Basın Konseyi’nden kamuoyuna açıklama: “Doğan Medya Grubu’nun satışıyla ilgili kaygılarımız var”

Basın Konseyi’nden kamuoyuna açıklama:
“Doğan Medya Grubu’nun satışıyla ilgili kaygılarımız var”

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 28 Mart 2018 Çarşamba günü yaptığı toplantıda, Doğan Medya Grubu’nun satışıyla ilgili gelişmeleri değerlendirdi. Yüksek Kurul, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:

“Basın Konseyi Yüksek Kurulu 22 Mart 2018 tarihinde Doğan Şirketler Grubu Holding A.Ş. tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan bildirimde, aralarında çeşitli yazılı ve görsel medya organının bulunduğu, şirkete ait ortaklıklardaki payların tamamının satışı ve devri konusunda, görüşmelere başlandığı açıklanmıştır.

Bu gelişmenin kamuoyunda yarattığı endişeleri Basın Konseyi olarak paylaşmaktayız.
Her şeyden önce; bu devrin gerçekleşmesi, evrensel gazetecilik ilkeleri ve demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan çokseslilik açısından bir tehlike doğuracaktır.

Bu noktada, satış ve devri müzakere edilen medya organlarının yayın çizgilerine müdahalelerin yapılmaması, demokratik zorunluluk arz etmektedir. Aksine bir davranışla, devralınan medya organlarının editoryal çizgilerinin değiştirilmesi yönündeki çabalar, Türk demokrasisine yeni bir darbe indirilmesi anlamına gelecektir.

Öte yandan, böyle bir devrin rekabet hukuku açısından meşruluğunu incelemek görevine sahip olan Rekabet Kurumu’nun da mevzuat çerçevesindeki gerekli incelemeyi en kısa sürede ve kapsamlı bir şekilde yapması, bulgularını da şeffaf ve açık bir şekilde kamuoyuna bildirmesi gerekmektedir.

Ayrıca, bu satışın, devir kapsamındaki medya organlarında çalışanların haklarına zarar vermemesi sağlanmalıdır. Bilhassa, siyasi ve ideolojik görüşlerinin beğenilmemesi nedeniyle hiçbir gazetecinin işsiz bırakılmaması, basın özgürlüğünün gereğidir. Bu durumu kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”

,

BASIN KONSEYİ YÜKSEK KURULU, SABAH YAZARI AYŞE ÖZYILMAZEL HAKKINDAKİ BAŞVURUDA ‘ŞİKAYETİ YERSİZ BULMA’ KARARI VERDİ

28.02.2018

Sabah GÜNAYDIN Gazetesi’nde yayımlanan “Bilim adamıymış” ve Yılın en kötü 5’lisi’ başlıklı yazılarla ilgili şikayet.

KARAR

Basın Konseyi Yüksek Kurulu,13 üyenin katılımıyla 28 Şubat 2018 günkü toplantısında, Metin Hara’nın yazar Ayşe Özyılmazel hakkında yaptığı şikayeti görüştü ve oy çokluğuyla ‘şikayetin yersizliği’ kararını verdi.

REFERANS: 2018 – 5

ŞİKAYETÇİ: Metin Hara’nın avukatları Gökçe Kılıç Gülsaran ve Nuran Takmaz.

ŞİKAYET EDİLEN: Sabah GÜNAYDIN Gazetesi yazarı Ayşe Özyılmazel.

ŞİKAYET KONUSU:
Sabah GÜNAYDIN Gazetesi’nde Ayşe Özyılmazel imzasıyla 28.12.2018 tarihinde ‘Yılın en kötü 5’lisi’ ve 18.12.2017 tarihinde ‘Bilim adamıymış’ başlıklarıyla Metin Hara ve Adriana Lima ilişkisini konu alan yazılar yayımlandı.

Metin Hara’nın avukatı Nuran Akmaz tarafından 12 Şubat 2018 tarihindeki yazılı başvurusuyla şikayet edilen yazar Ayşe Özyılmazel ‘Bilim adamıymış’ başlıklı yazısında, şikayetçi Metin Hara için ‘Eski sevgililerinin listesini bir çırpıda dökmesi hali, açıklamaları, röportajları, haberi yokmuş gibi çektirdiği magazin fotoğraflarıyla; bir kişisel gelişim gurusu değil de, samimiyetsizlik abidesi gibi geliyor bana’,
‘Kendimi yazdan beri zor tutuyorum.’ ‘Şimdi de kendisi Marka Konferansı’na katılmış. Konuştuğu ve yazdıklarını bir gram sindirememişken.’
‘İnsanlar hangi taktiklerle manipüle edilir?’, ‘İnternet bilgisiyle nasıl uzman olunur?’
‘Demiş ki ben bilim adamıyım ilişkimle gündeme gelmek istemiyorum. Bilim adamı mı? Yok kelimenin doğrusunun ‘bilim insanı’ olmasından değil, Metin Hara ne zaman bilim insanı olmuş onu anlayamadığımdan’ ifadelerine yer verdi.
Yazının devamında ‘Tehlikeyi görün’ ara başlığı ile Metin Hara’nın eğitimi konu edildi, ‘Kendisi, İstanbul Üniversitesi Çapa Kampüsü Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’ne gitmiş. Kendi internet sitesindeki bilgilere göre, üniversiteden sonra oyunculuğa başlamış…Yani, kendisinin bilim insanı olduğuna ya da o yönde ilerlediğine dair bilgimiz yok’ denildi.
Yazıda bilim insanının sözlük anlamına ilişkin ‘Evrene ilişkin olgular ve değişkenlere yönelik bilimsel veri elde etme yöntemlerini kullanarak sistematik bir şekilde bilgi elde etmeye çalışan kişidir’ tanımı yapılarak, ‘Metin Hara’nın neresi bilim insanı? Hangi sebeple bilim insanı?… Dört bir yanımızı saran ‘Ben söyledim/yaptım oldu’ cehaletinden bıktım usandım artık” ifadeleri yer aldı.
Şikayet edilenin ‘Yılın en kötü 5’lisi’ yazısında ise ‘En kötü çift, en kötü öpüşme, en kötü guru: Adriana Lima-Metin Hara… Her bir ‘aşk’ kareleri zorla öpüşmenin fotoğraflanmış haliydi sanki. İnanmadık bana ne, inanmadık işte… ‘Yılın en kötü gurusu’ şampiyonu Metin Hara, eski sevgililerinin listesini vererek, ‘bakın ben ne adamım be!’ mi çekmedi. Köşe yazarlarına ‘Bak valla bir tek seni okuyorum’ gazıyla taraftar toplamak için mesajlar mı döşenmedi, Adriana sorulunca ‘Ben bilim insanıyım’ mı demedi. Ah be gurum’ ifadeleri kullanıldı.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR

Şikayet başvurusu Sabah Günaydın gazetesi yazarı Ayşe Özyılmazel’e hem posta ile hem mail yoluyla ulaştırıldı. Bildirimin yapıldığına ilişkin ‘alındı’ belgesi geldi. Ancak muhatap, süresinde herhangi bir yanıt vermedi.
Şikayetçinin avukatları yaptıkları başvuruda, söz konusu yazının Metin Hara hakkında ‘toplumda olumsuz fikirler oluşmasına neden olabileceği’ ve ‘eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan’ ifadeler kullanıldığı savundu.
Şikayetçinin ‘bilim adamı’ olduğunu hiçbir yerde söylemediği, bir konferans çıkışında özel hayatıyla ilgili sorular yöneltildiğinde ‘verdiği cevabın çarpıldığı’ ve ‘cımbızla alınan ifadelerden yorumlar yapıldığı’ savunulan şikayet başvurusunda, ‘Müvekkilin eğitim hayatı, kariyeri ve mesleki çalışmalarına yönelik aşağılayıcı ve küçük düşürücü ifadeler kullanıldı ve karalama kampanyası başlatıldı, arkadaş ve iş çevresi zedelendi’ denildi.
Avukatları ayrıca özel yaşamıyla gündemde olmak istemeyen Metin Hara’nın, İstanbul Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü mezunu olduğunu, ‘tamamlayıcı tıp’ olarak tanımladığı bir çok tekniğin eğitimini alıp kendini geliştirdiğini ve başarılı bir fizyoterapist olduğunu kaydetti.
Başvuru dilekçesinde Metin Hara’nın özel yaşamının ‘alaycı bir dille’ haber konusu yapıldığını görüşünü belirten avukatı, yazılarda ileri sürülen iddiaların ‘toplumsal ilgiden yoksun iddialar’ olduğu, ‘bilinçli olarak okuyucuların ilgisini çekecek bir hikaye yaratarak okunurluğu artırmak ve sansasyonel bir haber yaratmak gayesiyle, gerekli araştırma yapılmadan’ yazı konusu yapıldığını savundu.
Şikayetçinin ‘kişilik haklarına saldırıldığı’ ve ‘olumsuz algı’ yaratıldığı kaydedilen başvuruda, ‘kamuoyuna mal olmuş bir şahsiyet bile olsa, halkın haber alma hakkıyla doğrudan bağlantılı olmayan amaç için özel yaşamın gizliliği ilkesinin ihlal edilemeyeceği’ vurgulandı.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Şikayet konusu yazılar Sabah Gazetesi’nin magazin ekinde, haber olarak değil, imzalı köşe yazısı olarak yer almaktadır. Yazılarda, Brezilyalı ünlü manken Adriana Lima ile ilişkisi medyada uzun süre yer alan Metin Hara konu alınmıştır. İki yazının hem yazarı, hem ele alınan kişi aynı olduğu için birlikte değerlendirilebilir.
Şikayetçi ‘Bilim adamıymış’ başlıklı yazıda ‘samimiyetsizlik abidesi’, ‘konuştuğu ve yazdıklarını bir gram sindirememişken’, ‘gerçek ve sağlam bir eğitimden geçmeden internet bilgisiyle nasıl uzman olunur’, ‘Metin Hara’nın neresi bilim insanı’, ‘uzmanlaştığını sanan insanların sahneleri kaparak oluşturduğu tehlikeyi görmemiz lazım’, ‘Başımıza guru, yaşam koçu kesiliyor’ ifadeleri ile
‘Yılın en kötü 5’lisi’ yazısında ‘Her bir aşk kareleri zorla öpüşmenin fotoğraflanmış haliydi sanki’ ifadesinin, Basın Meslek İlkeleri’nin 4’üncü, 5’inci, 6’ncı ve 12’nci maddelerini ihlal ettiğini savunmaktadır.
Şikayete konu olan yazılarda şikayetçinin ünlü manken Adriana Lima ile ilişkisi, yaptığı meslek ve eğitimi ele alınmıştır. Objektiflikten uzak, hatta ağır denebilecek üslup kullanılmıştır. Ancak bu yazılar haber değil, köşe yazısıdır. Kişisel değer yargılarının aktarıldığı bir köşe yazısında, yazar objektif ve tarafsız olmak zorunda değildir, olumlu ya da olumsuz kanaatini açıklamakta özgürdür. Bu noktada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihadına göre, belirtilen kanaatlerin ‘doğruluk’ veya ‘haklılık’ bakımından değerlendirmeye tabi tutulamayacağı da dikkate alınmalıdır. Soyut değer yargıları söz konusu olduğunda, bunların maddi/vakıasal bir dayanağının olması yeterlidir. Diğer bir deyişle, yazarın kişisel olumsuz değerlendirmesine dayanak oluşturacak birtakım vakıaların varlığı yeterlidir.
Şikayetçinin sevgilisi ünlü mankenle tatile çıkması ve çekilen fotoğrafların magazin sayfalarında yer alması, gerek mesleki faaliyetlerinin gerekse özel hayatının – kendi rızası dahilinde de – basında sıklıkla yer alması, onu bir anlamda ‘magazin figürü’ yapmış, kamuoyunda tanınır ve ilgi gören kişi olmuştur. Bu ilişkisi, eğitimi ve yaptığı iş kamuoyu tarafından merak edilir duruma gelmiştir. Her ne kadar kamunun merak duygusu bir kimse hakkında bir haberin yapılması açısından yeterli olmasa da, bu kişi hakkında köşe yazarları tarafından birtakım kişisel değerlendirmeler yapılmasını haklı kılabilir. Bu bakımdan, şikayetçiye dair yer alan birtakım ifadeler ‘özel yaşama müdahale’ teşkil etse de kamuya mal olmuş kişiler bu tür müdahalelere katlanmakla yükümlüdür. Kamuoyunda tanınan kişiler övgüye olduğu kadar, eleştiriye de katlanmalıdır. Bunun için eleştirinin doğru, adil, haklı ve benzeri nitelikte olması da gerekmez.
Öte yandan, yazıda kullanılan üslup alaycı ve yer yer saldırgan olmakla birlikte, hakaret veya özel yaşamın gizliliğini ihlal gibi durumlar bulunmadıkça, üslubun seçimi de yazara aittir. Bu noktada, kullanılan üslubun gereksiz yere nezaketsiz veya kaba olması ya da kanaatlerini açıklayabilmek açısından gerekli olmayan bir sertlikte olması arzu edilir bir durum olmayabilirse de,bu hususların hiçbiri başlı başına bir etik ihlal sebebi değildir.
Sonuç olarak, toplantıya gelen şikayetçi Metin Hara’nın avukatları Gökçe Kılıç Gülsaran ve Nuran Takmaz’ı da dinleyen Basın Konseyi Yüksek Kurulu yaptığı oylamada 5’e karşı 8 oyla ‘şikayetin yersizliği’ kararını verdi.

BASIN KONSEYİ SABAH GAZETESİ MUHABİRİ SEMA ALİM DALGIÇ’LA İLGİLİ ŞİKAYET İÇİN ‘UYARI’ KARARI ALDI

28.02.2018
Sabah gazetesinde 9 Ocak 2018 tarihinde ‘Umre Seyahatinde Kripto Toplantı’ başlıklı haber ve sonraki günlerde bunu takip eden aynı konudaki haberlerle ilgili şikayet.
KARAR
Basın Konseyi Yüksek Kurulu,13 üyenin katılımıyla 28 Şubat 2018 günkü toplantısında, avukat Fidel Okan’ın, Sabah Gazetesi muhabiri Sema Alim Dalgıç şikayeti görüştü ve oy çokluğuyla ‘uyarı’ kararı verdi.

REFERANS: 2018 – 4

ŞİKAYETÇİ:
Ankara Barosu avukatlarından Fidel Okan

ŞİKAYET EDİLEN:
Sabah Gazetesi, gazetenin internet sitesi ve haberlerde imzası bulunan Sabah muhabiri Sema Alim Dalgıç.

ŞİKAYET KONUSU:
Sabah gazetesinde 09.01.2018 tarihinde ‘Umre Seyahatinde Kripto Toplantı’ başlıklı; 10.01.2018 tarihinde ‘Kripto Seyahatlerin Karanlık Avukatı’ başlıklı; 12.01.2018 tarihinde ‘Karanlık avukat FETÖ imamlarıyla’ başlıklı; 14.01.2018 tarihinde ‘Fuat Avni ile irtibatlı çıktı’ ve ‘Fuat Avni ile karanlık avukatın Twitter kardeşliği’ başlıklı haberler.

Sabah gazetesinde 09.01.2018 tarihinde yayınlanan ‘Umre Seyahatinde Kripto Toplantı’ başlıklı haberde, ‘2015 yılında umreye giden ekipteki 30 avukatın örgüt imamı olduğu, burada darbe toplantısı yapıldığı, grupta bulunan avukat Fidel Okan hariç diğerlerinin FETÖ’den tutuklu ya da firari olduğu’ yer aldı.
10.01.2018 tarihinde ‘Kripto Seyahatlerin Karanlık Avukatı’ başlıklı haberde ise Fidel Okan’ın, ’FETÖ imamlarıyla birlikte gizli darbe toplantıları yapılan seyahatlere katıldığı, bu durumun şüphe çektiği’ ileri sürüldü ve ‘Hangi taşı kaldırsan altından o çıkıyor’ denildi.
12.01.2018 tarihinde ‘Karanlık Avukat FETÖ İmamlarıyla’ başlığı ile yer alan haberde, Fidel Okan’ın, ‘FETÖ imamları ve örgüt yöneticileriyle umre seyahatine gittiği’ ve birlikte çekilen iki fotoğraflar yayımlandı.
14.01.2018 tarihinde yayımlanan ‘Fuat Avni ile Karalık Avukatın Twitter Kardeşliği başlıklı haberde, ‘Fidel Okan’ın, FETÖ’nün sosyal medya hesabı Fuat Avni’nin yöneticisi Said Sefa ile 2015’te Twitter üzerinden ’Erdoğan’sız Türkiye’ başlıklı mesajlaşmalar yaptığı’ileri sürüldü.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR

Şikayet başvurusu, Sabah gazetesi muhabiri Sema Alim Dalgıç’a hem posta ile hem mail yoluyla ulaştırıldı. Bildirimin yapıldığına ilişkin ‘alındı’ belgeleri geldi. Ancak muhatap süresinde herhangi bir yanıt vermedi.
Şikayetçi Fiden Okan ilk haberle ilgili olarak, 2015 yılında gerçekleşen Umre seyahatini avukat İbrahim Emin Yazı’nın organize ettiğini, kendisinin davetle katıldığını, o sırada bu kişi dışında grupta kimseyi tanımadığını savundu. Fidel Okan, “Seyahate katılan ve orada tanıştığım avukatlar Mehmet Zeki Kaplan ve Zeki Avşar, FETÖ darbe dosyası, Genelkurmay Çatı dosyası, Akıncı dosyası, Jandarma Okulları darbe dosyası ve Kara Havacılık Darbe dosyasında şehit ve gazilerin avukatlığını yapmaktadırlar. Buradan anlaşılacağı gibi seyahatte bulunan kişiler FETÖ kapsamında firari ya da tutuklu değildir” dedi.
İkinci haberle kendisi için ‘Karanlık Avukat’ denildiğini belirten şikayetçi bunun tamamen karalama amacıyla yapıldığını savunarak, “Dini ibadetimi gerçekleştirebilmek için katıldığım bu organizasyona da katılan insanları tanıyor olmam beklenemez. Kaldı ki, bu seyahatin tarafımca organize edilmediği açıktır” ifadesine yer verdi.
Üçüncü haberde yayımlanan fotoğrafın sanki bir ‘habercilik başarısı’ gibi gösterilmeye çalışıldığını gizli olmadığını savunan şikayetçi, “Söz konusu fotoğraf uzun süre önce tarafımca sosyal medya hesaplarımda paylaşıldı. Yayımlanan fotoğrafla insanların aklına bir darbe toplantısı yalanını yerleştirmeye çalışılmıştır” dedi.
Dördüncü haberle ilgili de şikayetçi, Fuat Avni ile Twitter üzerinden mesajlaştığı iddiasının gerçek olmadığını, bu kişiyle ‘atıştığını’ savunarak, “Kullanılan ekran görüntüsü direkt mesaj gibi gösterilmeye çalışılsa da aslında Twitterde herkesin görebileceği bir paylaşımdır. Bu durum tweet altındaki ‘beğen’ ve ‘yorum yap’ butonlarından da açıkça anlaşılmaktadır. Zira iki kişi arasındaki mesajlaşmanın başkaları tarafından beğenilmeyeceği aşikardır” dedi.
Şikayetçi kendisinin avukat olarak 2010 yılından bu yana FETÖ ile mücadele ettiğini, FETÖ’nün bir terör örgütü olduğunu dile getirdiğini, bununla ilgili ilk dilekçeyi savcılığa veren kişi olduğunu savundu. FETÖ hakkında ‘Haliçte Yaşayan Simonlar’ kitabını yazan Hanefi Avcı’nın; aralarında Hüseyin Hatemi, Kezban Hatemi gibi birçok tanınmış kişinin avukatlığını yaptığını; Gülen’in açtığı davalarda karşı taraf vekili olarak kamuoyunun tanıdığı bir çok ismin avukatı olduğunu belirten şikayetçi, “Hatta Sabah gazetesinin sahibi olan Turkuaz Medya Grubu ile de Fethullah Gülen tarafından açılan davalarda aynı safta yer almış bulunmaktayım. FETÖ ile adımın yan yana anılması abesle iştigaldir, kamuoyunu yanıltmak adına yalan kampanyasının bir parçasıdır” dedi.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Şikayetçi, başvurusunda her haber için ayrı ayrı inceleme ve karar talep etmiş olsa da haberler aynı konuda, aynı muhabir tarafından yazıldığı ve birbirinin devamı niteliğinde olduğu için birlikte değerlendirilebilir.
Söz konusu haberlerde ortaya atılan iddiaların ve şikayetçinin karşı beyanlarının ne derece gerçek olup olmadığı, taraflara hukuki ve cezai yaptırım getirip getirmeyeceği adli mercilerin konusudur. Basın Konseyi’nin inceleme alanı ve yetki kapsamı, bir adli merci gibi, haberde öne sürülen hususların maddi gerçeğe uygun olup olmadığını tespit etmek değildir. Basın Konseyi, ‘şekli gerçekliğe’ uyulup uyulmadığını inceler; yani gerçeği araştırma yükümlülüğüne uygun olarak gerekli bütün gazetecilik çabası sarf edilip haberin gerçekliği yeterince teyit edildikten sonra haberin yayımlanıp yayımlanmadığını irdeler. Bu inceleme de Basın Meslek İlkeleri uyarınca yapılır.
Şüphesiz, yasadışı faaliyetleri sebebiyle hakkında birçok cezai soruşturma ve kovuşturma yürütülen FETÖ/PDY adıyla bilinen suç örgütünün bağlantılarının incelenmesinde kamu yararı vardır. Bu bağlamda, söz konusu örgütle bağlantılı olabilecek, hele kamuya mal olmuş kimselerin, araştırılmasında ve haklarındaki iddiaların dile getirilmesinde de kamu yararı mevcuttur. Ne var ki, bu maksatla gazetecilik faaliyeti yapıldığı zaman, mesleki etik ilkelere uymanın zorunlu olduğu açıktır. Hatta, FETÖ/PDY üyeliği gibi, kamuoyu nezdinde en ağır ve aşağılayıcı mahiyette sayılan bir suçlamanın yapılması hususunda, söz konusu özen yükümlülüğü daha da önem kazanmaktadır.
Şikayet edilen muhabir ilk haberde “Sabah’ın emniyet kaynaklarından aldığı bilgiye göre” ifadesini kullanıp polisi kaynak göstermiştir. ‘Kripto seyahat’, ‘kripto toplantı’, ‘darbe toplantısı’ iddiaları, haberde somut hiçbir kanıt veya dayanak gösterilmeden yazılmıştır. Bu noktada, öne sürülen hususların bir iddia veya istihbarat olarak değil, kesin ve kanıtlanmış birer vakıa gibi sunulduğu da dikkati çekmektedir. Oysa, şikayetçi hakkında, suçlandığı konulara dair açılmış herhangi bir soruşturma veya kovuşturmaya atıf yapılmamıştır. Bu bakımdan, şikayetçi hakkında küçük düşürücü birtakım suçlamalar yapılmış; söz konusu suçlamalar hakkında kesin bir kanaate yer verilmiş; üstelik ‘karanlık avukat’, ’kripto’ gibi, eleştiri sınırını aşan ve şikayetçinin kişiliğini hedef alan ve onu hedef gösteren ifadeler kullanılmıştır.
Bu nedenle söz konusu haberler, Basın Meslek İlkeleri’nin “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki 4’üncü maddesine,
‘Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki 6’ıncı maddesine,
“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki 10’uncu maddesine aykırı olarak değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Basın Konseyi Yüksek Kurulu, görüşmeler sonunda yaptığı oylamada şikayeti 3’e karşı 10 oyla haklı buldu ve oy çokluğu ile Sabah Gazetesi muhabiri Sema Alim Dalgıç hakkında ‘uyarı’ kararı verdi.

BASIN KONSEYİ YÜKSEK KURULU, SABAH ANKARA MUHABİRLERİ GÖREN VE CANBOLAT İÇİN ‘KINAMA’ KARARI VERDİ

14.02.2018

Sabah Ankara Gazetesi’nde yayımlanan ‘Bankamatik Tezcan suspus’ başlıklı haber hakkında şikayet başvurusu.

KARAR

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 11 üyenin katılımıyla 14 Şubat 2018 tarihinde yaptığı toplantıda TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan’ın şikayetini görüşmüş, Sabah Ankara Gazetesi muhabirleri Aykut Gören ve Tülay Canbolat hakkında oybirliği ile ‘KINAMA’ kararı almıştır.

REFERANS: 2018- 3

ŞİKAYETÇİ:

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan.

ŞİKAYET EDİLEN:

Sabah Ankara Gazetesi Yayın Yönetmeni Osman Altınışık, muhabirleri Aykut Gören ve Tülay Canbolat.

