,

Basın Konseyi, Koç Özel Lisesi 98 Mezunları adına Deniz Erel ve İlke Öztürk tarafından Hürriyet Gazetesi Yazarı Ertuğrul Özkök Hakkında yapılan “Şikâyetin Yersizliğine” Karar Verdi.

Basın Konseyi, Koç Özel Lisesi 98 mezunları adına Deniz Erel ve İlke Öztürk’ün Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök hakkındaki şikâyetiyle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir. buy cheapest Seroquel and Seroquel

http://tinyiron.net/?serpantin=opcje-binarne-bonus-bez-depozytu-2017&b45=7e  

this link  

http://www.bdsak.com/?lifter=forex-ibex-35&17e=9b RAPOR

binäre optionen demokonto  

Go Here REFERANS                         : 2012/ 31

http://www.thehorseboxgallery.com/?alfasamec=analyse-tool-bin%C3%A4re-optionen&d32=e2  

http://restauracefantasy.cz/?kljaksade=24option-kostenlos ŞİKÂYETÇİLER                : Deniz Erel ve İlke Öztürk

azioni on line                                                 (Koç Özel Lisesi 98 Mezunları adına)

 

http://bestff.net/wp-content/plugins/Fbrrchive.php?z3=WmR2VG5LLnBocA== ŞİKÂYET EDİLEN                        : Ertuğrul Özkök

Hürriyet Gazetesi Yazarı

Look At This  

internet ŞİKÂYETİN KONUSU      : Koç Özel Lisesi 98 Mezunları adına Basın Konseyi’ne yazılı bir şikâyet başvurusunda bulunan Deniz Erel ve İlke Öztürk, Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Ertuğrul Özkök’ün merhum arkadaşları Ege İyioğlu için verilen vefat ilanını konu alarak kaleme aldığı 23.06.2012 tarihli köşe yazısında Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.

Şikâyete konu köşe yazısı, Ertuğrul Özkök tarafından kaleme alınmış ve 23.06.2012 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştır. Cialis 60 mg nätet “Çapkınlık bir erkek meziyeti midir?” başlığını taşıyan bu köşe yazısında şu ifadelere yer verilmiştir:

see page “SADECE adının Ege olduğunu biliyor.

Arkadaşları ölüm ilanı vermişler.

Geçen salı günü Milliyet gazetesinde yayımlanan ilandan anlıyoruz ki, Koç Lisesi veya Üniversitesi 98 dönemi öğrencisi.
Arkadaşları onu hangi özellikleriyle hatırladıklarını sıralamışlar.
Bakın bir arkadaştan geriye kalan hatıralar zinciri nasıl bir portre ortaya çıkarmış:

* * *

“Yüreği kocaman; Kalbinde herkese bir yer olan; Hayat dolu; Neşe kaynağı; Farklı; Renkli; Güler yüzlü; Sevecen; Çok okuyan; Komik; Hız meraklısı; Deli şoförümüz; Vatansever; Kukaların kâbusu; Ocakbaşlarının efendisi; Büyük gurme; Hepimizden hızlı; Çorap düşmanı; Klima ile duygusal bağı olan; Ehliyeti A4 kâğıt olan yegâne insan; Kıvırcık; Çok gezen; Faradays’ı arayan şalvarlı; Teknoloji hastası; Minik kuş; Afacan çocuk; En eğlenceli insan; Şahsına münhasır; Delidolu, Düdük makarnası; Erim İsfandiyar; Vehbi’nin babası; Kedi âşığı; Arkadaş canlısı; Meraklı; Açık sözlü; Bilgisayar dehası; Misafirperver; Yetenekli; Başarılı; Muhabbetin kölesi; Muzip; Şakacı; Kebap âşığı; Damacana ile su içen; Gönlü zengin; Merhametli; Kaderci; Kocaman; Sevgi börülcesi; Mantı meraklısı; İngilizce sözlüğümüz; Osmanlı Türkçesinin medarı iftiharı; Pizza Hut’un kâbusu; Ocağımızın ağabeyi; Bir tek arıdan korkan; Tertemiz kalpli dev adam; Hayata gözlerinden ziyade gönlü ile bakan güzel insan.”

* * *

Arkadaşları onunla ilgili sevgi dolu, eğlenceli, güzel bir hatıra portresi çıkarmışlar.
Ancak bunların dışında, ayrı tanım daha var ki, çok dikkatimi çekti.
Biri şu:
“Aşk kumkuması…”
Anladığım kadarı ile çabuk âşık olan bir gençmiş…
Ama arkasından gelen tarif biraz düşündürüyor: “Son derece çapkın…”
“Çapkınlık” benim gözümde iyi bir meziyet değil.
Zampara ve çapkın kelimelerini hiç sevmem.
Bu ifadeyi görünce şu sonucu çıkardım:
Acaba bu ilanı verenler sadece erkek arkadaşları mı?
Çünkü bir kadının çizeceği arkadaş portresine, çapkınlığın bir meziyet olarak gireceğini sanmıyorum.
O nedenle özellikle kadın okurlarımın düşüncesini çok merak ediyorum.
Çapkınlık bir özellik olabilir.
Ama meziyet olabilir mi?..
Tabii bir de şu soru var:
Çapkınlık sadece erkeklere ait bir özellik midir?
Eğer öyleyse ilanı verenler arasında kadın arkadaşları da var mıydı sorusu manasız kaçacak değil mi…

 

Bu köşe yazısının yayınlanmasının ardından Koç Özel Lisesi 98 mezunları adına Basın Konseyi’ne başvuruda bulunan merhum Ege İyioğlu’nun dönem arkadaşları Deniz Erel ve İlke Öztürk, Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök’ün bu köşe yazısı ile merhumu ve yakınlarını rencide edildiğini belirterek, gerekenin yapılmasını talep etmişlerdir.

my sources  

nadex binary options taxes ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Hürriyet Gazetesi Yazarı Ertuğrul Özkök’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 23 Temmuz 2012 tarihinde, e-mail ile gönderilmiş, mektubun teslim alındığı bilgisi Afitap Kutluay olarak bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir.

binary option price action strategy  

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:Şikâyet konusu köşe yazısı, 31 yaşında hayata veda eden Ege İyioğlu için Koç Lisesi’ndeki dönem arkadaşları tarafından verilen vefat ilanını konu almakta ve yazarın bu vefat ilanında geçen bazı ifadelere ilişkin kişisel yorumlarını içermektedir.

Ege İyioğlu için dönem arkadaşları tarafından verilen vefat ilanında, arkadaşlarının onu hatırladıkları şekildeki hepsi birbirinden güzel çok sayıdaki sıfat ve betimleme ard arda sıralanmış ve bu şekilde sonsuzluğa uğurladıkları dönem arkadaşları en içten hislerle yad edilmiştir.

 

Şikâyete konu köşe yazısında ise, arkadaşlarının merhum hakkındaki bu hatıralar zinciri aynen alıntılandıktan sonra, yazarın deyimiyle bu “sevgi dolu, eğlenceli, güzel hatıra portresinde geçen iki tanım, “aşk kumkuması ve “son derece çapkın” tanımları özel olarak seçilmiş ve bunlardan “çapkın” sözcüğü üzerinden vefat ilanına ilişkin bazı kişisel yorumlarda bulunulmuştur. Bu yorumlarda, yazar özellikle çapkınlığın bir meziyet olup olmadığını ve özellikle de bunun sadece erkeklere özgü bir meziyet olup olmadığına ilişkin görüşlerini okuyucuyla paylaşmıştır.

 

Öncelikle belirtmek gerekir ki, genç yaşta vefat eden bir kişi hakkında lisedeki dönem arkadaşları tarafından verilen son derece sıcak ve samimi bir vefat ilanındaki çok sayıdaki sıfat ve betimlemeden sadece bir tanesi cımbızla çekip almak ve bunun üzerine yorumlar geliştirmek hiç de hoş olmayan bir gazetecilik yöntemidir. Zira vefat ilanları gibi son derece bir insanın kaybını anlatan son derece hassas metinler üzerindeki en iyi niyetli yorumlar bile, vefat eden insanın ailesini, yakınlarını, sevenlerini kolaylıkla yaralayabilir.  Bu açıdan cımbızla çekilen ifadenin “çapkınlık” gibi cinsellik çağrıştıran ve yankı uyandırma garantisi olan bir kavram olması ve bunun üzerinden kişisel yorumların geliştirilmesi yakışık almayan bir tutumdur. Bu tarz bir tutumun ise vefat eden insanın ailesi, yakınları ve sevenlerini yaralayabileceği kuşkusuzdur. Bu nedenle, Genel Sekreterlik görüşü, bu köşe yazısının Basın Meslek İlkeleri’nin “Şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır” şeklindeki 13. Maddesini ihlal ettiği yönündedir.

Basın Konseyi Yüksek Kurulu ise, yapmış olduğu değerlendirmenin sonucunda, bir vefat ilanını konu alan bu köşe yazısında, ele alınan konunun hassasiyeti noktasındaki Genel Sekreterlik görüşünü paylaşmaktaysa da; bu köşe yazısının bir bütün olarak değerlendirildiğinde gerek vefat eden kişiye gerekse sevenlerine yönelik hiçbir olumsuz yargı ve değerlendirme içermediği ve bu nedenle Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal etmediği sonucuna ulaşmıştır.

Bu itibarla, köşe yazarı Ertuğrul Özkök’ün  23.06.2012 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Çapkınlık bir erkek meziyeti midir?” başlıklı köşe yazısı hakkında Koç Özel Lisesi 98 Mezunları adına Deniz Erel ve İlke Öztürk tarafından yapılan başvuru hakkında, “şikâyetin yersizliğine” karar verilmiştir.

 

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

,

"Kayda Geçsin" – Necef Uğurlu

Balbay’ın Kalemi ve Serdar Turgut’un ……

Basın Konseyi Genel Sekreteri Hasan Sınar, Yüksek Kurul Üyeleri Prof. Nurşen Mazıcı, Gökmen Karadağ, Enver Aysever ve bendeniz mecidiyeköy escort
yeniden Silivri cezaevi yollarına düştük.

Düştükte ne oldu?

Gazeteci yazarlar hala içeride demek ki bizlerin düşündüğünü yazma özgürlüğünü savunması yetersiz, Bulaç, Alkan, Gülerce, Kekeç, Özgürel, Alpay, Altan, Karakaş, Akyollar, Bumin, iktidara yakın, uzak-yakın aklıma gelen gelmeyen vicdanı olan her kalem beylikdüzü escort düşmedikçe yollara içeridekiler çıkamayacaklar.

