,

94. YILINDA LOZAN’DAN GÜNÜMÜZE ADALET VE BASIN PANELİ

“Lozan Türkiye Cumhuriyeti’nin doğumudur”

 

Dikili Belediyesi “94. yılında Lozan’dan günümüze adalet ve basın” konulu panel düzenledi.

 

Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda temel unsur olan Lozan Barış Antlaşması’nın 94’ncü yıldönümü nedeniyle Dikili Atatürk Meydanı’nda “Lozan’dan günümüze adalet ve basın” başlıklı panel gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Dikili Belediye Başkan Yardımcısı Avukat Çiğdem Elibol’un yaptığı panele, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, FOX TV Haber Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk’le İzmir Barosu Başkanı Aydın Özcan konuşmacı olarak katıldı.

 

“Ödün Vermeyeceğiz”

 

Açık havada yoğun katılımla gerçekleşen panelin açılışını, Dikili Belediye Başkanı Mustafa Tosun yaptı. Başkan Tosun, konuşmasında Lozan’ın önemine değindi; Cumhuriyeti ve kurtuluş ruhunu kabul edemeyenlerin Lozan’ı reddetmesinin nafile çaba olduğunu söyledi. Tosun, “Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlığının en önemli kilometre taşlarından biridir. Lozan Antlaşması yiğitlik destanıdır, emperyalizme diz çöktürülen gündür. Lozan ulusal kimliğimizdir, bağımsızlığımızdır, misak-ı millidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onurlu duruşudur. Şanlı Türk halkı ne Lozan’dan, ne Atasına bağlılığından, ne de Cumhuriyet sevdasından asla ödün vermez” dedi.

 

“24 Temmuz Bizim Kutlayamadığımız Bayramımızdır”

 

Açılış konuşmasının ardından panel oturumuna geçilirken, panelin moderatörlüğünü Dikili Belediyesi’nin ilk kadın başkan yardımcısı olan Avukat Çiğdem Elibol yürüttü. Panelde ilk sözü alan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, kendisi ve ailesi için çok özel bir öneme sahip olan Dikili’de olmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirterek, günün anlam ve öneme ilişkin görüşlerini dile getirdi. Çağlayan Adliyesi’nde görülen Cumhuriyet Gazetesi davasının ilk duruşmasına katıldıktan sonra, Dikili’ye geldiğini belirten Türenç, “Bugün basın bayramı olarak anılsa da bizim için bayram olmayıp ‘sansürden nasıl kurtulacağız’ diye uğraştığımız bir gündür.  24 Temmuz’un yıl dönümde Cumhuriyet Gazetesi’nin tutuklu çalışanlarının ilk duruşmasında sizler adına katıldım.” dedi.

 

Konuşmasının devamında Türk basının çok ciddi engellerle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Türenç, “109 yıl önce basından kaldırılan sansürün 2017 de nasıl oto sansüre dönüştüğüne hepimiz tanığız. Bugün 160 tutuklu gazeteci arkadaşımız var. Basında tekelleşmenin önüne geçilemiyorsa, medya gruplarına müdahale ve baskının sona ermesi için mücadelemiz cılız kalıyorsa, hoşa gitmeyen yazı ve haberler nedeniyle 7 bini aşkın gazeteci işsizse, medya kuruluşlarına bir gecede el konula biliyorsa, yandaş medya tabirine alıştırıldıysak, demokrasinin olmazsa olmazı medyanın güçsüzleştirilmesine karşı ayağa kalkamıyorsak, sendikasızlık giderek yaygınlaşmışsa, Gezi’den beri televizyonlarda penguen belgesellerine yer verilmesine göz yumuyorsak, yabancı gazetecilerin haber peşinde koşarken casusluk suçlamasıyla hapse atılmasına ses çıkarmıyorsak, medya paylaşımlarının kapanmasına, yavaşlatılmasına, sosyal medyanın yasaklanmasına ve hatta daha ötesi ‘sosyal medya baş belasıdır’ diyenlere karşı gelemiyorsak yani sansür ve oto sansür her tarafı kaplamışsa ben 24 Temmuz’u bayram kabul etmiyorum. O yüzden bugün bayram değil. ‘Bugün hak arama ve basın özgürlüğü için ayağa kalkma günü olmalıdır’ diyorum” dedi.

