ORTAK DUYURU: “BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE HUKUK ARIYORUZ”

http://ekja.ee/?sekvoya=trding-in-opzioni-binarie trding in opzioni binarie Basın Konseyi, İzmir Barosu, İzmir Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın “Ortak Sesi”:

binäre optionen wie viel verdienen “BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE HUKUK ARIYORUZ”

binäre optionen broker realtime kurse Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, İzmir Barosu Başkanı Aydın Özcan, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen, Türkiye Gazeteciler Sendikası İzmir Şubesi Başkanı Halil Hüner Basın Özgürlüğü ve Yargı Bağımsızlığı için ortak ses olacak ortak açıklama yapacak;

كيف يمكن زيادة الوزن “Basın Özgürlüğü ve Hukuk arıyoruz” diyecek.

binära optioner test Buluşma;

forex trading journal excel 30 Aralık 2015 (Yarın) Çarşamba, Saat 11.00’da İzmir Adliyesi Baro Salonunda gerçekleşecek.

binär optionen erklärung Katılımınızı bekler, saygılar sunarız.

, , ,

“UMUT NÖBETİ” İLE İLGİLİ  ÖNEMLİ BİR AÇIKLAMA

http://studioleedsweb.co.uk/?italybinar=borsa-binari-demo&2d6=bb borsa binari demo “UMUT NÖBETİ” İLE İLGİLİ 

trading 212 60 sekunden ÖNEMLİ BİR AÇIKLAMA

opzioni binarie di trading segnali recensione Franco  
MİT TIRları haberleri nedeniyle tutuklanan gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül için ilk gün Gazeteci Mete Akyol’un tuttuğu “umut nöbeti” organizasyonunu, ilk dakikalarından itibaren Basın Konseyi üstlenmiş, gelişmeleri gün gün kamuoyuyla paylaşmıştır.

binaire opties 60 seconden Bu eylemin amacı:

http://stmarysvancouver.ca/?victor=consulenza-per-investimenti-on-line consulenza per investimenti on line  -Silivri Cezaevi önüne gruplar yığmak değildir.

fare trading online gratis İsteyen gazeteci, yazar ve düşün insanlarının, bir veya ikişer kişilik gruplar halinde,  birkaç saat da olsa, bir düzen içinde, sembolik nöbet tutmalarını sağlamaktır.

trading on line da un minuto a 60 minuti guidato senza costi di attivazione con dimostrazione preventiva -Bu eylemle, gazetecilerin tutukluluklarına herkesin dikkatini çekmek, onların yanında olduğumuzu söylemek, özgürlükleri için umudumuzu yitirmeden, sonuna dek direnmektir. 

handla binära optioner forum Oluşturulan nöbet çizelgesi, başvurular dahilinde hazırlanmaktadır.

binära optioner video Bu kapsamda nöbete gidenler, bazen yanında liste dışı, insanlar da getirmektedir.

 
Basın Konseyi’nin çizelgesi dışında Silivri Cezaevi önünde nöbet tutanlardan ve mücadele kırıcı sözler sarf edenlerden Basın Konseyi sorumlu değildir.

Basın Konseyi, dün olduğu gibi bugün de, parmaklıklar arkasında tek bir gazeteci kalmayana dek mücadelesine devam edecektir.

 
Kamuoyuna saygıyla duyurulur …

, ,

DÜNDAR VE ERDEM GÜL’ÜN TUTUKLANMASIYLA İLGİLİ AÇIKLAMA

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara temsilcisi Erdem Gül’ün yayınlanan haberlerinden ötürü tutuklanması üzerine şu açıklamayı yaptı;

“Aslında bu akşam İstanbul 7.Sulh Ceza Mahkemesi’nce gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül değil, özgür haber ve halkın haber alma hakkı tutuklanmıştır.

Kısacası gerçekler, hukuk anlayışı ve demokrasi demir parmaklaklıkların arkasına hapsediliyorsa da, düşünce ile kalemin gücü engellenemez. Hukuk yok sayılamaz.
Aksi halde akıl tutulması yaşanır.
Yanlıştan elbet bir gün dönülecektir.
Umudu yitirmeyelim.”

, ,

BASIN KONSEYİ: -GAZETELERE KANUNSUZ BASKINLAR YAPILAMAZ. -GAZETECİLERİN ÇALIŞMASI ENGELLENEMEZ.