Görüştüğümüz içerideki gazetecilerin tutukluluk gerekçelerini hala hâkime sordukları ve savcıdan ‘siz bilirsiniz’ cevabını aldıkları davanın şirinevler escort hukuki boyutu,  değil beni artık benim diyen hukukçuları bile şaşırtan noktaya geldi.  Ben meselenin insani, vicdani ve iyi niyet noktalarındayım.

Cezaevi kurallarına göre bana içeriden verilen kalem yazmamaya başlayınca Mustafa Balbay kalemini verdi,  Balbay tutsak ama kalemi yazıyor, tuttuğum şişli escort notlar Balbay’ın kaleminden.

‘Bu kalemle 25 sahife yazılıyor’ dediği kalemi şimdilerde hep çantamda.  Niyet tuttum kalem bittiğinde belki gazeteciler mahpustan çıkmış olurlar.

Balbay’dan başlayacak olursak;   rövanş almak niyetlisi değil, artık ‘siyasetçi’ olarak düşündüğünü ülkenin barışı için yola devam edeceğini ve mücadelesini olduğu yerden sürdürdüğünü söylüyor. ‘Meslektaşlarıma hesap vermeye hazırım’ diyor.

Tuncay Özkan’ın derisindeki döküntüler daha iyice, Nazlıcan demedikçe gözleri dolmuyor, deli yüreği susmuyor, lakin kızından söz açılsın istemiyor çünkü iş kızına gelince o Tuncay gidiyor yerine başka Tuncay geliyor. Nazlıcan’a çektirilenler bu devletin büyüklüğüne yakışmıyor. Bu devlet ki babasıyla uğraştığı hiçbir çocuğu gadre uğratmamıştır, babayı assa çocuğu bağrına basmıştır duyduklarım karşısında yazıklar olsun dedim ve iki iktidar siyasetçisini kalbimin en karanlık, en kinli kapısına işledim. Hele bir tanesi elden ele cezve gibi o kanal bu kanal geleceğine yatırım yapan en arsızlarından,  el kadar çocuğa yaptıklarının hesabını verirken görmeği Allah bana nasip etsin.

Tuncay ‘Ben bu ülkeyi aşkla sevdim. İletişimimde bir hata olabilir imanımda yok’ diyor.

Barış Terkoğlu ‘Tahliye düşünmemek, kapının sesini dinlememek en iyisi.’ diyor. O da suçunu arıyor ve haklı olarak soruyor ‘suçum nedir ‘ diye.  Haber, yazı, kitaptan başka bir şey göremiyor.

‘ Üniversitede zabıta simitçiyi götürse koşardık’ diyen bir ahlaktan gelen bu genç adam içeriye sığmıyor, yakışmıyor. İTÜ makine, Marmara Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü Siyasi Tarihçi, İktisat doktoru.

‘Bize de Bahçelievler katilleriyle aynı anda çıkmak yakışmazdı’ diye teselli ediyor bizi, gel de dayan yüreğim.

Doğu Perinçek siyasi boyutu bir yana ciddi bir entelektüeldir. Sanat, şiir, edebiyat vardır kişiliğinde. Sanatın, sanatkârın yanında onun kadar olmuş, üstelik bırakın iktidarı muhalefete bile bu kadar uzakken kaç siyasetçi vardır acaba, layığı Silivri midir? Angutlaşmanın kol gezdiği ülkemizde onu koyacak başka yer bulunamadı mı?  Sanki içimden geçenleri anlıyor ve ‘Kendimi kurtarmak gibi bir problemim yok. İyi olmamız lazım.’ ‘Sıcak Para’ diktası budur,  dayılarımız, amcalarımız Yemen’de neyse bizler burada oyuz’ diyor.

Yalçın Küçük ‘Her hapse girdiğimde 10 yaş gençleşirim’ diye başladı söze. ‘Çok hücreye atıldım. Gerekçe olmazdı, karıştırırım ortalığı’ diye devam etti. Fethullah Hocanın din kısmını zayıf ekonomik tarafını kuvvetli buluyor.

‘Tarihte böyle bir dava yok. Bu dava bitmiştir. ÖYM diye bir mahkeme yok büyük başarıdır.’  Derken kazandıkları zaferden bahsediyordu. Kısa süren görüşmemizde en çarpıcı cümlesi ise  ‘Derdim yok ki anlatayım’ sözleri oldu.

Prof. Küçük kaya gibi ve muzip yanı ağır basıyordu. Dayanamadım sordum: ‘Beynimin bir yarısı Yalçın Küçük öbür yarısı Alpaslan Türkeş ‘diyen Avni Özgürel kendi beyni olmadığı  için mi dışarıda siz içeridesiniz diye ….’Avni akıllıdır, para kazandı’ diye gülümsedi.

Soner Yalçın içeride olmalarını iktidara ayna tutma olarak görüyor. ‘akılsız düşman kötüdür’ diyor. ‘Ergenekon sürecine inandık, ilk başta gladyö göz yumdu bu hayalete’ diyor. Medya dayanışması olmadığını ve temel meselenin kıskançlık olduğunu düşünüyor. Hükümette metal yorgunluğundan söz ediyor, hükümetin tek kişi olduğunu ve ağır geldiğini söylüyor.

Barış Pehlivan açık hukuksuzluk karşısında inancını yitirmemiş ki ‘Başkan suçsuz olduğumuzu biliyor’ dedi. Peki neden buradasınız sorusuna cevabı ‘Gözdağı vermek’ oldu.

Bu pek tuhaf mahkemenin en net cevabını dışarıdakilere yani bizlere Barış Pehlivan verdi.

Yazımın başına döneceğim, iktidara yakın, uzak – yakın vicdan ve cesaret sahibi yazarlar, gazeteciler bu gözdağı bizleri tarihe korkaklar olarak geçirir, içeridekileri ise kahraman olarak yazar.

Akıllı, bilgili Serdar Turgut’un haline bakın, pipisinin küçük olduğundan bahseder hale geldi. Eğer tabii, pipisine çok önemli ve ülke geleceğini değiştirecek bir formül yazmadıysa ve bu formül iktidarsızlığı yüzünden okunamaz hale gelmediyse bu insanlık halinden bize ne.

Diyeceğim Serdar Turgut’u bile bu hale getiren bir dönem bu. Hoş kendisi gönüllü ise kime ne, hatta yakın dostu Ertuğrul Özkök’ü de eşcinsellik ihtimali üzerinden sırtlamış götürüyordu İzzet Çapa’nın yaptığı röportajda.  Gülen Cemaatine ziyaret ve methiyelerin sonu nedense cinsel hayat üzerinden laiklik vurgusu yapma ihtiyacıyla sonlanıyor, Özkök ekolü gazetecilerde sıkça görülen bir ruh hali. Sayın Gülen ve hareketi misafir ettiklerinden işitmek istedikleri sözleri duyunca pek memnun oluyorlar, bir baş tacı ediyorlar ki sormayın! Lakin üç beş ay sonra bu konukları ‘Cemaat mensubu’ olarak damgalanmak korkusu sarıyor olmalı ki hemen denge cinsellikle laiklik kurgusuna dönüşüyor. Memlekette belden aşağı serbest, düşünmek, düşündüğünü söylemek yasak olunca liberal düşünce ne yapsın, neyse bu seks obsesyonlu konuklar centilmenler kulübünün sorunu, bakalım Samanyolu veya Mehtap TV’ye Serdar Turgut pipisiyle ilgili bir söyleşiye çağırılacak mı ?

Dışarıda teveccühe mazhar olan Serdar Turgut’un cinsel meselesi var.

İçerdekilerin ortak yanı memleket meseleleri.

Sayın Gülen cemaati tercih sizin.

İçerdekiler çete kurmaya pek elverişli gözükmüyor.

Hepsi reis, hiç Kızılderili yok aralarında, vasatın üstü adamlar fikirlerine katılın katılmayın, beğenin beğenmeyin, akıllarından da utanmıyor düşündüklerini söylüyorlar.

Kim daha zararlı kim memleketin hayrına takdirlerinize bırakıyorum.

Vakit tamam, yazı tamam.

Zaman yazan, çizen, düşünen, hatta niyet kurabiyelerinin içine maniler yazanlar dâhil, kendine yazarlığı yakıştıranların zevzekliği bırakıp içeridekiler için insani, vicdani iyi niyet duygularını harekete geçirme zamanıdır.

Bizim ziyaretimiz yetmedi. Hala içerideler.

Adalete yardımcı olalım.

Sevgiyle

Necef Uğurlu

“Bu köşe yazısı dorduncukuvvetmedya.comhurhaber.comgercekgundem.com ve sacitaslan.com haber sitelerinden alınmıştır.”

 

 

,

“Bir Ziyaret, Yarım Tahliye Demektir. Sağolun’’

24 TEMMUZ. BASINDA SANSÜRÜN KALDIRILIŞININ 104. YILINDA

 

Basın Konseyi Silivri ceza ve tutukevindeki gazetecileri ziyaret etti:

24 Temmuz, basından sansürün kaldırılışının 104. yılında tutuklu gazetecilerin

feryatlarını duymak lazım:

 

 

–Cezaevinde tutuklu kalan 9 gazeteci,

Mustafa Balbay— Barış Pehlivan— Doğu Perinçek—

Soner Yalçın—Ergün Poyraz—Barış Terkoğlu—

Mehmet Perinçek—Tuncay Özkan—Yalçın Küçük’ü

Ziyaret eden Basın Konseyi Yüksek Kurul üyeleri:

Başkan Orhan Birgit-  Üyeler  Pınar Türenç- Turgut Kazan- Tufan Türenç-

Erdal Güven-  Yalçın  Büyükdağlı

Oldular…

 

 

“Görüşme sırası’’na  göre  konuştuğumuz gazeteci-yazar arkadaşlarımızın  bize aktardıklarından özetler şöyle:

 

1)   -MUSTAFA BALBAY:

 

(1240 gündür tutuklu)

 

–Hepimizin basın bayramı, sansürün kaldırılışının 104. yılı kutlu olsun. Ancak Türkiye’de çok kötü bir plan uygulanmak isteniyor.

– Ziyaretiniz bizi çok mutlu etti. Burada şöyle diyorlar; Bir ziyaret, yarım tahliye demektir. Sağolun..

-3. yargı paketi çıkarıldı, Ona da bambaşka unsurlar eklenmiş. Arkasından 4. paket geliyor. Onun da bir katkısı olacağını beklemiyorum.

-Karamsar değilim ama yaşananlar bunlar.

– 41 aydır içerde tutukluyum.

– Medya ne yapabilir ki.. Medya da tehdit altında

– Sansür yapılacak ortam bile bırakılmadı. Bir sansürlük basın bile kalmadı.

– AKP’nin kadın-gençlik kollarına bir de medya kolları eklendi. Bu şaka değil.

