Basın Konseyi, Gaziantep Hakimiyet Gazetesi Köşe Yazarı Murat Güreş’in Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Taha Orhan vekili Av. Neşe Ay Benli’nin Gaziantep Hakimiyet Gazetesi köşe yazarı Murat Güreş tarafından müteaddit tarihlerde ( 14.03.2011, 15.03.2011, 01.06.2011, 04.06.2011) kaleme alınan köşe yazılarıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Taha Orhan

                                                       Vekili Av. Neşe Ay Benli

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Murat Güreş

                                                          Gaziantep Hakimiyet Gazetesi Köşe Yazarı

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Taha Orhan ve Taha ORHAN Planlama Müh. İnş. Enerji ve Turizm A.Ş. Vekili Av. Neşe Ay Benli, 10.06.2011 tarihinde Basın Konseyi’ne başvurarak, Gaziantep Hakimiyet Gazetesi köşe yazarı Murat Güreş tarafından kaleme alınan müteaddit köşe yazılarında, dayanaksız bazı usulsüzlük iddiaları ve yakışıksız ithamlarda bulunulmak suretiyle, müvekkilinin kişiliğine, yaşantısına ve mesleki şeref ve haysiyetine saldırıda bulunulduğunu ve bu nedenle söz konusu yazılar ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikayet konusu çok sayıdaki köşe yazıları incelendiğinde, o dönemde Gaziantep’te yayın yapan yerel bir süreli yayın olan Gaziantep Hakimiyet Gazetesi’nin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de üstlenmiş olan köşe yazarının, tüm bu köşe yazılarında spesifik olarak şikayetçi Taha Orhan’ın şahsını hedef aldığı ve köşe yazılarını Taha Orhan’ın mesleki ve kişisel faaliyetleri üzerine inşa ettiği görülmektedir.

Bu köşe yazılarının içeriğine geçmeden önce belirtmek gerekir ki, Basın konseyi Sözleşmesi’nin 12. Maddesi uyarınca, şikayet başvuruları, ancak başvuru öncesindeki 2 aylık süreyi kapsayabilir. Bu nedenle, şikayetçi tarafından başvurusunda yer verilen ve kendisine yönelen haksız birer saldırı niteliğini taşıdığı ileri sürülen köşe yazılarından 18.03.2010, 19.03.2010, 23.03.2010, 21.02.2011 ve 23.02.2011 tarihli köşe yazıları, şikayet tarihinden 2 aydan önceki bir tarihte yayınlandıkları için, bu köşe yazıları tarafımızdan değerlendirme kapsamına alınması mümkün olmamıştır.

Murat Güreş’in değerlendirme kapsamında irdelediğimiz ilk köşe yazısı olan 14.03.2011 tarihli “İte Bak, Yattığı Yere Bak” isimli köşe yazısında şu ifadelere yer verilmiştir. ” Paha Bey; 30 santimetrelik bir cetvelle, kentlerin kaderini belirleyerek kesesini doldurduğunu yazmamdan çok rahatsız olmuş…
Rantı beraber bölüştüğü dostları, “al kızı ver papazı” masa arkadaşları veya ofisindeki yandan tutması ile şahsıma dair derin bir düşmanlık beslediklerini duyuyorum…

Haşmetmeapları; Beni Gaziantep kamuoyuna rencide etmek için hazırladığı tam sayfa reklamları parası karşılığında yayınlatmak üzere, yerel gazetelerdeki dostlarımıza göndermiş.
Ancak sağ olsunlar Paha Efendi’nin yüzüne tükürür gibi cevap vererek “para karşılığında böyle bir reklamı” daha doğrusu şahsiyetsizlik metnini yayınlayamayacaklarını söylemişler.
Paha’nın kirli parasına, sığ aklına, sığıntılığına alet olmamışlar.
Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum…

Kafası, çuvalla beleş para kazanmaktan başka bir işe çalışmayan bu akıl fukarası, medyayı satın alacağını zannetmiş. Adam ulusal salak olduğu için benim meslektaşlarımın (bazı müsveddeler hariç) haramiyi izinden, şahsiyetsizi gözünden tanıdığını hesaba katamamış…

Adam medyayı, Kıbrıs’taki masalarda bıraktığı pas parasıyla satın alacağını düşünebilecek kadar cahil, ne oldum delisi, sonradan görme olduğundan ne yapacağını bilemez hale gelmiş.
Bunun adı resmen itlik…
Neden mi?
Bizde gösterişli çapsızlara “ite bak yattığı yere bak” derler.
Olmadı mı, “İtin aklı eksiği, baklavadan pay umarmış” derler.
Dahası mı, “İtin boynuna para asmışlar hoş geldin it efendi demişler” derler.
Yetmedi mi, “Uyuz itte, azılı diş ne arar (kibarlaştırdım)” derler…
Başka mı, “İt bizim it, çulu değişmiş” derler…

“İtle dalaşacağına, çalıyı dolan” yok dedim.
Akılsız iti, yol kocatır Paha Efendi…

Kaderini kendisi belirleyemeyen asla özgür olamaz.
“Garip itin kuyruğu, bacağının arasında gerek”tir.
Aslolan ahlaktır, erdemdir…
“İt kağnının gölgesine yatmış, ne büyük gölgem var demiş” bilir misin?
Paha kardeş:
Bak; para, paha, pey gelir geçer…
Adam olursan sana “peh” derler…
Atalarımız ne demiş:
“Ağır taşla batman döverler,
Hafif taşla kıç silerler…”
Daha ben sana ne söyleyeyim Paha…”

 

Bu yazı, ele alındığında köşe yazarı Murat Güreş ile yazının hedef aldığı kişi olan şikayetçi Taha Orhan arasında geçmişten gelen ve köşe yazıları yoluyla sürdürülen bir husumetin bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Nitekim Taha Orhan, bu geçmişteki köşe yazılarına karşı da yasal yollara başvurmuş ancak yukarıda metni verilen ve tamamen kendi kişiliğini hedef alan 14.03.2011 tarihli yukarıdaki yazının hemen ardından ise, bu kez 15.03.2011 tarihinde gazetelerde tam sayfa ilanlar vererek, bu yazılara karşı kendini savunma ihtiyacı hissetmiştir. Bu ilanların yayınlanmasından sonra Murat Güreş’in köşe yazılarını daha artan bir sıklıkla Taha Orhan’a ayırdığı ve durumun giderek daha yakışıksız bir hal aldığı görülmektedir.

Bu kapsamda, Murat Güreş’in sözgelimi 15.03.2011 tarihli “Acınacak Adamlar” başlıklı köşe yazısında doğrudan Taha Orhan’ı hedef alarak, “Ulan Paha sen neymişsin! Sana “hafifsin” dedim ama harbiden Antep tabiriyle hakikaten yuhanın tekiymişsin” şeklinde başlayan ve aynı minvalde devam eden ifadeler kullandığı, ardından 01.06.2011 tarihli “Taharri” başlıklı yazısında ise yine Taha Orhan’ı kastetmek suretiyle, ” Adını anmaktan bile artık imtina ettiğim, kolay yoldan elde ettiği serveti ile beni bitirmeyi kafasına koyduğunu sağda-solda anlatan o zavallıya düzdüğüm methiyeyi (!) bir kez daha, hemde taksitini daha bitiremediğim yemek masasında okudum….. Sonra sokakta görsem tanımayacağım bu herifin o esnada ne yaptığını düşündüm. Acaba o sırada kendisi Dikmen’de 17. kattaki ofisinde mi idi. Yoksa bitişiğindeki önemli komşusuna aldığı ama 29.999 lirasını ödemediği mobilyalar nedeniyle, kapısına gelecek haciz kâğıdını mı bekliyordu…..”  şeklinde ifadeler kullandığı tespit edilmektedir. Murat Güreş’in Taha Orhan’a yönelttiği alaycı ifadeler,  04.06.2011köşe yazısının tamamında da benzer şekilde yer almış bulunmaktadır.

Şikayetçi Taha Orhan vekili Av. Neşe Ay Benli,  yukarıda örnekleri verilen tüm bu köşe yazılarında doğrudan müvekkilinin kişiliğini ve mesleki itibar ve haysiyetini hedef alan bu  ifadeler ile, müvekkiline yakışıksız takma isimler takıldığını, müvekkili hakkında öne sürülen yersiz ve asılsız rüşvet ve usulsüzlük iddialarının neredeyse her yazıda tekrarlandığı, köşe yazılarında doğrudan müvekkiline hitap edildiğini ve son derece düşük ve seviyesiz bir üslup kullanıldığı gerekçeleriyle, söz konusu köşe yazıları ile Basın Meslek İlkeleri’nin;

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

 

“Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu yapılamaz” şeklindeki beşinci,

 

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

 

“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu,

 

“Gazeteci kaynaklarının gizliliğini korur. Kaynağın kamuoyunu kişisel, siyasal, ekonomik vb. nedenlerle yanıltmayı amaçladığı haller bunun dışındadır” şeklindeki on birinci,

 

“Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci ve

“Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı

Maddelerini ihlal edildiğini ileri sürerek, köşe yazarı Murat güreş hakkında “kınama” kararı verilmesi talebinde bulunmuştur.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Hakimiyet Gazetesi Köşe Yazarı Murat Güreş’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 22 Haziran 2011 tarihinde, 0342 323 63 81 No’lu faksa gönderilmiş, mektubun teslim alındığı bilgisi Zahide Yalçın olarak bildirilmiştir. Daha sonra, Basın Konseyi’ni arayarak, kendisi hakkındaki şikayetle ilgili ayrıntılı yanıtlarını sunmak için süre isteyen Murat Güreş, önce e-posta yoluyla yanıtlarını gönderdiğini ileri sürmüş ancak bu yanıtların elimize ulaşmaması üzerine yanıtlarını kargoyla göndermesi yönündeki talebimizi kabul etmiş olmasına ve yerine getirilmiş olduğunu ileri sürmesine karşın, bu yanıtlar bir türlü Genel sekreterliğimize ulaşmamıştır. Bu nedenle,  Yüksek Kurul Toplantısının aciliyeti de göz önüne alınarak, söz konusu yanıtların daha fazla beklenmeden, Genel Sekreterlik görüşü oluşturulmuştur.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 3 Ağustos 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu köşe yazıları bir bütün olarak ele alındığında, Gaziantep Hakimiyet Gazetesi köşe yazarı Murat Güreş’in – değerlendirmeye alınan – tüm köşe yazılarında, şikayetçi Taha Orhan’ın gerek kişiliğini gerekse usulsüz girişimlerde bulunduğunu ileri sürdüğü mesleki faaliyetlerini konu aldığı görülmektedir. Bu niteliği ile mevcut köşe yazıları, Murat Güreş ile Taha Orhan arasında geçmişe dayanan ve kaynağı bilinmeyen kişisel bir husumetin var olduğu izlenimini yaratmakta ve bu husumetin Murat Güreş tarafından köşe yazıları üzerinde yürütüldüğü şeklinde bir algının oluşması sonucunu ortaya çıkarmaktadır.

 

Bu algıdan bağımsız olarak, Murat Güreş tarafından Gaziantep Hâkimiyet Gazetesi’nde yayınlanan bu köşe yazılarını, haber verme hakkı açısından değerlendirdiğimizde ise, haber verme hakkının sınırlarının tespit edilmesine ilişkin olarak benimsenen ve Basın Konseyi Yüksek Kurulu kararlarında sürekli yinelenen (kamu yararı ve kamusal ilgi – gerçeklik – güncellik – konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık şeklindeki) evrensel ölçütlerinin, şikâyete konu somut köşe yazılarında hiçbir şekilde sağlanmamış olduğu tespit edilebilir.

Gerçekten, Murat Güreş’in şikâyete konu köşe yazıları irdelendiğinde, bu yazılarda, kamuoyunun bilgilenme hakkının yerine getirilmesini sağlamaya yönelik bir haber verme maksadından ziyade, bizzat muhatap aldığı ve hitapta bulunduğu şikayetçi Taha Orhan’ın gerek kişiliğine herekse mesleki girişimlerine yönelik alaylı bir üslup kullanarak, muhatabını aşağılama maksadı çerçevesinde hareket ettiği görülmektedir. Benzer şekilde, Taha Orhan’ın mesleki faaliyetlerine yönelik iddialar, hiçbir şekilde bir bilgi ve belgeye dayanılarak hazırlanmamış ve iddialar yöneltilen kişiye bu iddialara karşı diyecekleri sorulmamış, kendisini ifade etme imkânı tanınmamıştır.

Tüm bu verilerin ışığında, Gaziantep Hakimiyet Gazetesi köşe yazarı Murat Güreş tarafından kaleme alınan köşe yazılarının, Basın Meslek İlkeleri’nin,

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez.” şeklindeki onuncu,

“Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci maddelerini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

Yukarıda arz ve izah olunan gerekçeler karşısında, Basın Meslek İlkeleri’nin dördüncü, altıncı, onuncu ve on ikinci maddelerini ihlal eden Gaziantep Hakimiyet Gazetesi yazarı Murat Güreş’in “kınanmasına” oybirliğiyle karar verilmiştir.