Zaman Gazetesi’ne gece yarısında yapılan baskın; korkutma, yıldırma, gözdağı verme amaçlıdır. Bu durumu kabul etmek olanaksızdır.

Bir gazetenin arama izni olmadan polislerce baskına uğraması, halkın haber alma hakkını engellediği gibi, aramaların gece yapılması da düşündürücüdür.

Mahkemenin arama izni, yer-kişi-zaman ve içerik olarak sınırlı olmasına rağmen, kararı uygulayan birimler; kararın içeriğine uymayıp, Feza Matbaacılık dışındaki Zaman ve Today’s Zaman gazeteleri ile Aksiyon Dergisi’ni de aramışlar, yazı işlerinde çalışan gazetecilerin işlerini engellemişlerdir.

Ayrıca kararın içeriği 3 adet “Özgür Bugün” nüshasının bulunmasıyla sınırlı iken; kararı uygulayan birimler, kararın kapsamı dışında Zaman Grubu’nda adeta “suç delili” ararcasına hareket etmişlerdir.

Bu apaçık sansürleme girişimidir.

Basın Konseyi olarak; gazetecilerin özgürce haber yapmasını, arama kararı verilirken ve uygulanırken, yasalar çerçevesinde hareket edilmesini talep ediyoruz.

, ,

BASIN KONSEYİ, “YETKİLİ MERCİLERİ GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ!”

Gazeteci Cüneyt Özdemir, ismini ve cep numarasını tespit ettiği bir kimsenin taciz ve tehdidine maruz kaldığını Basın Konseyi’ne bildirmiştir.

Özdemir, daha önce de tanımadığı biri tarafından arandığını, yaptığı konuşmanın gizlice kaydedildiğini ve sosyal medyada Sağlam İrade (@tahaun) rumuzlu hesabın Twitter’dan bu konuşmayı paylaştığını belirtmiştir.

Ayrıca, bu konuda yaptığı suç duyurusuna rağmen herhangi bir işlem yapılmadığı gibi, kendisi hakkında söz konusu kişiye hakaretten soruşturma açıldığını iletmiştir.

Gazetecilere ve medya organlarına fiili saldırıların gitgide arttığı bir ortamda, Cüneyt Özdemir’in bu açık ihbar ve şikayeti hakkında yetkili adli ve idari organlarımızın derhal gerekli işlemleri yapmaları zaruridir.

Bu konudaki gecikmeler, ilgililerin hukuki ve cezai sorumluluğunu doğurabilecektir.

Yetkili mercileri bu konuda azami hassasiyeti göstermeye davet eder; basın özgürlüğü adına konunun takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.

, , ,

BASIN KONSEYİ BAŞKANI PINAR TÜRENÇ, KAYYIM KARARINI VEREN HAKİMİ, HSYK’YA ŞİKAYET ETTİ

http://secondclothing.com/?k=optionen-broker optionen broker Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Bugün-Kanaltürk televizyonu ve Bugün-Millet gazetelerine kayyım atanması kararını veren Ankara 5. Sulh Ceza Hakimi Yunus Süer’i, yazılı bir dilekçeyle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na şikayet etti.

Çok kısa bir süre içerisinde 71 çalışanın işine son verdiği öğrenilen kayyımın taraflı olduğuna dikkat çekildiği dilekçede kararın; Anayasa’ya, Türkiye’nin de tarafı olduğu uluslararası antlaşmalara aykırı olduğu belirtildi ve şu görüşlere yer verildi;

“Yunus Süer’in verdiği kayyım atama kararının açıkça ifade özgürlüğünü ihlal etmesi ve temel hak ve özgürlüklerin korunması ile hukuk güvenliğinin sağlanması konusundaki görevlerini yerine getirmemesi sebebiyle Sayın Yüksek Kurulunuzca inceleme başlatılması talep edilmektedir. Medya şirketlerine yönelik kayyım kararı, iletişim özgürlüğünü ciddi biçimde tehdit etmektedir ve kayyımların medyaya yansıyan uygulamaları basın organlarının sansürü anlamı taşımaktadır. Bu karar, Anayasa ve Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası insan hakları belgelerine açıkça aykırı olması sebebiyle hukuka aykırı niteliktedir .”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına da atıf yapılan dilekçede, kayyımların editoryal tercihleri değiştirmesinin demokratik olmadığı da vurgulandı.