– Sansür tüm yollara uygulanıyor. Sadece medyaya değil. Herkesin susması, susturulması

için kullanılıyor.

–          Mahkemelerde yaşananlar komedi. Bir hafta, Ecevit neden, nasıl öldü sorusu soruluyor.  Arkasından gelen haftada ergenekonla bağlantın var mı diye soruyorlar.  Kel alaka konularla haftalar, aylar geçiyor. Böyle dava olur mu?

–          Bu yargılamalar karmakarışık bir hal aldı. 18. iddianame tamamlandı. 19, 20 sırada.   7 bin sayfa, 5 milyon sayfa oldu. Kim bunun altından kalkabilir ki..

–          Kitap okuyarak, yazarak ayakta kalıyoruz.

–          -AİHM’e başvuruyorsunuz, sizden önce kafes eylem planı, Zir vadisi davaları, lav silahları gibi karmakarışık dosyalarını topluca oraya gönderiyorlar. Aihm’in de kafasını karıştırmayı planlıyorlar.

–          Akp’nin Avrupa’ya, ‘CHP teröristleri milletvekili yaptı’’ diye bir çalışması var. Bunu temizlemek bile zaman alıyor. Yine de ben iyimserim.

–          BEKLENTİM DÜŞÜK. MORALİM YÜKSEK.

–          AMA TÜRKİYE’DE, KARAMSAR BİR UMUT VAR.

–          Yeni kitap yazıyorum. Yakında göreceksiniz.

–          Ailem ziyaretime geliyor. Oğlum Deniz ayda bir kez gelebiliyor. Benim çalışmak için  bu binada yaşadığımı zannediyor. Öyle anlatmışlar.  8 aylıktı ayrıldığımızda şimdi 2.5 yaşında. Parkta babalarıyla oynayan çocukları pataklamak istiyormuş.  Değişik duygular içinde..

–          Dışarı çıkınca İzmir’e gideceğim. Biz Pınar ile İzmir’de gazetecilik yaptık. Bizim zamanımızda adı Efes oteliydi. Şimdi Swiss otel olmuş. Onun yeşil bahçesinde oturmak isterim yine. Çok mu değişmiş acaba?

–          Kaldığım hücre ne kadar mı? ( kollarını  iki yana açtı iki yana esneyerek , sallanarak boyutunu uzatmaya çalıştı) işe bu kadar..  Ya yürüdüğümüz avlu.. Bir kenarı 5 adım, diğer kenarı 14 adım. Alın size yürüyüş parkuru…

 

 

2)   BARIŞ PEHLİVAN

 

 

( 18 aydır tutuklu)

 

-Basın bayramımız kutlu olsun.

–          14 ŞUBAT 2011 den beri tutukluyum. 18 ay oldu.

–          Balbay ile o küçük hücrede tutuluyoruz.  Okuyup yazmakla geçiyor  günlerimiz. İnternet yok. Avukatlarımız  önemli olayların çıktılarını getiriyorlar.görüyoruz.

–          19 gazete, dergi alıp okuyabiliyoruz .

–          Pınar abla, hatırlıyor musun, Demirel’in Brezilya  gezindeki uçak kazasını CNN deki belgesele anlatmıştın , o ORADAYDIM  belgeselini  ben çekmiştim.

–          Burada kültürel sorun yok.Yazıp çiziyoruz. Ancak  yazmak işkence. Çünkü bilgisayar kullanılamıyor. Elle yazıyoruz. Parmaklarımız nasır tuttu.

–          Hücreye konulduğumda 18 aylık evliydim. 27 yaşımdaydım. Şimdi 29’a bastım. Eşimden ayrı kaldım.

–          Hücrede bulaşıkları ben yıkıyorum.Balbay yemek yapıyor.

–          Semaverde çay yapıyoruz, onun buharında da yemek ısıtıyoruz.

–          Makarnaları yağdan arındırmak için önce  yıkıyoruz, semaver buharında ısıtıyoruz. Yemekler Çok ağır salçalı, yağlı çünkü.

–          Cuma günleri kantine fiş dolduruyoruz,liste veriyoruz.. Yoğurt,lavaş ekmeği taze nane haşlanmış yumurta gibi yiyecekler alıyoruz. Haftaiçi yiyoruz.

–          Ağırlaşturılmış müebbet suçu diyorlar..bekliyoruz.

–          3. paket de umutsuzluk yarattı. Bilgisayarlara atılan virüsleri inceletmek için çırpınıyoruz. Boğaziçi, Yıldız, ODTÜ den gelen raporları kabul etmiyorlar. Tübitak’dan gelenlere inanacaklarmış. 6 aydır rapor bekliyoruz.

–          ————————————————–

 

 

3)   DOĞU PERİNÇEK

 

 

 

(1587 gündür tutuklu)

 

 

—- BASIN BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. (Gülerek)

-Şunu bilmekte  yarar var : Cumhuriyeti yıkmak,Türkiye’yi bölmek ve kesinlikle Atatürk’ü yok etmek  üzerine hazırlanmış bir çalışma bu.

-herkesin Türkiye’ye”sahip çıkmak ve TC bütünlüğünü sağlamak  görevidir.

-Cumhuriyet,bence tüm kurumlarıyla yıkıldı da, yeniden kurabilirz..

-Bu davalarda hiç suçlu yok. Birinde var, birinde yok demek, davaları iyi bilenler için söylüyorum, aksini iddia etmek ahlaksızlıktır.

-Türk ordusu savaş yeteneğini  yitirdi.Bunu tarih yazacak.

-Yine de tüm bu karanlıktan yeni aydınlıklar çıkacaktır.

-Türk ordusu da kendini yenilecektir.

-Ben burada yatırılan en eski sarı basın kartı sahibiyim.

-Sonbahardan itibaren Türkiye derin bir krize girecek. Sınır komşularıyla büyük sıkıntıları var.

Türkiye’nin büyük bir hamle yapması gerek.  ABD çok önemli.

 

-Tüm bunlar için yeni bir iradeye, halkçı bir hükümete ihtiyaç olduğu kesin..

–Hücrem çok küçük. 4 metre kare.

 

4)   SONER YALÇIN

 

 

–          Basın bayramı.. (güldü..) evet bugün  24 temmuz.. sansürün kaldırılışının yıldönümü amma..

 

–          BAŞBAKAN, özel yetkili mahkemelere güvenmiyorum dedi. Başbakanın bile güvenmediği özel yetkili mahkemelere ben neden ,nasıl güveneyim..

–          Dışarısı çok VAHŞİ. Ben de çok KORUNAKSIZMIŞIM. Onu anladım.

–          134 sayfalık iddianame var. Bunun içinde 361 defa haberim geçiyor. 280 yerde kitap ve yazılarım, 53 köşe yazım, 26 röportajım, 5 makalemden bahseden sözcük var. İddianamenin hiçbir yerinde silah,bomba,eylem  kelimeleri bile geçmezken, niyet bile okunmazken, 111 defa FethullaH GÜLEN adı geçiyor. Bu önemli..Dvaya konu olan nasıl bir terörmüş…..anlamak imkansız..

–          Beni Öcalan’cı yaptılar. Hücremde  yanımda kalan ise, bir Güneydoğu gazisi..Şaka gibi değil mi.. O, yıllarca  PKK ile mücadele etmiş bir gazi.. Ben gazeteci..hem de Öcalancıymışım..( güldü)

–          Burada TUTSAK olduğumu düşünüyorum.  Tutuklu değil, tutsağım..

–          Dışarıdaki arkadaşlarımızın, gazetecilerin daha farklı çalışmaları gerekmiyor mu? Göp, gazeteciler, kurumları üyeleri, STK lar, üniversiteler,milletvekilleri Avrupa’ ya taşımalılar bu davaları, gelişmeleri. Sürekli anlatılmalı.

–          Kendi içimize kapandık.  Dış dünya, etrafımızda ateşler yanıyor. Suriye çok başımızı ağrıtacağa benziyor.

–          Bizi, Ortadoğu bataklığına sapladılar.

–          12 yaşındaki oğlumun yarınından tedirginim.

–          Günde 17 saat su verilmiyor.

–          24 saat aydınlanma lambaları açık, her an iki kamera ile izleniyoruz.

–          Düşünsel değerlere tutkuyla bağlı zihinlere sadece düşmanlık ediliyor.

–          Sahte delillerle hapse atıyorlar. Sessizliğe mahkûm edilişimize son verin!

–          Sesim olun! Kalemim olun!

–          Toprağa, çiçeğe, ağaca ve en dayanılmazı 12 yaşındaki oğlumun kokusuna hasretim…

 

5)   ERGÜN POYRAZ

 

 

– Basın bayramınız kutlu olsun .Ben gazetecilik yapmadım ama yazarlık  işim. Yazmak hayatım.

 

–          Şimdi de Faili meçhul cinayetleri yazıyorum.

–          Uğur Mumcu ‘nun katilini saptadım. Bir eski MİT çi.  Okuyacaksınız yakında.

–          Duruşmalara gitmiyorum. Mahalle dedikodusundan öteye geçmiyor çünkü.

–          Hayatım yazmak, okumakla geçiyor.

–          -En eski tutuklu benim. 5 yılı doldurdum. Daha ne kadar yatacağım kimse bilmiyor.

–          Yazdıklarım birilerini ürküttü. Dokunduk.. ama yazmak benim işim.Devam edeceğim.

–          – Çıkaracaklarını  da zannetmiyorum.

–          Eğer çıkarsak bir gün, yeniden görüşürüz.

 

6)  BARIŞ TERKOĞLU

 

 

 

 

-Basın bayramı, hepimize  kutlu olsun ama bayram mı kaldı ki..

-Tuncay Özkan ile aynı hücrede tutukluyuz.

-Mahkemelerden bir beklentimiz yok artık Sadece akıl ve ruh sağlığını korumaya çalışıyoruz.

– Bizi İNSANSIZLAŞTIRDILAR.  Hiçbir insan göremiyoruz. TAM BİR TECRİT YAŞATIYORLAR. Biz sadece hücrede birbirimizi görebiliyoruz. O da çok olmadı.

-Zihniyetimizi,düşüncelerimizi cezalandırıyorlar.Tabii bedenimizle ruhumuz da cezalanıyor..

-Burada  HAYAT çok acımasız. Birbirimizin sesini duyabilmek için içerden geçen kanalizasyon deliğine eğilip birbirimize sesleniyoruz. Dışkı kokusu içinde birbirimizle konuşmaya çalışıyoruz. Bunu duyan gardiyanlar geliyorlar, susun diye ikaz ediyorlar.

-Yolda bile birbirimizle karşılaştırmıyorlar.

