http://buiu.net/?selred=gay-dating-websites-uk Cumhuriyet gazetesine dair yargılamanın 11 Eylül 2017 tarihinde görülmesi kararlaştırılan bir sonraki duruşmasının Silivri’de yapılacağını şaşkınlıkla öğrendik.

click now Ulusal ve uluslararası kamuoyunun ve medyanın yoğun ilgisini çeken bu davanın duruşmasının, İstanbul’un merkezinde yer alan Çağlayan yerine, ulaşımı son derece güç bir noktaya alınmasının izahını bulamıyoruz. Demokratik bir hukuk devletinde ceza muhakemesinin en temel ilkelerinden biri, yargılamaların aleniliğidir. Bu ilkenin gerçekleşmiş sayılabilmesi için, aleniliğin sadece kâğıt üzerinde değil, uygulamada da gerçekleşmesi gerekir. Duruşmanın, davayı izlemek isteyen birçok kişinin ulaşma olanağı olmayan ve ulaşabilenlerin de büyük zahmet sarf ederek erişebilecekleri bir yere nakli, söz konusu ilkenin çiğnenmesi anlamına gelecektir. Kaldı ki, böyle bir tasarrufu gerekli kılan nedenin ne olduğunu da anlamak mümkün değildir.

web link Bu bakımdan, söz konusu kararın mutlaka gözden geçirilmesi ve duruşmanın Çağlayan’da yapılması sağlanmalıdır. Aksi durumda, şimdiden medyada yer alan ve yargılamanın “gözlerden kaçırıldığı” yönündeki itirazlar güç kazanacak; böyle bir intiba ise, yargılamaya gölge düşürerek Türkiye’nin itibarını zedelemekten başka bir sonuç doğurmayacaktır.

,

Hawaii Basın Konseyi (Media Council of Hawaii) , gazeteci Kadri Gürsel ve Ahmet Şık’ı “Yüksek Kurul Onursal Üyesi” ilan etti.

craigslist dating site sign up

Hawaii Basın Konseyi, Türkiye Basın Konseyi’ne gönderdiği bir açıklamayla, Türkiye’de gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklu bulunan veya hapis cezası alan bütün gazeteciler adına gazeteci Kadri Gürsel ve Ahmet Şık’ı Onursal Yüksek Kurul Üyesi olarak seçtiklerini duyurdu. Türkiye’nin dünyada en çok gazeteci hapseden ülke olduğuna vurgu yapılan açıklamada, 150’nin üzerinde gazetecinin tutuklu bulunduğu ve ağır cezalarla karşı karşıya kaldıkları, haber ve yayın kuruluşlarının kapatıldığı, internet medyası kanallarının engellendiği ve medya çalışanlarının işsizliğe mecbur edildiği hatırlatıldı.
Hawaii Basın Konseyi açıklamasında,  “Coğrafi uzaklığımız nedeniyle duruşmalara fiziken katılamasak da, Türkiye’deki gazetecilerle dayanışmamızın bir göstergesi olarak Kadri Gürsel ve Ahmet Şık’ı Yüksek Kurulumuza almak istedik. Her ikisi de yüksek etik değerleri herkesçe kabul görmüş, başarılı, ödüllü gazetecilerdir” denildi. Açıklamada ayrıca şu görüşlere yer verildi: “Medya üzerindeki baskılar, demokrasi kapısını Türkiye ve dünyadaki kamuoyunun yüzüne kapatmaktadır. Bu adaletsizliğin son bulmasını, hukukun üstünlüğü ilkesi ve demokratik değerlere dönülmesini istiyoruz. Yeni Yüksek Kurul üyelerimizin özgür yurttaşlar olarak aramıza katılacakları günü sabırsızlıkla bekliyoruz.”
,

94. YILINDA LOZAN’DAN GÜNÜMÜZE ADALET VE BASIN PANELİ

navigate to these guys http://gatehousegallery.co.uk/?myka=opzioni-binarie-e-rsi&9cd=05 “Lozan Türkiye Cumhuriyeti’nin doğumudur”

dating justin bieber juego gratis  

go to the website Dikili Belediyesi “94. yılında Lozan’dan günümüze adalet ve basın” konulu panel düzenledi.