Dilekçede kısaca şu ifadeler kullanıldı:

-Kayyımlar işlemleri ile medya organlarının editoryal tercihlerini etkileyebilecek durumdadır ve fiilen bunu gerçekleştirmişlerdir.

-Anılan şirketlere bağlı medya organlarında haber yayınları kesilmiştir.

-Mahkeme kararı ile kayyımlara verilen yetkinin içeriği belirsizdir ve kayyımlar, haber yayınlarını engellemek suretiyle, fiilen sansür uygulamışlardır.

-Bu çerçevede karara dayanak madde hukuk güvenliğinden uzaktır ve uygulanabilecek tedbirleri ilgililerin öngörebileceği şekilde düzenlememektedir.

– Yargıç, temel hak ve özgürlüklerin korunması konusundaki asli görevini ifa etmemiştir.

GAZETECİLER, 3 EKİM 2015 GÜNÜ CUMARTESİ SAAT 13:00’DA TÜNEL-GALATASARAY MEYDANI’NDA!

Son dönemlerde gazetecilere yönelik baskılar, saldırılar ve mesleğimizi değersizleştirme ve ayrıştırma çabaları, yerini artık can güvenliğimizi tehdit eden bir noktaya bıraktı.

İşsizlik, korkutma, yıldırmalar artık fiili saldırılara dönüştü.

Halkın haber alma hakkının engellenmemesi,
Can güvenliğimizin sağlanması,
İfade-basın özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması,
Anayasal haklarımızdan taviz verilmemesi için;

3 Ekim 2015 Cumartesi, saat 13:00’da Beyoğlu Tünel’de buluşuyoruz!

Tünel’den Galatasaray’a yürüyüp,

*Demokrasi,
*Basın özgürlüğü,
*Can güvenliğimiz için;

“EL ELE – OMUZ OMUZA” bir araya geliyoruz!

Varlığınız güç katacaktır.

BASIN KONSEYİ-TÜRKİYE GAZETECİLER FEDERASYONU-TÜRKİYE GAZETECİLER KONFEDERASYONU-ANKARA GAZETECİLER CEMİYETİ-İZMİR GAZETECİLER CEMİYETİ-AFYON GAZETECİLER CEMİYETİ-ESKİŞEHİR GAZETECİLER CEMİYETİ-FOTO MUHABİRLERİ DERNEĞİ-SPOR YAZARLARI DERNEĞİ-PEN TÜRKİYE MERKEZİ-HABER SEN-ALANYA GAZETECİLER CEMİYETİ-

, , , ,

Basın Konseyi’nden Takvim Gazetesine Kınama

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Avni  ve Orhan Deniz ile Ayşe Sevinç Sözer, 8 Mayıs 2015 tarihinde Takvim Gazetesi’nde ve www.takvim.com.tr’ de Emir Somer imzasıyla yayınlanan, “Gizli Ayinde Öldürüldü-Ayin Şüphesi” başlıklı haberle ilgili başvurusuna ilişkin, “Kınama” kararı vermiştir.

KARAR

ŞİKAYET EDEN:
Avni Deniz
Merhume Değer Deniz’in Babası

Ayşe Sevinç Sözer
Merhume Değer Deniz’in Annesi

Orhan Deniz
Merhume Değer Deniz’in Kardeşi

Vekili;
Av. Hülya Gülbahar

ŞİKAYET EDİLEN:
Sayın Ergün Diler
Takvim Gazetesi G.Y.Y

Sayın Şefik Çalık
Takvim Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri
Ve İnternet Yayın Sorumlusu

Sayın Emir Somer
Takvim Gazetesi Muhabiri

ŞİKAYETİN KONUSU: Merhume Değer Deniz’in babası Avni ve ağabeyi Orhan Deniz ile annesi Ayşe Sevinç Sözer’in Vekili Av. Hülya Gülbahar, 8 Mayıs 2015 tarihinde Takvim Gazetesi’nin 1. ve 4.sayfasında “Gizli Ayinde Öldürüldü-Ayin Şüphesi” başlıklı Emir Somer imzasıyla yayınlanan haberin, yazılı ve internet basını yoluyla kişilik haklarına saldırı, kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayın, hakaret, iftiralar ve imalarla ölünün hatırasına saygısızlık içeren yayınlar nedeniyle Takvim Gazetesi, yönetici ve çalışanları hakkında Basın Meslek İlkeleri’nin, 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 9. 10. 11. 12. 13. ve 16 maddelerinin ihlal edildiğini belirtmektedir.

