, ,

DOĞAN HEPER’i, ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE ANDIK

DOĞAN HEPER’i, ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE TÖRENLE ANDIK

Basın Konseyi kurucu ve daimi üyesi, uzun yıllar ikinci başkanlık görevini yürüten değerli meslek büyüğümüz Doğan Heper, vefatının birinci yıldönümünde Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki kabri başında düzenlenen törenle anıldı.
Doğan Heper’in eşi ve aile fertleriyle, uzun yıllar Genel Yayın Yönetmeni ve yazar olarak görev yaptığı Milliyet gazetesi yöneticileri, mesai arkadaşları ve çok sayıda basın mensubunun katıldığı tören, saat 11.00’de başladı. Birlikte çalıştığı meslektaşları, Doğan Heper’in muhabirlikten sayfa sekreterliğine, yazı işleri müdürlüğünden yayın yönetmenliğine, murahhas üyelikten icra kurulu başkanlığına kadar Türk basınına yaptığı başarılı hizmetleri anlattı. Tören, bir yıl önce yitirdiğimiz Doğan Heper için okunan dualarla sona erdi.

,

BASIN KONSEYİ’NDEN ADAYLARA AÇIK ÇAĞRI: ”HALKA SÖZ VERİN”

Basın Konseyi, 24 Haziran’da yapılacak seçimlerde Cumhurbaşkanı adayı olan 6 siyasetçiye birer mektup göndererek, çağrıda bulundu. Basın Konseyi, ifade ve basın özgürlüğü, halkın haber alma hakkı, tutuklu gazeteciler, basın Meslek İlkeleri konularında yaşanan olumsuzluklarla endişelerin giderilmesi konusunda halk nezdinde SÖZ VERMELERİNİ istedi.

Basın Konseyi’nden adaylara yapılan çağrı şöyle:

“Anayasamıza göre; ‘Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygılı, laik, demokratik, sosyal bir hukuk Devletidir’, ‘Basın hürdür, sansür edilemez’, ‘Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.’

Oysa, Türkiye’de basın özgürlüğünün tehdit altında olduğu, bağımsız nitelikli bütün milli ve uluslararası basın örgütleri tarafından kabul edilmektedir. Özellikle Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler örgütü bu konudaki endişelerini düzenli olarak dile getirmektedir.

Tutuklu gazeteci sayısı itibariyle Türkiye’nin Dünya’da sürekli olarak KARA LİSTENİN ilk sıralarında yer aldığı, aynı kuruluşlar ve başka demokratik kurumlarca da belirtilmektedir.

Bu tablo karşısında, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken bütün adaylara ÇAĞRIMIZ şudur:

* Yukarıdaki Anayasal hükümlerini sonuna kadar savunacaklarına,

* Bunları hayata geçirmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarına,

* Bu hükümlerin ihlalleri karşısında duracaklarına,

Bütün halkımız nezdinde SÖZ VERMELİDİRLER.

Bu bağlamda, demokrasiye ve hukuk devletine inandığına emin olduğumuz tüm Cumhurbaşkanı adaylarımızın şu hususları açıkça beyan etmelerini beklemekteyiz:

* Basın özgürlüğü, halkın haber alma hakkı ve basının görevini serbestçe yapması demokrasinin temel ve vazgeçilmez değerlerinden biridir.

*  Uluslararası standartlara göre meşru gazetecilik faaliyeti sayılan eylem ve söylemleri nedeniyle hiçbir gazetecinin, hiçbir gerekçeyle, hiçbir bahaneyle yargılanması düşünülemez.

* Yukarıdaki ilke saklı kalmak kaydıyla, gazetecilerin görevleriyle bağlantılı kovuşturmaların ve yargılamaların tutuksuz yapılması esastır.

*  Basın organlarının ve mensuplarının özgürce faaliyet göstermesini sağlamak için gerekli tüm önlemleri almak, siyasal iktidarın öncelikli görevidir.

* Siyasal iktidar, kamusal işlemlerde ve tasarruflarda bulunurken bütün basın organları karşısında tarafsız ve eşit mesafede olmalıdır. Bu bağlamda, kamusal imkanların ulusal veya yerel tüm basın organlarına daha fazla veya az kullandırılması; habere ulaşma konusunda belirli organlara daha lehte veya aleyhte koşullar sunulması; herhangi bir şekilde herhangi bir basın organının kayrılması veya daha olumsuz muameleye tabi tutulması hukuka aykırıdır.

* TRT ve Anadolu Ajansı, kuruluş kanununda açıkça belirtildiği üzere, kamu yararını gözeterek, tarafsız ve bağımsız şekilde yayın yapmakla görevli bir kurumdur. RTÜK’ün tüm medya organlarına eşit mesafede ve halkın haber alma hakkını gözeterek kararlarını vermesi asıldır.

Bütün Cumhurbaşkanı adaylarını, yukarıda ortaya konulan esaslar bakımından mutabık olduklarını ve Cumhurbaşkanı seçildikleri takdirde, bu  ilkeler doğrultusunda kararlar alacaklarını beyan ve taahhüt etmeye davet ediyoruz.”

BASIN KONSEYİ

                           

, ,

Basın Konseyi Dünya Basın Özgürlüğü  Günü’nde tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasını istedi

Pınar Türenç:  Abdi İpekçi’nin anıtı önünde onlarca yıl sonra yine ‘Basın Özgürlüğü’ diye haykırıyoruz

