Basın Konseyi, Kocaeli Gazetesi Yazarı M. Tanzer Ünal’ın Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

Kocaeli Gazetesi’nde; 27 Ağustos 2011 tarihinde, “Kim veya kimler üstüne alınırsa…” başlığıyla ve M. Tanzer Ünal imzasıyla yayınlanan yazıya ilişkin olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Serpil Çolak

Bizim Kocaeli Gazetesi Yayın Koordinatörü

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : M. Tanzer Ünal

                                                           Kocaeli Gazetesi Yazarı

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Bizim Kocaeli Gazetesi Yayın Koordinatörü Serpil Çolak Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 12.09.2011 tarihli şikâyet başvurusunda, Kocaeli Gazetesi’nin 27.08.2011 tarihli nüshasının 5. sayfasında yayınlanan “Kim veya kimler üstüne alınırsa” başlığıyla yayınlanan M. Tanzer Ünal imzalı yazının Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu yazı, Kocaeli Gazetesi’nin 27.08.2011 tarihli nüshasında yayınlanmış olup, yazının içeriğinden belirli bir kişi hedef alınarak kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Şikâyet konusu yazı şu şekildedir:

Kim veya kimler üstüne alınırsa…

Sadece kadının değil…
Sadece erkeğin değil…
Kalemin de orospusu olur.
Kadın orospunun zararı kendinedir.
Erkek orospunun zararı da…
Ama kalemin orospu olmasının zararını tüm toplum çeker.
Toplum gerçekleri göremez…
İyi ile kötüyü ayırt edemez…
Güç sahipleri, o “ kalemleri” satın alırlar, istediklerini yazdırırlar.
Daha kötüsü de var…
İnsanın hem kendisi, hem de kalemi orospu olursa, durum daha da vahimdir.
O insanın yapamayacağı hiçbir şey yoktur.
Çünkü kullandıracak iki şeyi vardır.
İşte o insandan korkulur.”

Şikâyetçi Serpil Çolak, söz konusu yazı ile hedef alınan kişinin kendisi olduğunu belirterek, bu yazıyı kaleme alan Kocaeli Gazetesi yazarı M. Tanzer Ünal’ın Kocaeli’nin ilçe belediyelerinden Kartepe Belediye Başkanı Şükrü Karabalık’a giderek “Serpil Çolak’a Koleos marka jeep almışsın, bana da ihale vereceksin” şeklinde bir söylemde bulunduğunu ve kendisinin belediye başkanından “rüşvet” aldığı iddiasını tüm Kocaeli’ye yaydığını, hatta bu iddiayı Kocaeli ilinde yayın yapan bir başka gazete olan Gazete Kocaeli’nin birinci sayfasına kadar taşıdığını ileri sürmüştür. Bu durum üzerine, kendisinin de cevap hakkını kullandığını, bu bağlamda Kocaeli Gazetesi’nde yazdığı 27.08.2011 tarihli yazıda, “rüşvet” olduğu ileri sürülen ancak kendisine değil, çalıştığı şirkete ait olan bu otomobilin hangi koşullarla alındığını banka ve kredi hesap numaralarıyla ortaya koyarak bu iddiayı çürüttüğünü ifade etmiştir. M. Tanzer Ünal’ın şikâyete konu yazısının ise, bu cevap yazınının hemen ertesi günü yayınlandığını ve bu yazıda açıkça ismi telaffuz edilmemiş olsa da, yazıda kendisinden bahsedildiğinin bütün Kocaeli tarafından anlaşıldığını ifade etmiştir.

Şikâyetçi Serpil Çolak, M. Tanzer Ünal tarafından Kocaeli Gazetesi’nden yayınlanan bu yazının, kişilik haklarını zedeleyen, yanlış ve hakarete varan ifadeler içermesi nedeniyle, gereğinin yapılması talebinde bulunmuştur.

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Kocaeli Gazetesi Yazarı M. Tanzer Ünal’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 21 Eylül 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Sami Ersoy olarak bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 5 Ekim 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu yazı, Kocaeli Gazetesi’nin 27.08.2011 tarihli nüshasında M. Tanzer Ünal imzası ile yayınlanmış olup, yazının içeriği itibarıyla belirli bir kimseyi hedef aldığı açıkça anlaşılmaktadır.

Ancak, somut olayda esas önem taşıyan husus, bu yazının tamamına yansıyan üslubun biçim ve seviye olarak, basının haber verme görevinin yerine getirilmesi ile asla bağdaşmayan ve bir köşe yazısına asla yakışmayan bir mahiyet taşımasıdır.

Gazetecinin, bireylerin bilgilenme hakkının sağlanması yönünden, haber verme ve haberi yayma görevini özgürce yerine getirmeleri esastır ve bu esasın gerçekleştirilebilmesi için, gazetecilik faaliyetinin önündeki tüm engellerin ortadan kaldırılması, demokratik toplum düzeninin zorunlu bir gereğidir. Ancak gazetecilere sağlanan bu özgürlük ortamı, yalnızca onların haber verme ve haberi yayma görevlerini üzerlerinde hiçbir baskı hissetmeksizin serbestçe yerine getirebilmeleri amacına yöneliktir. Yoksa basının haber verme görevi, bir gazetecinin sahip olduğu gazete köşesinde, en galiz ifadeleri fütursuzca kullanabileceği ve bireylerin kişilik haklarına dilediği gibi saldırabileceği anlamına asla gelmez.

Somut olayda, şikâyet konusu yazıyı bu çerçevede ele aldığımızda, haber verme fonksiyonu ile hiçbir ilişkisi olmayan bu yazının gerek üslup gerekse içerik olarak son derece seviyesizce kaleme alındığı ve –şikâyetçinin kişilik haklarına saldırıp saldırmadığının araştırılmasına dahi gerek olmaksızın – Basın Meslek İlkeleri’ni açıkça ihlal ettiği görülmektedir.

Kaldı ki, şikâyetçinin, ciddi bir üslup sorunu olan bu yazı ile kendisinin hedef alındığı yönündeki açıklamaları da gayet tutarlı ve ikna edici bir özellik taşımaktadır.

 

Tüm bu verilerin ışığında, M. Tanzer Ünal tarafından Kocaeli Gazetesi’nin 27.08.2011 tarihli nüshasında yayınlanan “Kim veya kimler üzerine alınırsa” başlıklı yazının, Basın Meslek İlkeleri’nin,

–          “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

–          “ Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda arz olunan gerekçeler çerçevesinde, Basın Meslek İlkeleri’nin dördüncü ve on ikinci maddelerini ihlal eden Kocaeli Gazetesi Yazarı M. Tanzer Ünal’ın “kınanmasına” oybirliği ile karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/36)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

B�sy`�虅ab-count:1′>           Tüm bu verilerin ışığında, Sözcü Gazetesi’nin 17.05.2011 tarihli nüshasında yayınlanan şikâyet konusu haberin, Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

–          “kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

–          “basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

Yukarıda arz ve izah olunan gerekçeler karşısında, Basın Meslek İlkeleri’nin dördüncü ve on altıncı maddelerini ihlal eden Sözcü Gazetesi ve Sözcü Gazetesi muhabiri Veli toprak’ın  “uyarılmasına”  oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/26-27)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi; Bugün Gazetesi ve İnternet Sitesi'nin Kınanmasına Karar Verdi.

Bugün Gazetesi ve Bugün Gazetesi İnternet Sitesi’nde; 19 Temmuz 2011 tarihinde, “Başını Belaya Soktu” ve “Vali Okutan’ın Angus Kâbusu” başlıklarıyla yayınlanan haberlerlere ilişkin olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

KARAR

ŞİKÂYETÇİ: Nuri Okutan vekili

Av. Seçil Erpolat

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Bugün Gazetesi

Bugün Gazetesi İnternet Sitesi

(www.bugun.com.tr)

ŞİKÂYET KONUSU : Şanlıurfa Eski Valisi Nuri Okutan vekili Av. Seçil Erpolat, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 16.09.2011 tarihli şikâyet başvurusunda Bugün Gazetesi’nin 19.07.2011 tarihli nüshasında “Başını Belaya soktu” başlığı ile yayınlanan ve aynı gazetenin www.bugun.com.tr şeklindeki internet sitesinde “Vali Okutan’ın angus kâbusu” başlığıyla verilen haberin, Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu haber, Bugün Gazetesi’nde 19.07.2011 tarihinde yayınlanmış olup aynı haber küçük bazı nüanslarla Gazetenin internet sitesi olan www.bugun.com.tr’de de farklı bir başlık altında kendisine yer bulmuştur.  Şikâyet konusu haberde özetle, Şanlıurfa Valisi Nuri Okutan’ın angus ticareti konusunda “koordinatör” sıfatıyla besicilerle ithalatçı arasında aracılık yaptığı ancak bu ticaretin besicilerin üç milyon lira zarar etmesi ile sonuçlandığı ve besicilerin Vali Nuri Okutan’a isyan ettiği ifade edilmiştir.

Haberde kullanılan ifadelerin tamamı şu şekildedir:

“Üstelik Okutan’ın aracılık ettiği Novalüks firmasının sicili bozuk çıktı. Şanlıurfa’da Vali Nuri Okutan’ın ‘koordinatör’ sıfatıyla aracılık ettiği angus ticareti, besicilerin 3 milyon lira zararıyla sonuçlandı. Valiye güvenen besiciler isyan etti. Vali Okutan 2009’da kurulan canlı hayvan ithalatçısı Novalüks firması yetkililerini geçen yıl Şanlıurfa’ya çağırdı. Firma yetkilileri ile Şanlıurfa’da besicilik işi ile uğraşan işadamı ve çiftçiler Okutan öncülüğünde bir toplantı yaptı. Toplantıda Novalüks firması yetkilileri besicilere, “Bizde para yok ancak sizlerin finansı ile bu işi gerçekleştirebiliriz” dedi. Bunun üzerinde besiciler kendi aralarında topladıkları 5 milyon doları angus alımı için Novalüks firmasına verdi.Okutan’ın şirket sahiplerini Şanlıurfa’nın lüks otellerinden Er Ruha’da misafir ettiği, yapılan ticaretten de pay aldığı öne sürüldü.
MAHKEMEDEN KARAR ÇIKARTTI

Hukuki olmamasına rağmen koordinatör olarak ticari sözleşmeye imza atan Okutan’ın yurtdışından gelecek angusların, gümrük işlemine tutulmadan Şanlıurfa Valiliği’ne gönderilmesi için Şanlıurfa 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nden karar aldırdığı belirlendi. Bu kararın Mersin Valiliği aracılığıyla takip edilmesi gerekirken resmi prosedüre aykırı olarak Mersin Gümrük Müdürlüğü’ne gönderildiği öğrenildi. Sözleşmenin son sayfasında Vali Nuri Okutan’ın imzası görülüyor. Söz konusu ticarette sözleşme gereği, canlı hayvanlar kilosu 4,90 dolardan Uruguay’dan getirilecek. Ödemenin yüzde 20’si peşin yüzde 50’si mal gemiye yüklenirken kalan yüzde 30’u ise gemi yoldayken gerçekleştirilecekti. İlk parti mal olan 3 bin 300 adet angus Uruguay’dan 28 Şubat 2010 tarihinde getirildi. Fakat bu sayı, 5 milyon dolar veren alıcıların sadece bir kısmının talebini karşıladı.
ULUSLARARASI ÇARK
Uruguay’dan hayvan getirme gecikince, ikinci parti malı Macaristan’dan almak için Macaristan’daki bir firmaya 400 bin dolar verildi. Fakat Macar firması ne angus gönderdi ne de para iadesi yaptı. Bunun üzerine başka bir firma ile görüşülerek 650 bin dolar karşılığında Macaristan üzerinden Estonya’dan hayvan alınmaya çalışıldı. Ülkemize Estonya’dan canlı hayvan ithali yasak olduğundan, Macaristan’da hayvanların küpeleri değiştirildi. Yaklaşık 900 hayvan Türkiye’ye getirilirken Bulgaristan polisi tarafından sahtecilik suçlamasıyla alıkonuldu. Bulgaristan’da bir çiftliğe konulan angusların daha sonra Yunanistan’da kesildiği belirtildi.
Uruguay hükümetine ‘et de getir’ baskısı
Üçüncü parti için yine Uruguay’dan mal getirmeye çalışıldığı ve gemiye ön ödeme olarak 250 bin dolar verildiği, ancak uluslararası canlı hayvan ticaretinde söz sahibi olan Ürdünlü Hicazi firmasının söz konusu gemiyi ikaz etmesi sonucu o partinin iptal edildiği öğrenildi. Firma para yatıran yatırımcılara “Ürdünlü Hicazi firmasının Türkiye- ’ye canlı hayvanı 5,60 dolardan getirdiği için ticareti engelledi” dediği bildirildi. Uruguay’dan Türkiye’ye 3 bin 300 adet hayvan kapasiteli bir geminin 1 milyon 600 bin dolara geldiği ifade edildi. Dördüncü denemede firmadan, gemiye hayvanlar yüklenmese bile iade edilmemek üzere kapora olarak 800 bin dolar ödeme yapıldığı kaydedildi. Bu sefer Hicazi firması Uruguay hükümetine, “Uruguay’dan canlı hayvan götüren firmalar canlı hayvanın yanında et de götürsünler” şeklinde baskı yaparak yasal düzenleme yaptırdı. Söz konusu parti de gerçekleşmeyerek kaporanın sadece 400 bin doları kurtarıldı. Son olarak 14 Temmuz 2011 tarihindeMieloman S.A. isimli yüklenici şirkete ait 3 bin 300 hayvan kapasiteli bir gemi Uruguay’dan yola çıktı. Bu gemideki 3 bin 300 hayvandan bin 300’ünün Şanlıurfa’daki besicilere, 2 bininin ise Gaziantep Nizipli besici Ş.G’ye ait olduğu vurgulandı.
Ortaklarının sicili bozuk
Ekim 2009’da kurulan Novalüks Kürk İç ve Dış Tic. Ltd. şirketinin ortaklarından Hümmet Tatar’ın 2007 yılında hayali ihracat ve resmi belgede sahtecilik suçlarından tutuklandığı, Murat Anılgan’ın ise Arjantin’de uluslararası dolandırıcılık suçundan yargılandığı öğrenildi. Urfa Valisi’nin böyle bir firmaya neden aracı olduğu ise belirlenemedi.”

Haberde ayrıca, “18 Alacaklı Angus Bekliyor” alt başlığı ile ödeme yaptığı halde, malı gelmeyen veya az gelmiş olan 18 besicinin ismi karşılarında alacak bedelleri olduğu halde bir liste halinde verilmiş ve bu listede toplam alacak bedeli 2.934.000 dolar olarak belirtilmiştir.