Ayrıca, Av.Hülya Gülbahar, Konsey’e sunmuş olduğu dilekçesinde haberde Deniz Değer’in yaşam tarzına yönelik imalarla ilgili kaleme alınan ifadeleri şöyle özetlemiştir;

1. “Genç kadının müzisyenlik ve ses sanatçılığı dışında ‘Masaj Terapi Danışmanlığı’ da yaptığı öğrenildi” cümlesinde sıralanan meslekler, ima yolu ile aşağılanmaktadır.
2. “Değer Deniz’in ‘Sabetaycı’ olduğu ve zaman zaman bazı yakın arkadaşları ile ev ve iş yerlerinde toplanarak ‘Sabetay’inancı doğrultusunda bazı dini ayinler düzenledikleri ileri sürüldü” denilerek, Sabetaycılık iddiası tekrarlanmış, bold/koyu yazılarak altı bir kez daha çizilmiştir. Bu kez konuya “bazı yakın arkadaşları” ve “işyerleri” de dahil edilmeye çalışılmıştır…

Şikayet konusu haber şöyledir;
“Ayin şüphesi
Çanta kayışıyla boğularak öldürülen müzisyen Değer Deniz’in ‘Sabetaycı’ olduğu öne sürüldü. Genç kadının, karanlık ortamlardaki ayinler esnasında arkadaşları tarafından öldürülmüş olabileceği gündeme geldi
İstanbul Beyoğlu’nda geçen salı günü müzisyen Değer Deniz’den (39) haber alamayan erkek kardeşi Orhan Deniz, merak ederek ablasının Güllabici Sokak’ta yaşadığı eve gitti. Uzun süre zili çalmasına rağmen kapı açan olmadı. Daha sonra çilingir yardımıyla daireye giren Deniz koridorda ablasının cesediyle karşılaştı. Yapılan ilk incelemelerde cesedin iki günlük olduğu saptandı. Genç kadının ellerinin telefon şarj aletinin kablosuyla bağlanmış halde olduğu ve darp edildikten sonra çanta kayışı ile boğularak öldürüldüğü ortaya çıktı. Emniyet güçleri soruşturmayı derinleştirdi. Genç kadının müzisyenlik ve ses sanatçılığı dışında ‘Masaj Terapi Danışmanlığı’ da yaptığı öğrenildi. Evin çevresindeki kamera kayıtlarını toplayan ekipler, daire kapısında zorlama izine de rastlamadı. Herhangi bir hırsızlık olayının da yaşanmadığı tespit edildi. Söz konusu bulguların, Değer Deniz’in tanıdık biri tarafından öldürüldüğü ihtimalini kuvvetlendirdiği belirtildi. Yıllardır müzikle uğraşan ve 2012 yılında ‘Bekle’ adlı bir albüm çıkaran Değer Deniz’in ‘Sabetaycı’ olduğuve zaman zaman bazı yakın arkadaşları ile ev ve iş yerlerinde toplanarak ‘Sabetay’ inancı doğrultusunda bazı dini ayinler düzenledikleri ileri sürüldü.

KATİL ZANLISI BELİRLENDİ
Genç kadının bedeninde boğuşma ve darp izlerine rastlayan ve katil veya katillerin yakalanması için çalışmalarını sürdüren Cinayet Masası Dedektifleri, Değer Deniz’in söz konusu ayinlere katıldığı yönündeki iddialar üzerine, yakın çevresini mercek altına aldı. Polis, genç kadının yakın bir arkadaşı veya arkadaşları tarafından karanlık ortamlardaki ayinler esnasında öldürüldüğü ihtimalini değerlendirmeye başladı. Araştırmalar sonucu Değer Deniz’in katil zanlısı belirlendi. Ancak kimliği açıklanmadı.

SABETAYCILIK NEDİR? AYİNLERİ NASIL YAPILIR?
17. Yüzyıl’da ortaya çıkan ve 22 yaşında Mesihlik iddiasında bulunan din adamı Sabetay Sevi’nin kurucusu olduğu Sabetaycılık, ‘Gizemcilik’ ve ‘Kabbala’ya dayanan bir inanç şeklidir. Sabetaycılığın inanç kaideleri; Yahudiliğin mistik ekollerinden oluşur. Özel günlerinde buluşan Sabetaycılar, zayıf ışıklar ile aydınlatılmış ‘Kahal’ ismi verilen gizli toplantı noktalarında vaaz ve sohbetler gerçekleştirir. Mesih’in bir gün gelerek kendilerini acılarından kurtaracağı yönünde konuşmalar yaparlar. Sabetaycılar; kimileri tarafından ‘Sahte Mesih’ olduğu öne sürülen Sabetay Sevi’nin teorisine göre; ne kadar çok günah işlenirse, kurtarıcı gördükleri gerçek Mesih’in o kadar çabuk geleceğine inanırlar.
Kurtarıcının kim olacağı ve ne zaman geleceğinin de konuşularak tartışıldığı gizli toplantılar ile dini ayinlerin en az iki kişi ile düzenlenebildiği ifade ediliyor.
Emir SOMER”

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR: Taraflardan herhangi bir yeni talep ve başvuru gelmemiştir. Ancak Vekil Av. Hülya Gülbahar, Basın Konseyi Yüksek Kurul toplantısına şifahen katılmıştır. Toplantıda, kadın cinayetlerine kayıtsız kalındığını, inançlara yönelik aşağılama yapıldığını, soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiğini ve haber yazılırken aileden hiçbir görüş alınmadığını belirtmiştir.
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun 5 Ağustos 2015 tarihinde yaptığı toplantıda, 8 Mayıs 2015 tarihinde yayınlanan “Gizli Ayinde Öldürüldü-Ayin Şüphesi” başlıklı haber incelenerek aşağıdaki kararı vermiştir;

Yüksek Kurul, haberdeki bazı iddiaların İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı dosyası kapsamında bulunan Olay Yeri İnceleme Tutanağı’ndaki bilgilerle örtüşmediğini tespit etmiştir. Tutanakta herhangi bir gizli tarikat, ayin v.b oluşumlarla ilgili herhangi bir bilgi de yoktur.
Basın Konseyi Yüksek Kurulu, haberin ana temasında maktulün dini inançlarına yönelik “sabetaycı, ayin” gibi kelimeler kullanılmasını, Deniz Ailesi’nin maktulün gayri ahlaki çabalar içerisinde gösterilmesinden toplum nezdinde küçük düşürülmesini, hiçbir kamu yararı olmamasına rağmen Beyoğlu’nda tek yaşayan bir kadının yaşam biçiminin gözler önüne serilmesi ve öldürülmesinin haklı kılınmaya çalışılması, maktulün “Sabetaycı” olduğu iddiasının Olay Yeri İnceleme Tutanağı’nda olmamasına rağmen Sabetaycı olduğunun ileri sürülmesi, “Mesaj Terapi Danışmanlığı” ibaresinin koyu ve kalın renkle yazılarak adeta yasalarda suç sayılan eylemler içerisinde olduğu ima edilmeye çalışılması, yaşam biçiminden ve icra ettiği mesleklerden dolayı adeta şiddeti hak ettiği mesajı verilmeye çalışıldığı ve ilgili gazeteye tekzip başvurusu yapıldığı halde, Deniz Ailesi’nin görüşünün alınmadığı ve tekzibin yayınlanmadığı gerekçeleriyle;
Basın Meslek İlkeleri’nin:
1. Yayınlarda hiç kimse; ırkı, cinsiyeti, yaşı, sağlığı, bedensel özrü, sosyal düzeyi ve dini inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz.
2. Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı; genel ahlak anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı yada incitici yayın yapılamaz.
5. Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz.
6. Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz.
9. Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez.
13. Şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır.
16. Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar, maddelerini ihlal edildiğine oy birliği ile karar vermiştir.
Sonuç olarak Yüksek Kurul, Takvim Gazetesi ile muhabir Emir Somer’in oy birliği ile “Kınanma”sına karar vermiştir.

Karar No: 2015/ 180
———————
Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

, ,

Basın Konseyi’nin Sabah Gazetesi’nin Zekeriya Öz’ün Vekili Haberi ile ilgili kararı

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Zekeriya Öz Vekili Av. Yavuz Taşçı’nın , 14 Mayıs 2015 tarihinde Sabah Gazetesi’nde yayınlanan, “Bunlar hakim veya savcı değil militan-Bunlar katil zanlısı” başlıklı haberle ilgili başvurusuna ilişkin, “Yersizlik” kararı vermiştir.