binaire opties en belasting  

binära optioner bollinger Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda temel unsur olan Lozan Barış Antlaşması’nın 94’ncü yıldönümü nedeniyle Dikili Atatürk Meydanı’nda “Lozan’dan günümüze adalet ve basın” başlıklı panel gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Dikili Belediye Başkan Yardımcısı Avukat Çiğdem Elibol’un yaptığı panele, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, FOX TV Haber Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk’le İzmir Barosu Başkanı Aydın Özcan konuşmacı olarak katıldı.

strategia na opcje binarne  

http://braerestaurant.com/?dutuna=%D8%AB%D9%86%D8%A7%D8%A6%D9%8A-%D8%A7%D9%84%D8%AE%D9%8A%D8%A7%D8%B1-VBA&336=d2 check that “Ödün Vermeyeceğiz”

 

Açık havada yoğun katılımla gerçekleşen panelin açılışını, Dikili Belediye Başkanı Mustafa Tosun yaptı. Başkan Tosun, konuşmasında Lozan’ın önemine değindi; Cumhuriyeti ve kurtuluş ruhunu kabul edemeyenlerin Lozan’ı reddetmesinin nafile çaba olduğunu söyledi. Tosun, “Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlığının en önemli kilometre taşlarından biridir. Lozan Antlaşması yiğitlik destanıdır, emperyalizme diz çöktürülen gündür. Lozan ulusal kimliğimizdir, bağımsızlığımızdır, misak-ı millidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onurlu duruşudur. Şanlı Türk halkı ne Lozan’dan, ne Atasına bağlılığından, ne de Cumhuriyet sevdasından asla ödün vermez” dedi.

 

http://lindsaydobsonphotography.com/?kos=bin%C3%A4re-optionen-vergleich&139=d3 “24 Temmuz Bizim Kutlayamadığımız Bayramımızdır”

 

Açılış konuşmasının ardından panel oturumuna geçilirken, panelin moderatörlüğünü Dikili Belediyesi’nin ilk kadın başkan yardımcısı olan Avukat Çiğdem Elibol yürüttü. Panelde ilk sözü alan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, kendisi ve ailesi için çok özel bir öneme sahip olan Dikili’de olmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirterek, günün anlam ve öneme ilişkin görüşlerini dile getirdi. Çağlayan Adliyesi’nde görülen Cumhuriyet Gazetesi davasının ilk duruşmasına katıldıktan sonra, Dikili’ye geldiğini belirten Türenç, “Bugün basın bayramı olarak anılsa da bizim için bayram olmayıp ‘sansürden nasıl kurtulacağız’ diye uğraştığımız bir gündür.  24 Temmuz’un yıl dönümde Cumhuriyet Gazetesi’nin tutuklu çalışanlarının ilk duruşmasında sizler adına katıldım.” dedi.

 

Konuşmasının devamında Türk basının çok ciddi engellerle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Türenç, “109 yıl önce basından kaldırılan sansürün 2017 de nasıl oto sansüre dönüştüğüne hepimiz tanığız. Bugün 160 tutuklu gazeteci arkadaşımız var. Basında tekelleşmenin önüne geçilemiyorsa, medya gruplarına müdahale ve baskının sona ermesi için mücadelemiz cılız kalıyorsa, hoşa gitmeyen yazı ve haberler nedeniyle 7 bini aşkın gazeteci işsizse, medya kuruluşlarına bir gecede el konula biliyorsa, yandaş medya tabirine alıştırıldıysak, demokrasinin olmazsa olmazı medyanın güçsüzleştirilmesine karşı ayağa kalkamıyorsak, sendikasızlık giderek yaygınlaşmışsa, Gezi’den beri televizyonlarda penguen belgesellerine yer verilmesine göz yumuyorsak, yabancı gazetecilerin haber peşinde koşarken casusluk suçlamasıyla hapse atılmasına ses çıkarmıyorsak, medya paylaşımlarının kapanmasına, yavaşlatılmasına, sosyal medyanın yasaklanmasına ve hatta daha ötesi ‘sosyal medya baş belasıdır’ diyenlere karşı gelemiyorsak yani sansür ve oto sansür her tarafı kaplamışsa ben 24 Temmuz’u bayram kabul etmiyorum. O yüzden bugün bayram değil. ‘Bugün hak arama ve basın özgürlüğü için ayağa kalkma günü olmalıdır’ diyorum” dedi.

