,

BASIN KONSEYİ, SÖZCÜ GAZETESİNE DESTEK VERMEK İÇİN ÇAĞLAYAN ADLİYESİ’NDE

Basın Konseyi, gözaltı sürelerinin dolmasıyla mahkemeye sevk edilen Sözcü gazetesi mensupları Mediha Olgun, Gökmen Ulu ve Yonca Yücekaleli’ye destek vermek üzere Çağlayan Adliyesi’ndeydi. Dünyanın her yerinde haber olan bir konu için “terör örgütü propagandasi” isnadının bile basın kurumlarına yönelik maksatlı bir gözdağı olduğu değerlendirmesinde bulunan Basın Konseyi üyeleri, “Sözcü gazetesinin sahibi Burak Akbay’ın okuduğu okullar ve o yıllarda ikamet ettiği adresler bile ayrıntılı olarak kamuoyuyla paylaşılmışken, bu yanlış uygulamadan bir an önce dönülmeli” çağrısında bulundu. Gazetecilerin hemen serbest bırakılmalarını istedi. Av. Celal Ülgen’den gözaltındaki gazetecilerin durumları hakkında bilgi alan Konsey üyeleri, daha sonra gazetecilerin mahkemeye çıkarılmasını beklemek üzere Adliye Sarayı’na geçti.

,

BASIN KONSEYİ’NDEN SÖZCÜ GAZETESİNE DAYANIŞMA VE DESTEK ZİYARETİ

Basın Konseyi, 19 Mayıs’ta Sözcü gazetesine yapılan operasyon sonrası gazeteye destek ve dayanışma ziyaretinde bulundu.
Ziyarete Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, İkinci Başkan Murat Önok, Basın Konseyi üyeleri Orhan Birgit, Turgut Kazan, Başar Yaltı ve Onursal Üye, gazeteci yazar Altan Öymen katıldı.
Sözcü gazetesi genel yayın yönetmeni Metin Yılmaz’ın ağırladığı Basın Konseyi heyeti, Sözcü çalışanlarına ”Bugünler gelip geçecek, gazeteciler görevlerini yapmaya devam edeceklerdir, dayanın” mesajı verdi.
Pınar Türenç, Metin Yılmaz’a önceki gün  boş çıkan Sözcü gazetesi için kararın nasıl verildiğini sordu. Yılmaz, şöyle yanıt verdi:
“Toplantı masasındaki günlük haber toplantımızda bütün arkadaşlarla sözün bittiği yerdeydik. Gazetenin boş çıkmasına karar verdik. Zaman içinde, kriz dönemlerinde bazı köşe yazarlarının sütunlarının boş çıktığı gazetelerimiz olmuştu. Ancak ilk kez bomboş bir gazete Türkiye’de basın tarihine geçti. Böyle bir uygulama 170 yıl önce Avrupa’da yapılmış. 170 yıl sonra Türkiye’de bomboş çıkan bir gazeteyi maalesef okurlarımıza sunmak zorunda bırakıldık. Ama herkes Sözcü’ye, boş nüshamızı, son gazeteye kadar alarak destek verdi. O boş sayfaları okurlar kendilerince doldurdular. O sayfalar da çok anlamlıydı.” dedi. Yılmaz, iki gündür gözaltında olan gazeteciler Gökmen Ulu ve Mediha Olgun’un bir an önce salıverilmesini isterken, bu kabusun Türk Basını üstünden kalkmasını beklediklerini” sözlerine ekledi.
, ,

BASIN KONSEYİ DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GÜNÜ’NDE SİLİVRİ’DEN SESLENDİ “ÖZGÜR 3 MAYISLARIMIZ DA OLACAK, DAYANIN ARKADAŞLAR!”

Basın Konseyi, Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Silivri’deydi. Tutuklu gazetecilerle dayanışmak ve ailelere destek olmak için Silivri Yaşar Kemal Sanat Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, tutuklu gazetecilere “hemen” özgürlük istedi ve Silivri’den cezaevindeki gazetecilere şöyle seslendi: “Özgür 3 Mayıslarımız da olacak, dayanın arkadaşlar!”

Pınar Türenç, konuşmasına şöyle devam etti: 

“Bugün, Dünya Basın Özgürlüğü Günü… Türkiye’de ise düşünceyi ifade ve halkın haber alma özgürlüklerinde kapkara bir tablo yaşanmakta…

Bu anlamda Türkiye, tarihinin en karanlık günlerinin içinden geçmekte.

3 Mayıs’ta Türkiye’de gazetecilik yapmak yasak, gazeteciler ise tutsak.  

Bugün, tutuklu gazetecilere özgürlük istiyoruz.

Dünya basın özgürlüğü endeksinde Türkiye 155. sıraya geriledi. En kara listeye 4 sıra kaldı. Gazeteciğin suç sayılmayacağını dünya ilan etse de, gazetecilik ödüllendirilse de, Türkiye’de bizler Silivri kapılarında tutuklu gazetecilerin özgür bırakılmalarını istemek için buradan o dünyaya sesleniyoruz.  

Son 15 yıldır, adete gazeteci avına çıkılan Türkiye’de bugün 159 gazeteci tutuklu.

Gazetecilik yargılanmakla kalmıyor, evlerinden alınan gazeteciler aylarca hapislerde haklarında hazırlanacak iddianameleri bekliyorlar. Bunların içinde Mahir Kanaat, Tunca Öğreten ve Ömer Çelik için de iddianamelerin biran önce hazırlanmasını istiyoruz. 

Bu 3 Mayıs’ta yine gazetecilere gökyüzünü görmeleri bile yasak.

Tecrit koşulları devam ediyor, haftada 2 saat havalandırma hakları tanınıyor. 

Bir saat ailelerle, bir saat de avukatları ile görüşebiliyorlar. Yani gazetecilik öldürülürken, insan hakları da yok sayılıyor.  

Dünyadan gelen raporlarda Türkiyeli gazetecilerin politik grupların baskısı altında kalma sorununun çok büyük sorun olduğu kaydediliyor.