KARAR
ŞİKAYET EDEN:
Zekeriya Öz
Vekili Av. Yavuz Taşçı

ŞİKAYET EDİLEN:
Erdal Şafak
Sabah Gazetesi G.Y.Y

Şefik Çalık
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

Fatih Ulaş
Sabah Gazetesi Muhabiri

ŞİKAYETİN KONUSU: Zekeriya Öz Vekili Av.Yavuz Taşçı, Sabah Gazetesi’nin 14 Mayıs 2015 tarihinde yayınlanan, “Bunlar hakim veya savcı değil militan-Bunlar katil zanlısı” başlıklı haber şöyle;
“HSYK kararıyla görevden alınan hâkim ve savcılar için Paralel medyanın başlattığı “Karar hukuksuz” kampanyası, bu isimlerin baktığı davaların mağdurlarını isyan ettirdi: Bu kişilerin hukukla ilgisi yok. Hepsi de hâkim ve savcı görünümlü militanlar”
Başvuru konusu haberde, doğrudan Zekeriya Öz’e isnat edilen bir suç yoktur. Haber başlığında ve içeriğinde kullanılan, “militan” ifadesi, muhabir tarafından yazılmamış olup, iddia edilen olaydaki mağdurların kendi beyanlarıdır.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR: Taraflardan herhangi bir yeni talep ve başvuru gelmemiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun 5 Ağustos 2015 tarihinde yaptığı toplantıda, 14 Mayıs 2015 tarihinde yayınlanan “Bunlar hakim veya savcı değil militan-Bunlar katil zanlısı” başlıklı haber incelenerek aşağıdaki kararı vermiştir;
Yüksek Kurul, 14 Mayıs 2015 tarihinde yayınlanan, “Bunlar hakim veya savcı değil militan-Bunlar katil zanlısı” başlıklı haberin başlığında kullanılan “militan” ifadesinin, haberde görüş alınan 3. Şahıslara (Eski Hava Kuvvetleri Başsavcısı Emekli Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok) ait olduğunu tespit etmişlerdir. Bu nedenle Yüksek Kurul, gazetenin haberinde Zekeriya Öz’e yönelik, isnat edilen bir ifade bulunmadığından şikeyetin “Yersizliği” ne karar vermişlerdir.

Karar No: 2015/ 175
———————
Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

, , ,

BASIN KONSEYİ VE GÖP DÖNEM BAŞKANI PINAR TÜRENÇ İLE BASIN KURUMLARI TEMSİLCİLERİ: GAZETECİLER HABERLERİNDEN ÖTÜRÜ TERÖRİST MUAMELESİ GÖREMEZLER.

21 gazetecinin her biri için, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nca hazırlanan iddianamede istenen 7.5 yıl hapis cezaları ve aynı haberle ilgili 39 gazeteye Basın İlan Kurumu tarafından getirilen ilan vermeme cezası ile, basında yaşanan son gelişmeler hakkında;

BASIN KONSEYİ VE GAZETECİLERE ÖZGÜRLÜK PLATFORMU (GÖP)- Dönem Başkanı Pınar Türenç ile basın kurumlarının temsilcileri bir basın toplantısı düzenledi.

-GAZETECİLER HABERLERİNDEN ÖTÜRÜ TERÖRİST MUAMELESİ GÖREMEZLER.

-GAZETECİLER, KAMUOYUNU İLGİLENDİREN OLAYLARI, HABERCİLİK AÇISINDAN DEĞERLENDİRİRLER.

BU NEDENLE, GAZETECİLER İÇİN CEZA DAVALARI AÇILMAMALIDIR.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç ‘in açıklaması:

”Yaklaşık 5 ay önce İstanbul Adalet Sarayı’ndaki odasında teröristlerce rehin alınan ve şehit edilen Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz’la ilgili fotoğrafı kullandıkları için, haklarında iddianame hazırlanan 21 gazete ve yöneticisinin, toplam 157.5 yıllık hapsi istenmekte.

Ayrıca, aynı haberle ilgili, 39 yerel ve yaygın gazeteye ilan vermeme cezası istendi.

Bunların kabul edilmesi mümkün değildir.