İSTANBUL – BASIN Konseyi, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü  Günü kutlamasını, gazeteci Abdi İpekçi’nin şehit edildiği nokta olan  Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi’ndeki anıtı önünde yaptı.  Özgürlük sembolü güvercinlerin uçurulduğu etkinlikte konuşan  Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, “Abdi İpekçi’nin anıtı önünde onlarca yıl sonra yine ‘Basın Özgürlüğü’ diye haykırıyoruz” dedi.
Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç,  Onursal Başkan Oktay Ekşi, İkinci Başkan Murat Önok, Basın Konseyi üyeleri Tufan Türenç, Atilla Gökçe,  Okşan Atasoy, Başar Yaltı, Doğan Satmış, Yalçın Büyükdağlı, Tuba Emlek ve Tülay Şubatlı’nın yanı sıra etkinliğe çak sayıda basın mensubu ve halk katıldı.
Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Bugün 3 mayıs 2018. Dünya basın özgürlüğü günü demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan basın ve ifade özgürlüğü, en zor dönemini yaşıyor.
Birleşmiş Milletler’in Danışman üyesi olan Basın Konseyi olarak,  3 Mayıs Dünya Basın özgürlüğü gününde, çok anlam yüklü bir noktadan seslenmek istedik.
1 şubat 1979 günü , Milliyet gazetesinin genel yayın yönetmeni, başyazarı gazeteci Abdi İpekçi’nin şehit edildiği bu köşede yer alan anıtının önünde, İpekçi’ninn onlarca yıl kalemiyle savunduğu basın özgürlüğünü, yıllar sonra bizler savunmaya devam ediyoruz. 1957 yılındaki bir yazısında Abdi İpekçi, şöyle der: ‘’Devlet kontrolünde olan bir radyo veya bir ajansın yüzde yüz tarafsız kalabileceğini kabul etmek hayalde mümkündür. Yasaklar, okuyucumuza haber verme vazifemizin çıkmaza girmesine neden olur.’ Yıllar sonra ise, Abdi İpekçi’nin mücadele ettiği o yasakların boyutunun çok derinleştiğine tanığız, daha da kötüsü bunu yaşamaktayız. Siyasi anlayışın denetimi medyayı kuşattı.
Basın şehidi  verdiğimiz bu köşede basın özgürlüğü için, dün olduğu gibi bugün de mücadeleye devam etmek zorundayız. . Türkiye, gazeteciler için ” EN BÜYÜK” hapishane olarak dünya raporlarında yerini almakta. 180 ülke içinde Türkiye, basın özgürlüğü endeksinde en alt sıralarda. En fazla gazetecisi hapiste olan ülkenin yurttaşları olarak utanıyoruz ve bu durumu Türkiye hak etmiyor. Türk basınına yönelik sansür, baskı, yıldırma çabaları Türkiye’de gazeteciliği can çekişen noktaya getirdi. Oysa Türkiye demokrasi ile yönetilen ülkeler içinde yer almakta. Gerçek tablo ise, Türkiye’yi ifade ve basın özgürlüğünün en hızla gerilediği ülkeler içine itmiştir. Eleştirel gazetecilik saldırı altındadır. Dünya basın özgürlüğü endeksinde, haritanın en karanlık yerinde, 157’nci sırada yer almak  Türkiye’ye yakışmıyor. Sıralamada altımızdaki ülkeler Kazakistan, Irak, Mısır, Libya, İran, Sudi Arabistan, Çin, Suriye, Kuzey Kore. İfade ve basın özgürlüğüne saldırı olmaksızın yol alınması gerekirken, her yıl giderek ağırlaşan ve son yıllarda zirve yapan baskılarla mücadele edip, yaşamaya çalışan medyamız var.
Bugün 3 Mayıs. Bugün gerçekleri öğrenme ve iletme özgürlüğüne kavuşma günüdür.
Bugün sorgulayan gazeteciliğin yaşatılma günüdür.
Bugün halkın haber alma hakkına sahip çıkma günüdür.
Bugün sansürsüz, soru sorulabilecek ortamda gerçeği halka ulaştırabilme umudunu taşıdığımız gündür.
Bugün Silivri zindanlarında sadece gazetecilik yaptıkları için hapis olan gazetecilerin serbest kalmalarını beklediğimiz gündür.
Tam bir kuşatma altındaki basın özgürlüğünün O HAL altında yaşanamayacağını da  iyi biliyoruz. Sadece seçimlere 52 gün kala değil, daima insan hakları, basın özgürlüğü, halkın haber alma hakkının eksiksiz yaşatılması gerektiğini belirtiyoruz ve bütün bu hakların bugün derhal hayata geçmesini talep ediyoruz.
3 Mayıs basın özgürlüğünün önemini anlamak ve onu kaybetmemek için mücadele günüdür.   Mücadelemize devam etmeye kararlıyız.”
Pınar Türenç’in konuşmasının ardından Basın Konseyi üyeleri, Abdi İpekçi Anıtı’ndan gökyüzüne beyaz güvercinler uçurdu, anıta karanfiller bıraktı.

 

Basın Konseyi Başkanı, Pınar Türenç ve üyeler ”Abdi İpekçi Anıtı” önünde beyaz güvercin uçurdu.

 

 

Soldan sağa; (Basın Konseyi Onursal Başkanı Oktay Ekşi, Başkan Pınar Türenç, İkinci Başkan Murat Önok, Genel Sektreter Mustafa Eşmen, Yüksek Kurul Üyesi Tuba Emlek)

 

 

Basın Konseyi üyeleri; Tufan Türenç, Atilla Gökçe, Okşan Atasoy ve Doğan Satmış etkinlik öncesinde.

 

 

Başkan Pınar Türenç ve Yüksek Kurul üyeleri ”Abdi İpekçi Anıtı”na kırmızı karanfiller koydu.

 

 

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç ve İkinci Başkan Murat Önok.

 

 

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde beyaz güvercinler uçurduk.

 

 

Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyeleri, ‘Özgür Basın Susturulamaz’ pankartı açtı. Başkan Pınar Türenç, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü günü nedeni ile açıklama yaptı.

 

 

Başkan Pınar Türenç, etkinliği takip eden medya mensupları ile hatıra fotoğrafı çektirdi.