Pınar Türenç, Lozan’ın yıldönümüne değindiği konuşmasının geri kalan bölümünde şu sözlere yer verdi: “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önderimiz ve silah arkadaşlarını minnetle ve saygıyla anıyoruz. Lozan Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir onur belgesidir. Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılmaz bağımsızlığı uluslararası kabul görmüş ve tartışılamaz olduğu imza altına alınmıştır. Kim ne derse desin, Allah göstermesin, bir daha Lozan koşulları oluşursa, bugün hangi siyaset adamı bunu böylesi bir başarıyla sonuçlandırabilir?”

http://broadwaybathrooms.com/?deribene=bin%C3%A4re-option-blog&35e=b9 “Ümmetten Millete, Tebaadan Bireye Geçişin Miladıdır Lozan”

 

Pınar Türenç’in ardından konuşan FOX TV Haber Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk de, Lozan Barış Antlaşması’nı itibarsızlaştırmaya çalışanların tarih bilinçlerinin olmadığını belirterek başladığı konuşmasında Lozan’dan asla vazgeçmeyeceklerine vurgu yaptı. Şentürk, “Komutan olduğu kadar diplomaside de usta bir diplomasi sanatçısı olan merhum İsmet İnönü, Lozan görüşmeleri sırasında “Biz buraya ölüm fermanımızı imzalamaya gelmedik, özgür ve bağımsız yaşama isteğimizi kabul ettirmeye geldik” diyor. Bu çok önemli bir şeydir. 24 Temmuz 1923’e kadar olan o zorlu yolda finale gelindiğinde Lozan Sarayı’nda saatler üçü dokuz geçeyi gösterirken İsmet İnönü, Gazi Mustafa Kemal’in hediye ettiği kalemle Lozan’a imza atarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğumunu müjdeliyor. Hepimiz Cumhuriyetin ilanı olarak 29 Ekimi biliriz. Oysa 24 Temmuz 1923’tür Türkiye’nin doğumu. Çünkü İsmet Paşa sadece bir antlaşmaya imza atmamıştır, sadece bir uzlaşmaya imza atmamıştır. Ümmetten millete, tebaadan bireye geçişin miladıdır Lozan. Öyle bazılarının dediği gibi ’12 adayı verdik’ gibi şehir efsanelerine de inanmamak gerekiyor. Biz 12 adayı Lozan’dan tam 10 yıl önce verdik. Ege’deki adaları 1912’de Uşi Antlaşması ile verdik. Lozan bir hezimet değildir. Yoktan bir ülkeyi yaratmak zorundasınız, devlet adamlığınızı göstermek durumundasınız.  Orada bir devlet adamlığı gösterildi ve bir millet yaratıldı, bir ülke yaratıldı. Lozan bu bakımdan bir uzlaşmadan daha ötedir. Lozan Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığının ve Türk Milleti’nin varlığının kabul edilmesi açısından bir zaferdir, bunu böyle bellemek lazım” dedi.

Şentürk konuşmasını şöyle sürdürdü:  “Bugün sansürün kaldırılışının yıl dönümü ve basın bayramı. Pek dilim demeye de varmıyor ama bayramsa eğer maalesef komedi bir durum var. İşte Pınar Türenç mahkemedeydi, Misket Dikmen mahkemedeydi. Mahkeme meslektaşlarımızın celsesinin tarihini basın bayramına atmış. 24 Temmuz’da gazeteciler haber yaptığı için yargılanıyor. Şaka gibi… Hani Fatih Portakal diyor ya, ‘bizim aklımızla dalga geçmeyin’ bizim aklımızla dalga geçiyorlar… Basın bayramında sansürü tartıştığımıza göre, hala sansürü ve oto sansürü yaşadığımıza göre hani bir söz vardır ya, cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla örülüdür. Bende diyorum ki, Lozan’ı eleştirmeye giden yol ve sansüre giden yol kötü niyet taşlarıyla örülüdür. Konuşmamı Nazım Hikmet’in Kuvayi Milliye destanıyla noktalamak istiyorum; şayak kalpaklı adam ne zaman ve nasıl geleceğini bilmediği güzel ve rahat günlere inanıyordu, biz de inanıyoruz emin olun”

 

buy cheap propecia online “Hep Birlikte Mücadele Etmeliyiz”

 