 

 

(Karar No: 2011/30)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi, Haber Türk Gazetesi Köşe Yazarı Güntay Şimşek’in Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Azerbaycan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği’nin Haber Türk Gazetesi köşe yazarı Güntay Şimşek tarafından kaleme alınan, 15.06.2011 tarihli “Tek millet iki devlet ve İngiliz hukuku” ve 16.06.2011 tarihli “Azeri görünümlü İngilizler” başlıklı köşe yazılarıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Azerbaycan Cumhuriyeti

                                                 Ankara Büyükelçiliği

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Güntay Şimşek

                                                 Haber Türk Gazetesi Köşe Yazarı

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Azerbaycan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği, 23.06.2011 tarihinde Basın Konseyi’ne başvurarak, Haber Türk Gazetesi köşe yazarı Güntay Şimşek’in,  Haber Türk Gazetesi’nin 15.06.2011 tarihli nüshasında yer alan “Tek millet iki devlet ve İngiliz hukuku” ve yine aynı gazetenin 16.06.2011 tarihli nüshasında yayınlanan “Azeri görünümlü İngilizler” başlıklı köşe yazılarının, Azerbaycan halkına ve yönetimine karşı eleştiri sınırlarını aşan, küçük düşüren, aşağılayan, apaçık hakaret ve iftira niteliği taşıyan yazılar olduğunu ve bu nedenle söz konusu yazılar ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu köşe yazıları incelendiğinde, ilk olarak 15.06.2011 tarihli “Tek millet iki devlet ve İngiliz hukuku” başlıklı köşe yazısında, Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi (SOCAR) Başkanı Rövneg Abdullayev’in Nabucco projesi ile ilgili değerlendirmelerinin eleştirildiği görülmektedir. Güntay Şimşek, bu projeye destek vermek niyetinde olmadığını söyleyen SOCAR başkanını bu açıklaması ile ilgili olarak, “Çok iyi yapmış, Taze ülkenin bürokratı ancak İngiliz kafasıyla konuşur” ifadelerini kullanmıştır. Yazının devamında ise, “Nabucco’ya destek vermeyen SOCAR Başkanı, Türkiye ve Azerbaycan arasında 29 Nisan tarihinde planlanan transit gaz anlaşmasının imzalanamamasını çok güzel izah etmiş. Ben daha önce, “Azerbaycan, İngilizlerin kucağına oturmuş” demiştim, kızmışlardı. Gerekçesi şu: “Anlaşma metni Türk hukukuna göre mi yoksa İngiliz hukukuna göre mi olacak?” bu konuda anlaşılamamış. Daha doğrusu Azeri kardeşlerimiz İngilizlerin arkadan bastırmalarıyla Türk hukukunu kabul etmemişler. “Tek millet, iki devlet” ama arada İngiliz hukuku olsun istemişler. Azeri hukuku deseler anlayacağım da neden bu kadar İngiliz sevgisi? Petrol ve doğal gazdan başka ne verdiniz İngilizlere?” şeklindeki ifadelerde bulunmuştur.

Güntay Şimşek’in 16.06.2011 tarihinde yayınlanan “Azeri görünümlü İngilizler” başlıklı yazısında ise, kendisinin petrol ve doğal gaz boru hatlarına ilişkin önceki yazılarına Azeri kardeşlerimizden tepkiler geldiğini, fakat kendisinin Azerbaycan Devleti’ne hükmeden şahsiyetlerin, Hazar Bölgesi enerji havzaları üzerinde yaptıklarını gördüğünden, kem sözleri Azeri halkına değil, onlara (Azerbaycan Devleti’ne hükmeden şahsiyetlere) yazdığını, çünkü Azerbaycan’daki totaliter yapının, enerji rezervlerinin kime neler karşılığında ve neden verildiğini sorgulamaya izin vermediğini, Azerilerin de bu konuları tartışamadığını ifade etmiştir. Yazının devamında ise şu ifadelere yer verilmiştir. “Azerbaycan Devleti, petrol ve gaz kaynaklarını yöneten operatör şirketleri oluşturan yabancıların kontrolüne girmiş durumda. Onlardan habersiz bir şey yapmıyor, yapamıyor veya yapma ihtimali olduğunda da işine gelmiyorsa toplu onlara atıyor. Türkiye-Azerbaycan arasında imzalanma aşamasına geldiği halde Azerbaycan tarafının İngiliz hukukunu bahane ederek masadan kalktığı transit gaz anlaşması bunlardan biridir. Bitmiyor ki…Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Hattı’nda (BTC) Türkiye’nin uğradığı zararları gidermek istemeyen Azerbaycan, İngilizleri öne sürüyor. Ya da gerçekten her şeyi onlara teslim etmiş durumdalar. Aslında bunu kendileri de itiraf ediyor, ama British Petrol (BP) gibi firmaların arkasına sığınarak yapıyorlar. Bu durumda Türkiye’de BP’nin Türk hukukuna göre nasıl rahat çalıştığının sorgulanması gerekmez mi?”…

Aynı köşe yazısının “Totaliter rejime tek boru yakışır” alt başlıklı ikinci bölümünde ise özetle şu ifadelere yer verilmiştir: “Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi SOCAR’ın Başkanı Rövneg Abdullayev, 29 Nisan tarihinde planlanan transit gaz anlaşmasının imzalanmama gerekçesinin “anlaşma metninin” Türk hukukuna göre mi, yoksa İngiliz hukukuna göre mi olacağı tartışmasından kaynaklandığını bizzat açıklamıştı. Ben de bu konuyu ele alıp eleştirimi yapınca bir Azeri yetkili aradı, konuştuk. İngiliz hukukunu Azerbaycan’daki operatör şirketlerin istediğini söyledi. Çünkü Türk hukukunu bilmiyorlarmış. Dün yazdıklarımı bir nevi teyit etti. Böyle olduğunu bildiğimden “İngilizlere bu teslimiyet niye?” diye sordum…İyi de BP veya İngilizlerin oyununa neden gelelim? Azeriler, yıllardır Türkiye’de iş yapan BP yetkililerinin Türk hukukunu bilmediğine nasıl inanıyor? BP’nin operatörü olduğu BTC, Türkiye’den geçmiyor mu? O halde, Nabucco Doğalgaz Boru Hattı’na Azerbaycan’ın destek vermeme gerekçesi İngiliz kuklalığıdır. İngilizler (BP), Norveçliler (Statoil) ve diğer ortaklar Azerbaycan’ın enerji kaynakları üzerinde karar alıyor, Abdullayev’i de maşa olarak kullanıyorlar. Özeti bu…

Ayrıca Türkiye’nin de gelişmeler ışığında Nabucco’ya asılması anlamlı değil. Çünkü Avrupa nükleer santralleri kapatmaya başladığı an elektriği neden üretecek? En fazla ihtiyaç duyacağı kaynak doğalgaz. Bu durumda onlar alternatif gaz ve boru hattı için uğraşmak zorunda.

İngiliz gölgesine sığınmış Azeri yetkililer de ellerindeki gazın, petrolün piyasa şartlarında değerini bulabilmesi, tüketim noktalarına ulaşabilmesi için Nabucco gibi alternatif boru hatlarına ihtiyaçları var. Boru hatları yarın Azerbaycan’ın ve diğer ülkelerin özgürlüğü anlamına da gelecektir. Eğer Azeriler totaliter bir rejimle devam edeceklerse, siyaset gibi boru hatlarını da çeşitlendirmelerinin bir anlamı yok.”

 

Şikayetçi Azerbaycan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği, bu ifadelerin Azerbaycan halkına ve yönetimine karşı eleştiri sınırlarını aşan, küçük düşüren, aşağılayan, apaçık hakaret ve iftira niteliğini taşıdığı gerekçesiyle, söz konusu köşe yazıları ile Basın Meslek İlkeleri’nin;

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

Maddelerini ihlal edildiğini ileri sürerek, bu köşe yazıları hakkında gerekli yaptırımın uygulanması başvurusunda bulunmuştur.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Haber Türk Gazetesi Köşe Yazarı Güntay Şimşek’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 22 Temmuz 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Halil Batmaz olarak bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 3 Ağustos 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyete konu köşe yazıları irdelendiğinde, bu her iki köşe yazısında da, esas itibarıyla, Azerbaycan devletinin özellikle petrol ve doğal gaz boru hatlarına ilişkin olarak yürüttüğü politikaların eleştirildiği görülmektedir.

Bu bağlamda, Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi (SOCAR) Başkanı Rövneg Abdullayev’in Türkiye’nin de dâhil olduğu bir uluslar arası proje olan Nabucco projesine destek vermeyecekleri şeklindeki beyanları eleştirilerek, Azerbaycan devletinin enerji politikaları konusunda bağımsız bir devlet gibi değil, aksine İngiltere’ye bağımlı bir devlet gibi hareket ettiği ileri sürülmektedir. Azerbaycan hükümetinin yürüttüğü bu politikalarla yabancı bir devlet olan İngiltere’nin güdümünde hareket ettiğini ileri süren yazar, bu iddialarına kaynak olarak ise, 29 Nisan tarihinde imzalanması gereken transit gaz anlaşmasının, bu anlaşmada Türk hukukunun mu yoksa İngiliz hukukunun mu uygulanacağı noktasında bir uzlaşma sağlanamaması nedeniyle imzalanamamış olmasını göstermektedir.

Her iki köşe yazısında kullanılan ifadeleri, Basın Meslek İlkeleri yönünden ele aldığımızda, gazetecinin haber verme hakkının ile haberde eleştirilen gerçek ve tüzel kişilerin kişilik hakları ve kurumsal itibarlarının bir denge çerçevesinde korunması açısından, bu konuda belirlenmiş olan evrensel standartlara/ölçütlere uyulup uyulmadığının belirlenmesi gerekir.

Bu standartlardan/ölçütlerden ilki, basın araçları tarafından açıklanan olayın, kişilere zarar verse dahi bir haber niteliği taşıması ya da daha açık bir deyişle, bu olayın kamuoyuna duyurulmasında bir „kamu yararı ve kamusal ilgi“nin bulunmasıdır. Diğer bir ölçüt ise bu haberin ilgili yayının, haberdeki olayların gerçekleştiği dönemde yapılması gerekliliğini ifade eden „güncellik“ ölçütüdür. Bir diğer ölçüt ise, haberde yeralan bilgilerin ve açıklamaların „gerçeğe uygunluğu“dur. Ancak Yargıtay uygulamasında da (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 21.03.1980 ve 1302/3719 sayılı temel içtihadı) benimsendiği üzere, burada aranan husus mutlak bir gerçeklik değil, ancak görünüşte gerçekliktir. Diğer bir ifadeyle, yapılan haberin gerçekliği, yayının yapıldığı sırada olayın beliriş şekline uygunluk anlamına gelmektedir. Nihayet, haber verme/eleştirme hakkı ile kişilik hakkı arasındaki sınırın belirlenmesinde yararlanılan son ölçüt ise, yapılan „haberin konusu ile o haberde kullanılan ifade biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın bulunması“dır (Bkz. Çetin ÖZEK, Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına, Alfa Yayınları, 1999, İstanbul, s. 265).

Somut olayda yayınlanan her iki köşe yazısını, bu unsurlar açısından ele aldığımızda,  „kamu yararı ve kamusal ilgi, „güncellik“ ve „görünüşte gerçeklik“ kriterlerini taşıdığı konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. Bununla birlikte, bu köşe yazılarının „konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık„ diğer bir ifadeyle haberin veriliş biçimi açısından sorunlu olduğunu ifade etmek gerekir. Gerçekten, kuşkusuz ki, bir ekonomi ve/veya dış politika yazarının, Türkiye’nin uluslararası menfaatlerini çok yakından ilgilendiren petrol ve doğal gaz anlaşamaları gibi bir konuda azerbaycan devletinin izlediği politikalara katılmamak ve bu politikaları eleştirmek hakkı vardır. Ancak, bu eleştiriyi yaparken, kullanmış olduğı „Azerbaycan, İngilizlerin kucağına oturmuş“, „Azeri kardeşlerimiz İngilizlerin arkadan bastırmalarıyla Türk hukukunu kabul etmemişler” Nabucco Doğalgaz Boru Hattı’na Azerbaycan’ın destek vermeme gerekçesi İngiliz kuklalığıdır”, İngilizler (BP), Norveçliler (Statoil) ve diğer ortaklar Azerbaycan’ın enerji kaynakları üzerinde karar alıyor, Abdullayev’i de maşa olarak kullanıyorlar” benzeri ifadeler açık bir şekilde hedef aldığı Azerbaycan devletinin manevi şahsiyetini tahkir eden, aşağılayan ve onu adeta İngiltere’nin bir sömürgesi gibi gösteren ifadelerdir. Bu itibarla,  bu köşe yazılarının konusu ile, köşe yazılarında kullanılan ifadeler arasında doğrudan bir bağlılık/zorunluluk ilişkisi bulunmadığı gibi, bu ifadeler, muhatap aldığı tüzel kişiliği doğrudan aşağılamaya ve küçük düşürmeye yönelik olduğu için, haber verme hakkı kapsamında himaye görmesi de beklenemez. Kaldı ki, bu köşe yazılarında yer alan iddialar haberleştirilirken, muhatap Azerbaycan devletinin Türkiye’deki yasal temsilcilerinden hiçbir şekilde bilgi ve görüş alınmamış ve bu iddialara karşı onların vereceklerin yanıtların araştırılması ve sonrasında kamuoyu ile paylaşılması gibi bir yola gidilmemiştir.

Bu nedenle, söz konusu köşe yazıları ile. Basın Meslek İlkeleri’nin;

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı maddelerinin ihlal edildiği kanaatine ulaşılmıştır.

 

Yukarıda arz olunan gerekçeler çerçevesinde, Basın Meslek İlkeleri’nin 4. ve 6. Maddelerini ihlal eden Haber Türk Gazetesi köşe yazarı Güntay Şimşek’in  “kınanmasına” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/29)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi, Yeni Şafak Gazetesi, Yeni Şafak Gazetesi Yazarları Yusuf Kaplan Ve Orhan Turan’ın Uyarılmalarına Karar Verdi.