Şikâyetçi Nuri Okutan vekili Av. Seçil Erpolat ise, başvuru dilekçesinde özetle, haberde yer alan birçok bilginin taraflı olarak yazıldığını ve gerçek dışı olduğunu, şikâyetçi Nuri Okutan hakkında mesnetsiz iddialara dayanan bu haber içeriğinde, şikâyetçi tarafından yapılmayan eylemlerin, şikâyetçi tarafından yapıldığının iddia edildiği ve bu iddia gerçekmiş gibi gazetede haber yapıldığını, bu haberler hazırlanırken muhatap kişi olan şikâyetçinin hiçbir şekilde görüşüne başvurulmadığı, kendisi hakkındaki bu mesnetsiz iddialara yanıt verme hakkı kendisine tanınmaksızın bu haberin yayınlandığını belirtmiş ve tüm bu uygulamaların Basın Meslek İlkeleri’nin;

–          “Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez” şeklindeki dördüncü,

–          “kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

–          “Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

–          “Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu,

“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu maddelerinin ihlal edildiği ileri sürülmüştür.

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Bugün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erhan Başyurt ve Bugün Gazetesi İnternet Sitesi Yayın Yönetmeni Bekir Koç’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 21 Eylül 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Hasan Kaçan olarak bildirilmişse de taraflardan herhangi bir yanıt gelmemiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 5 Ekim 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu haber, Bugün Gazetesi’nde 19.07.2011 tarihli nüshasının 17. Sayfasında ve aynı gazetenin www.bugun.com.tr alan adlı internet sitesinde yayınlanmış olup, bu haberde özetle, yurtdışından getirtilen angus cinsi besi hayvanlarının ithal edilmesi işlemine “koordinatör” sıfatıyla aracılık ettiği ileri sürülen Şanlıurfa Eski Valisi Nuri Okutan’ın bu girişimi ve sonuçları eleştirel bir üslupla haber konusu yapılmaktadır.

Şikâyet konusu haber bir bütün olarak ele alındığında, habere konu olan angusların ithal edilmesi süreci ve ardından yaşanan gelişmelerin haber değeri taşıdığı tartışmasız olsa da, haber özellikle şikâyetçinin Şanlıurfa Eski Valisi Nuri Okutan hakkında ileri sürülen iddialar ve genel olarak şikâyetçinin olayla ilişkilendirme biçimi yönünden birtakım sorunlar içermektedir.

Bu bağlamda özellikle, şikâyetçi hakkında “Okutan’ın şirket sahiplerini Şanlıurfa’nın lüks otellerinden ErRuha’da misafir ettiği, yapılan ticaretten de pay aldığı öne sürüldü” ifadelerinin kullanılması, o dönemde Şanlıurfa ilindeki en büyük mülki amir sıfatıyla görev yapan bir kamu görevlisi olan şikâyetçinin, kamu görevinden doğan nüfuzunu suiistimal etmek suretiyle yolsuzluğa karıştığının ileri sürülmesi anlamını taşır ki, bu şekildeki bir iddia yalnızca kişilik haklarını ihlal etmekle kalmamakta ancak aynı zamanda Türk Ceza Kanunu çerçevesinde ele alınması gereken açık bir suç isnadı niteliği de taşımaktadır.

Oysa, söz konusu haberde bu denli ciddi bir isnadı meşru ve/veya haklı gösterebilecek hiçbir somut delil, bilgi veya belge ileri sürülmemiştir. Bu niteliğiyle şikayet konusu haberde, şikayetçi hakkında somut bir kanıta dayanmaksızın yapılmış olan bu ithamların, Basın Meslek İlkeleri’nin, kişilik hakkının korunmasını esas alan 4. Maddesinin ihlali niteliğinde olduğunu kabul etmek gerekir.

Diğer yandan, angus ithali faaliyeti nedeniyle hakkında şikâyet konusu haberin yapıldığı şikâyetçiye, bu haber yapılmadan önce bu haberde yer alan kendisi ile ilgili iddialar ile ilgili olarak herhangi bir şekilde görüşünün sorulmadığı ve objektif/tarafsız haberciliğin bir gereği olduğu üzere, kendisine hakkındaki iddialara ilişkin bir yanıt hakkı tanınmadığı da görülmektedir. Bu durum ise, şikâyet konusu haberin, soruşturulması gazetecilik olanağı içerisinde bulunan hususların eksik bir şekilde soruşturulması nedeniyle yetersiz ve taraflı bir habercilik anlayışı ile hazırlandığını ortaya koymaktadır. Bu durum ise, Basın Meslek İlkeleri’nin 6. Maddesinin açıkça ihlali mahiyetindedir.

Tüm bu verilerin ışığında, Bugün Gazetesi’nin 19.07.2011 tarihli nüshasında “Başını Belaya soktu” başlığı ile yayınlanan ve aynı gazetenin www.bugun.com.tr şeklindeki internet sitesinde “Vali Okutan’ın angus kâbusu” başlığıyla verilen şikâyet konusu haberin, Basın Meslek İlkeleri’nin;

–          “kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

–         “Soruşturulması gazetecilik olanakları içerisinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı ve

–         “Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda arz olunan gerekçeler çerçevesinde, Basın Meslek İlkeleri’nin dördüncü, altıncı ve onuncu maddelerini ihlal eden Bugün Gazetesi ve  www.bugun.com.tr İnternet Sitesi’nin “kınanmasına” oybirliği ile karar verilmiştir.

(Karar No: 2011/37-38)

———————-
Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

Basın Konseyi, Haber Türk Gazetesi Köşe Yazarı Güntay Şimşek’in Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Uygar Elmastaşı’nın  Haber Türk Gazetesi köşe yazarı Güntay Şimşek tarafından kaleme alınan, 24.05.2011 tarihli “Helikopter kazasının görünmeyen yüzü”, 01.06.2011 tarihli “Emniyetin helikopter kazasına bir not” ve 26.07.2011 tarihli “Helikopter kazasında müdürün rolü yokmuş!” başlıklı yazılarıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Uygar Elmastaşı

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : 1) Güntay Şimşek

                                                     HaberTürk Gazetesi Köşe Yazarı

                                                  2) HaberTürk Gazetesi

 

ŞİKÂYET KONUSU           :Uygar Elmastaşı, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 27.07.2011 tarihli şikâyet başvurusunda, Haber Türk Gazetesi köşe yazarı Güntay Şimşek’in 24.05.2011 tarihli “Helikopter kazasının görünmeyen yüzü”, 01.06.2011 tarihli “Emniyetin helikopter kazasına bir not” ve 26.07.2011 tarihli “Helikopter kazasında müdürün rolü yokmuş!” başlıklı yazılarında doğrudan şahsını hedef alan ve töhmet altında bırakan, tamamen gerçekdışı, mesnetsiz ve suçlamaya varacak derecede kasıtlı ifadeler kullanıldığını ve bu suretle söz konusu yazılar ile Basın Meslek İlkeleri’ni ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu köşe yazıları incelendiğinde, ilk olarak 24.05.2011 tarihli ve “Helikopter kazasının görünmeyen yüzü” başlıklı köşe yazısında, Güntay Şimşek’in şikâyetçiyi kastederek “İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde yaklaşık 15 yıldır aynı koltukta oturan, doğu hizmeti yapmadan bulunduğu yerde terfi alarak devam eden Havacılık Şube Müdürü var mı? Kazalar olurken, o birimde sabit kalan birileri varsa ilk önce o noktaya bakılmaz mı” ifadelerini kullandığı görülmektedir. Bu çerçevede, köşe yazısında, Türkiye’de son dönemde yaşanan helikopter kazalarının lakayıtlıktan kaynakladığını ileri sürülmekte Havacılık Şube müdür olarak görev yapan şikâyetçinin bu durumdan sorumluluğu olduğu gerekçesiyle şu sözlerle eleştiride bulunmaktadır: “……Bu uçuş acil görev emriyle yapılmadığına göre, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü mevzuatları çerçevesinde Görev İstek Formu (GİF) düzenlenmesi gerekir. Bunu Havacılık Şube Müdürü düzenler, onaylar. GİF yoksa kafalarına göre uçmuşlar, bu şube müdürü de daha önce kazaya davetiye çıkardığı gibi buna da teşne olmuş demektir. Bu durumda kazanın nedeni ve nasıl olduğu ile uğraşmak kadar, kimin davetiye çıkardığına bakmak daha önem kazanmaktadır……”

Yine, 01.06.2011 tarihli “Emniyetin Helikopter Kazasına Bir Not” başlıklı köşe yazısında ise, “İstanbul’da polis helikopteri kaynaklı iki kaza meydana geliyor. Kimse “ilgili birimin başında kim var?” diye sormuyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Havacılık Şube Müdürü Pilot Uygar Elmastaşı kaç yıldır bir görevde? Galiba 20 yıldır İstanbul’da, 18 yıldır bu koltukta………..Kazalar olduğunda sabit olan noktaları gözden geçirmiyor, adam kayırıyorsanız, geleceğiniz karanlıktır” ifadeleri ile bizzat şikâyetçinin açıkça ismini kullanmak suretiyle eleştirilerine devam etmiştir.

Nihayet, 26.07.2011 tarihli ve “Helikopter kazasında müdürün rolü yokmuş!” başlıklı köşe yazısında da, yazar Mayıs ayında meydana gelen helikopter kazasına dikkat çekmiş ve Türkiye’de sivil, asker veya polis hava aracı kazalarının, Batı’da olduğu gibi kamuoyunu tatmin edecek şekilde neticelendirilmediğini ileri sürmüştür. Yazıda ayrıca, şikâyetçi İstanbul Emniyet Müdürlüğü Havacılık Şube Müdürü Pilot Uygar Elmastaşı’nın kendisine bir cevap metni gönderdiğini belirterek, bu cevap metnini köşesinde – metinde belirli değişiklikler yaparak- yayınlamış ve ardından bu cevap metnine ilişkin kendi görüşlerini serdetmiştir.

Belirtelim ki, şikâyetçi Uygar Elmastaşı’nın Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 27.07.2011 tarihli şikâyet başvurusundan sonra, Haber Türk köşe yazarı Güntay Şimşek bu kez 10.08.2011 tarihinde yine şikâyetçi hakkında “Emniyet Müdürü kafasına göre takılabilir mi?” başlıklı bir yazı daha yayınlamış ve şikâyetçiyi eleştirmenin yanı sıra, bir önceki yazısında yayınladığı şikâyetçiye ait cevap metninin, o yazıda yayınlanmayan kısmını da yayınlamıştır. Ancak bu yazı kapsamında, şikâyetçiye yönelik eleştirilerini sıraladığı gibi, yine şikâyetçinin kendisi hakkında Basın Konseyi’ne başvurmuş olmasını da eleştiri konusu yapmıştır.

Sonuç olarak, şikâyetçi Uygar Elmastaşı, Haber Türk köşe yazarı Güntay Şimşek’in 24.05.2011, 01.06.2011 ve 26.07.2011 tarihlerinde yayınlanan köşe yazılarında kendisi hakkında kullanılan ifadelerin ve göndermiş olduğu cevap metninin içeriğinin değiştirilerek ve bir kısmı çıkartılarak yayınlanmasının, Basın Meslek İlkeleri’nin;

–          “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

 

–          “Soruşturulması gazetecilik olanakları içerisinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

 

–          “Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu ve

 

–          “Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı,

Maddelerini ihlal ettiği gerekçesiyle, HaberTürk köşe yazarı Güntay Şimşek’in tecziyesini talep etmiştir.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı ve HaberTürk köşe yazarı Güntay Şimşek’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 5 Ağustos 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Halil Batmaz olarak bildirilmişse de taraflardan herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 7 Eylül  2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu köşe yazıları irdelendiğinde, bu köşe yazılarında, Mayıs ayında İstanbul’da meydana gelen ve 4 kişinin yaşamını yitirmesine yol açan helikopter kazasının konu alındığı ve söz konusu helikopter kazasında bir şekilde sorumluluğu olduğu düşünülen, Havacılık Şube Müdürü olan şikâyetçiye yönelik birtakım eleştirilere yer verildiği görülmektedir.

Bu çerçevede, uzun yıllardır İstanbul Emniyet Müdürlüğü Havacılık Şube Müdürü olarak görev yapan şikâyetçinin, bu helikopter kazasının meydana gelmesindeki sorumluluğu tartışılmakta ve mevzuat gereği, şikayetçi tarafından düzenlenmesi gereken Görev İstek Formunun (GİF) selim kaza olayında, ne zaman ve kim tarafından düzenlenmiş olduğu soruları ön plana çıkartılmakta ve bu helikopter kazasının meydana gelmesinde kusuru olduğu ima edilen şikayetçinin, bu kazaya “açıkça davetiye çıkarttığı” belirtilmekte; bu nedenle de şikayetçinin halen aynı koltukta oturması eleştirilmektedir.

Bunun yanında, şikâyetçinin kendisi hakkındaki bu eleştirilere yanıt vermek üzere kaleme aldığı cevap metninin, -bu aşamada henüz bir Mahkeme kararı bulunmadığı için yasal zorunluluk olmamakla birlikte- köşe yazarı Güntay Şimşek tarafından köşesinde yayınlandığını belirtmek gerekir. Ancak, bu cevap metninin yayınlanması sırasında ise, köşe yazarının cevap metni üzerinde anlam değişikliği yaratacak şekilde bir oynama yaptığı ve cevap metnindeki “bir pilotun aynı bölgede uzun süre görev yapması…….uçuş güvenliğini azaltıcı değil artırıcı bir faktör teşkil etmektedir” şeklindeki cümleden “değil artırıcı” ibarelerini çıkartarak, tamamen ters algılamaya sebebiyet verecek şekilde, “bir pilotun aynı bölgede uzun süre görev yapması…….uçuş emniyetini azaltıcı bir faktör teşkil etmektedir” şeklinde yayınlanmıştır.

Şikâyete konu olan köşe yazıları ve içerik bir bütün olarak değerlendirildiğinde, bu köşe yazılarında söz konusu elim helikopter kazasının meydana gelmesinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Havacılık Şube müdürü olarak görev yapan şikâyetçiye, açıkça bir kusur isnat edildiği ve kazaya şikâyetçinin davetiye çıkartıldığı iddia edilmek ile birlikte, böylesi vahim bir iddianın/isnadın ortaya atılmasına dayanak teşkil edecek hiçbir somut belgenin ortaya konulamadığı görülmektedir. Diğer bir ifadeyle, yazar, bu elim kazaya şikâyetçinin davetiye çıkarttığını ve bu nedenle görevden alınması gerektiğini ileri sürerken, anlaşıldığı kadarıyla gerek bu kazaya gerek önceki dönemde meydana gelen kazaya ilişkin soruşturma safahatını derinlemesine incelemiş değildir ve bu soruşturmalarda elde edilen bulgulara göre değil, ancak kişisel tahminlerine göre yorumlarda bulunmaktadır.