2016’yı çok kötü yaşadık. 2017’nin ilk dört ayındaki bilançodan anlaşılıyor ki; 2017 karnemiz de hiç iç açıcı değil. Siyasi iradeyi çok kızdıran Avrupa Konseyi ParlamenterMeclisi Raporu’nda Türkiye yeniden denetim sürecine alınan ülke oldu.

İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve basın özgürlüğü alanlarında Avrupa ülkesi olmaktan doğan yükümlülüklerini Türkiye’nin yerine getiremeyeceği kaygısı bu raporda egemen.  

Son 12 yılda Türkiye’nin 56 basamak gerilediği kaydedilmekte.  

2017’nin ilk dört ayında yine gazeteciler darp edildi.

17 gazeteci gözaltına alındı, 11 gazeteci tutuklandı. İşkence ihbarları gelmekte.

 KHK ile 2 basın kurumu kapatıldı, 4 olayda yayın yasakları getirildi.

En son wikipedia olmak üzere 4 siteye erişim engellendi.

90 gazeteci işten çıkartıldı.

Gazeteciler özgür yazamıyor, çizerler hapiste. 

Oysa biliyoruz ki, iddia sahibi iddiasını ispatla yükümlüdür. Eğer suç varsa, cezası verilir, yeni suçlar icat edilmez.

Türkiye’de 3 Mayıs’ta adalet arıyoruz.

Silivri’den bir daha sesleniyoruz.  Adalet istiyoruz! Geciken adalet, adalet değildir. Demokrasi ile idare edilen Türkiyemize hiç yakışmıyor.

Gönlümüzün de tutsak olduğu hapiste yatan gazetecilere sesleniyoruz; 

“Özgür 3 Mayıslarımız da olacak, dayanın arkadaşlar”

Silivri Cezaevi’nde 4,5 yıl kalan Prof. Mehmet Haberal’ın özgürlüğüne kavuştuktan sonra kendi elleriyle birebir yaptığı, cezaevi koğuşu maketi önünde gazetecilere açıklama yapan Türenç, “Bu, aslında Türkiye için bir ibret tablosudur. 159 gazeteci tutuklu, binlerce gazeteci işsiz ve göz altında. Sansür, otosansür devam etmekte. Türkiye’de medya tutsak.” dedi.

Daha önce, 6 yıl Silivri’de tutuklu kalan gazeteci, milletvekili Tuncay Özkan ise, dayanışma faaliyetleri için başta Basın Konseyi olmak üzere bütün meslek kuruluşlarına teşekkür etti, sözlerine şöyle devam etti:

“Zafer direnerek elde edilir. Bütün tutuklu arkadaşlarıma bunu hatırlatmak istiyorum. 6 yıllık tutukluluk süresince adalet barış özgürlük istedik. Direnerek bugünlere geldik. Bugün burada olmam, inancın ve direncin kazanacağının göstergesidir. Özgürlük gününde özgürlükleri zırvalarla, zorbalıkla ellerinden alınan gazetecilere sabırlar diliyorum. Bu gibi iddianameleri ciddiye almayın. Bu hücreler yıpratır ama her şey gelip geçer. Özgürlük adalet ve barışa bir tuğla daha koymaktır. Zalimliğin anası korkudur. 16 Nisan referandumu gösteremiştir ki bu ülkede barış, adalet, özgürlük isteyenlerin sayısı korkaklardan fazladır. Biz yine Türkiye’yi özgür, demokrat günlerine kavuşturacağız.”

Toplantıya katılarak duygularını paylaşan tutuklu gazetecilerin eşleri ise ilk kez gördükleri Silivri koğuşu maketinden etkilendiler. Tuncay Özkan’dan, eşlerinin kaldığı koğuşlarla ilgili maket üzerinde bilgi alan tutuklu gazeteci eşleri, üzüntülerini dile getirdi. 

Tutuklu Cumhuriyet gazetesi yöneticisi Önder Çelik’in eşi Semra Çelik söz alarak Basın Konseyi’ne teşekkür etti ve  “Türkiye Cumhuriyeti anayasasına göre herkes yargılanabilir ama böyle içi bir bir iddianameden yargılama tutuksuz yapılmalıydı. 9 aya varan bir yargılama süresi bütün normlara aykırıdır. Acilen tutuksuz yargılama kararı verilmelidir. Aksi halde bu iddianameyle tutuklu yargılamanın devam etmesi, onların esir alındığı anlamına gelir. Bu hukuk, adalet değlidir.” dedi.

Akın Atalay’ın eşi Adalet Atalay, “gazetecilik suç değildir” dedi, gazetecilere özgürlük istedi:

“Basın Konseyi’ne teşekkür ediyorum. Ne diyeceğimi ben de bilmiyorum. Sözün bittiği yerdeyim. 5.5 ay sonra iddianamenin yandaş medya aracılığıyla ortaya çıkığı 3.5 ay sonra duruşma günü verildiği 9 ay sonra mahkemeye çıkılan bir hukuk ortamındayız. Bugün, 3 Mayıs dünya Basın Özgürlüğü Günü. Basını özgür olmayan bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Gazeteciler hakkındaki bu davalar basın özgürlüğü nedeniyle önemlidir, öncelikle ele alınması gerekir dense de ulusal yargı kurumlarına etki edilemiyor. Gazetecilik faaliyetini, terör örgütü adına faaliyette bulunma iddiasıyla ortaya koymak, halkı korumak bahanesiyle özgürlükleri kısıtlamaktır. Cumhuriyet davasında yargılananlar, demokrasiye, insan haklarına, basın özgürlüğüne inanmış bunun için mücadele etmiş insanlardır. Bu insanları terörle bir arada anmamak gerekir. Terörle mücadele adı altında insan hakları çiğnenmektedir. Gazetecilik suç değildir.”

Güray Öz’ün eşi Çağlayan Öz, “Adalet, bu güzel ülkenin güzel insanlarını birleştirecek tek ağaçtır. Adalet olmadığı zaman kendimizi vatansız kalmış gibi hissederiz. Adaletten anladığımız nedir, hiç kimseyi delilsiz suçlamamaktır, delil olmadan içeri atmamamaktır, iddianame çıktıktan sonra bu insanlar hakkında ciddi bir suçlama olmadığı anlaşılınca tutukluları serbest bırakmaktır. Buradaki hücreyi gördükten sonra daha fazla etkileniyoruz. Son 3 haftada istedikleri fotoğrafları resimleri bile iletemedik. Güray Öz torunlarının kendisi için yaptığı resimleri göremedi. Bir an önce tahliye edilmelerini bekliyoruz. Tutuksuz yargılansınlar ve normal hayatlarını sürdürebilsinler istiyoruz.”