-Bugün size getirilirken, asla birbirimizi görmememiz için, programlandırmışlar. Birimiz açık görüşe gelip, hücresine döndükten sonra, bir başka hücreden bir başkasını alıp sizin yanınıza getiriyorlar. Bu da çok zaman aldı kuşkusuz.Önemli olan, bizim birbirimizi görmememiz, selamlaşmamamız.

-Tek ortak görüşümüz mahkemeler.

-Şu anda 31 yaşımdayım. 2.evlilik  yıldönümümüzü burada kutladık. Ben eşime iki üç bisküviden ufacık bir pasta yaptım. Avuç içi kadar. Ona götürdüm. Birlikte yedik. 2 ağustosta, üçüncü yıldönümümüz olacak. Yine gelecek beni görmeye..

-En çok çiğ yumurtayı özledim. Çünkü kantinden haşlanmış yumurta alma izni var. Oysa yumurtayı kırıp sahanda yemek isterim.

Tuncay Özkan ile kantinden nane alıyoruz. Salata yapıp yiyoruz.yeşile hasretiz. Nane saplarını saatlerce seyrediyoruz. Nane saplarını su şişesine koyup büyütüyoruz. Nane sapları bizim en büyük yeşilliğimiz oluyor.

-Kanalizasyon önünde spor yapıyoruz. Zaten küçücük alanlardayız.

 

7)  MEHMET PERİNÇEK

 

 

Hücrede Prof.Fatih Hilmioğlu ve Yalçın Küçük ile kalıyoruz.

-3. paket de açıldı ama sonuç yok. Bu paketler, toplumun gazını almak için hazırlanıyor. Bir faydası yok. Aldatmaca..

-Şimdi 4. yargı paketini bekliyoruz. Godot’yu bekler gibi..

-Avrupa uyutuluyor.,Asker de.. İlker Başbuğ, hücresinden dışarıya adım atmıyor.

 

 

– Buraya giren çıkamıyor. Çıkış yok.. Mücadele olmadan da çıkılacağını düşünmüyorum.

-Bence STK lar,Baro heyetleri, gazeteciler kurumlarıyla toplumsal muhalefeti yapmalılar.

– Mahkeme heyetlerinin dikkati çekilmeli. Herkes her istediğini  yapamamalı.

 

8)  TUNCAY ÖZKAN

 

 

(1400 gündür tutuklu)

 

Tek takım elbise giyen oydu. Diğerleri  spor giyinmişlerdi. Ya da gömlek pantolon..

 

Koşarak, gülerek geldi açık görüş salonuna. Hepimize sarıldı. Zayıflamıştı. Bembeyazdı saçları..

 

-Basın bayramımız  kutlu olsun.Ama Türkiye’de olanlara çok üzülüyorum. Bazen de kendime kızıyorum. Neden  şunları şunları yapmadın diye..

-Türkiye’de eğitimin bu kadar kötü olmasını kabul edemiyorum. Sınavlarda matematik b

bilmeyen, sıfır çeken çocuklara çok üzülüyorum. Deli oluyorum. Cahillik nereye kadar gidebilir ki?

-Arkadaşlarımızla görüşemiyoruz.

-Hızla davalar gidiyor biryerlere. 19 dava birleştiriliyor.  Bu süreç, bir çıkmaz sokak..

Yargı, hukuk varmış gibi davranıyor.

-Bunlar tamamen medyaya dönük hukuk operasyonları.. içinden çıkılmaz..

—Hücrelerde yaşam çok zor. Uzun zaman sonra, tek kalmaktan kurtuldum. Barış geldi yanıma.  Onunla konuşuyoruz hiç olmazsa.  Birlikte yemek yapıyoruz.  Yemekleri ben hazırlıyorum.

-Burada beton ve demirden başka bir şey göremezsiniz. Toprak, gökyüzü, yeşil özlemi çok büyük. Yeşili görebilmek için, nane saplarını suda bekletiyoruz, büyüsünler diye. Kanalizasyonda da yeşeriyorlar.

-417 gün tek başıma tecrit edildim. Bu süreçte yaşadıklarım bende neler bıraktı bilemiyorum.

-Hiç insan”sesi duymadım.

-Aylar sonra ,ilk insan sesi duyduğumda, ağladım…

-Bir gün gelincik geçti elime. Sakladım onu. Bir süre yaşattım. O da öldü..

-Basın kuruluşları, STK lar, çalışma grupları oluşturmalı. İddiaları araştırmalılar.

-Bu davaları sonsuza dek uzatmak istiyorlar.

-Mesela hukuk  kurultayları olamaz mı? Tartışılsın, araştırılsın, konuşulsun her şey..

-Aslında dışarıdakilerin haline ağlamak  lazım. Onlar için de hukuk yok. Bizi bırakın.. dışarıdakiler daha önemli.

-Bizi merak etmeyin. Biz iyiyiz. Önemli olan dışarıdakilerin iyi olması.

 

9) YALÇIN KÜÇÜK

 

Kırmızı tişört, kırmızı kaşkol, kırmızı  montu ,  ve kolunun altındaki dosyalarıyla neşeyle geldi

açık görüşe. Hepimizle şakalaştı, eski günleri yadetti.

-dosyaları göstererek konuştu:

 

-Avukatım geldi onunla konuşuyordum. Geciktim biraz.Avukatım aynı zamanda eşimdir.

-Çok mutluyum bugün.

-En iyi tutuklu seçilmişim gardiyanlar arasında.

-Sabah 6.5 da uyanıyorum. Derleyip topluyorum etrafı. Bulaşıkları yıkıyor temizliyorum.

-Ben işkenceye dayanıklıyımdır.

-Bunlar ağlamayanı severler.  Sesini gereken yerde yükselteceksin. Sessiz de kalmayacaksın.

Bunların siyasi dava olduğunu herkes  biliyor. Suç yok, dava var. Davalar da devam ediyor.

Hepsi bu…

-Fatih Hilmioğlu hoca ile kalıyoruz. Bir gün ona anlat yaptıklarını dedim. Anlattı. Eh kardeşim, öyle güzel”,başarılı işler yapmışsın ki,  içeri konulman için yetmiş. Ama ne başarılı işler. Tam üniversite hocalarına uygun. Ama onun hücreye konulmasını engellememiş.

 

 

—BİZ İYİYİZ BURADA. MERAK ETMEYİN BİZİ…

SONUÇ:

 

-Bu konuşmaların sonucunda, mesleki yaşamları   sadece FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜYLE kesişen bu değerli kalem sahiplerinin, arkadaşlarımızın, gerçekten birer   TUTSAKmış gibi
Silivri’de çırpındıklarına bir kez daha tanık olduk.  Ömürlerinin en kıymetli yıllarını, zindanda demir ve beton yığını arasında geçiren bu gazeteci-yazarlar için sadece ulusal değil, uluslararası  boyutta nelerin yapılması gerektiğini bir daha düşünmenin ve İVEDİ olarak hareket etmenin önemini,  siz kıymetli Yüksek Kurul üyelerinin dikkatine sunmak üzere,
bu raporu kalem aldık.

Saygılarımızla

Pınar Türenç
Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi

,

Basın Konseyi’nin Gazeteciler Günü Nedeniyle Silivri Ziyareti

Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit 24 Temmuz Gazeteciler Bayramı nedeniyle tutuklu olan gazeteci arkadaşlarını ziyarete geldiklerini belirtmiş ve yaptığı konuşmasında;

Tutuklu arkadaşlarının tutuklu olduklarının altını çiziyorum. Hiçbirisi hüküm giymiş değil ama aralarında Ergun Poyraz gibi bu cezaevinin zoraki misafiri olanlar var. Tuncay Özkan, Mustafa Balbay var… İki Barış var… Baba oğul Perinçek’ler var… Soner Yalçın var… Hepsi ile ayrı ayrı görüştük ve dinledik. Bize yeşile, maviye, kahverengine hasret olduklarını söylediler. Cezaevinde bir tecrit yaşadıklarını anlattılar. Yemeklerini kendileri tarafından bir semaver buharından geçirerek yenebilecek hale geldiğini belirttiler. Ne yazık ki hiçbirisi adaletin gerçekleşeceğine güvenmiyorlar. Bu konuda konuşulan ve yapılan yoklamalarda en az güvenilir kurum olarak adaleti göstermelerini onlarda doğruluyor. Özgür kalmak için medyanın kamuoyu yaratmasını, Sivil Toplum Örgütlerinin ve Meslek Örgütlerinin bir araya gelerek ortama yardım etmelerini öneriyorlar. Biz Basın Konseyi olarak ifade özgürlüğüne inancımızdan dolayı tutuklu arkadaşlarımızın bu görüşlerine sözcülük yapmaya devam edeceğiz…

,

Bayramlık Halimiz Varmış Gibi…!


24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

İkinci Meşrutiyetin ilanıyla basın üzerindeki resmi sansürün kaldırıldığı tarih olan 24 Temmuz 1908’in 104. yıldönümü nedeni ile Basın Konseyi’nden bir Heyet, saat 11.00’de Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan meslektaşlarımızı ziyaret edecektir.

Ziyaret sonrasında Cezaevi önünde “24 Temmuz ve Tutuklu Gazeteciler” sorunu konusunda bir de basın açıklaması yapılacaktır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur…

Basın Konseyi Heyeti Silivri’de

Basın Konseyi’nden bir heyet, Silivri’de gazetecilerin yargılandığı KCK davasının duruşmasını izlemek ve diğer davalardan Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan gazeteciler Soner Yalçın, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Yalçın Küçük, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan ve Doğu Perinçek’i ziyaret etmek amacıyla 13 Temmuz 2012 Cuma günü Silivri’ye gidiyor.

Basın Konseyi Genel Sekreteri Hasan Sınar ve Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyeleri Nurşen Mazıcı, Necef Uğurlu, Gökmen Karadağ ve Enver Aysever’den oluşan heyet cezaevi ziyaretinin ardından bir basın açıklaması yaparak görüşlerini kamuoyu ile paylaşacak.

