, ,

BASIN KONSEYİ SİLİVRİ’DE TOPLANDI

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç: ”Gazetecilerin tutukluluk süresi, adaleti yaralayacak boyutlara ulaştı.”

Cindoruk: İstibdat dönemi yaşıyoruz

Oktay Ekşi: Türkiye 80 milyon için hapishane

Turgut Kazan: Utanç duyuyorum, kınıyorum

 

 

Basın Konseyi, sayıları 160’a yaklaşan tutuklu gazetecilerin durumuna dikkat çekmek ve salıverilmelerini talep etmek için dün Silivri Cezaevi’ne en yakın noktada, Silivri Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde bir toplantı yaptı.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Yüksek Kurul üyeleri Hüsamettin Cindoruk, Turgut Kazan, Başar Yaltı, Okşan Atasoy, Doğan Satmış, Melih Berk, Turgay Noyan ile Basın Konseyi Onursal üyesi Oktay Ekşi’nin de katıldığı toplantıda, tutuklu gazetecileri temsilen üç gazeteci eşi de hazır bulundu. Cumhuriyet gazetesi karikatüristi Musa Kart’ın eşi Sevinç Kart, gazetenin ombudsmanı Güral Öz’ün eşi Çağlayan Öz ve Önder Çelik’in eşi Semra Çelik de toplantıda duygu ve isteklerini ifade ettiler.

Toplantıda Basın Konseyi’nin “Tutuklu Gazetecilerle” ilgili bildirisini okuyan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, “Tutukluluk süresinin adaleti ve vicdanı yaralayacak boyutlara ulaştığını” belirterek şöyle dedi:

“Son olarak Deniz Yücel’le ile birlikte tutuklu gazetecilerin sayısının 160’a yaklaşmasının, ‘muasır medeniyetler yolundaki’ Türkiye’nin imajını bozduğuna inanıyoruz.  Ayrıca, haksız ve adil olmayan tutuklulukların, adaleti ve vicdani duyguları zedelediğini de bir daha hatırlatmak istiyoruz.

Gazetecilere atfedilen  suçlamaların bir an önce iddianameye dönüşmesi, adil ve hızlı yargılamaların bir an önce başlaması ve ‘Aksi kanıtlanıncaya kadar herkes masumdur’ ilkesi gereği, gazetecilerin de baştan birer ‘Suçlu’ kabul edilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Hukukun hızlanması, adil yargılamaların başlaması, Türkiye’nin ”Dünyanın en büyük Gazeteci cezaevi’ olma imajını da değiştirecektir. Hukuk herkese lazımdır. Bu unutulmamalıdır.

Çağdaş dünyada gazeteciler ilke olarak yazdıklarından, gazetecilik faaliyetinden  ötürü böyle tutukluluk süreleri ile karşılaşmazlar. Silivri’den  bir kez daha gazetecilere özgürlük için, yüksek sesle seslenmeyi görev biliyoruz.

Bu arada, tutuklu gazetecilerle görüşmek için bugüne kadar 20’nin üzerinde başvuru yaptık. Ancak tüm bu başvurularımız sonuçsuz kaldı. Buna izin verilmesini ve tutuklu gazetecilerle görüşme olağanağı sağlanmasını talep ediyoruz.

Özetle diyoruz ki:

1- Tutuklu gazeteciler, tutuksuz yargılanmalıdır.

2- Gazeteciler hakkındaki iddianameler bir an önce hazırlanmalı, davalar derhal başlamalıdır.

3- Bu davaların da acilen sonuçlanması sağlanmalıdır

4- Tutuklu gazetecilerin, başta Basın Konseyi olmak üzere mesleki kuruluşlarla ve yakınlarıyla görüşmeleri kolaylaştırılmalıdır.

5- Tutuklu gazetecilerin, cezaevinde ihtiyaç duydukları kalem, kağıt, kitap ve benzeri şeylerin temini kolaylaştırılmalıdır.

Tutuklu kalan gazetecilerin yakınından sesleniyoruz:

Bu sorunun yanıtını beklemek hakkımızdır.. Bunca zaman neden bekleniyor?

İstediğimiz sadece adalet.. Hemen..”

CİNDORUK: İSTİBDAT DÖNEMİ

Toplantıda, daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan TBMM eski Başkanı ve Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesi Hüsamettin Cindoruk ise, Türkiye’de bir istibdat dönemi yaşandığını belirtti. Cindoruk şöyle dedi:

“Arzuhalci kültürüyle Adalet Bakanlığı yapılmaz. Bunun için ayrıca insaf  nesafet vasfı lazımdır. 150’yi aşkın gazetecinin tutuklu olması, Türkiye’nin bir istibdat rejimi yaşadığını gösterir. Bu sayı Tanzimat Fermanı’na bile aykırıdır. Ben böyle bir dönem yaşamadım, Yassıada mahkemeleri bile bu kadar gazeteci hapse atamadı. Ayıplıyorum.  Üzülmek yeterli değil, sahip çıkmamız lazım.  Aylardır iddianamesiz bir dava var, bunu kabul etmek mümkün değildir. Tutukluma kararlarında kesin hüküm vermişler, bundan iktidar sorumludur. Ve bu iktidarın ayıbıdır. Bu gidiş gidiş değildir,. bu gidişten Türkiye’nin çıkması için ortak gayrete ihtiyaç var. Ancak görüyoruz ki şimdi Türkiye’yi tek adam rejimine, siyasi İslama itmeye ve Avrupa’dan uzaklaştırmayla çalışıyorlar. Bu bir medeniyet kavgasıdır. Türkiye özgür dünlyada mı kalacak, gerici ülkelerin arasına mı katılacak. Yaşananlar bir sapmadır, arkasında bir hesap yatıyor. Bu hesabı bozmak Türk halkının elindedir.”

