,

Basın Konseyi Hatay’a Gidiyor

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, aylık olağan toplantısında, gündemdeki konularla birlikte, escort Hatay Valiliğinin basın açıklaması yasağını görüşmüştür.

Öncelikle, hiçbir makamın yasal  olarak böyle bir yasak koymayacağını böyle bir yasağın demokrasiyle bağdaşmayacağını belirtmeyi görev sayıyoruz.

Basın Konseyi olarak, yaşanan  tartışmaları yerinde inceleyip değerlendirmek amacıyla, Sultanbeyli Escort Gazeteciler Cemiyetleri, Tuzla Escort Hatay Barosu ve çeşitli meslek kuruluşlarıyla görüşmek üzere, 11/12 Eylül Salı/Çarşamba günleri Hatay’da olacağımızı ve edindiğimiz izlenimleri kamuoyuyla paylaşacağımızı  bilgilerinize sunuyoruz.

İbrahim Arıkan’a Plaket.

Basın Konseyi Yüksek maltepe escort Kurulunda çok değerli hizmetler vermiş olan eğitimci Dr. İbrahim taksim escort Arıkan, kurucusu olduğu MEF Okullarına bir de Üniversite eklemek amacıyla artan uğraşları nedeniyle şişli escort Yüksek Kuruldaki görevinden ayrılmıştı.

Konseye yaptığı katkılar nedeni ile Basın pendik escort Konseyi Başkanı Orhan Birgit, Arıkan’a bir şükran plaketi sundu.

 

Basın Konseyi, Suriye’de Bulunan Kayıp Gazeteci İçin Dışişleri Bakanlığına Başvuruda Bulundu

Suriye’deki olayları bir  Arap Televizyonu adına izleyen Gazeteci Cüneyt Ünal ile Mecidiyeköy Escort iletişim  sağlanamadığı yönündeki haberler  üzerine Basın Konseyi Dışişleri Bakanlığına  başvurarak bu konudaki çalışmaların daha  da hızlandırılmasını istemiştir.

Konsey’den yapılan açıklamada rus escort “Devletimizin her vatandaşımıza ve oradaki meslektaşımıza da sahip çıkacağından emin olmakla birlikte, bu doğrultudaki çalışmalarının arttırılmasını dileriz.” denildiği ifade edildi.

Basın Konseyi İç İşleri Bakanına Cevap Verdi

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in Ordu’da yaptığı Bayram Konuşmasında  hatalı tutumunu eleştiren köşe yazarlarını tehdit eden sözlerine cevap veren Basın Konseyi açıklamasında şöyle denildi:Bu yakışıksız sözleri sahibine iade ederiz.”

"Uykudan Önce Bir Dakika" – Hasan Pulur – Milliyet

Orhan Birgit, hem yaş, hem kıdem olarak bizden biraz büyükse de aynı kuşaktan sayılırız. “1950”li yıllarda Orhan Birgit “Yeni Sabah”tayken biz de “Yeni İstanbul” ve “Vatan”daydık. Orhan Birgit, bildik bileli CHP’lidir, hem de Sefa Kılıçoğlu’nun “Yeni Sabah”ında…
Orhan Birgit’in, CHP Gençlik Kolu’nda başlayan siyasi hayatı kademe kademe yükselmiştir, milletvekilliğinden bakanlığa kadar.
* * *
Birgit, şimdi Basın Konseyi Başkanı’dır, yaşamı boyunca sürdürdüğü siyasi mücadeleyi “Basın Konseyi Başkanı” olarak tutuklu meslektaşları için göstermektedir, kuru kuruya kâğıt üzerinde değil.
Basın Konseyi ve Yüksek Kurul Üyeleri’yle cezaevlerindeki gazetecileri ziyaret etmekte ve ellerinden geldiği kadar onları yalnız bırakmamaktadır.
* * *
Peki, oralardaki durum nedir?
Sayıları doksanı aşan tutuklu gazetecinin ortak bir görüşü var:
“Ülkemizde bağımsız adalet yoktur.”
Bu görüş, doğru veya yanlış olarak değerlendirilebilir.
Orhan Birgit şöyle der:
“Kendilerini, tutuklu değil, tutsak olarak gören meslektaşlarımızın seslerini dikkate almanın, bir insanlık ve doğal olarak sorumlu yurttaşlık olduğunu unutmamak gerekiyor.”
Nasıl, ne yaparak?
Şöyle:
“Politik görüşlerimi, bu gerçeklerin dışında bırakarak, yıllardır, göğün mavisine, doğanın yeşiline ve toprağa hasret duyan ve beton yığınları içindeki hücrelerinde tecritte tutulan meslektaşlarımızın sorunlarına yardım amacıyla onlara destek olmamızı rica ediyorum.
Her gece başınızı yastığa koymadan önce, lütfen bir dakikanızı ayırın ve kendi kendinize sorun: Bu gazetecilerin tutukluluğu ne zaman sona erecek? Onları tutuklayan irade, ne zaman haklarındaki kanıtları toplayarak değerlendirme aşamasına gelecek?
Yanıtını kendi vicdanınızdan alabilirseniz uykuya dalabilirsiniz…”
* * *
Orhan Birgit’le biraz da nostalji takılalım…
Bunca yıl kaç sivil başkan gördük, gazetecileri şikâyet edenler oldu, yanlış yazıyor, gördüklerini yazmıyorlar, diye…
Köşe yazarlarını patrona şikâyet eden, “Bu adamları, köşe yazarı olarak nasıl tutuyorsun?..” diyen Başbakanı hatırlıyor musunuz?
Biz kulaklarımızla duyduk, televizyonda dinledik, Sayın Tayyip Erdoğan şöyle diyordu:
“Şimdi çıkmış birileri köşesinde yazıyor. Ne diyor? ‘Dışişleri Bakanı’nın Myanmar’da ne işi var,’ diyor… ‘Başbakan’ın kızının, hanımının gidişini anlıyorum da, Dışişleri Bakanı oraya niye gidiyor,’ diyor. Ben buradan o medya patronuna ‘yazıklar olsun’ diyorum. Bu adamları köşe yazarı olarak nasıl tutuyorsunuz?..”
* * *
Sevgili Orhan Birgit, uykuya dalmadan önce “Tutuklu gazeteciler için düşünün ve bir dakika vicdanınızın sesini dinleyin” diyor…
Buyurun bir deneyin.
Sabahı sabah ettiniz mi?