ŞİKAYET KONUSU:

Sabah Ankara Gazetesi’nde 14 Ocak 2018 tarihinde yayımlanan ‘Bankamatik Tezcan Suspus’ başlıklı haber.

Şikayetçi Tezcan Karakuş Candan avukatları aracılığı ile 26 Ocak 2018 tarihinde ulaştırdığı başvurusunda, 14 Ocak 2018 tarihinde Sabah Ankara Gazetesi’nde yayımlanan haberde, “Çankaya Belediyesi’nin ağaç katliamına sözde ağaç severler sessiz kaldı. Gazide ortalığı ayağa kaldıran Tezcan karakuş, şimdi dut yemiş bülbül gibi’, ‘Sözde çevreci’, ‘İşe gitmeden maaş alıyor’ ifadelerinin yer aldığını belirtti.
Şikayet başvurusunda, haberin devamında ‘Geziye katılarak ağaç severlikten dem vuran Çankaya Belediyesi’nin memuru Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Kuğulu Park’ta ağaç katliamını ise iki fotoğraf eşliğinde sosyal medya hesaplarından kurumun yaptığı açıklamasıyla paylaştı” denildiği ifade edildi.
Şikayet başvurusunda, aynı yayın organında 10 Aralık 2017 tarihinde ‘Budama değil ağaç katliamı’ başlıklı haberde ‘Çankaya Belediyesi’nin Kuğulu Park’ta ağaç kesim işlemine bir tepki de Çankaya Belediyesi personeli Tezcan Karakuş’un başkanlığını yaptığı  Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nden geldi’ haberinin yayımlandığı hatırlatıldı.
Tezcan Karakuş Candan, söz konusu haberin asılsız olduğunu, ‘Şimdi dut yemiş bülbül gibi’, ‘sözde çevreci’ ve ‘işe gitmeden maaş alıyor’  ifadeleriyle  hedef alındığını savundu.
Başvuruda şikayet edilenlerin kendi içinde bile tutarsız, dayanaktan yoksun karalamaya dönük haberler yaptıkları ve basın özgürlüğü sınırlarının aşıldığı ileri sürülerek, “Haberi yapan Aykut Gören- Tülay Canbolat ve Sabah Ankara Gazetesi yayın sorumluları hakkında, kendi içinde çelişik, algı operasyonundan ibaret olan, meslek etiği ile uyuşmayan ifadeler nedeniyle şikayette bulunulması zorunluluğu doğmuştur” denildi.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR:

Sabah Ankara Gazetesi Yayın Yönetmeni Osman Altınışık, muhabirler Aykut Gören ve Tülay Canbolat’a şikayet hem mail ortamında, hem posta ile ayrı ayrı iletildi. Alındı belgeleri geldi.
Buna rağmen şikayet edilenler verilen sürede herhangi bir yanıt vermedi.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Sabah Ankara Gazetesi’nde yer alan ‘Bankamatik Tezcan Suspus’ başlıklı haber, tek taraflı yapılmış, suçlanan kişinin görüşüne başvurulmadığı gibi herhangi bir kaynak gösterilmemiş ve belgede konulmamıştır.
Şikayet edilen yayın organında aynı konuda, yine şikayet edilenler tarafından daha önce de haber yapılmış ve Bir tepki de Tezcan Karakuş’un başkanlığını yaptığı Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nden geldi’ denilmiştir.
Şikayet konusu haberde, şikayetçi hiçbir kanıt gösterilmeden üstelik çelişkili suçlamalarla hedef alınmıştır. Eleştiri, görüş ve değer yargısı bildirmenin sınırları aşılmış, herhangi bir kanıta dayanmadan ‘suçlama’ ve ‘itibarsızlaştırma’ amacı güdülmüştür.
Bu nedenlerle söz konusu haber Basın Meslek İlkeleri’nin ‘Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan ve iftira  niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez’ şeklindeki 4’üncü maddesine,
‘Soruşturulması gazetecilik  olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna  emin olmadan yayınlanamaz’ şeklindeki 6’ncı maddesine aykırı olarak değerlendirilmiştir.

SONUÇ olarak yukarıda belirtilen Basın Meslek İlkeleri’nin iki maddesine aykırılık nedeniyle Basın Konseyi Yüksek Kurulu toplantısında hazır bulunan 11 üyenin oybirliği ile ‘KINAMA’ kararı verilmiştir.

‘GÜNAYDIN KOCAELİ’ İNTERNET SİTESİNE, BASIN MESLEK İLKELERİ’NİN 4. VE 6. MADDELERİ UYARINCA ‘KINAMA’

REFERANS: 2018- 1

ŞİKAYETÇİ: Dr. Orhan Yücel (Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Uzmanı)

ŞİKAYET KONUSU:
Kocaeli Günaydın gazetesinin www.gunaydinkocaeli.com internet sitesinde 9 Aralık 2017 tarihinde ‘Araştırma Hastanesi’yle ilgili ŞOK İDDİALAR’ başlıklı haber.

Yukarıdaki başlık ve “Pankreas kanseri olan annesini Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götüren bir okurumu yaşadığı olayları gazetemize ileterek yardım istedi’ spotu verilen haberde, ‘İşte okurumuzun gazetemize ilettiği mesaj ara başlığı altında şu ifadeler yer alıyor:
‘Bir süredir pankreas kanseri tedavisi gören N.K.’nın Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Dr. Orhan Yücel’in sorumsuzluğu yüzünden başına gelenler adeta yürek burktu’, ‘…. Dr. Orhan Yücel’in söylediği sözler ve tavırları adeta şok etkisi yarattı’, ‘Annem (hasta) saat 15.00’te kliniğe götürüldü’, ‘Dr. Orhan Yücel kan tahlili ve USG istemiş -Hastalar bitmeden getirin, hastalar bitti mi çıkar giderim- demiş’, ‘Saat 15.30’da nefroloji polikliniğine geldiğinde doktorun çıktığı bilgisi alınmış bu yüzden hastamıza bakılmamıştır’, ‘Kan alma biriminde çalışan hemşireler kan alırken hastamızı aşırı zorlamış, bir çok yerinden kan alma denemeleri sebebiyle hastamızın canını çok yakmış’, ‘Bağırıp zaten bilinci zor olan hastamı daha da kötüleştirmişler.’
ŞİKAYET BAŞVURUSU:
Haberde adı geçen Dr. Orhan Yücel, Basın Konseyi’ne yazılı şikayette bulunarak, haberin hiç araştırılmadan yapıldığını, ‘Dr. Orhan Yücel’in sorumsuzluğu yüzünden’, ‘Dr. Orhan Yücel’in söylediği sözler ve tavırlar şok etkisi yarattı’ ifadeleriyle kişilik haklarını ve mesleki saygınlığını zedeleyici, sübjektif yorumlar yapıldığını, kendisine hakaret edildiğini ileri sürdü. Haberde anlatılanların gerçek olmadığını hastane kayıtlarının gösterdiğini belirten ve bu fotokopileri gönderen şikayetçi “Hasta ihbar mektubunda iddia edilen tarih ve saatte tarafımca muayene edilmiştir. Saatler ve hatta tarih bilgisi yanlıştır. Küçük bir araştırma ile gerçek olup olmadığı anlaşılabilecekken, bu araştırma yapılmayıp kişilik haklarıma açık bir saldırı gerçekleştirilmiştir. Asılsız ihbara dayalı haber internet sitesinde yayımlanmaya devam etmektedir” diyerek, Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini savundu.
UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR
www.gunaydınkocaeli.com internet sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Bigman Çakman’a şikayetçi Dr. Orhan Yücel’in başvurusu hem posta ile hem e-mail ile ulaştırıldı. Teslim 27 Aralık 2017’de yapıldı ve alındı belgesi geldi. Bigman Çakman ile telefonla birkaç kez irtibat kuruldu. Yanıt beklendiği iletildi, kurula bizzat katılabileceğini de hatırlatıldı. Ancak verilen sürede yanıt gelmedi.
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Kocaeli Günaydın gazetesinin www.gunaydinkocaeli.com internet sitesinde yer alan ‘Araştırma Hastanesi’yle ilgili ŞOK İDDİALAR’ başlıklı haber, ‘bir okurun söyledikleri’ denilerek yapılmıştır. Okurun adı verilmemiş, hastanın da adı rumuz olarak gösterilmiştir.
Haberde yer verilen iddiaların şikayetçinin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu açıktır: kendisinin “sorumsuzluğu” yüzünden bir hastasının acı çektiği ve bir doktor olarak üzerine düşen gerekli işlemleri yapmadığı öne sürülmektedir. Bu iddiaların şikayetçinin mesleki saygınlığı bakımından rencide edici, bu bakımdan da onu küçük düşürücü olduğu açıktır.
Haberde aktarılan iddiaların doğru olup olmadığını, diğer bir deyişle, “maddi gerçeği” tespit etmek Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun değil, adli mercilerin görevidir. Yüksek Kurulun incelemesi, haberin hazırlanmasında ve verilmesinde Basın Konseyi’nce ilan edilen Basın Meslek İlkeleri’ne uygun davranılıp davranılmadığını incelemektir.
Bu noktada dikkati çeken husus, meçhul okuyucu tarafından iletilen iddiaların doğruluğunu araştırmak için en küçük bir araştırmanın yapılmamış olduğudur. İddia sahibinden herhangi bir belge istenmemiş, adı açık açık yazılıp suçlanan doktorun ya da hastanenin görüşüne hiçbir şekilde başvurulmamıştır. Bu bakımdan, gazeteciye düşen “şekli gerçeği araştırma yükümlülüğünün’ tümüyle göz ardı edildiği açıkça anlaşılmaktadır.
Şikayetçinin mesleğine aykırı davrandığını iddia eden fakat gerçekliği hiçbir şekilde teyit edilmemiş ve teyit edilmeye de çalışılmamış bir haberin söz konusu olduğu düşünüldüğünde, şikayetçiye geçerli bir sebep olmaksızın mesleki kusur atfeden değerlendirmelerin eleştiri sınırı içerisinde değerlendirilemeyeceği de ortaya çıkmaktadır.
Bu bakımdan şikayet konusu haber, Basın Meslek İlkeleri’nin ‘Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez’ şeklindeki 4’uncu maddesine ve ‘Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanamaz’ şeklindeki 6’ıncı maddesine aykırı olarak değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak, uyarı cezasını yeterli gören azınlık görüşüne karşılık, oyçokluğu ile ‘kınama’ kararı verilmiştir.