Bunun yanı sıra, şikâyetçiyi hedef alan kendi kişisel yorumlarına değer katabilmek için, şikâyetçinin gönderdiği cevap metninin üzerinde tahrifat yapmakta ve cevap metninde kullanılan ifadenin anlamının tamamen değişmesini sağlayarak ters bir algı yaratmaktadır.

Tüm bu verilerin ışığında, Haber Türk köşe yazarı Güntay Şimşek’in 24.05.2011, 01.06.2011 ve 26.07.2011 tarihlerinde yayınlanan köşe yazıları ile, Basın Meslek İlkeleri’nin,

 

–          “Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci ve

 

–          “Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda arz olunan gerekçeler çerçevesinde, Basın Meslek İlkeleri’nin 12. ve 16. Maddelerini ihlal eden Haber Türk Gazetesi köşe yazarı Güntay Şimşek’in  “kınanmasına” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/31-32)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

———————- ktif ��lrp����ma ve görüş açıklama hakkını da içermektedir. Özellikle açıkça kendi görüşlerini ifade ve somut bir bilgi vermekten öte yorum şeklinde yayınlar yapan gazetecilerin bu özgürlükleri ancak şiddete alenen teşvik ve nefret söylemi gibi istisnai durumlarda sınırlanabilecektir. Bu çerçevede Sırrı Süreyya Önder’in yazısı incelendiğinde ifade özürlüğü sınırları içinde kaldığı değerlendirilmiştir.

 

 

Basın Konseyi Yüksek Kurulu oybirliğiyle Sırrı Süreyya Önder ve yazısının yayınlandığı gazete hakkındaki şikâyetin “yersizliğine” karar vermiştir.

 

(Karar No: 2011/2-3)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi Bizim Kocaeli Gazetesi ve www.bizimkocaeli.com Internet Sitesi’nin Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

İdris Özdemir vekili Av. Kunter Gürel’in Bizim Kocaeli Gazetesi ve www.bizimkocaeli.com internet sitesi Hakkındaki Şikâyetine İlişkin

olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : İdris Özdemir vekili Av. Kunter Gürel

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Bizim Kocaeli Gazetesi

www.bizimkocaeli.com internet sitesi

 

ŞİKÂYET KONUSU           :İdris Özdemir vekili Av. Kunter Gürel, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu yazılı şikayet başvurusunda, müvekkili İdris Özdemir ile ilişkili olarak Bizim Kocaeli Gazetesi ve www.bizimkocaeli.com internet sitesinde 25.07.2011 tarihinde yayınlanan “Doktor İdris Özdemir Hakkında korkunç İddia” ve 27.07.2011 tarihinde yayınlanan “Doktor İdris Özdemir hakkında Korkunç İddialar Devam Ediyor” başlıklı haberler ile, Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet başvurusunda, şikayet konusu yazılara yer verilmeden önce, şikayetçi Dr. İdris Özdemir ile bu yazıların yayınlandığı şikayete konu gazete ve internet sitesinin sahibi olan şirket arasında bir ticari ilişki bulunduğu ifade edilmiş ve sonrasında yargıya intikal eden bir ticari uyuşmazlığa dönüşen bu ticari ilişkinin safahatı, kendi bakış açılarından dile getirilmiştir. Buna göre, Dr. İdris Özdemir ile Bizim Kocaeli Gazetesi’ni çıkartan ve www.bizimkocaeli.com internet sitesinin de sahibi olan Etik Gazetecilik A.Ş. arasında 11.12.2007 tarihinde bir reklam sözleşmesi yapılmış ve bu sözleşme uyarınca muhatap Etik Gazetecilik A.Ş.’ne çekler verilmiş ancak,  muhatabın sözleşme konusu yükümlülükleri yerine getirememesi nedeniyle, bu çeklerin bedeli şikayetçi tarafından ödenmemiş ve muhatabın bu çekleri icraya koyması üzerine de, ödeme yükümlülüğü olmadığını kanıtlamak üzere şikayetçi tarafından menfi tespit davası açılmıştır. Kocaeli 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde yapılan yargılama sonucunda, şikayetçi bu menfi tespit davasını kazanmış ve ayrıca muhatabın çek bedelinin %40’ı oranında icra inkar tazminatı ile yargılama giderleri ve vekalet ücretini ödemesine de hükmolunmuştur. Bu karar üzerine, şikâyetçi belirtilen tüm bu bedelleri muhataptan cebri icra yoluyla tahsil etmiştir.

Ancak şikayetçinin iddiasına göre, muhatap Etik Gazetecilik A.Ş., cebri icra yoluyla ödemek zorunda kaldığı bu bedelleri şikayetçiden geri istemiş ve bu bedellerin geri ödenmemesi halinde, sahibi olduğu yayın organlarında şikayetçi hakkında bir karalama kampanyası başlatacaklarını açıkça ifade etmiştir. Yine şikâyetçinin iddiasına göre, bu bedellerin ödenmemesi üzerine, şikâyetçi hakkında mesleki doktorluk faaliyetlerine ilişkin olmayan ve özel hayatını ilgilendiren tek taraflı iddialar bu yayın organlarında yayınlanmıştır.

Şikâyete konu yazıları incelediğimizde ise, Bizim Kocaeli Gazetesi’nde 25.07.2011 tarihinde yayınlanan “Doktor İdris Özdemir Hakkında korkunç İddia” başlıklı haberde “Bu kentte yaşayıp da doktor İdris Özdemir’i tanımayan yok gibidir” alt başlığı altında şu ifadelere yer verilmiştir:

 

“Uzun yıllar aktif olarak kadın doğum uzmanı olarak hem ilimizdeki hastanelerde görev yaptı, hem de özel muayenehanesinde hasta baktı.
Ama doktor İdris Özdemir`in bir başka özelliği vardı doktorluğunun yanında. Sürekli olarak kafası ticarete çalışırdı.
Hatta pek çok kişi onun doktorluktan başka her işi yaptığını söylerdi. Özellikle gayrimenkule çok ama çok meraklıydı.
Sürekli gayrimenkul alırdı.
Hele hele kelepir bir gayrimenkul düştü mü, doktor İdris Özdemir mutlaka o gayrimenkulü satın alırdı.
Ekonomik olarak sıkışanların gayrimenkullerini almak için de büyük çaba harcar İdris Özdemir.
Bugün başta
İzmit şehir merkezi olmak üzere Kocaeli`de sayılarını kimsenin bilmediği onlarca değerli gayrimenkulün sahibidir doktor İdris Özdemir.
Kuyumculuk ve mücevherat işi de yapan ve iki tane kuyumcu dükkanı bulunan doktor İdris Özdemir hakkında geçtiğimiz hafta yine ilimizin tanınmış esnaflarından birisi Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı`na başvurarak hakkında çok ciddi bir iddiayı ortaya atarak şikayetçi olmuş.
İzmit`in en eski esnaflarından olan Arı Duşakabin`in sahibi Adnan Özçelik ve oğlu Ali Orkun Özçelik, Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı`na verdikleri dilekçe ve ifadede doktor İdris Özdemir`in kendilerini dolandırdıklarını ve haksız yere zenginleşip mülk sahibi olduğunu dile getirmişler.
Adnan Özçelik`in oğlu Ali Orkun Özçelik, doktor İdris Özdemir ile eşi Saliha Özdemir ve oğlu Emre Özdemir`in bu olayın içinde olduklarını belirtip cezalandırılmalarını istemiş.
450 bin TL`ye anlaştıkları mülkleri doktor İdris Özdemir`e sattıklarını ama Özdemir`in kendilerine 300 bin TL verdiğini, geri kalan parayı ise vermediğini söyleyen Özçelik`lerin bu şikayeti bakalım nasıl sonuçlanacak!
Ama görünen o ki doktor İdris Özdemir ve ailesinin başı biraz ağrıyacak. Bize öyle geliyor.”

Bu haberin yayınlanmasından 2 gün sonra, Bizim Kocaeli Gazetesi’nde ve www.bizimkocaeli.com internet sitesinde yine şikayetçi İdris Özdemir hakkında, bu kez “Doktor Özdemir Hakkında Korkunç İddialar Devam Ediyor” başlığı ile bir haber daha yapılmış ve  “Doktor İdris Özdemir hakkındaki iddialara bir yenisi daha eklendi” alt başlığı ile yayınlanan bu haberde ise şu ifadelere yer verilmiştir:

 “Soner Bayram, işletmeciliğini yaptığı Simit Cafe`nin mülk sahibi olan İdris Özdemir hakkında dolandırıcılıktan, tehdit ve darp etmeye kadar birçok iddiada bulundu.

Üç yıl Haydar Çekmez isimli bir vatandaşla Soner Bayram Ömer Ağa Mahallesi İnönü Caddesi No:17`de bulunan adreste cafe işletmeciliğine soyundu. Dükkanın masraflarını karşılamak ve tadilatını yaptırmak için 75 bin TL kredi çeken Bayram para yetmeyince ağabeysinden de 40 bin aldı.  Dükkan üzerinde hiçbir kaydı bulunmayan Soner Bayram bir süre sonra dükkanda ki bütün malların bile hacizliği olduğunu iş yaptığı Çekmez`in kendisini dolandırdığını iddia etti. 

YARDIM EDECEĞİNİ SÖYLEDİ
Çekmez artık işleri yürütemeyeceğini söylediği Soner Bayram`a dükkanı kendi üstüne almasını bunun karşılığında piyasaya olan 50 TL borcunu da ödemsini önerdi. Bayram çektiği kredinin ve ağabeysinden aldığı paranın boşa giden bir yatırım olmaması için Çekmez`in bu iddiasını kabul etti. Simit Cafe`yi kendi başına işletmeye çalışan Bayram`a işlerinin kötü olduğu dönemde mal sahibi olan İdris Özdemir yardım edeceğini söyledi.  Dükkanı aylık olarak 3 bin Euro`ya kiraya verdi.

KİRASINI ELDEN ÖDEDİ
Bayram`ın iddialarına göre yaptıkları kira sözleşmesinde 2 bin TL olarak gösterdiğini fakat kendisine güvendiği için bir yıl boyunca elden 3 bin Euro ödediğini iddialarına ekleyerek, “ilk ay 9 bin euro verdim. İdris beye güvendiğim için bir yıl boyunca kiramı elden ödedim ve ne bir tutanak ne bir belge olmadı. Daha sonra ki yıllarda ise kira sözleşmemize 2 bin TL yazdığını ama benden 3 bin euro para aldığı öğrendim.  Üç yılda 5 bin Euro borcum oldu kendisine. İşlerimi toparlamak için çok uğraştım” dedi.  

VERDİ KAÇIRALIM DEDİ
İdris Özdemir` borçlanan Soner Bayram yaşanan bu olaylar sonrası Özdemir`in “kendisine vergi kaçıralım” teklifinde bulunduğunu söyledi ve, “Bana vergi kaçırmayı önerdi ben bunu teklifi kabul etmedim. Daha sonra benim işletmesini yapmak için uğraştığım dükkanımdaki kasaya kendi elamanlarından birini oturtmak istedi. Bunu da kabul etmedim. Sonuçta ortağım değil sadece mal sahibim. Bu olaylardan sonra İdris Özdemir`le aramız bozuldu” şeklinde konuştu.

KIZKARDEŞİMİ DARP ETTİ
İdris Özdemir`in araları bozulduktan sonra dükkandan çıkmasını istediğini belirten Bayram,  ‘Beni her gün bir kuruma şikayet etti. Belediyeye, İSU`ya, SEDAŞ`a şikayet İdris Özdemir, benle birlikte şikayette bulunduğu dükkan Özdemir`in kendi dükkanı. Ödeyemediğim vakitlerde oldu ama kirasını ödediğim halde beni kendine borçlu gösterdi. Eski eşimin evine haciz gitti. Elimde ne var ne yoksa aldılar” derken ayrıca 65 yaşında ki annesine zorla senet imzalattırılmak istendiğini ve kız kardeşinin darp edildiğini iddia etti.  

BİNA ÖZDEMİR`İN CEZA BENİM
Soner Bayram iddialarına şöyle devam etti, “ISU`ya kaçak su kullandığıma dair şikayette bulunan Özdemir aslında kendi binasını şikayet etti. Ama nedense bana 8 milyar ceza yazıldı bina sahibi olan Özdemir`e binada kaçak kullanılan suyla ilgili hiçbir işlem yapılmadı. O bina da Özdemir`in katları var ve orda da kaçak su kullanıyor. ISU`dan suya ceza kesmek için gelenler bile bana “ İdris Özdemir`le uğraşma dedi”. 2010 yılının Aralık ayında icra nedeniyle elimden gidenlerin yanı sıra şuanda tüm bu yaşananlar yüzünden piyasaya 200 bin borcum oldu” .

 

Şikayetçi İdris Özdemir vekili Av. Kunter Gürel, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu şikayet başvurusunda, müvekkili hakkında yapılan bu yayınları öncelikle ifade özgürlüğü açısından irdelemiş ve söz konusu yayınların, AİHM ve Yargıtay’ın belirlediği kıstaslar çerçevesinde değerlendirildiğinde ifade özgürlüğü kapsamı dışında kaldığını ileri sürerek, söz konusu yayınların Basın Meslek İlkeleri’nin

 

–          “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

–           “Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz” şeklindeki beşinci,

 

–          “Soruşturulması gazetecilik olanakları içerisinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

–          “Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu ve

 

–          “Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci,

Maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle, Bizim Kocaeli Gazetesi ve www.bizimkocaeli.com   internet sitesi hakkında, Yüksek Kurul tarafında uygun görülecek yaptırımın uygulanmasını talep etmiştir.

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Bizim Kocaeli Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Cemalettin Öztürk’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 26 Ağustos 2011 tarihinde, 0262 321 37 82 no’lu faksa gönderilmiş, mektubun teslim alındığı bilgisi Zehra Özdemir olarak bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir. Bu konuda ayrıca Genel Sekreterlik tarafından, hem Bizim Kocaeli Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Cemalettin Öztürk hem de Gazetenin imtiyaz sahibi Güngör Aslan ile telefon görüşmeleri yapılmış ve söz konusu şikâyet başvurusu ile ilgili yanıtlarını bir “bilgi notu” çerçevesinde Basın Konseyi’ne iletecekleri sözü alınmışsa da, bu konuda herhangi bir bilgi veya belge tarafımıza ulaştırılmamıştır.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 7 Eylül  2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu köşe yazıları irdelendiğinde, bu köşe yazılarında doğrudan şikâyetçi Dr. İdris Özdemir’in konu alındığı ve şikâyetçinin mesleki –hekimlik- faaliyetinin dışında kalan diğer ticari faaliyetlerinin kamuoyu gündemine taşındığı görülmektedir.