Hasan Pulur

Milliyet – 17.08.2012

,

Has Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş Basın Konseyi'ni Ziyaret Etti.

Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit tarafından karşılanan Kurtulmuş, yeni seçilen Yüksek Kurul üyelerini tebrik etti.

Basın Konseyinin çalışmaları hakkında bilgi veren Konsey Başkanı Orhan Birgit, “Politik yaşamımızın önemli simalarından Sayın Prof Dr Numan Kurtulmuş’u Basın Konseyi’nde ağırlamaktan çok mutlu olduğumuzu belirtmek isterim.

Faal gazetecilerden oluşan Basın Konseyi çeyrek yüz yıldır, bir yandan medyanın etik sorunlarıyla uğraşmakta; öte yandan da özellikle ifade özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik girişimlere de karşı çıkmaktadır.

Sözde bir terör örgütünün üyesi olmakla suçlanan 90’ı aşkın gazetecinin ucu açık bir şeklide beş yıldır özgürlükleri alınmış olarak tutuklu bulunmasından duyduğumuz üzüntüyü de özelikle bir Ramazan Bayramı öncesinde sizinle paylaşmak isterim.

Çok Partili demokratik  bir Parlamento ile yönetilen ülkemizin yakın geleceğinde,bundan önce olduğu gibi faal bir siyaset önderi olarak önemli görevler üstleneceğiniz duyumlarını ilgi ile izliyoruz.

Kamuoyunun beklentisi bir Toplumsal Barıştır. Bu doğrultuda olumlu adımlar atacağınıza da güvenmek istiyoruz.” Dedi.

Basın Konseyi’ne seçilen yeni Yüksek Kurul üyelerini tebrik eden Numan Kurtulmuş’a üyeler Türkiye’de basın özgürlüğü hakkında ayrıntılı bilgi verdiler.

Görüşmede  2. Başkan Kenan Akın, Üyelerden Nevzat Yalçıntaş, Erdal Güven, Yaman Törüner, Turgut Kazan ve Enver Aysever de hazır bulundular..

,

Basın Konseyinden Medyaya Mektup

Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit tutuklu gazeteciler ile ilgili bayram öncesi medya mensuplarına birer mektup gönderdi.

08 Ağustos 2012

Sayın  Meslektaşım,

 

İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinde terör örgütü oluşturmaktan sanık olarak yargılanan meslektaşlarımız, İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Başkent Medya Grubu Başkanı da olan Zonguldak Milletvekili Prof.Dr. Mehmet Haberal, Doğu Perinçek, Mehmet Perinçek, Yayıncı/Yazar Ergun Poyraz ile “İletişim Özgürlüğü”nü kuruluş amaçlarının başında gören Basın Konseyi’nin Başkanı ve Yüksek Kurul Üyeleri olarak  olabildiğince görüşme olanağı sağlamaya çalışıyor, aynı nedenle Diyarbakır ağırlıklı güney doğulu meslektaşları da tutuklu bulundukları Cezaevinde ziyaret ediyoruz .

Sayıları 90’ı aşkın tutuklu gazetecilerin ortak görüşü, “Ülkemizde bugün bağımsız Adalet olmadığı” noktasında toplanmaktadır.

Bu görüş, doğru; ya da yanlış olarak değerlendirilebilir.

Ancak, kamuoyu yoklamalarında da “Adalet Kurumunun en az güvenilir” olarak değerlendirildiği gerçeğini dikkate alarak, kendilerini “tutuklu değil, tutsak olarak” gören meslektaşlarımızın seslerini dikkate almanın bir insanlık ve doğal olarak sorumlu yurttaşlık borcu olduğunu unutmamamız gerekiyor.

Politik görüşlerimizi, bu gerçeklerin dışında bırakarak, yıllardır, göğün mavisine, doğanın yeşiline ve toprağa hasret duyan ve beton yığınları içindeki hücrelerinde tecritte tutulan meslektaşlarımızın sorunlarına yardım amacıyla onlara destek olmamızı rica ediyorum.

Her gece başınızı yastığa koymadan önce lütfen bir dakikanızı ayırın ve kendi kendinize sorun: Bu gazetecilerin tutukluğu ne zaman sona erecek? Onları tutuklayan irade, ne zaman haklarındaki kanıtları toplayarak değerlendirme aşamasına gelecek?

Yanıtını kendi vicdanınızdan alabilirseniz uykuya dalabilirsiniz…

Sevgiler, saygılar sunuyorum.

Orhan Birgit
Basın Konseyi Başkanı

 

 

,

Basın Konseyi, Koç Özel Lisesi 98 Mezunları adına Deniz Erel ve İlke Öztürk tarafından Hürriyet Gazetesi Yazarı Ertuğrul Özkök Hakkında yapılan “Şikâyetin Yersizliğine” Karar Verdi.

Basın Konseyi, Koç Özel Lisesi 98 mezunları adına Deniz Erel ve İlke Öztürk’ün Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök hakkındaki şikâyetiyle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

 

RAPOR

 

REFERANS                         : 2012/ 31

 

ŞİKÂYETÇİLER                : Deniz Erel ve İlke Öztürk

                                                (Koç Özel Lisesi 98 Mezunları adına)

 

ŞİKÂYET EDİLEN                        : Ertuğrul Özkök

Hürriyet Gazetesi Yazarı

 

ŞİKÂYETİN KONUSU      : Koç Özel Lisesi 98 Mezunları adına Basın Konseyi’ne yazılı bir şikâyet başvurusunda bulunan Deniz Erel ve İlke Öztürk, Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Ertuğrul Özkök’ün merhum arkadaşları Ege İyioğlu için verilen vefat ilanını konu alarak kaleme aldığı 23.06.2012 tarihli köşe yazısında Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.

Şikâyete konu köşe yazısı, Ertuğrul Özkök tarafından kaleme alınmış ve 23.06.2012 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştır. “Çapkınlık bir erkek meziyeti midir?” başlığını taşıyan bu köşe yazısında şu ifadelere yer verilmiştir:

“SADECE adının Ege olduğunu biliyor.