 

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Yeni Şafak Gazetesi’nde; 31 Aralık 2010 tarihinde, “Muhteşem Rezalet”, 2 Ocak 2011 tarihinde, “Yüzyıllık rezalete ‘muhteşem’ tepki” başlıkları ve Orhan Turan imzasıyla, 10 Ocak 2011 tarihinde “Muhteşem intihar” başlığı ve Yusuf Kaplan imzasıyla yayımlanan yazılarla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                      : Yusuf Timur Savcı adına vekili

Av. Hilal Ülker Çahantimur

ŞİKÂYET

EDİLENLER                     : 1) Yusuf Kaplan

                                                    Yeni Şafak Gazetesi Köşe Yazarı

                                               2)  Orhan Turan

Yeni Şafak Gazetesi Yazarı

          3) Yeni Şafak Gazetesi

ŞİKÂYET KONUSU         : Muhteşem Yüzyıl adlı televizyon dizisinin yapımcısı Yusuf Timur Savcı adına vekili Av. Hilal Ülker Çahantimur, Yeni Şafak Gazetesi’nde 31.12.2010 tarihinde “Muhteşem Rezalet” ve 02.01.2011 tarihinde “Yüzyıllık rezalete ‘muhteşem’ tepki” başlıklarıyla ve Orhan Turan imzasıyla yayınlanan haberler ile yine Yeni Şafak Gazetesinde 10.01.2011 tarihinde yayınlanan Yusuf Kaplan’ın “Muhteşem İntihar” başlıklı köşe yazısının Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürerek şikâyet başvurusunda bulunmuştur.

Muhteşem Rezalet başlıklı haberde “Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatını ekranlara taşımaya hazırlanan Muhteşem Yüzyıl dizisinin fragmanları izleyiciden ve tarihçilerden büyük tepki gördü. Kanuni’nin içki içtiği, harem hayatını cinsellikten ibaret gösteren dizi çarpık bilgilerle dolu.” ifadeleriyle başlayan haberde Muhteşem Yüzyıl dizisine yönelik eleştiriler dile getirilmiş ve dizinin Osmanlı Devleti’ni kendi zihinlerinde oluşturdukları ‘harem’den ibaret sananların çarpık tarih anlayışını bir kez daha gözler önüne” serdiği belirtilmiştir. Dizinin Kanuni’yi kadın düşkünü olarak gösterdiği ileri sürülen haberde, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Sinema Direktörü Yusuf Kaplan’ın, dizinin daha önce kendilerine destek almak amacıyla başvurduğunu ancak “rezalet” nedeniyle bu talebi kabul etmediklerini dile getirdiği belirtilmiş ve. Kaplan’a atfen “Bu senaryoyu yazanlar sömürge kafalı, Recep İvedik zihniyetli adamlardan başkası değil” ifadelerine yer verilmiştir. “Gay sahnesi biler var” alt başlığı kullanılan haberde, Kanuni kitabının yazarı Tarihçi Okay Tiryakioğlu’nun, “Gay sahnesi bile var dizide böyle saçmalık olmaz. Kanuni asla içki içmiyordu. Bu koca yalan. Ömrünü Allah için adamış bir kişidir Kanuni… ” ifadelerine yer verilmiştir. Haberde dizinin yapımcılığını Timur Savcı’nın üstlendiği de belirtilmiştir.

“Yüzyıllık rezalete ‘muhteşem’ tepki” başlıklı haber şu ifadelerle başlamaktadır; “Kanuni Sultan Süleyman’ı ‘kadın düşkünü’, saray haremini de ‘cariye yuvası’ olarak yansıtan ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisine tepki yağıyor. Show TV’de başlayacak dizi için yapımcıları e-mail bombardımanına tutan izleyiciler, sosyal paylaşım sitelerinde “Muhteşem Rezalet” kampanyası başlattı.”. “Tartışmalı” dizinin reyting kaygısıyla cinselliğe boğulan ve tarihi gerçeklerden uzaklaştırılan senaryosunun, şikâyet konusu haberin yayınlanmasından bir gün önce Yeni Şafak’ta gündeme getirilmesinin ardından sosyal paylaşım sitelerinden protesto seslerinin yükselmeye başladığı belirtilen haberde bazı tarihçilerin eleştirilerine yer verilmiş ve şu ifadeler kullanılmıştır; “En sert tepki ise Yazar Yusuf Kaplan’dan geldi. Aynı zamanda İstanbul Kültür Başkenti Ajansı’nın Sinema Direktörü olan Kaplan, “Kültürden yoksun cahil insanların işi” diyerek sert eleştirilerde bulundu.” Diziyi protesto etmek isteyen internet kullanıcılarının Facebook’ta “Muhteşem Yüzyıl Adlı Rezalet Diziyi Protesto Ediyoruz!” grubu oluşturduğu ve gruba ilk günde yazılan yorum sayısının bini bulduğu iddia edilen haberde, dizinin yapımcılığını Timur Savcı’nın üslendiğine yer verilmiş ve aşağıdaki okuyucu yorumları yayınlanmıştır.

Büşra Bulut: “Elimizde sadece tertemiz ve şanlı tarihimiz kalmıştı.. Bi ona dokunamamışlardı Bu güne kadar ama maalesef görüyoruz ki ecdadımızı da kirletmeye çalışıyolar…

Çağrı Aygül: “Şerefli tarihîmizi 6 asır devam ettirdik bunlar 50 bölümde kirletememeli.!!”

İhsan Alkan: “Haremlik selamlık dizisi çekeceğinize bir İstanbul’un fethi filmini çekin. Dünya tarih ezberlesin 29 Mayıs 1453”

Sinan Gürbüz: “Bütün benliğimle kınıyorum bunu tek şekilde protesto edebiliriz izlemeyerek ve izletmeyerek reytingi düşük olduğu yalan olur saygılarımla”

Yusuf Kaplan “Muhteşem intihar!” başlıklı köşe yazısında öncelikle tarihe ilişkin çeşitli görüşlerine yer vermiş ve Osmanlı Döneminde Muhteşem Yüzyıl olarak adlandırılan dönemin önemine dikkat çekmiştir. Yazar “bizim metamorfoz yemiş, sömürgeleşmiş, köleleşmiş, zihni iğdiş edilmiş, ruhu körleşmiş bir toplumun şuursuz, marazî, eyyamcı, sadece parayı kutsayan zavallı bireyleri gibi hareket ettiğimizi gözler önüne seren, Bakî gibi bir büyük şairle oturup kalkan, Ebussuud Efendi gibi 90 değişik lale türü icat eden, 20 küsur ciltlik tefsir yazan büyük bir âlimin iki dudağı arasında çıkan ulvî sözlerle hayatını şekillendiren, hayatını gaza ve savaş meydanlarında geçiren, Şeyh Gülşenî Hazretlerinin dizinin dibinde nefsini terbiye eden Kanuni kalibresinde bir ilim, irfan ve hikmet erini, yolcusunu, hedonist, kadın düşkünü, eyyamcı bir kişi olarak resmeden her bakımdan rezalet, şuursuzluk, ruhsuzluk ve vicdansızlık âbidesi bir diziye imza atmamız, dünyanın tam da ortaya koyduğumuz bu medeniyet tasavvuruna en fazla ihtiyaç duyduğu bir zaman diliminde bizim kendi kendimize intihar etmemizden başka ne anlam ifade ediyor olabilir ki!” ifadelerini kullanmıştır. Yazar ayrıca “..bizim medeniyet fikrimizi, ruhumuzu ve iddialarımızı ayaklar altına alarak bizi tastamam toplu intihara sürükleyen böylesine aşağılık bir projeye imza atan herkesi şiddetle kınıyorum. Dışarıya da satılacak şekilde tonla para kazanmak amacıyla çekildiği her halinden belli olan bu dizi için ruhunu satan, şuurunu yitiren bu kişileri vicdana ve insafa davet ediyorum.” İfadelerine sade yer vermiştir.

 

Yusuf Timur Savcı vekili başvurusunda, Muhteşem Rezalet başlıklı haberde İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Sinema Direktörü Yusuf Kaplan’a atfen verilen, dizsinin destek için ajansa başvurduğu ancak “rezalet” yüzünden reddedildiği bilgisinin gerçekleri yansıtmadığını ileri sürmüştür. Dizi için böyle bir başvuru yapılmadığını belirten Yusuf Timur Savcı vekili bu konuda kendilerine soru sorulmadan, tek yanlı haber yapıldığını ileri sürmüştür. Ayrıca Yeni Şafak Gazetesi Yazarı ve İstanbul 2010 Kültür başkenti Ajansı sinema direktörü Yusuf Kaplan’ın “bu senaryoyu yazanlar sömürge kafalı, Recep İvedik zihniyetli adamlardan başkası değil” ifadelerinin de müvekkilinin kişilik haklarına saldırı olduğunu belirten şikayetçi vekili, dizinin tarihi saptıracak nitelikte olduğu, içeriğinde gay sahnesinin dahi bulunduğu iddialarının da gerçeği yansıtmadığını belirtmektedir. Yeni Şafak Gazetesi tarafından bir linç kampanyası başlatıldığını ve bunun da “Yüzyıllık rezalete ‘muhteşem’ tepki” başlıklı haberde de açıkça belirtildiğini ve bu sebeple müvekkilinin tehdit dahi aldığını iddia eden şikâyetçi vekili, Yusuf Kaplan tarafından kaleme alınan köşe yazısındaki çeşitli ifadelerin (Dışarıya da satılacak şekilde tonla para kazanmak amacıyla çekildiği her halinden belli olan bu dizi için ruhunu satan, şuurunu yitiren bu kişileri…), Yusuf Timur Savcı’nın kişilik haklarını zedeler nitelikte olduğunu belirterek Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

 

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı ve

 

“Şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır” şeklindeki on üçüncü maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürerek gerekli işlemin yapılmasını istemiştir.

 

ŞİKÂYET EDİLENLERİN YANITI: Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Ziya Cömert ve Yazarları Yusuf Kaplan ile Orhan Turan’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 4 Şubat 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, Harun Konuk’un mektupları teslim aldığı kargo şirketi tarafından bildirilmişse de taraflardan herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 16 Mart 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu yayınlardan ikisinin toplumu objektif biçimde bilgilendirmeyi amaçlayan haberler olarak kaleme alındığı, diğerinin ise bir gazetecinin görüşlerini paylaştığı bir köşe yazısı niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Şikâyet konusu yayınlar, şikâyetçi Yusuf Timur Savcı’nın yapımcısı olduğu ve kamuoyunda büyük ilgi uyandıran bir diziye ilişkindir.

 

Şikâyetçi vekili 31.12.2010 tarihli yayında yer alan ifadelerin gerçekleri yansıtmadığını ve kendilerinden bu konuda görüş alınmadığını belirtmektedir. Şikâyet konusu yayında İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’na başvuru yapıldığı ancak dizinin “rezalet” olarak nitelendirilerek geri çevrildiği, gay sahnesinin bulunduğu gibi iddialara yer verilmiştir. Haberde Yusuf Timur Savcı’nın ismi de dizinin yapımcısı olarak yer almaktadır. Haberde elde edilen bilgi konusunda Yusuf Timur Savcı veya Muhteşem Yüzyıl dizisinin yapımında görev alan herhangi birine haberin doğrulatıldığını gösteren hiçbir emare yoktur. Ayrıca dizide gay sahnesi de bulunmamaktadır. Bu nedenle, söz konusu haber ile Basın Meslek İlkeleri’nin “Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz”  altıncı ve “Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci maddeleri ihlal edilmiştir.

 

Bunun yanında, Yusuf Kaplan tarafından kaleme alınan köşe yazısında yer alan bazı ifadelerin ve özellikle de “Dışarıya da satılacak şekilde tonla para kazanmak amacıyla çekildiği her halinden belli olan bu dizi için ruhunu satan, şuurunu yitiren bu kişileri…” şeklindeki ifadenin de eleştiri sınırlarını aştığı kanaatine varılmıştır. Bu suretle Basın Meslek İlkeleri’nin “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü maddesi ihlal edilmiştir.