OKTAY EKŞİ: TÜRKİYE TÜMÜYLE HAPİSHANE OLDU

Toplantda konuşan Oktay Ekşi ise, “Türkiyle medeni dünyanın ortasında bir hapishane haline geldi, bu gün 150’yi aşkın gazetecinin hapsedildiğini konuşuyoruz ama aslında Türkiye 80 milyon insan için bir hapishaneye dönüştürülmüştür. Ben gazeteci değilim, tutuklu gazeteciler beni bağlamaz demeyin, gerçeğimiz budur” dedi.

TURGUT KAZAN: KINIYORUM

Turgut Kazan da, “Silivri, tutuklu gazeteciler için sembol cezaevi diye burada bulunuyoruz. Dünyada böyle bir basın toplantısının örneği yoktur, çünkü tutuklu gazetecilere gazetecilere anlatmak için basın toplantısı yapıyoruz. Utanç duyuyorum, neden olanları kınıyorum.”

 

GAZETECİ EŞLERİ

Toplantıda, tutuklu Cumhuriyet Gazetesi mensuplarının eşleri ise özetle şunları söylediler:

Sevinç Kart: Silivri’de bir tecrit yaşanıyor, bir notu dışarı iletmek bile mümkün değil. Mektup yasak. Avukat görüşmesi bile haftada bir saat. Onlar girdiklerinde mevsim sonbahardı. Kış geçti. Ama bahar gelsin istemiyorum. Çünkü bahar geldiğinde sevdiğim yanımda olmayacak. Umarım, bu bahar, tutsakların salındığı bahar olur. Size Musa Kart’ın bir karükatürünü anlatmak isterim. Birkaç yıl önce Silivre’deki gazetecileri, mahkemeye tünel kazarak çizmişti ve hakime “Size başka yolla ulaşamadık” diyordu. Aynı durumu yaşıyoruz. Gazeteciler adalete ulaşmak için iğneyle kuyu kazıyor.”

Semra Çelik: Gazeteciler Silivri’de esir tutuluyor. Ne kendilerini savunabiliyorlar, ne konuşabiliyorlar. Sorgulanmadan esir tutuluyorlar. Demek ki savaş var ve onlar da düşman. Çocuklar bile babalarıyla ancak okulu kırarak ve camın arkasında görüşebiliyor.”

Çağlayan Öz: Bir gazetecinin kapısı bir sabah terör timlerince çalınıyor, tüm eşyalar altüst ediliyor. Eşinizi alıp götürüyorlar. Bunu Türkiye’ye yakıştıramıyoruz. Bu insanlar, katil değil, suçlu değil, sadece gazeteci. Ellerinde kalemden başka bir güç yok. Bu orantısız bir yaklaşımdır. Adaletin bir an önce dengeleri gözeten bir tavır sergilemesi gerekiyor.”

,

BASIN KONSEYİ 30. YILINI KUTLADI

BASIN KONSEYİ, 30. kuruluş yıldönümünü yemekli bir gece ile kutladı. Davete onur konuğu olarak katılan Cumhuriyet gazetesinin tutuklu karikatüristi Musa Kart’ın eşi Sevinç Kart, “Bugün yaşananlardan ötürü gelecekte çocuklarımız utanacak” dedi.

Kadıköy Büyük Kulüp’teki gecede konuşan Sevinç Kart, “Geçen gün bindiğim taksinin şoförü eşi olduğumu bilmeden bana ‘Musa kart’ın haksız tutukluluğundan’ söz etti. Ben de ona, Musa Kart’ın çıkacağını, yaşadıklarını karikatürize ederek, çizgi filmler hazırlayacağını ve bu çizgi filmleri yayımlayacak televizyon da bulacağına inandığımı söyledim. İnanıyorum ki bu dönem geçecek ve biz de güleceğiz” dedi.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç’in ev sahipliğindeki gecede, Basın Konseyi Yüksek Kurul üyelerinin yanı sıra, onur konuğu olarak Musa Kart’ın eşi Sevinç Kart ve Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, Eskişehir Belediye Başkanı Prof. Yılmaz Büyükerşen,  CHP Milletvekilleri Atilla Sert ve Barış Yarkadaş  da katıldı. Gecede, Basın Konseyi’nin kuruluşunda emeği geçen üye Hürriyet Gazetesi yazarı Doğan Hızlan, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Yılmaz Karaca ile bazı illerin gazeteciler cemiyetleri başkanları da hazır bulundu.