Bu cezalar ve iddianameler, aslında gazetecileri terörist ilan eden ve gazeteleri terör propagandası yapmakla suçlayan zorlama bir talihsiz karardır.
Haber peşinde koşan gazeteciler terör ile suçlanamaz. Söz konusu fotoğrafta nefret söylemi de yoktur.

Sadece kamuoyunu ilgilendiren olayla ilgili bir fotoğraf suçlanmaktadır.
Söz konusu çalışma bir gazetecilik uygulamasıdır.

Belki gazetecilik koridorlarında bu uygulama tartışılabilinir.

Yine, iletişim okullarındaki derslerde de habercilik çerçevesinde söz konusu fotoğraf yayını için, eğitim yapılabilir.

Ne var ki toplamda 12 gazete ve 21 gazeteciyi, ”terör propagandası yapmakla suçlama”yı son derece orantısız buluyoruz.

Bu zorlama kararın, gazetelere yöneltilen bu suçlamanın basın ahlak yasasındaki “suçu tahrik ve teşvik etmek ve küçüklerin, gençlerin kişiliklerinin gelişmesine olumsuz etkileyecek yayın yapılmaması” ilkesi ile bağdaştırılması da mümkün değildir.

Nefret söyleminin asla olmadığı, sadece bir gazetecilik uygulaması olan bu yayının “terör propagandası” ile ilgisi asla yoktur.

Kaldı ki böylesine bir yayının hukuken ceza davası kapsamına alınmaması da gerekir.

Biz basın kuruluşları bu yayının habercilik çerçevesinde olduğunu düşünmekteyiz.

Nitekim, başta USA TODAY olmak üzere, dünyanın birçok yayın organında da söz konusu fotoğraf, habercilik adına baş sayfalarda yer almıştır.
Şunu da hatırlatmak isteriz ki;

Dünyayı tehdit eden ve bölgede çok can alan son dönemdeki gerçek terör olayı IŞİD ile ilgili vahşeti gözler önüne seren, hatta çocuk ölümlerini bile sergileyen yayınların ve fotoğrafların serbestçe kullanıldığında bile böylesi bir iddianame hazırlanmadı…

Gazetecilerin “terörist” sıfatıyla yaftalandığı bu zorlama, talihsiz, cezalandırıcı ve yasaklar içeren karardan bir an önce dönülmesini bekliyoruz.

Ayrıca, basın kurumlarını yaşatmak amacıyla kurulan Basın İlan Kurumu’nca aynı yayınla ilgili 39 yaygın ve yerel gazeteye getirilen, “Resmi ilan vermeme cezasını” da aynı bakışla anlamak mümkün değildir.
Özellikle yerel basının dayanağı resmi ilanlardır.

Bu kararla yerel basının can suyu kesilerek, tehdit edilmektedir. Bu yolla gözdağı verilmektedir.

Tüm bunların sonucunda, söyleyebiliriz ki, bugün Türk basını, SANSÜR, OTOSANSÜR, KORKUTMA, YILDIRMA, HATTA YOK EDİLME TEHLİKESİYLE BOĞULMAKTADIR.

Aslında, tüm bu çabaların, halkın haber alma hakkını yok saydığımızın da fotoğrafı olduğunu söylemek mümkündür.

Asıl TÜRKİYE fotoğrafı budur.

Ne olursa olsun, bağımsız, tarafsız yayıncılık ilkeleri hedefinde yolumuza yılmadan devam edeceğimizi,

Bu yolda hedef gösterilen ve haklarında dava açılan ve sayıları her gün arttırılan gazetecilerin yalnız olmadıklarını, basın kurumlarının arkalarında sapasağlam durduklarını açıklıyoruz.

Mahkemelerimizin iddianamedeki talebe uyup bu denli ağır hapis cezalarına mahkumiyet kararı vermeleri durumunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açılacak ifade özgürlüğü konulu davalarda Türkiye’nin haksız bulunacağı muhakkaktır.

Bu cezalar infaz edilemeyeceği gibi; hem Türkiye’nin prestiji uluslararası arenada darbe alacak hem de hükmolunan tazminatlar biz vatandaşların cebinden ödenecektir.

Yargımızın, sırf bazı siyasi çevreleri memnun etmekten öte bir işlevi olmayacak bu vebalin altına girmemesi umudumuzdur.

Kamuoyuna saygıyla duyururuz.