Basın Konseyi Üyesi Avukat Turgut Kazan şunları söyledi:

“3 Mayıs, Birleşmiş Milletler kararıyla dünyada Basın Özgürlüğü Günü olarak kullanılıyor. 1993’ten beri. Tutuklu gazeteci eşleri anayasa, hukuk devleti, hukuk, adalet dediler. Hukuku olmayan ülkede hukukçu olmak denizi olmayan ülkede deniz kuvvetleri komutanı olmak gibi bir şeydir. Çok zor bir şey ama yarın bugünden daha kötü olacak. Bir kere dün yen bir dönem başlamış oldu. Partile bir cumhurbaşkanımız var. Yeni bir HSYK oluşturuldu. Bütün yargı siyasi iktidara teslim ediliyor. Adalet delil arayan yok, susturma operasyonuyla karşı karşıyayız. Bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Dünyanın hiçbir diktatörlüğünde gazetecileri gazeteci oldukları için hapsettik demezler. onun için türkiye’d ede gazetecileri, sadece gazeteci oldukları için tutuklandıklarını kabul etmiyorlar. Onun için kimisi tacizci diyor, kimisi gaspçı diyor. Basın Konseyi, Basından Sorumlu Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’a mektup yazdı. Cevap bekliyoruz. Hangi gazeteci hangi suç iddiasıyla tutuklu. Aileleri merak ediyor.”

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen söz alarak, basın özgürlüğü mücadelesine umutla devam çağrısı yaptı:

“Çok ciddi bir endişe var. Söz konusu suçlamalar, bu işin bir sınırının olmadığını, söz konusu hukuksuz uygulamalar Türkiye’de yaşayan hiçbir gazetecinin sabaha neler yaşayacağını bilmediğin gösteriyor. Bu Silivri’ye kaçıncı gelişim hatırlamıyorum. Silivri çok güzel ama buraya sırtım titreyerek gelebiliyorum. Tutukluluğu döneminde Tuncay Özkan’ı görebiliyorduk. En azından ayda bir meslek birliği olarak bakanlığa yazı yazıp kendileriyle görüşebiliyorduk. Bunu biz daha çok istiyorduk, çünkü onların direncinden güç alıyorduk. Defalarca bakanlığa yazı yazmaktan ve hiç cevap alamamaktan muzdaribiz. Tüm tutsak gazetecilerin derhal serbest bırakılması umudunu ve direncini yaşıyorum.Bundan sonrasına bugünden iyi bakmalı. Enseyi karartmadın umutla mücadelemize devam edeceğiz. Hep birlikte direneceğiz ve umut kazanacak.”

Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Başar Yaltı şunları söyledi:

“Basın özgürlüğü demek, hukuk devletlerinin olmazsa olmaz özelliklerinden biridir. Sadece gazetecilere tanınmış hak yazma çizme özgürlüğü değildir, aynı zamanda her yurttaşın ifade özgürlüğünün garantisidir. Siyasi iktidarlar kör sağır bir toplumu tercih ederler. Kolay yönetilebilsin diye. Son 12 yılda basın özgürlüğü konusunda ve hukuk konusunda olumsuz koşulların içindeyiz. Siyasi iktidarın intikam aracı olan bir hukukla karşı karşıyayız. İktidarın intikam duygu düşünce ve arzusunu dile getiren bir durumla karşı karşıyız. bu kadar gazeteci hapisteyse bunun izahı olamaz. Siyasi iktidar onların başka suçlardan içeride olduğunu öne sürüyor buna kimse inanmıyor. Gazeteci arkadaşlarımız toplum adına bedel ödüyor. Türkiye bunları aşacaktır, özgür günler gelecektir. Son halk oylaması bunu gösterdi.”

Basın toplantısı sonunda, Basın Konseyi’nce yayınlanan 2016 Basın Özgürlüğü İhlalleri Raporu da kitap halinde kamuoyuyla paylaşıldı.

,

Uzun yıllar Basın Konseyi Yüksek Kurulu ve Üyeler Genel Kurulu Daimi Üyesi olarak görev yapan turizmci, reklamcı Nihat Boytüzün’ü kaybettik. Acılı ailesine ve sevenlerine sabırlar diliyoruz.

, ,

BASIN KONSEYİ SİLİVRİ’DE TOPLANDI

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç: ”Gazetecilerin tutukluluk süresi, adaleti yaralayacak boyutlara ulaştı.”

Cindoruk: İstibdat dönemi yaşıyoruz

Oktay Ekşi: Türkiye 80 milyon için hapishane

Turgut Kazan: Utanç duyuyorum, kınıyorum

 

 

Basın Konseyi, sayıları 160’a yaklaşan tutuklu gazetecilerin durumuna dikkat çekmek ve salıverilmelerini talep etmek için dün Silivri Cezaevi’ne en yakın noktada, Silivri Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde bir toplantı yaptı.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Yüksek Kurul üyeleri Hüsamettin Cindoruk, Turgut Kazan, Başar Yaltı, Okşan Atasoy, Doğan Satmış, Melih Berk, Turgay Noyan ile Basın Konseyi Onursal üyesi Oktay Ekşi’nin de katıldığı toplantıda, tutuklu gazetecileri temsilen üç gazeteci eşi de hazır bulundu. Cumhuriyet gazetesi karikatüristi Musa Kart’ın eşi Sevinç Kart, gazetenin ombudsmanı Güral Öz’ün eşi Çağlayan Öz ve Önder Çelik’in eşi Semra Çelik de toplantıda duygu ve isteklerini ifade ettiler.