Kutlama töreninde konuşan Başkan Pınar Türenç, “Basın Konseyi, 90 yıllık genç cumhuriyet döneminin son 30 yılında, basın özgürlüğü ve etik değerler için önemli görevler üstlendi” dedi. Türenç, “Özgür, saygın ve çağdaş basın için, meslek ilkelerine sahip çıkan Basın Konseyi’nin aynı zamanda sokaktaki her bir insanın da onurunu korumak adına çalıştığını” kaydetti. Bu nedenle dünyadaki Bsın Konseyleri gibi okur temsilcilerinin ve STK’dan gelen seçilmişlerin kurumdaki görüşlerinin çok önemli olduğuna dikkat çekti. Türenç, “Basın Konseyi’nin, görevi gereği gazetecilere her dönem sahip çıktığını” dile getirdi, son dönemde tutuklu gazetecilerle görüşme isteklerine olumlu yanıt verilmememesini eleştirdi.

İzmir Milletvekili Atila Sertel de, tutuklu gazetecilerle Silivri Cezaevi’nde yaptığı görüşmeyi anlatırken, “Cumhuriyet gazetesinin 11 mensubunu yargılayan savcının FETÖ üyesi olmaktan daha ağır bir ceza ile yargılandığına” dikkat çekti ve şunları söyledi:

“Tutuklu gazeteciler mahkemede bunu dile getirip, “Biz FETÖ’ye yardım iddiasından tutukluyuz, üye olmakla suçlanan savcı ise serbest ve bizi yargılıyor. Böyle şey olur mu diye hakime soruyorlar. Hakim ise ‘Masumiyet karinesi’ olduğunu hatırlatıyor. Ancak bu masumiyet karinesi gazeteciler için nedense uygulanmıyor. Ne olursa olsun korkmamak gerek, cesurca üstüne yürümek gerek.”

Gece, Sevinç Kart ve bazı üyelerce 30’uncu yıl pastasının kesilmesiyle sona erdi.

Pınar Türenç, Gülsen Birgit, Barış Yarkadaş, Yılmaz Karaca

TGF Başkanı Yılmaz Karaca, Milletvekili Barış Yarkadaş, Gülsen Birgit, Pınar Türenç

Basın Konseyi Yüksek Kurulu Üyeleri bir arada

Basın Konseyi Yüksek Kurulu Üyeleri bir arada

Doğan Şentürk, Doğan Satmış, Pınar Türenç, Doğan Hızlan, Turgut Kazan

Doğan Şentürk, Doğan Satmış, Pınar Türenç, Doğan Hızlan, Turgut Kazan

Gülsen Birgit, Orhan Birgit, Pınar Türenç, Sevinç Kart

Gülsen Birgit, Orhan Birgit, Pınar Türenç, Sevinç Kart

Sevinç Kart, Levent Yıldız, Tufan Türenç

Sevinç Kart, Levent Yıldız, Tufan Türenç

Atilla Gökçe, Doğan Satmış, Doğan Şentürk, Fehmi Ketenci, Sevinç Kart, Pınar Türenç, Misket Dikmen, Üstün Ünügür, Yalçın Büyükdağlı, Yaman Törüner

Atilla Gökçe, Doğan Satmış, Doğan Şentürk, Fehmi Ketenci, Sevinç Kart, Pınar Türenç, Misket Dikmen, Üstün Ünügür, Yalçın Büyükdağlı, Yaman Törüner

Basın Konseyi 30. yıldönümü yemeği Büyük Kulüp Balo Salonu'nda gerçekleşti

AFT_2448

Tamer Atabarut, Fehmi Ketenci, Yılmaz Karaca, Başar Yaltı, Melih Berk, Prof. Fatoş Adiloğlu

 

Milletvekili Barış Yarkadaş, Bülent Ergün, Basın Konseyi Vakfı Üyesi Elif Atayman, Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu

Milletvekili Barış Yarkadaş, Bülent Ergün, Basın Konseyi Vakfı Üyesi Elif Atayman, Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu

Prof. Şan Özalp, Gülsen Birgit, Orhan Birgit, Prof. Yılmaz Büyükerşen,  Üstün Ünügür

Prof. Şan Özalp, Gülsen Birgit, Orhan Birgit, Prof. Yılmaz Büyükerşen, Üstün Ünügür

Atilla Gökçe, Yaman Törüner, Alev Törüner, Turgut Kazan, Basın Konseyi İkinci Başkanı Yrd. Doç. Murat Önok, Yalçın Büyükdağlı

Atilla Gökçe, Yaman Törüner, Alev Törüner, Turgut Kazan, Basın Konseyi İkinci Başkanı Yrd. Doç. Murat Önok, Yalçın Büyükdağlı

Yalçın Büyükdağlı, Pınar Türenç, Turgay Noyan, Okşan Atasoy

Yalçın Büyükdağlı, Pınar Türenç, Turgay Noyan, Okşan Atasoy 

 

 

 

 

 

Genel yayın müdürü olduğu Agos gazetesi önünde acımasızca öldürülen  gazeteci Hrant Dink’i suikaste kurban gidişinin 10. yılında, yine aynı yerde, binlerce seveni andı.