 

Yukarda açıklanan sebeplerle Basın Meslek İlkeleri’nin altıncı ve on ikinci maddelerini ihlal eden Orhan Turan ile Yeni Şafak Gazetesi’nin ve dördüncü maddesini ihlal eden Yusuf Kaplan’ın “uyarılmalarına” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/84-85-86)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi, Sözcü Gazetesi Yazarı Mehmet Türker Hakkındaki Şikâyetin Yersizliğine Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Sözcü Gazetesi’nde, 14 Haziran 2011 tarihinde Mehmet Türker imzasıyla yayınlanan yazıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Yavuz Değirmenci

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Mehmet Türker  

                                                 (Sözcü Gazetesi Köşe Yazarı)

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Şikayetçi Yavuz Değirmenci, Basın Konseyi’ne elektronik posta yoluyla yaptığı şikayet başvurusunda 14.06.2011 tarihli Sözcü Gazetesi’nde Mehmet Türker imzasıyla yayınlanan köşe yazısında alenen tahkir ve küfür içeren bir bölüm olduğunu ve bu durumun Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikayet konusu köşe yazısı, 14.06.2011 tarihli Sözcü Gazetesinin 4. Sayfasında yayınlanmış olup, şikayetçi bu köşe yazısının özellikle başlığına ve içeriğinde geçen bir bölüme dikkat çekmektedir. 12 Haziran Genel Seçimlerinin hemen ardından, seçim sonuçlarına ilişkin olarak köşe yazarının eleştirel yaklaşımlarını içeren bu yazı “Deveyi diken” başlığını taşımaktadır. Köşe yazısının içeriğinde ise, yazar mevcut seçim sonuçlarına ilişkin değerlendirmeleri yer almakta olup; bunlar içerisinde özellikle, “Kör bile aynı kuyuya iki defa düşmez!..Türkiye’de ise, aynı kuyuya üçüncü defa düşenler AKP’yi üçüncü defa iktidara getirdiler!..Demek ki “Deveyi diken” diye başlayan (gerisini siz bilirsiniz) tekerleme doğruymuş!..” şeklindeki ifadeler ön plana çıkmaktadır.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Şikâyetin ardından, başvuruyla ilgili konuyu barışçı bir sonuca ulaştırmak üzere konuyla ilgili Genel Sekreterlik mektubu,  şikâyet edilen Sözcü Gazetesi yazarı Mehmet Türker’e iletilmiştir. Sözcü Gazetesi yazarı Mehmet Türker 23.06.2011 tarihli yanıtında, özetle, söz konusu şikâyet başvurusunun her türlü dayanaktan yoksun olduğunu, şikâyetçinin her şeyden önce tek başına hiçbir anlam ifade etmeyen “Deveyi diken” sözünü nasıl anlamlandırdığını açıklamış olması gerektiğini, anlamlandırsa bile bunun onun “niyetine bağlı şahsi kanaati olacağını, söylenmemiş veya yazılmamış bir kelime ya da cümlenin hukuken şikâyet konusu olamayacağının aşikâr olduğunu, buna herkesin ayrı anlamlar yükleyebileceğini, yazının bütününde ise, AKP’ye oy verenlerin tümünün kesinlikle kastedilmediğini, son 4 yılda iktidar tarafından mağdur edilmesine, şiddet görmesine karşın küçük menfaatler karşılığında yine iktidara oy vermiş olan bir kısım insanın eleştirildiğini, bu durumu 16.06.2011 tarihli yazısında da özellikle belirttiğini ifade etmiştir. Sonuç olarak, söylenmemiş, yazılmamış, sadece şikâyetçinin alınganlığına ve hayal gücüne bağlı, ortada olmayan sözlerle ilgili şikâyetin reddedilmesini talep etmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 6 Temmuz 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikayetin konusunu, 14.06.2011 tarihli Sözcü Gazetesinde Mehmet Türker imzası ile yayınlanan köşe yazısının başlığı ile içeriğinde yer alan belirli ifadeler oluşturmaktadır. 12 Eylül 2011 Genel Seçimlerinin hemen sonrasında yayımlanan bu köşe yazısında, yazar, seçim sonuçlarını eleştirel bir üslupla irdelemekte ve seçim sonuçlarına ilişkin görüşlerini okuyucularına aktarmaktadır. Köşe yazısının başlığında yer alan ve içeriğinde de gerekçesi ortaya konulmak suretiyle iki kez yinelenen “Deveyi diken” şeklindeki ifade ise, esas itibarıyla argo dilde kullanılan yakışıksız bir deyimin bir parçasını oluşturmakla birlikte, bu ifadenin yalnızca iki kelimeden ibaret olan mevcut şekliyle kullanılmasının ise, başlı başına bir küfür veya hakaret olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Burada ancak, argo dildeki yakışıksız ifadeye yönelik bir imada bulunmasından söz edilebilir ki, bu durum ise, bu kullanım şekliyle tek başına, muhatabına yönelen bir hakaret olarak addedilemez. Bu nedenle, köşe yazısının başlığında ve içeriğinde salt “Deveyi diken” şeklinde bir ibarenin kullanılmış olması, hiç bir kimse veya kuruluşu eleştiri sınırları dışında aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan bir ifade olarak nitelendirilemez.

Bu nedenle, şikâyete konu köşe yazısı ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edilmediği kanaatiyle, 14.06.2011 tarihli Sözcü Gazetesi’nde Mehmet Türker imzasıyla yayınlanan söz konusu köşe yazısıyla ilgili olarak “şikayetin yersizliğine„ oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/28)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi, Sözcü Gazetesi Ve Sözcü Gazetesi Muhabiri Veli Toprak’ın Uyarılmalarına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Sözcü Gazetesi’nin 17.05.2011 tarihli nüshasının baş sayfasında  “Cemaat Şifreyi Reklam Yaptı” manşeti ve aynı nüshanın 10. Sayfasında “Şifreli reklâm Kafaları Karıştırdı” başlığı ile yayınlanan haberlerle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Serhat Dershaneleri vekili

Av. Mahmut Aydın

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Sözcü Gazetesi

Veli Toprak (Sözcü Gazetesi Muhabiri)

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Serhat Dershaneleri vekili Av. Mahmut Aydın, Basın Konseyi’ne yaptığı 08.06.2011 tarihli şikâyet başvurusunda, Sözcü Gazetesi’nin 17.05.2011 tarihli nüshasının baş sayfasında  “Cemaat Şifreyi Reklam Yaptı” manşeti ve aynı nüshanın 10. Sayfasında “Şifreli reklâm Kafaları Karıştırdı” başlığı ile yayınlanan haberin, Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikayet konusu haber, Sözcü Gazetesi’nin 17.05.2011 tarihli nüshasında yayınlanmış olup, ana sayfada “Cemaat Şifreyi Reklam Yaptı” başlığıyla verilmiş, haberin içeriğinde ise, Kayseri’de cemaate yakın bir dershanenin, YGS’deki şifre rezaletinden 1 yıl önce şifreyi çözdüğü ortaya çıktı!!! Dershane geçen yıl billboardlara verdiği ilanlarda “KPSS, YGS ve LYS’nin şifrelerini çözdük” demişti şeklindeki ifadelere yer verilmiştir. Haberin detaylarının yer aldığı 10. Sayfada “Şifreli reklam kafaları karıştırdı” başlığı altında ise özetle, Türkiye, aylardır üniversite giriş sınavında yaşanan “şifre-kopya” iddialarını tartışıyor. Özellikle belirli bir cemaate mensup kişilerin bu şifreleri aldığı iddiaları konuşuluyor. YGS’de yaşanan şifre skandalının ardından cemaate yakınlığı ile bilinen Kayseri serhat Dershanesi’nin geçtiğimiz yıl ağustos ayında ilginç bir reklam kampanyası yürüttüğü tespit edildi. Sokakları süsleyen billboardlarda kullanılan ifadeler akıllarda soru işareti bıraktı. Serhat dershaneleri’nin 2010 yılı Ağustos ayında bastırdığı afişlerde “KPSS’nin şifrelerini çözdük. Gelenek KPSS’de de devam ediyor”, “Kayseri için LYS’yi de çözdük” ifadeleri yer aldı şeklinde bir haber yapılmıştır.

Bu haberle ilgili olarak Basın Konseyi’ne başvuran şikayetçi Serhat Dershaneleri vekili Av. Mahmut Aydın, söz konusu haberin tamamen gerçek dışı olduğunu, bu haber ile saygın ve takdir edilen bir eğitim kurumu olan Serhat Dershanelerinin sanki hukuk dışı bir yapılanma ile ilişki içerisindeymiş gibi gösterilmeye çalışıldığını, Sözcü Gazetesinin bu haberinin hiçbir somut bilgi ve belgeye dayanmadığını, gazetede belirtilen reklam panolarında kullanılan ilanların Ağustos 2010 tarihli olduğunu, diğer bir deyişle, gayet açık ve anlaşılır olan bu reklam ilanları ile 2011 YGS sınavında ortaya çıkan şifre-kopya iddiaları arasında bağlantı kurulmaya çalışılmasının, Serhat Dershanelerini haksız yere karalanmasından başka bir anlam ifade etmediğini, bu haberde objektif gazetecilik gereği özenli bir araştırma yapılmaksızın kendilerinin ismini ve ticari itibarını kamuoyu nezdinde zedeleyecek biçimde davranıldığını ve bu nedenle söz konusu haberin, Basın meslek İlkeleri’nin;

–          “kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

–  “soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler,                                                                      soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı maddelerinin ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Sözcü Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Metin Yılmaz’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 10 Haziran 2011 tarihinde, 0212 698 49 49 no’lu faksa iletilmiş mektubun teslim alındığı Gönül Demir, Sözcü Gazetesi Yazarı Veli Toprak’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 10 Haziran 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Dilek Karaaslan tarafından bildirilmişse de taraflardan herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 6 Temmuz 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu haber,  Sözcü Gazetesi’nin 17.05.2011 tarihli nüshasının baş sayfasında  “Cemaat Şifreyi Reklam Yaptı” üst başlığı ile ve içeride ise Gazetenin 10. Sayfasında “Şifreli reklam Kafaları Karıştırdı” başlığı ile yayınlanmıştır. Haberin içeriği incelendiğinde, bu haber ile Kayseri Serhat Dershaneleri’nin Ağustos 2010 yılında billboardlarda yayınlanan ve “Gelenek KPSS’de de devam ediyor, KPSS’nin şifrelerini çözdük, Kayseri için LYS’yi de çözdük” şeklinde slogan tarzı ifadeler bulunan reklamları ile Nisan 2011’de yapılan ve sonrasında şifre tartışmaları nedeniyle kamuoyunun gündemini uzun süre meşgul eden YGS sınavı arasında bir irtibat kurulmaya çalışıldığı görülmektedir. Haberin içeriğinde, özellikle belli bir cemaate mensup kişilerin bu şifreleri aldığı iddialarının konuşulduğu ve cemaate yakınlığı ile bilinen Kayseri Serhat Dershanesi’nin şifre skandalının yaşandığı sınavdan yaklaşık bir yıl önce (Ağustos 2010’da)  ilginç bir reklam kampanyası yürüterek, bu reklamlarda “şifreyi çözdük” benzeri ifadelerin yer almasının akıllarda soru işareti bıraktığı ifade edilmiştir. Nitekim haber ayrıntılarının yer aldığı 10 sayfadaki bu haberin başlığı da “Şifreli reklam kafaları karıştırdı” şeklindedir. Haberin verildiği ana sayfadaki manşette ise, “Cemaat Şifreyi Reklam Yaptı!” şeklinde daha keskin ve doğrudan bir ifade biçimi kullanılmıştır.

Haber, kullanılan başlıklar ve içeriği ile bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Kayseri Serhat Dershanelerine yönelik üstü örtülü bir isnadın yer aldığı kolaylıkla tespit edilebilmektedir. Haberde, YGS’de yaşanan şifre skandalının belirli bir cemaate mensup kişiler tarafından gerçekleştirildiği iddiası ortaya konulmakta ve cemaate yakınlığı ile bilinen Kayseri Serhat Dershaneleri’nin de, Ağustos 2010 yılında kullandığı ve “KPSS’nin şifrelerini Çözdük” benzeri sloganların yer aldığı reklamları gündeme getirilerek, bu dershane ile YGS’de yaşanan şifre skandalı arasında bir irtibat bulunduğu izlenimi yaratılmaktadır. Oysa, haberin içeriği dikkatle irdelendiğinde, haberde böylesi vahim bir iddiayı, isnadı ortaya atılmasına dayanak teşkil edecek hiçbir somut bilgi ve belgenin bulunmadığı görülmektedir. Bu itibarla, söz konusu haberde “kamu yararı ve kamusal ilgili” koşulu ile “güncellik” koşulunu sağlanmış olsa da, bu haber “görünüşte gerçeklik” koşulunu sağlamaktan uzak bulunmakta ve gerçekliği konusunda hiçbir somut veri ortaya konulamayan soyut bir iddiayla şikâyetçinin kişilik haklarının ihlal edilmesi sonucu yaratılmaktadır.

Diğer yandan, şikâyetçi Serhat Dershaneleri vekili Av. Mahmut Aydın’ın, Genel sekreterlik mektubunun kendilerine iletilmesinden sonra, Basın Konseyi’ne göndermiş olduğu yanıtta, söz konusu haber ile ilgili olarak Basın Kanunu’nun 14. Maddesi çerçevesinde usulüne uygun olarak düzeltme ve cevap (tekzip) yayınlanması için başvuruda bulunulduğu noter belgeleri ile ortaya konulmuş olup, buna karşın Sözcü Gazetesinin bu tekzip metnini yasal süresi içerisinde yayınlamadığı da tespit edilmiş bulunmaktadır.