Arkadaşları ölüm ilanı vermişler.

Geçen salı günü Milliyet gazetesinde yayımlanan ilandan anlıyoruz ki, Koç Lisesi veya Üniversitesi 98 dönemi öğrencisi.
Arkadaşları onu hangi özellikleriyle hatırladıklarını sıralamışlar.
Bakın bir arkadaştan geriye kalan hatıralar zinciri nasıl bir portre ortaya çıkarmış:

* * *

“Yüreği kocaman; Kalbinde herkese bir yer olan; Hayat dolu; Neşe kaynağı; Farklı; Renkli; Güler yüzlü; Sevecen; Çok okuyan; Komik; Hız meraklısı; Deli şoförümüz; Vatansever; Kukaların kâbusu; Ocakbaşlarının efendisi; Büyük gurme; Hepimizden hızlı; Çorap düşmanı; Klima ile duygusal bağı olan; Ehliyeti A4 kâğıt olan yegâne insan; Kıvırcık; Çok gezen; Faradays’ı arayan şalvarlı; Teknoloji hastası; Minik kuş; Afacan çocuk; En eğlenceli insan; Şahsına münhasır; Delidolu, Düdük makarnası; Erim İsfandiyar; Vehbi’nin babası; Kedi âşığı; Arkadaş canlısı; Meraklı; Açık sözlü; Bilgisayar dehası; Misafirperver; Yetenekli; Başarılı; Muhabbetin kölesi; Muzip; Şakacı; Kebap âşığı; Damacana ile su içen; Gönlü zengin; Merhametli; Kaderci; Kocaman; Sevgi börülcesi; Mantı meraklısı; İngilizce sözlüğümüz; Osmanlı Türkçesinin medarı iftiharı; Pizza Hut’un kâbusu; Ocağımızın ağabeyi; Bir tek arıdan korkan; Tertemiz kalpli dev adam; Hayata gözlerinden ziyade gönlü ile bakan güzel insan.”

* * *

Arkadaşları onunla ilgili sevgi dolu, eğlenceli, güzel bir hatıra portresi çıkarmışlar.
Ancak bunların dışında, ayrı tanım daha var ki, çok dikkatimi çekti.
Biri şu:
“Aşk kumkuması…”
Anladığım kadarı ile çabuk âşık olan bir gençmiş…
Ama arkasından gelen tarif biraz düşündürüyor: “Son derece çapkın…”
“Çapkınlık” benim gözümde iyi bir meziyet değil.
Zampara ve çapkın kelimelerini hiç sevmem.
Bu ifadeyi görünce şu sonucu çıkardım:
Acaba bu ilanı verenler sadece erkek arkadaşları mı?
Çünkü bir kadının çizeceği arkadaş portresine, çapkınlığın bir meziyet olarak gireceğini sanmıyorum.
O nedenle özellikle kadın okurlarımın düşüncesini çok merak ediyorum.
Çapkınlık bir özellik olabilir.
Ama meziyet olabilir mi?..
Tabii bir de şu soru var:
Çapkınlık sadece erkeklere ait bir özellik midir?
Eğer öyleyse ilanı verenler arasında kadın arkadaşları da var mıydı sorusu manasız kaçacak değil mi…

 

Bu köşe yazısının yayınlanmasının ardından Koç Özel Lisesi 98 mezunları adına Basın Konseyi’ne başvuruda bulunan merhum Ege İyioğlu’nun dönem arkadaşları Deniz Erel ve İlke Öztürk, Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök’ün bu köşe yazısı ile merhumu ve yakınlarını rencide edildiğini belirterek, gerekenin yapılmasını talep etmişlerdir.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Hürriyet Gazetesi Yazarı Ertuğrul Özkök’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 23 Temmuz 2012 tarihinde, e-mail ile gönderilmiş, mektubun teslim alındığı bilgisi Afitap Kutluay olarak bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:Şikâyet konusu köşe yazısı, 31 yaşında hayata veda eden Ege İyioğlu için Koç Lisesi’ndeki dönem arkadaşları tarafından verilen vefat ilanını konu almakta ve yazarın bu vefat ilanında geçen bazı ifadelere ilişkin kişisel yorumlarını içermektedir.

Ege İyioğlu için dönem arkadaşları tarafından verilen vefat ilanında, arkadaşlarının onu hatırladıkları şekildeki hepsi birbirinden güzel çok sayıdaki sıfat ve betimleme ard arda sıralanmış ve bu şekilde sonsuzluğa uğurladıkları dönem arkadaşları en içten hislerle yad edilmiştir.

 

Şikâyete konu köşe yazısında ise, arkadaşlarının merhum hakkındaki bu hatıralar zinciri aynen alıntılandıktan sonra, yazarın deyimiyle bu “sevgi dolu, eğlenceli, güzel hatıra portresinde geçen iki tanım, “aşk kumkuması ve “son derece çapkın” tanımları özel olarak seçilmiş ve bunlardan “çapkın” sözcüğü üzerinden vefat ilanına ilişkin bazı kişisel yorumlarda bulunulmuştur. Bu yorumlarda, yazar özellikle çapkınlığın bir meziyet olup olmadığını ve özellikle de bunun sadece erkeklere özgü bir meziyet olup olmadığına ilişkin görüşlerini okuyucuyla paylaşmıştır.

 

Öncelikle belirtmek gerekir ki, genç yaşta vefat eden bir kişi hakkında lisedeki dönem arkadaşları tarafından verilen son derece sıcak ve samimi bir vefat ilanındaki çok sayıdaki sıfat ve betimlemeden sadece bir tanesi cımbızla çekip almak ve bunun üzerine yorumlar geliştirmek hiç de hoş olmayan bir gazetecilik yöntemidir. Zira vefat ilanları gibi son derece bir insanın kaybını anlatan son derece hassas metinler üzerindeki en iyi niyetli yorumlar bile, vefat eden insanın ailesini, yakınlarını, sevenlerini kolaylıkla yaralayabilir.  Bu açıdan cımbızla çekilen ifadenin “çapkınlık” gibi cinsellik çağrıştıran ve yankı uyandırma garantisi olan bir kavram olması ve bunun üzerinden kişisel yorumların geliştirilmesi yakışık almayan bir tutumdur. Bu tarz bir tutumun ise vefat eden insanın ailesi, yakınları ve sevenlerini yaralayabileceği kuşkusuzdur. Bu nedenle, Genel Sekreterlik görüşü, bu köşe yazısının Basın Meslek İlkeleri’nin “Şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır” şeklindeki 13. Maddesini ihlal ettiği yönündedir.