Toplantıda Basın Konseyi’nin “Tutuklu Gazetecilerle” ilgili bildirisini okuyan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, “Tutukluluk süresinin adaleti ve vicdanı yaralayacak boyutlara ulaştığını” belirterek şöyle dedi:

“Son olarak Deniz Yücel’le ile birlikte tutuklu gazetecilerin sayısının 160’a yaklaşmasının, ‘muasır medeniyetler yolundaki’ Türkiye’nin imajını bozduğuna inanıyoruz.  Ayrıca, haksız ve adil olmayan tutuklulukların, adaleti ve vicdani duyguları zedelediğini de bir daha hatırlatmak istiyoruz.

Gazetecilere atfedilen  suçlamaların bir an önce iddianameye dönüşmesi, adil ve hızlı yargılamaların bir an önce başlaması ve ‘Aksi kanıtlanıncaya kadar herkes masumdur’ ilkesi gereği, gazetecilerin de baştan birer ‘Suçlu’ kabul edilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Hukukun hızlanması, adil yargılamaların başlaması, Türkiye’nin ”Dünyanın en büyük Gazeteci cezaevi’ olma imajını da değiştirecektir. Hukuk herkese lazımdır. Bu unutulmamalıdır.

Çağdaş dünyada gazeteciler ilke olarak yazdıklarından, gazetecilik faaliyetinden  ötürü böyle tutukluluk süreleri ile karşılaşmazlar. Silivri’den  bir kez daha gazetecilere özgürlük için, yüksek sesle seslenmeyi görev biliyoruz.

Bu arada, tutuklu gazetecilerle görüşmek için bugüne kadar 20’nin üzerinde başvuru yaptık. Ancak tüm bu başvurularımız sonuçsuz kaldı. Buna izin verilmesini ve tutuklu gazetecilerle görüşme olağanağı sağlanmasını talep ediyoruz.

Özetle diyoruz ki:

1- Tutuklu gazeteciler, tutuksuz yargılanmalıdır.

2- Gazeteciler hakkındaki iddianameler bir an önce hazırlanmalı, davalar derhal başlamalıdır.

3- Bu davaların da acilen sonuçlanması sağlanmalıdır

4- Tutuklu gazetecilerin, başta Basın Konseyi olmak üzere mesleki kuruluşlarla ve yakınlarıyla görüşmeleri kolaylaştırılmalıdır.

5- Tutuklu gazetecilerin, cezaevinde ihtiyaç duydukları kalem, kağıt, kitap ve benzeri şeylerin temini kolaylaştırılmalıdır.

Tutuklu kalan gazetecilerin yakınından sesleniyoruz:

Bu sorunun yanıtını beklemek hakkımızdır.. Bunca zaman neden bekleniyor?

İstediğimiz sadece adalet.. Hemen..”

CİNDORUK: İSTİBDAT DÖNEMİ

Toplantıda, daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan TBMM eski Başkanı ve Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesi Hüsamettin Cindoruk ise, Türkiye’de bir istibdat dönemi yaşandığını belirtti. Cindoruk şöyle dedi:

“Arzuhalci kültürüyle Adalet Bakanlığı yapılmaz. Bunun için ayrıca insaf  nesafet vasfı lazımdır. 150’yi aşkın gazetecinin tutuklu olması, Türkiye’nin bir istibdat rejimi yaşadığını gösterir. Bu sayı Tanzimat Fermanı’na bile aykırıdır. Ben böyle bir dönem yaşamadım, Yassıada mahkemeleri bile bu kadar gazeteci hapse atamadı. Ayıplıyorum.  Üzülmek yeterli değil, sahip çıkmamız lazım.  Aylardır iddianamesiz bir dava var, bunu kabul etmek mümkün değildir. Tutukluma kararlarında kesin hüküm vermişler, bundan iktidar sorumludur. Ve bu iktidarın ayıbıdır. Bu gidiş gidiş değildir,. bu gidişten Türkiye’nin çıkması için ortak gayrete ihtiyaç var. Ancak görüyoruz ki şimdi Türkiye’yi tek adam rejimine, siyasi İslama itmeye ve Avrupa’dan uzaklaştırmayla çalışıyorlar. Bu bir medeniyet kavgasıdır. Türkiye özgür dünlyada mı kalacak, gerici ülkelerin arasına mı katılacak. Yaşananlar bir sapmadır, arkasında bir hesap yatıyor. Bu hesabı bozmak Türk halkının elindedir.”

OKTAY EKŞİ: TÜRKİYE TÜMÜYLE HAPİSHANE OLDU

Toplantda konuşan Oktay Ekşi ise, “Türkiyle medeni dünyanın ortasında bir hapishane haline geldi, bu gün 150’yi aşkın gazetecinin hapsedildiğini konuşuyoruz ama aslında Türkiye 80 milyon insan için bir hapishaneye dönüştürülmüştür. Ben gazeteci değilim, tutuklu gazeteciler beni bağlamaz demeyin, gerçeğimiz budur” dedi.

TURGUT KAZAN: KINIYORUM

Turgut Kazan da, “Silivri, tutuklu gazeteciler için sembol cezaevi diye burada bulunuyoruz. Dünyada böyle bir basın toplantısının örneği yoktur, çünkü tutuklu gazetecilere gazetecilere anlatmak için basın toplantısı yapıyoruz. Utanç duyuyorum, neden olanları kınıyorum.”

 

GAZETECİ EŞLERİ

Toplantıda, tutuklu Cumhuriyet Gazetesi mensuplarının eşleri ise özetle şunları söylediler:

Sevinç Kart: Silivri’de bir tecrit yaşanıyor, bir notu dışarı iletmek bile mümkün değil. Mektup yasak. Avukat görüşmesi bile haftada bir saat. Onlar girdiklerinde mevsim sonbahardı. Kış geçti. Ama bahar gelsin istemiyorum. Çünkü bahar geldiğinde sevdiğim yanımda olmayacak. Umarım, bu bahar, tutsakların salındığı bahar olur. Size Musa Kart’ın bir karükatürünü anlatmak isterim. Birkaç yıl önce Silivre’deki gazetecileri, mahkemeye tünel kazarak çizmişti ve hakime “Size başka yolla ulaşamadık” diyordu. Aynı durumu yaşıyoruz. Gazeteciler adalete ulaşmak için iğneyle kuyu kazıyor.”