Bu kapsamda, 25.07.2011 tarihli “Doktor İdris Özdemir Hakkında Korkunç İddia” başlıklı yazıda, İdris Özdemir’in bir gayrimenkul alımı yaptığı ancak bu gayrimenkulün bedelini ödemediği için alacaklı tarafından hakkında savcılığa şikâyette bulunulduğu ileri sürülmekte; İdris Özdemir vekili Av. Kunter Gürel ise Basın Konseyi’ne yapmış olduğu başvuruya alacaklı tarafından bu bedelin tahsil edildiğini gösteren banka hesap ekstresini ekleyerek, bu iddianın gerçeği yansıtmadığını ve gayrimenkulün bedelinin ödendiğini ortaya koymaktadır. Yine, 27.07.2011 tarihli “Doktor Özdemir Hakkındaki korkunç İddialar Devam Ediyor” şeklindeki yazıda ise, bu kez şikâyetçinin mülk sahibi olduğu bir gayrimenkulde kiracı olan bir işletmecinin, şikâyetçinin usulsüz ticari faaliyetleri ilgili iddiaları konu alınmaktadır.

Kuşkusuz ki, şikâyetçinin ticari eylem ve işlemlerine ilişkin yaşandığı ileri sürülen bu süreçler ve bunlarla ilgili iddiaların içeriği Basın Konseyi’nin ilgi ve inceleme alanının dışında kalmakta olup; Konseyimiz yönünden önem taşıyan husus, şikâyete konu olan söz konusu yazıların Basın Meslek İlkeleri’ne uygun olup olmadığı ile sınırlı bulunmaktadır.

Şikâyete konu yazıları bu çerçevede ele aldığımızda, her iki yazıda da, şikâyetçi İdris Özdemir’in mesleki faaliyeti olan hekimlik görevinin yerine getirilmesiyle ilişkili bulunmadığı, bunun yerine bu kişinin mesleki faaliyetinin dışında kalan ticari birtakım faaliyetlerinin konu alındığı görülmektedir. Bu açıdan, bu yazılar, hekimlik mesleği gibi kamusal bir mahiyet taşıyan ve kamu sağlığını ilgilendiren bir alanda gerçekleşen suiistimal iddialarını konu almış olsalardı, bu durumda bu iddiaların haber yapılmasında ve kamuoyu gündemine taşınmasında bir “kamu yararı ve kamusal ilgi”den söz edebilmek mümkün olabilecek idi ise de; söz konusu yazıların hekim sıfatı taşıyan şikâyetçinin salt ticari faaliyetlerine ilişkin bulunması nedeniyle, bu iddiaların haber yapılmasında bir kamu yararının bulunduğundan söz edebilmek pek de mümkün değildir.

Diğer yandan, gerek 25.07.2011 gerekse 27.07.2011 tarihli yazılarda, şikâyetçinin ticari faaliyetlerine ilişkin olarak kaleme alınan yazıların ortak bir özelliği de, yalnızca şikayetçi hakkındaki iddialarını gündeme getiren gayrimenkul alacaklısının ve şikayetçinin kiracısı olan işletmecinin görüşlerini tek taraflı olarak yansıtıyor olmasıdır. Oysa Basın Meslek İlkeleri’nin 6. Maddesinde de belirtildiği üzere, gazetecilik etiğinin temel kurallarından biri, bir iddianın haberleştirilmesi öncesinde -olanak içerisinde bulunduğu müddetçe- hakkında iddiada bulunulan karşı tarafında da yanıtının/savunmasının alınması ve yazının haberleştirilmesi sırasında da, bu iddia ve yanıtın mümkün olduğunca eşit ve adil bir yaklaşımla okuyucuya duyurulmasıdır. Buna karşın, somut olayda, bu iddiaların haberleştirilmesi öncesinde ve sırasında, bu iddialar ile ilgili olarak şikâyetçinin görüşünün alınması konusunda bir çaba gösterildiğini ortaya koyan hiçbir veri bulunmadığı gibi, yazıların içeriğinden de böyle bir amacın güdülmediği anlaşılmaktadır.

Nihayet, şikâyet konusu yazılarda özellikle şikayetçi hakkında kullanılan üslup incelendiğinde, sözgelimi 25.07.2011 tarihi yazıda kullanılan “Ama Doktor İdris Özdemir`in bir başka özelliği vardı doktorluğunun yanında. Sürekli olarak kafası ticarete çalışırdı.
Hatta pek çok kişi onun doktorluktan başka her işi yaptığını söylerdi. Özellikle gayrimenkule çok ama çok meraklıydı. Sürekli gayrimenkul alırdı. Hele hele kelepir bir gayrimenkul düştü mü, Doktor İdris Özdemir mutlaka o gayrimenkulü satın alırdı. Ekonomik olarak sıkışanların gayrimenkullerini almak için de büyük çaba harcar İdris Özdemir”
şeklindeki ifadelerle ortaya konulan üslup ve anlatım dilinin,  haber verme amacının tamamen dışında ve doğrudan şikâyetçinin onur, şeref ve saygınlığını rencide etmeyi ve onu kamuoyu nezdinde küçük düşürmeyi hedef alan bir mahiyet taşıdığı tespit edilmektedir ki, bu durumun basının haber verme hakkı kapsamında himaye görmeyeceği aşikârdır.

Tüm bu verilerin ışığında, Bizim Kocaeli Gazetesi ve www.bizimkocaeli.com internet sitesinde 25.07.2011 tarihinde yayınlanan “Doktor İdris Özdemir Hakkında korkunç İddia” ve 27.07.2011 tarihinde yayınlanan “Doktor İdris Özdemir hakkında Korkunç İddialar Devam Ediyor” başlıklı yazılar ile Basın Meslek İlkeleri’nin,

–          “kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

 

–          “Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz” şeklindeki beşinci,

 

–          “Soruşturulması gazetecilik olanakları içerisinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı ve

–          “Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci

 

Maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

Yukarıda arz olunan gerekçeler çerçevesinde, Basın Meslek İlkeleri’nin 4. 5., 6.  ve 12. Maddelerini ihlal eden Bizim Kocaeli Gazetesi ve www.bizimkocaeli.com internet sitesinin “kınanmasına” oybirliği ile karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/34-35)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

Basın Konseyi, Gaziantep Hakimiyet Gazetesi Köşe Yazarı Murat Güreş’in Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Taha Orhan vekili Av. Neşe Ay Benli’nin Gaziantep Hakimiyet Gazetesi köşe yazarı Murat Güreş tarafından müteaddit tarihlerde ( 14.03.2011, 15.03.2011, 01.06.2011, 04.06.2011) kaleme alınan köşe yazılarıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Taha Orhan

                                                       Vekili Av. Neşe Ay Benli

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Murat Güreş

                                                          Gaziantep Hakimiyet Gazetesi Köşe Yazarı

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Taha Orhan ve Taha ORHAN Planlama Müh. İnş. Enerji ve Turizm A.Ş. Vekili Av. Neşe Ay Benli, 10.06.2011 tarihinde Basın Konseyi’ne başvurarak, Gaziantep Hakimiyet Gazetesi köşe yazarı Murat Güreş tarafından kaleme alınan müteaddit köşe yazılarında, dayanaksız bazı usulsüzlük iddiaları ve yakışıksız ithamlarda bulunulmak suretiyle, müvekkilinin kişiliğine, yaşantısına ve mesleki şeref ve haysiyetine saldırıda bulunulduğunu ve bu nedenle söz konusu yazılar ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikayet konusu çok sayıdaki köşe yazıları incelendiğinde, o dönemde Gaziantep’te yayın yapan yerel bir süreli yayın olan Gaziantep Hakimiyet Gazetesi’nin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de üstlenmiş olan köşe yazarının, tüm bu köşe yazılarında spesifik olarak şikayetçi Taha Orhan’ın şahsını hedef aldığı ve köşe yazılarını Taha Orhan’ın mesleki ve kişisel faaliyetleri üzerine inşa ettiği görülmektedir.

Bu köşe yazılarının içeriğine geçmeden önce belirtmek gerekir ki, Basın konseyi Sözleşmesi’nin 12. Maddesi uyarınca, şikayet başvuruları, ancak başvuru öncesindeki 2 aylık süreyi kapsayabilir. Bu nedenle, şikayetçi tarafından başvurusunda yer verilen ve kendisine yönelen haksız birer saldırı niteliğini taşıdığı ileri sürülen köşe yazılarından 18.03.2010, 19.03.2010, 23.03.2010, 21.02.2011 ve 23.02.2011 tarihli köşe yazıları, şikayet tarihinden 2 aydan önceki bir tarihte yayınlandıkları için, bu köşe yazıları tarafımızdan değerlendirme kapsamına alınması mümkün olmamıştır.

Murat Güreş’in değerlendirme kapsamında irdelediğimiz ilk köşe yazısı olan 14.03.2011 tarihli “İte Bak, Yattığı Yere Bak” isimli köşe yazısında şu ifadelere yer verilmiştir. ” Paha Bey; 30 santimetrelik bir cetvelle, kentlerin kaderini belirleyerek kesesini doldurduğunu yazmamdan çok rahatsız olmuş…
Rantı beraber bölüştüğü dostları, “al kızı ver papazı” masa arkadaşları veya ofisindeki yandan tutması ile şahsıma dair derin bir düşmanlık beslediklerini duyuyorum…

Haşmetmeapları; Beni Gaziantep kamuoyuna rencide etmek için hazırladığı tam sayfa reklamları parası karşılığında yayınlatmak üzere, yerel gazetelerdeki dostlarımıza göndermiş.
Ancak sağ olsunlar Paha Efendi’nin yüzüne tükürür gibi cevap vererek “para karşılığında böyle bir reklamı” daha doğrusu şahsiyetsizlik metnini yayınlayamayacaklarını söylemişler.
Paha’nın kirli parasına, sığ aklına, sığıntılığına alet olmamışlar.
Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum…

Kafası, çuvalla beleş para kazanmaktan başka bir işe çalışmayan bu akıl fukarası, medyayı satın alacağını zannetmiş. Adam ulusal salak olduğu için benim meslektaşlarımın (bazı müsveddeler hariç) haramiyi izinden, şahsiyetsizi gözünden tanıdığını hesaba katamamış…

Adam medyayı, Kıbrıs’taki masalarda bıraktığı pas parasıyla satın alacağını düşünebilecek kadar cahil, ne oldum delisi, sonradan görme olduğundan ne yapacağını bilemez hale gelmiş.
Bunun adı resmen itlik…
Neden mi?
Bizde gösterişli çapsızlara “ite bak yattığı yere bak” derler.
Olmadı mı, “İtin aklı eksiği, baklavadan pay umarmış” derler.
Dahası mı, “İtin boynuna para asmışlar hoş geldin it efendi demişler” derler.
Yetmedi mi, “Uyuz itte, azılı diş ne arar (kibarlaştırdım)” derler…
Başka mı, “İt bizim it, çulu değişmiş” derler…

“İtle dalaşacağına, çalıyı dolan” yok dedim.
Akılsız iti, yol kocatır Paha Efendi…

Kaderini kendisi belirleyemeyen asla özgür olamaz.
“Garip itin kuyruğu, bacağının arasında gerek”tir.
Aslolan ahlaktır, erdemdir…
“İt kağnının gölgesine yatmış, ne büyük gölgem var demiş” bilir misin?
Paha kardeş:
Bak; para, paha, pey gelir geçer…
Adam olursan sana “peh” derler…
Atalarımız ne demiş:
“Ağır taşla batman döverler,
Hafif taşla kıç silerler…”
Daha ben sana ne söyleyeyim Paha…”

 

Bu yazı, ele alındığında köşe yazarı Murat Güreş ile yazının hedef aldığı kişi olan şikayetçi Taha Orhan arasında geçmişten gelen ve köşe yazıları yoluyla sürdürülen bir husumetin bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Nitekim Taha Orhan, bu geçmişteki köşe yazılarına karşı da yasal yollara başvurmuş ancak yukarıda metni verilen ve tamamen kendi kişiliğini hedef alan 14.03.2011 tarihli yukarıdaki yazının hemen ardından ise, bu kez 15.03.2011 tarihinde gazetelerde tam sayfa ilanlar vererek, bu yazılara karşı kendini savunma ihtiyacı hissetmiştir. Bu ilanların yayınlanmasından sonra Murat Güreş’in köşe yazılarını daha artan bir sıklıkla Taha Orhan’a ayırdığı ve durumun giderek daha yakışıksız bir hal aldığı görülmektedir.

Bu kapsamda, Murat Güreş’in sözgelimi 15.03.2011 tarihli “Acınacak Adamlar” başlıklı köşe yazısında doğrudan Taha Orhan’ı hedef alarak, “Ulan Paha sen neymişsin! Sana “hafifsin” dedim ama harbiden Antep tabiriyle hakikaten yuhanın tekiymişsin” şeklinde başlayan ve aynı minvalde devam eden ifadeler kullandığı, ardından 01.06.2011 tarihli “Taharri” başlıklı yazısında ise yine Taha Orhan’ı kastetmek suretiyle, ” Adını anmaktan bile artık imtina ettiğim, kolay yoldan elde ettiği serveti ile beni bitirmeyi kafasına koyduğunu sağda-solda anlatan o zavallıya düzdüğüm methiyeyi (!) bir kez daha, hemde taksitini daha bitiremediğim yemek masasında okudum….. Sonra sokakta görsem tanımayacağım bu herifin o esnada ne yaptığını düşündüm. Acaba o sırada kendisi Dikmen’de 17. kattaki ofisinde mi idi. Yoksa bitişiğindeki önemli komşusuna aldığı ama 29.999 lirasını ödemediği mobilyalar nedeniyle, kapısına gelecek haciz kâğıdını mı bekliyordu…..”  şeklinde ifadeler kullandığı tespit edilmektedir. Murat Güreş’in Taha Orhan’a yönelttiği alaycı ifadeler,  04.06.2011köşe yazısının tamamında da benzer şekilde yer almış bulunmaktadır.