Basın Konseyi Yüksek Kurulu ise, yapmış olduğu değerlendirmenin sonucunda, bir vefat ilanını konu alan bu köşe yazısında, ele alınan konunun hassasiyeti noktasındaki Genel Sekreterlik görüşünü paylaşmaktaysa da; bu köşe yazısının bir bütün olarak değerlendirildiğinde gerek vefat eden kişiye gerekse sevenlerine yönelik hiçbir olumsuz yargı ve değerlendirme içermediği ve bu nedenle Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal etmediği sonucuna ulaşmıştır.

Bu itibarla, köşe yazarı Ertuğrul Özkök’ün  23.06.2012 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Çapkınlık bir erkek meziyeti midir?” başlıklı köşe yazısı hakkında Koç Özel Lisesi 98 Mezunları adına Deniz Erel ve İlke Öztürk tarafından yapılan başvuru hakkında, “şikâyetin yersizliğine” karar verilmiştir.

 

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

,

"Kayda Geçsin" – Necef Uğurlu

Balbay’ın Kalemi ve Serdar Turgut’un ……

Basın Konseyi Genel Sekreteri Hasan Sınar, Yüksek Kurul Üyeleri Pendik Escort Prof. Nurşen Mazıcı, Gökmen Karadağ, Enver Aysever ve bendeniz
yeniden Silivri cezaevi yollarına düştük.

Düştükte ne oldu?

Gazeteci yazarlar hala içeride demek ki bizlerin düşündüğünü yazma özgürlüğünü savunması yetersiz, Bulaç, Alkan, Gülerce, Kekeç, Özgürel, Alpay, Altan, Karakaş, Akyollar, Bumin, iktidara yakın, uzak-yakın aklıma gelen gelmeyen vicdanı olan her kalem  düşmedikçe yollara içeridekiler çıkamayacaklar.

Görüştüğümüz içerideki gazetecilerin tutukluluk gerekçelerini hala hâkime sordukları ve savcıdan ‘ Silivri Escort ’ cevabını aldıkları davanın  hukuki boyutu,  değil beni artık benim diyen hukukçuları bile şaşırtan noktaya geldi.  Ben meselenin insani, vicdani ve iyi niyet noktalarındayım.

Cezaevi kurallarına göre bana içeriden verilen kalem yazmamaya başlayınca istanbul escort Mustafa Balbay kalemini verdi,  Balbay tutsak ama kalemi yazıyor, tuttuğum  notlar Balbay’ın kaleminden.

‘Bu kalemle 25 sahife yazılıyor’ dediği kalemi şimdilerde hep çantamda.  Niyet tuttum kalem bittiğinde belki gazeteciler mahpustan çıkmış olurlar.

Balbay’dan başlayacak olursak;   rövanş almak niyetlisi değil, artık ‘siyasetçi’ olarak düşündüğünü ülkenin barışı için yola devam edeceğini ve mücadelesini olduğu yerden sürdürdüğünü söylüyor. ‘Meslektaşlarıma hesap vermeye hazırım’ diyor.

Tuncay Özkan’ın derisindeki döküntüler daha iyice, Nazlıcan demedikçe gözleri dolmuyor, deli yüreği susmuyor, lakin kızından söz açılsın istemiyor çünkü iş kızına gelince o Tuncay gidiyor yerine başka Tuncay geliyor. Nazlıcan’a çektirilenler bu devletin büyüklüğüne yakışmıyor. Bu devlet ki babasıyla uğraştığı hiçbir çocuğu gadre uğratmamıştır, babayı assa çocuğu bağrına basmıştır duyduklarım karşısında yazıklar olsun dedim ve iki iktidar siyasetçisini kalbimin en karanlık, en kinli kapısına işledim. Hele bir tanesi elden ele cezve gibi o kanal bu kanal geleceğine yatırım yapan en arsızlarından,  el kadar çocuğa yaptıklarının hesabını verirken görmeği Allah bana nasip etsin.

Tuncay ‘Ben bu ülkeyi aşkla sevdim. İletişimimde bir hata olabilir imanımda yok’ diyor.

Barış Terkoğlu ‘Tahliye düşünmemek, kapının sesini dinlememek en iyisi.’ diyor. O da suçunu arıyor ve haklı olarak soruyor ‘suçum nedir ‘ diye.  Haber, yazı, kitaptan başka bir şey göremiyor.

‘ Üniversitede zabıta simitçiyi götürse koşardık’ diyen bir ahlaktan gelen bu genç adam içeriye sığmıyor, yakışmıyor. İTÜ makine, Marmara Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü Siyasi Tarihçi, İktisat doktoru.

‘Bize de Bahçelievler katilleriyle aynı anda çıkmak yakışmazdı’ diye teselli ediyor bizi, gel de dayan yüreğim.

Doğu Perinçek siyasi boyutu bir yana ciddi bir entelektüeldir. Sanat, şiir, edebiyat vardır kişiliğinde. Sanatın, sanatkârın yanında onun kadar olmuş, üstelik bırakın iktidarı muhalefete bile bu kadar uzakken kaç siyasetçi vardır acaba, layığı Silivri midir? Angutlaşmanın kol gezdiği ülkemizde onu koyacak başka yer bulunamadı mı?  Sanki içimden geçenleri anlıyor ve ‘Kendimi kurtarmak gibi bir problemim yok. İyi olmamız lazım.’ ‘Sıcak Para’ diktası budur,  dayılarımız, amcalarımız Yemen’de neyse bizler burada oyuz’ diyor.

Yalçın Küçük ‘Her hapse girdiğimde 10 yaş gençleşirim’ diye başladı söze. ‘Çok hücreye atıldım. Gerekçe olmazdı, karıştırırım ortalığı’ diye devam etti. Fethullah Hocanın din kısmını zayıf ekonomik tarafını kuvvetli buluyor.