,

"Özgürlüklerin Çatışması!" Kenan Akın – Yeniçağ Gazetesi

Gazetecilik mesleğinin zorlukları arasında, özellikle bireylerin “özel hayatları” hakkındaki haber, röportaj ve fotoğrafların kullanılma biçimi önde geliyor.
Gerçekten de, gazeteci ve birey özgürlükleri bazen çarpışıyor.
Geçenlerde, Basın Konseyi’nde bir şikayetin incelemesi sürecinde, Genel Sekreter Dr. Hasan Sınar’ın hazırladığı raporun sonuç kısmında, bu sorun bu şekilde ele alınıyor:
“Esas araştırılması gereken konu, bireylerin özel yaşamlarının gizliliğinin korunması hakkı ile basın yoluyla ifade özgürlüğünün kullanılması arasında adil bir dengenin kurulmasına ilişkindir.
Basın tarafından yayınlanan habere konu edilen kişinin, sıradan bir birey değil ancak şöhretli bir kimse olması durumunda ne şekilde hareket edilmesi gerektiği konusunda, temel ilke ve standartlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilmiş olan 2006 tarihli Von Hannover vs. Almanya kararında net bir biçimde ortaya konulmuştur.
Monaco Prensesi Caroline’in çocuklarıyla yemek yerken, kano yaparken, plajda tam sendelediği bir anda vs. gibi tamamen özel yaşamını sürdürdüğü alanlarda çekilmiş fotoğraflarının yayınlanmasına ilişkin olarak verilen bu kararda AİHM özetle, özel hayata ilişkin korumanın ifade özgürlüğüne karşı dengelenmesinde ağırlıklı unsurun yayınlanan fotoğraf ve makalelerin kamu yararına katkıda bulunması gerekliliği olduğunu belirtmiştir. Mahkeme bu noktada kamu yararı ve kamu merakı arasında kesin bir ayırım yapmış ve başvurucunun kamuoyunda tanınmış bir kişi olmasına rağmen, yegane amacı başvurucunun özel hayatına ait detaylarla birtakım okuyucuların merak duygularını tatmin etmek olan söz konusu fotoğraf ve makalelerin yayınlanmasının topluma herhangi bir yarar sağlamayacağına karar vermiştir.
Diğer bir ifadeyle AİHM, bireylerin özel yaşama ilişkin haber, yorum, fotoğraf ve görüntülerin topluma duyurulmasında ancak kamu yararı var ise bu durumda bir dengenin varlığından söz edilebileceğini; buna karşın sadece kamu merakını tatmin etmeye yönelen haber, yorum, fotoğraf ve görüntülerin ise AİHS korumasından yararlanmayacağını açıkça belirlemiştir.
AİHM, Prenses Caroline’in açtığı davada, fotoğraf ve makalelerin, başvurucunun herhangi bir resmi görevi olmaması
Ve başvurucunun özel hayatı ile ilgili olmaları nedeniyle kamu menfaatine bir katkı sağlamadığının aşikâr olduğuna karar vermiştir. Buna ek olarak mahkeme, kamuya açık mekânlarda bulunsa ve herkes tarafından tanınsa dahi, halkın başvurucunun nerede olduğunu ve genel olarak özel hayatında nasıl davrandığını bilme hususunda yasal bir menfaatinin olmadığına karar vermiş ve başvurucunun tamamen özel yaşamını sürdürmesiyle ilgili olan bu fotoğrafların yayınlanmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özel yaşamın gizliliği hakkını düzenleyen 8. Maddesinin ihlâli niteliğinde olduğuna hükmetmiştir.”
Nereden bakılırsa bakılsın, özgürlükler çoğu kez başka özgürlüklerle sona eriyor.
Kenan Akın
Yeniçağ – 09.07.2012

,

Basın Konseyi, Yeni Akit Gazetesi Ve Muhabiri Furkan Altınok’un Kınanmasına Karar Verdi.

Basın Konseyi, Akit Gazetesi’nde 25 Mayıs 2012 tarihinde; “Üniversitede Bir PKK Yandaşı”  başlığıyla ve Furkan Altınok imzasıyla yayınlanan haberle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

İNCELEME BAŞLATAN  : Basın Konseyi

 

HAKKINDA İNCELEME

BAŞLATILAN                     : 1. Yeni Akit Gazetesi

                                                  2. Furkan Altınok

                                                      (Yeni Akit Gazetesi Muhabiri)

İNCELEMENİN KONUSU           : Yeni Akit Gazetesi’nin 25.05.2012 tarihli nüshasının 16. Sayfasında Furkan Altınok yayınlanan “Üniversitede bir PKK yandaşı” başlıklı haber doğrudan İstanbul Bilgi Üniversitesi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ersan Arsan’ı hedef göstermesi nedeniyle kamuoyunda ve özellikle sosyal medyada ciddi eleştirilere yol açmış ve tüm bu gelişmeler Basın Konseyi tarafından dikkatle izlenmiştir.

Bu çerçevede, konu Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun 06.06.2012 tarihli toplantısında ele alınmış ve Doç. Dr. Esra Arsan’ı hedef gösteren bu haber nedeniyle Basın Konseyi Sözleşmesi’nin 11/E maddesi uyarınca resen inceleme başlatılması istenmiştir. Bu istem doğrultusunda yapılan araştırma neticesinde, Yeni Akit Gazetesi’nde Furkan Altınok tarafından yayınlanan “Üniversitede bir PKK yandaşı” başlıklı haberle ilgili olarak Basın Meslek İlkeleri’nin 4. ve 12. Maddeleri uyarınca inceleme başlatılmıştır.

İnceleme konusu haber ele alındığında, bu haberin hemen tamamen Doç. Dr. Esra Arsan üzerine kurgulanmış olduğu ve Doç. Arsan’a ait olduğu ileri sürülen bazı iddia ve ifadeler ortaya konular, bunlar üzerinden Doç. Arsan’a karşı sert eleştirilerde bulunulduğu görülmektedir. Haberde kullanılan ifadeler kısaca şu şekildedir:

Üniversitede bir PKK yandaşı

2008’de YÖK’ün üniversitelerdeki başörtüsü yasağını kaldırması karşısında “Dayatmaları reddediyoruz: Özgürlüklerimizden de laiklikten de taviz vermeyeceğiz!” diyerek, yasağı savunan öğretim üyelerinden Doç. Dr. Esra Arsan, terör örgütünün yayın organı ANF’ye röportaj verip “Gazeteciler artık tutuklanarak öldürülüyor!”  iddiasında bulundu.

“Kanunlara Aykırı”

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Arsan’ın kastettiği “gazeteciler”, ANF, Özgür gündem gibi haber sitesi ve gazetelerde çalışan ve KCK, Ergenekon, Devrimci Karargâh gibi örgütlere yönelik operasyonlar kapsamında “terör örgütüne yardım ve yataklıktan” tutuklanan isimler. Arsan, KCK, Egenekon, Devrimci Karargâh gibi dava süreçlerinde gerçekleşen bu tutuklamaların anayasa, TCK, basın yasası ve Türkiye’nin imzaladığı pek çok uluslar arası sözleşmeye aykırı olarak yapıldığını savundu.

Öğretim Üyesinden PKK dili

BDP ve PKK’nın argümanı olan “Ülkemizde demokrasi, insan hakları, basın ve ifade özgürlüğü önünde Demokles’in kılıcı gibi dikilen Terörle mücadele Kanunu kullanılarak, muhalif, alternatif, eleştirel gazeteciler, düşünürler, akademisyenler ve üniversite öğrencileri hapse atılıyor” iddiasını dillendiren Arsan, buna sessiz kalındığını ve bunun “zavallılık olduğunu” ileri sürdü.

“Laiklikten Taviz Vermeyeceğiz”

Bilgi Üniversitesi öğretim Üyesi Doç. Dr. Esra Arsan, diğer taraftan ise sıkı bir başörtüsü karşıtı. Arsan YÖK’ün 2008’de üniversitelerde başörtüsüne serbestlik getiren kararına şiddetle karşı çıkıyordu. “Üniversitelerden Başka Bir Ses Yükseliyor” başlığı altında bir bildiri yayınlayarak, yasağı savunan akademisyenler arasında Arsan da bulunuyordu. Bildiride “Dayatmaları reddediyoruz: Özgürlüklerimizden de laiklikten de taviz vermeyeceğiz’” deniliyordu.

 

İNCELEME BAŞLATILANIN YANITI:           Yeni Akit Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Hasan Karakaya’ya şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 20 Haziran 2012 tarihinde, 0212 447 42 01 no’lu faksa gönderilmiş, mektubun teslim alındığı bilgisi Murat Alan olarak bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 4 Temmuz 2012 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

İnceleme konusu haber 25.05.2012 tarihli Yeni Akit Gazetesi’nde “Üniversitede bir PKK Yandaşı” başlığıyla yayınlanmış olup, haber doğrudan bir üniversite öğretim üyesini hedef göstermesi nedeniyle kamuoyunda ve özellikle sosyal medyada ciddi eleştiriler ile karşılanmıştır.

Haber bir bütün olarak incelendiğinde, Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Esra Arsan’ın Fırat Haber Ajansı’na (ANF) vermiş olduğu bir röportajın kamuoyuna duyurulması şeklinde başlayan haberin daha sonra, bu röportajdan bağımsız olarak Doç. Dr. Esra Arsan’ın siyasal görüşlerine ve söylemlerine odaklandığı görülmektedir. Ancak, Doç. Arsan’ın siyasal yaklaşımının eleştirildiği haberde ele alınan hususların kendi içinde bir bütünlük arz etmediği ve esas itibarıyla Doç. Arsan’ı kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmaya ve küçük düşürmeye yönelik bir çok iddianın peş peşe sıralanması suretiyle bir “kolajlama” haber yaratıldığı anlaşılmaktadır. Gerçekten, “Üniversitede bir PKK yandaşı” başlıklı bu haber, önce Doç. Dr. Arsan tarafından Fırat Haber Ajansı’na verilen bir röportaj ile başlamakta ancak haberin devamında “Öğretim Üyesinden PKK Dili” alt başlığı ile Doç. Arsan PKK terör örgütü ile ilişkilendirilmeye çalışılmakta; nihayet haberin sonunda ise “Doç. Dr. Arsan sıkı bir başörtüsü karşıtı” ifadesi ile haberin önceki kısmıyla hiçbir ilişkisi olmayan bir başka itibarsızlaştırıcı unsur habere eklenerek,  Doç. Arsan’ın çok yönlü olarak itibarsızlaştırılması işlemi tamamlanmaktadır.

İnceleme konusu haber, haber verme hakkının sınırları açısından ele alındığında ise bu haberin Doç. Dr. Esra Arsan’ın 24 Mayıs 2012 tarihinde Fırat Haber Ajansı’na verdiği bir röportajı konu aldığı görülmektedir. Fırat Haber Ajansı tarafından yapılan Doç. Dr. Esra Arsan röportajı da, kamuoyunun gerçekleri öğrenme ve bilgilenme hakkının yerine getirilmesi açısından gerçekleştirilmiş bir haber verme faaliyetidir ve röportajın bu yönüyle kamuoyuna aktarılmasında bir “kamu yararı” bulunmaktadır. Ancak, zaten gerçekleştirilmiş ve kamuoyuna duyurulmuş bir röportajın Yeni Akit Gazetesi’nde bir kez daha haber yapılmasında ise herhangi bir “kamu yararı” olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.