Şikayetçi Taha Orhan vekili Av. Neşe Ay Benli,  yukarıda örnekleri verilen tüm bu köşe yazılarında doğrudan müvekkilinin kişiliğini ve mesleki itibar ve haysiyetini hedef alan bu  ifadeler ile, müvekkiline yakışıksız takma isimler takıldığını, müvekkili hakkında öne sürülen yersiz ve asılsız rüşvet ve usulsüzlük iddialarının neredeyse her yazıda tekrarlandığı, köşe yazılarında doğrudan müvekkiline hitap edildiğini ve son derece düşük ve seviyesiz bir üslup kullanıldığı gerekçeleriyle, söz konusu köşe yazıları ile Basın Meslek İlkeleri’nin;

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

 

“Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu yapılamaz” şeklindeki beşinci,

 

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

 

“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu,

 

“Gazeteci kaynaklarının gizliliğini korur. Kaynağın kamuoyunu kişisel, siyasal, ekonomik vb. nedenlerle yanıltmayı amaçladığı haller bunun dışındadır” şeklindeki on birinci,

 

“Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci ve

“Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı

Maddelerini ihlal edildiğini ileri sürerek, köşe yazarı Murat güreş hakkında “kınama” kararı verilmesi talebinde bulunmuştur.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Hakimiyet Gazetesi Köşe Yazarı Murat Güreş’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 22 Haziran 2011 tarihinde, 0342 323 63 81 No’lu faksa gönderilmiş, mektubun teslim alındığı bilgisi Zahide Yalçın olarak bildirilmiştir. Daha sonra, Basın Konseyi’ni arayarak, kendisi hakkındaki şikayetle ilgili ayrıntılı yanıtlarını sunmak için süre isteyen Murat Güreş, önce e-posta yoluyla yanıtlarını gönderdiğini ileri sürmüş ancak bu yanıtların elimize ulaşmaması üzerine yanıtlarını kargoyla göndermesi yönündeki talebimizi kabul etmiş olmasına ve yerine getirilmiş olduğunu ileri sürmesine karşın, bu yanıtlar bir türlü Genel sekreterliğimize ulaşmamıştır. Bu nedenle,  Yüksek Kurul Toplantısının aciliyeti de göz önüne alınarak, söz konusu yanıtların daha fazla beklenmeden, Genel Sekreterlik görüşü oluşturulmuştur.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 3 Ağustos 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu köşe yazıları bir bütün olarak ele alındığında, Gaziantep Hakimiyet Gazetesi köşe yazarı Murat Güreş’in – değerlendirmeye alınan – tüm köşe yazılarında, şikayetçi Taha Orhan’ın gerek kişiliğini gerekse usulsüz girişimlerde bulunduğunu ileri sürdüğü mesleki faaliyetlerini konu aldığı görülmektedir. Bu niteliği ile mevcut köşe yazıları, Murat Güreş ile Taha Orhan arasında geçmişe dayanan ve kaynağı bilinmeyen kişisel bir husumetin var olduğu izlenimini yaratmakta ve bu husumetin Murat Güreş tarafından köşe yazıları üzerinde yürütüldüğü şeklinde bir algının oluşması sonucunu ortaya çıkarmaktadır.

 

Bu algıdan bağımsız olarak, Murat Güreş tarafından Gaziantep Hâkimiyet Gazetesi’nde yayınlanan bu köşe yazılarını, haber verme hakkı açısından değerlendirdiğimizde ise, haber verme hakkının sınırlarının tespit edilmesine ilişkin olarak benimsenen ve Basın Konseyi Yüksek Kurulu kararlarında sürekli yinelenen (kamu yararı ve kamusal ilgi – gerçeklik – güncellik – konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık şeklindeki) evrensel ölçütlerinin, şikâyete konu somut köşe yazılarında hiçbir şekilde sağlanmamış olduğu tespit edilebilir.

Gerçekten, Murat Güreş’in şikâyete konu köşe yazıları irdelendiğinde, bu yazılarda, kamuoyunun bilgilenme hakkının yerine getirilmesini sağlamaya yönelik bir haber verme maksadından ziyade, bizzat muhatap aldığı ve hitapta bulunduğu şikayetçi Taha Orhan’ın gerek kişiliğine herekse mesleki girişimlerine yönelik alaylı bir üslup kullanarak, muhatabını aşağılama maksadı çerçevesinde hareket ettiği görülmektedir. Benzer şekilde, Taha Orhan’ın mesleki faaliyetlerine yönelik iddialar, hiçbir şekilde bir bilgi ve belgeye dayanılarak hazırlanmamış ve iddialar yöneltilen kişiye bu iddialara karşı diyecekleri sorulmamış, kendisini ifade etme imkânı tanınmamıştır.

Tüm bu verilerin ışığında, Gaziantep Hakimiyet Gazetesi köşe yazarı Murat Güreş tarafından kaleme alınan köşe yazılarının, Basın Meslek İlkeleri’nin,

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez.” şeklindeki onuncu,

“Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci maddelerini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

Yukarıda arz ve izah olunan gerekçeler karşısında, Basın Meslek İlkeleri’nin dördüncü, altıncı, onuncu ve on ikinci maddelerini ihlal eden Gaziantep Hakimiyet Gazetesi yazarı Murat Güreş’in “kınanmasına” oybirliğiyle karar verilmiştir.

 

 

(Karar No: 2011/30)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi, Haber Türk Gazetesi Köşe Yazarı Güntay Şimşek’in Kınanmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Azerbaycan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği’nin Haber Türk Gazetesi köşe yazarı Güntay Şimşek tarafından kaleme alınan, 15.06.2011 tarihli “Tek millet iki devlet ve İngiliz hukuku” ve 16.06.2011 tarihli “Azeri görünümlü İngilizler” başlıklı köşe yazılarıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Azerbaycan Cumhuriyeti

                                                 Ankara Büyükelçiliği

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Güntay Şimşek

                                                 Haber Türk Gazetesi Köşe Yazarı

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Azerbaycan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği, 23.06.2011 tarihinde Basın Konseyi’ne başvurarak, Haber Türk Gazetesi köşe yazarı Güntay Şimşek’in,  Haber Türk Gazetesi’nin 15.06.2011 tarihli nüshasında yer alan “Tek millet iki devlet ve İngiliz hukuku” ve yine aynı gazetenin 16.06.2011 tarihli nüshasında yayınlanan “Azeri görünümlü İngilizler” başlıklı köşe yazılarının, Azerbaycan halkına ve yönetimine karşı eleştiri sınırlarını aşan, küçük düşüren, aşağılayan, apaçık hakaret ve iftira niteliği taşıyan yazılar olduğunu ve bu nedenle söz konusu yazılar ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu köşe yazıları incelendiğinde, ilk olarak 15.06.2011 tarihli “Tek millet iki devlet ve İngiliz hukuku” başlıklı köşe yazısında, Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi (SOCAR) Başkanı Rövneg Abdullayev’in Nabucco projesi ile ilgili değerlendirmelerinin eleştirildiği görülmektedir. Güntay Şimşek, bu projeye destek vermek niyetinde olmadığını söyleyen SOCAR başkanını bu açıklaması ile ilgili olarak, “Çok iyi yapmış, Taze ülkenin bürokratı ancak İngiliz kafasıyla konuşur” ifadelerini kullanmıştır. Yazının devamında ise, “Nabucco’ya destek vermeyen SOCAR Başkanı, Türkiye ve Azerbaycan arasında 29 Nisan tarihinde planlanan transit gaz anlaşmasının imzalanamamasını çok güzel izah etmiş. Ben daha önce, “Azerbaycan, İngilizlerin kucağına oturmuş” demiştim, kızmışlardı. Gerekçesi şu: “Anlaşma metni Türk hukukuna göre mi yoksa İngiliz hukukuna göre mi olacak?” bu konuda anlaşılamamış. Daha doğrusu Azeri kardeşlerimiz İngilizlerin arkadan bastırmalarıyla Türk hukukunu kabul etmemişler. “Tek millet, iki devlet” ama arada İngiliz hukuku olsun istemişler. Azeri hukuku deseler anlayacağım da neden bu kadar İngiliz sevgisi? Petrol ve doğal gazdan başka ne verdiniz İngilizlere?” şeklindeki ifadelerde bulunmuştur.

Güntay Şimşek’in 16.06.2011 tarihinde yayınlanan “Azeri görünümlü İngilizler” başlıklı yazısında ise, kendisinin petrol ve doğal gaz boru hatlarına ilişkin önceki yazılarına Azeri kardeşlerimizden tepkiler geldiğini, fakat kendisinin Azerbaycan Devleti’ne hükmeden şahsiyetlerin, Hazar Bölgesi enerji havzaları üzerinde yaptıklarını gördüğünden, kem sözleri Azeri halkına değil, onlara (Azerbaycan Devleti’ne hükmeden şahsiyetlere) yazdığını, çünkü Azerbaycan’daki totaliter yapının, enerji rezervlerinin kime neler karşılığında ve neden verildiğini sorgulamaya izin vermediğini, Azerilerin de bu konuları tartışamadığını ifade etmiştir. Yazının devamında ise şu ifadelere yer verilmiştir. “Azerbaycan Devleti, petrol ve gaz kaynaklarını yöneten operatör şirketleri oluşturan yabancıların kontrolüne girmiş durumda. Onlardan habersiz bir şey yapmıyor, yapamıyor veya yapma ihtimali olduğunda da işine gelmiyorsa toplu onlara atıyor. Türkiye-Azerbaycan arasında imzalanma aşamasına geldiği halde Azerbaycan tarafının İngiliz hukukunu bahane ederek masadan kalktığı transit gaz anlaşması bunlardan biridir. Bitmiyor ki…Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Hattı’nda (BTC) Türkiye’nin uğradığı zararları gidermek istemeyen Azerbaycan, İngilizleri öne sürüyor. Ya da gerçekten her şeyi onlara teslim etmiş durumdalar. Aslında bunu kendileri de itiraf ediyor, ama British Petrol (BP) gibi firmaların arkasına sığınarak yapıyorlar. Bu durumda Türkiye’de BP’nin Türk hukukuna göre nasıl rahat çalıştığının sorgulanması gerekmez mi?”…

Aynı köşe yazısının “Totaliter rejime tek boru yakışır” alt başlıklı ikinci bölümünde ise özetle şu ifadelere yer verilmiştir: “Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi SOCAR’ın Başkanı Rövneg Abdullayev, 29 Nisan tarihinde planlanan transit gaz anlaşmasının imzalanmama gerekçesinin “anlaşma metninin” Türk hukukuna göre mi, yoksa İngiliz hukukuna göre mi olacağı tartışmasından kaynaklandığını bizzat açıklamıştı. Ben de bu konuyu ele alıp eleştirimi yapınca bir Azeri yetkili aradı, konuştuk. İngiliz hukukunu Azerbaycan’daki operatör şirketlerin istediğini söyledi. Çünkü Türk hukukunu bilmiyorlarmış. Dün yazdıklarımı bir nevi teyit etti. Böyle olduğunu bildiğimden “İngilizlere bu teslimiyet niye?” diye sordum…İyi de BP veya İngilizlerin oyununa neden gelelim? Azeriler, yıllardır Türkiye’de iş yapan BP yetkililerinin Türk hukukunu bilmediğine nasıl inanıyor? BP’nin operatörü olduğu BTC, Türkiye’den geçmiyor mu? O halde, Nabucco Doğalgaz Boru Hattı’na Azerbaycan’ın destek vermeme gerekçesi İngiliz kuklalığıdır. İngilizler (BP), Norveçliler (Statoil) ve diğer ortaklar Azerbaycan’ın enerji kaynakları üzerinde karar alıyor, Abdullayev’i de maşa olarak kullanıyorlar. Özeti bu…

Ayrıca Türkiye’nin de gelişmeler ışığında Nabucco’ya asılması anlamlı değil. Çünkü Avrupa nükleer santralleri kapatmaya başladığı an elektriği neden üretecek? En fazla ihtiyaç duyacağı kaynak doğalgaz. Bu durumda onlar alternatif gaz ve boru hattı için uğraşmak zorunda.

İngiliz gölgesine sığınmış Azeri yetkililer de ellerindeki gazın, petrolün piyasa şartlarında değerini bulabilmesi, tüketim noktalarına ulaşabilmesi için Nabucco gibi alternatif boru hatlarına ihtiyaçları var. Boru hatları yarın Azerbaycan’ın ve diğer ülkelerin özgürlüğü anlamına da gelecektir. Eğer Azeriler totaliter bir rejimle devam edeceklerse, siyaset gibi boru hatlarını da çeşitlendirmelerinin bir anlamı yok.”

 

Şikayetçi Azerbaycan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği, bu ifadelerin Azerbaycan halkına ve yönetimine karşı eleştiri sınırlarını aşan, küçük düşüren, aşağılayan, apaçık hakaret ve iftira niteliğini taşıdığı gerekçesiyle, söz konusu köşe yazıları ile Basın Meslek İlkeleri’nin;

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

Maddelerini ihlal edildiğini ileri sürerek, bu köşe yazıları hakkında gerekli yaptırımın uygulanması başvurusunda bulunmuştur.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Haber Türk Gazetesi Köşe Yazarı Güntay Şimşek’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 22 Temmuz 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Halil Batmaz olarak bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 3 Ağustos 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyete konu köşe yazıları irdelendiğinde, bu her iki köşe yazısında da, esas itibarıyla, Azerbaycan devletinin özellikle petrol ve doğal gaz boru hatlarına ilişkin olarak yürüttüğü politikaların eleştirildiği görülmektedir.

Bu bağlamda, Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi (SOCAR) Başkanı Rövneg Abdullayev’in Türkiye’nin de dâhil olduğu bir uluslar arası proje olan Nabucco projesine destek vermeyecekleri şeklindeki beyanları eleştirilerek, Azerbaycan devletinin enerji politikaları konusunda bağımsız bir devlet gibi değil, aksine İngiltere’ye bağımlı bir devlet gibi hareket ettiği ileri sürülmektedir. Azerbaycan hükümetinin yürüttüğü bu politikalarla yabancı bir devlet olan İngiltere’nin güdümünde hareket ettiğini ileri süren yazar, bu iddialarına kaynak olarak ise, 29 Nisan tarihinde imzalanması gereken transit gaz anlaşmasının, bu anlaşmada Türk hukukunun mu yoksa İngiliz hukukunun mu uygulanacağı noktasında bir uzlaşma sağlanamaması nedeniyle imzalanamamış olmasını göstermektedir.

Her iki köşe yazısında kullanılan ifadeleri, Basın Meslek İlkeleri yönünden ele aldığımızda, gazetecinin haber verme hakkının ile haberde eleştirilen gerçek ve tüzel kişilerin kişilik hakları ve kurumsal itibarlarının bir denge çerçevesinde korunması açısından, bu konuda belirlenmiş olan evrensel standartlara/ölçütlere uyulup uyulmadığının belirlenmesi gerekir.