İzmir Barosu Başkanı Aydın Özcan ise, “Lozan’ın Anadolu’da başlayan şanlı mücadelenin tapusu olduğunu belirterek, “Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde başlayan kurtuluş mücadelesi ışığıdır Lozan Barış Antlaşması. Ve bu ışık hiç sönmeyecektir. Lozan’la birebir ilişkilenmiş bir kişiyim. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün hemşerisiyim. Batı Trakyalıyım, azınlık çocuğuyum. Azınlık olarak yaşamak ne demek en iyi ben bilirim. Lozan’ın ışığı Anadolu’yu  aydınlattığı gibi bizim de geleceğimizi aydınlatmıştır. Lozan inançtır, kararlılıktır. Asla vazgeçmeyiz. Bugün 24 Temmuz, bu anlamlı günde ifade etmek isterim ki mücadelemiz hukukun üstünlüğünden,  yargı bağımsızlığından, basın özgürlüğünden, demokrasinden, ifade ve iletişim özgürlüğünden yana olacak. Hep birlikte mücadele edersek kazanabilir ve ülkenin daha aydınlık olmasını sağlayabiliriz” diye konuştu.

 

Panelin ardından Dikili Belediye Başkanı Mustafa Tosun ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen tarafından katılımcılara günün anısına plaket ve çiçek takdim edilerek, etkinlik tamamlandı.

 

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Dikili Belediye Başkanı Mustafa Tosun

Fox TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk’e katılım plaketini İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen verdi.

TUTUKLU GAZETECİLERE ADALET: HEMEN, ŞİMDİ!


Basın Konseyi, gazetecilere özgürlük istemek için Çağlayan’daydı.

9 ay sonra ilk kez hakim karşısına  çıkan Cumhuriyet yazar, çizer ve yöneticilerine destek için Adliye’ye giden Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, “Bu davada gazetecilik yargılanıyor. Bir gazete yayın politikası nedeniyle, gazeteciler, gazetecilik faaliyetleri, yani yaptığı haberle, röportajla, yazdığı köşe yazısıyla, manşete çektiği olayla yargılanıyor. Gazetecilik faaliyeti evrensel insan hakları ve özgürlükleri arasındadır. Ancak geldiğimiz noktada, 24 Temmuz Gazeteciler Günü’nü burada, adliye koridorlarında karşılıyoruz. Tutuklulukları 9 aydır devam eden gazetecilerin serbest bırakılmasını istiyoruz. Tutuklu gazetecilere adalet istiyoruz. Hemen, şimdi! Bu 24 Temmuz, medya üzerindeki baskıların son bulacağı, ikinci bir milat olsun..” dedi.

Sansür ve gazeteciler üzerindeki devlet baskısının kaldırılışıyla özdeşleşen 24 TEMMUZ’un ”sansürden kurtuluşun miladı” sayılışı üzerinden 109 yıl geçti. Özgürlükçü ileri demokrasilerden biri olmayı hedeflerken, bugün yasaklarla, baskıyla, otosansürle ve kitlesel işsizlikle kararan bir medya tablosuyla karşı karşıyayız.

2017’nin 24 TEMMUZ’unun özeti şudur:

  -Mahkemeler gazeteciliği yargılıyor;

  -160″a yakın gazeteci tutuklu;

  -Sadece son bir yılda, 110 medya kuruluşu kapatıldı ve 2 bin 500 gazeteci işsiz bırakıldı.   

Aylarca devam eden dava süreçleri, iddianamelerin bile yüzlerce gün sonra hazırlanmasının ve dava görülmeden, karar kesinleşmeden, henüz ispat edilmemiş cezaların infazını da beraberinde getiriyor.

Gazetecilerin tutukluluklarına yapılan itirazlar tek cümleyle reddediliyor. İddianamelerinde yüzlerce kere “haber”, “köşe yazısı”, “röportaj” ifadesi geçen gazetecilerin, gazetecilik dışı faaliyetlerle içeride olduğu en yetkili ağızlarca uluslararası medyaya açıklanabiliyor. Ve tutuklu gazetecilerin sadece ikisinin gazetecilik faaliyeti nedeniyle içeride olduğu iddia edilebiliyor.

Bu 24 TEMMUZ’da, şu soruyu yine soruyoruz: Gazetecilik faaliyetinden tutuklu 2 gazeteci kimdir? Diğer gazetecilerin, isim isim, gazetecilik dışı faaliyetleri nelerdir?