Dink’i anma töreninde konuşan eşi Rakel Dink, katılanlara sevgi diliyle seslenirken, “kutsal olan devlet değil, yaşamdır” dedi.  Rakel Dink özetle şunları söyledi:

“Ülkenin demokratikleşmesi için bu dava önemli bir davasıdır ülkenin. Bu dava Türkiye’nin demokratikleşme anahtarlarından biridir. Hakikati ararken kendini hapislerde bulan barış ve özgürlük için mücadele ederken özgürlüğü ellerinden alınan tutuklu vekiller ve gazetecilerin davasıdır bu dava. Tanrıdan dileğim bir an önce sevdiklerine kavuşmalarıdır. Sevgi başkaları için bir şeyler yapmaktır. Sevgi yolunda yürüdüğünüz zaman canınız yanacak acıyacaktır elbet. Sevgi olmadan iman olmaz sevgiyi giyinin.”

,

BASIN KONSEYİ YÜKSEK KURULU, MEHMET ALİ AĞAŞÇIOĞLU, SONER AKGÜL, DİLAVER DERYA İDEMEN, UĞUR ZİYA YILDIRIM VEKİLİ Av. CİHAT TORTUM’UN, TAKVİM GAZETESİNİN 23 KASIM 2016 TARİHLİ “HÜRRİYET’İN TEĞMENİ FETÖ’CÜ ÇIKTI: IŞIK EVLERİ’NDEN WEST POİNT’E” HABERİYLE İLGİLİ ŞİKAYETİ HAKKINDA TAKVİM GAZETESİ GENEL YAYIN YÖNETMENİ ERGÜN DİLER’E VE TAKVİM GAZETESİNE OY BİRLİĞİYLE KINAMA KARARI VERMİŞTİR

commissioni trading online REFERANS: 2016/63

binary option btc ŞİKAYET EDEN:

Mehmet Ali AĞAŞÇIOĞLU Soner AKGÜL
Dilaver Derya İDEMEN Uğur Ziya YILDIRIM

deklarera binära optioner ŞİKAYET EDİLEN:

Ergün DİLER (Takvim gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)

binäre optionen broker in der schweiz ŞİKAYET KONUSU:

Mehmet Ali AĞAŞÇIOĞLU, Soner AKGÜL, Dilaver Derya İDEMEN, Uğur Ziya YILDIRIM, Takvim gazetesinin 23 Kasım 2016 tarihli manşet ve Ergün Diler imzalı köşe yazılarında, şikayet edenlerin Işık Evleri kökenli oldukları ve FETÖ’ye mensup bulundukları yönündeki iddialara yer verilmiştir. Şikayet edenler, bu iddiaları “gerçeği aykırı, iftira niteliğinde, şeref ve haysiyeti rencide edici” bularak Basın Konseyi’ne şikayet başvurusunda bulunmuştur.

كيفية كتابة رسالة رسمية ŞİKAYETE KONU HABER VE KÖŞE YAZISINDA ŞU İFADELER GEÇMEKTEDİR:

binära optioner video 23.11.2016 “Hürriyet’in Teğmeni FETÖ’CÜ ÇIKTI: Işık Evleri’nden West Point’e”:

Birinci sayfada, West Point okuyan Türk öğrencilerin listesi verilmiştir.

مواقع الخيارات الثنائية التي تقبل باي بال 23.11.2016 “Hepsi West Point’ten”:

no prescription Keflex cod delivery UĞUR ZİYA YILDIRIM…
Şu an NATO’nun İzmir’deki ÜSSÜNDE görev yapıyor. Aynı zamanda Kara Kuvvetleri’nde operasyon analisti.”

sample apa format dissertation DERYA İDEMEN…
1990’da West Point’te eğitim aldı. (…) Okul yıllarında kendisiyle ilgili olarak binära optioner tips ÇOK UÇUK UÇAK MAKETLERİ YAPARDI notu düşülmüş. Biraz da çapkınmış! capire i grafici opzioni binarie IŞIK EVLERİNİN KIDEMLİSİ…

Ampliare il vostro servizio è anche fare un passo in avanti. http://kidpowercs.org/chiudere-il-conto-iq-option.pdf chiudere il conto iq option Per gli altri, l indicatore Williams Range potrebbe essere un oscuro oggetto del desiderio, visto e considerato che la funzione principale di tale elemento è quello di rilevare se siamo in presenza di una zona di ipercomprato o di ipervenduto, come peraltro fanno già altri indicatori stocastici. SONER AKGÜL…
1994’te West Point’te bilgisayar programları üzerine eğitim aldı. Şu an Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görevli. Helikopter pilotluğu uzmanlık alanı. Sınavları hazırlayan etkili isimlerden biri.”

segnali operativi forex gratis MEHMET ALİ AĞAŞÇIOĞLU…
1989 yılında West Point’ten mezun oldu. Şu an özel bir havayolunda pilot olarak görev yapmakta. Işık evleri kökenli…”

“Yukarıda saydığım isimler hakkında ne kadar araştırırsanız bir BİLGİ sahibi olma şansınız yok.

“Hepsinin geçmişinde IŞIK EVLERİ var. Bu hepsinin FETÖ’cü olduğu anlamına gelmez elbette. Ama içlerinde West Point’li olup segnali opzioni binarie opinioni DARBEDE ÖLÜM EMRİ verenler var. 15 Temmuz’un tam kalbinde olanlar var. Elbette herkesi aynı kaba koyacak değiliz. Ama Amerikalı yetkililerin ettrader “15 Temmuz Kalkışması’nın arkasında ABD var!” diyen gazetecileri eleştirmesi biraz tuhaf bir durumdu. Önce özeleştiri getirmek zorundaydılar. Ama yapmadılar. türikey ateş topunun içinden geçerken bunun ucunun kendilerine dokunmaması mümkün değildi. binäre optionen währungspaare KALKIŞMANIN içinde kendi adamları da vardı.”