Bu standartlardan/ölçütlerden ilki, basın araçları tarafından açıklanan olayın, kişilere zarar verse dahi bir haber niteliği taşıması ya da daha açık bir deyişle, bu olayın kamuoyuna duyurulmasında bir „kamu yararı ve kamusal ilgi“nin bulunmasıdır. Diğer bir ölçüt ise bu haberin ilgili yayının, haberdeki olayların gerçekleştiği dönemde yapılması gerekliliğini ifade eden „güncellik“ ölçütüdür. Bir diğer ölçüt ise, haberde yeralan bilgilerin ve açıklamaların „gerçeğe uygunluğu“dur. Ancak Yargıtay uygulamasında da (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 21.03.1980 ve 1302/3719 sayılı temel içtihadı) benimsendiği üzere, burada aranan husus mutlak bir gerçeklik değil, ancak görünüşte gerçekliktir. Diğer bir ifadeyle, yapılan haberin gerçekliği, yayının yapıldığı sırada olayın beliriş şekline uygunluk anlamına gelmektedir. Nihayet, haber verme/eleştirme hakkı ile kişilik hakkı arasındaki sınırın belirlenmesinde yararlanılan son ölçüt ise, yapılan „haberin konusu ile o haberde kullanılan ifade biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın bulunması“dır (Bkz. Çetin ÖZEK, Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına, Alfa Yayınları, 1999, İstanbul, s. 265).

Somut olayda yayınlanan her iki köşe yazısını, bu unsurlar açısından ele aldığımızda,  „kamu yararı ve kamusal ilgi, „güncellik“ ve „görünüşte gerçeklik“ kriterlerini taşıdığı konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. Bununla birlikte, bu köşe yazılarının „konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık„ diğer bir ifadeyle haberin veriliş biçimi açısından sorunlu olduğunu ifade etmek gerekir. Gerçekten, kuşkusuz ki, bir ekonomi ve/veya dış politika yazarının, Türkiye’nin uluslararası menfaatlerini çok yakından ilgilendiren petrol ve doğal gaz anlaşamaları gibi bir konuda azerbaycan devletinin izlediği politikalara katılmamak ve bu politikaları eleştirmek hakkı vardır. Ancak, bu eleştiriyi yaparken, kullanmış olduğı „Azerbaycan, İngilizlerin kucağına oturmuş“, „Azeri kardeşlerimiz İngilizlerin arkadan bastırmalarıyla Türk hukukunu kabul etmemişler” Nabucco Doğalgaz Boru Hattı’na Azerbaycan’ın destek vermeme gerekçesi İngiliz kuklalığıdır”, İngilizler (BP), Norveçliler (Statoil) ve diğer ortaklar Azerbaycan’ın enerji kaynakları üzerinde karar alıyor, Abdullayev’i de maşa olarak kullanıyorlar” benzeri ifadeler açık bir şekilde hedef aldığı Azerbaycan devletinin manevi şahsiyetini tahkir eden, aşağılayan ve onu adeta İngiltere’nin bir sömürgesi gibi gösteren ifadelerdir. Bu itibarla,  bu köşe yazılarının konusu ile, köşe yazılarında kullanılan ifadeler arasında doğrudan bir bağlılık/zorunluluk ilişkisi bulunmadığı gibi, bu ifadeler, muhatap aldığı tüzel kişiliği doğrudan aşağılamaya ve küçük düşürmeye yönelik olduğu için, haber verme hakkı kapsamında himaye görmesi de beklenemez. Kaldı ki, bu köşe yazılarında yer alan iddialar haberleştirilirken, muhatap Azerbaycan devletinin Türkiye’deki yasal temsilcilerinden hiçbir şekilde bilgi ve görüş alınmamış ve bu iddialara karşı onların vereceklerin yanıtların araştırılması ve sonrasında kamuoyu ile paylaşılması gibi bir yola gidilmemiştir.

Bu nedenle, söz konusu köşe yazıları ile. Basın Meslek İlkeleri’nin;

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı maddelerinin ihlal edildiği kanaatine ulaşılmıştır.

 

Yukarıda arz olunan gerekçeler çerçevesinde, Basın Meslek İlkeleri’nin 4. ve 6. Maddelerini ihlal eden Haber Türk Gazetesi köşe yazarı Güntay Şimşek’in  “kınanmasına” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/29)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi, Yeni Şafak Gazetesi, Yeni Şafak Gazetesi Yazarları Yusuf Kaplan Ve Orhan Turan’ın Uyarılmalarına Karar Verdi.

 

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Yeni Şafak Gazetesi’nde; 31 Aralık 2010 tarihinde, “Muhteşem Rezalet”, 2 Ocak 2011 tarihinde, “Yüzyıllık rezalete ‘muhteşem’ tepki” başlıkları ve Orhan Turan imzasıyla, 10 Ocak 2011 tarihinde “Muhteşem intihar” başlığı ve Yusuf Kaplan imzasıyla yayımlanan yazılarla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                      : Yusuf Timur Savcı adına vekili

Av. Hilal Ülker Çahantimur

ŞİKÂYET

EDİLENLER                     : 1) Yusuf Kaplan

                                                    Yeni Şafak Gazetesi Köşe Yazarı

                                               2)  Orhan Turan

Yeni Şafak Gazetesi Yazarı

          3) Yeni Şafak Gazetesi

ŞİKÂYET KONUSU         : Muhteşem Yüzyıl adlı televizyon dizisinin yapımcısı Yusuf Timur Savcı adına vekili Av. Hilal Ülker Çahantimur, Yeni Şafak Gazetesi’nde 31.12.2010 tarihinde “Muhteşem Rezalet” ve 02.01.2011 tarihinde “Yüzyıllık rezalete ‘muhteşem’ tepki” başlıklarıyla ve Orhan Turan imzasıyla yayınlanan haberler ile yine Yeni Şafak Gazetesinde 10.01.2011 tarihinde yayınlanan Yusuf Kaplan’ın “Muhteşem İntihar” başlıklı köşe yazısının Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürerek şikâyet başvurusunda bulunmuştur.

Muhteşem Rezalet başlıklı haberde “Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatını ekranlara taşımaya hazırlanan Muhteşem Yüzyıl dizisinin fragmanları izleyiciden ve tarihçilerden büyük tepki gördü. Kanuni’nin içki içtiği, harem hayatını cinsellikten ibaret gösteren dizi çarpık bilgilerle dolu.” ifadeleriyle başlayan haberde Muhteşem Yüzyıl dizisine yönelik eleştiriler dile getirilmiş ve dizinin Osmanlı Devleti’ni kendi zihinlerinde oluşturdukları ‘harem’den ibaret sananların çarpık tarih anlayışını bir kez daha gözler önüne” serdiği belirtilmiştir. Dizinin Kanuni’yi kadın düşkünü olarak gösterdiği ileri sürülen haberde, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Sinema Direktörü Yusuf Kaplan’ın, dizinin daha önce kendilerine destek almak amacıyla başvurduğunu ancak “rezalet” nedeniyle bu talebi kabul etmediklerini dile getirdiği belirtilmiş ve. Kaplan’a atfen “Bu senaryoyu yazanlar sömürge kafalı, Recep İvedik zihniyetli adamlardan başkası değil” ifadelerine yer verilmiştir. “Gay sahnesi biler var” alt başlığı kullanılan haberde, Kanuni kitabının yazarı Tarihçi Okay Tiryakioğlu’nun, “Gay sahnesi bile var dizide böyle saçmalık olmaz. Kanuni asla içki içmiyordu. Bu koca yalan. Ömrünü Allah için adamış bir kişidir Kanuni… ” ifadelerine yer verilmiştir. Haberde dizinin yapımcılığını Timur Savcı’nın üstlendiği de belirtilmiştir.

“Yüzyıllık rezalete ‘muhteşem’ tepki” başlıklı haber şu ifadelerle başlamaktadır; “Kanuni Sultan Süleyman’ı ‘kadın düşkünü’, saray haremini de ‘cariye yuvası’ olarak yansıtan ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisine tepki yağıyor. Show TV’de başlayacak dizi için yapımcıları e-mail bombardımanına tutan izleyiciler, sosyal paylaşım sitelerinde “Muhteşem Rezalet” kampanyası başlattı.”. “Tartışmalı” dizinin reyting kaygısıyla cinselliğe boğulan ve tarihi gerçeklerden uzaklaştırılan senaryosunun, şikâyet konusu haberin yayınlanmasından bir gün önce Yeni Şafak’ta gündeme getirilmesinin ardından sosyal paylaşım sitelerinden protesto seslerinin yükselmeye başladığı belirtilen haberde bazı tarihçilerin eleştirilerine yer verilmiş ve şu ifadeler kullanılmıştır; “En sert tepki ise Yazar Yusuf Kaplan’dan geldi. Aynı zamanda İstanbul Kültür Başkenti Ajansı’nın Sinema Direktörü olan Kaplan, “Kültürden yoksun cahil insanların işi” diyerek sert eleştirilerde bulundu.” Diziyi protesto etmek isteyen internet kullanıcılarının Facebook’ta “Muhteşem Yüzyıl Adlı Rezalet Diziyi Protesto Ediyoruz!” grubu oluşturduğu ve gruba ilk günde yazılan yorum sayısının bini bulduğu iddia edilen haberde, dizinin yapımcılığını Timur Savcı’nın üslendiğine yer verilmiş ve aşağıdaki okuyucu yorumları yayınlanmıştır.

Büşra Bulut: “Elimizde sadece tertemiz ve şanlı tarihimiz kalmıştı.. Bi ona dokunamamışlardı Bu güne kadar ama maalesef görüyoruz ki ecdadımızı da kirletmeye çalışıyolar…

Çağrı Aygül: “Şerefli tarihîmizi 6 asır devam ettirdik bunlar 50 bölümde kirletememeli.!!”

İhsan Alkan: “Haremlik selamlık dizisi çekeceğinize bir İstanbul’un fethi filmini çekin. Dünya tarih ezberlesin 29 Mayıs 1453”

Sinan Gürbüz: “Bütün benliğimle kınıyorum bunu tek şekilde protesto edebiliriz izlemeyerek ve izletmeyerek reytingi düşük olduğu yalan olur saygılarımla”

Yusuf Kaplan “Muhteşem intihar!” başlıklı köşe yazısında öncelikle tarihe ilişkin çeşitli görüşlerine yer vermiş ve Osmanlı Döneminde Muhteşem Yüzyıl olarak adlandırılan dönemin önemine dikkat çekmiştir. Yazar “bizim metamorfoz yemiş, sömürgeleşmiş, köleleşmiş, zihni iğdiş edilmiş, ruhu körleşmiş bir toplumun şuursuz, marazî, eyyamcı, sadece parayı kutsayan zavallı bireyleri gibi hareket ettiğimizi gözler önüne seren, Bakî gibi bir büyük şairle oturup kalkan, Ebussuud Efendi gibi 90 değişik lale türü icat eden, 20 küsur ciltlik tefsir yazan büyük bir âlimin iki dudağı arasında çıkan ulvî sözlerle hayatını şekillendiren, hayatını gaza ve savaş meydanlarında geçiren, Şeyh Gülşenî Hazretlerinin dizinin dibinde nefsini terbiye eden Kanuni kalibresinde bir ilim, irfan ve hikmet erini, yolcusunu, hedonist, kadın düşkünü, eyyamcı bir kişi olarak resmeden her bakımdan rezalet, şuursuzluk, ruhsuzluk ve vicdansızlık âbidesi bir diziye imza atmamız, dünyanın tam da ortaya koyduğumuz bu medeniyet tasavvuruna en fazla ihtiyaç duyduğu bir zaman diliminde bizim kendi kendimize intihar etmemizden başka ne anlam ifade ediyor olabilir ki!” ifadelerini kullanmıştır. Yazar ayrıca “..bizim medeniyet fikrimizi, ruhumuzu ve iddialarımızı ayaklar altına alarak bizi tastamam toplu intihara sürükleyen böylesine aşağılık bir projeye imza atan herkesi şiddetle kınıyorum. Dışarıya da satılacak şekilde tonla para kazanmak amacıyla çekildiği her halinden belli olan bu dizi için ruhunu satan, şuurunu yitiren bu kişileri vicdana ve insafa davet ediyorum.” İfadelerine sade yer vermiştir.

 

Yusuf Timur Savcı vekili başvurusunda, Muhteşem Rezalet başlıklı haberde İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Sinema Direktörü Yusuf Kaplan’a atfen verilen, dizsinin destek için ajansa başvurduğu ancak “rezalet” yüzünden reddedildiği bilgisinin gerçekleri yansıtmadığını ileri sürmüştür. Dizi için böyle bir başvuru yapılmadığını belirten Yusuf Timur Savcı vekili bu konuda kendilerine soru sorulmadan, tek yanlı haber yapıldığını ileri sürmüştür. Ayrıca Yeni Şafak Gazetesi Yazarı ve İstanbul 2010 Kültür başkenti Ajansı sinema direktörü Yusuf Kaplan’ın “bu senaryoyu yazanlar sömürge kafalı, Recep İvedik zihniyetli adamlardan başkası değil” ifadelerinin de müvekkilinin kişilik haklarına saldırı olduğunu belirten şikayetçi vekili, dizinin tarihi saptıracak nitelikte olduğu, içeriğinde gay sahnesinin dahi bulunduğu iddialarının da gerçeği yansıtmadığını belirtmektedir. Yeni Şafak Gazetesi tarafından bir linç kampanyası başlatıldığını ve bunun da “Yüzyıllık rezalete ‘muhteşem’ tepki” başlıklı haberde de açıkça belirtildiğini ve bu sebeple müvekkilinin tehdit dahi aldığını iddia eden şikâyetçi vekili, Yusuf Kaplan tarafından kaleme alınan köşe yazısındaki çeşitli ifadelerin (Dışarıya da satılacak şekilde tonla para kazanmak amacıyla çekildiği her halinden belli olan bu dizi için ruhunu satan, şuurunu yitiren bu kişileri…), Yusuf Timur Savcı’nın kişilik haklarını zedeler nitelikte olduğunu belirterek Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

 

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı ve

 

“Şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır” şeklindeki on üçüncü maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürerek gerekli işlemin yapılmasını istemiştir.

 

ŞİKÂYET EDİLENLERİN YANITI: Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Ziya Cömert ve Yazarları Yusuf Kaplan ile Orhan Turan’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 4 Şubat 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, Harun Konuk’un mektupları teslim aldığı kargo şirketi tarafından bildirilmişse de taraflardan herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 16 Mart 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu yayınlardan ikisinin toplumu objektif biçimde bilgilendirmeyi amaçlayan haberler olarak kaleme alındığı, diğerinin ise bir gazetecinin görüşlerini paylaştığı bir köşe yazısı niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Şikâyet konusu yayınlar, şikâyetçi Yusuf Timur Savcı’nın yapımcısı olduğu ve kamuoyunda büyük ilgi uyandıran bir diziye ilişkindir.