Semra Çelik: Gazeteciler Silivri’de esir tutuluyor. Ne kendilerini savunabiliyorlar, ne konuşabiliyorlar. Sorgulanmadan esir tutuluyorlar. Demek ki savaş var ve onlar da düşman. Çocuklar bile babalarıyla ancak okulu kırarak ve camın arkasında görüşebiliyor.”

Çağlayan Öz: Bir gazetecinin kapısı bir sabah terör timlerince çalınıyor, tüm eşyalar altüst ediliyor. Eşinizi alıp götürüyorlar. Bunu Türkiye’ye yakıştıramıyoruz. Bu insanlar, katil değil, suçlu değil, sadece gazeteci. Ellerinde kalemden başka bir güç yok. Bu orantısız bir yaklaşımdır. Adaletin bir an önce dengeleri gözeten bir tavır sergilemesi gerekiyor.”

,

BASIN KONSEYİ 30. YILINI KUTLADI

BASIN KONSEYİ, 30. kuruluş yıldönümünü yemekli bir gece ile kutladı. Davete onur konuğu olarak katılan Cumhuriyet gazetesinin tutuklu karikatüristi Musa Kart’ın eşi Sevinç Kart, “Bugün yaşananlardan ötürü gelecekte çocuklarımız utanacak” dedi.

Kadıköy Büyük Kulüp’teki gecede konuşan Sevinç Kart, “Geçen gün bindiğim taksinin şoförü eşi olduğumu bilmeden bana ‘Musa kart’ın haksız tutukluluğundan’ söz etti. Ben de ona, Musa Kart’ın çıkacağını, yaşadıklarını karikatürize ederek, çizgi filmler hazırlayacağını ve bu çizgi filmleri yayımlayacak televizyon da bulacağına inandığımı söyledim. İnanıyorum ki bu dönem geçecek ve biz de güleceğiz” dedi.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç’in ev sahipliğindeki gecede, Basın Konseyi Yüksek Kurul üyelerinin yanı sıra, onur konuğu olarak Musa Kart’ın eşi Sevinç Kart ve Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, Eskişehir Belediye Başkanı Prof. Yılmaz Büyükerşen,  CHP Milletvekilleri Atilla Sert ve Barış Yarkadaş  da katıldı. Gecede, Basın Konseyi’nin kuruluşunda emeği geçen üye Hürriyet Gazetesi yazarı Doğan Hızlan, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Yılmaz Karaca ile bazı illerin gazeteciler cemiyetleri başkanları da hazır bulundu.

Kutlama töreninde konuşan Başkan Pınar Türenç, “Basın Konseyi, 90 yıllık genç cumhuriyet döneminin son 30 yılında, basın özgürlüğü ve etik değerler için önemli görevler üstlendi” dedi. Türenç, “Özgür, saygın ve çağdaş basın için, meslek ilkelerine sahip çıkan Basın Konseyi’nin aynı zamanda sokaktaki her bir insanın da onurunu korumak adına samsun escort çalıştığını” kaydetti. Bu nedenle dünyadaki Bsın Konseyleri gibi okur temsilcilerinin ve STK’dan gelen seçilmişlerin kurumdaki görüşlerinin çok önemli olduğuna dikkat çekti. Türenç, “Basın Konseyi’nin, görevi gereği gazetecilere her dönem sahip çıktığını” dile getirdi, son dönemde tutuklu gazetecilerle görüşme isteklerine olumlu yanıt verilmememesini eleştirdi.

İzmir Milletvekili Atila Sertel de, tutuklu gazetecilerle Silivri Cezaevi’nde yaptığı görüşmeyi anlatırken, “Cumhuriyet gazetesinin 11 mensubunu yargılayan savcının FETÖ üyesi olmaktan daha ağır bir ceza ile yargılandığına” dikkat çekti ve şunları söyledi:

“Tutuklu gazeteciler mahkemede bunu dile getirip, “Biz FETÖ’ye yardım iddiasından tutukluyuz, üye olmakla suçlanan savcı ise serbest ve bizi yargılıyor. Böyle şey olur mu diye hakime soruyorlar. Hakim ise ‘Masumiyet karinesi’ olduğunu hatırlatıyor. Ancak bu masumiyet karinesi gazeteciler için nedense uygulanmıyor. Ne olursa olsun korkmamak gerek, cesurca üstüne yürümek gerek.”

Gece, Sevinç Kart ve bazı üyelerce 30’uncu yıl pastasının kesilmesiyle sona erdi.

Pınar Türenç, Gülsen Birgit, Barış Yarkadaş, Yılmaz Karaca

TGF Başkanı Yılmaz Karaca, Milletvekili Barış Yarkadaş, Gülsen Birgit, Pınar Türenç

Basın Konseyi Yüksek Kurulu Üyeleri bir arada

Basın Konseyi Yüksek Kurulu Üyeleri bir arada

Doğan Şentürk, Doğan Satmış, Pınar Türenç, Doğan Hızlan, Turgut Kazan

Doğan Şentürk, Doğan Satmış, Pınar Türenç, Doğan Hızlan, Turgut Kazan

Gülsen Birgit, Orhan Birgit, Pınar Türenç, Sevinç Kart

Gülsen Birgit, Orhan Birgit, Pınar Türenç, Sevinç Kart

Sevinç Kart, Levent Yıldız, Tufan Türenç

Sevinç Kart, Levent Yıldız, Tufan Türenç

Atilla Gökçe, Doğan Satmış, Doğan Şentürk, Fehmi Ketenci, Sevinç Kart, Pınar Türenç, Misket Dikmen, Üstün Ünügür, Yalçın Büyükdağlı, Yaman Törüner

Atilla Gökçe, Doğan Satmış, Doğan Şentürk, Fehmi Ketenci, Sevinç Kart, Pınar Türenç, Misket Dikmen, Üstün Ünügür, Yalçın Büyükdağlı, Yaman Törüner

Basın Konseyi 30. yıldönümü yemeği Büyük Kulüp Balo Salonu'nda gerçekleşti

AFT_2448

Tamer Atabarut, Fehmi Ketenci, Yılmaz Karaca, Başar Yaltı, Melih Berk, Prof. Fatoş Adiloğlu