Diğer yandan, Doç. Dr. Esra Arsan’ın Fırat Haber Ajansı’na vermiş olduğu röportajda ortaya koyduğu siyasal görüş ve söylemler hiçbir şekilde eleştiriden muaf değildir ve elbette eleştiri konusu yapılabilir. Ancak, burada eleştiri hakkının kullanılması noktasında bireylerin kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması, bireylerin onur, şeref ve saygınlıklarının rencide edilmemesi esası geçerlidir. Yeni Akit Gazetesi tarafından yapılan bu haberde ise, Doç. Dr. Esra Arsan’ın Fırat Haber Ajansı’na vermiş olduğu röportajda ortaya koyduğu siyasal görüş ve söylemlerin eleştirisinden ziyade, doğrudan kendisinin kişiliğine ve manevî bütünlüğüne yönelik gerçek dışı, karalayıcı bir üslupla saldırıda bulunulduğu ve dahası birbiri ile ilişkisiz olumsuz iddialar ard arda sıralanarak, Doç. Dr. Arsan’ın  açıkça hedef gösterildiği görülmektedir ki, bu durumun haber verme hakkının sınırları içerisinde kabul edilebilmesi asla mümkün değildir.

Bu nedenle, Yeni Akit Gazetesi’nin 25.05.2012 tarihinde “Üniversitede bir PKK Yandaşı” başlığıyla yayınlanan haber nedeniyle, Basın Meslek İlkeleri’nin;

–          “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez”  şeklindeki dördüncü ve

“Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci maddelerini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

Yukarıda izah edilen gerekçeler çerçevesinde, 25.05.2012 tarihinde “Üniversitede bir PKK Yandaşı” başlığıyla yayınlanan haber nedeniyle Yeni Akit Gazetesi’nin ve muhabir Furkan Altınok’un “kınanmasına  oyçokluğuyla karar verilmiştir.

(Karar No: 2012/ 24)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

,

Basın Konseyi, Mardin Life Dergisi Yazarı Nezir Güneş Ve Şırnak Express Haber Sitesi Yazarı Dündar Sansür’ün Uyarılmalarına Karar Verdi.

Basın Konseyi, www.mardinlife.com İnternet Sitesi’nde 1 Haziran 2012 tarihinde; “Mardin Barosu Ne İş Yapar?”  başlığıyla ve Nezir Güneş, www.sirnakhaber.com  İnternet Sitesi’nde 1 Haziran 2012 tarihinde; “Faruk Güneş ve Mardin Barosu” başlığıyla ve Dündar Sansür imzasıyla yayınlanan yazılarla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                        : Mardin Barosu Başkanlığı

Adına

Av. Azat Yıldırım (Mardin Barosu Başkanı)

 

ŞİKÂYET EDİLEN                        : 1. Nezir Güneş

(Mardin Life Dergisi Yazarı)

2. Dündar Sansür

(Şırnak Express Haber Sitesi Yazarı)

ŞİKÂYETİN KONUSU      : Mardin Barosu Başkanlığı adına Basın Konseyi’ne yazılı bir şikâyet başvurusu yapan Av. Azat Yıldırım, şikâyet başvurusunda özetle Şırnak Express isimli haber sitesinde 01.06.2012 tarihinde Dündar Sansür tarafından kaleme alınan köşe yazısında Mardin Barosuna, yönetim kuruluna ve Mardin Barosuna kayıtlı avukatlara ağır hakaretlerde bulunulduğunu adana escort belirterek, bu yazının Basın Meslek İlkeleri’nin 3. ve 4. Maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu köşe yazısı önce 01.06.2012 tarihinde Şırnak Express haber sitesinde “Faruk Güneş ve Mardin Barosu” başlığıyla ve Dündar sansür imzasıyla yayınlanmış, ardından bu köşe yazısı 05.06.2012 tarihinde Mardin Life Dergisi/haber sitesinde Nezir Güneş tarafından kaleme alınan “Mardin Barosu Ne iş Yapar?” başlıklı yazıda aynen alıntılanarak yeniden yayınlanmıştır.

Şikâyet konusu yazı, Mardin Barosu personeli olduğu ifade edilen Faruk Güneş isimli kişiye Baro yönetimi tarafından yapılan haksız uygulamaları eleştirmek maksadıyla kaleme alınmış olup, yazının bakırköy escort bütününde Mardin Barosu yönetimine ve avukatlarına yönelik oldukça sert ve eleştirel bir üslup kullanılmış bulunmaktadır. Şikayet konusu yazının metni kısaca şu şekildedir:

Özünde en adaletli olması gerekenlerin, en adil olması gerekenlerin hukuk gibi birlikte yaşamın olmasa olmaz koşullarının başında yer alan bir öğenin diplomasını taşıyanların, hukuksuz davranmaları ve hak yemeleri onların kendi içlerinde ne denli çelişkilerle dolu bir vaziyetin içinde olduğunu göstermekte. Hukuk dilinin temelinde de asalet yatar, en ünlü avukatlar özellikle antik yunan Atina toplumunda o toplumun en saygın kişileri filozofları hiçbir maddi karşılık beklemeksizin hakları yenilen bireyleri savunurlardı. Diploma şartı değil, insan olma şartı ön koşuldu.

İnsan olma vasfından yoksun bir kurumun kendi işçisinin hakkını dalaverelerle gasp etmeyi kişisel egoları ile hareket ederek o kuruma emek verenlerin emeğini yiyen bir kurumun söz konusu o topluma o toplumun var olan sosyal siyasi kültürel ve benzeri sorunlarını bırakın çözmeyi, bilakis o toplumun hakkını savunmadan aciz kendi çelişkileri ile boğulan bir konuma düşerci aşikardır.

Aynı zamanda entelektüeller olarak kendilerini ifade eden sürekli envai çeşit kravatlarla her gün çaka satan ve odaları bilmem hangi mimari göz aldatmacılığının göstergesi olan” bazı” avukatlar sanmasınlar ki bu onları kurtarır. Genel hatları ile hukuk gibi hayati bir mesleğin diplomalıları olan “bazı şahsiyetler”(doğru olanları bunun dışında tutmaktayım) bilirler ki, bizlerin bildiği gibi, onları aslında çağın geldiği hukuk dilinden ziyade sadece mahkemelerde iş takibi yaptıklarıdır. “bilinsin ki bu ifade Bu bir genelleme değildir.” Her şey bir yana aldığı diplomasının hakkını vermeyenler en önemlisi “ÖNCE İNSAN OLAMAYANLAR” hakta yer hukukta çiğner, kendi çalışanlarının emeğini de yemeyi gayet normal karşılarlar. Sayın Faruk Güneş bey, sizin uğradığınız hukuksuzluğu şiddetle kınıyorum, ve sözüm ona bunu yapanlar kendilerine tarih içerisinde bir rol biçmeye kalkışmasınlar, onlar kendi vicdanlarında yargılanacaklar, aynı zamanda toplum Bağcılar Escort vicdanında da yargılanırlar!. Zulme uğrayanların zalim olması ne denli üzücü bir vaka ise, adaleti temin etmeye çalışanların da adaletsiz olmaları hak yemeleri de o denli çürümüş bir anlayışın insanlığın bedbahtlar çöplüğün de yer almaya mahkum olurlar… Yukardaki ifadelerde sizlerin öyle olduğunuzu anlatma amacında değilim. Ancak genel olarak böyle bir durum umarım yoktur varsa bu üzüntü vericidir..sağduyunun hakim olması temennisi ile… son söz zalimin zulmü var ise mazlumun da Allah’ı var…Bu hukuk dilinde bir şey ifade etmeyebilir. Ama inandığımız değerlerde “İNSAN olma” değerlerinde önemli bir hukuk cevabıdır.

Savunması alınmadan alınan verilen kararların insanı vicdanları tanınırlığı asla yoktur…kimliği, statüsü, dili, rengi, suç vasfı vs gibi kavramların-olguların insan hakları temelinde var olma ve haklarını, savunma, itiraz etme en önemlisi suçunun netliğinin istenmesine karşılık talep edilen hakkın gaspının sosyal demokrasilerde hatta en geri demokrasiler de bile hiçbir anlam ifade etmediğini, böylesi bir açının ancak ve ancak faşizan yönetimlerin Baas türü yapılanmaların bir anlayışı olduğu açıktır…

Suçlama yada karalama amacında değilim.. Sadece genel anlamda hukukun ve adaletin önemini genel hatları ile kendi düşünce potamda anlatıyorum. Katılır yada katılmasınız bu sizin bileceğiniz bir durum. Ancak sizler böylesi bir kimliğe misyona soyunmuşsanız “hele BARO gibi bir toplumun en önemli STK’sı iseniz” gereklerini yerine getirme zorunluluğuna sahipsiniz. Adaletli olmalısınız olmak zorundasınız, hakkın yanında yer almalısınız. Hak yiyenin karşısında “bedeli ne olursa olsun” olmak zorundasınız. Değerli Mardin barosu yönetim kurulu ve avukatlarına samimiyetle ifade etmek isterim ki, amacım kastı aşmak değildir. Değerli Faruk Güneş’e ve onun emeğine neden gösterilmeksizin gasp edilmesinin hukuk dili ile anlaşılır yanı asla yoktur kanısındayım. Kişilerin egosu ile alınan kararların doğuracağı vicdanı azap bir yerde yine size mal olmakta. Elbette sizler şemsiyeniz altında barınan insanları alır yada almasınız bu sizin tasarrufunuzda, ancak, etik davranarak hareket etme durumundasınız. Tazminat hakları başta olmak üzere, savunma hakkı, itiraz hakkı emek hakkı asla red edilemez. Bildiğim, okuduğum anladığım budur. Yanılıyorsam beni bilgilendiriniz, değilse siz mi acaba hukuku yanlış anlamışsınız gibi bir ima belirir belleğimde… Umarım ve dilerim ki, kişilerin aldığı kararlar sizleri yarınlarda Baro olarak tarafsız ve hakkın halkın yanında yer alma pozisyonunuzu tartışmaya açmaz. Görünen bunun Vip Escort tersi bir ifade biçimini kapsamakta. Sağduyulu davranmak hakların gasp edilmemesi kutsallığına olan inancımca..

Sevgilerimle…

Bu köşe yazısı Şırnak Express haber sitesinde 01.06.2012 tarihinde Dündar Sansür imzasıyla yayınlandıktan sonra, Mardin Life haber sitesinde 05.06.2012 tarihinde Nezir Güneş imzasıyla yayınlanan ve yazarın Mardin Barosuna yönelik eleştirilerini içeren “Mardin Barosu Ne iş yapar?” başlıklı yazıda aynen alıntılanılarak kullanılmıştır.