‘Tarihte böyle bir dava yok. Bu dava bitmiştir. ÖYM diye bir mahkeme yok büyük başarıdır.’  Derken kazandıkları zaferden bahsediyordu. Kısa süren görüşmemizde en çarpıcı cümlesi ise  ‘Derdim yok ki anlatayım’ sözleri oldu.

Prof. Küçük kaya gibi ve muzip yanı ağır basıyordu. Dayanamadım sordum: ‘Beynimin bir yarısı Yalçın Küçük öbür yarısı Alpaslan Türkeş ‘diyen Avni Özgürel kendi beyni olmadığı  için mi dışarıda siz içeridesiniz diye ….’Avni akıllıdır, para kazandı’ diye gülümsedi.

Soner Yalçın içeride olmalarını iktidara ayna tutma olarak görüyor. ‘akılsız düşman kötüdür’ diyor. ‘Ergenekon sürecine inandık, ilk başta gladyö göz yumdu bu hayalete’ diyor. Medya dayanışması olmadığını ve temel meselenin kıskançlık olduğunu düşünüyor. Hükümette metal yorgunluğundan söz ediyor, hükümetin tek kişi olduğunu ve ağır geldiğini söylüyor.

Barış Pehlivan açık hukuksuzluk karşısında inancını yitirmemiş ki ‘Başkan suçsuz olduğumuzu biliyor’ dedi. Peki neden buradasınız sorusuna cevabı ‘Gözdağı vermek’ oldu.

Bu pek tuhaf mahkemenin en net cevabını dışarıdakilere yani bizlere Barış Pehlivan verdi.

Yazımın başına döneceğim, iktidara yakın, uzak – yakın vicdan ve cesaret sahibi yazarlar, gazeteciler bu gözdağı bizleri tarihe korkaklar olarak geçirir, içeridekileri ise kahraman olarak yazar.

Akıllı, bilgili Serdar Turgut’un haline bakın, pipisinin küçük olduğundan bahseder hale geldi. Eğer tabii, pipisine çok önemli ve ülke geleceğini değiştirecek bir formül yazmadıysa ve bu formül iktidarsızlığı yüzünden okunamaz hale gelmediyse bu insanlık halinden bize ne.

Diyeceğim Serdar Turgut’u bile bu hale getiren bir dönem bu. Hoş kendisi gönüllü ise kime ne, hatta yakın dostu Ertuğrul Özkök’ü de eşcinsellik ihtimali üzerinden sırtlamış götürüyordu İzzet Çapa’nın yaptığı röportajda.  Gülen Cemaatine ziyaret ve methiyelerin sonu nedense cinsel hayat üzerinden laiklik vurgusu yapma ihtiyacıyla sonlanıyor, Özkök ekolü gazetecilerde sıkça görülen bir ruh hali. Sayın Gülen ve hareketi misafir ettiklerinden işitmek istedikleri sözleri duyunca pek memnun oluyorlar, bir baş tacı ediyorlar ki sormayın! Lakin üç beş ay sonra bu konukları ‘Cemaat mensubu’ olarak damgalanmak korkusu sarıyor olmalı ki hemen denge cinsellikle laiklik kurgusuna dönüşüyor. Memlekette belden aşağı serbest, düşünmek, düşündüğünü söylemek yasak olunca liberal düşünce ne yapsın, neyse bu seks obsesyonlu konuklar centilmenler kulübünün sorunu, bakalım Samanyolu veya Mehtap TV’ye Serdar Turgut pipisiyle ilgili bir söyleşiye çağırılacak mı ?

Dışarıda teveccühe mazhar olan Serdar Turgut’un cinsel meselesi var.

İçerdekilerin ortak yanı memleket meseleleri.

Sayın Gülen cemaati tercih sizin.

İçerdekiler çete kurmaya pek elverişli gözükmüyor.

Hepsi reis, hiç Kızılderili yok aralarında, vasatın üstü adamlar fikirlerine katılın katılmayın, beğenin beğenmeyin, akıllarından da utanmıyor düşündüklerini söylüyorlar.

Kim daha zararlı kim memleketin hayrına takdirlerinize bırakıyorum.

Vakit tamam, yazı tamam.

Zaman yazan, çizen, düşünen, hatta niyet kurabiyelerinin içine maniler yazanlar dâhil, kendine yazarlığı yakıştıranların zevzekliği bırakıp içeridekiler için insani, vicdani iyi niyet duygularını harekete geçirme zamanıdır.

Bizim ziyaretimiz yetmedi. Hala içerideler.

Adalete yardımcı olalım.

Sevgiyle

Necef Uğurlu

“Bu köşe yazısı dorduncukuvvetmedya.comhurhaber.comgercekgundem.com ve sacitaslan.com haber sitelerinden alınmıştır.”

 

 

,

“Bir Ziyaret, Yarım Tahliye Demektir. Sağolun’’

24 TEMMUZ. BASINDA SANSÜRÜN KALDIRILIŞININ 104. YILINDA

 

Basın Konseyi Silivri ceza ve tutukevindeki gazetecileri ziyaret etti:

24 Temmuz, basından sansürün kaldırılışının 104. yılında tutuklu gazetecilerin

feryatlarını duymak lazım:

 

 

–Cezaevinde tutuklu kalan 9 gazeteci,

Mustafa Balbay— Barış Pehlivan— Doğu Perinçek—

Soner Yalçın—Ergün Poyraz—Barış Terkoğlu—

Mehmet Perinçek—Tuncay Özkan—Yalçın Küçük’ü

Ziyaret eden Basın Konseyi Yüksek Kurul üyeleri:

Başkan Orhan Birgit-  Üyeler  Pınar Türenç- Turgut Kazan- Tufan Türenç-

Erdal Güven-  Yalçın  Büyükdağlı

Oldular…

 

 

“Görüşme sırası’’na  göre  konuştuğumuz gazeteci-yazar arkadaşlarımızın  bize aktardıklarından özetler şöyle:

 

1)   -MUSTAFA BALBAY:

 

(1240 gündür tutuklu)

 

–Hepimizin basın bayramı, sansürün kaldırılışının 104. yılı kutlu olsun. Ancak Türkiye’de çok kötü bir plan uygulanmak isteniyor.