BAVUL DERGİSİ YAZARI ASLI TOHUMCU HAKKINDAKİ ŞİKAYET ‘YERSİZ’ BULUNDU

 

KARAR

Yazar Aslı Tohumcu hakkındaki şikayet, yazının yer aldığı dergi tür itibariyle edebiyat ağırlıklı olduğu, Basın Meslek İlkeleri’ne uygunluk değerlendirmesi yapılamayacağı’ gerekçesiyle 5’e karşı 11 oyla ‘Şikayetin Yersizliğine’ karar verildi.

 

REFERANS:     2017- 25

 

ŞİKAYET EDENLER: İlksen CANPOLAT- Neslihan SÜZEN- Adem YEŞİL

 

ŞİKAYET KONUSU:

Bavul Dergisi’nin Aralık 2017 sayısında Aslı Tohumcu imzasıyla yayımlanan ’Sen de yaptın, sen de!’ başlıklı yazı nedeniyle Neslihan Süzen, Adem Yeşil ve İlksen Canpolat Basın Konseyi’ne telefonla şikayet başvurusunda bulundu.

Başvurularda, yazarın tacizi anlatırken ‘pornografik ve bayağı dil kullandığı, kadınları inciten ve insani değerleri aşağılayan ifadelere yer verdiği, yazının bir bölümünde ‘siyah önlüklü’ diye tarif edilen mağdurun ilkokul öğrencisi olduğunun anlaşıldığı ve çocuk tacizinin normalmiş gibi gösterildiği, yazarın ‘tabuları yıkmak’ adına kelimeleri sansürleme gereğini duymadan sorumsuzca davrandığı savunuldu.

ŞİKAYETE KONU YAZI

Tohumcu yazısında “Erkeklerin ağzından benden gerçek hikayelere bir katkı” yazarak erkek ağzından taciz hikayelerine yer verdi.
Yazıda bir ilkokul öğrencisine yönelik taciz anlatılırken ‘Ben de sürtündüm belediye otobüsünde bir ilkokul öğrencisine…. Siyah beyaz jilesinin altındaki pamuklu donunu hayal ederek yasladım aletini küçük kıçına. O kalabalıkta kaçacak yeri yoktu.… Baktım keyfime. Sağa sola, öne arkaya gidip gelirken boşaldım hatta’ ifadesi yer aldı.
Yine yazıda, ‘gece geç saatte İstiklal’de dolaşıyor diye bir kızla sevişmek istedim.. Arka solundan yaklaşıp, birlikte olmayı teklif ettim. ‘defol git’ diye bağırınca ‘Aranmaya çıkmasıydın bu saatte burada işin ne oruspu! Oruspu sikerim…” ifadeleri yer aldı.

GELEN ŞİKAYETLER

Başvuruda bulananlardan Neslihan Süzen, yazıda taciz anlatma adı altında, ‘toplumsal değerleri sarsıcı, kadınları incitici özensiz dil kullanıldığını’ savundu. Neslihan Süzen, “Sapıklık, pedofoli altında örtülmeye çalışılıyor. Benim dergiyi alıp evime götürdüğümü ve çocuğumun bunları okuduğunu düşünün. Travmayı düşünebiliyor musunuz?” dedi.
Adem Yeşil ise ‘siyah önlüklü’ diye tarif edilen mağdurun ilkokul öğrencisi olduğunun anlaşıldığını, çocuk tacizinin normalmiş gibi gösterildiğini, yazarın kelimeleri sansürleme gereğini duymadan sorumsuzca davrandığını savundu, “Tabuları yıkmak adına böyle şeyler normalmiş gibi gösteriliyor” dedi.
Aslı Canpolat ise yazıda pornografik dil kullanıldığını, kadınların incitildiğini, insani değerlerin aşağılandığını kaydetti.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR

Yazar, sosyal medyadan gelen tepkilere bir açıklama yaparak yanıt verdi ve kendini şöyle savundu:

Kendi başımdan geçen tacizleri dergiye yazarken, niyetim elbette taciz mağdurlarını incitmek, tacizi övmek ya da tacizciyi cesaretlendirmek değildi… Yirmi yıldır öykü ve romanlarımda kadınların ağzından erkek şiddetini yazıyorum. Bu yazıdaysa tam tersini, yani tacizcinin dilinden yazmayı denedim ve görünen o ki, hâlâ acısını hissettiğim travmamı aktarmakta kullandığım üslup sorunlu bulundu. Bunu tartışmak gerekir elbette. Ben dilimi böyle kurdum, bu derdi böyle vahşi bir dille anlatmak istedim. Söyleyin nasıl yapmalı? Tacizin ifşası konusunda literatür, atölye önerilerinizi bekliyorum. Tacizcilere yönelik öfkelerini bana kusanları da affediyorum.”
Bavul Dergisi de tepkiler üzerine bir açıklama yaptı. Bu açıklamada da şöyle denildi:
“Elbette yazın. Fakat eserin sahibine eleştirilerinizi yöneltmeyi de bir ara düşünebilirsiniz. Eser ilk önce yazanı bağlar. Siz İmzayı bilerek kapatınca imzasız bir yazı gibi olmuş. İyi çalışmalar.”
Başvuru, Bavul Dergisi yazarı Aslı Tohumcu’ya e-mail yoluyla iletildi, ayrıca postayla derginin adresine gönderildi.
Aslı Tohumcu, 27 Aralık Çarşamba günü konunun görüşülmesi sırasında Basın Konseyi Yüksek Kurulu’na avukatları Ebru Erginbay Ayten ve Ali Deniz Ceylan ile gelerek savunma yaptı. Tohumcu edebiyatçı olduğunu, kitaplarında kadına şiddet konusunu işlediğini, bunu yaparken de edebi bir dil kullandığını söyledikten sonra, yazıda tacizi edebi dille kaleme aldığını, tepkinin yanında övgü de aldığını anlattı.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, işin esasına girmeden önce, bir ön mesele olarak, şikayet konusu yazının Basın Meslek İlkeleri kapsamında kalıp kalmadığını tartışmıştır. Şikayet edilen kişinin edebiyatçı olması Kurulun değerlendirmesi açısından belirleyici değildir; şayet Basın Meslek İlkeleri kapsamına giren bir içerik varsa, bunun yazarının sıfatı ne olursa olsun, uygulanacak gazetecilik standartları aynıdır. Buna karşılık, “yazının niteliği” ve “yayımlandığı mecranın mahiyeti” önem taşımaktadır.