 

Milletvekili Barış Yarkadaş, Bülent Ergün, Basın Konseyi Vakfı Üyesi Elif Atayman, Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu

Milletvekili Barış Yarkadaş, Bülent Ergün, Basın Konseyi Vakfı Üyesi Elif Atayman, Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu

Prof. Şan Özalp, Gülsen Birgit, Orhan Birgit, Prof. Yılmaz Büyükerşen,  Üstün Ünügür

Prof. Şan Özalp, Gülsen Birgit, Orhan Birgit, Prof. Yılmaz Büyükerşen, Üstün Ünügür

Atilla Gökçe, Yaman Törüner, Alev Törüner, Turgut Kazan, Basın Konseyi İkinci Başkanı Yrd. Doç. Murat Önok, Yalçın Büyükdağlı

Atilla Gökçe, Yaman Törüner, Alev Törüner, Turgut Kazan, Basın Konseyi İkinci Başkanı Yrd. Doç. Murat Önok, Yalçın Büyükdağlı

Yalçın Büyükdağlı, Pınar Türenç, Turgay Noyan, Okşan Atasoy

Yalçın Büyükdağlı, Pınar Türenç, Turgay Noyan, Okşan Atasoy 

 

 

 

 

 

Genel yayın müdürü olduğu Agos gazetesi önünde acımasızca öldürülen  gazeteci Hrant Dink’i suikaste kurban gidişinin 10. yılında, yine aynı yerde, binlerce seveni andı.

Dink’i anma töreninde konuşan eşi Rakel Dink, katılanlara sevgi diliyle seslenirken, “kutsal olan devlet değil, yaşamdır” dedi.  Rakel Dink özetle şunları söyledi:

“Ülkenin demokratikleşmesi için bu dava önemli bir davasıdır ülkenin. Bu dava Türkiye’nin demokratikleşme anahtarlarından biridir. Hakikati ararken kendini hapislerde bulan barış ve özgürlük için mücadele ederken özgürlüğü ellerinden alınan tutuklu vekiller ve gazetecilerin davasıdır bu dava. Tanrıdan dileğim bir an önce sevdiklerine kavuşmalarıdır. Sevgi başkaları için bir şeyler yapmaktır. Sevgi yolunda yürüdüğünüz zaman canınız yanacak acıyacaktır elbet. Sevgi olmadan iman olmaz sevgiyi giyinin.”

,

BASIN KONSEYİ YÜKSEK KURULU, MEHMET ALİ AĞAŞÇIOĞLU, SONER AKGÜL, DİLAVER DERYA İDEMEN, UĞUR ZİYA YILDIRIM VEKİLİ Av. CİHAT TORTUM’UN, TAKVİM GAZETESİNİN 23 KASIM 2016 TARİHLİ “HÜRRİYET’İN TEĞMENİ FETÖ’CÜ ÇIKTI: IŞIK EVLERİ’NDEN WEST POİNT’E” HABERİYLE İLGİLİ ŞİKAYETİ HAKKINDA TAKVİM GAZETESİ GENEL YAYIN YÖNETMENİ ERGÜN DİLER’E VE TAKVİM GAZETESİNE OY BİRLİĞİYLE KINAMA KARARI VERMİŞTİR

s ¤kert att k ¶pa Sildenafil Citrate p ¥ n ¤tet REFERANS: 2016/63

http://locallylaid.com/operazionibinarie.pdf operazionibinarie ŞİKAYET EDEN:

Mehmet Ali AĞAŞÇIOĞLU Soner AKGÜL
Dilaver Derya İDEMEN Uğur Ziya YILDIRIM

opciones binarias bono sin deposito 2015 ŞİKAYET EDİLEN:

Ergün DİLER (Takvim gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)

الخيارات الثنائية التداول أي خير ŞİKAYET KONUSU:

Mehmet Ali AĞAŞÇIOĞLU, Soner AKGÜL, Dilaver Derya İDEMEN, Uğur Ziya YILDIRIM, Takvim gazetesinin 23 Kasım 2016 tarihli manşet ve Ergün Diler imzalı köşe yazılarında, şikayet edenlerin Işık Evleri kökenli oldukları ve FETÖ’ye mensup bulundukları yönündeki iddialara yer verilmiştir. Şikayet edenler, bu iddiaları “gerçeği aykırı, iftira niteliğinde, şeref ve haysiyeti rencide edici” bularak Basın Konseyi’ne şikayet başvurusunda bulunmuştur.

Viagra 120 mg ŞİKAYETE KONU HABER VE KÖŞE YAZISINDA ŞU İFADELER GEÇMEKTEDİR:

Quality Tastylia Drugs At Low Price No Prescription Needed 23.11.2016 “Hürriyet’in Teğmeni FETÖ’CÜ ÇIKTI: Işık Evleri’nden West Point’e”:

Birinci sayfada, West Point okuyan Türk öğrencilerin listesi verilmiştir.

För Viagra 100 mg master 23.11.2016 “Hepsi West Point’ten”:

Buy Tastylia (Tadalafil) Without Prescription Online UĞUR ZİYA YILDIRIM…
Şu an NATO’nun İzmir’deki ÜSSÜNDE görev yapıyor. Aynı zamanda Kara Kuvvetleri’nde operasyon analisti.”

buy Tastylia online without prescription DERYA İDEMEN…
1990’da West Point’te eğitim aldı. (…) Okul yıllarında kendisiyle ilgili olarak buy Seroquel no prescription ÇOK UÇUK UÇAK MAKETLERİ YAPARDI notu düşülmüş. Biraz da çapkınmış! binär option strategie IŞIK EVLERİNİN KIDEMLİSİ…

http://gayleharrell.com/gayle-harrell-⋅-as-it-happens-update-⋅-july-12-2016/ binäre optionen kaufen SONER AKGÜL…
1994’te West Point’te bilgisayar programları üzerine eğitim aldı. Şu an Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görevli. Helikopter pilotluğu uzmanlık alanı. Sınavları hazırlayan etkili isimlerden biri.”

kan man köpa Viagra receptfritt i sverige MEHMET ALİ AĞAŞÇIOĞLU…
1989 yılında West Point’ten mezun oldu. Şu an özel bir havayolunda pilot olarak görev yapmakta. Işık evleri kökenli…”

“Yukarıda saydığım isimler hakkında ne kadar araştırırsanız bir BİLGİ sahibi olma şansınız yok.