Pınar Türenç, Lozan’ın yıldönümüne değindiği konuşmasının geri kalan bölümünde şu sözlere yer verdi: “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önderimiz ve silah arkadaşlarını minnetle ve saygıyla anıyoruz. Lozan Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir onur belgesidir. Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılmaz bağımsızlığı uluslararası kabul görmüş ve tartışılamaz olduğu imza altına alınmıştır. Kim ne derse desin, Allah göstermesin, bir daha Lozan koşulları oluşursa, bugün hangi siyaset adamı bunu böylesi bir başarıyla sonuçlandırabilir?”

“Ümmetten Millete, Tebaadan Bireye Geçişin Miladıdır Lozan”

 

Pınar Türenç’in ardından konuşan FOX TV Haber Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk de, Lozan Barış Antlaşması’nı itibarsızlaştırmaya çalışanların tarih bilinçlerinin olmadığını belirterek başladığı konuşmasında Lozan’dan asla vazgeçmeyeceklerine vurgu yaptı. Şentürk, “Komutan olduğu kadar diplomaside de usta bir diplomasi sanatçısı olan merhum İsmet İnönü, Lozan görüşmeleri sırasında “Biz buraya ölüm fermanımızı imzalamaya gelmedik, özgür ve bağımsız yaşama isteğimizi kabul ettirmeye geldik” diyor. Bu çok önemli bir şeydir. 24 Temmuz 1923’e kadar olan o zorlu yolda finale gelindiğinde Lozan Sarayı’nda saatler üçü dokuz geçeyi gösterirken İsmet İnönü, Gazi Mustafa Kemal’in hediye ettiği kalemle Lozan’a imza atarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğumunu müjdeliyor. Hepimiz Cumhuriyetin ilanı olarak 29 Ekimi biliriz. Oysa 24 Temmuz 1923’tür Türkiye’nin doğumu. Çünkü İsmet Paşa sadece bir antlaşmaya imza atmamıştır, sadece bir uzlaşmaya imza atmamıştır. Ümmetten millete, tebaadan bireye geçişin miladıdır Lozan. Öyle bazılarının dediği gibi ’12 adayı verdik’ gibi şehir efsanelerine de inanmamak gerekiyor. Biz 12 adayı Lozan’dan tam 10 yıl önce verdik. Ege’deki adaları 1912’de Uşi Antlaşması ile verdik. Lozan bir hezimet değildir. Yoktan bir ülkeyi yaratmak zorundasınız, devlet adamlığınızı göstermek durumundasınız.  Orada bir devlet adamlığı gösterildi ve bir millet yaratıldı, bir ülke yaratıldı. Lozan bu bakımdan bir uzlaşmadan daha ötedir. Lozan Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığının ve Türk Milleti’nin varlığının kabul edilmesi açısından bir zaferdir, bunu böyle bellemek lazım” dedi.

Şentürk konuşmasını şöyle sürdürdü:  “Bugün sansürün kaldırılışının yıl dönümü ve basın bayramı. Pek dilim demeye de varmıyor ama bayramsa eğer maalesef komedi bir durum var. İşte Pınar Türenç mahkemedeydi, Misket Dikmen mahkemedeydi. Mahkeme meslektaşlarımızın celsesinin tarihini basın bayramına atmış. 24 Temmuz’da gazeteciler haber yaptığı için yargılanıyor. Şaka gibi… Hani Fatih Portakal diyor ya, ‘bizim aklımızla dalga geçmeyin’ bizim aklımızla dalga geçiyorlar… Basın bayramında sansürü tartıştığımıza göre, hala sansürü ve oto sansürü yaşadığımıza göre hani bir söz vardır ya, cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla örülüdür. Bende diyorum ki, Lozan’ı eleştirmeye giden yol ve sansüre giden yol kötü niyet taşlarıyla örülüdür. Konuşmamı Nazım Hikmet’in Kuvayi Milliye destanıyla noktalamak istiyorum; şayak kalpaklı adam ne zaman ve nasıl geleceğini bilmediği güzel ve rahat günlere inanıyordu, biz de inanıyoruz emin olun”

 

“Hep Birlikte Mücadele Etmeliyiz”

 

İzmir Barosu Başkanı Aydın Özcan ise, “Lozan’ın Anadolu’da başlayan şanlı mücadelenin tapusu olduğunu belirterek, “Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde başlayan kurtuluş mücadelesi ışığıdır Lozan Barış Antlaşması. Ve bu ışık hiç sönmeyecektir. Lozan’la birebir ilişkilenmiş bir kişiyim. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün hemşerisiyim. Batı Trakyalıyım, azınlık çocuğuyum. Azınlık olarak yaşamak ne demek en iyi ben bilirim. Lozan’ın ışığı Anadolu’yu  aydınlattığı gibi bizim de geleceğimizi aydınlatmıştır. Lozan inançtır, kararlılıktır. Asla vazgeçmeyiz. Bugün 24 Temmuz, bu anlamlı günde ifade etmek isterim ki mücadelemiz hukukun üstünlüğünden,  yargı bağımsızlığından, basın özgürlüğünden, demokrasinden, ifade ve iletişim özgürlüğünden yana olacak. Hep birlikte mücadele edersek kazanabilir ve ülkenin daha aydınlık olmasını sağlayabiliriz” diye konuştu.

 

Panelin ardından Dikili Belediye Başkanı Mustafa Tosun ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen tarafından katılımcılara günün anısına plaket ve çiçek takdim edilerek, etkinlik tamamlandı.

 

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Dikili Belediye Başkanı Mustafa Tosun

Fox TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk’e katılım plaketini İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen verdi.

,

BASIN KONSEYİ, TUTUKLU GAZETECİLER İÇİN YÜRÜDÜ

Basın Konseyi, üyeleri, 20. gününde Adalet kortejine katıldı. Yürüyüşte, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Avukat Turgut Kazan ve Basın Konseyi Vakfı üyesi Elif Atayman bulundu. Bir süre Kılıçdaroğlu’na eşlik eden Pınar Türenç ve Turgut Kazan, Kılıçdaroğlu’nun tutuklu gazetecilerin Türkiye ve uluslararası mahkemelerdeki durumu ve devam eden basın özgürlüğü ihlallerine ilişkin sorularını yanıtladı. Pınar Türenç, yürüyüş sonrası yaptığı açıklamada, “Daha önce Silivri önüne sandalye atıp, tek suçu gazetecilik yapmak olan meslektaşlarımızın özgürleşmesi için “Umut Nöbeti” tuttuk. O nöbet, herkesten önce onların bir gün özgürleşeceğine olan umudumuzu canlı ve diri tutmaya yaramıştı. Geldiğimiz noktada umut etmek artık yetmiyor. Adalet, beklemekle gelmiyor. Biz bugün tutuklu gazeteciler için yürüyoruz, medyamızın yeniden temel hak ve özgürlükler sıralamasında dünyada üst sıralardaki hak ettiği yere kavuşmasını istiyoruz. Gazetecilere özgürlük, Türkiye’ye adalet artık gelmelidir. Bu bütün yurttaşlarımızın ortak dileğidir.” dedi.

,

AVRUPA PARLAMENTOSU’NDAN CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKAN’A HİTABEN MEKTUP

Avrupa Parlamentosu’nda temsil edilen beş partinin grup başkanları Türkiye’ye çağrıda bulunarak, basın özgürlüğünün sağlanmasını talep etti.

Beş partinin grup başkanları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’a hitaben ortak bir mektup yazdı. Çarşamba günü yayınlanan mektupta, “gazetecilerin serbestçe ve korkmadan haber yazabilmeleri” gerektiği ifade edildi.

Avrupa Parlamentosu üyesi beş siyasetçinin imzaladığı mektupta, İstanbul Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Die Welt gazetesi Türkiye muhabiri Deniz Yücel’in de serbest bırakılması talep edildi. Mektupta, “Bir gazeteci işini yaptığı için haksız yere terörizmle suçlanarak, hapsedilemez” denildi.

Ayrıca yaklaşık 200 medya kuruluşunun kapatılması, ruhsatlarının iptal edilmesi ve 200’den fazla gazetecinin tutuklanmasıyla Türkiye’nin “Avrupa’dan uzaklaşma tehlikesiyle” karşı karşıya kaldığına dikkat çekildi. Türkiye’nin sadece “Avrupa’nın ortaklığı ile güçlü bir ülke” olacağına vurgu yapıldı.

Mektupta, Türkiye’deki darbe girişiminin ardından gösterilen tepkiden duyulan kaygı da dile getirildi.

Her demokrasinin “temellerini sarsacak bir saldırı karşısında kendini savunma hakkı ve yükümlülüğü” olmasına rağmen, gösterilen tepkide hukuk devleti ilkelerine saygı gösterilmesi ve tepkinin “orantılı” olması gerektiği vurgulandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Yıldırım’a hitaben yazılan mektup, Avrupa Halk Partisi’nden Manfred Weber, Avrupa Sosyalistler Partisi’nden Gianni Pitella, Avrupa Muhafazakârlar ve Reformcular İttifakı’ndan Syed Kamall, Liberal ve Demokrat İttifak’tan Guy Verhofstadt ile Serbest İttifak/Yeşiller’den Ska Keller ve Philipppe Lamberts tarafından imzalandı.

Manfred Weber, mektubu kişisel twitter hesabından paylaştı.

 

 

,

ÇOK DEĞERLİ KURUCU ÜYEMİZ DOĞAN HEPER’İN KAYBINDAN BÜYÜK ÜZÜNTÜ DUYDUK. ARTIK BİR EKSİĞİZ

Duayen gazeteci, Milliyet gazetesinin eski genel yayın yönetmeni, Basın Konseyi kurucu üyesi, önceki 2. Başkanı, Yüksek Kurul Üyesi, yazar Doğan Heper, son yolculuğuna uğurlandı.

Sabah, Milliyet gazetesinin önünde yapılan ilk törenden sonra, Heper’in naaşını taşıyan cenaze aracı, yıllarca görev aldığı Basın Konseyi’nin Osmanbey’deki merkezinin önüne getirildi. Burada Basın Konseyi çalışanları pencerelerden karanfiller atarak, Yüksek Kurul üyelerini son yolculuğuna doğru sevgi ve saygıyla uğurladılar.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Doğan Heper’in eşi İffet Heper ve çocukları Başak ile Demet’e sarılarak ”Uzun yıllar Basın Konseyi’nin kurucu üyesi  olarak görev yapan çok değerli Yüksek Kurul üyemizin kaybından büyük üzüntü duyduk. Onun kaybıyla, artık bir eksiğiz. O’nu çok arayacağız. Başta  çok sevdiği ailesine, Basın camiasına ve tüm sevenlerine sabırlar diliyoruz.” dedi.Cenaze aracı, daha sonra alkışlar ve gözyaşları arasında Levent camiindeki tören için yola çıkarıldı.”

, ,

DOĞAN HEPER’İ KAYBETTİK

Basın Konseyi kurucu ve daimi üyesi, uzun yıllar ikinci başkanlık görevini yürütmüş olan değerli meslek büyüğümüz Doğan Heper’i kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz. 

Ömrünün yarım asrı aşkın bölümünü Milliyet gazetesi çatısı altında gazeteciliğe adamış olan Doğan Heper, gazetede, muhabirlikten sayfa sekreterliğine, yazı işleri müdürlüğünden genel yayın yönetmenliği, murahhas üyelikten icra kurulu başkanlığına kadar pek çok görev üstlenmişti.

Doğan Heper’i daima sevgiyle, saygıyla anacağız. 

Meslektaşlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz. 

,

BASIN KONSEYİ, SÖZCÜ GAZETESİNE DESTEK VERMEK İÇİN ÇAĞLAYAN ADLİYESİ’NDE

Basın Konseyi, gözaltı sürelerinin dolmasıyla mahkemeye sevk edilen Sözcü gazetesi mensupları Mediha Olgun, Gökmen Ulu ve Yonca Yücekaleli’ye destek vermek üzere Çağlayan Adliyesi’ndeydi. Dünyanın her yerinde haber olan bir konu için “terör örgütü propagandasi” isnadının bile basın kurumlarına yönelik maksatlı bir gözdağı olduğu değerlendirmesinde bulunan Basın Konseyi üyeleri, “Sözcü gazetesinin sahibi Burak Akbay’ın okuduğu okullar ve o yıllarda ikamet ettiği adresler bile ayrıntılı olarak kamuoyuyla paylaşılmışken, bu yanlış uygulamadan bir an önce dönülmeli” çağrısında bulundu. Gazetecilerin hemen serbest bırakılmalarını istedi. Av. Celal Ülgen’den gözaltındaki gazetecilerin durumları hakkında bilgi alan Konsey üyeleri, daha sonra gazetecilerin mahkemeye çıkarılmasını beklemek üzere Adliye Sarayı’na geçti.

,

BASIN KONSEYİ’NDEN SÖZCÜ GAZETESİNE DAYANIŞMA VE DESTEK ZİYARETİ

Basın Konseyi, 19 Mayıs’ta Sözcü gazetesine yapılan operasyon sonrası gazeteye destek ve dayanışma ziyaretinde bulundu.
Ziyarete Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, İkinci Başkan Murat Önok, Basın Konseyi üyeleri Orhan Birgit, Turgut Kazan, Başar Yaltı ve Onursal Üye, gazeteci yazar Altan Öymen katıldı.
Sözcü gazetesi genel yayın yönetmeni Metin Yılmaz’ın ağırladığı Basın Konseyi heyeti, Sözcü çalışanlarına ”Bugünler gelip geçecek, gazeteciler görevlerini yapmaya devam edeceklerdir, dayanın” mesajı verdi.
Pınar Türenç, Metin Yılmaz’a önceki gün  boş çıkan Sözcü gazetesi için kararın nasıl verildiğini sordu. Yılmaz, şöyle yanıt verdi:
“Toplantı masasındaki günlük haber toplantımızda bütün arkadaşlarla sözün bittiği yerdeydik. Gazetenin boş çıkmasına karar verdik. Zaman içinde, kriz dönemlerinde bazı köşe yazarlarının sütunlarının boş çıktığı gazetelerimiz olmuştu. Ancak ilk kez bomboş bir gazete Türkiye’de basın tarihine geçti. Böyle bir uygulama 170 yıl önce Avrupa’da yapılmış. 170 yıl sonra Türkiye’de bomboş çıkan bir gazeteyi maalesef okurlarımıza sunmak zorunda bırakıldık. Ama herkes Sözcü’ye, boş nüshamızı, son gazeteye kadar alarak destek verdi. O boş sayfaları okurlar kendilerince doldurdular. O sayfalar da çok anlamlıydı.” dedi. Yılmaz, iki gündür gözaltında olan gazeteciler Gökmen Ulu ve Mediha Olgun’un bir an önce salıverilmesini isterken, bu kabusun Türk Basını üstünden kalkmasını beklediklerini” sözlerine ekledi.
, ,

BASIN KONSEYİ DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GÜNÜ’NDE SİLİVRİ’DEN SESLENDİ “ÖZGÜR 3 MAYISLARIMIZ DA OLACAK, DAYANIN ARKADAŞLAR!”

Basın Konseyi, Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Silivri’deydi. Tutuklu gazetecilerle dayanışmak ve ailelere destek olmak için Silivri Yaşar Kemal Sanat Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, tutuklu gazetecilere “hemen” özgürlük istedi ve Silivri’den cezaevindeki gazetecilere şöyle seslendi: “Özgür 3 Mayıslarımız da olacak, dayanın arkadaşlar!”

Pınar Türenç, konuşmasına şöyle devam etti: 

“Bugün, Dünya Basın Özgürlüğü Günü… Türkiye’de ise düşünceyi ifade ve halkın haber alma özgürlüklerinde kapkara bir tablo yaşanmakta…

Bu anlamda Türkiye, tarihinin en karanlık günlerinin içinden geçmekte.

3 Mayıs’ta Türkiye’de gazetecilik yapmak yasak, gazeteciler ise tutsak.  

Bugün, tutuklu gazetecilere özgürlük istiyoruz.

Dünya basın özgürlüğü endeksinde Türkiye 155. sıraya geriledi. En kara listeye 4 sıra kaldı. Gazeteciğin suç sayılmayacağını dünya ilan etse de, gazetecilik ödüllendirilse de, Türkiye’de bizler Silivri kapılarında tutuklu gazetecilerin özgür bırakılmalarını istemek için buradan o dünyaya sesleniyoruz.  

Son 15 yıldır, adete gazeteci avına çıkılan Türkiye’de bugün 159 gazeteci tutuklu.

Gazetecilik yargılanmakla kalmıyor, evlerinden alınan gazeteciler aylarca hapislerde haklarında hazırlanacak iddianameleri bekliyorlar. Bunların içinde Mahir Kanaat, Tunca Öğreten ve Ömer Çelik için de iddianamelerin biran önce hazırlanmasını istiyoruz. 

Bu 3 Mayıs’ta yine gazetecilere gökyüzünü görmeleri bile yasak.

Tecrit koşulları devam ediyor, haftada 2 saat havalandırma hakları tanınıyor. 

Bir saat ailelerle, bir saat de avukatları ile görüşebiliyorlar. Yani gazetecilik öldürülürken, insan hakları da yok sayılıyor.  

Dünyadan gelen raporlarda Türkiyeli gazetecilerin politik grupların baskısı altında kalma sorununun çok büyük sorun olduğu kaydediliyor.

2016’yı çok kötü yaşadık. 2017’nin ilk dört ayındaki bilançodan anlaşılıyor ki; 2017 karnemiz de hiç iç açıcı değil. Siyasi iradeyi çok kızdıran Avrupa Konseyi ParlamenterMeclisi Raporu’nda Türkiye yeniden denetim sürecine alınan ülke oldu.

İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve basın özgürlüğü alanlarında Avrupa ülkesi olmaktan doğan yükümlülüklerini Türkiye’nin yerine getiremeyeceği kaygısı bu raporda egemen.  

Son 12 yılda Türkiye’nin 56 basamak gerilediği kaydedilmekte.  

2017’nin ilk dört ayında yine gazeteciler darp edildi.

17 gazeteci gözaltına alındı, 11 gazeteci tutuklandı. İşkence ihbarları gelmekte.

 KHK ile 2 basın kurumu kapatıldı, 4 olayda yayın yasakları getirildi.

En son wikipedia olmak üzere 4 siteye erişim engellendi.

90 gazeteci işten çıkartıldı.

Gazeteciler özgür yazamıyor, çizerler hapiste. 

Oysa biliyoruz ki, iddia sahibi iddiasını ispatla yükümlüdür. Eğer suç varsa, cezası verilir, yeni suçlar icat edilmez.

Türkiye’de 3 Mayıs’ta adalet arıyoruz.

Silivri’den bir daha sesleniyoruz.  Adalet istiyoruz! Geciken adalet, adalet değildir. Demokrasi ile idare edilen Türkiyemize hiç yakışmıyor.

Gönlümüzün de tutsak olduğu hapiste yatan gazetecilere sesleniyoruz; 

“Özgür 3 Mayıslarımız da olacak, dayanın arkadaşlar”

Silivri Cezaevi’nde 4,5 yıl kalan Prof. Mehmet Haberal’ın özgürlüğüne kavuştuktan sonra kendi elleriyle birebir yaptığı, cezaevi koğuşu maketi önünde gazetecilere açıklama yapan Türenç, “Bu, aslında Türkiye için bir ibret tablosudur. 159 gazeteci tutuklu, binlerce gazeteci işsiz ve göz altında. Sansür, otosansür devam etmekte. Türkiye’de medya tutsak.” dedi.

Daha önce, 6 yıl Silivri’de tutuklu kalan gazeteci, milletvekili Tuncay Özkan ise, dayanışma faaliyetleri için başta Basın Konseyi olmak üzere bütün meslek kuruluşlarına teşekkür etti, sözlerine şöyle devam etti:

“Zafer direnerek elde edilir. Bütün tutuklu arkadaşlarıma bunu hatırlatmak istiyorum. 6 yıllık tutukluluk süresince adalet barış özgürlük istedik. Direnerek bugünlere geldik. Bugün burada olmam, inancın ve direncin kazanacağının göstergesidir. Özgürlük gününde özgürlükleri zırvalarla, zorbalıkla ellerinden alınan gazetecilere sabırlar diliyorum. Bu gibi iddianameleri ciddiye almayın. Bu hücreler yıpratır ama her şey gelip geçer. Özgürlük adalet ve barışa bir tuğla daha koymaktır. Zalimliğin anası korkudur. 16 Nisan referandumu gösteremiştir ki bu ülkede barış, adalet, özgürlük isteyenlerin sayısı korkaklardan fazladır. Biz yine Türkiye’yi özgür, demokrat günlerine kavuşturacağız.”

Toplantıya katılarak duygularını paylaşan tutuklu gazetecilerin eşleri ise ilk kez gördükleri Silivri koğuşu maketinden etkilendiler. Tuncay Özkan’dan, eşlerinin kaldığı koğuşlarla ilgili maket üzerinde bilgi alan tutuklu gazeteci eşleri, üzüntülerini dile getirdi. 

Tutuklu Cumhuriyet gazetesi yöneticisi Önder Çelik’in eşi Semra Çelik söz alarak Basın Konseyi’ne teşekkür etti ve  “Türkiye Cumhuriyeti anayasasına göre herkes yargılanabilir ama böyle içi bir bir iddianameden yargılama tutuksuz yapılmalıydı. 9 aya varan bir yargılama süresi bütün normlara aykırıdır. Acilen tutuksuz yargılama kararı verilmelidir. Aksi halde bu iddianameyle tutuklu yargılamanın devam etmesi, onların esir alındığı anlamına gelir. Bu hukuk, adalet değlidir.” dedi.

Akın Atalay’ın eşi Adalet Atalay, “gazetecilik suç değildir” dedi, gazetecilere özgürlük istedi:

“Basın Konseyi’ne teşekkür ediyorum. Ne diyeceğimi ben de bilmiyorum. Sözün bittiği yerdeyim. 5.5 ay sonra iddianamenin yandaş medya aracılığıyla ortaya çıkığı 3.5 ay sonra duruşma günü verildiği 9 ay sonra mahkemeye çıkılan bir hukuk ortamındayız. Bugün, 3 Mayıs dünya Basın Özgürlüğü Günü. Basını özgür olmayan bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Gazeteciler hakkındaki bu davalar basın özgürlüğü nedeniyle önemlidir, öncelikle ele alınması gerekir dense de ulusal yargı kurumlarına etki edilemiyor. Gazetecilik faaliyetini, terör örgütü adına faaliyette bulunma iddiasıyla ortaya koymak, halkı korumak bahanesiyle özgürlükleri kısıtlamaktır. Cumhuriyet davasında yargılananlar, demokrasiye, insan haklarına, basın özgürlüğüne inanmış bunun için mücadele etmiş insanlardır. Bu insanları terörle bir arada anmamak gerekir. Terörle mücadele adı altında insan hakları çiğnenmektedir. Gazetecilik suç değildir.”

Güray Öz’ün eşi Çağlayan Öz, “Adalet, bu güzel ülkenin güzel insanlarını birleştirecek tek ağaçtır. Adalet olmadığı zaman kendimizi vatansız kalmış gibi hissederiz. Adaletten anladığımız nedir, hiç kimseyi delilsiz suçlamamaktır, delil olmadan içeri atmamamaktır, iddianame çıktıktan sonra bu insanlar hakkında ciddi bir suçlama olmadığı anlaşılınca tutukluları serbest bırakmaktır. Buradaki hücreyi gördükten sonra daha fazla etkileniyoruz. Son 3 haftada istedikleri fotoğrafları resimleri bile iletemedik. Güray Öz torunlarının kendisi için yaptığı resimleri göremedi. Bir an önce tahliye edilmelerini bekliyoruz. Tutuksuz yargılansınlar ve normal hayatlarını sürdürebilsinler istiyoruz.”

Basın Konseyi Üyesi Avukat Turgut Kazan şunları söyledi:

“3 Mayıs, Birleşmiş Milletler kararıyla dünyada Basın Özgürlüğü Günü olarak kullanılıyor. 1993’ten beri. Tutuklu gazeteci eşleri anayasa, hukuk devleti, hukuk, adalet dediler. Hukuku olmayan ülkede hukukçu olmak denizi olmayan ülkede deniz kuvvetleri komutanı olmak gibi bir şeydir. Çok zor bir şey ama yarın bugünden daha kötü olacak. Bir kere dün yen bir dönem başlamış oldu. Partile bir cumhurbaşkanımız var. Yeni bir HSYK oluşturuldu. Bütün yargı siyasi iktidara teslim ediliyor. Adalet delil arayan yok, susturma operasyonuyla karşı karşıyayız. Bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Dünyanın hiçbir diktatörlüğünde gazetecileri gazeteci oldukları için hapsettik demezler. onun için türkiye’d ede gazetecileri, sadece gazeteci oldukları için tutuklandıklarını kabul etmiyorlar. Onun için kimisi tacizci diyor, kimisi gaspçı diyor. Basın Konseyi, Basından Sorumlu Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’a mektup yazdı. Cevap bekliyoruz. Hangi gazeteci hangi suç iddiasıyla tutuklu. Aileleri merak ediyor.”

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen söz alarak, basın özgürlüğü mücadelesine umutla devam çağrısı yaptı:

“Çok ciddi bir endişe var. Söz konusu suçlamalar, bu işin bir sınırının olmadığını, söz konusu hukuksuz uygulamalar Türkiye’de yaşayan hiçbir gazetecinin sabaha neler yaşayacağını bilmediğin gösteriyor. Bu Silivri’ye kaçıncı gelişim hatırlamıyorum. Silivri çok güzel ama buraya sırtım titreyerek gelebiliyorum. Tutukluluğu döneminde Tuncay Özkan’ı görebiliyorduk. En azından ayda bir meslek birliği olarak bakanlığa yazı yazıp kendileriyle görüşebiliyorduk. Bunu biz daha çok istiyorduk, çünkü onların direncinden güç alıyorduk. Defalarca bakanlığa yazı yazmaktan ve hiç cevap alamamaktan muzdaribiz. Tüm tutsak gazetecilerin derhal serbest bırakılması umudunu ve direncini yaşıyorum.Bundan sonrasına bugünden iyi bakmalı. Enseyi karartmadın umutla mücadelemize devam edeceğiz. Hep birlikte direneceğiz ve umut kazanacak.”

Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Başar Yaltı şunları söyledi:

“Basın özgürlüğü demek, hukuk devletlerinin olmazsa olmaz özelliklerinden biridir. Sadece gazetecilere tanınmış hak yazma çizme özgürlüğü değildir, aynı zamanda her yurttaşın ifade özgürlüğünün garantisidir. Siyasi iktidarlar kör sağır bir toplumu tercih ederler. Kolay yönetilebilsin diye. Son 12 yılda basın özgürlüğü konusunda ve hukuk konusunda olumsuz koşulların içindeyiz. Siyasi iktidarın intikam aracı olan bir hukukla karşı karşıyayız. İktidarın intikam duygu düşünce ve arzusunu dile getiren bir durumla karşı karşıyız. bu kadar gazeteci hapisteyse bunun izahı olamaz. Siyasi iktidar onların başka suçlardan içeride olduğunu öne sürüyor buna kimse inanmıyor. Gazeteci arkadaşlarımız toplum adına bedel ödüyor. Türkiye bunları aşacaktır, özgür günler gelecektir. Son halk oylaması bunu gösterdi.”

Penis pompası siparişi yapmak için tıklayınız.
Mastürbatör ürünleri için tıklayınız.
Fantazi giyim için tıklayınız.
Şişme mankenler için tıklayınız.
Sex Makinası

Basın toplantısı sonunda, Basın Konseyi’nce yayınlanan 2016 Basın Özgürlüğü İhlalleri Raporu da kitap halinde kamuoyuyla paylaşıldı.

,

Uzun yıllar Basın Konseyi Yüksek Kurulu ve Üyeler Genel Kurulu Daimi Üyesi olarak görev yapan turizmci, reklamcı Nihat Boytüzün’ü kaybettik. Acılı ailesine ve sevenlerine sabırlar diliyoruz.

Penis kılıfı
Strap-on Ürünleri
Teknolojik Vibratörler
Vibratör Setler
Amerikan Ürünleri