Şikayet konusu yazının yayımlandığı mecranın mahiyeti değerlendirildiğinde; Kurulun görüşüne göre, yazının yer aldığı dergi, bir bütün olarak basın meslek ilkeleri kapsamı dışında değildir. Bu bakımdan, “Bavul” adlı mevkute (süreli yayın) tarzındaki, kültürel ve sanatsal nitelikli eserlere de yer verilen bir derginin, Yüksek Kurul’un yetki alanına girmesi mümkündür.

Ne var ki, şikayet konusu yazının kendisi (yani niteliği) incelendiğinde, çoğunluğun görüşüne göre, nitelik ve tür itibariyle edebi ağırlıklı bir metin söz konusu olup, bunun Basın Meslek İlkeleri’ne uygunluk değerlendirmesine tabi tutulması mümkün değildir. Bu bakımdan, yazının Kurulun yetkisi alanına girmemesinden bahisle, şikayetin yersizliğine karar verilmelidir.

Kurulun beş üyesi ise; yazının niteliği ne olursaolsun, süreli ve yaygın bir dergide yayımlanmış olduğu, dergide yer alan yazılar arasında tür bakımından bir ayrım yapılamayacağı, bu nedenle de yazının Basın Meslek İlkeleri’ne tabi olduğu kanaatine ulaşmışlardır. Basın Meslek İlkeleri ışığında şikayet konusu yazı ele alındığında, 2., 12. ve 13. maddelerin ihlali söz konusudur.

SONUÇ olarak başvuru hakkında oy çokluğuyla ‘Şikayetin Yersizliğine’ kararı verilmiştir.

 

Pazar Postası Genel Yayın Yönetmeni Işıl Cinmen’e, Basın Meslek İlkeleri’nin 6. maddesi uyarınca “kınama”.

REFERANS: 2017/22

ŞİKAYET EDEN: Ajda Pekkan

ŞİKAYET EDİLEN: Posta gazetesi Pazar Postası eki adına Genel Yayın Yönetmeni Işıl Cinmen.

ŞİKAYET KONUSU:

Ajda Pekkan, Posta gazetesi Pazar Postası ekinde ve posta.com.tr’de 22 Ekim 2017 tarihinde yayımlanan “Yeni Villayı Sevgilisiyle Dekore Ediyor” başlıklı manşet/haber nedeniyle şikayet başvurusnda bulunmuştur. Başvuruda, haberin gerçekleri yansıtmadığı, bu haberde geçen konularda kendisinden görüş ve bilgi alınmadığı, kendisini karalamaya yönelik ve rencide edici görseller ve ifadeler kullanıldığını, söz konusu haberle, bazı inşaat şirketlerinin hukuka aykırı reklamının yapıldığı söylenmiştir.

ŞİKAYETE KONU HABERİN TAM METNİ:

YENİ VİLLAYI SEVGİLİSİYLE DEKORE EDİYOR

KARDEŞİ İSTEMİŞTİ
Ajda Pekkan (71) kendisinden 22 yaş küçük eski aşkı Bülent Çavuşoğlu’na (49) iki yıl aradan sonra Eylül’de yeniden dönmüştü. Kardeşi Semiramis Pekkan (68) bu ilişkiye karşı çıkmış, “Aranızda çok yaş farkı var. Hayat tarzlarınız uygun değil. Bu aşk seni aşağı çeker, ayrılsan iyi olur” diye uyarmıştı.

BODRUM’DAKİ AŞK YUVASI

Ne var ki, Ajda Pekkan’ın gönlü ferman dinlemedi. Bülent Çavuşoğlu’ndan kopamadı. Sevgililer hem güneşli günlerin tadını çıkarmak, hem de gözlerden ırak olmak için Bodrum’da. Ajda Pekkan’ın Çamlıköy’de 2,5 milyon euro’ya yeni aldığı altı odalı, havuzlu, 1300 metrekare büyüklüğündeki villasında kalıyorlar. Aynı zamanda evi birlikte dekore ediyorlar. Bülent Çavuşoğlu bu aşk uğruna oğlunun annesi Tuğçe Eyilik’ten 2014’te boşanmıştı.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR:

Posta gazetesine gönderilen uzlaşma veya herhangi bir talepleri olup olmadığına yönelik yazıya cevaben, Pazar Postası Genel Yayın Yönetmeni bir yazı göndermiştir.

Işıl Cinmen, cevabında “Şikayet eden, Türkiye’nin tanınmış bir magazin figürüdür. Davaya konu haber de bir magazin haberi olup; magazin haberleri genelde okurun merak duygusunu ve ilgisini haiz konularda özellikle tanınmış ve kamuoyuna mâl olmuş kişilerin özel veya mesleki yaşantılarını konu alan haberlerdir. Bu sebeple, bir magazin haberinden herhangi bir toplumsal/kişisel yarar sağlanması, yapısı gereği beklenmeyecektir.

Şikayet eden, dava konusu haberin hiçbir gerçek(liği) olmadığını ve özensiz yapıldığını, karalamaya yönelik olduğunu belirtmiştir. Fakat bir magazin haberi oluşturulurken diğer haber türlerindeki gibi somut bilgi elde edilmesi beklenmeyecektir. Magazin haberleri genelde, yaşantıları merak konusu olan kişilerin mesleki faaliyetlerinin veya özel yaşantılarının görüntülenmesi, röportajlar, kamuoyuna yapılan açıklamalar veya iddialardan derlenmektedir. Yani masa başında, hiçbir araştırma yapılmaksızın bir haber oluşturulmamıştır.

Sayın Konseyinize Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihatını belirtmek isterim. Özetle magazin haberlerinin diğer haberlerle aynı şekilde değerlendirilmeyeceği, bu haberlerin kendine özgü bir etkisi olduğu yönündedir:

“Davaya konu olayda; davalının gazetesinde yayınlanan haberlerin ve resimlerin haber verme ve kamuoyunu bilgilendirme hakkına binaen hazırlanmış, görünen gerçekliğe uygun, güncel bir magazin haberi olduğu, haberin yayınlanmasında toplumsal ilgi bulunduğu, basının maddi gerçekliği araştırmak ve kanıtlamak yükümlülüğü bulunmadığı, çatışan yararlar dengesinin davacı yararına bozulmadığı, davalı yönünden hukukla uygunluk nedenlerinin bulunduğu ve böylece davacının kişilik haklarının saldırıya uğramadığı benimsenmelidir.” (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2013/4775E, 2014/1718K, 5.2.2014 Tarihli Kararı)”

Işıl Cinmen, cevap ekinde, şikayete konu haber içeriğiyle internet sitelerinde halen yayında olan görselleri ve ekran görüntülerine yer

vermiştir. Şikayete konu haberin Basın Konseyi Basın Meslek İlkeleri’ne aykırı olmadığı söylenmiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

-Ajda Pekkan, şikayete konu haberde geçtiği gibi Çamlıköy’de bir evi olmadığını, haber görselinde kullanılan evin kendisine ait olmadığı gibi, Bodrum’da böyle bir meblağa alınmış böyle bir evi bulunmadığını söylemiştir.

-Haberde geçtiği gibi halen Bülent Çavuşoğlu ile birlikte olmadığını, bu beraberliğin yıllar önce sonlandığını beyan etmiştir. Haberde, Bülent Çavuşoğlu’na Eylül’de yeniden döndüğü yazılmış olsa da kullanılan görsel, Pazar Postası Genel Yayın Yönetmeni Işıl Cinmen’in gönderdiği cevap yazısı ekinde yer alan haber/görsel tarihlerinden anlaşıldığı üzere, 2014 yılına aittir.

-Ajda Pekkan, şikayete konu haberde geçen Semiramis Pekkan’a ait ifadelerin gerçekte söylenmediği ve yakıştırmadan ibaret olduğunu belirtmiştir.

-Ajda Pekkan, bazı inşaat şirketlerinin hukuka aykırı reklamının yapıldığı ve kendisinin bu reklama alet edildiğini dile getirmiştir ancak haberde herhangi bir inşaat şirketi adı, Çamlıköy mevki dışında site/sokak vb. adı verilmediği için net bir reklam bulgusuna rastlanmamıştır.