“Bu isimlerin hepsi doğrudan FETÖ’den emir alıyor ve onun sonuna kadar bağlı demiyorum.
Diyemem. Ama ortada Amerikalılar’ın şikayet etmesine rağmen WEST POİNT gerçeği var. Başka şeyler de var ama neyse…

Bir de burada BYLOCK ile tavan yapan HÜRRİYET’İN FETÖ’ye ilgisi var! Belki bunlar da bilerek yapmıyorlardır ama hikayelerini parlattıkları kişiler IŞIK EVLERİ KÖKENLİ… Bu da tesadüf müdür bilemem…

Ben bir dostumun benimle paylaştıklarını size aktarıyorum. Yorum yapıp bir sonuca varma niyetinde değilim… Sadece anlatmak istedim. Bizden şikayet edenlerin de okumasını umarak… الخيارات الثنائية وثائقي DURUM BU!”

trading on line automatico UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR:

Takvim gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergün Diler’e gönderilen uzlaşma veya herhangi bir talepleri olup olmadığına yönelik yazıya belirtilen süre içinde cevap verilmemiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

Av. Cihat Tortum, “Şikayet Edenler”in hayatları boyunca Işık Evleri’nde kalmadıklarını, FETÖ ya da benzeri terör örgütü yapılarında yer almadıklarını beyan etmiştir. Terör örgütü üyeliği ve FETÖ bağlantılı başka bir nedenle “Şikayet Edenler” hakkında soruşturma veya dava açılmadığı görülmüştür. Muazzaflar, görevlerine halen devam etmektedir.

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, şikayete konu 23 Kasım 2016 tarihli “Hürriyet’in Teğmeni FETÖ’cü Çıktı: Işık Evleri’nden West Point’e” manşet-haberi ve aynı sayının 11. sayfasında yer alan “Hepsi West Point’ten” yazısı nedeniyle Takvim gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergün Diler’e:

“Işık Evleri’nde West Point’e” başlığı atarak Şikayet Edenler’in isimlerini yayımlamak, “bir arkadaşından duyduğu” bilgilerle yazı boyunca terör örgütü (FETÖ) üyeliğiyle itham etmek ve yazıda geçen “Hepsinin geçmişinde Işık Evleri var”, “Işık Evleri’nin kıdemlisi”, “bunların hepsi Işık Evleri’nden”, “Işık Evleri kökenlidir” ifadeleri nedeniyle;

Basın Meslek İlkeleri’nin “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.” diyen 4. maddesi ,

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz.” diyen 6. maddesi,

“Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse ‘suçlu’ ilan edilemez.” diyen 9. maddesi uyarınca “kınama” verilmesi ve

“Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar.” diyen 16. maddesi uyarınca Takvim gazetesine oy birliğiyle “kınama” kararı vermiştir.

 

BASIN KONSEYİ “MEDYA VE ETİK KONFERANSI”NDA TÜRK BASINI TARTIŞILDI

Prof. Sami Selçuk “TÜRKİYE’DEKİ REJİMİN ADI YARI-DEMOKRASİDİR”

Prof. Sami Selçuk: “TÜRKİYE’NİN KAHRAMAN YARGIÇLARA İHTİYACI VAR”

 

Basın Konseyi’nin Avrupa Birliği’yle ortaklaşa düzenlediği “Medya ve Etik Konferansı” dün İstabul’da yapıldı. Şişli Radisson Blu Otel’deki konferansı Basın Konseyi Başkanı Pınar  Türenç açtı. Türenç, “Ülke olarak yastayız, maalesef bugünlerde durmadan adı şehitler olan yerler açıyoruz şehitler köprüsü, şehitler tepesi, şehitler müzesi… Son bir buçuk yıl içinde 33 saldırıda 400’ü aşkın yurttaşımızı kaybettik, 2 binden fazla yaralı var. Güneydoğu rakamları bu sayılara dahil değil.” dedi . “İfade özgürlüğünün demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olduğunu” da söyleyen Türenç, “Hapisteki 140’ın üzerindeki gazetecinin tutuksuz yargılanmasını istemek gazeteci ve vatandaş olarak hepimizin görevidir” diye ekledi.

Toplantının açılış konuşmasını yapan Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Sami Selçuk ise zamanlamaya dikkat çekerek, 15 Temmuz kalkışmasından sonra Türkiye’de böyle bir toplantı yapılmasının önemini hatırlattı. Selçuk, “Çok hastalıklı ve çok duyarlı bir dönemdeyiz. İktidar ve iktidar yanlıları konuşuyor, seçkinler ve aydınlar susuyor, serinkanlılar ise ortalıkta görünmüyor” dedi. “At iziyle it izinin birbirine karışması çok mümkün” ifadesini kullanan Selçuk, olağanüstü koşullardan söz ederek şu maddeleri sıraladı.

