe başvuran Mehmet Arif Demirer’in de belirttiği Gazi Mustafa Kemal’in Amerikalı gazeteci ile Çankaya’da yaptığı söz konusu görüşmedeki sözleri sadece kendisinin Lozan’da Petrol Kavgası adlı kitabında çıkmamıştır.

Kaynak Yayınevinin yayınladığı  “Atatürk’ün Bütün Eserleri” adlı dizinin cilt 16’sında da bu konuşmaya yer verilmiştir. Her ne kadar Mustafa Kemal belirtilen 13 Temmuz 1923 tarihinde Cumhurbaşkanlığı makamında değilse de, o tarihten dört ay sonra 29 Ekim 1923 de Cumhuriyet ilan edilecek ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Gaziyi Cumhurbaşkanı seçecektir.

Bir günlük siyasi gazetenin 30 Ağustos gibi bir Bayram gününde söz konusu sözlere aynen olmasa da haberleştirerek sayfalarında yer vermesi sırasında o sözlerden mealen de bahsetmesinde Basın Meslek İlkelerine göre bir ihlal olmadığı gerekçesiyle “şikâyetin yersizliğine” oybirliği ile karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2012/ 34)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

,

Basın Konseyi, Van Haber Gazetesi Hakkındaki Şikâyetin Yersizliğine Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi, Van Haber Gazetesi’nde, 17 Temmuz 2012 tarihinde; “VATSO’DA Neler Oluyor!”  başlığıyla yayınlanan haberle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                        : M. Ayhan Çekiç
                                                  Van Ticaret ve Sanayi Odası (VATSO) Genel Sekreteri         
ŞİKÂYET EDİLEN            : Van Haber Gazetesi

ŞİKÂYETİN KONUSU      : Van Ticaret ve Sanayi Odası (VATSO) Genel Sekreteri M. Ayhan Çekiç Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 20.07.2012 tarihli yazılı şikâyet başvurusunda, Van Haber Gazetesi’nde 17.07.2012 tarihinde İshak Kara imzasıyla yayınlanmış olan “Vatso’da Neler Oluyor!” başlıklı haber ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu haber, Van Haber Gazetesi’nin 17.07.2012 tarihli nüshasının ilk sayfasında “Vatso’da neler Oluyor!” manşetiyle yayınlanmış ve haberin detayları ise gazetenin 3. Sayfasında “Van Ticaret ve Sanayi Odasına İthal Genel Sekreter” başlığıyla yayınlanmıştır.

“Vatso’da Neler Oluyor?” manşetiyle yayınlanan bu haberde özetle şu ifadelere yer verilmiştir:

Van Ticaret ve Sanayi Odasında son aylarda hareketli günler yaşanıyor. İstifa eden Nejdet Takva’dan sonra ardı arkası kesilmeyen istifalarla çalkalanan Van Ticaret ve Sanayi Odası’nın Depremle birlikte ciddi sorunlarla boğuştuğu ve maddi sorunlar içine girdiği öne sürüldü.

Ardı arkası gelmeyen ithal müdürlere bir tarafa kalsın ithal Genel sekretere bir yenisi daha eklendi. Nejdet Takva ile boşalan koltuk için Van Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreter arayışında sona gelindi. 10.500 aslen İstanbul kökenli Emekli deniz subayı Ayhan Çekiç’in getirildiği bildirildi. Öte yandan gözler Kasım ayında yapılması beklenen Van Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde, ancak AB istatistik mesleki sınıflandırma uygulaması nedeniyle Kasımda yapılması planlanan seçimler Şubat 2013’e ertelendi.

Aynı gazetenin 3. Sayfasında “Van Ticaret ve Sanayi Odasına İthal Genel Sekreter” başlığıyla yayınlanan haber içeriğinde ise şu ifadelere yer almaktadır:

Van Ticaret ve Sanayi Odasında son aylarda hareketli günlerini yaşıyor. 15 Martta İstifa eden Nejdet Takva’dan sonra ardı arkası kesilmeyen istifalarla çalkalanan Van Ticaret ve sanayi odası Depremle birlikte ciddi sorunlarla boğuştuğu ve maddi sorunlar içine girdiği öne sürüldü.

Ardı arkası gelmeyen ithal müdürlere bir tarafa kalsın ithal Genel sekretere bir yenisi daha eklendi. Nejdet Takva ile boşalan koltuk için Van Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreter arayışında sona gelindi. 10.500 kayıtlı ve 4 bine yakın faal üyesi bulunan VATSO’ya aslen İstanbul kökenli Emekli deniz subayı  Ayhan Çekiç  getirildiği bildirildi.

Öte yandan gözler Kasım ayında Yapılması beklenen Van Ticaret ve sanayi odası seçimlerinde ancak AB istatistik mesleki sınıflandırma uygulaması nedeniyle Kasımda yapılması planlanan seçimler Şubat 2013’te ertelendi.

Van Ticaret ve Sanayi Odası genel sekreter arayışına İstanbul’dan Vatso genel sekreterliği mülakatını hak kazanan  Daha önceleri özel olarak mülakata tabii tutulduğu öne sürülen Emekli Deniz Subayı Ayhan Çevik atandı ve önceki günde iş başı yaptığı bildirildi.

VATSO yönetimi daha önceler bir duyuru yaparak Van halkına genel sekreter arayışı içinde olduğunu günler öncesinden belirtmiş ve hatta Ulusal ve yerel medya aracılığıyla da duyurmuştu.  Emekli deniz subayının getirilmesi üzerine Van’da yaşayan Vanlı Üniversite mezunları  genel sekreterin dışarıdan
( ithal ) getirilmesinden yakındı tecrübelerinden yararlanılacak olan İstanbul kökenli genel sekreter Vanlılara umut kapısı olacağı söylendi.

Ne yazarsak yazalım. Kimseden de ses çıkmıyor.  1 Ay boyunca Ulusal ve Yerel gazetelere verilen ilan sonucu buysa!  Feryat figan etsek de nafile. Vanlılara sahip çıkan yok. Van’ın tozunu, toprağını, çamurunu çiğneyen, hadi onu da geçtik şu anki  yönetiminde 7 tane Üniversite mezunu barındıran
( VATSO) Ticaret odasında işe girmek için didinen insanlar dururken, Batı’dan gelen onun bunun arkadaşı, akrabası, eşi, dostu insanların ‘işe alınması’ haksızlık değil de ne peki? Yani aşağıda sıralanan şartları taşıyan hiçbir Vanlı yok muydu?

Van Ticaret Ve Sanayi Odası Genel Sekreterlik İş İlanında

Aranan kriterler ise şöyle sıralanmıştı

* T.C. Vatandaşı Olmak

* Kamu haklarından Mahrum olmamak

* Erkek adaylar için askerlikle ilişiği bulunmamak

* Üniversitelerin en az 4 yıllık lisans eğitimi veren; Mühendislik, İktisat, İşletme, Maliye, Hukuk ve Kamu Yönetimi bölümlerinden mezun olmak. Tercihen Master yapmış olmak.

* En az 5 yıl Kamu veya Özel Sektörde iş deneyimi bulunmak

* Her hangi bir suçtan hüküm giymemiş olmak

* Akademik düzeyde İngilizce bilmek.

* Görevini devamlı yapmasına engel olabilecek akıl veya vücut hastalığı bulunmamak. 

Bu haber üzerine Basın Konseyi’ne başvuran şikâyetçi VATSO Genel Sekreteri M. Ayhan Çekiç, bu haberde kendisinin emekli deniz yüzbaşısı ve İstanbul kökenli olduğundan bahisle VATSO’da görev almasının önceden düzenlenmiş temaslar sonucu ve kayırma ile gerçekleştiğinin vurgulandığını, bu niteliği ile haberin Basın Meslek İlkeleri’nin 3., 4. Ve 6. Maddelerine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürmüştür.

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Vatso Genel Sekreteri M. Ayhan Çekiç’in şikâyet başvurusuna karşı Van Haber Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Naif Yaşar tarafından 08.08.2012 tarihinde Basın Konseyi Genel Sekreterliği’ne ayrıntılı bir yanıt gönderilmiştir.

Bu yanıtta, özetle, söz konusu haberin gazetenin yazı işleri müdür İshak Kara tarafından yapıldığı, ancak ilgili haberin daha önce 10.07.2012 tarihli Tarafsız Van Haber isimli internet haber portalında aynı başlık ve yorumlarla yayınlanmış bir haber olduğunu, şikâyetçi VATSO’nun bu internet sitesindeki habere karşı bir tekzip talebi olmadığı için, bu haberin İshak Kara tarafından kaynak olarak kullanıldığını ve alıntı yapıldığını ifade etmiştir.

Haberin gazetelerinde yayınlanmasının ardından VATSO tarafından kendilerine 03.08.2012 tarihinde bir tekzip yazısı gönderildiğini ve bu tekzip yazısının gazetenin 04.08.2012 tarihli nüshasında olduğu gibi yayınlandığı belirtilmiş ve yayınlanan bu tekzip metnine yanıt ekinde yer verilmiştir.

İshak Kara’nın bu haberinin yayınlanmasından sonra aynı haberin birçok internet haber portalında alıntı yapılarak yayınlandığı ve şikâyetçinin ise bu yayınlara karşı tekzip talebinde bulunmadığı belirtilmiştir.

Yanıt yazısının sonunda, yazı işleri müdürü İshak Kara tarafından yanıltıcı bir kaynaktan alıntı yapılarak yanlış bir haber yapıldığı kabul edilmekte ve bu nedenle fark edilen hatanın telafisi için gönderilen tekzip metninin hemen gazetede yayınlandığı ifade edilmiş ve ilgili tekzip metninin yayınlanmasının, hatanın görülmesi ve özür mahiyetinde olduğu ifade edilmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 3 Ekim 2012 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu haber, İshak Kara imzasıyla Van Haber Gazetesi’nde 17.07.2012 tarihinde “Vatso’da Neler Oluyor!” başlığıyla yayınlanmış ve bu haberde Van Ticaret ve Sanayi Odası’nda yaşanan bazı gelişmeler ve özellikle yeni Genel Sekreterin atanması sürecinde yaşananlar okuyucuya aktarılmıştır.

Haber bir bütün olarak irdelendiğinde, haberin esas amacının Van Ticaret ve Sanayi Odası’nın eski Genel Sekreterinin ayrılması ve yeni Genel Sekreterin göreve getirilmesine ilişkin sürecin kamuoyuna aktarılması olduğu, haberde VATSO yönetimine veya yeni atanan Genel Sekreterin şahsına yönelik herhangi bir hakaretamiz, aşağılayıcı, küçük düşürücü ifade kullanılmadığı görülmektedir. Haberde, VATSO’nun yeni Genel Sekreterin emekli bir deniz subayı olması ve Van dışından (İstanbul’dan) gelen bir kişi olması gibi hususlar eleştirel bir üslupla kamuoyuna aktarılmışsa da, buradaki üslup kişiliği değil, gerçekleşen olguyu eleştiren bir nitelik taşıdığı için haber verme hakkının kapsamında yer alan bir durumdur.

Buna rağmen, haberin yayınlandığı Van Haber Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni’nin yanıt yazısında, bu haberin daha önce bir internet haber portalında yayınlandığı ve haberi hazırlayan İshak Kara’nın da önceden yayınlanan haberi alıntılayarak yeni haber yaptığı belirtilmiş; ancak kaynağın yanıltıcı olması nedeniyle yanlış bir haber yapıldığı kabul edilerek, gönderilen tekzip yazısının olduğu gibi yayınlandığı belirtilmiş ve Basın Konseyi’ne özür mahiyetinde bir yanıt yazısı gönderilmiştir.

Haber verme hakkının sınırları içerisinde kalan bir yazıya yönelen bir tekzip/şikâyet başvurusuna karşı, yine de özeleştiri geliştirerek hata yaptığını kabul etmek ve tekzip yazısını olduğu yayınlayarak özür dilemek bir gazetecilik erdemidir ve bu durumda artık bu haberle ilgili olarak Basın Meslek İlkeleri’ne aykırı bir tutum içerisinde olunduğundan söz edebilmek mümkün değildir.