Tüm bu verilerin ışığında, Sözcü Gazetesi’nin 17.05.2011 tarihli nüshasında yayınlanan şikâyet konusu haberin, Basın Meslek İlkeleri’nin;

–          “kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

–          “basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

Yukarıda arz ve izah olunan gerekçeler karşısında, Basın Meslek İlkeleri’nin dördüncü ve on altıncı maddelerini ihlal eden Sözcü Gazetesi ve Sözcü Gazetesi muhabiri Veli toprak’ın  “uyarılmasına”  oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/26-27)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi, Hürriyet Gazetesi Yazarları Meriç Tunca Ve Celal Demirbilek Hakkındaki Şikâyetin Yersizliğine, Hürriyet Gazetesi’nin İse Uyarılmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Hürriyet Gazetesi’nde 08.04.2011 ve 09.04.2011 tarihlerinde “Potada Bahis Bombası” ve “İşte O Maçlar İşte O Kupon” başlıklarıyla yayımlanan haberlerle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Ahmet Dursun Kandemir Vekili

Av. Nihal Yıldırım

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Hürriyet Gazetesi

Meriç Tunca (Hürriyet Gazetesi Yazarı)

Celal Demirbilek (Hürriyet Gaz. Yazarı)

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Ahmet Dursun Kandemir Vekili Av. Nihal Yıldırım, Hürriyet Gazetesi’nde 08.04.2011 ve 09.04.2011 tarihlerinde “Potada Bahis Bombası” ve “İşte O Maçlar İşte O Kupon” başlıklarıyla yayınlanan iki ayrı haberde, basketbol antrenörü olan müvekkili Ahmet Dursun Kandemir’in, İddia isimli bahis oyununda kendi çalıştırdığı takım olan Antalya Büyükşehir Belediye Spor Erkek Basketbol Takımı üzerine bahis oynadığı ve bu şekilde haksız kazanç sağladığına ilişkin yer alan iddialar ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyete konu haberler, Hürriyet Gazetesi’nde 08.04.2011 ve 09.04.2011 tarihli nüshalarının spor sayfalarında “Potada Bahis Bombası” ve “İşte O Maçlar İşte O Kupon” başlıkları ile verilmiş ve bu her iki haberde özet olarak, haberin yapıldığı dönemde Antalya Büyükşehir belediyesi Erkek Basketbol Takımının antrenörlüğü görevini yürütmekte olan şikâyetçinin, kendi takımının maçlarına bahis oynaması yüzünden, bu takımın yapacağı maçın İddia bülteninden çıkartıldığının iddia edildiği, benzer bir durumun aynı ligde yer alan Oyak Renault takımı için de geçerli bulunduğu ve bu takımın da antrenörü ile yollarını ayırdığı ifade edilmiştir. Haberin detaylarına göre,  İddia oyununu organize eden şirketin, bahis şikesi ve manipülasyonlara engel olmak için “bahis ajan” isimli özel eğitimli kişiler görevlendirdiği ve bu kişilerin iyi bildikleri spor camiasında araştırmalar yaparak, şüpheli buldukları kişileri şirket merkezine bildirdikleri ifade edilmiştir. Şikâyetçi Ahmet Kandemir’in de bu kapsamda şüpheli bulunduğunu ve bahis oynama alışkanlığı bulunan Kandemir’in kendi takımı üzerine bahis oynadığının tespit edilmesi üzerine, Basketbol Federasyonu’nun bu durumdan bilgilendirildiğini ve İddia bülteninde yer alan Antalya Büyükşehir Belediyesi-Beşiktaş Cola Turca maçının bültenden çıkartıldığı ifade edilmiştir.

Hürriyet Gazetesi’nin 09.04.2011 tarihli nüshasında spor sayfasında “İşte O maçlar İşte O Kupon” manşeti ile verilen haberde ise, bir gün önce Meriç Tunca ve Celal Demirbilek imzalarıyla verilen haber bu kez yalnızca Meriç Tunca imzası ile, bu kez detaylandırılarak okuyucuya ulaştırılmıştır. Buna göre, olayda adı geçen kulüplerin bir gün önceki haberin doğruluğunu teyit ettikleri belirtilmiş ve olayın perde arkasında ilginç olaylarla karşılaşıldığı belirtilmiştir. Haberde, tüm bu ilgili sürecin yaklaşık bir ay önce (05.03.2011) Antalya’daki değişik bayilerden dört basketbol maçına yüklü miktarda İddia kuponları yatırıldığının fark edilmesi ile başladığını ve genelde Antalya takımlarının maçlarına oynanan bu bahisler ile yüklü miktarda ikramiye kazanıldığının ortaya çıkması üzerine olayın bahis ajanları tarafından incelemeye alındığı, bu kişilerin bahislerin yatırıldığı İddia bayiini bularak sorguya çektiklerini ve bu bahislerin antrenör Ahmet Kandemir’in bir yakını tarafından oynandığını tespit ettikleri ifade edilmiştir. Bu çerçevede, Ahmet Kandemir’in antrenörlüğünü yaptığı Antalya Büyükşehir Belediye Spor’un maçının İddia bülteninden çıkartıldığı, konuyla ilgili olarak Basketbol Federasyonu’nu arayan Antalya Büyükşehir Belediye Spor yöneticilerine ise “Hocanıza dikkat Edin” şeklinde bir yanıt verildiği ifade edilmiştir.

Şikâyetçi vekili ise, haberin maddi gerçeklere aykırı olarak yapıldığını ve şikâyetçinin kişilik haklarını ihlal eder mahiyette olduğunu, bu haberler yayınlanmadan önce şikâyetçi ile bağlantıya geçilerek kendisinden görüş alınmadığını ve bu habere karşı, Hürriyet Gazetesi’ne süresi içinde düzeltme ve cevap (tekzip) hakkını kullanmak üzere başvurdukları halde, tekzip metninin yayınlanmadığını belirtmiş ve tüm bu gelişmelerin Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

–          “kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez” şeklindeki üçüncü,

 

–          “kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

 

–          “soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı ve

 

–          “basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Şikâyet konusu haberlerin yayınlandığı Hürriyet Gazetesi ile haberleri hazırlayan gazete yazarları Meriç Tunca ve Celal Demirbilek’e, şikâyetle ilgili bilgi veren Genel sekreterlik mektubu, 10.06.2011 tarihinde gönderilmiştir.

Bu mektupların gönderilmesinden sonra, şikâyet konusu haberlerin her ikisinde de imzası bulunan Hürriyet Gazetesi yazarı Meriç Tunca, Basın Konseyi’ne ayrıntılı bir yanıt göndererek, şikâyet konusu haberlerle ilgili görüşlerini aktarmıştır.

Meriç Tunca, yanıtında özetle, Antalya Büyükşehir Belediye Spor ve Oyak Renault basketbol takımları arasındaki müsabakanın, İddia bülteninde yer almaması nedeniyle bu konuyu araştırmaya başladığını, bu amaçla her iki kulüp yönetimini aradığını, Antalya kulübünün yetkilisiyle yapmış olduğu görüşmede, bu yetkilinin basketbol federasyonunun antrenörleri Ahmet Kandemir’le ilgili manipülasyon iddiaları olduğu için bültenden çıkartıldıklarını ilettiğini ifade ettiği, benzer bir açıklamanın kulüp başkanı tarafından kulüp resmi sitesinde de yayınlandığını, kendisinin bu durumu basketbol federasyonundaki kaynaklarına doğrulattıktan sonra haberi yaptığını, celal Demirbilek’in de İddia bülteninde yer almayan diğer kulüp olan Oyak Renault ile görüşerek benzer bir süreç yaşayan bu kulüpteki gelişmeler hakkında bilgi aldığını ifade etmiştir. Kendisinin haberi hazırlarken kesinlikle bu kişiler suçludur gibi bir ifade kullanmadığını aksine “suçlanıyor” ifadesi ile bir iddiayı ortaya koyduğunu, haberin ardından da Antalya kulübü tarafından antrenör Ahmet Kandemir’in görevden alındığını belirtmiştir. Ertesi gün yayınlanan “İşte O Maçlar İşte O kupon” başlıklı haberle ilgili olarak ise, bu haberi haber kaynaklarından olayla ilgili edindiği ayrıntılı bilgiler çerçevesinde hazırladığını, ancak haberde manipülasyon yapıldığı iddia edilen 4 maçtan 2 tanesinin aslında İddia bülteninde hiç yer almadığı şeklindeki detayın, haber hazırlanırken bir şekilde atlanıldığını, fakat bu durumun haberin özünü ve doğruluğunu değiştirmediğini ifade etmiştir. Nitekim bu gelişmeler sonucu Antalya Büyükşehir Belediye Spor kulübü tarafından antrenör Ahmet Kandemir’in görevine son verilmesinin ve 2 hafta aranın ardından bu kulübün maçlarının iddia bülteninde yeniden yer almaya başlamasının da haberin doğruluğunu kanıtlayan unsurlar olduğunu belirtmiştir.

Şikâyet konusu haberlerden 08.04.2011 tarihli ilk haberde Meriç Tunca ile birlikte haberi hazırlayan kişi olarak ismi geçen Celal Demirbilek ise, konuyla ilgili bilgi vermek üzere bizzat Basın Konseyi’ne gelme nezaketinde bulunmuş ve şifahen, şikâyet konusu haberin kendisine ait olmadığını, yalnızca bu haberi hazırlayan arkadaşlarının ricası üzerine bu konuyla ilgili olarak, bir yetkiliyle telefon görüşmesinde bulunduğunu ve öğrendiği bilgileri kendisinden talepte bulunan meslektaşları ile paylaştığını, haberle ilgisinin bundan ibaret olduğunu ve kendi isminin bu habere konulmasının da kendisinin bilgisi dışında gerçekleştiğini, haberi hazırlayanların bunu kendisine bir jest olarak yaptıklarını ancak kendisinin böyle bir jeste ihtiyacı olmadığını ve bu nedenle de tepki gösterdiğini ifade etmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 6 Temmuz 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu haberler, Türkiye Erkekler Profesyonel Basketbol ligi takımlarından Antalya Büyükşehir Belediye Spor’un antrenörlüğü görevini yerine getiren şikâyetçi Ahmet Dursun Kandemir’in, İddia bahis oyununda kendi takımının maçları üzerine bahis oynadığı iddiasına ilişkin olarak kaleme alınmıştır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu şekildeki bir iddia her anlamda “kamu yararı ve kamusal ilgi” kriterlerini bünyesinde taşıyan bir gelişmedir ve bu nedenle haber değerine haizdir. Bu açıdan, somut olayda önemli olan husus, haber değeri taşıyan bu iddianın kamuoyuna duyurulmasında, haber verme hakkı ile kişilik hakları arasındaki dengeyi oluşturan diğer unsurlar olan güncellik, gerçeklik ve haberin konusu ile ifade ediliş biçimi arasındaki düşünsel bağlılık şeklindeki diğer ölçütlerin de sağlanmış olup olmadığıdır.

Haberi bu çerçevede ele alırsak, bir kere ilk olarak “güncellik” ölçütünün/koşulunun kesinlikle yerine getirildiğini belirtmemiz gerekir. Gerçekten, haber güncel/aktüel bir gelişmeyi okuyucuya duyurmaktadır. Gerçeklik koşulu yönünden ise, Basın konseyi Yüksek Kurulu’nun, konuyla ilgili mahkeme içtihatları ve öğretideki bilimsel görüşleri esas almak suretiyle daha önce oluşturduğu birçok kararda da belirtildiği üzere, burada esas alınması gereken husus “mutlak gerçeklik” değil ancak “görünüşte gerçeklik”tir. Diğer bir ifadeyle, haber hazırlanırken, haber konusu olayın gerçekten belirtildiği şekilde vuku bulduğuna ilişkin olarak görünüşte bir gerçeklik algısının bulunması yeterlidir. Somut olayda da, Antalya Büyükşehir Belediye Spor takımı maçlarının henüz haber yapılmadan önce İddia bülteninden çıkartılmış olması, konuyla ilgili olarak söz konusu kulüp yetkililerinin (bizzat kulübün resmi sitesi de dahil olmak üzere) yapmış oldukları açıklamalar, haberin içeriğiyle ilgili olarak bir görünüşte gerçeklik durumunun var olduğunu ortaya koymaktadır.

Haberin veriliş biçimi, diğer bir deyişle konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık ölçütü yönünden ise, Genel Sekreterlik görüşünde her ne kadar yazıdaki bazı ifadelerin bir iddianın haberleştirilmesinden çok bir yargının (hükmün) ifade edilmesi niteliğinde olduğu ileri sürülmüşse de, Basın Konseyi Yüksek Kurulu, bu yazının bütününde, prensip olarak kesin bir yargı verilmesinden kaçınılmaya çalışıldığını kabul etmiş ve dolayısıyla yazının mevcut haliyle kişilik haklarını ihlal eder mahiyette olmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Buna karşın, söz konusu haberlerle ilgili olarak, şikâyetçi tarafından Hürriyet Gazetesi’ne süresi içinde Basın Kanunu’nun 14. Maddesi uyarınca düzeltme ve cevap metni gönderilmiş olmasına rağmen, bu metnin yayınlanmamış olması ise, Basın Meslek İlkeleri açısından tartışılmaz şekilde sorunlu bir durumdur ve Basın Meslek İlkeleri’nin 16. Maddesinin Hürriyet Gazetesi tarafından açıkça ihlali niteliğindedir.

Tüm bu verilerin ışığında, Basın konseyi Yüksek Kurulu tarafından,  Hürriyet Gazetesi’nde 08.04.2011 ve 09.04.2011 tarihlerinde “Potada Bahis Bombası” ve “İşte O Maçlar İşte O Kupon” başlıklarıyla yayınlanan haberler nedeniyle,  Hürriyet Gazetesi tarafından Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

–          “basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

Yukarıda arz ve izah olunan gerekçeler karşısında, Hürriyet Gazetesi Yazarları Meriç Tunca ve Celal Demirbilek hakkındaki “şikâyetin yersizliğine”, buna karşın gönderilen tekzip metinin yayınlamaktan imtina etmek suretiyle Basın Meslek İlkeleri’nin on altıncı maddesini ihlal eden Hürriyet Gazetesi’nin ise “uyarılmasına” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/23-24-25)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi, Posta Gazetesi Yazarı Huban Ayşem’in Uyarılmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Posta Gazetesi’nde; 8 Mart 2011 tarihinde; “Kuşum Aydın ve Hakan Yıldırım Antalya’da tatilde!” ve 26 Nisan 2011 tarihinde, “Çantasını bilmem ama tarzı çakma!” başlıklarıyla ve Huban Ayşem imzasıyla yayınlanan yazılarla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         :Hakan Yıldırım Vekili Av. Işık Özdoğan

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Huban Ayşem

Posta Gazetesi Yazarı

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Hakan Yıldırım vekili Av. Işık Özdoğan, Posta Gazetesi yazarı Huban Ayşem köşesinde 08.03.2011 ve 26.04.2011 tarihlerinde kaleme aldığı yazılarında, modacı Hakan Yıldırım’la ilgili olarak kullanılan ifadelerin, şikâyetçinin kişilik haklarını ihlal edici bir mahiyette olduğu ve bu nedenle söz konusu yazılar ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyete konu yazılar, Posta Gazetesi magazin yazarı Huban Ayşem’in “Son Ütücü” isimli köşesinde yayımlanmış olup, şikayetçi bunlar içerisinde, kendisi hakkında ilk olarak 08.03.2011 tarihli yazıda kullanılan “Aralarında iş dışında da özel bir samimiyet oluşan Kuşum ve asistanı yumuşak yumuşak tatildeler. Duruşu ayrıca bir estetik harikası. Sırtını Kuşum’a dayamış” şeklindeki ifadelerin küçük düşürücü bir mahiyet taşıdığını ileri sürmüştür. Şikâyetçi ayrıca bu köşe yazısında, kendisinin 22 yıl önce çekilmiş bir fotoğrafının yayınlanmasını ise, özel ve mahrem yaşamın sınırlarının ihlali olarak nitelemiştir. Şikâyetçi daha sonra yayınlanan 26.04.2011 tarihli köşe yazısında ise bu kez yine kendisi hakkında “Hermes’i çakma mı bilmiyorum ama tarzı fena halde Marc Jacobs çakması olmuş. Gördüğüm kadarıyla Hakan yıldırım, Marc jacobs kadar cesur değil. Etek işine girememiş” şeklindeki ifadelerin de yine kişilik haklarını ihlal ettiğini ifade etmiştir.