Şikâyetçi Mardin Barosu Başkanı Av. Azat Yıldırım, bu yazının bütünü incelendiğinde eleştiri sınırlarını aşan hakaret içeren:

…….. “Önce İnsan Olmayanlar”, “Böyle bir açının ancak ve ancak faşizan yönetimlerin Baas türü yapılanmaların bir anlayışı olduğu açıktır”, “İnsan olma vasfından yoksun bir kurumun”, kâtip sırtından geçinenler olduğu iyi bilinir”, “diplomasının hakkını vermeyenler”……

gibi çeşitli hakaretamiz ifadelerin kullanıldığını belirtmiş; Mardin Barosu ve avukatları olarak her türlü eleştiriyi saygıyla karşıladıklarını ancak, yazıyı yazan kişinin hiçbir şekilde olayı araştırmadığını ve masa başında bu haberi hazırladığını ve basın yoluyla hakaretler içeren bu yazıyı yayınlayan ilgililer hakkında, Basın Meslek İlkeleri’nin 3. Ve 4. Maddelerini ihlal ettikleri gerekçesiyle yasal işlem yapılmasını talep etmiştir.

 

ŞİKÂYET EDİLENLERİN YANITI: Şikâyet edilenlerden gerek Şırnak Express haber sitesi yazarı Dündar Sansür, gerekse Mardin Life Dergisi ve İletişim Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Nezir Güneş’in yanıtları Basın Konseyi’ne ulaşmıştır.

Dündar Sansür yanıtında özetle, ilk olarak bugüne dek Basın Konseyi’nin işlevi hakkında bu denli bilgi sahibi olmadığını belirtmiş ve15 yıllık meslek hayatı boyunca uğradığı çok çeşitli haksızlıklara uğradığını belirterek, bilgi sahibi olsaydı tüm bunlara karşı kendisinin de Konsey’e başvuruda bulunacağını ifade etmiştir. Ardından daima gerçeği arayan bağımsız bir gazetecinin Şırnak’ta görev yapmasının çeşitli zorluklarının altını çizen Dündar Sansür, kendi yaşadığı sıkıntıları da çok kısaca belirtmiştir. Şikâyet konusu yazıyla ilgili olarak ise, çok özetle, bu yazıda haksızlığa uğrayan Baro Personeli Faruk Güneş’in yaşadıklarını okuyucu ile paylaştığını, hiçbir şekilde ne Mardin Barosunu ne de başka bir kurumu hedef almadığını, nitekim bu yazının ardından Faruk Güneş’e özlük haklarının iade edildiğini ve bu anlamda kendisinin haksızlığa uğrayan kişinin hakkının verilmesi şeklindeki amacına ulaştığını ifade etmiştir. Yazının içeriğindeki haksız uygulamayla ilgili olarak ise, Baro Başkanının kendisini 2 kez telefonla arayıp bilgi verdiğini, bu uygulama karşısında Baro Genel Sekreteri Çelebi Aras’ın görevinden istifa ettiğini, kendisinin Baro başkanına bu konuya ilişkin olarak bir cevap yazısı yazmasını önerdiğini ancak Baro başkanının böyle bir cevap yazısı göndermediğini ve Faruk Güneş’e özlük haklarının geri verildiğini belirtmiş, tamamen eleştiri sınırları içerisinde kalan ve basın yayın ilkeleri çerçevesinde hazırlanan bu yazıyla ilgili olarak şimdi Baro Başkanlığı’nın Basın Konseyi’ne başvurmasına bir anlam veremediğini ifade etmiştir.

Nezir Güneş ise yanıtında özetle, Mardin Barosu ile ilgili olarak yazmış olduğu yazının eleştiri sınırları içerisinde ve basın yayın ilkeleri çerçevesinde kaleme alındığını, yazıda bu kurumla ilgili olarak herhangi bir hakaret, iftira ve aşağılayıcı ifadeler olmamasına dikkat ettiğini, geneli kapsayan bu yazıda kimsenin itham edilmediğini ve ayrıca cevap hakkını kullandıkları takdirde bunu da aynı köşede yayınlayacağını ifade ettiğini belirtmiş ancak kendilerinden böyle bir açıklama gelmediği gibi bir bilgilendirme de yapılmadığını ifade etmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 4 Temmuz 2012 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu köşe yazısı bir bütün olarak irdelendiğinde, yazının esas itibarıyla Mardin Barosu personeli Faruk Güneş’in işten çıkartılması ve özlük haklarından yoksun bırakılması şeklindeki işlemi konu aldığı ve bu işlemin sert ve edebî bir üslupla eleştirildiği görülmektedir.

Öncelikle ifade etmek gerekir ki, Baro gibi bir sivil toplum kuruluşunda çalışan bir kişinin haksız yere ve özlük hakları tanınmaksızın işten çıkartılması iddiası haber değeri taşıyan bir husus olup, bu iddianın kamuoyuna aktarılmasında ve eleştirilmesinde bir “kamu yararı” bulunduğu kuşkusuzdur. Nitekim, şikâyet edilenin yanıt dilekçesinde, kendi yazısı üzerine işten çıkartılan Baro personelinin özlük haklarının tanındığını ifade etmiş olması, bu durumun haklılığını açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

Şikâyet konusu yazıyla ilgili olarak ise, yazar, bu köşe yazısında Faruk Güneş isimli personelin uğradığı haksızlığı kınadığını belirterek, kendisine yapılanın bir hukuksuzluk olduğunu ve bu hukuksuzluğun adaleti temin etmekle görevli bir kurum olan Baro nezdinde gerçekleşmiş olmasının son derece üzüntü verici olduğunu vurgulamış ve bu hukuksuzluğu gerçekleştirenlere yönelik bazı sert eleştirilerde bulunmuştur. Yazının içerisinde, bir suçlama veya karalama amacı taşımadığını özellikle belirtilmiş ve Baro gibi bir toplumun en önemli sivil toplum kuruluşunun hukuk ve adaletin gereğini yerine getirmekle yükümlü olduğunu ifade edilmiştir.

Şikâyetçinin dilekçesinde tek tek sıraladığı üzere, yazının içerisinde gerçekten sert eleştiriler içeren bazı ağır ifadeler bulunmaktadır. Ancak bu noktada haber verme ve eleştiri hakkının sınırları açısından sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için yazının içerisinde geçen belirli ifadeleri cımbızla çekip alarak değil; aksine yazının bütününü göz önüne alarak yazının bütününde bir hakaret, aşağılama veya karalama kastının bulunup bulunmadığını tespit etmek gerekir.

Şikâyet konusu yazı bu açıdan ele alındığında, Genel Sekreterlik görüşü, yazının genelinde, Mardin Barosunda bir personelin işten çıkartılması işleminin eleştirilmesinin amaçlandığı ve Baro yönetimine ve avukatlarına yönelik bir hakaret ve aşağılama amacının bulunmadığı yönündedir. Genel Sekreterlik görüşüne göre, bu yazı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 1976 tarihli Handyside kararından bu yana ifade özgürlüğü ile ilgili vermiş olduğu içtihatlarla oluşturulan ve Türk Yargıtayı tarafından da benimsenmiş standartlar çerçevesinde, basın yoluyla düşünceyi açıklama özgürlüğü içerisinde yer almaktadır.

Bununla birlikte, konuyu değerlendiren Basın Konseyi Yüksek Kurulu, yazının genelinin bir bütün olarak ele alınması şeklindeki Genel Sekreterlik görüşüne prensip olarak katılmak ile birlikte; şikâyet konusu yazıda kullanılan belirli ifadelerin haber verme ve eleştiri hakkının sınırlarını aştığını ve muhataplarına yönelik açık ve aleni hakaret içerdiğini ve bu durumun hukuk düzeni tarafından himaye edilemeyeceği düşüncesiyle, şikâyet konusu yazının Basın Meslek İlkeleri’nin 4. Maddesini ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır.

Yukarıda açıklanan bu gerekçe çerçevesinde, Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Mardin Barosu Başkanlığı adına Av. Azat Yıldırım tarafından,  01.06.2012 tarihinde Şırnak Express haber sitesinde yayınlanan ve 05.06.2012 tarihinde Mardin Life Dergisi/haber sitesinde tarafından aynen alıntılanan köşe yazısı nedeniyle,  Şırnak Express Yazarı Dündar Sansür ve Mardin Life yazarı Nezir Güneş’in “uyarılmalarına”  oyçokluğuyla karar verilmiştir.

(Karar No: 2012/ 25-26)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

,

Basın Konseyi, www.Gecce.Com İnternet Sitesi Ve Yazarı Gül Erçetingöz’ün Uyarılmasına Karar Verdi.

Basın Konseyi, www.gecce.com İnternet Sitesi’nde 15 Mayıs 2012 tarihinde; “Sinem Kobal’ı 40 Hoca Okumuş!”  başlığıyla ve Gül Erçetingöz imzasıyla yayınlanan yazıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                        : Sinem Kobal

 

VEKİLİ                                : Av. Gökçe Kılıç Gülsaran

 

ŞİKÂYET EDİLEN                        : 1. Medyanet İnternet hizmetleri ve

Yayıncılık Tic. Ltd. Şti

(www.gecce.com İnternet sitesi)

2. Gül Erçetingöz

( www.gecce.com internet haber

/magazin sitesi yazarı)

 

VEKİLİ                                : Av. Ömer Durak

ŞİKÂYETİN KONUSU      : Sinem Kobal vekili Av. Gökçe Kılıç Gülsaran’ Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 21.05.2012 tarihli yazılı şikâyet başvurusunda, www.gecce.com alan isimli internet sitesinde 15.05.2012 tarihinde Gül Erçetingöz imzasıyla Şirinevler Emlak Firmaları yayınlanmış olan “Sinem Kobal’ı 40 Hoca okumuş” başlıklı yazı ile müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu ve Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu haber, www.gecce.com internet haber/magazin sitesinde 15.05.2012 tarihinde “Sinem Kobal’ı 40 Hoca Okumuş” başlığıyla yayınlanmış olan bir magazin haberidir. Haberin genelinde ise tam olarak şu ifadelere yer verildiği görülmektedir:

“Merhabalar efendim, yine uzun zaman oldu. En son Ajda Pekkan yazımda epey bir beklemiştik. İzzet Çapa bugün bombayı patlatıp da ‘Arda Turan & Sinem Kobal çifti barışmış evleniyorlar ‘ diyince ben de duyduklarımı yazayım dedim.

Efendim Arda Turan ve Sinem Kobal ‘ın çok sevdikleri bir tiyatrocu ablaları var. Bu bol botoxlu ‘eyvah eyvah ‘ ablaları da onları çok sever. Ayrıldıklarında onları bir Şirinevler Evden Eve Nakliyat araya getirmek için az uğraşmadı ama nafile olmadı. Arda nuh dedi peygamber demedi barışmamakta kararlıydı.