      Bu verilerin ışığında, Van Ticaret ve Sanayi Odası (VATSO) Genel Sekreteri M. Ayhan Çekiç tarafından Van Haber Gazetesi’nde 17.07.2012 tarihinde İshak Kara imzasıyla yayınlanmış olan “Vatso’da Neler Oluyor!” başlıklı haber ile ilgili yapılmış olan başvuruya ilişkin olarak “şikâyetin yersizliğine” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2012/ 33)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

,

Basın Konseyi Yeni Akit Gazetesi Yazarı Ali İhsan Karahasanoğlu’nun Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi, Yeni Akit Gazetesi’nde 6 Ağustos 2012 tarihinde Ali İhsan Karahasanoğlu tarafından kaleme alınan “Şehitlerimizin katili sadece PKK’lılar mı?” başlığıyla yayınlanan yazısıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 İNCELEME BAŞLATAN  : Basın Konseyi

HAKKINDA İNCELEME

BAŞLATILAN                     : Ali İhsan Karahasanoğlu

                                                        Yeni Akit Gazetesi Yazarı

                         

İNCELEMENİN KONUSU           : Yeni Akit Gazetesi’nin 06.08.2012 tarihli nüshasının 4. Sayfasında Ali İhsan Karahasanoğlu tarafından kaleme alınan “Şehitlerimizin katili sadece PKK’lılar mı?” başlıklı köşe yazısında 8 askerimizin şehit olduğu PKK saldırısıyla ilgili olarak, bu cinayetlerden PKK’ya destek verdiklerini iddia ettiği bazı gazeteciler ve bilim adamlarının da sorumlu olduğu iddia edilmiştir.

Yazıda bu gazeteci ve bilim adamlarının bizzat isimleri verilerek hedef gösterilmeleri üzerine Basın Konseyi Sözleşmesi’nin 11/E maddesi uyarınca  bu yazı hakkında re’sen inceleme başlatılmıştır.

Re’sen incelemeye konu olan köşe yazısının tam metni şu şekildedir:

 

Şehidlerimizin katili sadece PKK’lılar mı?

Dün 2 korucu ve 6 asker olmak üzere, 8 şehid daha verdik.
Düşünüyorum da, 8 insanımızı şehid edenler, sadece PKK’lı teröristler mi?
Sadece kurşunu sıkanlar mı, fail..
Bu cinayetlerde, aramızda dolaşan sözde sivil gazetecilerin, düşünürlerin, yazarların hiç katkısı yok mu?-
Bu cinayetlerde, “Yaparsınız siz… Hakkınızdır sizin.. Devlet de çok baskıcı.. Siz hakkınızı arıyorsunuz” türünden moral destek verenlerin, hiç kusuru yok mu?
Mesela, daha iki gün önce, PKK’dan ömür boyu hapse mahkûm edilen bir tutuklunun mektubunu, pişmanlık içeriği ile değil de, sanki bir kahramanı tanıtıyormuş gibi sunan Milliyet’ten Hasan Cemal için, “Bu vahşi saldırıda hiçbir moral desteği yoktur” deme imkanınız var mı?