 

 

Nişantaşı’ndaki Abdi İpekçi Anıtına kırmızı karanfiller konuldu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

, ,

BASIN KONSEYİ 31 YAŞINDA

BASIN KONSEYİ 31 YAŞINDA

Basın Konseyi Başkanı Türenç: Artık tutuklu gazeteciler özgür bırakılmalıdır

Basın Konseyi 31’inci kuruluş yıldönümünü kutladı. Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç’in ev sahipliğinde Caddebostan Büyük Kulüp’te gerçekleştirilen ve Yüksek Kurul üyeleriyle onur konuklarının hazır bulunduğu gecede, basının içinde bulunduğu durum tüm çarpıcılığı ile ortaya konuldu. Basın Konseyi kuruluş yıldönümü kutlamasına Oya Berberoğlu’nun gözyaşları ve eşi Enis’in mektubu… Cindoruk’un Maltepe cezaevine gönderdiği notu… Cezaevindeki gazetecilerin çırpınışları… Yeni tahliye olan  gazeteci Gökmen Ulu’nun sözleri.… 70 yıllık basın emektarı fotomuhabiri Ara Güler’e ‘Yaşam boyu meslek ödülü’ verilmesi damga vurdu.
Tutuklu gazeteci- milletvekili Enis Berberoğlu’nun gazeteci eşi Oya Berberoğlu, Silivri Cezaevi’nden yeni tahliye edilen gazeteci Gökmen Ulu ve 70 yıllık gazeteci-foto muhabiri Ara Güler, gecenin ‘onur konukları’ ydı.

TÜRENÇ: ”MÜCADELEYE DEVAM”

Gecenin açış konuşmasını yapan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, 1986 yılından bu yana demokrasi, temel haklar, ifade özgürlüğü, basın hürriyeti gibi değerler için mücadele ettiklerini belirterek, ”mücadele etmeye de devam edeceğiz.”dedi.

Basın Konseyi’nin geçtiğimiz yıl sonunda Avrupa Basın Konseyleri üyesi olduğunu da kaydeden Türenç,özetle şunları söyledi:

“Haberleşme Bakanı’nın sözünü kesen robota bile özür diletilen bir dönemden geçiyoruz” T ürkiye’de yaşamak zor, gazeteci olmak ise daha zor olsa da demokratik değerlerin yaşatılması için yılmayacağız.”.

Basın konseyi olarak, çok sayıda tutuklu gazeteciyi cezaevinde ziyaret ettiğini anlatan Pınar Türenç, bu ziyaretlerin notlarını medyaya aktararak seslerinin duyulmasını sağladığını da kaydetti.

“Artık tutuklu gazeteciler özgür bırakılmalıdır” diyen Türenç, Basın Konseyi’nin başından beri tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasını istediğini, bu sağlanıncaya kadar da mücadele edeceklerini belirtirken, “Gazetecilerden terörist çıkartılamayacaktır.Gazetecilikle teröristlik bağdaşmaz. Bağımsız, özgür habercilik asıldır. Yasaklarla gazetecilik yapılamaz” dedi.

ENİS BERBEROĞLU’NUN MEKTUBU

Gecenin onur konuğu olan, Maltepe Cezaevi’nde tutuklu milletvekili Enis Berberoğlu’nun gazeteci eşi Oya Berberoğlu ise,duygularını aktarırken gözyaşlarına hakim olamadı ve eşinin cezaevinden gönderdiği mektubu güçlükle okuyabildi. “Enis’in dışarıdaki meslektaşlarına sevgilerini getirdim. Bu günlerin de aşılacağını iletti hepinize” diyen Oya Beberoğlu, “”Umarım salı günü verilecek karar siyasi değil hukuki olur” dedi.

13 şubat 2018 salı günü karar duruşması yapılacak Enis Berberoğlu da, , cezaevinden Basın Konseyi’ne gönderdiği mektupta şunları söyledi:

“Hep adalet ve özgürlüklerden söz ederiz. Ama yokluğunu en fazla cezaevinde hissederiz ya… İşte o misal, medyada örgütlenme ve özdenetim , buradan bakılınca çok farklı gözüküyor, önemi daha iyi anlaşılıyor. Koğuşuma her gün 15 gazete geliyor. Ama maalesef bu kadar gazete sayesinde bile, daha fazla haber, farklı yorum okumak mümkün olmuyor. Matbaa yerine fotokopi makinesi ile üretilmiş gibi aynı haber, başlık ve yorumu yaymaya çalışanların sayısı giderek artıyor. Buna karşılık, doğru ve dengeli haber-yorum peşinde koşan gazetelerin sayfa sayısı azalıyor, çalışanları eksiliyor, hatta cezaevine düşmeleri kimseyi şaşırtmıyor.

ÖZELEŞTİRİ YAPTI
Medyada bugünlere çok kısa sürede, tek bir patron veya iktidarın baskısıyla gelinmedi kuşkusuz. Bu süreçte ben dahil çok sayıda yöneticinin suçu ve günahı var. Söylemeden geçmeyeyim. Bu örgütlenme ve medyaki özdenetim için kurulan Basın Konseyi ile genç muhabirlik günlerimde tanıştım. Ne yazık ki, tıpkı Gazeteciler Cemiyeti ve sendika gibi Konsey de gerekli ve yeterli desteği bulamadı. Ve bu ağır ihmalin sonuçlarını, emekli bir gazeteci, manşet kurbanı mahkum siyasetçi sıfatıyla fazlasıyla ağır şekilde yaşıyorum. Umarım genç kuşak medya çalışanları geçmiş hatalardan ders çıkarır. Okur, izleyici ve kullanıcılar doğru ve dengeli haber – yorum kaynağına ulaşır. Özgür medya, hak, hukuk ve adalet uğruna verilen her mücadeleye katkımdan emin olmanız dileğiyle, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.”

CİNDORUK’TAN, BERBEROĞLU’NA 4 KELİMELİK MEKTUP

Üzüntü içindeki Oya Berberoğlu’na, duayen  siyasetçi ve Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyesi Hüsamettin Cindoruk’tan destek geldi. Eşi Dilek Cindoruk’la birlikte katıldığı gecede küçük bir not kağıdına el yazısıyla yazdığı 4 kelimelik mektubu, eşi aracılığıyla Enis Berberoğlu’na gönderen Cindoruk, kendisine hapishanede ne yapması gerektiği konusunda tecrübesini aktardı.

27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri darbe sonrasında siyasilerin yargılandığı Yassıada davalarında 18 eski milletvekilinin avukatlığını yapan Hüseyin Cindoruk, Yassıada Mahkemesi’ne hakaretten Balmumcu Sıkıyönetim Tutukevi’ne götürüldüğünü söyledi. Cindoruk, yaptığı kısa konuşmada, o günlere dair anısını şu sözlerle aktardı:
“Eski bir binaydı. Tuvalete gitmek için size demir çubuklar veriyorlardı fareleri kovalayacaksınız önce diye. Çok zor şartlardı. 28 yaşındaydım o zaman. Bir aile büyüğüm bana bir not yollamıştı, sabah akşam oku diye. 4 kelime… Şimdi ben de o notu Oya kızımla birlikte Enis’e gönderiyorum. Çünkü o sözler bana çok moral vermişti. Allah’ım, beni mağlup ve mahcup etme. Meyus ve mahzun etme. Ve beni buradan çıkar. 2,5 ay sonra yüksek bir moralle çıktım. Ve hayatım boyunca bu dört kelimeyi tekrar ettim, en moralsiz günlerimde de.”

Cindoruk, Enis Berberoğlu’na ilettiği kısa  notta şöyle dedi:

“Mağlup ve mahcup olma! Meyus ve mahzun olma.”

ESKİ BÜYÜKELÇİ TAN: BOŞU BOŞUNA

Eski Washington Büyükelçisi Namık Tan da kısa konuşmasında Türkiye’nin içinden geçtiği sürece vurgu yaparak şöyle konuştu:

“Bugünleri aşacağımızı düşünüyorum. Zorlu olacak, kolay bir süreç değil. Hepimiz bir bedel ödüyoruz. Çok yakın çalıştığımız arkadaşlarımız ciddi sıkıntılar içindeler. Enis Berberoğlu, kendisiyle çok yakın mesai yaptığım bir arkadaşımdı. Boşu boşuna orada günlerini geçirmekte”
Gazeteci Gökmen Ulu da, “Silivri zindanından geliyorum. Tutuklu tüm gazetecilere özgürlük getirilmeli” dedi.

Bir gün önce Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesi av. Turgut Kazan’ın cezaevinde ziyaret ettiği gazeteci Nazlı Ilıcak’ın da Basın Konseyi yaş gününe gönderdiği mesajı okundu. Ilıcak mesajında “Daha güzel, daha özgür ve daha demokrat bir Türkiye’de buluşacağımız inancıyla hepinize en içten duygularımı,, selam ve sevgilerimi yolluyorum” dedi.

ARA GÜLER’E ‘YAŞAM BOYU MESLEK ÖDÜLÜ’

70 yıllık foto muhabiri Ara Güler’e de gecede, meslekte geçen 70 yılın anısına, ‘Yaşam boyu meslek ödülü”nü ve Basın Konseyi’ni simgeleyen ‘mavi kuş’u Konsey Başkanı Pınar Türenç verdi. Daha sonra , Ara  Güler’in çektiği ‘Yavuz’ zırhlısı belgeseli gösterildi. Çekimi 20 yıl süren ve ‘Yavuz’ zırhlısının sökülüp parçalanmasının görüntülerinin, dramatik bir anlatımla aktarıldığı belgesel büyük ilgiyle izlenildi. Belgesel, 1980’li yıllarda uzun bir süre yasaklanmıştı.

Ara Güler, hayatı boyunca bir foto muhabiri olarak kaldığı için kendini mutlu saydığını söyledi. Afrodisias antik kentini bularak insanlığa kazandıran kişi olarak da bilinen Ara Güler, “Ben o taşların fotoğraflarını çekerek, 3 bin yıl sonra konuşmalarını, dertlerini anlatmalarını sağladım” dedi.

OKTAY EKŞİ:  ARA GÜLER, İKİ NUMARA BÜYÜK

Gecede konuşan Basın Konseyi eski Başkanı Oktay Ekşi ise, “Ara Güler, Türk Basın dünyası için iki numara büyük bir gazeteci ve foto muhabiridir. Kendisi bilindiği gibi Afrodisias antik kentini gün yüzüne çıkaran kişidir. Ancak çektiği fotoğrafları, o dönem çalıştığı medya kuruluşunun yazı işleri müdürüne anlatamamış, Alman Stern Dergisi’nde yayınlatmıştır. Almanlar fotoğrafları yayımlayınca, Türk basını da olayın öneminin farkına varmış, konuyu gündemine ancak o zaman alabilmiştir” dedi.

Tutuklu gazeteciler ve sınır ötesi harekattaki şehitler nedeniyle müziksiz yapılan gecenin sonunda Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyeleri ve konuklar 31’inci yaş pastasını birlikte kesti.

KİMLER VARDI?

Sınır ötesi harekatta yaşamlarını yitiren şehitler nedeniyle müziksiz düzenlenen  31’inci kutlama yemeğine katılanlar arasında,  Yüksek Kurul üyeleri Hüsamettin Cindoruk, Tufan Türenç, Turgut Kazan, Kenan Akın, Murat Önok, Başar Yaltı, Yalçın Büyükdağlı, Turgay Noyan, Prof. Muhammed Şahin, Prof. Fatoş Adiloğlu, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen, Mehmet Emin Güzbey, Üstün Ünügür, Melih Berk, Şan Özalp, Atilla Gökçe, Okşan Atasoy, Yaman Törüner, Doğan Satmış, Fehmi Ketenci, Cenk Saltık, Levent Yıldız, Tuba Emlek, Tunca Bengin, Basın Konseyi Vakfı üyeleri Seda Kaya Güler, Elif Atayman, Hilmi Bengi, Namık Tan, Faruk Şen, Arif Dizdaroğlu, Samsun Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mehmet Yazıcı yer aldı.Basın Konseyi’nin tutuklu gazetecilere atfen Silivri’de yaptığı toplantıların ev sahibi olan Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar da gecenin konukları arasındaydı.

Basın Konseyi 31. yıl pastası Ara Güler ve tüm konukların katılımıyla kesildi.

Geceye İzmir’den katılan Gökmen Ulu, Enis Berberoğlu’nun eşi Oya Berberoğlu ile Tuğba Emlek, Konsey Başkanı Pınar Türenç ve Ara Güler’le birlikte pastayı kesti.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç gecede yaptığı konuşmada, tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını istedi.

Oktay Ekşi, Oba Berberoğlu, Pınar Türenç, Hüsamettin Cindoruk (soldan sağa)

Ara Güler’e ‘Yaşam Boyu Meslek Ödülü’ verilirken tüm konuklar Ara Güler’i kutladı.

31. yıl pastası tüm konuklarla birlikte kesildi

Pasta kesiminde (solan sağa) Oya Berberoğlu, Pınar Türenç, Ara Güler, Gökmen Ulu ve Tuba Emlek

Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyemiz Hüsamettin Cindoruk ve eşi Dilek Cindoruk,, onur konukları ve Konsey Başkanı Pınar Türenç ile birlikte.

Hüsamettin Cindoruk,, tutuklu gazeteci- milletvekili Enis Berberoğlu’na ulaştırması iin gecede onur konuğu olan Oya Berberberoğlu’na bu notu verdi.

Hüsamettin Cindoruk’un, Maltepe Cezaevi’nde bulunan Enis Berberoğlu’na gönderdiği nottaki mesaj: MAĞLUP VE MAHCUP OLMA ! MEYUS VE MAHZUN OLMA…

Basın Konseyi kuruluş yıldönümü kutlamasında ‘Yaşam Boyu Meslek Ödülü’ alan Ara Güler, Konsey yöneticileriyle birlikte.

Foto muhabiri olarak meslekte 70’inci yılını dolduran Ara Güler, ‘Yaşam Boyu Meslek Ödülü’ aldığı gecede pasta keserken.

Büyük Kulüpte düzenlenen Basın Konseyi 31. yıl kutlama gecesine katılan Yüksek Kurul ve Vakıf üyeleriyle konuklarımız toplu halde

,

BASIN KONSEYİ, GAZETECİLER GÜNÜ’NDE SİLİVRİ’DE TOPLANDI

Basın Konseyi, toplantısını 10 Ocak Gazeteciler Günü’nde Silivri’de yaptı

 

Pınar Türenç: Yolumuz özgür basın yolu

 

‘Tutuklu gazeteciler tahliye edilsin’
“Kaleme sahip çıktığımız zaman demokrasiye sahip çıkmış oluyoruz”

 

BASIN Konseyi Yüksek Kurulu, yılın ilk toplantısını 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde Silivri Cezaevi ile diğer cezaevlerinde tutuklu gazetecilere destek vermek amacıyla Silivri’de yaptı. Toplantıda yapılan konuşmalarda, gazetecilerin sorunları dile getirildi ve tutuklu gazetecilerin bir an önce tahliye edilerek mesleklerini sürdürme olanağına kavuşmaları istendi.

Silivri Yaşar Kemal Kültür Merkezi’ndeki toplantıda Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyeleri ve tutuklanıp serbest kalan gazeteciler ile halen tutuklu olan gazetecilerin aileleri de katıldı.

TÜRENÇ: BUGÜN İÇİN ÇALIŞAMAYAN GAZETECİLER GÜNÜ

Toplantının açılışında konuşan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, “ Gazeteciler 57 yıl önce 10 Ocak’ta 212 sayılı yasanın hayata geçmesiyle yaşamsal ve sosyal haklarına kavuşmuştu. Yıllar içinde bu hakları kaybetmeye başladık. Ama geldiğimiz bu noktada 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, bugün için Çalışamayan Gazeteciler günüdür. Çalıştırılmayan gazeteciler günüdür. Hapse konulan gazeteciler günüdür. Binlerce, on binlerce gazetecinin işsiz kaldığı gündür. Sendikalaşmanın yok edildiği gündür. Ailelerin acı içinde evde beklediği gündür. Babalarını göremeyen çocukların hapisten babalarının çıkacağı özlemiyle yaşadığı gündür” dedi.
“HAK ARAYIŞININ EN ÖNEMLİ NOKTASI KALEME SAHİP ÇIKMAMIZ”

10 Ocak’ın özellikle son 10 yıldır anlamını tamamen yitirildiğini ifade eden Pınar Türenç, bugün medyanın yüzde 80’inin  iktidarın kontrolü altında olduğunu, kalanların da oto sansür uygulamak durumunda kaldığını anlattı. Pınar Türenç, “Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’de 145 civarında gazeteci hapishanede tutsak. 145 diyorum çünkü her gün bu sayı artabiliyor. Haklarında davalar açılan gazeteci sayısı her geçen gün ekleniyor. Gözdağı verilmeye devam ediliyor. Bunun da ötesinde bizler için önemli olan gazetecilerin kendilerine uyguladığı oto sansürlerdir. Bugün peşinde olduğumuz hak arayışının en önemli noktası kaleme sahip çıkmamızdır. Kaleme sahip çıktığımız zaman demokrasiye sahip çıkmış oluyoruz. Demokrasi demek en önemli unsurlarından bir tanesi fikir özgürlüğüne sahip çıkmak en yaşamsal hakkımızdır. Bunun peşindeyiz. 10 Ocak’ta Silivri’de buluşmanın önemi şuradan kaynaklanmakta. Hemen yanımızdaki o korkunç Silivri hapishanesinde çok sayıda gazeteci özgür kalacağı günü bekliyor.”

 

“DURUŞMANIN İSTANBUL’DA GÖRÜLMESİNİ TALEP EDİYORUZ”

 

Konuşmasında Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticilerinin yargılandığı davaya değinen Pınar Türenç, ”Davanın son duruşmasında yine tutuklu sanıkların tutukluluğunun devamına karar verildi. Türkiye’nin dünyadaki bu konudaki liderliği yine perçinlendi. Mahkeme son duruşmada anlaşılamaz bir kararla bir sonraki duruşmayı Silivri Yerleşkesi’ne aldı. 9 Mart 2018’de duruşma görülecek. Bunu da kabul etmiyoruz. Çünkü adil yargılanma hakkının vazgeçilmez unsuru olan, yargılamanın aleniliği ilkesinin pratikte hayata geçmesi, ilgilenen herkesin duruşmayı takip edebilmesi ve bu imkana kavuşması asıldır. Duruşmanın ücra bir yerde değil İstanbul’da görülmesini talep ediyoruz. Cumhuriyet davası ile ilgili gazetecileri de ilgilendiren diğer tüm ceza davaların bir an önce bitirilmesini istiyoruz” diye konuştu.

“YOLUMUZ ÖZGÜR BASIN YOLUDUR”

Silivri Cezaevi’nde tutuklu olan çok sayıda gazetecinin özgür kalacağı günü beklediğini vurgulayan Pınar Türenç, “Demokrasinin vazgeçilmez değeri olan ifade ve basın özgürlüğüne sahip çıkmak, bağımsız medyanın yaşaması ve yaşatılması için çalışmaya hep birlikte devam edeceğiz. Yaşanan bu süreçte evet üzgünüz. Ama gelecek için umutluyuz ve kararlıyız. Yolumuz özgür basın yoludur. Çalışan Gazetecilerin günü olması için 10 Ocakları yaşatmaya kararlıyız” dedi.

CİNDORUK: BUGÜN ARKADAŞLARIMIZA YAPILAN YARGISAL İŞKENCEDİR

TBMM Eski Başkanı ve Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi Hüsamettin Cindoruk ise “Düşünce suçları dediğimiz fikir ve ifadeyi özgürce dile getirme hakkının ihlalinden söz açıyoruz. Bugün cezaevinde uzun süredir tutuklu bulunan arkadaşlarımızın uzun tutukluluk sürecinden ötürü şikayetleri var. O şikayetleri paylaşıyoruz ama durum sadece o değil. Bugün bu arkadaşlarımıza yapılan, bu düşünce adamlarına yapılan yargısal işkencedir. Buna alışmamız çok yanlıştır buna alışamayız. Buna alışırsak demokrasimizin içinde bulunduğu sıkıntıları arttırırız. Demokrasimize kimse güvenmez. Bugün, Avrupa Birliği ile açılan makas Avrupa Konseyi ile açılan makas, bizim bu alışkanlığımızın, alışmamızın bir sonucudur. Hep beraber, herkesin iktidar partisi Cumhurbaşkanı dahil hepimiz fikir ve ifade özgürlüğü ile uluslararası değerlerde anlaşmak zorundayız” dedi.

“AİHM’DE HAK ARAR HALE GELDİK”

Askeri darbeler dahil ifade ve düşünce özgürlüğüne bu kadar açık bir saldırıya hiç rastlamadığını söyleyen Cindoruk, “İçinde bulunduğumuz durum yargısal işkence kadar yargının düşünce ve ifade özgürlüğüne bir saldırısıdır. Üzüntü ile bakıyoruz bu saldırıyı önlemek için başvurduğumuz makam yurdumuzun içindeki mahkemeler veya Anayasa Mahkemesi olmaktan çıkmıştır.  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) hak arar hale geldik“ diye konuştu.

 

AKIN ATALAY’IN EŞİ:  HAKLI OLANLAR KAZANACAK

 

Cumhuriyet Gazetesi davasında tutuklu bulunan Akın Atalay’ın eşi Adalet Atalay, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü nedeniyle toplantıda olmaktan dolayı mutlu olduğunu ifade ederek, “Pınar hanımın dediği gibi artık çalışan değil çalıştırılamayan gazeteciler günü diye anmaya başlayacağız. İstatistiki bilgeler Türkiye’nin medya özgürlüğü bakımından dünyada 154’üncü sıralara geldiğini gösteriyor. Sınır Tanımayan Gazetecilerin yaptığı açıklamaya göre” dedi.
Adalet Atalay, konuşmasının sonunda eşinin duruşma sırasındaki söylediği, “Dünyaya 100 defa gelecek olsaydım. Her defasında bu davada savunma makamında olmayı tercih ederdim. Çünkü adalet, özgürlük ve demokrasi değerlerinin yanında saf tutmak onurdur. Vicdanım rahat ve huzurluyum. Hiç merak etmeyin, bugün güçlü gibi görünenler değil, haklı olanlar kazanacaktır“ sözlerini anlatırken duygulandı ve gözyaşlarına hakim olamadı. Adalet Atalay’ı yanında oturan aynı davada tahliye olan Musa Kart teselli etti.
MUSA KART: CEZAEVİNDE TUTULMALARINA İTİRAZIM VAR

Cumhuriyet Gazetesi davasında geçtiğimiz yıl temmuz ayında tahliye olan çizer Musa Kart da tahliye olduktan 5 AY sonra ilk kez Silivri’ye geldiğini ifade ederek, “Duygularımı tarif etmekte zorlanıyorum. Sevgili kardeşlerim Akın Atalay, Murat Sabuncu ve Ahmet Şık’ın haksız, hukuksuz biçimde bir yılı aşkın süredir cezaevinde tutulmalarına itirazım var. Ama itirazım aynı zamanda sadece muhalif oldukları için siyasetçilerin, akademisyenlerin ve gazetecilerin zindanlara atılmasına..” dedi.
Toplantıda ayrıca, Cumhuriyet Gazetesi davasında tahliye edilen Önder Çelik ve Emre İper de söz alarak duygu ve düşüncelerini dile getirdi.
Toplantı sonunda gazetecilerin gününü kutlayan Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar da Silivri’nin cezaevi ile anılmasından üzüntü duyduklarını belirterek, “Ama ben inanıyorum. ‘Top yere vurmadan zıplamazmış’ derler. Topun yere vurduğu yer olarak ta anılacak Silivri.. Biz dokuz yıldır bu hüznü, bu kederi burada yaşıyoruz. Her seferinde yargılamaların başladığı günden bu yana haksızlıkların, adaletsizliğin bulunduğu yer olarak belki anıldı Silivri. Ama biz bu kavramla mücadele etmeye devam ediyoruz. Silivri aslında hiç böyle bir yer değilken o anlama eş tutulmaya çalışıyor. Bunu bir anlamda kullanacağız. Böyle olmadığı bir yer olarak anılacak.” dedi.

KİMLER KATILDI

Silivri’deki toplantıya Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, 2’ci Başkan Murat Önok, Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyeleri Hüsamettin Cindoruk, Tufan Türenç, Melih Berk, Turgay Noyan, Yalçın Büyükdağlı, Okşan Atasoy, Başar Yaltı, Üstün Ünügür ile Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticilerinin yargılandığı davada tutuklandıktan sonra tahliye edilen Musa Kart, Önder Çelik ve Emre İpe, halen aynı davada  tutuklu bulunan Akın Atalay’ın eşi Adalet Atalay ve tutuklu gazetecilerin yakınları katıldı.

 

Basın konseyi Başkanı Pınar Türenç, Şahin Alpay’ı Silivri’de ziyaret etti

Pınar Türenç

Basın Konseyi Başkanı

—————————-

Açık görüş salonuna mevcutlu getirilen Şahin Alpay’ı 18 ay sonra ilk kez görüyordum. Yorgundu.

Omuzları çökmüştü.

Merhaba dediğimde sesimi iyi duyamadığını fark edince, masanın karşı tarafından daha yüksek sesle yineledim:

“Nasılsınız? “

Ben devamını getiremeden, anlatmaya başladı köşe yazarı Şahin Alpay:

“Ah Pınar hanım, ne iyi oldu, geldiniz. Bizler, buralarda kaldık işte. 18 ay oldu, tutukluyum. Zaman gazetesinde değil de başka gazetede yazsaydım, başıma bu işler gelmeyecekti.”

Karşılıklı konuşurken, kulağının da artık iyi duymadığını söyledi ve eliyle kulağını tutarak yanıt verdi.:

“Darbe diyorlar. Benim darbeyle ne işim olabilirdi ki. Sadece muhalif bir duruşum var. Daha önce Milliyet’te yazıyordum. Oradan çıkınca Zaman dan teklif geldi, yazdım. Ben yazmak istiyordum, orada imkan buldum. Yazılarım yıllarca ortada. 2013-2014 arasındaki yazılarımdan 7 tanesinin başlığı delil gösterildi. Böyle bir şey olabilir mi? Terör ve darbeye böyle mi karışır insan.”

75 yaşındaydı. Yüksek tansiyon, şeker, bel fıtığı, uyku apnesi, kulak, tiroid hastalıkları ile 1.5 yıldır beton duvarlar arkasında boğuştuğunu anlatıyordu.

Saçları giderek beyazlaşmıştı. Çökmüş ruhunu  her haliyle yansıtıyordu.

“Ben kaç yıl daha yaşayacağımı bilmiyorum. Hayatımın son demlerini benden çalıyorlar. 3 kez ağırlaştırılmış müebbet istiyorlar. Neyim kalmış ki müebbetlik oluyorum. Yazık… Eşim de benim gibi. Artık el ele vereceğimiz yıllarımı, beton duvarlar arasında, parmaklıklar arkasında, gökyüzüne hasret geçiriyorum.”

Zaman ve Rota haberden 2 tutukluyla günlerini geçiriyordu koğuşunda:

“Ben dindar değilim. Onlarsa oruç ve namazlarındalar. Onların dualarının  arasında küçük koğuşumuzda yaşıyoruz. En başta şunu savunmuştum: İslam’la demokrasinin bağdaştırılması için AKP belki de ülkemiz için bir şanstı. Böyle zannetmiştim. yanılmışım,”

“Ya FETÖ olayı? Onu ne Zaman fark ettiniz?”

“- FETÖ cemaatini ben şahsen göremedim. Yoksa darbe yanlısı örgüt içinde niye durayım ki. Şuna inanın, iyi niyetimin ve demokrasi aşkımın sonucu buralardayım. Yıllar önce İsveç’te katıldığım sol anlayış çizgisinde yıllarca sosyal demokrasi için yazdım. Doktoram var bu konuda. Bahçeşehir Üniversitesi’nde hocalık yaptım. Zaman da yazdım. Tüm bu yaptıklarım çerçevesinde, en son darbeye destek verecek kişi ben olurum herhalde. Vicdansızlık bu. AB merkezini savundum. Kürt meselesine bakışım ortada. TV programındaki sözlerimle suçlanamam. Türkiye’deki en özgürlükçü programdı.”

Tutukluluğunun 9.ayında ancak iddianamesi hazırlanıp mahkemeye çıkarıldığını da söyleyen Şahin Alpay, “Artık tutuksuz yargılanmak istiyorum. Açık  görüş günüme anjiyo koydular, tabii Eşimle görüşmeyi tercih ettim, şimdi hala anjiyo günü bekliyorum, inanabiliyor musunuz. Hapisten çok ama çok yoruldum.”

Koğuştaki sıkıntılarını da anlatırken, zorlandı:

“-Tuvaletler alaturkaydı. Bel fıtığım var, eğilemiyordum. Neyse yeni yapıldı. Prostat kanseri şüphesi de var. 80 yaşına giderken bunları Nasıl çekeyim.”

Umudunu yitirmek de istemiyordu Şahin Alpay:

“Tüm umudum Anayasa Mahkemesi ile AİHM de. Avrupa İnsan hakları mahkemesi bizi ilk görüşülecek sıraya koydu. AİHM’e kaldı umutlar.”

EMSALİN SİRAYETİ 

Yaklaşık 550 gündür parmaklıklar arkasında tutuklu olan gazeteci Ali Bulaç ise, “Delil yok, yazı var. AİHM’e gittik. Bekliyoruz” diye söze girdi.

Şahin Alpay’ın çaresiz ruh halinden henüz kurtulmamıştım ki, karşıma şık yün kazağıyla gülümseyerek oturan Ali Bulaç, daha umutlu konuşuyordu.

“Aylar sonra mahkemeye çıkarılıyorsunuz. Darbe ve terörle ilgili kanıt istiyorsunuz, yok. AİHM, Türkiye’den yanıt istiyor, cevap verilemiyor. Nasıl bir hukuk anlayışı, adalet arayışı? AİHM, Türkiye’ye yazı gönderdi, maddi ve manevi hasarın belirlenmesi istendi. Cevap veremediler. Kitaplarımız satılmıyor. Hesap yapılmış. Ayda 20 bin avro kaybımız var. Altan kardeşler de aynı davadalar. AİHM, 10 tutuklunun başvurusunu öncelikli ele aldı. Her güne 1000 avro kaybı yapıldı. Altanlar, Nazlı Ilıcak, Şahin Alpay, Atılla Taş, Deniz Yücel, Murat Aksoy, ben hepimiz AUİHM kararını bekliyoruz.18 ay çarpı 20 bin avro.”