– Ziyaretiniz bizi çok mutlu etti. Burada şöyle diyorlar; Bir ziyaret, yarım tahliye demektir. Sağolun..

-3. yargı paketi çıkarıldı, Ona da bambaşka unsurlar eklenmiş. Arkasından 4. paket geliyor. Onun da bir katkısı olacağını beklemiyorum.

-Karamsar değilim ama yaşananlar bunlar.

– 41 aydır içerde tutukluyum.

– Medya ne yapabilir ki.. Medya da tehdit altında

– Sansür yapılacak ortam bile bırakılmadı. Bir sansürlük basın bile kalmadı.

– AKP’nin kadın-gençlik kollarına bir de medya kolları eklendi. Bu şaka değil.

– Sansür tüm yollara uygulanıyor. Sadece medyaya değil. Herkesin susması, susturulması

için kullanılıyor.

–          Mahkemelerde yaşananlar komedi. Bir hafta, Ecevit neden, nasıl öldü sorusu soruluyor.  Arkasından gelen haftada ergenekonla bağlantın var mı diye soruyorlar.  Kel alaka konularla haftalar, aylar geçiyor. Böyle dava olur mu?

–          Bu yargılamalar karmakarışık bir hal aldı. 18. iddianame tamamlandı. 19, 20 sırada.   7 bin sayfa, 5 milyon sayfa oldu. Kim bunun altından kalkabilir ki..

–          Kitap okuyarak, yazarak ayakta kalıyoruz.

–          -AİHM’e başvuruyorsunuz, sizden önce kafes eylem planı, Zir vadisi davaları, lav silahları gibi karmakarışık dosyalarını topluca oraya gönderiyorlar. Aihm’in de kafasını karıştırmayı planlıyorlar.

–          Akp’nin Avrupa’ya, ‘CHP teröristleri milletvekili yaptı’’ diye bir çalışması var. Bunu temizlemek bile zaman alıyor. Yine de ben iyimserim.

–          BEKLENTİM DÜŞÜK. MORALİM YÜKSEK.

–          AMA TÜRKİYE’DE, KARAMSAR BİR UMUT VAR.

–          Yeni kitap yazıyorum. Yakında göreceksiniz.

–          Ailem ziyaretime geliyor. Oğlum Deniz ayda bir kez gelebiliyor. Benim çalışmak için  bu binada yaşadığımı zannediyor. Öyle anlatmışlar.  8 aylıktı ayrıldığımızda şimdi 2.5 yaşında. Parkta babalarıyla oynayan çocukları pataklamak istiyormuş.  Değişik duygular içinde..

–          Dışarı çıkınca İzmir’e gideceğim. Biz Pınar ile İzmir’de gazetecilik yaptık. Bizim zamanımızda adı Efes oteliydi. Şimdi Swiss otel olmuş. Onun yeşil bahçesinde oturmak isterim yine. Çok mu değişmiş acaba?

–          Kaldığım hücre ne kadar mı? ( kollarını  iki yana açtı iki yana esneyerek , sallanarak boyutunu uzatmaya çalıştı) işe bu kadar..  Ya yürüdüğümüz avlu.. Bir kenarı 5 adım, diğer kenarı 14 adım. Alın size yürüyüş parkuru…

 

 

2)   BARIŞ PEHLİVAN

 

 

( 18 aydır tutuklu)

 

-Basın bayramımız kutlu olsun.

–          14 ŞUBAT 2011 den beri tutukluyum. 18 ay oldu.

–          Balbay ile o küçük hücrede tutuluyoruz.  Okuyup yazmakla geçiyor  günlerimiz. İnternet yok. Avukatlarımız  önemli olayların çıktılarını getiriyorlar.görüyoruz.

–          19 gazete, dergi alıp okuyabiliyoruz .

–          Pınar abla, hatırlıyor musun, Demirel’in Brezilya  gezindeki uçak kazasını CNN deki belgesele anlatmıştın , o ORADAYDIM  belgeselini  ben çekmiştim.

–          Burada kültürel sorun yok.Yazıp çiziyoruz. Ancak  yazmak işkence. Çünkü bilgisayar kullanılamıyor. Elle yazıyoruz. Parmaklarımız nasır tuttu.

–          Hücreye konulduğumda 18 aylık evliydim. 27 yaşımdaydım. Şimdi 29’a bastım. Eşimden ayrı kaldım.

–          Hücrede bulaşıkları ben yıkıyorum.Balbay yemek yapıyor.

–          Semaverde çay yapıyoruz, onun buharında da yemek ısıtıyoruz.

–          Makarnaları yağdan arındırmak için önce  yıkıyoruz, semaver buharında ısıtıyoruz. Yemekler Çok ağır salçalı, yağlı çünkü.

–          Cuma günleri kantine fiş dolduruyoruz,liste veriyoruz.. Yoğurt,lavaş ekmeği taze nane haşlanmış yumurta gibi yiyecekler alıyoruz. Haftaiçi yiyoruz.

–          Ağırlaşturılmış müebbet suçu diyorlar..bekliyoruz.

–          3. paket de umutsuzluk yarattı. Bilgisayarlara atılan virüsleri inceletmek için çırpınıyoruz. Boğaziçi, Yıldız, ODTÜ den gelen raporları kabul etmiyorlar. Tübitak’dan gelenlere inanacaklarmış. 6 aydır rapor bekliyoruz.

–          ————————————————–

 

 

3)   DOĞU PERİNÇEK

 

 

 

(1587 gündür tutuklu)

 

 

—- BASIN BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. (Gülerek)

-Şunu bilmekte  yarar var : Cumhuriyeti yıkmak,Türkiye’yi bölmek ve kesinlikle Atatürk’ü yok etmek  üzerine hazırlanmış bir çalışma bu.

-herkesin Türkiye’ye”sahip çıkmak ve TC bütünlüğünü sağlamak  görevidir.

-Cumhuriyet,bence tüm kurumlarıyla yıkıldı da, yeniden kurabilirz..

-Bu davalarda hiç suçlu yok. Birinde var, birinde yok demek, davaları iyi bilenler için söylüyorum, aksini iddia etmek ahlaksızlıktır.

-Türk ordusu savaş yeteneğini  yitirdi.Bunu tarih yazacak.