24 TEMMUZ 2017, aynı zamanda 12 mensubunun cezaevinde tutulduğu Cumhuriyet gazetesinin yayın politikasının da yargılandığı gün olarak tarihe geçmekte. İddianameleri beş ay sonra hazırlanan gazeteciler, “köşelerinden subliminal mesaj vermekten, haber yapmak suretiyle üye olmadıkları terör örgütlerinin propagandasını yapmaya” kadar akıllara durgunluk veren suç isnatlarıyla yargılanıyor.

Haber alma, haber verme ve düşünceyi ifade özgürlüğü evrensel insan hakları arasında sayılırken, bu hakların elden alınmasını ve gazetecilerin maruz kaldığı uygulamaları 24 TEMMUZ GAZETECİLER GÜNÜ’nde kınıyoruz.

 Tutuklu  meslektaşlarımızla özgür 24 TEMMUZ’larda buluşmayı umut ediyoruz.

Anadolu Ajansı İzmir Bölge Müdürlüğü’nde görevli muhabir İbrahim Evrim Ayral’ın, Fatih Terim ve iki damadının Alaçatı’da bir restoranı basmasıyla ilgili haberinin yayınlanmaması nedeniyle istifa etmiş olması üzücüdür.

Türkiye Milli Takımları Teknik Direktörü olarak görev yapan ve bu görevi bir yana, kamuya da mal olmuş bir insan olarak “kamusal figür” sıfatı taşıyan bir kimsenin bu şekilde bir kavgaya karışması, hiç şüphesiz, haber niteliğini taşıyan bir gelişmedir. Öğrenilmesinde kamu yararı ve ilgisi bulunan bu haberin yayımlanmaması ise, halkın haber alma hakkına aykırılık teşkil eden ve “sansür” niteliği taşıyan bir davranıştır. Anadolu Ajansı gibi, milletin vergileriyle kamu hizmeti yürütmesi gereken bir devlet kurumunca bunun yapılması ise daha da üzücüdür.

Bu bakımdan, İbrahim Evrim Ayral’ın yanında olduğumuzu belirtiyor ve bu davranışı ile muhabirinin istifasına neden olan Anadolu Ajansı’nı kınıyoruz.

,

BASIN KONSEYİ, TUTUKLU GAZETECİLER İÇİN YÜRÜDÜ

Basın Konseyi, üyeleri, 20. gününde Adalet kortejine katıldı. Yürüyüşte, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Avukat Turgut Kazan ve Basın Konseyi Vakfı üyesi Elif Atayman bulundu. Bir süre Kılıçdaroğlu’na eşlik eden Pınar Türenç ve Turgut Kazan, Kılıçdaroğlu’nun tutuklu gazetecilerin Türkiye ve uluslararası mahkemelerdeki durumu ve devam eden basın özgürlüğü ihlallerine ilişkin sorularını yanıtladı. Pınar Türenç, yürüyüş sonrası yaptığı açıklamada, “Daha önce Silivri önüne sandalye atıp, tek suçu gazetecilik yapmak olan meslektaşlarımızın özgürleşmesi için “Umut Nöbeti” tuttuk. O nöbet, herkesten önce onların bir gün özgürleşeceğine olan umudumuzu canlı ve diri tutmaya yaramıştı. Geldiğimiz noktada umut etmek artık yetmiyor. Adalet, beklemekle gelmiyor. Biz bugün tutuklu gazeteciler için yürüyoruz, medyamızın yeniden temel hak ve özgürlükler sıralamasında dünyada üst sıralardaki hak ettiği yere kavuşmasını istiyoruz. Gazetecilere özgürlük, Türkiye’ye adalet artık gelmelidir. Bu bütün yurttaşlarımızın ortak dileğidir.” dedi.

,

AVRUPA PARLAMENTOSU’NDAN CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKAN’A HİTABEN MEKTUP

Avrupa Parlamentosu’nda temsil edilen beş partinin grup başkanları Türkiye’ye çağrıda bulunarak, basın özgürlüğünün sağlanmasını talep etti.

Beş partinin grup başkanları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’a hitaben ortak bir mektup yazdı. Çarşamba günü yayınlanan mektupta, “gazetecilerin serbestçe ve korkmadan haber yazabilmeleri” gerektiği ifade edildi.