 

Şikâyetçi vekili 31.12.2010 tarihli yayında yer alan ifadelerin gerçekleri yansıtmadığını ve kendilerinden bu konuda görüş alınmadığını belirtmektedir. Şikâyet konusu yayında İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’na başvuru yapıldığı ancak dizinin “rezalet” olarak nitelendirilerek geri çevrildiği, gay sahnesinin bulunduğu gibi iddialara yer verilmiştir. Haberde Yusuf Timur Savcı’nın ismi de dizinin yapımcısı olarak yer almaktadır. Haberde elde edilen bilgi konusunda Yusuf Timur Savcı veya Muhteşem Yüzyıl dizisinin yapımında görev alan herhangi birine haberin doğrulatıldığını gösteren hiçbir emare yoktur. Ayrıca dizide gay sahnesi de bulunmamaktadır. Bu nedenle, söz konusu haber ile Basın Meslek İlkeleri’nin “Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz”  altıncı ve “Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci maddeleri ihlal edilmiştir.

 

Bunun yanında, Yusuf Kaplan tarafından kaleme alınan köşe yazısında yer alan bazı ifadelerin ve özellikle de “Dışarıya da satılacak şekilde tonla para kazanmak amacıyla çekildiği her halinden belli olan bu dizi için ruhunu satan, şuurunu yitiren bu kişileri…” şeklindeki ifadenin de eleştiri sınırlarını aştığı kanaatine varılmıştır. Bu suretle Basın Meslek İlkeleri’nin “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü maddesi ihlal edilmiştir.

 

Yukarda açıklanan sebeplerle Basın Meslek İlkeleri’nin altıncı ve on ikinci maddelerini ihlal eden Orhan Turan ile Yeni Şafak Gazetesi’nin ve dördüncü maddesini ihlal eden Yusuf Kaplan’ın “uyarılmalarına” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/84-85-86)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi, Sözcü Gazetesi Yazarı Mehmet Türker Hakkındaki Şikâyetin Yersizliğine Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Sözcü Gazetesi’nde, 14 Haziran 2011 tarihinde Mehmet Türker imzasıyla yayınlanan yazıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Yavuz Değirmenci

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Mehmet Türker  

                                                 (Sözcü Gazetesi Köşe Yazarı)

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Şikayetçi Yavuz Değirmenci, Basın Konseyi’ne elektronik posta yoluyla yaptığı şikayet başvurusunda 14.06.2011 tarihli Sözcü Gazetesi’nde Mehmet Türker imzasıyla yayınlanan köşe yazısında alenen tahkir ve küfür içeren bir bölüm olduğunu ve bu durumun Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikayet konusu köşe yazısı, 14.06.2011 tarihli Sözcü Gazetesinin 4. Sayfasında yayınlanmış olup, şikayetçi bu köşe yazısının özellikle başlığına ve içeriğinde geçen bir bölüme dikkat çekmektedir. 12 Haziran Genel Seçimlerinin hemen ardından, seçim sonuçlarına ilişkin olarak köşe yazarının eleştirel yaklaşımlarını içeren bu yazı “Deveyi diken” başlığını taşımaktadır. Köşe yazısının içeriğinde ise, yazar mevcut seçim sonuçlarına ilişkin değerlendirmeleri yer almakta olup; bunlar içerisinde özellikle, “Kör bile aynı kuyuya iki defa düşmez!..Türkiye’de ise, aynı kuyuya üçüncü defa düşenler AKP’yi üçüncü defa iktidara getirdiler!..Demek ki “Deveyi diken” diye başlayan (gerisini siz bilirsiniz) tekerleme doğruymuş!..” şeklindeki ifadeler ön plana çıkmaktadır.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Şikâyetin ardından, başvuruyla ilgili konuyu barışçı bir sonuca ulaştırmak üzere konuyla ilgili Genel Sekreterlik mektubu,  şikâyet edilen Sözcü Gazetesi yazarı Mehmet Türker’e iletilmiştir. Sözcü Gazetesi yazarı Mehmet Türker 23.06.2011 tarihli yanıtında, özetle, söz konusu şikâyet başvurusunun her türlü dayanaktan yoksun olduğunu, şikâyetçinin her şeyden önce tek başına hiçbir anlam ifade etmeyen “Deveyi diken” sözünü nasıl anlamlandırdığını açıklamış olması gerektiğini, anlamlandırsa bile bunun onun “niyetine bağlı şahsi kanaati olacağını, söylenmemiş veya yazılmamış bir kelime ya da cümlenin hukuken şikâyet konusu olamayacağının aşikâr olduğunu, buna herkesin ayrı anlamlar yükleyebileceğini, yazının bütününde ise, AKP’ye oy verenlerin tümünün kesinlikle kastedilmediğini, son 4 yılda iktidar tarafından mağdur edilmesine, şiddet görmesine karşın küçük menfaatler karşılığında yine iktidara oy vermiş olan bir kısım insanın eleştirildiğini, bu durumu 16.06.2011 tarihli yazısında da özellikle belirttiğini ifade etmiştir. Sonuç olarak, söylenmemiş, yazılmamış, sadece şikâyetçinin alınganlığına ve hayal gücüne bağlı, ortada olmayan sözlerle ilgili şikâyetin reddedilmesini talep etmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 6 Temmuz 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikayetin konusunu, 14.06.2011 tarihli Sözcü Gazetesinde Mehmet Türker imzası ile yayınlanan köşe yazısının başlığı ile içeriğinde yer alan belirli ifadeler oluşturmaktadır. 12 Eylül 2011 Genel Seçimlerinin hemen sonrasında yayımlanan bu köşe yazısında, yazar, seçim sonuçlarını eleştirel bir üslupla irdelemekte ve seçim sonuçlarına ilişkin görüşlerini okuyucularına aktarmaktadır. Köşe yazısının başlığında yer alan ve içeriğinde de gerekçesi ortaya konulmak suretiyle iki kez yinelenen “Deveyi diken” şeklindeki ifade ise, esas itibarıyla argo dilde kullanılan yakışıksız bir deyimin bir parçasını oluşturmakla birlikte, bu ifadenin yalnızca iki kelimeden ibaret olan mevcut şekliyle kullanılmasının ise, başlı başına bir küfür veya hakaret olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Burada ancak, argo dildeki yakışıksız ifadeye yönelik bir imada bulunmasından söz edilebilir ki, bu durum ise, bu kullanım şekliyle tek başına, muhatabına yönelen bir hakaret olarak addedilemez. Bu nedenle, köşe yazısının başlığında ve içeriğinde salt “Deveyi diken” şeklinde bir ibarenin kullanılmış olması, hiç bir kimse veya kuruluşu eleştiri sınırları dışında aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan bir ifade olarak nitelendirilemez.

Bu nedenle, şikâyete konu köşe yazısı ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edilmediği kanaatiyle, 14.06.2011 tarihli Sözcü Gazetesi’nde Mehmet Türker imzasıyla yayınlanan söz konusu köşe yazısıyla ilgili olarak “şikayetin yersizliğine„ oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/28)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi, Sözcü Gazetesi Ve Sözcü Gazetesi Muhabiri Veli Toprak’ın Uyarılmalarına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Sözcü Gazetesi’nin 17.05.2011 tarihli nüshasının baş sayfasında  “Cemaat Şifreyi Reklam Yaptı” manşeti ve aynı nüshanın 10. Sayfasında “Şifreli reklâm Kafaları Karıştırdı” başlığı ile yayınlanan haberlerle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Serhat Dershaneleri vekili

Av. Mahmut Aydın

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Sözcü Gazetesi

Veli Toprak (Sözcü Gazetesi Muhabiri)

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Serhat Dershaneleri vekili Av. Mahmut Aydın, Basın Konseyi’ne yaptığı 08.06.2011 tarihli şikâyet başvurusunda, Sözcü Gazetesi’nin 17.05.2011 tarihli nüshasının baş sayfasında  “Cemaat Şifreyi Reklam Yaptı” manşeti ve aynı nüshanın 10. Sayfasında “Şifreli reklâm Kafaları Karıştırdı” başlığı ile yayınlanan haberin, Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikayet konusu haber, Sözcü Gazetesi’nin 17.05.2011 tarihli nüshasında yayınlanmış olup, ana sayfada “Cemaat Şifreyi Reklam Yaptı” başlığıyla verilmiş, haberin içeriğinde ise, Kayseri’de cemaate yakın bir dershanenin, YGS’deki şifre rezaletinden 1 yıl önce şifreyi çözdüğü ortaya çıktı!!! Dershane geçen yıl billboardlara verdiği ilanlarda “KPSS, YGS ve LYS’nin şifrelerini çözdük” demişti şeklindeki ifadelere yer verilmiştir. Haberin detaylarının yer aldığı 10. Sayfada “Şifreli reklam kafaları karıştırdı” başlığı altında ise özetle, Türkiye, aylardır üniversite giriş sınavında yaşanan “şifre-kopya” iddialarını tartışıyor. Özellikle belirli bir cemaate mensup kişilerin bu şifreleri aldığı iddiaları konuşuluyor. YGS’de yaşanan şifre skandalının ardından cemaate yakınlığı ile bilinen Kayseri serhat Dershanesi’nin geçtiğimiz yıl ağustos ayında ilginç bir reklam kampanyası yürüttüğü tespit edildi. Sokakları süsleyen billboardlarda kullanılan ifadeler akıllarda soru işareti bıraktı. Serhat dershaneleri’nin 2010 yılı Ağustos ayında bastırdığı afişlerde “KPSS’nin şifrelerini çözdük. Gelenek KPSS’de de devam ediyor”, “Kayseri için LYS’yi de çözdük” ifadeleri yer aldı şeklinde bir haber yapılmıştır.

Bu haberle ilgili olarak Basın Konseyi’ne başvuran şikayetçi Serhat Dershaneleri vekili Av. Mahmut Aydın, söz konusu haberin tamamen gerçek dışı olduğunu, bu haber ile saygın ve takdir edilen bir eğitim kurumu olan Serhat Dershanelerinin sanki hukuk dışı bir yapılanma ile ilişki içerisindeymiş gibi gösterilmeye çalışıldığını, Sözcü Gazetesinin bu haberinin hiçbir somut bilgi ve belgeye dayanmadığını, gazetede belirtilen reklam panolarında kullanılan ilanların Ağustos 2010 tarihli olduğunu, diğer bir deyişle, gayet açık ve anlaşılır olan bu reklam ilanları ile 2011 YGS sınavında ortaya çıkan şifre-kopya iddiaları arasında bağlantı kurulmaya çalışılmasının, Serhat Dershanelerini haksız yere karalanmasından başka bir anlam ifade etmediğini, bu haberde objektif gazetecilik gereği özenli bir araştırma yapılmaksızın kendilerinin ismini ve ticari itibarını kamuoyu nezdinde zedeleyecek biçimde davranıldığını ve bu nedenle söz konusu haberin, Basın meslek İlkeleri’nin;

–          “kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

–  “soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler,                                                                      soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı maddelerinin ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Sözcü Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Metin Yılmaz’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 10 Haziran 2011 tarihinde, 0212 698 49 49 no’lu faksa iletilmiş mektubun teslim alındığı Gönül Demir, Sözcü Gazetesi Yazarı Veli Toprak’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 10 Haziran 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Dilek Karaaslan tarafından bildirilmişse de taraflardan herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 6 Temmuz 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu haber,  Sözcü Gazetesi’nin 17.05.2011 tarihli nüshasının baş sayfasında  “Cemaat Şifreyi Reklam Yaptı” üst başlığı ile ve içeride ise Gazetenin 10. Sayfasında “Şifreli reklam Kafaları Karıştırdı” başlığı ile yayınlanmıştır. Haberin içeriği incelendiğinde, bu haber ile Kayseri Serhat Dershaneleri’nin Ağustos 2010 yılında billboardlarda yayınlanan ve “Gelenek KPSS’de de devam ediyor, KPSS’nin şifrelerini çözdük, Kayseri için LYS’yi de çözdük” şeklinde slogan tarzı ifadeler bulunan reklamları ile Nisan 2011’de yapılan ve sonrasında şifre tartışmaları nedeniyle kamuoyunun gündemini uzun süre meşgul eden YGS sınavı arasında bir irtibat kurulmaya çalışıldığı görülmektedir. Haberin içeriğinde, özellikle belli bir cemaate mensup kişilerin bu şifreleri aldığı iddialarının konuşulduğu ve cemaate yakınlığı ile bilinen Kayseri Serhat Dershanesi’nin şifre skandalının yaşandığı sınavdan yaklaşık bir yıl önce (Ağustos 2010’da)  ilginç bir reklam kampanyası yürüterek, bu reklamlarda “şifreyi çözdük” benzeri ifadelerin yer almasının akıllarda soru işareti bıraktığı ifade edilmiştir. Nitekim haber ayrıntılarının yer aldığı 10 sayfadaki bu haberin başlığı da “Şifreli reklam kafaları karıştırdı” şeklindedir. Haberin verildiği ana sayfadaki manşette ise, “Cemaat Şifreyi Reklam Yaptı!” şeklinde daha keskin ve doğrudan bir ifade biçimi kullanılmıştır.

Haber, kullanılan başlıklar ve içeriği ile bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Kayseri Serhat Dershanelerine yönelik üstü örtülü bir isnadın yer aldığı kolaylıkla tespit edilebilmektedir. Haberde, YGS’de yaşanan şifre skandalının belirli bir cemaate mensup kişiler tarafından gerçekleştirildiği iddiası ortaya konulmakta ve cemaate yakınlığı ile bilinen Kayseri Serhat Dershaneleri’nin de, Ağustos 2010 yılında kullandığı ve “KPSS’nin şifrelerini Çözdük” benzeri sloganların yer aldığı reklamları gündeme getirilerek, bu dershane ile YGS’de yaşanan şifre skandalı arasında bir irtibat bulunduğu izlenimi yaratılmaktadır. Oysa, haberin içeriği dikkatle irdelendiğinde, haberde böylesi vahim bir iddiayı, isnadı ortaya atılmasına dayanak teşkil edecek hiçbir somut bilgi ve belgenin bulunmadığı görülmektedir. Bu itibarla, söz konusu haberde “kamu yararı ve kamusal ilgili” koşulu ile “güncellik” koşulunu sağlanmış olsa da, bu haber “görünüşte gerçeklik” koşulunu sağlamaktan uzak bulunmakta ve gerçekliği konusunda hiçbir somut veri ortaya konulamayan soyut bir iddiayla şikâyetçinin kişilik haklarının ihlal edilmesi sonucu yaratılmaktadır.