-Yine de tüm bu karanlıktan yeni aydınlıklar çıkacaktır.

-Türk ordusu da kendini yenilecektir.

-Ben burada yatırılan en eski sarı basın kartı sahibiyim.

-Sonbahardan itibaren Türkiye derin bir krize girecek. Sınır komşularıyla büyük sıkıntıları var.

Türkiye’nin büyük bir hamle yapması gerek.  ABD çok önemli.

 

-Tüm bunlar için yeni bir iradeye, halkçı bir hükümete ihtiyaç olduğu kesin..

–Hücrem çok küçük. 4 metre kare.

 

4)   SONER YALÇIN

 

 

–          Basın bayramı.. (güldü..) evet bugün  24 temmuz.. sansürün kaldırılışının yıldönümü amma..

 

–          BAŞBAKAN, özel yetkili mahkemelere güvenmiyorum dedi. Başbakanın bile güvenmediği özel yetkili mahkemelere ben neden ,nasıl güveneyim..

–          Dışarısı çok VAHŞİ. Ben de çok KORUNAKSIZMIŞIM. Onu anladım.

–          134 sayfalık iddianame var. Bunun içinde 361 defa haberim geçiyor. 280 yerde kitap ve yazılarım, 53 köşe yazım, 26 röportajım, 5 makalemden bahseden sözcük var. İddianamenin hiçbir yerinde silah,bomba,eylem  kelimeleri bile geçmezken, niyet bile okunmazken, 111 defa FethullaH GÜLEN adı geçiyor. Bu önemli..Dvaya konu olan nasıl bir terörmüş…..anlamak imkansız..

–          Beni Öcalan’cı yaptılar. Hücremde  yanımda kalan ise, bir Güneydoğu gazisi..Şaka gibi değil mi.. O, yıllarca  PKK ile mücadele etmiş bir gazi.. Ben gazeteci..hem de Öcalancıymışım..( güldü)

–          Burada TUTSAK olduğumu düşünüyorum.  Tutuklu değil, tutsağım..

–          Dışarıdaki arkadaşlarımızın, gazetecilerin daha farklı çalışmaları gerekmiyor mu? Göp, gazeteciler, kurumları üyeleri, STK lar, üniversiteler,milletvekilleri Avrupa’ ya taşımalılar bu davaları, gelişmeleri. Sürekli anlatılmalı.

–          Kendi içimize kapandık.  Dış dünya, etrafımızda ateşler yanıyor. Suriye çok başımızı ağrıtacağa benziyor.

–          Bizi, Ortadoğu bataklığına sapladılar.

–          12 yaşındaki oğlumun yarınından tedirginim.

–          Günde 17 saat su verilmiyor.

–          24 saat aydınlanma lambaları açık, her an iki kamera ile izleniyoruz.

–          Düşünsel değerlere tutkuyla bağlı zihinlere sadece düşmanlık ediliyor.

–          Sahte delillerle hapse atıyorlar. Sessizliğe mahkûm edilişimize son verin!

–          Sesim olun! Kalemim olun!

–          Toprağa, çiçeğe, ağaca ve en dayanılmazı 12 yaşındaki oğlumun kokusuna hasretim…

 

5)   ERGÜN POYRAZ

 

 

– Basın bayramınız kutlu olsun .Ben gazetecilik yapmadım ama yazarlık  işim. Yazmak hayatım.

 

–          Şimdi de Faili meçhul cinayetleri yazıyorum.

–          Uğur Mumcu ‘nun katilini saptadım. Bir eski MİT çi.  Okuyacaksınız yakında.

–          Duruşmalara gitmiyorum. Mahalle dedikodusundan öteye geçmiyor çünkü.

–          Hayatım yazmak, okumakla geçiyor.

–          -En eski tutuklu benim. 5 yılı doldurdum. Daha ne kadar yatacağım kimse bilmiyor.

–          Yazdıklarım birilerini ürküttü. Dokunduk.. ama yazmak benim işim.Devam edeceğim.

–          – Çıkaracaklarını  da zannetmiyorum.

–          Eğer çıkarsak bir gün, yeniden görüşürüz.

 

6)  BARIŞ TERKOĞLU

 

 

 

 

-Basın bayramı, hepimize  kutlu olsun ama bayram mı kaldı ki..

-Tuncay Özkan ile aynı hücrede tutukluyuz.

-Mahkemelerden bir beklentimiz yok artık Sadece akıl ve ruh sağlığını korumaya çalışıyoruz.

– Bizi İNSANSIZLAŞTIRDILAR.  Hiçbir insan göremiyoruz. TAM BİR TECRİT YAŞATIYORLAR. Biz sadece hücrede birbirimizi görebiliyoruz. O da çok olmadı.

-Zihniyetimizi,düşüncelerimizi cezalandırıyorlar.Tabii bedenimizle ruhumuz da cezalanıyor..

-Burada  HAYAT çok acımasız. Birbirimizin sesini duyabilmek için içerden geçen kanalizasyon deliğine eğilip birbirimize sesleniyoruz. Dışkı kokusu içinde birbirimizle konuşmaya çalışıyoruz. Bunu duyan gardiyanlar geliyorlar, susun diye ikaz ediyorlar.

-Yolda bile birbirimizle karşılaştırmıyorlar.

-Bugün size getirilirken, asla birbirimizi görmememiz için, programlandırmışlar. Birimiz açık görüşe gelip, hücresine döndükten sonra, bir başka hücreden bir başkasını alıp sizin yanınıza getiriyorlar. Bu da çok zaman aldı kuşkusuz.Önemli olan, bizim birbirimizi görmememiz, selamlaşmamamız.

-Tek ortak görüşümüz mahkemeler.

-Şu anda 31 yaşımdayım. 2.evlilik  yıldönümümüzü burada kutladık. Ben eşime iki üç bisküviden ufacık bir pasta yaptım. Avuç içi kadar. Ona götürdüm. Birlikte yedik. 2 ağustosta, üçüncü yıldönümümüz olacak. Yine gelecek beni görmeye..

-En çok çiğ yumurtayı özledim. Çünkü kantinden haşlanmış yumurta alma izni var. Oysa yumurtayı kırıp sahanda yemek isterim.