“Hepsinin geçmişinde IŞIK EVLERİ var. Bu hepsinin FETÖ’cü olduğu anlamına gelmez elbette. Ama içlerinde West Point’li olup http://www.accomacinn.com/?falos=binary-options-broker-with-demo-account binary options broker with demo account DARBEDE ÖLÜM EMRİ verenler var. 15 Temmuz’un tam kalbinde olanlar var. Elbette herkesi aynı kaba koyacak değiliz. Ama Amerikalı yetkililerin forex binary options indicators “15 Temmuz Kalkışması’nın arkasında ABD var!” diyen gazetecileri eleştirmesi biraz tuhaf bir durumdu. Önce özeleştiri getirmek zorundaydılar. Ama yapmadılar. türikey ateş topunun içinden geçerken bunun ucunun kendilerine dokunmaması mümkün değildi. nuevas estrategias para opciones binarias 2017 KALKIŞMANIN içinde kendi adamları da vardı.”

“Bu isimlerin hepsi doğrudan FETÖ’den emir alıyor ve onun sonuna kadar bağlı demiyorum.
Diyemem. Ama ortada Amerikalılar’ın şikayet etmesine rağmen WEST POİNT gerçeği var. Başka şeyler de var ama neyse…

Bir de burada BYLOCK ile tavan yapan HÜRRİYET’İN FETÖ’ye ilgisi var! Belki bunlar da bilerek yapmıyorlardır ama hikayelerini parlattıkları kişiler IŞIK EVLERİ KÖKENLİ… Bu da tesadüf müdür bilemem…

Ben bir dostumun benimle paylaştıklarını size aktarıyorum. Yorum yapıp bir sonuca varma niyetinde değilim… Sadece anlatmak istedim. Bizden şikayet edenlerin de okumasını umarak… signale binäre optionen DURUM BU!”

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR:

Takvim gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergün Diler’e gönderilen uzlaşma veya herhangi bir talepleri olup olmadığına yönelik yazıya belirtilen süre içinde cevap verilmemiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

Av. Cihat Tortum, “Şikayet Edenler”in hayatları boyunca Işık Evleri’nde kalmadıklarını, FETÖ ya da benzeri terör örgütü yapılarında yer almadıklarını beyan etmiştir. Terör örgütü üyeliği ve FETÖ bağlantılı başka bir nedenle “Şikayet Edenler” hakkında soruşturma veya dava açılmadığı görülmüştür. Muazzaflar, görevlerine halen devam etmektedir.

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, şikayete konu 23 Kasım 2016 tarihli “Hürriyet’in Teğmeni FETÖ’cü Çıktı: Işık Evleri’nden West Point’e” manşet-haberi ve aynı sayının 11. sayfasında yer alan “Hepsi West Point’ten” yazısı nedeniyle Takvim gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergün Diler’e:

“Işık Evleri’nde West Point’e” başlığı atarak Şikayet Edenler’in isimlerini yayımlamak, “bir arkadaşından duyduğu” bilgilerle yazı boyunca terör örgütü (FETÖ) üyeliğiyle itham etmek ve yazıda geçen “Hepsinin geçmişinde Işık Evleri var”, “Işık Evleri’nin kıdemlisi”, “bunların hepsi Işık Evleri’nden”, “Işık Evleri kökenlidir” ifadeleri nedeniyle;

Basın Meslek İlkeleri’nin “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.” diyen 4. maddesi ,

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz.” diyen 6. maddesi,

“Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse ‘suçlu’ ilan edilemez.” diyen 9. maddesi uyarınca “kınama” verilmesi ve

“Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar.” diyen 16. maddesi uyarınca Takvim gazetesine oy birliğiyle “kınama” kararı vermiştir.

 

BASIN KONSEYİ “MEDYA VE ETİK KONFERANSI”NDA TÜRK BASINI TARTIŞILDI

Prof. Sami Selçuk “TÜRKİYE’DEKİ REJİMİN ADI YARI-DEMOKRASİDİR”

Prof. Sami Selçuk: “TÜRKİYE’NİN KAHRAMAN YARGIÇLARA İHTİYACI VAR”

 

Basın Konseyi’nin Avrupa Birliği’yle ortaklaşa düzenlediği “Medya ve Etik Konferansı” dün İstabul’da yapıldı. Şişli Radisson Blu Otel’deki konferansı Basın Konseyi Başkanı Pınar  Türenç açtı. Türenç, “Ülke olarak yastayız, maalesef bugünlerde durmadan adı şehitler olan yerler açıyoruz şehitler köprüsü, şehitler tepesi, şehitler müzesi… Son bir buçuk yıl içinde 33 saldırıda 400’ü aşkın yurttaşımızı kaybettik, 2 binden fazla yaralı var. Güneydoğu rakamları bu sayılara dahil değil.” dedi . “İfade özgürlüğünün demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olduğunu” da söyleyen Türenç, “Hapisteki 140’ın üzerindeki gazetecinin tutuksuz yargılanmasını istemek gazeteci ve vatandaş olarak hepimizin görevidir” diye ekledi.

Toplantının açılış konuşmasını yapan Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Sami Selçuk ise zamanlamaya dikkat çekerek, 15 Temmuz kalkışmasından sonra Türkiye’de böyle bir toplantı yapılmasının önemini hatırlattı. Selçuk, “Çok hastalıklı ve çok duyarlı bir dönemdeyiz. İktidar ve iktidar yanlıları konuşuyor, seçkinler ve aydınlar susuyor, serinkanlılar ise ortalıkta görünmüyor” dedi. “At iziyle it izinin birbirine karışması çok mümkün” ifadesini kullanan Selçuk, olağanüstü koşullardan söz ederek şu maddeleri sıraladı.