-Kamuya mâl olmuş kişilerin hayatlarının her yönüyle haber değeri taşıdığı malumdur ancak şikayete konu haberde yer alan veriler güncel değildir, haber gerçek veri/unsurlar barındırmamaktadır, habere konu kişiye danışılmamış, duyumların gerçekliği hakkında bilgisine başvurulmamıştır. Kaldı ki, şikayet edilen tarafından Basın Konseyi’nin bilgisine sunulan 5.2.2014 tarihli içtihatta, haberin “görünen gerçekliğe uygun” olması gerektiği ve fakat “basının maddi gerçekliği araştırmak ve kanıtlamak yükümlülüğü bulunmadığı” belirtilmiştir. Basın Konseyi’nin önceki kararlarında belirtildiği gibi, bunun anlamı, haberde sunulan bilgi ve bulguların gazetecilik olanakları dahilinde araştırılıp doğruluğuna emin olduktan sonra yayımlanması gerektiğidir. Basından beklenemeyecek olan, bir mahkeme gibi, olayı hiçbir şüpheye yer bırakmaksızın kanıtlama yükümlülüğüdür. Bu bakımdan, şikayetçi tarafından sunulan karardan, Basın Meslek İlkeleri 6. maddesinde yer alan “haberin doğruluğunu araştırma yükümlülüğü”nün magazine haberleri için uygulanmayacağı gibi bir sonuç çıkarılamaz. Konseyimizin yerleşik uygulaması da bu hususu teyit eder niteliktedir.

-Kamuoyunun gözü önünde olan tanınmış ve her hareketi haber konusu sayılan kişilerin gazete ve yayın organlarında haklarında çıkan her haberine karşı cevap ve düzeltme haklarını kullanmaları fiziken mümkün değildir.

Yukarıdaki sebeplerden, Pazar Postası gazetesi adına Genel Yayın Yönetmeni Işıl Cinmen’e,

Basın Meslek İlkeleri’nin “Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz.” şeklindeki 6. maddesi uyarınca “KINAMA” verilmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

REFERANS:               2017/21

ŞİKAYET EDEN:        Prof. Bekir Çakır

ŞİKAYET EDİLEN:    Cemalettin Öztürk (buyukkocaeli.com.tr)

 

ŞİKAYET KONUSU:

Prof. Bekir Çakır, Basın Konseyi’ne başvurarak Cemalettin Öztürk’ün buyukkocaeli.com.tr sitesindeki köşesinde kendisi hakkında gerçeğe aykırı unsurlar içeren bir yazı kaleme aldığını ve kendisine cevap ve düzeltme hakkının kullandırılmadığını söylemiştir. Cemalettin Öztürk telefonla aranmış, Noter ihtarnamesinin kendilerine ulaşmadığını, yazıyı bu nedenle yayımlamadıkları öğrenilmiştir. Cevap ve düzeltme yazısı Cemalettin Öztürk’e gönderilmiş ve sitede, usule uygun şekilde yayımlanmıştır.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

Şikayet dosyası Basın Konseyi Yüksek Kurulu toplantısında görüşülmüş, yukarıdaki nedenlerden “cevap ve düzeltme hakkı kullandırılmadığı” gerekçesiyle yapılan başvuru için takibat yapılmasına yer olmadığı kararı çıkmıştır.

Gazeteci Kurtuluş Tayiz’e Basın Meslek İlkeleri’nin 4., 6. ve 10. maddeleri uyarınca “kınama”. Akşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Kelkitlioğlu’na Basın Meslek İlkeleri’nin 16. maddesi uyarınca “kınama”.

REFERANS:               2017/20

ŞİKAYET EDEN:        Battal İlgezdi (Ataşehir Belediye Başkanı)

ŞİKAYET EDİLEN:    Gazeteci Kurtuluş Tayiz ve Akşam gazetesi

 

ŞİKAYET KONUSU:

Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi, Akşam gazetesi ve aksam.com.tr’de yer alan 28.06.2017 tarihli “PKK Kantonlarına Giden CHP TIR’ları” haberinin, gerçeği aykırı olduğunu, açık iftira ve haksız suçlamalar barındırdığını, Ataşehir Belediyesi’ni karalamaya ve itibarını zedeleme maksadı taşıdığını belirterek şikayet başvurusunda bulunmuştur.

ŞİKAYETE KONU KÖŞEYAZISINDA ŞU İFADELER GEÇMEKTEDİR:

28.06.2017, “PKK Kantonlarına Giden CHP TIR’ları” :

 

Haberi okuduğumda şaşırdım; iyi cesaret doğrusu. Devletin yola çıkardığı TIR’ların önünü kesen CHP, PKK kantonlarına kendi yardım TIR’larını göndermiş. Habere göre CHP’nin Ataşehir belediyesinin yola çıkardığı TIR’lar, PKK’nın Suriye’deki kantonlarına ve Sincar’a ulaşmış. CHP’li vekiller Veli Ağbaba, Mahmut Tanal ve Hüseyin Aygün’ün içinde olduğu heyet, TIR’ları “sağ salim” PKK’ya teslim etmeyi başarmış.

TIR’ların üzerinde yazılı afişlerden en üsttekinde “Ataşehir Belediyesi” imzası bulunuyor. Alttaki afişte ise “Ataşehir’den Şengal ve Rojava’ya dayanışma” yazıyor.

“Rojava” dedikleri yer, terör örgütü PKK/PYD’nin silah zoruyla gasp ettiği Suriye’nin kuzeyi. “Şengal” ise Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yakın zaman önce bombaladığı PKK’nın Irak’taki “ikinci Kandil’i olarak değerlendirilen Sincar bölgesi.

(…)

“Rojava” adı verilen bu bölge, Türkiye Cumhuriyeti’ne dönük büyük bir “saldırı karargahı” veya “ileri karakol” işlevi görmesi amacıyla oluşturuldu. Pentagon’un kontrolündeki bu terör bölgesi, doğrudan Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini hedef almakta.

Türkiye’nin bekasını tehdit eden bu terör bölgesine CHP’nin yardım TIR’ları göndermesi nerden bakılırsa bakılsın büyük bir skandal. Görüntüde CHP’nin “insani yardım” TIR’ları, ama aslında Pentagon’un devleti içeriden çökertme projesinin bir parçası…

CHP’nin siyasi misyonu, uzun süredir ABD’nin güney sınırlamızda oluşturmaya çalıştığı “terör kuşağı”yla eşgüdüm halinde. CHP, devleti içeriden meşgul etmekle, oyalamakla görevli. FETÖ ve PKK’nın nefesinin yetmediği yerde CHP’yi öne çıkarıyorlar. Devletin, Ortadoğu’daki gelişmelere, sınırlarımızdaki “terör devleti”ne müdahil olmasını engellemek için CHP ve HDP’yi devreye koyuyorlar.

CHP’nin PKK kantonlarına TIR göndermesi, aslında Türkiye’den Suriye’nin kuzeyine yol açma, kanal oluşturma planının bir parçası. Türkiye’nin desteği ve kabulu olmadan PKK/PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde soluk alması imkansızdır. Türkiye karşı çıkarsa, PKK/PYD’nin ayakta kalması zorlaşır. Pentagon, Türkiye’yi ikna edemezse “terör devleti” planı suya düşer. Bu yüzden CHP’yi kullanarak Türkiye’yi “Rojava”ya alıştırmaya çalışıyorlar.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR:

Gazeteci Kurtuluş Tayiz’e gönderilen uzlaşma veya herhangi bir talebi olup olmadığına yönelik yazıya bir gün gecikmeli cevap gelmiştir. Cevap kabul edilmiş ve Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyeleriyle paylaşılmıştır.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

-Haziran ayında, bazı yayın organlarında, Ataşehir Belediyesi’ni terör örgütüne yardım etmekle suçlayan yayınlar yapılmıştır. Belediye, bu konuda üst üste 2 kamuoyu açıklaması yapmış, iddiaları somut verilere dayanarak yanıtlamıştır. Açıklamalarda, söz konusu haberlere konu edilen yardımların 2014 Eylül ayında, Türkiye’ye sığınmış milyonlarca Irak ve Suriyeli mağdur insan için başlatılan CHP Yerel Yönetimler Konvoyu’na katılım çerçevesinde yapıldığı ve Ataşehir Belediyesi’nin bu kampanyaya 4 TIR dolusu malzeme verdiği anlatılmıştır. Bu yardımın ardından, Irak Türmen Vakfı heyetinin Belediye’ye teşekkür ziyaretinde bulunduğu belirtilmiştir. Yardımların, şikayete konu köşeyazısında geçtiği gibi sınır ötesine; Rojava ve Şengal’e gönderilmediği, Türkiye sınırları içerisindeki kamplarda, resmi devlet görevlilerinin koordinasyon ve yönetiminde dağıtıldığı ifade edilmiştir. Aynı dönemde, başta Kızılay olmak üzere çeşitli STK ve parti yardım kampanyalarının bölgeye ulaştığına dikkat çekilmiştir. Medyada yer alan fotoğraflardaki Rojava ve Şengal yazılarının o bölgelerden gelen mültecileri temsil ettiği, sınır ötesine yardım aracı gönderilmediği tekrar vurgulanmıştır. Bu açıklamalar daha sonrasında ilgili gazete tarafından dikkate alınmadığı gibi, bunların aksini gösterir herhangi bir bulguya haberde veya sonrasında yer verilmemiştir; ilgili yazı da web sitesinde aynı şekilde yer almaya devam etmiştir. Bu bakımdan, “şekli gerçekliğin” araştırılması konusunda mesleki özen yükümlülüğüne uyulmadığı anlaşılmaktadır.