Bu çerçevede şikâyetçi, Huban Ayşem tarafından kaleme alınan ve kendisi hakkında küçük düşürücü ifadelerin yer aldığını ileri sürdüğü her iki köşe yazısının, Basın Meslek İlkeleri’nin,

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

“Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında yayın konusu olamaz” şeklindeki beşinci,

“Şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri incitici
yayın yapmaktan kaçınılır”
şeklindeki on üçüncü maddelerinin ihlal edildiğini ifade etmiştir.

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Posta Gazetesi Yazarı Huban Ayşem’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 30 Mayıs 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Selçuk Birgin tarafından bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 15 Haziran 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu köşe yazıları, Posta gazetesi magazin yazarı Huban Ayşem’in “Son Ütücü” isimli köşesinde yayımlanmış olup, her iki yazıda da modacı Hakan Yıldırım’la ilgili mizahi eleştirilere yer verildiği görülmektedir.

Bu açıdan, her iki köşe yazısında kullanılan bu mizahi ve eleştirel ifadelerin Basın Meslek İlkeleri’ni ve bu bağlamda özellikle inceleme konumuz yönünden ön plana çıkan bireyin “kişilik haklarını” ihlal edip etmediğinin tespiti noktasında ise, bu konuda belirlenmiş evrensel ölçütler esas alınarak bir değerlendirme yapılmalıdır. Bu ölçütlerden ilki, basın araçları tarafından açıklanan olayın, kişilere zarar verse dahi bir haber niteliği taşıması ya da daha açık bir deyişle, bu olayın kamuoyuna duyurulmasında bir „kamu yararı ve kamusal ilgi“nin bulunmasıdır. Diğer bir ölçüt ise bu haberin ilgili yayının, haberdeki olayların gerçekleştiği dönemde yapılması gerekliliğini ifade eden “güncellik„ ölçütüdür. Bir diğer ölçüt ise, haberde yeralan bilgilerin ve açıklamaların „gerçeğe uygunluğu“dur. Ancak Yargıtay uygulamasında da (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 21.03.1980 ve 1302/3719 sayılı temel içtihadı) benimsendiği üzere, burada aranan husus mutlak bir gerçeklik değil, ancak görünüşte gerçekliktir. Diğer bir ifadeyle, yapılan haberin gerçekliği, yayının yapıldığı sırada olayın beliriş şekline uygunluk anlamına gelmektedir. Nihayet, haber verme/eleştirme hakkı ile kişilik hakkı arasındaki sınırın belirlenmesinde yararlanan son ölçüt ise, yapılan haberin konusu ile o haberde kullanılan ifade biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın bulunmasıdır(Bkz. Çetin ÖZEK, Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına, Alfa Yayınları, 1999, İstanbul, s. 265).

Şikayet konusu her iki köşe yazısında kullanılan ifadeleri ve ayrıca ilk köşe yazısında yer verilen şikayetçiye ilişkin fotoğrafın yayınlanmasını, bu ölçütler çerçevesinde ele aldığımızda, şikayetçinin, tanınmış bir modacı olması nedeniyle kamusal bir kişilik olarak nitelenmesi mümkün olsa da; esas itibarıyla tamamen şikayetçinin geçmişteki özel yaşamına ve cinsel tercihine ilişkin imalı yorumlar içeren 08.03.2011 tarihli ilk köşe yazısının kamuoyuna durulmasında herhangi „bir kamu yararının ve kamusal ilginin“ varlığından söz edilemez. Benzer şekilde, özellikle köşe yazısında yer verilen şikayetçiye ait fotoğrafın tam 22 yıl öncesine ait olduğu göz önüne alındığında “güncellik“ ölçütünün de ihmal edildiği sonucuna ulaşılabilir. Nihayet somut olayda, görünüşte gerçeklik ölçütü sağlanmış dahi olsa, bu konudaki son ölçüt olan, haberin konusu ile haberde kullanılan ifade biçimi arasındaki düşünsel bağlılık ölçütünün sağlanabildiğinden söz edebilmek zordur. Çünkü, özellikle ilk köşe yazısında şikayetçi hakkında kullanılan alaycı üslup, kendisinin modacı kimliğine ve bu kimlikle ürettiği eserlerle değil, doğrudan şikayetçinin özel hayatı ve cinsel kimliği üzerine imalı birtakım yorumlar şeklinde ortaya çıkmaktadır ki, bu durumda haberin konusu ile ifade biçimi arasında bir düşünsel bağlılıktan söz edebilmek de mümkün değildir.

Tüm bu verilerin ışığında, şikayete konu köşe yazıları ile Basın Meslek İlkeleri’nin,

– “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

“Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında yayın konusu olamaz” şeklindeki beşinci maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda arz olunan gerekçeler çerçevesinde, Basın Meslek İlkeleri’nin, dördüncü ve beşinci maddelerini ihlal eden Posta Gazetesi Yazarı Huban Ayşem’in “uyarılmasına„ oybirliği ile karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/21)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi, Habertürk Gazetesi’nin Uyarılmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Habertürk Gazetesi’nde; 4 Mart 2011 tarihinde, “İETT Otobüsünde tecavüz dehşeti!” başlığıyla yayınlanan haberle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKAYETÇİ                         : İETT adına Av. Süleyman Bayer

 

ŞİKAYET EDİLENLER   : 1)Haber Türk Gazetesi

2) Engin Belli

Haber Türk Gazetesi Muhabiri

 

ŞİKAYET KONUSU           : İETT vekili Av. Süleyman Bayer, Basın Konseyi’ne 08.04.2011 tarihinde yaptığı şikâyet başvurusunda, Haber Türk Gazetesinin 04.04.2011 tarihli nüshasında Engin Belli imzası ve “İETT Otobüsünde Tecavüz Dehşeti” başlığı ile yayınlanan haberin, haber başlığı ve haber içeriği arasında çelişki oluşturarak kamuoyunu yanlış bilgilendirdiğini, toplum ulaşım kamu hizmetlerinin esenliğinin zaafa uğratılmasına ve müvekkili idare ve çalışanlarının kamuoyundaki itibarına, kişilik haklarına haksız saldırıda bulunulması niteliği taşıdığını ve bu nedenle Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu haber, Haber Türk Gazetesinin 04.04.2011 tarihli nüshasında ve “İETT Otobüsünde Tecavüz Dehşeti” başlığı ile yayınlanmıştır. Muhabir Engin belli tarafından hazırlanan bu haberde özetle, özel bir şirkette çalışan 45 yaşındaki G.G. isimli bir kadının otobüs durağında beklediği sırada, üzerinde “İETT Personel Servisi” yazılı tabela bulunan otobüsün durağın önünde
durduğu ve isminin A.K. olduğu belirlenen sürücünün, durakta bekleyen G.G.’ye gideceği yere götürebileceklerini söylediği belirtilmiştir. G.G.’nin sürücü A.K. ile arkadaşı S.T.’nin bulunduğu otobüse bindiği, ancak Taksim’e doğru yola alan otobüsün bir anda yön değiştirerek otoyola çıktığı, kaçırıldığını anlayan G.G.’nin çığlık atarak yardım istediği ancak otobüs S.T.’nin kadını dövdüğünü ve tecavüz ettiğini, daha sonra Başakşehir’de ormanlık alana götürülen kadına yine ikili tarafından tecavüz edildiği aktarılmıştır.

Öldüresiye dövülen ve cep telefonu gasp edilen kadının yol kenarına atıldığını, bir vatandaşın kadın görüp polise haber vermesi üzerine, Başakşehir Asayiş Bürosu ekipleri tarafından çevredeki güvenlik kameraları yoluyla otobüsün plakasının tespit edildiği ve özel bir şirkete ait olan bu otobüsün İETT Personel Servisi olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Aynı gün yapılan operasyonla A.K. ve S.T. yakalanmış ancak ikili suçlamayı reddederek, kadınla para karşılığı ilişkiye girdiklerini ileri sürmüşlerdir. Haberde İkilinin adliyeye sevk edilmesinin ardından İETT Basın Danışmanı Ömer Faruk Birpınar tarafından bir açıklama yapıldığı ve bu açıklamada, aracın İETT’nin personellerini taşıyan taşeron firmaya bağlı bir servis aracı olduğunun vurgulandığı ifade edilmiştir.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı ve Habertürk Gazetesi Muhabiri Engin Belli’ye şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 13 Nisan 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektupların teslim alındığı bilgisi Halil Batmaz tarafından bildirilmişse de taraflardan ilk etapta herhangi bir yanıt gelmemiştir.

Ancak daha sonra Basın Konseyi’ne ulaşan muhabir Engin Belli, Genel Sekreterlik mektubunun HaberTürk Gazetesi tarafından kendisine oldukça geç bir tarihte ulaştırıldığını ifade ederek, şikayet konusu haber ile ilgili açıklamalarda bulunmuştur. Engin Belli, söz konusu haber ile ilgili olarak, bu haberin kendisinin özel haberi olduğunu ancak habere atılan başlığın kendisine ait olmadığını ve bu başlığın gazetenin yazı işlerindeki ilgili editörler tarafından atıldığını; ayrıca kendisinin de özel haberine kendi iradesi dışında bu şekilde bir başlık atılmış olmasından dolayı rahatsızlık duyduğunu ifade etmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 15 Haziran 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu haber, nitelikli cinsel saldırı (TCK md. 102), kasten yaralama (TCK md. 86) ve yağma (TCK md. 148) suçlarının işlendiğine ilişkin olarak, adli makamlara yansımış ve soruşturma evresinde bulunan olan bir iddianın haberleştirilmesinden ibarettir. Bu açıdan, İstanbul şehrinde belirtilen suçların işlendiğine ilişkin bir iddia, son derece vahim ve çarpıcı bir iddia olup, her anlamda bir haber değeri taşımaktadır ve bu konunun gazeteler tarafından haber yapılması son derece doğal ve asla yadsınamayacak bir durumdur. Bunun yanında, somut olayda iddia edildiği üzere suç teşkil eden bu fiillerin, üzerinde “İETT Personel Servisi” tabelası bulunan bir otobüste bulunan kişiler tarafından ve –en azından bir kısmının– bizatihi bu otobüsün içerisinde gerçekleştirildiğinin ileri sürülmesi de, somut olayın haber değerini artıran bir husus olma özelliği taşır.

Bununla birlikte, bu vahim iddialar haberleştirilirken, özellikle haberde ismi geçen gerçek ve tüzel kişilerin, kişilik haklarının ve kurumsal itibarlarının korunması açısından, bu konuda belirlenmiş olan evrensel standartlara/ölçütlere uyulup uyulmadığının belirlenmesi gerekir.

Bu standartlardan/ölçütlerden ilki, basın araçları tarafından açıklanan olayın, kişilere zarar verse dahi bir haber niteliği taşıması ya da daha açık bir deyişle, bu olayın kamuoyuna duyurulmasında bir „kamu yararı ve kamusal ilgi“nin bulunmasıdır. Diğer bir ölçüt ise bu haberin ilgili yayının, haberdeki olayların gerçekleştiği dönemde yapılması gerekliliğini ifade eden „güncellik“ ölçütüdür. Bir diğer ölçüt ise, haberde yeralan bilgilerin ve açıklamaların „gerçeğe uygunluğu“dur. Ancak Yargıtay uygulamasında da (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 21.03.1980 ve 1302/3719 sayılı temel içtihadı) benimsendiği üzere, burada aranan husus mutlak bir gerçeklik değil, ancak görünüşte gerçekliktir. Diğer bir ifadeyle, yapılan haberin gerçekliği, yayının yapıldığı sırada olayın beliriş şekline uygunluk anlamına gelmektedir. Nihayet, haber verme/eleştirme hakkı ile kişilik hakkı arasındaki sınırın belirlenmesinde yararlanılan son ölçüt ise, yapılan „haberin konusu ile o haberde kullanılan ifade biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın bulunması“dır (Bkz. Çetin ÖZEK, Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına, Alfa Yayınları, 1999, İstanbul, s. 265).

Somut olaydaki başvuruyu bu ölçütler ışığında ele aldığımızda, ilk olarak İstanbul‘da şehir sınırları içerisinde gerçekleştiği ileri sürülen bu gibi suç oluşturan fiillerin, kamuoyuna dururulmasında bir kamu yararı ve kamsual ilgili bulunduğu kuşkusuzdur. Bunun yanısıra, haberin işlendiği iddia edilen suçların hemen akabinde yayınlanmış olması güncellik ölçütünün de yerine getirildiğini ortaya koymaktadır. Haberin adli makamlara intikal etmiş bir olaya ilişkin olması ve bu anlamda, olayı gerçekleştirdiği ileri sürülen zanlıların Başakşehir Asayiş Bürosu ekipleri tarafından yakalanarak adliyeye sevk edilmiş olmaları, görünüşte gerçeklik ölçütünün de sağlandığını ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte, haberin konusu ile, o haberde kullanılan ifade biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın bulunması ölçütü yönünden ise, haberin sorunlu olduğunu ifade etmek gerekir. Gerçekten, haber özellikle, haberi kamuoyuna duyuran haber başlığı incelendiğinde, „İETT otobüsünde tecavüz dehşeti“ şeklindeki başlık, söz konusu suç teşkil eden fiillerin İETT’ye bağlı bir toplu taşıma aracında ve araç sefer halindeyken gerçekleştirildiği izlenimini yaratmaktadır. Oysa haberin içeriğinde de değinildiği üzere, işlendiği ileri sürülen habere konu fiillerin gerçekleştiği mekan, günlük hayatta her gün milyonlarca yurttaş tarafından kullanılan bir İETT toplu taşıma aracı değil, ancak bir taşeron firmaya İETT personel servis aracıdır. Üstelik iddiaya fiillerin bir kısmı da, mağdurenin götürüldüğü Başakşehir’deki ormanlık alanda gerçekleşmiştir. Buna karşın, işlendiği ileri sürülen suçun oluşma aşamalarını gayet iyi analiz eden mühabir Engin Belli’nin, titiz bir çalışmayla hazırlamış olduğu bu haberin başlığı konusunda ise aynı titizliği gösterilmediği ve nitelikli cinsel saldırı suçunun (ve diğer suçların) her gün milyonlarca yurttaş tarafından kullanılan İETT’ye ait toplu taşıma araçlarından birinde gerçekleştiğini ima eden yanıltıcı bir başlık kullandığı tespit edilmiştir.

 

Buna karşın, bu haberi kaleme alan Haber Türk Gazetesi muhabiri Engin Belli’nin samimi açıklamaları çerçevesinde, haberde kullanılan söz konusu „sorunlu“ başlığın, haberi yapan muhabir Engin Belli tarafından değil, ancak haberi daha çarpıcı kılmak üzere gazetenin yazı işlerindeki ilgili editörler tarafından atılmış olduğunu da ayrıca belirtmek gerekmektedir.

Bununla birlikte, bu başlığın kullanılması suretiyle yaratılan durumun ise,  genelde tüm kamuoyu ve özelde ise bu toplu taşıma araçlarını kullanan yurttaşlar nezdinde, bu kamu hizmetinin sürdürülmesine olan güveni sarsan ve kamu esenliğine zarar veren bir netice oluşturmaktadır.

 

Bu nedenle, söz konusu başlığın kullanılması nedeniyle, Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

„Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı maddesinin ihlal edildiği kanaatine ulaşılmıştır.

 

Yukarıda arz olunan gerekçeler çerçevesinde, Basın Meslek İlkeleri’nin altıncı maddesini ihlal eden Haber Türk Gazetesinin “uyarılmasına” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/16-17)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

lund��n  ��ndiği bilgileri kendisinden talepte bulunan meslektaşları ile paylaştığını, haberle ilgisinin bundan ibaret olduğunu ve kendi isminin bu habere konulmasının da kendisinin bilgisi dışında gerçekleştiğini, haberi hazırlayanların bunu kendisine bir jest olarak yaptıklarını ancak kendisinin böyle bir jeste ihtiyacı olmadığını ve bu nedenle de tepki gösterdiğini ifade etmiştir.

 

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 6 Temmuz 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu haberler, Türkiye Erkekler Profesyonel Basketbol ligi takımlarından Antalya Büyükşehir Belediye Spor’un antrenörlüğü görevini yerine getiren şikâyetçi Ahmet Dursun Kandemir’in, İddia bahis oyununda kendi takımının maçları üzerine bahis oynadığı iddiasına ilişkin olarak kaleme alınmıştır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu şekildeki bir iddia her anlamda “kamu yararı ve kamusal ilgi” kriterlerini bünyesinde taşıyan bir gelişmedir ve bu nedenle haber değerine haizdir. Bu açıdan, somut olayda önemli olan husus, haber değeri taşıyan bu iddianın kamuoyuna duyurulmasında, haber verme hakkı ile kişilik hakları arasındaki dengeyi oluşturan diğer unsurlar olan güncellik, gerçeklik ve haberin konusu ile ifade ediliş biçimi arasındaki düşünsel bağlılık şeklindeki diğer ölçütlerin de sağlanmış olup olmadığıdır.

Haberi bu çerçevede ele alırsak, bir kere ilk olarak “güncellik” ölçütünün/koşulunun kesinlikle yerine getirildiğini belirtmemiz gerekir. Gerçekten, haber güncel/aktüel bir gelişmeyi okuyucuya duyurmaktadır. Gerçeklik koşulu yönünden ise, Basın konseyi Yüksek Kurulu’nun, konuyla ilgili mahkeme içtihatları ve öğretideki bilimsel görüşleri esas almak suretiyle daha önce oluşturduğu birçok kararda da belirtildiği üzere, burada esas alınması gereken husus “mutlak gerçeklik” değil ancak “görünüşte gerçeklik”tir. Diğer bir ifadeyle, haber hazırlanırken, haber konusu olayın gerçekten belirtildiği şekilde vuku bulduğuna ilişkin olarak görünüşte bir gerçeklik algısının bulunması yeterlidir. Somut olayda da, Antalya Büyükşehir Belediye Spor takımı maçlarının henüz haber yapılmadan önce İddia bülteninden çıkartılmış olması, konuyla ilgili olarak söz konusu kulüp yetkililerinin (bizzat kulübün resmi sitesi de dahil olmak üzere) yapmış oldukları açıklamalar, haberin içeriğiyle ilgili olarak bir görünüşte gerçeklik durumunun var olduğunu ortaya koymaktadır.

Haberin veriliş biçimi, diğer bir deyişle konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık ölçütü yönünden ise, Genel Sekreterlik görüşünde her ne kadar yazıdaki bazı ifadelerin bir iddianın haberleştirilmesinden çok bir yargının (hükmün) ifade edilmesi niteliğinde olduğu ileri sürülmüşse de, Basın Konseyi Yüksek Kurulu, bu yazının bütününde, prensip olarak kesin bir yargı verilmesinden kaçınılmaya çalışıldığını kabul etmiş ve dolayısıyla yazının mevcut haliyle kişilik haklarını ihlal eder mahiyette olmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Buna karşın, söz konusu haberlerle ilgili olarak, şikâyetçi tarafından Hürriyet Gazetesi’ne süresi içinde Basın Kanunu’nun 14. Maddesi uyarınca düzeltme ve cevap metni gönderilmiş olmasına rağmen, bu metnin yayınlanmamış olması ise, Basın Meslek İlkeleri açısından tartışılmaz şekilde sorunlu bir durumdur ve Basın Meslek İlkeleri’nin 16. Maddesinin Hürriyet Gazetesi tarafından açıkça ihlali niteliğindedir.

Tüm bu verilerin ışığında, Basın konseyi Yüksek Kurulu tarafından,  Hürriyet Gazetesi’nde 08.04.2011 ve 09.04.2011 tarihlerinde “Potada Bahis Bombası” ve “İşte O Maçlar İşte O Kupon” başlıklarıyla yayınlanan haberler nedeniyle,  Hürriyet Gazetesi tarafından Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

–          “basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

Yukarıda arz ve izah olunan gerekçeler karşısında, Hürriyet Gazetesi Yazarları Meriç Tunca ve Celal Demirbilek hakkındaki “şikâyetin yersizliğine”, buna karşın gönderilen tekzip metinin yayınlamaktan imtina etmek suretiyle Basın Meslek İlkeleri’nin on altıncı maddesini ihlal eden Hürriyet Gazetesi’nin ise “uyarılmasına” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/23-24-25)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

ABD’de beklentilerin altında kalan enflasyon verisinin peşinden 3.49 TL’nin altına inen dolar 6 ayın en düşük seviyesini gördü. ABD Merkez Bankası’nın mesajları ve TCMB’nin atacağı adım merakla planlanıyor paykasa fiyatlarında ise gerileme mevcut

Merkez bankalarının kritik toplantıları öncesinde ABD’den gelen enflasyon verisi, gelişmekte olan piyasalarda bayram havası oluştururken, dolar çakıldı. ABD’de tüketici fiyatları senelik bazda yüzde 1.9 ile 2 olan beklentinin altında kalırken, aylık olarak ise yüzde 0.1 azaldı. ABD’de faiz artışı beklentilerini zayıflatan enflasyon verilerinin ardından dolar 3.4850 TL’ye gerileyerek 14 Aralık 2016’dan bu yanaki en düşük seviyeye geriledi. Borsa İstanbul’da ise endeks 99 bin 636 puanla kapanış rekoru kırdı.

https://www.paykasakartal.net/

Basın Konseyi, Memleketim Gazetesi Hakkındaki Şikâyetin Yersizliğine Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Memleketim Gazetesi’nde; 6- 30 Nisan 2011 tarihinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğraflarını konu alan yayınlarla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Ramazan Sodan

Adıyaman Valisi

 

ŞİKÂYET EDİLENLER    : Memleketim Gazetesi

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Adıyaman Valisi Ramazan Sodan, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 02.05.2011 tarihli şikâyet başvurusunda, Adıyaman’da haftalık olarak yayınlanan “Memleketim” gazetesinin önce 15.09.2009 tarihli nüshasında, daha sonra ise 06.04.2011 ve 30.04.2011 tarihli nüshalarında, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yemek yerken çekilen fotoğrafını yayınlayarak, Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu fotoğraf ilk olarak, Memleketim Gazetesi’nin 15.06.2009 tarihli nüshasında “AKP Hükümeti’nin Dikkatine” başlığı ile yapılan bir haberde kullanılmıştır. Aynı fotoğraf sonrasında ise, Gazetenin 06.04.2011 tarihli nüshasında “İşte Türkiye Gerçeği-Ülkenin İç ve Dış borcu 600 milyar Dolar” başlığıyla verilen haberde ve yine Gazetenin 30.04.2011 tarihli nüshasında yer alan “AKP İktidarının Neyine Oy Vereceksiniz?” başlıklı haberde kullanılmıştır.

Şikâyetçi, Gazetenin bu birbirinden farklı nüshalarında yayınlanan ve Türkiye cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı yemek yediği bir anda gösteren fotoğraf ile Gazetenin, toplum nezdinde devlet büyüklerini küçük düşürmeyi amaçladığını, bu yayının maksatlı olarak yapıldığını ve kişilik haklarını ihlal edici bir mahiyet taşıdığı kanaatini uyandırdığını ifade etmiştir.

Şikâyetçi bu gerekçelerle, söz konusu fotoğrafın gazetenin farklı nüshalarında yayınlanmasının, Basın Meslek İlkeleri’nin;

–          Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez şeklindeki üçüncü,

–          Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında yayın konusu olamaz şeklindeki dördüncü,

–          Bir basın organının dağıtım süreci tamamlanmadan o basın organının özel çabalarla gerçekleştirdiği ürün bir başka basın organı tarafından kendi ürünüymüş gibi, kamuoyuna sunulamaz. Ajanslardan alınan özel ürünlerin kaynağının belirtilmesine özen gösterilir” şeklindeki sekizinci ve

Gazeteci, görevini taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Şikâyetin ardından, başvuruyla ilgili konuyu barışçı bir sonuca ulaştırmak üzere konuyla ilgili Genel Sekreterlik mektubu,  şikayet edilen Memleketim Gazetesi’ne iletilmiştir. Memleketim Gazetesinin İmtiyaz Sahibi ve Yazı İşleri müdürü H. Mehmet Gelir’den alınan 01.06.2011 tarihli yanıtta, Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yemek yerken çekilmiş ve internetten alınmış bu resminin gazetede yayınlandığının doğru olduğu, ancak bu resmin camide namaz kılarken veya kahvede çay içerken çekilmiş bir resim de olabileceği ve bu tür bir resmin gazeteye konmasının “bir devlet adamının manevi şahsiyetini rencide ettiğini” iddiasını ise kabul etmediklerini ifade etmiştir.

Kendilerinin Sayın Başbakanın şahsiyetini rencide gibi bir niyetlerinin asla olmadığını, olamayacağını belirten Mehmet Gelir, bu resimden kastın, Sayın Başbakan’ın bu ülkede hiç kimse aç ve işsiz kalmayacaktır, sözlerini anımsayarak, inşallah halkımız da başbakan Recep Tayyip Erdoğan gibi beslenebilir hayalini kurduğunu belirtmiştir.

Şikayetçi Adıyaman Valisi Ramazan Sodan ise Genel Sekreterliğin uzlaştırma talebine ilişkin gönderdiği 27.05.2011 tarihli yanıtında, bu fotoğrafın basın Meslek İlkeleri ile ilgisi bulunmadığını, tamamen sistemli ve kasıtlı olarak yayınlandığı yönünde bir kanaatinin hasıl olduğundan, herhangi bir uzlaşma yapılması halinde basınla iştigal eden diğer meslek mensuplarına örnek teşkil edeceği, bu tür olumsuz yayınları cesaretlendireceği düşüncesi ile uzlaşma yapılmasını uygun bulmadığını ifade etmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 15 Haziran 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyetin konusu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı yemek yerken görüntüleyen bir fotoğrafın, Memleketim gazetesinin değişik nüshalarında yayınlanmasından ibarettir. Bu fotoğraf ile fotoğrafın işlendiği farklı nüshalarda yer alan haberler birlikte değerlendirildiğinde, esas itibarıyla her bir haberde bu fotoğrafın kullanılmasının temel sebebi, mevcut siyasal iktidara muhalif bir çizgi izleyen haberlerin, siyasal iktidarın başında bulunan Sayın başbakanın bu yemek yerken çekilen ve estetik olarak hiç de hoş olmayan fotoğraf ile desteklenerek, daha çarpıcı bir şekilde okuyucuya sunulmasının sağlanması olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu noktada, söz konusu fotoğrafın Basın Meslek İlkelerine uygunluğunun denetlenmesi açısından 3 hususun irdelenmesi gereği doğmaktadır. Birincisi, bu fotoğraf özel hayatın gizliliğine müdahale niteliği taşır mı? İkincisi, bu fotoğraf ile ilgili kişinin, kişilik haklarının ihlal edilmiş midir Üçüncüsü ise bu fotoğrafın elde edilmesi ve yayınlanması yönünden, fotoğraf sahibinin telif haklarına riayet edilmiş midir?

İlk husus açısından, söz konusu fotoğrafın konu aldığı kişinin, herhangi bir sıradan kimse değil ancak başbakanlık makamına kadar yükselmiş bir siyasetçi, diğer bir ifadeyle bir kamusal kişilik olduğunun altını çizmek gerekir. Bu açıdan, gerek konuyla ilgili Yargıtay kararlarında gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında benimsenen temel ilke,  kamusal kişiliklerin yerine getirmiş oldukları kamusal işlevin kamuoyu tarafından sağlıklı bir biçimde denetlenebilmesi için, bu kişilerin özel hayatlarına ilişkin koruma alanının mutlaka dar tutulması gerektiği yönündedir. AİHM’in özellikle bu konuya değindiği 2004 tarihli Von Hannover v. Almanya kararında (Başvuru no. 59320/00) kamusal kişiliklerin, kendi evlerinin, ikametgâhlarının dışında yer alan ve toplum içine karıştıkları kamusal mekânlarda, basın tarafından fotoğraflarının çekilmesi, görüntülerinin alınmasına tahammül etmeleri gerektiği yönündedir. Bu açıdan, söz konusu fotoğraf da, -anlaşıldığı kadarıyla – kamuya açık bir ortamda çekilmiş bir fotoğraf olduğu için, burada Sayın başbakanın özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğinden söz edilemez.

Diğer yandan, benzer bir durum, kişilik hakkının ihlali iddiası yönünden de geçerli bulunmaktadır. Çünkü kişilik haklarının ihlal edilmiş sayılabilmesi için, öncelikle ilgili kişiye, onu rencide edecek ve küçük düşürecek mahiyette bir eleştiri yöneltilmiş olması gerekir.  Bu noktada, yapılan eleştirinin kişilik haklarını ihlal edip etmediğine karar verilirken, yine eleştirinin muhatabının kimliği ön plana çıkmaktadır. AİHM’in bu konuyu irdeleyen kararlarından sözgelimi Oberschlick vs. Avusturya kararına göre,  eleştiride bulunulan kişi, kamusal bir işlev üstlenmiş bir siyasetçi ise, onun tolerans ve tahammül göstermesi gereken sınırlar, sıradan bir yurttaşa göre elbette ki, daha yüksektir. AİHM’e göre, siyasal bir sorumluluk üstlenmiş olan siyasetçi, kendisine yönelecek olan ve hiç hoşuna gitmeyecek ve hatta kendisini öfkelendirecek nitelikte ki eleştirilere de tahammül etme yükümlülüğü altındadır. Bu açıdan, somut olayda olduğu gibi, siyasi iktidarın başında bulunan bir siyasetçi olan Sayın başbakanı bir tavuk budunu biçimsizce dişlerken görüntüleyen bir fotoğraf da, yukarıda belirttiğimiz esaslar içerisinde eleştiri hakkı kapsamında yer alır ve kişilik haklarının ihlali olarak nitelenemez.

 

Nihayet, telif haklarının ihlali açısından ise, söz konusu fotoğrafın öncelikle fikir ve sanat eserleri Kanunu’nun (FSEK) 2. Maddesi uyarınca bir “eser” olarak nitelenip nitelemeyeceğine bakmak gerekir. Burada, kanımızca söz konusu fotoğraf FSEK md 2 kapsamında “sahibiyetinin hususiyetini taşıma” özelliğine sahip bulunmadığı için, bu fotoğraf FSEK anlamında bir eser değildir ve bu nedenle telif hakları korumasına tabi olmaksızın yayınlanabilir.

 

Tüm bu verilerin ışığında, Adıyaman Valisi Ramazan Sodan’ın, söz konusu fotoğrafla ilgili olarak Memleketim Gazetesi aleyhine yapmış olduğu başvuruda, şikâyetin yersizliğine oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/20)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi, Samsun Haber Gazetesi’nin Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Samsun Haber Gazetesi’nde; 5 Nisan 2011 tarihinde, “Bu Kıza Dikkat” başlığıyla yayımlanan haberle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKAYETÇİ                         : Yrd. Doç. Dr. Ahmet Turla

 

ŞİKAYET EDİLENLER    : Samsun Haber Gazetesi

 

ŞİKAYET KONUSU           : Ondokuz Mayıs Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Turla,  Basın Konseyi’ne 06.04.2011 tarihinde e-posta yoluyla yapmış olduğu şikayet başvurusunda, Samsun Haber Gazetesi’nin 05.04.2011 tarihli nüshasında ve aynı gazetenin www.habergazetesi.com.tr alan adlı internet sitesinde yayınlanan “Bu Kıza Dikkat” başlıklı haberin, gazetecilik görevinin, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek ve insani değerleri incitici nitelikte olduğu gerekçesiyle Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmektedir.

Şikâyet konusu haber, Samsun Haber Gazetesi’nin 05.04.2011 tarihli nüshasında ( ) yayınlanmış olup, “Bu Kıza Dikkat” şeklinde çarpıcı bir başlık taşımaktadır. Haberin alt başlığında “Samsun’da 12 yaşında olmasına rağmen sürekli evden kaçıp ilişkiye girdiği erkeklerin tutuklanmasına neden olan kız, yine 2 gençten davacı oldu” ifadeleri kullanılmış ve habere konu olan 12 yaşındaki çocuğun resmi, yüzü buzlanmış şekilde haberle birlikte yayınlanmıştır.

Haberin ayrıntısında ise, “Samsun’da 12 yaşında olmasına rağmen sürekli evden kaçıp ilişkiye girdiği erkeklerin tutuklanmasına neden olan kız, yine 2 gençten davacı oldu. Samsun’da 12 yaşındaki D.K., her defasında ya evinden ya da devlet korunması altına alınıp yerleştirildiği yurttan kaçtı. Karşılaştığı kişilerle rızasıyla ilişkiye girdiği iddia edilen D.K., farklı zamanlarda çok sayıda kişinin tutuklanıp cezaevine girmelerine neden oldu. Yeniden evden kaçan D.K., kız arkadaşı N.K. (15) ile birlikte yine erkeklerle ilişkiye girince  bu kez 2 kişinin daha gözaltına alınmasına sebep oldu. Atakum ilçesinde D.K. ve N.K.’ye cinsel istismarda bulundukları iddia edilen O.Y. ve A.B. adlı şahıslar, Şehit Recep Tokur Polis Merkezi ekipleri tarafından gözaltına alınarak adliyeye sevk edildi” ifadelerine yer verilmiştir.

 

Şikâyetçi Ahmet Turla, bu haberi yapan muhabirin ve yayın yönetmeninin yayıncılık anlayışını ürkütücü bulduğunu belirterek, “böyle bir haber olabilir mi? Sorumluluk sahibi gazetecilik anlayışı bu mu olmalı?” sözleriyle tepkisini dile getirmektedir. Şikâyetçi ayrıca bu haberi yapanları ve yayınlayan gazeteyi kınadığını ve gazetecilik görevinin, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek ve insani değerleri incitici olduğunu ileri sürdüğü bu haber nedeniyle gazete ve gazeteci hakkında gereğinin yapılmasını talep etmektedir.

           

ŞİKAYET EDİLENLERİN YANITI: Şikâyet konusu haberin yer aldığı Haber Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Necdet Uzun’a, şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 13.04.2011 tarihinde gönderilmiştir.  Şikâyet edilen Haber Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Necdet Uzun’un 14.04.2011 tarihli yanıtında ise, Genel Sekreterlik mektubunun ellerine ulaşması üzerine, şikâyetçi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Turla’nın tarafından telefonla arandığını, kendisine hem duyarlılığı hem de İHA’nın haberi bütün gazetelerde yayınlanmış olmasına rağmen, kendilerini önemsemiş olması nedeniyle teşekkür edildiğini belirtmiş, şikâyetçinin de bu hassasiyete yine teşekkürle karşılık verdiği ifade edilmiştir.

 

Buna karşın, şikâyetçi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Turla ise, şikâyet başvurusunun işleme konulduğunu bildiren ve varsa uzlaşma talebinin bildirilmesini isteyen Genel Sekreterlik mektubuna yanıt olarak gönderdiği 08.04.2011 tarihli e-posta iletisinde, kendisinin yıllardır çocuk istismarını ve ihmalini önleme konusunda gerek bilimsel gerekse saha çalışmaları yaptığını, bu alanda özellikle tanı-tedavi ve izlem açısından önemli mesafeler aldıklarını ancak bu konuda yerel basındaki en küçük bir hatanın bile telafisinin çok zor olduğunu, şikâyete konu türdeki haberlerin tekrarlanmasının önlenmesi ve halkın doğru haberlere ulaşması açısından ilgili basın kuruluşu hakkında Basın Konseyi tarafından gerekli işlemin yapılmasını talep ettiğini ve bu nedenle bahse konu gazete ile uzlaşmak gibi bir amacının olmadığını bildirmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 1 Haziran 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu haber incelendiğinde, haberin konusunun henüz 12 yaşında olan bir kız çocuğu olduğu görülmektedir. Haberde, bu kız çocuğunun sürekli evden kaçarak farklı erkeklerle cinsel ilişkiye girdiği ve bu nedenle ilişkiye girdiği bu erkeklerin tutuklanmasına neden olduğu şeklindeki ifadeler kullanılmış ve bu ifadeler “Bu Kıza Dikkat” gibi çarpıcı bir başlıkla süslenmiştir.

Öncelikle ifade etmek gerekir ki, çocukların cinsel istismara karşı konulması konusu tüm dünyada önemle üzerinde durulan bir meseledir ve hemen tüm gelişmiş ülkelerde cinsel suçlara ilişkin olarak bu tür suçların mağdurlarının çocuklar olması halinde daha ağır cezalar uygulanması söz konusudur. Nitekim Türk Ceza Kanunu da, “Çocukların cinsel istismarı” başlıklı 103. Maddesi ile bu konuda özel bir düzenleme getirmiştir. TCK md. 103’e göre, Cinsel istismar deyimi, on beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışı kapsar. Bu bağlamda henüz on beş yaşını doldurmamış bir çocuğun kendisine karşı gerçekleştirilen cinsel davranışa rızasının olup olmamasının ise hiçbir önemi yoktur ve on beş yaşından küçük cinsel suç mağdurunun rızası, hiçbir şekilde bu fiili hukuka uygun kılmaz ve suç olmaktan çıkarmaz.

Buna karşın, şikâyet konusu haberin veriliş biçimi incelendiğinde, haberde 12 yaşındaki bir kız çocuğu ile cinsel ilişkide bulunan ve bu suretle TCK md. 103’de yer alan çocukların cinsel istismarı suçunun faili olan erkeklerin bu durumu tamamen göz ardı edilmekte ve haber “Bu Kıza Dikkat” başlığı ile adeta cinsel saldırının mağduru olan 12 yaşındaki kız çocuğunu kınayan ve suçlayan bir üslup ile okuyucuya aktarılmaktadır. Haberde, bu üslubun gerekçesi ise 12 yaşındaki kız çocuğunun bir çok kez benzer fiillere konu olması ve tüm bu fiilleri “rızasıyla” gerçekleştirmesi olarak gösterilmektedir. Oysa yukarıda değindiğimiz üzere, henüz 12 yaşında bulunan bir kız çocuğunun TCK sisteminde cinsel ilişkide bulunmaya rıza gösterebilmesi söz konusu değildir ve bu rıza hukuken geçersiz ve yok hükmündedir.

Tüm bu verilerin ışığında, 12 yaşında bir kız çocuğuna karşı gerçekleştirilen cinsel istismar eylemlerini konu olan bir haberin,  bir cinsiyet ayrımcılığı anlayışı içerisinde “Bu Kıza Dikkat” başlığı ile ve haberin içeriğinde doğrudan bu eylemlerin mağduru olan kız çocuğunu suçlayan ve hedef gösteren bir üslupla kaleme alınması karşısında, Basın Meslek İlkeleri’nin,

 

–          Yayınlarda; hiç kimse ırkı, cinsiyeti, yaşı, sağlığı, bedensel özrü, sosyal düzeyi ve dini inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz şeklindeki birinci,

–          Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır şeklindeki on ikinci ve

–          Şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır şeklindeki on üçüncü maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

Yukarıda arz ve izah olunan gerekçeler karşısında, Basın Meslek İlkeleri’nin on ikinci ve on altıncı maddelerini ihlal eden Samsun Haber Gazetesi’nin “kınanması”na oybirliği ile karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/15)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-