Avrupa Parlamentosu üyesi beş siyasetçinin imzaladığı mektupta, İstanbul Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Die Welt gazetesi Türkiye muhabiri Deniz Yücel’in de serbest bırakılması talep edildi. Mektupta, “Bir gazeteci işini yaptığı için haksız yere terörizmle suçlanarak, hapsedilemez” denildi.

Ayrıca yaklaşık 200 medya kuruluşunun kapatılması, ruhsatlarının iptal edilmesi ve 200’den fazla gazetecinin tutuklanmasıyla Türkiye’nin “Avrupa’dan uzaklaşma tehlikesiyle” karşı karşıya kaldığına dikkat çekildi. Türkiye’nin sadece “Avrupa’nın ortaklığı ile güçlü bir ülke” olacağına vurgu yapıldı.

Mektupta, Türkiye’deki darbe girişiminin ardından gösterilen tepkiden duyulan kaygı da dile getirildi.

Her demokrasinin “temellerini sarsacak bir saldırı karşısında kendini savunma hakkı ve yükümlülüğü” olmasına rağmen, gösterilen tepkide hukuk devleti ilkelerine saygı gösterilmesi ve tepkinin “orantılı” olması gerektiği vurgulandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Yıldırım’a hitaben yazılan mektup, Avrupa Halk Partisi’nden Manfred Weber, Avrupa Sosyalistler Partisi’nden Gianni Pitella, Avrupa Muhafazakârlar ve Reformcular İttifakı’ndan Syed Kamall, Liberal ve Demokrat İttifak’tan Guy Verhofstadt ile Serbest İttifak/Yeşiller’den Ska Keller ve Philipppe Lamberts tarafından imzalandı.

Manfred Weber, mektubu kişisel twitter hesabından paylaştı.

 

 

Bir usta gazeteciyi daha uğurlamanın üzüntüsü içindeyiz. 

Gazeteciliğe babasının kurmuş olduğu Tekamül gazetesinde çok erken yaşlarda başlayan, Anadolu’nun “gerçek gazetecilerinden biri” olarak anılan, adına verilen özel gazetecilik ödülü de bulunan gazeteci Uğur Gürsoy, 88 yaşında aramızdan ayrıldı. 

Anadolu Basını’nı temsilen Basın Konseyi üyeliği de yapmış olan Uğur Gürsoy’u sevgi ve saygıyla uğurluyoruz. 

Işıklar içinde uyusun.

Basın Konseyi, CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’na 25 yıl hapis verilmesi konusunda bir açıklama yaptı. Açıklama şöyle;

Meslektaşımız ve Hürriyet gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Enis Berberoğlu’na,  MİT TIR’ları haberi nedeniyle 25 yıl hapis verilmesini kabul etmek mümkün değildir. 

Enis Berberoğlu 35 yılı aşkın meslek yaşamıyla tanınan bir gazetecidir. Berberoğlu, Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmadan 1.5 yıl önce yine bir haberle kamuoyunun gündemine gelen, sağır sultanın bile duyduğu MİT TIR’ları iddialarıyla ilgili, ‘Devletin sırlarını ifşa etmek ve casuslukla’ suçlanmıştır.  ‘Herkesin bildiği sırları’ ifşa etmek, herkesin sahip olduğu bilgileri vermek nasıl casusluk olarak tanımlanır? Bunu da anlayabilmiş değiliz. 

Kaçma şüphesi ile Maltepe Cezaevi’ne kapatılan gazeteci ve milletvekilinin adresi bilinmektedir. ‘Adresleri var, kaçmazlar’ denilerek serbest bırakılan ‘Damat sanıklar’ gibi, Berberoğlu’nun da adresi ve ‘hukuki süreç’ gerçekten de devam ettirilmek isteniyorsa, adli kontrol şartıyla bu yol izlenebilir.  Buna rağmen tutuklama kararı çıkmasını da anlayamıyoruz. 

Haberden suçlu çıkmaz, gerçeklerden hiç çıkmaz. Halkın haber alma hakkını gazeteci ve milletvekili olarak izleyen, koruyan Enis Berberoğlu için yapılan bu yanlıştan bir an önce dönülmesini bekliyoruz. 

Bir daha hatırlatıyoruz: Yargının, tüm sanıklara eşit, tarafsız davranmasını istemek hakkımızdır. 

Bu tutuklama kararı, medyaya ve MİLLETİN MECLİSİNE verilen son gözdağı örneğidir.”