-Gazeteci Kurtuluş Tayiz, şikayete konu köşeyazısını, adıını açıklamadığı bir yayın organının haberine dayanarak kaleme almıştır.

-Şikayete konu yazının yayımlandığı tarihten üç gün önce, Ataşehir Belediyesi, kamuoyu açıklaması, tekzip yazısı ve noter ihtarnamelerinin bütün yayın organlarıyla paylaştıklarını, şikayet başvurusunda beyan etmiştir.

-Kurtuluş Tayiz, ilgili habere ilişkin tekzip açıklama ve haberlerini dikkate almamıştır.

-Şikayete konu yazıda, Ataşehir Belediyesi’nin konu edildiği ve sonradan tekzip edilen haber üzerinden CHP tüzel kişiliğine yönelik ağır ithamlar bulunması ayrıca dikkat çekicidir.

Şikayete konu yazıda CHP, başka ülkelerin ulusal güvenlik merkezleri tarafından maşa olarak kullanılan, başka ülke çıkarları ve gündemlerine uygun ve dışarıdan gelen emirle hareket eden, mahkeme kararları ile silahlı terör örgütü olarak tescillenmiş yapılarla eşgüdümlü çalışan, Türkiye Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü bozma ve Türkiye Cumhuriyeti’ni “içeriden çökertme” kastı taşıyan bir kurummuş intibaı uyandıracak ağır ifade ve iddialara yer verilmiş; CHP açıkça hedef gösterilmiştir.

-Akşam gazetesi, Ataşehir Belediyesi’nin cevap ve düzeltme taleplerine karşılık vermemiştir.

-İlgili köşeyazısı aksam.com.tr sitesinde aynıyla yer almaya devam etmektedir.

Yukarıdaki sebeplerden, Akşam gazetesi köşeyazarı, gazeteci Kurtuluş Tayiz’e,

Basın Meslek İlkeleri’nin “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.” diyen 4. maddesi,

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz.” diyen 6. maddesi,

“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı, makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez.”diyen 10 maddesi uyarınca “KINAMA”,

Akşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Kelkitlioğlu’na,

“Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” diyen 16. maddesi uyarınca OYBİRLİĞİYLE “KINAMA” verilmiştir.

Saray Gözlem gazetesi İmtiyaz Sahibi Tekin Sönmez’e Basın Meslek İlkeleri’nin 4., 6., 10. ve 16. maddeleri uyarınca “kınama”.

REFERANS: 2017/19

ŞİKAYET EDEN: Sultan Duygu Çetintaş

ŞİKAYET EDİLEN: Saray Gözlem gazetesi ve trakyagozlem.com adına imtiyaz sahibi ve haberde imzası bulunan Tekin Sönmez.

 

ŞİKAYET KONUSU:

Duygu Çetintaş, 02.08.2017 tarihli “Rehabilitasyon Merkezi İnceleme Altında” başlıklı manşet/haber nedeniyle şikayet başvurusnda bulunmuştur. Başvuruda, haberin gerçekleri yansıtmadığı, Duygu Çetintaş’ın sahibi olduğu kurumun saygınlığını zedeleyici düşüncelere ve basın özgürlüğü sınırlarını aşan ifadelere yer verildiği dile getirilmiştir.

ŞİKAYETE KONU HABERDE ŞU İFADELER GEÇMEKTEDİR: 02.08.2017, “Rehabilitasyon Merkezi İnceleme Altında” :

(Yazı/haber aynıyla aktarılmıştır.)

Saray Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi inceleme başlatılarak mercek atına alındı. 2015 yılında başlatılan inecelemenin sağlıklı yürütülememesi, kurumun içerisindeki usulsüzlüklere devam etmesi yeni bir soruşturma açılmasına neden oldu.

Saray Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merekezi’nde dört farklı kurumca inceleme altına alında. Kurumda ki usulsüzlükler üzerine harekete geçen yetkili, kurumlar Rehabilitasyon merkezinde detaylı incelemelere başlayacağı öğrenildi. Aynı kurumda usulsüzlüklerin ortaya çıkarılması için de 2015 yılında yine inceleme yapılmış, ancak soruşturmanın sağlıklı yürütülememesi sonucunda usulsüzlükler hakkında yeterli veriler elde edilememişti. Fakat kurumdaki sorunların devam etmesi üzerine aradan geçen iki yıl sonra tekrar inceleme başlatılırken bu sefer olaya dört farklı kurumun dahil olması, yaşanan usulsüzlüklerin ciddiyetini gözler önüne seriyor. Kurumlar dört farklı alandaki usulsüzlükleri ortaya çıkarmak için yoğun çaba sarfederken, soruşturma sonucunda ortaya nasıl usulsüzlükler çıkacak ve nasıl yaptırımlar uygulanacak merak ediliyor.

Haber: Tekin Sönmez

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR:

Saray Gözlem gazetesi ve trakyagozlem.com’a gönderilen uzlaşma veya herhangi bir talebi olup olmadığına yönelik yazıya cevap gelmiştir. Yüksek Kurul toplantısında değerlendirmeye alınmıştır.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

-Saray Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi sahibi Duygu Çetintaş, kurumunun 2015 ve sonrasında herhangi bir soruşturma geçirmediğini, yıllık olağan denetimler dışında inceleme geçirmediklerini, denetimler sonucunda da hiçbir ceza almadıklarını beyan etmiştir. Kaldı ki, haberde yer alan, “2015’teki soruşturmanın sağlıklı yürütülmediği” ve “kurumda usulsüzlüklere devam edildiği” yönündeki soyut iddiaları somutlaştırarak açıklayan ve delillendiren hiçbir bilgi ve veri haberde yoktur.

Şikayet edilenin Konseyimize ibraz ettiği BİMER başvurusu tek başına herhangi bir kanıtlayıcı değer taşımadığı gibi; bu başvurunun işleme konulmuş olması şeklindeki mutad uygulama da, haberdeki iddiaları kanıtlayıcı bir mahiyet taşıyamaz.

-Saray Gözlem gazetesine, noter kanalıyla, haberin yayımlandığı gün geçilen cevap ve düzeltme talebine cevap verilmemiş, gereği yerine getirilmemiştir. (Noter yazısı eklidir)

-Duygu Çetintaş, cevap ve düzeltme hakkı için daha sonra Saray Sulh Ceza Hâkimliği’ne başvurmuş, başvuru sonucunda “Söz konusu yazı sebebiyle gazetenin okuyucu kitlesi ve kamuoyu önünde başvuranın saygınlığının zedelendiği ve kişilik haklarının ihlal edildiği anlaşıldığından talebin kabulü ile tekzip metninin Saray Gözlem gatezesinde yayımlanmasına karar vermek gerekmiştir.” denilmiştir.

-Tekin Sönmez, karara itiraz etmiş ancak kararı Hâkimlikçe reddedilmiştir. Kendisine bu husus sözlü olarak Genel Sekreter tarafından sorulduğunda, itirazının kabul edildiğini beyan etmesi dikkat çekicidir. Kaldı ki, daha sonra, kararın gereğini de yerine getirmemiştir.

Yukarıdaki sebeplerden, Saray Gözlem gazetesi ve trakyagozlem.com imtiyaz sahibi Tekin Sönmez’e,

Basın Meslek İlkeleri’nin “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.” diyen 4. maddesi,

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz.” diyen 6. maddesi,

“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı, makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez.”diyen 10 maddesi,

“Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” diyen 16. maddesi uyarınca “KINAMA” verilmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.