Ama Sinem Kobal’ı günden güne erirken görmeye dayanamayan bu abla, sonunda ünlü bir teknik direktörün karısının maaşlı hocalarına Sinem ‘i götürmüş. Efendim bu 40 kişilik okuma ekibi, okuma diyorum çünkü gerçekten ciddi hepsi hafız mertebesinde iyi hocalar, almışlar Arda Turan ‘ın resmini ellerine başlamışlar okumaya. Okuma tam iki ay sürmüş. İki ay sonunda da Arda Sinem ‘i yana yakıla çağırmış yanına.

Sinem Kobal da etekleri zil çala çala gitmiş yanına; yakında Şirinevler Araç Kiralama evlenirler. Hocalar evlilik sözü vermişler Sinem Kobal ‘a. Bakalım göreceğiz. Bunlar benim duyduklarım.

Artık işler sosyetede ve sanat camiasında böyle dönüyor. Tutacaksın teknik direktörün karısı gibi 40 kişilik ekip, okuya üfleye küllerinden doğacaksın…

Efendim aslında kimler kimler var böyle ekip hoca tutup işlerini yoluna koyan. Daha yeni bebek sahibi olan bir assolist de bu yola başvurmuş.. Offf hem de ne okutmak. Yeni evlenen türkücü küçük kızımız vallahi o da küllerinden doğdu sanki. Geçen gün televizyonda evini gösterdiler, küçük dilimi yutacaktım. Benim diyen zenginin evi öyle değil.

Ben karşı değilim sonuçta kendimiz oturup okuyup üfleyemiyoruz bizim yerimize bunu gerçekten doğru yapanlar varsa neden olmasın. Ama tabii bir de bol bol para olması lazım. En az okuma 8 bin TL ‘den başlıyormuş. Yani anlayacağınız yine bu işler parası olana yarıyor. Parası olmayan da otursun evinde açsın dua kitabını yalvarsın dursun.”

Bu haberin yayınlanmasının ardından, Basın Konseyi’ne başvuruda bulunan Sinem Kobal vekili Av. Gökçe Kılıç Gülsaran şikâyet başvurusunda özetle, gerçeklik değeri taşımayan ve müvekkili hakkında olumsuz fikirler oluşmasına neden olabilecek bu yazının, sorumlu gazetecilik anlayışına ve Basın Meslek İlkeleri’ne aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Şikâyet dilekçesinde, bu haberin yalnızca toplumu yanıltı bir mahiyet taşımadığı ancak aynı zamanda yazıda geçen ifadeler ile müvekkilin toplum nezdinde küçük düşürüldüğünü ve itibarının zedelendiği ifade edilmiş ve bu durumu kanıtlamak üzere, haberden alıntılar yapılarak, müvekkil küçük düşüren ve bir kadın olarak onurunu kıran gerçek dışı iddialar sıralanmıştır.  Bunun yanı sıra, haberde yer alan, şikâyetçi Sinem Kobal’ın erkek arkadaşı ile barışmak ve evlenmek için hocaya gidip kendisi okuttuğu iddiasının tamamen gerçek dışı olduğu belirtilmiş, kendisini kanıtlamış bir dizi oyuncusu olan şikâyetçi hakkındaki bu gerçek dışı iddianın yalnızca kendisini yıpratmak ve onun popülaritesinden yararlanmak maksadıyla ortaya atıldığı belirtilmiştir. Bu gerçek dışı haber hazırlanırken, hiçbir şekilde bir araştırma yapılmadığı ve şikâyetçinin özel Rent a car hayatının sansasyonel bir haber yaratmak gayesiyle ihlal edildiği belirtilerek, tüm bu hususların Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI:  Medyanet İnternet hizmetleri ve Yayıncılık Tic. Ltd. (www.gecce.com internet haber/magazin sitesi) ve Gül Erçetingöz vekili Av. Ömer Durak tarafından Basın Konseyi’ne gönderilen 19.06.2012 tarihli yanıt açıklamasında özetle, şikâyet eden tarafından şikâyet konusu yazıya istinaden kendilerine ihtarname gönderilerek bu yazının kaldırılmasının talep edildiğini ve bu ihtarname üzerine yazının kaldırıldığı, gerek www.gecce.com internet sitesinde gerekse google arama motorunda söz konusu içeriğe rastlanılmadığı, bu yazının herhangi bir mahkeme kararı olmamasına rağmen müvekkili iyi niyet çerçevesinde kaldırılarak erişime engellendiği, şikâyetçini Basın Meslek İlkeleri’ne aykırılık iddiasının mesnetsiz ve hukuka aykırı olduğu belirtilmiş ve bu şikâyet hakkında şikâyetin yersizliğine karar verilmesi talep edilmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 4 Temmuz 2012 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu yazı, www.gecce.com haber/magazin sitesinde 15.05.2012 tarihinde Gül Erçetingöz imzası ve “Sinem Kobal’ı 40 Hoca okumuş” başlığıyla yayınlanmış bir magazin haberidir.

Habere konu edilen şikâyetçi, popüler bir dizi oyuncusudur ve bu nedenle magazin dünyasının yakından takip ettiği bir kişiliktir. Magazin basını tarafından bugüne kadar şikâyetçinin özel yaşamına ilişkin pek çok haber, yorum, fotoğraf ve görüntü yayınlanmış olup, şikâyet konusu haber de bütünüyle şikâyetçinin özel yaşamı ile ilgili ilginç ve çarpıcı bir iddianın kamuoyuna aktarılmasından ibarettir.

Bu nedenle, bu şikâyetle ilgili olarak esas araştırılması gereken konu, bireylerin özel yaşamlarının gizliliğinin korunması hakkı ile basın yoluyla ifade özgürlüğünün kullanılması arasında adil bir dengenin kurulmasına ilişkindir. Somut olayda olduğu gibi, basın tarafından yayınlanan habere konu edilen kişinin, sıradan bir birey değil ancak şöhretli bir kimse olması durumunda ne şekilde hareket edilmesi gerektiği konusunda, temel ilke ve standartlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilmiş olan 2006 tarihli Von Hannover vs. Almanya kararında net bir biçimde ortaya konulmuştur. Monaco prensesi Caroline’in  çocuklarıyla yemek yerken, kano yaparken, plajda tam sendelediği bir anda vs. gibi tamamen özel yaşamını sürdürdüğü alanlarda çekilmiş fotoğraflarının yayınlanmasına ilişkin olarak verilen bu kararda AİHM özetle, özel hayata ilişkin korumanın ifade özgürlüğüne karşı dengelenmesinde ağırlıklı unsurun yayınlanan fotoğraf ve makalelerin kamu yararına katkıda bulunması gerekliliği olduğunu belirtmiştir. Mahkeme bu noktada kamu yararı ve kamu merakı arasında kesin bir ayırım yapmış ve başvurucunun kamuoyunda tanınmış bir kişi olmasına rağmen, yegane amacı başvurucunun özel hayatına ait detaylarla birtakım okuyucuların merak duygularını tatmin etmek olan söz konusu fotoğraf ve makalelerin yayınlanmasının topluma herhangi bir yarar sağlamayacağına karar vermiştir. Diğer bir ifadeyle AİHM, bireylerin özel yaşama ilişkin haber, yorum, fotoğraf ve görüntülerin topluma duyurulmasında ancak kamu yararı var ise bu durumda bir dengenin varlığından söz edilebileceğini; buna karşın sadece kamu merakını tatmin etmeye yönelen haber, yorum, fotoğraf ve görüntülerin ise AİHS korumasından yararlanmayacağını açıkça belirlemiştir. AİHM, Prenses Caroline’in açtığı davada, fotoğraf ve makalelerin, başvurucunun herhangi bir resmi görevi olmaması

Ve başvurucunun özel hayatı ile ilgili olmaları nedeniyle kamu menfaatine bir katkı sağlamadığının aşikâr olduğuna karar vermiştir.  Buna ek olarak, Mahkeme, kamuya açık mekânlarda bulunsa ve herkes tarafından tanınsa dahi,  halkın başvurucunun nerede olduğunu ve genel olarak özel hayatında nasıl davrandığını bilme hususunda yasal bir menfaatinin olmadığına karar vermiş ve başvurucunun tamamen özel yaşamını sürdürmesiyle ilgili olan bu fotoğrafların yayınlanmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özel yaşamın gizliliği hakkını düzenleyen 8. Maddesinin ihlâli niteliğinde olduğuna hükmetmiştir.

Bu karardan hareketle somut şikâyeti ele aldığımızda, şikâyetçinin sevgilisiyle barışmak için 40 hocaya gittiği ve hocaların okuduğu şeklindeki haberin kamuoyuna aktarılmasında yukarıda yapılan ayırım çerçevesinde herhangi bir kamu yararından söz edebilmek mümkün olmayıp; bu haber bütünüyle kamu merakını tatmin etmeye yönelik bir haberdir.

Bunun yanı sıra haber şikâyetçi tarafından kesin bir dille yalanlanmış olup, şikâyet edilen vekilinin yanıt yazısında da, haberin gerçekliğini savunan ya da ispatlamaya yönelen hiçbir somut veri ortaya konulmamıştır. Nitekim şikâyet edilenin dilekçesinde ifade edildiği gibi, şikâyetçinin talebi üzerine bu haber, şikâyete konu internet sitesinden kaldırılmış ve erişime engellenmiştir. Ancak, şikâyet edilen vekilinin iddiasının aksine, google arama motorundan giriş yapıldığında bu haberi farklı haber/magazin sitelerinde kopyalanmış olarak görebilmek mümkündür.

Sonuç olarak, şikâyetçinin özel yaşamına ilişkin olarak kaleme alınan dedikodu mahiyetindeki bu yazının kamuoyuna aktarılmasında hiçbir kamu yararı bulunmadığı ve ayrıca yazının içeriğinin de gerçekliği ciddi anlamda şüpheli görüldüğü için, bu yazı ile şikâyetçinin kişilik haklarına zarar verildiği tespit edilmiştir. Bu itibarla, bu yazının Basın Meslek İlkeleri’nin;

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

“Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz” şeklindeki beşinci ve

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı maddelerini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda izah edilen gerekçeler çerçevesinde, www.gecce.com haber/magazin sitesinde 15.05.2012 tarihinde “Sinem Kobal’ı 40 Hoca okumuş” başlığıyla yayınlanan haber nedeniyle, www.gecce.com haber/magazin sitesi ile haberi hazırlayan Gül Erçetingöz’ün “uyarılmasına  oyçokluğuyla karar verilmiştir.

(Karar No: 2012/ 27)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.