  1. “Türkiye’de 3 kişiden 5 kişi yargıç kesildi. Yargı mensuplarının erken konuşmasından Türkiye rahatsız, insanların şereflerinin ayaklar altına alınması toplum vicdanını yaralıyor. Oysa, suçsuzluk asıl, suçluluk istisnadır. Suç işlemedim diyen bir sanık varsa, bunu kanıtlamak, savcılığın görevidir. Kuşkudan sanık yararlanır, bunların dikkate alınması gerekir.”
  2. “Yargı Bağımsızlığı Çiğneniyor: Yasayla yargıçların işlerine son veriliyor. Oysa hukuk tarihinde bunun bir benzeri yoktur. Türkiye’nin kahraman yargıçlara ihtiyacı var, ama onları da kimse rahat bırakmıyor.”

3.” Basın Etiği Çiğneniyor”

  1. “Şeref değeri çiğneniyor. İnsanlar yargılanabilir ama şereflerinin lekelenmemesine özen gösterilmesi gerekir.”
  2. “Yargı etiği ilkelerini en başta yargı mensupları çiğnemektedir. Oysa ahlak ve adalete ters düşen hukuk, hukuk değildir, yargıçlar da bunu uygulamamalıdır. Nazi Almanyası’nın iğrenç yasalarını uygulayanlar, sonradan yargılanmışlardır ve unutmayın ki insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı uygulanmaz. Türkiye’de yargıya giydirilmek istenen giysi dardır ve daha da daraltılmak istenmektedir. Yargı bağımsız değilse güven içinde olamayız. Bir davanın açılmasında karar verme makamında oturan bir bakan çıkıp ben ülkeme sövdürmem derse, açılacak davada hakimin beraat kararı vermesi beklenebilir mi? Bu tür beyanlardan kaçınılması gerekir.”

 

EĞİTİM YETERSİZ

Türkiye’de eğitimin son derece yetersiz olduğunu da söyleyen Prof. Selçuk, “1773 yılında bu ülkede mühendislik eğitimi alan öğrenciler bir üçgenin iç açılarının toplamını bilmiyorlardı. Günümüzde de 750 bin öğrenci, basit bir matematik sorusunu maalesef çözemiyor, geldiğimiz nokta budur.

Dün bir bakan, polislere şehit olun dedi. Siyasetin görevi, insanları ölüme göndermek değil, iyi yaşatmaktır. Polislere ölmeyi tavsiye eden kafalar işlerinin ayrımında değillerdir.”

“Türkiye’de çok parti var diye demokratik düzende olduğumuzu sanıyoruz, oysa bu rejimin adı yarı demokrasidir. Türkiye, eğitim sorununu çözmeden bir noktaya gelemez. Bunun da birinci koşulu gençlere dil öğretmektir. Maalesef, ilköğretimden mezun olan Türk öğrenciler sadece 6 bin sözcük öğrenebiliyorlar, oysa aynı yaştaki öğrencilerin, ABD’de 71 bin, Almanya’da 70 bin, Suudi Arabistan’da 13 bin sözcük öğrendiği belirlendi bu bizim için bir ayıptır. Çünkü sözcük sayısı kadar algı olur, dil yoksa bilim yapamazsınız. Bilim yoksa sağlam hukuk düzeni kuramazsınız, sağlam hukuk düzeni olmazsa özgürlük ve demokrasiye ulaşamazsınız. 6 bin sözcükle kimse bilim yapamaz ve özgürlük ve demokrasi de kurulamaz. Ancak, umudumu yitirmiyorum. Çok dilli yeni neslin bilimsel bir düzeni kuracağına inanıyorum. ”

Daha sonra, Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi, Avukat Turgut Kazan’ın moderatörlüğünde yapılan panelde ise, konuşmacılar şunları söyledi:

Prof. Aslı Tunç:

“Gazetecilikte temel ilke, haberin doğru, tarafsız ve adil olmasıdır. Kötü haberciliğin müeyyidesi maalesef Türkiye’de yok, ben bir Finlandiyalı meslektaşıma, kötü bir gazeteciye ne gibi bir müeyyide uygularsınız diye sorduğumda, bana yüzünü kızartmaktan daha büyük ceza olur mu demişti ama Türkiye’de buna kimse aldırmıyor.”

 

Oktay Ekşi:

“Baskı altında medya dünyasında, gazeteci, gerçeği son noktaya doğru dürüst aktaramaz. Çünkü gerçek aktarılırken baskıcı gücü memnun edecek şekilde bozularak iletilir. Böyle baskıcı rejimlerde ahlaki sorumluluk da baskıyı yapanlara yüklenmiş olur. Türkiye’de iyi gazeteciler var, kötü gazeteciler var, bu maalesef II. Abdülhamid döneminde de vardı.”

 

Prof. Necdet Basa:

“Türkiye’de basın özgürlüğü kalkmıştır. Otosansür vardır, tutuklamalar vardır, yerel basın, biat et ya da yok ol baskısı altındadır. Basın özgürlüğü yoksa, düşünce özgürlüğü de olmaz. Üniversiteler, yargı ve basın susturulmaya çalışıyor. Baskı altına alınmaya çalışılıyor.”

 

Toplantıya, aralarında eski TBMM Başkanı ve Basın Konseyi Yüksek Kurulu Üyesi Hüsamettin Cindoruk, Genelkurmay Eski Başkanı İlker Başbuğ, Eski İstanbul Üniversitesi Eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu, emekli büyükelçi Namık Tan’ın da bulunduğu çok sayıda davetli izledi.