Teröristbaşı Apo için “Önderimiz” diyen Aysel Tuğluk’lar, Ahmet Türk’ler, Gülten Kışanak’lar, Sabahat Tuncel’lerle halay çeken Ahmet Hakan‘ların, onlarla masada oturup eğlenen Büşra Ersanlı’ların hiç günahı yok mudur?
“İki dilli örnek ülke: Galler” diyerek, Apo’nun avukatı Kerim Yıldız’ın öncülüğünde geziler düzenleyen Ali Bayramoğlu’ların, Ahmet İnsel’lerin, Mithat Sancar’ların, bu asker cenazelerinde, hiç sorumluluğu yok mudur?
İstanbul’da Şehir Tiyatroları’ndaki ballı ekmekleri kesilince kızılca kıyametler kopartan, dün de “Şemdinli, Kamışlı’ya selam duruyor” diye başlık attığı yazısı ile, adeta Türkiye’nin Suriye’ye dönmesini arzuluyormuşcasına, halkı isyana tahrik eden Orhan Alkaya’ların, bu asker şehadetlerinde hiçbir günahı yok mudur?
“Çok vicdanlı çoook. Çok vicdanlı bir Ermeni” diye takdim edilen Hrant’ı tanırsınız. Onun yakın adamı Aydın Engin vardır.. İki gün önce bakın ne yazdı, o Engin: “Bir anı: 1994’de medya patronları (yöneticileri değil, patronları) acilen Ankara’ya çağrıldı. Genelkurmay’daki brifingte tebliğ edildi: Bundan böyle Güneydoğu haberlerinde askerlerimiz şehit düşecek, korucular ölecek, PKK’liler ölü ele geçirilecek…”
Engin, yazısının devamında da “Çatışmalarda 34 PKK’li terörist ölü ele geçirildi, 4 askerimiz şehit düştü” şeklindeki haberleri eleştirip, “Görüyorsunuz savaşta ilk vurulan sadece gerçek değil. Savaşta vicdan da vuruluyor ve kör oluyor…” ifadeleri ile, “PKK’lıların ölü ele geçirildikleri” şeklindeki haberden “vicdansızlık” çıkarması yapıyor..
Şimdi sormamız gerekmez mi, “Askerlerimizin şehid edilmesinde, Engin’in teröristlere verdiği bu desteğin, hiç mi payı yoktur?”
Maya Arakon’un “Neden onlar bunca yıllık Bask sorununu çözdü de biz hala Kürt sorununda gerçekten demokratik bir noktaya varamadık?” diye yazarak, suçu devlette bulan, teröristin hiç kabahati yokmuş gibi sorgulayan yazılarının, asker şehadetlerinde hiç katkısı yok mu?
Nuray Mert’in, “Tarihin hangi noktasında, dünyanın neresinde isyan edenler kusursuz bir yoldan gittiler, isyan ettiklerinin önüne dört dörtlük toplum tasarımları sundular, karşılarındakileri böylece ikna edip evlerine döndüler?” diye yazarak, teröristlerin askerleri katletmesine adeta onay veren yazısının, o hain cinayetlerde hiç mi payı yok?
“PKK’nın Şemdinli’de çok kritik bir hamle yaptığını ve bunun doğru okunmamasının bedelinin çok ağır olabileceğini düşünüyorum. Bu gidişle, şimdilik ‘Arap baharı’ ve Suriye ile kıyaslama yapmak abes kaçabilir ancak yakın bir zamanda bir mecburiyet halini alabilir” diye yazan Ruşen Çakır’ın, bu yazıları ile askerleri katleden PKK’ya fikirsel destek verdiği, apaçık ortada değil mi?
Ve..
Belki bunlar kadar önemli..
Bunların manyetik alanına girerek, “Şemdinli’de neler oluyor” diyerek, Başbakan’ı aklınca sıkıştırmaya kalkışan, Şemdinli’de durup dururken, sanki halka bir operasyon düzenlenmiş gibi örgütün ağzı ile kendi genel başkanına sorular soranların, hiç kusuru yok mu?
Tüm bu anlatılanlarda sergilenen eylemler, yazılan yazılar; PKK’nın silahına, kurşun taşımak değil mi?
Evet soruyorum, “8 şehidin katili, sadece tetiğe basan PKK’lılar mı?”
Yoksa onların yanında, PKK’lılara o kurşunları sağlayanlar.. Silahları verenler.. Sınırı geçmelerini sağlayanlar..
Ve en önemlisi o eylemleri düzenlemeleri için onlara moral destek verenler..
Arkalarını sıvazlayanlar..
Yaptıklarının ‘hak arayışı’ olduğunu söyleyenler..
Nadiren yakalandıklarında, yargılanıp mahkum edilerek cezaevine konulduklarında, onları “kahraman” gibi gösteren tanıtımları yapanlar..
Bunların hepsi, bu cinayetlerden az veya çok sorumlu değil mi?
Terör örgütünün tüm saldırılarının arkasında, “Devlet yakında bizimle masaya oturacak. Gazeteciler bizim lehimize yazıyor. Televizyonlar bizi konuşuyor. Avrupa bizi destekliyor.. Bunun sonu, genel aftır. Biraz daha öldürelim. Devleti biraz daha çaresiz bırakalım” yaklaşımı yatıyor..
Sanıyorlar ki, “Daha çok öldürünce, daha kolay af ilan edilecek.”
Yanılıyorlar..
Sıktıkları her kurşun, ne kadar acımasız olduklarını, ne kadar dış devletlerin oyuncağı olduklarını, ne kadar hain olduklarını ispatlıyor..
Onlarla birlikte, işbirlikçilerinin gerçek yüzü de, böylece ortaya çıkıyor!

 

İNCELEME BAŞLATILANIN YANITI: Basın Konseyi tarafından hakkında re’sen işlem başlatılan Yeni Akit Gazetesi yazarı Ali İhsan Karahasanoğlu tarafından herhangi bir resmi yanıt gönderilmemiş ancak onun yerine yine gazetedeki köşesinden şu aleni yanıt yayınlanmıştır:

 

İLLEGAL BASIN KONSEYİ
İyi de;
Arakan’da zulmün, Suriye’de katliamın, Şemdinli’de çatışmanın sürdüğü böyle bir günde, ben, kalkıp da yarım asırlık bu olayı niye hatırladım?..
Hatırladım, çünkü; bizim için “illegal” olan ve “yasalar önünde hükmî şahsiyeti bulunmayan Basın Konseyi”nden bir yazı geldi.
Yazıda deniliyor ki;
“Akit Gazetesi’nde 6 Ağustos 2012 tarihinde Ali İhsan Karahasanoğlu tarafından ‘Şehidlerimizin katili sadece PKK’lılar mı?’ başlığıyla bazı gazeteci ve yazarları hedef gösteren bir köşe yazısı yayınlanmıştır.
Bu köşe yazısında, ismi geçen gazeteci ve yazarların şehitlerimizin katili olarak işaret edilmesi ve onların açıkça hedef gösterilmesi nedeniyle, köşe yazısının Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiği gerekçesiyle Basın Konseyi Genel Sekreterliği tarafından söz konusu köşe yazısıyla ilgili olarak Re’sen inceleme başlatılmıştır.
Bu çerçevede inceleme konusu köşe yazısına ilişkin görüşlerinizi 13 Ağustos 2012 tarihine kadar Basın Konseyi Genel Sekreterliği’ne bildirmenizi rica ederiz.”
Hep söyledik, yine söyleyelim…
Bu gazetenin çalışanları olan bizler, “Basın Konseyi” denilen bu kuruluşu bugüne kadar tanımadık, bundan sonra da tanımayacağız…
Dolayısıyla;
Böyle bir kuruluşa “görüş” de bildirmeyiz, “savunma” da yapmayız!..
Zira, Basın Konseyi’ni, birçok “yasadışı örgüt” gibi, “illegal” kabul ediyoruz.
“Ceza” mı verecekler, versinler!..
“Kınama” veya “uyarı” mı verecekler, hiç durmasınlar, versinler!..
Ama, “savunma” beklemesinler!..
Onları takan kim?..
Verecekleri karar, umurumuzda değil!..

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 5 Eylül 2012 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır. 

Yeni Akit Gazetesi’nde 6 Ağustos 2012 tarihinde Ali İhsan Karahasanoğlu tarafından ‘Şehidlerimizin katili sadece PKK’lılar mı?’ başlığıyla yayınlanan köşe yazısında bazı gazeteci, yazar ve bilim adamları bizzat isim verilmek suretiyle, şehidlerimizin katili olarak gösterilmişlerdir.

Köşe yazısında ismi verilen bu kişileri açıkça hedef göstermek suretiyle bu kişilerin can güvenliğini tehlikeye atan ve onları her türlü taşkınlık, şiddet ve saldırı eylemine maruz kalmaya açık hale getiren bu yazı çok tipik bir “nefret söylemi” örneğidir. Bugün çağdaş dünyada bu gibi nefret söylemi yazıların kesinlikle haber verme hakkı kapsamında yer almadığı kabul edilmekte ve bu gibi söylemlerin en ağır şekilde cezalandırılması konusunda bir mutabakat bulunmaktadır.