Diğer yandan, şikâyetçi Serhat Dershaneleri vekili Av. Mahmut Aydın’ın, Genel sekreterlik mektubunun kendilerine iletilmesinden sonra, Basın Konseyi’ne göndermiş olduğu yanıtta, söz konusu haber ile ilgili olarak Basın Kanunu’nun 14. Maddesi çerçevesinde usulüne uygun olarak düzeltme ve cevap (tekzip) yayınlanması için başvuruda bulunulduğu noter belgeleri ile ortaya konulmuş olup, buna karşın Sözcü Gazetesinin bu tekzip metnini yasal süresi içerisinde yayınlamadığı da tespit edilmiş bulunmaktadır.

Tüm bu verilerin ışığında, Sözcü Gazetesi’nin 17.05.2011 tarihli nüshasında yayınlanan şikâyet konusu haberin, Basın Meslek İlkeleri’nin;

–          “kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

–          “basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

Yukarıda arz ve izah olunan gerekçeler karşısında, Basın Meslek İlkeleri’nin dördüncü ve on altıncı maddelerini ihlal eden Sözcü Gazetesi ve Sözcü Gazetesi muhabiri Veli toprak’ın  “uyarılmasına”  oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/26-27)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi, Hürriyet Gazetesi Yazarları Meriç Tunca Ve Celal Demirbilek Hakkındaki Şikâyetin Yersizliğine, Hürriyet Gazetesi’nin İse Uyarılmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Hürriyet Gazetesi’nde 08.04.2011 ve 09.04.2011 tarihlerinde “Potada Bahis Bombası” ve “İşte O Maçlar İşte O Kupon” başlıklarıyla yayımlanan haberlerle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Ahmet Dursun Kandemir Vekili

Av. Nihal Yıldırım

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Hürriyet Gazetesi

Meriç Tunca (Hürriyet Gazetesi Yazarı)

Celal Demirbilek (Hürriyet Gaz. Yazarı)

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Ahmet Dursun Kandemir Vekili Av. Nihal Yıldırım, Hürriyet Gazetesi’nde 08.04.2011 ve 09.04.2011 tarihlerinde “Potada Bahis Bombası” ve “İşte O Maçlar İşte O Kupon” başlıklarıyla yayınlanan iki ayrı haberde, basketbol antrenörü olan müvekkili Ahmet Dursun Kandemir’in, İddia isimli bahis oyununda kendi çalıştırdığı takım olan Antalya Büyükşehir Belediye Spor Erkek Basketbol Takımı üzerine bahis oynadığı ve bu şekilde haksız kazanç sağladığına ilişkin yer alan iddialar ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyete konu haberler, Hürriyet Gazetesi’nde 08.04.2011 ve 09.04.2011 tarihli nüshalarının spor sayfalarında “Potada Bahis Bombası” ve “İşte O Maçlar İşte O Kupon” başlıkları ile verilmiş ve bu her iki haberde özet olarak, haberin yapıldığı dönemde Antalya Büyükşehir belediyesi Erkek Basketbol Takımının antrenörlüğü görevini yürütmekte olan şikâyetçinin, kendi takımının maçlarına bahis oynaması yüzünden, bu takımın yapacağı maçın İddia bülteninden çıkartıldığının iddia edildiği, benzer bir durumun aynı ligde yer alan Oyak Renault takımı için de geçerli bulunduğu ve bu takımın da antrenörü ile yollarını ayırdığı ifade edilmiştir. Haberin detaylarına göre,  İddia oyununu organize eden şirketin, bahis şikesi ve manipülasyonlara engel olmak için “bahis ajan” isimli özel eğitimli kişiler görevlendirdiği ve bu kişilerin iyi bildikleri spor camiasında araştırmalar yaparak, şüpheli buldukları kişileri şirket merkezine bildirdikleri ifade edilmiştir. Şikâyetçi Ahmet Kandemir’in de bu kapsamda şüpheli bulunduğunu ve bahis oynama alışkanlığı bulunan Kandemir’in kendi takımı üzerine bahis oynadığının tespit edilmesi üzerine, Basketbol Federasyonu’nun bu durumdan bilgilendirildiğini ve İddia bülteninde yer alan Antalya Büyükşehir Belediyesi-Beşiktaş Cola Turca maçının bültenden çıkartıldığı ifade edilmiştir.

Hürriyet Gazetesi’nin 09.04.2011 tarihli nüshasında spor sayfasında “İşte O maçlar İşte O Kupon” manşeti ile verilen haberde ise, bir gün önce Meriç Tunca ve Celal Demirbilek imzalarıyla verilen haber bu kez yalnızca Meriç Tunca imzası ile, bu kez detaylandırılarak okuyucuya ulaştırılmıştır. Buna göre, olayda adı geçen kulüplerin bir gün önceki haberin doğruluğunu teyit ettikleri belirtilmiş ve olayın perde arkasında ilginç olaylarla karşılaşıldığı belirtilmiştir. Haberde, tüm bu ilgili sürecin yaklaşık bir ay önce (05.03.2011) Antalya’daki değişik bayilerden dört basketbol maçına yüklü miktarda İddia kuponları yatırıldığının fark edilmesi ile başladığını ve genelde Antalya takımlarının maçlarına oynanan bu bahisler ile yüklü miktarda ikramiye kazanıldığının ortaya çıkması üzerine olayın bahis ajanları tarafından incelemeye alındığı, bu kişilerin bahislerin yatırıldığı İddia bayiini bularak sorguya çektiklerini ve bu bahislerin antrenör Ahmet Kandemir’in bir yakını tarafından oynandığını tespit ettikleri ifade edilmiştir. Bu çerçevede, Ahmet Kandemir’in antrenörlüğünü yaptığı Antalya Büyükşehir Belediye Spor’un maçının İddia bülteninden çıkartıldığı, konuyla ilgili olarak Basketbol Federasyonu’nu arayan Antalya Büyükşehir Belediye Spor yöneticilerine ise “Hocanıza dikkat Edin” şeklinde bir yanıt verildiği ifade edilmiştir.

Şikâyetçi vekili ise, haberin maddi gerçeklere aykırı olarak yapıldığını ve şikâyetçinin kişilik haklarını ihlal eder mahiyette olduğunu, bu haberler yayınlanmadan önce şikâyetçi ile bağlantıya geçilerek kendisinden görüş alınmadığını ve bu habere karşı, Hürriyet Gazetesi’ne süresi içinde düzeltme ve cevap (tekzip) hakkını kullanmak üzere başvurdukları halde, tekzip metninin yayınlanmadığını belirtmiş ve tüm bu gelişmelerin Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

–          “kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez” şeklindeki üçüncü,

 

–          “kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

 

–          “soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı ve

 

–          “basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Şikâyet konusu haberlerin yayınlandığı Hürriyet Gazetesi ile haberleri hazırlayan gazete yazarları Meriç Tunca ve Celal Demirbilek’e, şikâyetle ilgili bilgi veren Genel sekreterlik mektubu, 10.06.2011 tarihinde gönderilmiştir.

Bu mektupların gönderilmesinden sonra, şikâyet konusu haberlerin her ikisinde de imzası bulunan Hürriyet Gazetesi yazarı Meriç Tunca, Basın Konseyi’ne ayrıntılı bir yanıt göndererek, şikâyet konusu haberlerle ilgili görüşlerini aktarmıştır.

Meriç Tunca, yanıtında özetle, Antalya Büyükşehir Belediye Spor ve Oyak Renault basketbol takımları arasındaki müsabakanın, İddia bülteninde yer almaması nedeniyle bu konuyu araştırmaya başladığını, bu amaçla her iki kulüp yönetimini aradığını, Antalya kulübünün yetkilisiyle yapmış olduğu görüşmede, bu yetkilinin basketbol federasyonunun antrenörleri Ahmet Kandemir’le ilgili manipülasyon iddiaları olduğu için bültenden çıkartıldıklarını ilettiğini ifade ettiği, benzer bir açıklamanın kulüp başkanı tarafından kulüp resmi sitesinde de yayınlandığını, kendisinin bu durumu basketbol federasyonundaki kaynaklarına doğrulattıktan sonra haberi yaptığını, celal Demirbilek’in de İddia bülteninde yer almayan diğer kulüp olan Oyak Renault ile görüşerek benzer bir süreç yaşayan bu kulüpteki gelişmeler hakkında bilgi aldığını ifade etmiştir. Kendisinin haberi hazırlarken kesinlikle bu kişiler suçludur gibi bir ifade kullanmadığını aksine “suçlanıyor” ifadesi ile bir iddiayı ortaya koyduğunu, haberin ardından da Antalya kulübü tarafından antrenör Ahmet Kandemir’in görevden alındığını belirtmiştir. Ertesi gün yayınlanan “İşte O Maçlar İşte O kupon” başlıklı haberle ilgili olarak ise, bu haberi haber kaynaklarından olayla ilgili edindiği ayrıntılı bilgiler çerçevesinde hazırladığını, ancak haberde manipülasyon yapıldığı iddia edilen 4 maçtan 2 tanesinin aslında İddia bülteninde hiç yer almadığı şeklindeki detayın, haber hazırlanırken bir şekilde atlanıldığını, fakat bu durumun haberin özünü ve doğruluğunu değiştirmediğini ifade etmiştir. Nitekim bu gelişmeler sonucu Antalya Büyükşehir Belediye Spor kulübü tarafından antrenör Ahmet Kandemir’in görevine son verilmesinin ve 2 hafta aranın ardından bu kulübün maçlarının iddia bülteninde yeniden yer almaya başlamasının da haberin doğruluğunu kanıtlayan unsurlar olduğunu belirtmiştir.

Şikâyet konusu haberlerden 08.04.2011 tarihli ilk haberde Meriç Tunca ile birlikte haberi hazırlayan kişi olarak ismi geçen Celal Demirbilek ise, konuyla ilgili bilgi vermek üzere bizzat Basın Konseyi’ne gelme nezaketinde bulunmuş ve şifahen, şikâyet konusu haberin kendisine ait olmadığını, yalnızca bu haberi hazırlayan arkadaşlarının ricası üzerine bu konuyla ilgili olarak, bir yetkiliyle telefon görüşmesinde bulunduğunu ve öğrendiği bilgileri kendisinden talepte bulunan meslektaşları ile paylaştığını, haberle ilgisinin bundan ibaret olduğunu ve kendi isminin bu habere konulmasının da kendisinin bilgisi dışında gerçekleştiğini, haberi hazırlayanların bunu kendisine bir jest olarak yaptıklarını ancak kendisinin böyle bir jeste ihtiyacı olmadığını ve bu nedenle de tepki gösterdiğini ifade etmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 6 Temmuz 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu haberler, Türkiye Erkekler Profesyonel Basketbol ligi takımlarından Antalya Büyükşehir Belediye Spor’un antrenörlüğü görevini yerine getiren şikâyetçi Ahmet Dursun Kandemir’in, İddia bahis oyununda kendi takımının maçları üzerine bahis oynadığı iddiasına ilişkin olarak kaleme alınmıştır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu şekildeki bir iddia her anlamda “kamu yararı ve kamusal ilgi” kriterlerini bünyesinde taşıyan bir gelişmedir ve bu nedenle haber değerine haizdir. Bu açıdan, somut olayda önemli olan husus, haber değeri taşıyan bu iddianın kamuoyuna duyurulmasında, haber verme hakkı ile kişilik hakları arasındaki dengeyi oluşturan diğer unsurlar olan güncellik, gerçeklik ve haberin konusu ile ifade ediliş biçimi arasındaki düşünsel bağlılık şeklindeki diğer ölçütlerin de sağlanmış olup olmadığıdır.

Haberi bu çerçevede ele alırsak, bir kere ilk olarak “güncellik” ölçütünün/koşulunun kesinlikle yerine getirildiğini belirtmemiz gerekir. Gerçekten, haber güncel/aktüel bir gelişmeyi okuyucuya duyurmaktadır. Gerçeklik koşulu yönünden ise, Basın konseyi Yüksek Kurulu’nun, konuyla ilgili mahkeme içtihatları ve öğretideki bilimsel görüşleri esas almak suretiyle daha önce oluşturduğu birçok kararda da belirtildiği üzere, burada esas alınması gereken husus “mutlak gerçeklik” değil ancak “görünüşte gerçeklik”tir. Diğer bir ifadeyle, haber hazırlanırken, haber konusu olayın gerçekten belirtildiği şekilde vuku bulduğuna ilişkin olarak görünüşte bir gerçeklik algısının bulunması yeterlidir. Somut olayda da, Antalya Büyükşehir Belediye Spor takımı maçlarının henüz haber yapılmadan önce İddia bülteninden çıkartılmış olması, konuyla ilgili olarak söz konusu kulüp yetkililerinin (bizzat kulübün resmi sitesi de dahil olmak üzere) yapmış oldukları açıklamalar, haberin içeriğiyle ilgili olarak bir görünüşte gerçeklik durumunun var olduğunu ortaya koymaktadır.

Haberin veriliş biçimi, diğer bir deyişle konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık ölçütü yönünden ise, Genel Sekreterlik görüşünde her ne kadar yazıdaki bazı ifadelerin bir iddianın haberleştirilmesinden çok bir yargının (hükmün) ifade edilmesi niteliğinde olduğu ileri sürülmüşse de, Basın Konseyi Yüksek Kurulu, bu yazının bütününde, prensip olarak kesin bir yargı verilmesinden kaçınılmaya çalışıldığını kabul etmiş ve dolayısıyla yazının mevcut haliyle kişilik haklarını ihlal eder mahiyette olmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Buna karşın, söz konusu haberlerle ilgili olarak, şikâyetçi tarafından Hürriyet Gazetesi’ne süresi içinde Basın Kanunu’nun 14. Maddesi uyarınca düzeltme ve cevap metni gönderilmiş olmasına rağmen, bu metnin yayınlanmamış olması ise, Basın Meslek İlkeleri açısından tartışılmaz şekilde sorunlu bir durumdur ve Basın Meslek İlkeleri’nin 16. Maddesinin Hürriyet Gazetesi tarafından açıkça ihlali niteliğindedir.

Tüm bu verilerin ışığında, Basın konseyi Yüksek Kurulu tarafından,  Hürriyet Gazetesi’nde 08.04.2011 ve 09.04.2011 tarihlerinde “Potada Bahis Bombası” ve “İşte O Maçlar İşte O Kupon” başlıklarıyla yayınlanan haberler nedeniyle,  Hürriyet Gazetesi tarafından Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

–          “basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

Yukarıda arz ve izah olunan gerekçeler karşısında, Hürriyet Gazetesi Yazarları Meriç Tunca ve Celal Demirbilek hakkındaki “şikâyetin yersizliğine”, buna karşın gönderilen tekzip metinin yayınlamaktan imtina etmek suretiyle Basın Meslek İlkeleri’nin on altıncı maddesini ihlal eden Hürriyet Gazetesi’nin ise “uyarılmasına” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/23-24-25)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-