Tuncay Özkan ile kantinden nane alıyoruz. Salata yapıp yiyoruz.yeşile hasretiz. Nane saplarını saatlerce seyrediyoruz. Nane saplarını su şişesine koyup büyütüyoruz. Nane sapları bizim en büyük yeşilliğimiz oluyor.

-Kanalizasyon önünde spor yapıyoruz. Zaten küçücük alanlardayız.

 

7)  MEHMET PERİNÇEK

 

 

Hücrede Prof.Fatih Hilmioğlu ve Yalçın Küçük ile kalıyoruz.

-3. paket de açıldı ama sonuç yok. Bu paketler, toplumun gazını almak için hazırlanıyor. Bir faydası yok. Aldatmaca..

-Şimdi 4. yargı paketini bekliyoruz. Godot’yu bekler gibi..

-Avrupa uyutuluyor.,Asker de.. İlker Başbuğ, hücresinden dışarıya adım atmıyor.

 

 

– Buraya giren çıkamıyor. Çıkış yok.. Mücadele olmadan da çıkılacağını düşünmüyorum.

-Bence STK lar,Baro heyetleri, gazeteciler kurumlarıyla toplumsal muhalefeti yapmalılar.

– Mahkeme heyetlerinin dikkati çekilmeli. Herkes her istediğini  yapamamalı.

 

8)  TUNCAY ÖZKAN

 

 

(1400 gündür tutuklu)

 

Tek takım elbise giyen oydu. Diğerleri  spor giyinmişlerdi. Ya da gömlek pantolon..

 

Koşarak, gülerek geldi açık görüş salonuna. Hepimize sarıldı. Zayıflamıştı. Bembeyazdı saçları..

 

-Basın bayramımız  kutlu olsun.Ama Türkiye’de olanlara çok üzülüyorum. Bazen de kendime kızıyorum. Neden  şunları şunları yapmadın diye..

-Türkiye’de eğitimin bu kadar kötü olmasını kabul edemiyorum. Sınavlarda matematik b

bilmeyen, sıfır çeken çocuklara çok üzülüyorum. Deli oluyorum. Cahillik nereye kadar gidebilir ki?

-Arkadaşlarımızla görüşemiyoruz.

-Hızla davalar gidiyor biryerlere. 19 dava birleştiriliyor.  Bu süreç, bir çıkmaz sokak..

Yargı, hukuk varmış gibi davranıyor.

-Bunlar tamamen medyaya dönük hukuk operasyonları.. içinden çıkılmaz..

—Hücrelerde yaşam çok zor. Uzun zaman sonra, tek kalmaktan kurtuldum. Barış geldi yanıma.  Onunla konuşuyoruz hiç olmazsa.  Birlikte yemek yapıyoruz.  Yemekleri ben hazırlıyorum.

-Burada beton ve demirden başka bir şey göremezsiniz. Toprak, gökyüzü, yeşil özlemi çok büyük. Yeşili görebilmek için, nane saplarını suda bekletiyoruz, büyüsünler diye. Kanalizasyonda da yeşeriyorlar.

-417 gün tek başıma tecrit edildim. Bu süreçte yaşadıklarım bende neler bıraktı bilemiyorum.

-Hiç insan”sesi duymadım.

-Aylar sonra ,ilk insan sesi duyduğumda, ağladım…

-Bir gün gelincik geçti elime. Sakladım onu. Bir süre yaşattım. O da öldü..

-Basın kuruluşları, STK lar, çalışma grupları oluşturmalı. İddiaları araştırmalılar.

-Bu davaları sonsuza dek uzatmak istiyorlar.

-Mesela hukuk  kurultayları olamaz mı? Tartışılsın, araştırılsın, konuşulsun her şey..

-Aslında dışarıdakilerin haline ağlamak  lazım. Onlar için de hukuk yok. Bizi bırakın.. dışarıdakiler daha önemli.

-Bizi merak etmeyin. Biz iyiyiz. Önemli olan dışarıdakilerin iyi olması.

 

9) YALÇIN KÜÇÜK

 

Kırmızı tişört, kırmızı kaşkol, kırmızı  montu ,  ve kolunun altındaki dosyalarıyla neşeyle geldi

açık görüşe. Hepimizle şakalaştı, eski günleri yadetti.

-dosyaları göstererek konuştu:

 

-Avukatım geldi onunla konuşuyordum. Geciktim biraz.Avukatım aynı zamanda eşimdir.

-Çok mutluyum bugün.

-En iyi tutuklu seçilmişim gardiyanlar arasında.

-Sabah 6.5 da uyanıyorum. Derleyip topluyorum etrafı. Bulaşıkları yıkıyor temizliyorum.

-Ben işkenceye dayanıklıyımdır.

-Bunlar ağlamayanı severler.  Sesini gereken yerde yükselteceksin. Sessiz de kalmayacaksın.

Bunların siyasi dava olduğunu herkes  biliyor. Suç yok, dava var. Davalar da devam ediyor.

Hepsi bu…

-Fatih Hilmioğlu hoca ile kalıyoruz. Bir gün ona anlat yaptıklarını dedim. Anlattı. Eh kardeşim, öyle güzel”,başarılı işler yapmışsın ki,  içeri konulman için yetmiş. Ama ne başarılı işler. Tam üniversite hocalarına uygun. Ama onun hücreye konulmasını engellememiş.

 

 

—BİZ İYİYİZ BURADA. MERAK ETMEYİN BİZİ…

SONUÇ:

 

-Bu konuşmaların sonucunda, mesleki yaşamları   sadece FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜYLE kesişen bu değerli kalem sahiplerinin, arkadaşlarımızın, gerçekten birer   TUTSAKmış gibi
Silivri’de çırpındıklarına bir kez daha tanık olduk.  Ömürlerinin en kıymetli yıllarını, zindanda demir ve beton yığını arasında geçiren bu gazeteci-yazarlar için sadece ulusal değil, uluslararası  boyutta nelerin yapılması gerektiğini bir daha düşünmenin ve İVEDİ olarak hareket etmenin önemini,  siz kıymetli Yüksek Kurul üyelerinin dikkatine sunmak üzere,
bu raporu kalem aldık.

Saygılarımızla

Pınar Türenç
Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi