http://secondclothing.com/?k=bdswiss-erfolge bdswiss erfolge Basın Konseyi,” Türkiye’de uçaklarla bazı kamu kurumlarında uygulandığı gibi, Avrupa Parlamentosu’nun, Daily Sabah Gazetesi’nin dağıtımını yasaklaması kararını protesto etti ve “Gazete dağıtımı yasaklanmamalı. A.P.’nin  aldığı bu yasakçı karar, herkes  için de ibret olmalı” dedi.

binär optionen mindesteinzahlung Basın Konseyi açıklaması şöyle:

handel mit binären optionen erfahrungebericht “Avrupa Parlamentosu’nda Daily Sabah gazetesinin dağıtımının yasaklandığını üzüntüyle karşılıyoruz. Basın Konseyi olarak gazetelerin dağıtımının yasaklanmasını şiddetle protesto ediyoruz.

أفضل الخيارات الثنائية وسطاء مع الحد الأدنى للإيداع منخفض Bu yasakçı kararın, Türkiye’de de benzer kararlar alarak, gazetelerin dağıtımını kamuya ait yerlerde önleyenlere ders olmasını bekliyoruz. Başta cezaevleri, bazı kamu kurum ve kuruluşları ile Türk Hava Yolları uçakları ve CIP salonlarında, belli başlı gazetelere uygulanan yasaklamaların derhal kaldırılmasını talep ediyoruz.

60 sekunden binäre optionen Bu bağlamda tekrar etmek isteriz ki,  gazetecilere yönelik akreditasyon yasakları da kabul edilemez. Demokrasilerde gazetelerin dağıtımını  ve gazetecilerin özgür çalışmasını yasaklamak değil, ‘şiddet’ ve ‘nefret’ içermedikçe her türlü görüşün serbestçe yazılmasını savunmak esastır. Demokrasilerin eksiksiz yaşatılması için yasakçı zihniyetlerden kaçınılması gerekir.”

corretora de opçőes binarias Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anadolu Yayıncılar Derneği üyelerine hitap ederken, cezaevlerinde tutuklu bulunan 160 kadar gazeteciyi yok saydı.

ebook su opzioni binarie Erdoğan, “Hapisteki gazetecilerin listesini verin diyoruz, katilden çocuk istismarcısına herkes var. 144’ü terör, 4’ü adi suçlardan içeride” dedi.

binär optionen ebook Eğer tutuklu gazeteciler içinde, yazdıklarından değil, adi suçlardan ötürü tutuklananlar varsa, bunları bilmek herkesin hakkı. Henüz haklarındaki iddianameler bile yazılmamış Cumhuriyet gazetesi yazarı ve Yayın Danışmanı Kadri Gürsel, Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, karikatürist Musa Kart, Ombudsman Güray Öz, kitap eki editörü Turhan Günay ve diğer onlarca  gazeteci-yazarın hangi suçları işlediklerini Adalet Bakanlığı açıklayıp, kamuoyunu aydınlatmak zorundadır. Aksi halde Cumhurbaşkanı’nın sözlerinin inandırıcılığı olamaz.

http://ekja.ee/?sekvoya=praticare-trading praticare trading Bu konuda Basın Konseyi olarak biz göreve hazırız. Daha önce de açıkladığımız gibi, tutuklu gazetecilerin hapishane listesini gerekiyorsa kendisine göndermeyi görev sayarız.

binaire opties tools SİYASİLER GAZETECİLERE KÜFÜR EDEMEZ.

Ayrıca Şanlıurfa’da Büyükşehir Belediye Başkanvekili Nihat Kılıç’ın, Güneydoğu gazetesinde bir petrol istasyonunun belediye araçları ile asfaltlandığı haberini yaptığı için gazeteci Necdet Karadeniz’e, ’16 Nisan’dan sonra gazetecilerin a… koyacağız’ dediğini de öğrendik. Konu gazeteci Karadeniz tarafından yargıya taşındı.

Son dönemde, AMK’lı küfürlerin Türkiye’de sıradanlaştığını görüyoruz. Daha önce de bir işadamının halka dönük AMK’lı sözleri gündeme gelmişti. Ancak şimdi durum daha farklı. Bu kez küfür, direkt olarak gazetecilere yönelik ve küfür eden de AKP’li Belediye Başkan Vekili kimliğini taşıyor ve Şanlıurfa AKP il örgütünün eski yöneticisi. Bu küfürü edenin gazetecilere özür borcu olduğuna inanıyoruz. AKP’ye yakışanın bu kişiyi görevden uzaklaştırmak olduğunu düşünüyoruz. Çağdaş, demokrat ve saygın bir parti olduğunu belirten AKP’nin bu konuda harekete geçeceğinden şüphemiz yok.

Sevgili meslektaşımız, uzun yıllar siyasi baskılarla mesleğini yapamamış yol arkadaşımız Tayfun Talipoğlu aramızdan ayrıldı. Bizi Anadolu’nun en ücra köşelerine götüren ve oradaki yurttaşları da yaptığı programlarla dünyanın dört bir yanına taşıyan Tayfun Talipoğlu’nu kaybettik. Acımız büyük. Her ölüm erken ölümdür, ama her hikâyesiyle bam telimizi titreten, içimizdeki çocuksu neşeyi ve masumiyeti hatırlatan, yol hikâyelerinin, halk deyişlerinin ve türkülerin mahzun sesine çok erken veda etmenin üzüntüsü içindeyiz. Meslektaşlarımıza ve sevenlerine sabırlar diliyoruz. Işıklar içinde uyusun.

Basın Konseyi, son günlerde referandumla ilgili görüşleri nedeniyle bazı gazetecilerin hedef gösterilmesi konusunda bir açıklama yaptı. Açıklama şöyle:

“16 Nisan referandumu yaklaşırken, özellikle gazetecilere yönelik üstü kapalı tehdit ve hedef göstermelerin arttığına tanık oluyoruz.

Önce, bir gazetecinin  ‘Samsun’a gidiyor’ diye hedef gösterildiğini gördük.

Bir başka gazetenin internet sitesinde bir TV yorumcusu için ‘Vatan Haini’ suçlamasında bulunulduğuna tanık olduk.

Referandum, demokratik bir yöntem ve haktır. Burada kullanılacak ‘Evet’ İle ‘Hayır’ arasında bir fark yoktur. İkisi de demokratiktir, ikisi de seçmenin takdirini yansıtır. Geleceği hakkında İki tercihten birini yapmak seçmene farklı bir etiket yüklemez.

Referandumdaki tavırlarından ötürü gazetecilerin hedef gösterilmesi  demokratik ülkelere yakışmayan bir uygulamadır. Kabul edilemez. Hedef gösterilmenin olası sonuçları, hedef gösterenlerin vicdani sorumluluğundadır. 

Referanduma 32 gün kala, yapılan bu yanlışlardan bir an önce dönülmesi ve her kesimin basın ve ifade özgürlüğüne sonuna kadar sahip çıkarak, saygı göstermesi gerektiğini bir daha hatırlatmayı görev biliyoruz.'”

Basın Konseyi, İzmir’de Başbakan Binali Yıldırım’ın programını izlemek üzere akreditasyon başvurusunda bulunan 8 gazeteciye akreditasyon verilmemesini kınadı.

Konsey’den yapılan açıklama şöyle: 

“İzmir’de Başbakan Binali Yıldırım’ın programını izlemek üzere akreditasyon başvurusunda bulunan ve aralarında, Sözcü, Dünya, İHA, Ticaret, Sky TV ve Ulusal Kanal gibi gazete ve televizyonların bulunduğu basın yayın organlarında çalışan 8 gazeteciye akreditasyon verilmedi. Halka açık bir kamusal törende yapılan bu uygulama demokratik ülkelerde kabul edilemez.”

Çetin Emeç, 7 Mart 1990’da karanlık bazı odakların hedefi oldu. Aradan geçen 27 yıla rağmen, cinayet net bir şekilde aydınlatılamadı. Emeç ve kendisiyle birlikte katledilen şoförü Sinan Ercan’ın “gerçek katilleri” hâlâ bilinmiyor ve belki de aramızda dolaşıyorlar.

Çağdaş ve demokratik bir Türkiye için mücadele ederken kurşunlara hedef olan Çetin Emeç, öncü bir gazeteciydi; baskılar karşısında geri adım atmaz, gazeteciliğin temel gereklerini yerine getirmekten şaşmazdı. Demokrasiye, laikliğe, insan haklarına, ifade özgürlüğüne inanırdı. Kendisini hasretle anıyoruz ve katillerini bir kez daha lanetliyoruz.

, ,

BASIN KONSEYİ SİLİVRİ’DE TOPLANDI

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç: ”Gazetecilerin tutukluluk süresi, adaleti yaralayacak boyutlara ulaştı.”

Cindoruk: İstibdat dönemi yaşıyoruz

Oktay Ekşi: Türkiye 80 milyon için hapishane

Turgut Kazan: Utanç duyuyorum, kınıyorum

 

 

Basın Konseyi, sayıları 160’a yaklaşan tutuklu gazetecilerin durumuna dikkat çekmek ve salıverilmelerini talep etmek için dün Silivri Cezaevi’ne en yakın noktada, Silivri Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde bir toplantı yaptı.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Yüksek Kurul üyeleri Hüsamettin Cindoruk, Turgut Kazan, Başar Yaltı, Okşan Atasoy, Doğan Satmış, Melih Berk, Turgay Noyan ile Basın Konseyi Onursal üyesi Oktay Ekşi’nin de katıldığı toplantıda, tutuklu gazetecileri temsilen üç gazeteci eşi de hazır bulundu. Cumhuriyet gazetesi karikatüristi Musa Kart’ın eşi Sevinç Kart, gazetenin ombudsmanı Güral Öz’ün eşi Çağlayan Öz ve Önder Çelik’in eşi Semra Çelik de toplantıda duygu ve isteklerini ifade ettiler.

Toplantıda Basın Konseyi’nin “Tutuklu Gazetecilerle” ilgili bildirisini okuyan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, “Tutukluluk süresinin adaleti ve vicdanı yaralayacak boyutlara ulaştığını” belirterek şöyle dedi:

“Son olarak Deniz Yücel’le ile birlikte tutuklu gazetecilerin sayısının 160’a yaklaşmasının, ‘muasır medeniyetler yolundaki’ Türkiye’nin imajını bozduğuna inanıyoruz.  Ayrıca, haksız ve adil olmayan tutuklulukların, adaleti ve vicdani duyguları zedelediğini de bir daha hatırlatmak istiyoruz.

Gazetecilere atfedilen  suçlamaların bir an önce iddianameye dönüşmesi, adil ve hızlı yargılamaların bir an önce başlaması ve ‘Aksi kanıtlanıncaya kadar herkes masumdur’ ilkesi gereği, gazetecilerin de baştan birer ‘Suçlu’ kabul edilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Hukukun hızlanması, adil yargılamaların başlaması, Türkiye’nin ”Dünyanın en büyük Gazeteci cezaevi’ olma imajını da değiştirecektir. Hukuk herkese lazımdır. Bu unutulmamalıdır.

Çağdaş dünyada gazeteciler ilke olarak yazdıklarından, gazetecilik faaliyetinden  ötürü böyle tutukluluk süreleri ile karşılaşmazlar. Silivri’den  bir kez daha gazetecilere özgürlük için, yüksek sesle seslenmeyi görev biliyoruz.

Bu arada, tutuklu gazetecilerle görüşmek için bugüne kadar 20’nin üzerinde başvuru yaptık. Ancak tüm bu başvurularımız sonuçsuz kaldı. Buna izin verilmesini ve tutuklu gazetecilerle görüşme olağanağı sağlanmasını talep ediyoruz.

Özetle diyoruz ki:

1- Tutuklu gazeteciler, tutuksuz yargılanmalıdır.

2- Gazeteciler hakkındaki iddianameler bir an önce hazırlanmalı, davalar derhal başlamalıdır.

3- Bu davaların da acilen sonuçlanması sağlanmalıdır

4- Tutuklu gazetecilerin, başta Basın Konseyi olmak üzere mesleki kuruluşlarla ve yakınlarıyla görüşmeleri kolaylaştırılmalıdır.

5- Tutuklu gazetecilerin, cezaevinde ihtiyaç duydukları kalem, kağıt, kitap ve benzeri şeylerin temini kolaylaştırılmalıdır.

Tutuklu kalan gazetecilerin yakınından sesleniyoruz:

Bu sorunun yanıtını beklemek hakkımızdır.. Bunca zaman neden bekleniyor?

İstediğimiz sadece adalet.. Hemen..”

CİNDORUK: İSTİBDAT DÖNEMİ

Toplantıda, daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan TBMM eski Başkanı ve Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesi Hüsamettin Cindoruk ise, Türkiye’de bir istibdat dönemi yaşandığını belirtti. Cindoruk şöyle dedi:

“Arzuhalci kültürüyle Adalet Bakanlığı yapılmaz. Bunun için ayrıca insaf  nesafet vasfı lazımdır. 150’yi aşkın gazetecinin tutuklu olması, Türkiye’nin bir istibdat rejimi yaşadığını gösterir. Bu sayı Tanzimat Fermanı’na bile aykırıdır. Ben böyle bir dönem yaşamadım, Yassıada mahkemeleri bile bu kadar gazeteci hapse atamadı. Ayıplıyorum.  Üzülmek yeterli değil, sahip çıkmamız lazım.  Aylardır iddianamesiz bir dava var, bunu kabul etmek mümkün değildir. Tutukluma kararlarında kesin hüküm vermişler, bundan iktidar sorumludur. Ve bu iktidarın ayıbıdır. Bu gidiş gidiş değildir,. bu gidişten Türkiye’nin çıkması için ortak gayrete ihtiyaç var. Ancak görüyoruz ki şimdi Türkiye’yi tek adam rejimine, siyasi İslama itmeye ve Avrupa’dan uzaklaştırmayla çalışıyorlar. Bu bir medeniyet kavgasıdır. Türkiye özgür dünlyada mı kalacak, gerici ülkelerin arasına mı katılacak. Yaşananlar bir sapmadır, arkasında bir hesap yatıyor. Bu hesabı bozmak Türk halkının elindedir.”

OKTAY EKŞİ: TÜRKİYE TÜMÜYLE HAPİSHANE OLDU

Toplantda konuşan Oktay Ekşi ise, “Türkiyle medeni dünyanın ortasında bir hapishane haline geldi, bu gün 150’yi aşkın gazetecinin hapsedildiğini konuşuyoruz ama aslında Türkiye 80 milyon insan için bir hapishaneye dönüştürülmüştür. Ben gazeteci değilim, tutuklu gazeteciler beni bağlamaz demeyin, gerçeğimiz budur” dedi.

TURGUT KAZAN: KINIYORUM

Turgut Kazan da, “Silivri, tutuklu gazeteciler için sembol cezaevi diye burada bulunuyoruz. Dünyada böyle bir basın toplantısının örneği yoktur, çünkü tutuklu gazetecilere gazetecilere anlatmak için basın toplantısı yapıyoruz. Utanç duyuyorum, neden olanları kınıyorum.”

 

GAZETECİ EŞLERİ

Toplantıda, tutuklu Cumhuriyet Gazetesi mensuplarının eşleri ise özetle şunları söylediler:

Sevinç Kart: Silivri’de bir tecrit yaşanıyor, bir notu dışarı iletmek bile mümkün değil. Mektup yasak. Avukat görüşmesi bile haftada bir saat. Onlar girdiklerinde mevsim sonbahardı. Kış geçti. Ama bahar gelsin istemiyorum. Çünkü bahar geldiğinde sevdiğim yanımda olmayacak. Umarım, bu bahar, tutsakların salındığı bahar olur. Size Musa Kart’ın bir karükatürünü anlatmak isterim. Birkaç yıl önce Silivre’deki gazetecileri, mahkemeye tünel kazarak çizmişti ve hakime “Size başka yolla ulaşamadık” diyordu. Aynı durumu yaşıyoruz. Gazeteciler adalete ulaşmak için iğneyle kuyu kazıyor.”

Semra Çelik: Gazeteciler Silivri’de esir tutuluyor. Ne kendilerini savunabiliyorlar, ne konuşabiliyorlar. Sorgulanmadan esir tutuluyorlar. Demek ki savaş var ve onlar da düşman. Çocuklar bile babalarıyla ancak okulu kırarak ve camın arkasında görüşebiliyor.”

Çağlayan Öz: Bir gazetecinin kapısı bir sabah terör timlerince çalınıyor, tüm eşyalar altüst ediliyor. Eşinizi alıp götürüyorlar. Bunu Türkiye’ye yakıştıramıyoruz. Bu insanlar, katil değil, suçlu değil, sadece gazeteci. Ellerinde kalemden başka bir güç yok. Bu orantısız bir yaklaşımdır. Adaletin bir an önce dengeleri gözeten bir tavır sergilemesi gerekiyor.”

YAŞANANLAR KAYGI VERİCİ

Basın Konseyi, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin kundaklanmasının, bir karikatür için dergi kapatılmasının, Başbakan’ın basın özgürlüğünü Avrupa Birliği ile pazarlık konusu yapmasının ve Die Welt gazetesi Muhabiri Deniz Yücel’in 6 gündür gözaltında tutulmasının kaygı verici olduğunu belirtti.

Basın Konsey’inden yapılan açıklama şöyle:

“Türkiye’nin demokratik bir müessese olan referanduma hazırlandığı bugünlerde Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin, kanlı ve karanlık ellerce, hiç tereddüt edilmeden kapısına benzin dökerek kundaklanması ürkütücüdür. Bu olay, Türkiye tarihinde yaşanan ve amacı terör salarak, insanları korkutmak olan yakın tarihimizdeki “Şan Tiyatrosu” benzeri kundaklama olaylarını akıllara getirdi. Olayı şiddetle kınıyor, faillerinin derhal yakalanıp, adalete hesap vermelerinin sağlanmasını bekliyoruz. Bu tür olayların faillerinin yakalanmasının, referandum sürecinde benzer olaylar çıkarmak isteyen heveslilerin cesaretini kıracağını da vurgulamak istiyoruz. Bir gazeteye ait Twitter hesabından  Müjdat Gezen’e küfür edilmesini de şiddetle protesto ediyoruz. Medyanın nefret söylemiyle, bu tür tahrik edici yayından kaçınılması gerektiğini, bu olaydaki örneklerle bir daha hatırlatıyoruz. 

Başbakan Binali Yıldırım’ın, geçtiğimiz günlerde kendisine tutuklu meslektaşlarını soran gazetecilerle ‘Basın Özgürlüğü’ pazarlığı yapması ve AB’ye ‘Siz fasılları açın, basın özgürlüğünü konuşalım’ yaklaşımı kabul edilemez. Basın özgürlüğü, hiçbir bağlamda pazarlık konusu yapılabilecek bir hak değildir. Her türlü pazarlığın dışında, demokrasinin olmazsa olmazıdır.

Alman Die Welt Gazetesi muhabiri Deniz Yücel’in neredeyse bir haftadır gözaltında tutulması ise, Türkiye’deki basın özgürlüğünün olumsuz durumunu dünyaya yansıtmaktadır. Yücel’in bir an önce mahkemeye çıkarılması ve gözaltında tutulmasını gerektirecek bir suçlama ve kanıt varsa, kamuoyu ile bir an önce paylaşılması şarttır.

Ayrıca, 44 yıllık Gırgır Dergisi’nin bir karikatür nedeniyle kapatılması ise binlerce işsiz gazeteciye yeni işsiz gazeteci ve çizerler eklenlenmesine neden olmuştur. 

Özetlemeye çalıştığımız medyaya yönelik bu tablonun demokrasimiz için çok düşündürücü ve üzücü olduğunu kaygıyla belirtiyoruz.”

BASIN VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE “DARBE ÜSTÜNE DARBE”, NEREYE KADAR?..

Aylardır iddianameleri bile hazırlanamayan tutuklu gazeteciler cezaevlerinde yatırılırken, haber ve köşe yazıları nedeniyle mahkemeleri görülen gazetecilere yeni hapis cezaları vermekten; basın ve ifade özgürlüğüne “darbe üstüne darbe” vurmaktan artık vazgeçelim.

Her kriz döneminde mağdur edilen gazetecilerin üzerinden artık ellerin çekilmesini istiyoruz.

Düşüncelerini ifade etmek ve halkı bilgilendirmek için yazan gerçek gazetecilerin, yazdıkları her bir kelimeyi teröre bulaştırma çabaları, tutuklamalar, hüküm giydirmeler, gözaltılar, oto sansüre zorlamalar, evlerine geceyarısı baskınları, ailelerinin dağıtılması, maddi-manevi hak mahrumiyetine uğaratılıp, mallarına el konulması demokratik düzene ve hukuka  aykırıdır.

Yıllardır adeta kıskaç içine alınan basın üzerinde giderek ağırlaşan baskı ve kontrol uygulamalarına son verilmesini istiyoruz.

“Darbe”, “darbeci”, “teröre bulaşma” ya da “örgüt propagandası” isnatlarıyla yıllardır basının üzerine yerleşen  bu kara bulutların, demokrasi, halkın haber alma hakkını ve ifade özgürlüğünü kısıtlamaması için artık zorlama çabalardan vazgeçilmesinin zamanının çoktan gelip geçtiğini bir daha hatırlatıyoruz.

Hiçbir demokratik ülkede gazeteciler, gazetecilik yaptıkları için, akademisyenler özgürlükleri savundukları için, yazarlar yazdıkları için tutuklanmazlar, işlerinden olmazlar, yayın kurumları kapatılmaz, el konulmaz. 

Bugün, darbe koşullarından sıyrılma gayretiyle ve sivilleşme söylemleriyle yola çıkan Türkiyemiz’in, yaşanan bu sayısız örneklerle dünyadaki demokrasi ikliminde daha fazla utanmamasını ve sıralamalarda daha da gerilere düşmemesini diliyoruz.

,

TÜRK TABİPLER BİRLİĞİ MERKEZ KONSEYİ’NİN ŞİKAYETİNİ DEĞERLENDİREN BASIN KONSEYİ YÜKSEK KURULU, YENİ AKİT GAZETESİ SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ ALİ İHSAN KARAHASANOĞLU VE MUHABİR HARUN SEKMEN’İ “KINAMA” KARARI ALDI

lisanslı ikili opsiyon şirketleri REFERANS: 2017/03

 

http://vietmoz.com/?syrcis=guida-opzioni-binarie guida opzioni binarie ŞİKAYET EDEN:

Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi adına Genel Sekreter Dr. Sezai Berber

 

forex exchange agents in delhi ŞİKAYET EDİLEN:

Ali İhsan Karahasanoğlu (Yeni Akit gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü)                                  Harun Sekmen (Yeni Akit gazetesi muhabiri)

 

köpa Viagra Nyköping ŞİKAYET KONUSU:

Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi, Yeni Akit gazetesinin 3 Ocak 2017 tarihli “Kandil’in Sesi Tabip Odası Kapatılsın” başlıklı sürmanşet haberinde geçen suç isnadları nedeniyle şikayet başvurusunda bulunmuştur. TTB, haberde geçen “PKK’nın propagandasının yapıldığı makale”, “Kandil’in makalesi” ifadelerinin gerçeğe aykırı olduğunu söylemektedir. Habere konu olan ve TTB’ye ait Mesleki Sağlık ve Güvenlik dergisinde yer alan “Çalışma Ortamında ‘Barış Sağlıkçısı’ Olmak” başlıklı makalede yer alan bazı cümlelerin, yazının bütünlüğünden koparılarak verildiği, bu makale vasıtasıyla ve birbiriyle bağlantısı olmayan konular arka arkaya sıralanarak meslek örgütünün kapatılması talebinde bulunulduğunu ileri sürmektedir.

 

bdswiss einzahlung ŞİKAYETE KONU HABERDE ŞU İFADELER GEÇMEKTEDİR:
03 Ocak 2017 tarihli “Kandil’in Sesi Tabip Odası Kapatılsın”:

“Gezi Parkı eylemlerinde çapulculara her türlü desteği veren, her fırsatta devlet ve millet düşmanlığını gözler önüne sermekten çekinmeyen, devletin milyonlarca dolar zarara uğratıldığı ilaç vurgununda suspus olan, PKK’nın katlettiği doktorlar karşısında üç maymunu oynayan ve şimdi de yayınlattığı makale ile ‘Kandil’in sesi’ olan Türk Tabipler Birliği kapatılmalı…”

“Türk Tabipler Birliği’nin devlet ve millet düşmanlığı konusundaki sicilleri oldukça kabarık.”

“Meslek kuruluşundan ziyade marjinal sol örgüt tavrıyla hareket eden Türk Tabipler Birliği’nin Aralık ayında çıkardığı Mesleki Sağlık ve Güvenlik dergisinde yer alan bir makale “Bu kadar da olmaz” dedirtti. Kandil ağzıyla yazılmış ‘Çatışma Ortamlarında Barış Sağlıkçısı Olmak’ isimli makalede ‘hendek’ terörü kutsandı.”

“Kandil ağzıyla yazılmış makalede İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Samet Mengüç, Mahfuz Karaaslan, Onur Naci Karahancı, Feray Kaya, Arzu Türkmen, Veysi Ülgen, Halis Yerlikaya’nın ismi bulunuyor.”

 

http://restauracefantasy.cz/?kljaksade=www-interactiveoption-com www interactiveoption com UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR:

Yeni Akit gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ali İhsan Karahasanoğlu ve Yeni Akit gazetesi muhabiri Harun Sekmen’e uzlaşma veya herhangi bir temsil talepleri olup olmadığına yönelik yazı gönderilmiş, belirtilen süre içinde cevap gelmemiştir.

 

binary speedbot software per opzioni DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

-Şikayete konu haberde “devlet ve millet düşmanı”, “terör örgütü PKK’nın arka bahçesi haline gelen”, “bir mesleki yapılanmadan ziyade aşırı sol örgütlerin propaganda merkezi gibi çalışan”, “PKK propagandası yapan”, “Kandil ağzıyla yazan” ve “PKK’nın katlettiği doktorlar karşısında üç maymunu oynayan” gibi ağır ithamlarda bulunulmuştur.

-Türk Tabipler Birliği “Devlet ve millet düşmanlığı konusunda sicili kabarık” ifadesini karşılayacak herhangi bir soruşturma, kovuşturma veya mahkeme kararı bulunmadığını beyan etmiştir.

-Haberde, makaleye imza atan TTB yönetici ve üyeleri isimleriyle sıralanarak hedef gösterilmiştir.

-Haberin çıktığı gün yapılan tekzip talebine muhabir Harun Sekmen tarafından TTB’ye gönderilen 8 maddelik “koşullu tekzip” uygulamasıyla karşılık verilmiş, Basın Meslek İlkeleri’nde yer alan “cevap ve tekzip temel hakkı” şarta bağlanmıştır.

-Tekzip koşulu olarak sunulan soru listesinde habere konu makale ile ilgisi olmayan başlıklara yer verilmiş, Türk Tabipler Birliği’ne “kanun ve mevzuatta” olmayan ifadeleri kullandığı iddiasıyla hesap sorulmuş, internet sitesinde yer alan içerik tercihleriyle ilgili bir nevi “savunma” istenmiştir.

-Ayrıca, makalede tanıklığına başvurulan kişinin kimliğinin açıklanması istenmiştir.

-Tekzip yayımlanmadığı gibi yeni bir haberle bu koşullar listesinde geçen sorulara yer verilmiş ve yine suç isnadında bulunulmuştur.

-TTB, tekzibi konu eden habere de tekzip yazısı göndermiş, ancak dikkate alınmamıştır.

Yukarıdaki sebeplerden, 3 Ocak 2017 tarihli “Kandil’in Sesi Tabip Odası Kapatılsın” başlıklı sürmanşet-haber nedeniyle Yeni Akit gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ali İhsan Karahasanoğlu ve muhabir Harun Sekmen’e,

Basın Meslek İlkeleri’nin “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” diyen 4. maddesi,

“Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe, hiç kimse ‘suçlu’ ilan edilemez.” diyen 9. maddesi,

“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” diyen 10. maddesi,

“Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar.” diyen 16. maddesi uyarınca oy birliğiyle “kınama” kararı verilmiştir.