  1. “Türkiye’de 3 kişiden 5 kişi yargıç kesildi. Yargı mensuplarının erken konuşmasından Türkiye rahatsız, insanların şereflerinin ayaklar altına alınması toplum vicdanını yaralıyor. Oysa, suçsuzluk asıl, suçluluk istisnadır. Suç işlemedim diyen bir sanık varsa, bunu kanıtlamak, savcılığın görevidir. Kuşkudan sanık yararlanır, bunların dikkate alınması gerekir.”
  2. “Yargı Bağımsızlığı Çiğneniyor: Yasayla yargıçların işlerine son veriliyor. Oysa hukuk tarihinde bunun bir benzeri yoktur. Türkiye’nin kahraman yargıçlara ihtiyacı var, ama onları da kimse rahat bırakmıyor.”

3.” Basın Etiği Çiğneniyor”

  1. “Şeref değeri çiğneniyor. İnsanlar yargılanabilir ama şereflerinin lekelenmemesine özen gösterilmesi gerekir.”
  2. “Yargı etiği ilkelerini en başta yargı mensupları çiğnemektedir. Oysa ahlak ve adalete ters düşen hukuk, hukuk değildir, yargıçlar da bunu uygulamamalıdır. Nazi Almanyası’nın iğrenç yasalarını uygulayanlar, sonradan yargılanmışlardır ve unutmayın ki insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı uygulanmaz. Türkiye’de yargıya giydirilmek istenen giysi dardır ve daha da daraltılmak istenmektedir. Yargı bağımsız değilse güven içinde olamayız. Bir davanın açılmasında karar verme makamında oturan bir bakan çıkıp ben ülkeme sövdürmem derse, açılacak davada hakimin beraat kararı vermesi beklenebilir mi? Bu tür beyanlardan kaçınılması gerekir.”

 

EĞİTİM YETERSİZ

Türkiye’de eğitimin son derece yetersiz olduğunu da söyleyen Prof. Selçuk, “1773 yılında bu ülkede mühendislik eğitimi alan öğrenciler bir üçgenin iç açılarının toplamını bilmiyorlardı. Günümüzde de 750 bin öğrenci, basit bir matematik sorusunu maalesef çözemiyor, geldiğimiz nokta budur.

Dün bir bakan, polislere şehit olun dedi. Siyasetin görevi, insanları ölüme göndermek değil, iyi yaşatmaktır. Polislere ölmeyi tavsiye eden kafalar işlerinin ayrımında değillerdir.”

“Türkiye’de çok parti var diye demokratik düzende olduğumuzu sanıyoruz, oysa bu rejimin adı yarı demokrasidir. Türkiye, eğitim sorununu çözmeden bir noktaya gelemez. Bunun da birinci koşulu gençlere dil öğretmektir. Maalesef, ilköğretimden mezun olan Türk öğrenciler sadece 6 bin sözcük öğrenebiliyorlar, oysa aynı yaştaki öğrencilerin, ABD’de 71 bin, Almanya’da 70 bin, Suudi Arabistan’da 13 bin sözcük öğrendiği belirlendi bu bizim için bir ayıptır. Çünkü sözcük sayısı kadar algı olur, dil yoksa bilim yapamazsınız. Bilim yoksa sağlam hukuk düzeni kuramazsınız, sağlam hukuk düzeni olmazsa özgürlük ve demokrasiye ulaşamazsınız. 6 bin sözcükle kimse bilim yapamaz ve özgürlük ve demokrasi de kurulamaz. Ancak, umudumu yitirmiyorum. Çok dilli yeni neslin bilimsel bir düzeni kuracağına inanıyorum. ”

Daha sonra, Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi, Avukat Turgut Kazan’ın moderatörlüğünde yapılan panelde ise, konuşmacılar şunları söyledi:

Prof. Aslı Tunç:

“Gazetecilikte temel ilke, haberin doğru, tarafsız ve adil olmasıdır. Kötü haberciliğin müeyyidesi maalesef Türkiye’de yok, ben bir Finlandiyalı meslektaşıma, kötü bir gazeteciye ne gibi bir müeyyide uygularsınız diye sorduğumda, bana yüzünü kızartmaktan daha büyük ceza olur mu demişti ama Türkiye’de buna kimse aldırmıyor.”

 

Oktay Ekşi:

“Baskı altında medya dünyasında, gazeteci, gerçeği son noktaya doğru dürüst aktaramaz. Çünkü gerçek aktarılırken baskıcı gücü memnun edecek şekilde bozularak iletilir. Böyle baskıcı rejimlerde ahlaki sorumluluk da baskıyı yapanlara yüklenmiş olur. Türkiye’de iyi gazeteciler var, kötü gazeteciler var, bu maalesef II. Abdülhamid döneminde de vardı.”

 

Prof. Necdet Basa:

“Türkiye’de basın özgürlüğü kalkmıştır. Otosansür vardır, tutuklamalar vardır, yerel basın, biat et ya da yok ol baskısı altındadır. Basın özgürlüğü yoksa, düşünce özgürlüğü de olmaz. Üniversiteler, yargı ve basın susturulmaya çalışıyor. Baskı altına alınmaya çalışılıyor.”

 

Toplantıya, aralarında eski TBMM Başkanı ve Basın Konseyi Yüksek Kurulu Üyesi Hüsamettin Cindoruk, Genelkurmay Eski Başkanı İlker Başbuğ, Eski İstanbul Üniversitesi Eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu, emekli büyükelçi Namık Tan’ın da bulunduğu çok sayıda davetli izledi.

 

 

,

Düşünceleri Kelepçeliyorlar…

Cumhuriyet Gazetesi Yazar ve Yöneticileri hakkında verilen toplu tutuklama kararı

Türk Demokrasisi için gerçekten ağır bir yara olmuştur.

Demokrasiden vazgeçecek değiliz.

Mücadeleye dün olduğu gibi bugünde devam edeceğiz.

Gazetecilerin,yazarların,çizerlerin tutuklanmasından derin endişe duyuyoruz.

Yazarlara ve çizerlere yapılan bu operasyonlar aslında alfabemizin 29 harfinin tutuklanması ve düşüncelerin kelepçelenmesidir.

Bugünleri de aşacağız.Bu yanlış karardan bir an önce dönülmesini bekliyoruz.

BASIN KONSEYİ
————————