 

 

,

Düşünceleri Kelepçeliyorlar…

Cumhuriyet Gazetesi Yazar ve Yöneticileri hakkında verilen toplu tutuklama kararı

Türk Demokrasisi için gerçekten ağır bir yara olmuştur.

Demokrasiden vazgeçecek değiliz.

Mücadeleye dün olduğu gibi bugünde devam edeceğiz.

Gazetecilerin,yazarların,çizerlerin tutuklanmasından derin endişe duyuyoruz.

Yazarlara ve çizerlere yapılan bu operasyonlar aslında alfabemizin 29 harfinin tutuklanması ve düşüncelerin kelepçelenmesidir.

Bugünleri de aşacağız.Bu yanlış karardan bir an önce dönülmesini bekliyoruz.

BASIN KONSEYİ
————————

KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ MEDYA VE ETİK DERSLERİNE ÜÇÜNCÜ KEZ EV SAHİPLİĞİ YAPTI

Basın Konseyi tarafından yürütülen Medya, Etik ve Sorumlu Gazetecilik konulu seminerler üçüncü kez Kocaeli Üniversitesi’nde düzenlendi.

 

Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen Yolsuzluğun önlenmesi ve Etiğin Teşviki Hibe Programı çerçevesinde yapılan ve Basın Konseyi’nce yürütülen seminerlerde, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç ve Avukat Turgut Kazan Kocaeli Üniversitesi’nde birer konuşma yaptılar.

img_0180

img_0186img_0142

Siyasi Habercilik başlığı altında katılımcılarla mesleki birikimlerini paylaşan Türenç’in ardından sözü Turgut Kazan aldı. Kazan, Basın Hukuku hakkında katılımcıları bilgilendirdi.

Etkinlik sonunda Pınar Türenç Kocaeli Üniversitesi eğitmenlerine ve İletişim Fakültesi öğrencilerine katılım sertifikası verdi.

Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği etkinlik toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.

Basın Konseyi

BASIN KONSEYİ, O SAVCIYI HSYK’YA ŞİKAYET ETTİ.

Basın Konseyi, Cumhuriyet Gazetesi soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Murat İmam’ı HSYK’ya şikayet etti. Basın Konseyi’nin Şişli’deki Merkezi’nde Basın Konseyi Yüksek Konseyi Üyesi ve Okur Temsicisi Avukat Turgut Kazan ile birlikte basın toplantısı düzenleyen Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç şikayet dilekçesini kameralara gösterdi.

CUMHURİYET’E KAYYUM ATANACAĞI ENDİŞESİNDEYİZ
Cumhuriyet Gazetesine yönelik operasyonun amacının gazetenin yayınlarını susturmak, sindirmek hatta kayyum atayarak, bitirmeye yönelik olduğununun endişesini taşıdıklarını söyleyen Türenç,” Soruşturmanın selameti açısından sakıncalı olduğunu düşündüğümüz, yargımızın itibari ile ve genel olarak Türkiye’nin dış saygınlığı açısından da kabul edilemez olan bu durumu, HSYK’ya şikayet etmek üzere bir açıklama hazırladık”dedi.

SAVCI İLE İLGİLİ İDDİLARIN DOĞRULUĞUNU TESPİT ETTİK
Türenç, Cumhuriyet Gazetesi soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısının FETÖ üyeliği dahil olmak üzere bir çok suçtan ötürü, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nde sanık olarak yargılanmakta olduğu iddialarının doğruluğunu Basın Konseyi olarak teyit ettirdiklerini sözlerine ekledi.

KAZAN: HSYK YANLIŞ YOLDADIR
Savcı İmam’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir numaralı şikayetçi olduğu davada sanık olduğu ve adı geçen savcının FETÖ- PDY kapsamında yargılandığını hatırlatıp iddinameyi  gösteren, Basın Konseyi Yüksek Konseyi Üyesi ve Okur Temsicisi Avukat Turgut Kazan, ” Düşünebiliyor musunuz Cumhurbaşkanının şikayetçi olduğu davadan sanık olan bir savcı yine Cumhurbaşkanının çok öfke duyduğu bir basın organının FETÖ’cülükle suçlandığı soruşturmanın savcılığını yapıyor.HSYK bu savcıya karşı tutumu nedeniyle yanlış yoldadır”dedi.

İNANILMAZ GÖREVLENDİRME
FETÖ’cü savcı ve yargıçların asla meslekte tutulamayacağını, derhal görevden uzaklaştırılmaları gerektiğini söyleyen Kazan,” Nitekim sayısız örneğinde hep görevden uzaklıştırılmıştır. Oysa Cumhuriyet Gazetesi savcısı, FETÖ’cülükle suçlanıyor. Ne gözaltına alındı. Ne tutuklandı. Ama şimdi kendisi gazetecileri sorguluyor, gözaltına aldırıyor, evinde arama yaptırıyor. Böylece Musa Kart’ın diliyle, inanılmaz bir adalet karikatürü çizilmiş oluyor. HSYK’yı biz acilen göreve çağırıyoruz. İtirafçı ve teslimiyetçileri yargıda tutamazsınız. Hepsini derhal meslekten uzaklaştırmak zorundasınız. Cumhuriyet Gazetesi soruşturmasındaki bu inanılmaz görevlendirmeyi engellemek durumundasınız”diye konuştu.

“GÖZE GİRMEK İÇİN HERŞEYİ YAPABİLİR”
Hukukun ayaklar altına alındığını savunan Kazan, sözlerini şöyle sürdürdü: Kimsenin güvenliği yoktur.Cumhuriyet gazetesinde yaşananlar, yaşadıklarımızın yeni bir örneğidir. Gazetenin neredeyse bütün köşe yazarları içerdedir. İnanılır şey değil ama hepsi FETÖ’cü olmakla suçlanıyor. Ve soruşturmayı da FETÖ’cülükle suçlanmış bir savcı yürütüyor. Bu soruşturmayı üstlenen Murat İmam, FETÖ – PDY silahlı terör örgütüne üye olmakla suçlanan 54 savcı ve yargıçtan biridir. Bu savcının göze girip kendisini kurtarmak için istenen her şeyi yapabileceği kuşkusunu doğurmaktadır.

KUŞKU AÇIKTIR
Adı geçen savcının Ağustos ayında aldığı dosyayı yeni görevlendirildiği basın savcılığına da taşıdığını söyleyen Kazan,”  Bu kuşkuyu tekrar doğrulamıştır. Aslında basın savcılığına gelirken o dosyayı orada bırakması gerekirken, onu da yanına alıp basın savcılığına getirmiştir,kuşku açıktır”dedi.

SAVCI HAKKINDAKİ İDDİALAR
Murat İmam ile ilgili iddianameye bakıldığındığında anlı şanlı FETÖ’cü savcı ve yargıçlarla birlikte Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yazısına atfen açıkca örgüt üyeliğinin vurgulandığını söyleyen Kazan, ” Hatta hangi kuryeyle ve hangi yargı imamıyla bağlantısı olduğunun altı çiziliyor. O kurye ile kaç kez görüştüğü belirtiliyor. Ayrıca ABD kaynaklı telefon numarasıyla bağlantı kurduğu anlaşılıyor. HSYK’yı acilen göreve çağırıyorum.FETÖ’cü savcı ve yargıçlar asla meslekte tutulamaz. Lütfen itirafçı ve teslimiyetçileri yargıda korumayınız. Hepsini derhal meslekten uzaklaştırmak zorundasınız. Cumhuriyet gazetesi soruşturmasındaki bu inanılmaz örneğe derhal son verilmesini sağlamak zorundasınız”şeklinde konuştu.

SADECE PİŞMANLIKTAN FAYDALANABİLİR
Savcı Ferhat Sarıkaya örneğini olduğu gibi itirafçı FETÖ’cü savcıların korunduğunu savunan Kazan,” Van 100. Yıl Üniversitesi soruşturmasında yaşanan bütün pisliklerin baş sorumlusu olduğu halde, ilk yargılanacak savcılardan biridir. Buna rağmen Ankara çatı iddianamesine sanık olarak konulmamış, tanık olmuştur. Pişmanlık hükümlerinden yararlanabilirler onu kabul ederim.Cezası indirilir. O kadar”diye konuştu.

HER 3 GAZETECİDEN 1’İ İŞSİZ
Bu arada Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç 15 Temmuz’dan sonra kapatılan yayın organı sayısının 170’e ulaştığını, sürekli basın kartı iptallerinin 777’i bulduğunu açıklayarak, ” Tutuklu gazeteci sayısı 105. Bu her geçen gün artıyor. Şuanda gözaltında, çok sayıda gazeteci bulunmakta”dedi. Türenç, 15 Temmuz’dan sonra işsiz gazeteci sayısının 2500’e ulaştığını, her 3 gazeteciden 1’inin işsiz olduğu bilgisini de paylaştı.

Basın Konseyi

,

Basın Konseyi’nden Cumhuriyet’e ‘dayanışma’ ziyareti

Basın Konseyi, Cumhuriyet gazetesine  ‘Mesleki Dayanışma’ ziyareti yaptı. Basın Konseyi Yüksek Kurul üyelerinden oluşan heyet, Cumhuriyet Vakfı Başkanı Orhan Erinç ve gazete çalışanlarını ziyaret etti.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç yaptığı açıklamada, “Yargı aracılığı ile Cumhuriyet gazetesine karşı girişilen hukuk dışı, ölçüsüz kararlar siyasi niteliktedir. Amacın, gazetenin yayınlarını denetleme, sindirme, hatta kayyım atayarak bitirmeye yönelik olduğu endişesi içindeyiz” dedi.

Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun, Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik operasyon sonrası ‘Acil’ toplantı yaptığını belirten Türenç, gelişmeleri çok yakından takip ettiklerini belirterek şunları söyledi: “Yalnızca Cumhuriyet gazetesine değil, diğer kapatılan çok sayıda basın organlarına karşı yapılan bu müdahaleler kabul edilemez. Belirtilen gerekçeler ve kararlar, bütün yurttaşlarımız, basınımız ve kurumlarımız için ağır ve açık bir tehdit oluşturmaktadır. Basın Konseyi olarak, tutuklu ve gözaltında olan gazetecilerin serbest bırakılmalarını, yayını durdurulan medya organlarının yeniden açılmasını istiyoruz. Gazeteciliğin suç olmadığını bir kez daha yineliyoruz”.