Bu açıdan, Yeni Akit Gazetesi’nin 06.08.2012 tarihli nüshasının yayınlanan “Şehitlerimizin katili sadece PKK’lılar mı?” başlıklı köşe yazısı nedeniyle Basın Meslek İlkeleri’nin 4., 10. Ve 12. Maddelerini ihlal eden yazar Ali İhsan Karahasanoğlu’nun “kınanması”na oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2012/ 32)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

,

Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi Av. Ersü Oktay Huduti'nin Muhalefet Şerhi

(Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun Sabah Gazetesi ve Muhabiri Erhan Öztürk’ün Uyarılmasına İlişkin 2012/28-29-30 Esas Sayılı Kararına İlişkin)

 

 MUHALEFET ŞERHİ

 

Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun 5 Eylül 2012 tarihli ve 10 sayılı toplantısında görüşülen 2012/28-29-30 referans sayılı dosyada çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

 

Somut olayda ihalelere itiraz ederek süreci uzattığı ve bu itirazları geri çekmeyi teklif ederek ihaleye katılan diğer tüzel kişilerden menfaat temin etmeye çalıştığı ileri sürülen şirketlere ilişkin bir haber yapılmıştır. Haberde “Ankaralı bir iş adamı” nın suç duyurusunda bulunacağını belirttiği şirketlerin isimlerine de yer verilmiştir. Haberde ayrıca bu şirketlerden birinin yetkilisi tarafından yapılan açıklamaya da yer verilmiştir.

 

Uyuşmazlıkta şikâyetçi taraf haber yapılırken kendilerinden görüş alınmadığını belirtmektedir. Buna karşılık haberi yapan muhabir de defalarca kez aradığını ancak cevap alamadığını ileri sürmektedir. Basın Konseyi’nin bu iki iddiadan hangisinin gerçeği yansıttığını objektif olarak saptaması mümkün değildir. Bununla birlikte haber içeriği incelendiğinde bahsedilen şirketlerden birinin beyanda bulunduğu ve bu beyanların da haber metninde yer aldığı anlaşılmaktadır.  Kanımca Basın Konseyi’nin kararını verirken değerlendirebileceği tek objektif veri budur ve Basın Konseyi’nin yerleşik uygulamasında önemle üzerinde durduğu, haberle ilgili kişi ve kuruluşların görüşlerinin alınması ilkesine uygun hareket edildiğinin kabulü gerekmektedir.

 

İncelenmesi gereken diğer bir husus da düzeltme ve cevap hakkının kullandırılıp kullandırılmadığıdır. Medya organlarının kitle iletişiminde sahip oldukları güç ve etkiyle diğer kişi ve kurumların kitle iletişim imkânları dikkate alındığında, medya organlarının sahip oldukları imkânlar genelde daha ağır basmaktadır. Bu sebeple medyada yer alan haber ve yorumlara ilişkin olarak kişilerin düzeltme ve cevap hakkını ve dolayısıyla ifade özgürlüklerini en geniş anlamda kullanabilmeleri sağlanmalıdır. Bu durum ayrıca farklı fikirlerin yayılabilmesi ve gerçeğe aykırı yayınlara karşı koyulabilmesi imkânını da sağlar[1].

 

Basın Konseyi’ne düzeltme ve cevap metnini içeren bir belge (mektup, ihtar vb.) sunulmamıştır. Bununla birlikte Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2012/762 Değişik İş sayılı dosyasına ilişkin kararı dosyaya ibraz edilmiş ve kararda da gönderilen düzeltme ve cevap metninin gazeteye yönelik hakaret içerdiği ve bu sebeple de yayınlanması zorunluluğunun bulunmadığı hüküm altına alınmıştır. Mahkeme kararı esas alındığında, düzeltme ve cevap hakkının kullandırılmadığı gerekçesiyle de bir ihlal kararının verilmesi mümkün değildir.

 

Yukarıda açıklanan sebeplerle “şikâyetin yersizliğine” karar verilmesi gerektiğini düşünüyor ve çoğunluk görüşünden ayrılıyorum.

 

 

 

Av. Ersü Oktay Huduti

Basın Konseyi Yüksek Kurulu Üyesi



[1]Benzer görüş için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Melnychuk v. Ukrayna (2005) ve Kaperzyńskı v. Polonya (2012) kararları