“Zengin oldunuz” diye gülüştük.

“Maddi kaybımız çok tabii. Ama ülkenin itibarı daha önemliydi. Avrupa’dan 13 uluslararası kuruluş da davaya müdahil oldular. Türkiye de gazeteci, yazar, düşünürlerin ifade özgürlüğü ihlal edilmiştir diye. Şimdi, emsalin SİRAYETİ de olacak ve diğer gazetecilere yansıyacak bu karar. Haksız tutukluluğa karar verilince, gazetecilerin yazdıklarından ötürü tutuklanmamaları asıl olacak. yazılanlarda şiddet unsurunun da olmadığı ortada. Ülkemin böyle bir durumda kalmasına üzülüyorum.”

“Ya FETÖ?” der demez, Bulaç şöyle konuştu:

“Lanet olsun FETÖ. Algı oluşturmaya çalışıyorlar.”

 

, ,

BASIN KONSEYİ, AVRUPA BASIN KONSEYLERİ ÜYESİ OLDU

Türk Basın Konseyi, Avrupa Basın Konseyleri Birliğine (Alliance of Independent Press Councils of Europe – AIPCE) ilk kez kabul edildi.

Yıllık toplantısını geçtiğimiz günlerde Budapeşte’de yapan AIPCE’nin genel kurulunda, 32 üyenin ortak uzlaşısı ile Birliğe alınan Türk Basın Konseyi bundan böyle Türk ve Avrupa basınındaki tüm gelişmeleri ve sorunları paylaşacak.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç konu ile ilgili şu açıklamayı yaptı:

“Türkiye’nin son yıllarda basın alanında yaşadığı tecrübeleri, olumlu-olumsuz olayları Avrupalı meslektaşlarımızla da paylaştığımız toplantıda Türkiye’nin içinde bulunduğu basın özgürlüğü ve etik şikayetler ile ilgili gelişmeleri toplantıya katılan 40 civarında ülke temsilcisi ve Birleşmiş Milletler UNESCO temsilcisi ilgiyle izledi. Konseyimiz İkinci Başkanı Dr. R. Murat Önok, Türk Basın Konseyi ve Türkiye’de basının yaşadığı sorunlarla ilgili geniş birer sunum yaptı. Gördük ki, Türkiye çok yakından izlenmekte ve yaşananlar bilinmekte; aktif çalışmalarımız da dikkate alınmakta.”

2018 yılı toplantısı Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de Ekim ayında yapılacaktır.

, ,

MEDYA VE GELECEĞE BAKIŞ PANELİ’NDE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ MASAYA YATIRILDI

Çağdaş Gazeteciler Derneği ile Karaelmas Gazeteciler Derneği’nin Zonguldak’ta düzenlediği “Medya ve Geleceğe Bakış” panelinde, basın özgürlüğü masaya yatırıldı…
Konuşmacı olarak panelde yer alan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Türkiye’de medyanın baskı altına olduğunu söyledi; cezaevindeki gazetecilerin yaşam şartlarını anlattı.
Yerel medya mensupları ve Zonguldaklılar’ın katılımıyla gerçekleşen panelde, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Tevfik Kızgınkaya, Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyesi ve FOX TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk ve Basın Konseyi Yüksek Kurulu gazeteci-yazar Doğan Satmış konuşmacı olarak yer aldı. Toplantıda basının bugünü, geleceği ve sorunları konuşuldu.
Türkiye’de basın özgürlüğünün olmadığını söyleyen Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, tutuklu gazetecilerin cezaevlerinde zor koşullarda yaşadığını anlattı.
“Gazeteciler, gerçeğe ulaşmak isterken gözaltına alınıyor. Cezaevlerine atılıyorlar. Birkaç adımlık küçük beton koğuşlarda gökyüzünü bile görmeden yaşamaya mecbur ediliyorlar. Son on yılda yaşadığımız tablo bu. Onlar içeride tutsak, haber ve hakikate ulaşamayan dışarıdaki gazeteciler, özgürce ve bağımsız bir biçimde görevlerini yapamıyorlar. Bunun sonucu, sizler de habere, bilgiye ulaşamıyorsunuz.”
Türenç, “Demokrasilerde basın, baskı altına alınmaz” dedi.
“Haber eşittir hakikat demektir. O hakikati gazeteci bulur. Bulamazsa orada bir sancı vardır. O sancı demokrasilerde olmaz.” Türenç, hapishane koğuşlarında gazetecilerle yaptığı görüşmeleri Zonguldaklı gazetecilerle paylaştı ve içerideki gazetecilerin yaşadıklarını dinleyicilere aktardı.
Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Tevfik Kızgınkaya da, özgür basının önemine vurgu yaptı. “Halkın çıkarlarını savunmak, bizim temel görevimizdir.” dedi.
FOX TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk ise, gazetecilerin kimi zaman can güvenliğinin de tehdit altında olduğunu söyledi.
“Gazetecilerin, sansürün yanı sıra can güvenliği meselesi var. Meslektaşın meslektaşı hedef göstermesi var. Kime hedef gösteriyor? Kutuplaşmış topluma. O gazetecinin başına her şey gelebilir.”
Gazeteci-yazar Doğan Satmış ise, medya kurumlarının ekonomik sıkıntılarına değindi.
“Yazılı basın, hem reklam hem de tirajda geriye gidiyor. TV’lerin reklam gelirleri de dijitale göre geriliyor. Para kazanamayan medya kurumu yaşayamıyor ya da bağımlı oluyor.”
Misafir gazeteciler akşamı Zonguldak’ta geçirdikten sonra, Çatalağzı Belediye Başkanı Adnan Akgün’ün konuğu olarak Çatalağzı beldesindeki termik santrallerin çevreye yaydığı zararları yerinde inceleyerek bilgi aldılar.