BASIN KONSEYİ, ‘ISPARTA BOMBA32’ İNTERNET SİTESİ HAKKINDA ‘ŞİKAYETİN YERSİZLİĞİ’ KARARI ALDI

11.04.2018

www.bomba32.com.tr internet sitesinde 1 Mart 2018 tarihinde ‘Şehidimiz Var Isparta’ başlıklı haberle ilgili şikayet
KARAR
Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 11 Nisan 2018 günü 18 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda, Isparta’daki www.bomba32.com.tr haber sitesi sorumlusu Mustafa Baş hakkında yapılan şikayeti görüştü. Yüksek Kurul oybirliği ile ‘şikayetin yersizliği’ kararı aldı.

REFERANS: 2018- 10

ŞİKAYETÇİ; Nuray Barış

ŞKİYAT EDİLEN:
Isparta’daki www.bomba32.com.tr haber sitesi sorumlusu Mustafa Baş

ŞİKAYET KONUSU:
Isparta’daki www.bomba32.com.tr internet sitesinde 1 Mart 2018 tarihinde, Afrin’de şehit olan uzman çavuş Burhan Açıkkol’un aileye henüz haber verilmeden adının ve fotoğrafının yayınlanması

Şikayetçi Nuray Barış, www.bomba32.com.tr internet sitesinin, şehit düşen Ispartalı her askerin adını daha resmi heyet gidip şehit ailesine haber vermeden yayınladığını, bunun da şehit yakınlarının sağlıklarını riske soktuğunu ve resmi görevlileri zor durumda bıraktığını savundu.
Son olarak da Afrin’de şehit olan uzman çavuş Burhan Açıkkol’un ailesine görevli heyet daha haber vermeye giderken bu internet sitesinde ‘Şehidimiz Var Ispartam’ başlığıyla yayınlanan haberde şehidin adının yazıldığını belirten Nuray Barış, şikayet başvurusunda şöyle dedi:
“1 Mart günü Isparta ilinde ailesinin ikamet ettiğini öğrendiğimiz jandarma uzman çavuş Burhan Açıkkol’un şehit haberi geldi. Haber vermekten sorumlu ekip kendi içinde haberleşirken hazırlıklar tamamlanmadan bahse konu yayın organı haberi saat 21.57’de geçerek şehidin adını açık olarak belirtmiş fotoğrafını da eklemiş haberi yayınlamıştır. Ekip, toplanmadan teker teker şehit ailenin evine münferit olarak gitmek zorunda kalmıştır. Eve ilk ulaşan Vali Yardımcısı ve Jandarma Komutanı ailenin bilgisi olduğunu görmüştür. Ailenin sağlık problemi yaşadığı ve kafalarında birçok soru olduğu belirlenmiştir. Aldıkları acı haberin doğruluğundan bile emin olamayan aile şok içindeydi.”
Şehit ailelerine haberi, mülki amir başkanlığında ilgili kurumların üst düzey yöneticilerinden oluşan bir heyetin sağlık ekibi eşliğinde giderek verdiği belirtilen şikayet başvurusunda, “Şehitlerimiz ve kıymetli aileleri, içinde bulunduğumuz coğrafyada bize güç veren en önemli manevi değerlerimizdir. Şehit aileleri bize şehitlerimizin emanetidirler. Bu duygularla size bildirdiğim yayın organının her şehit haberinde bu kutsal değerleri acımadan hiçbir etik kurala uymadan çiğnediğini bildirir, gereğinin yapılmasını, toplum vicdanı gereği arz ederim” denildi.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR
Şikayet başvurusu www.bomba32.com.tr internet sitesine ulaştırıldı. İnternet sitesinin sorumlu müdürü Mustafa Baş verdiği yanıtta, 1 Mart 2018 tarihinde ‘Şehidimiz Var Ispartam’ başlıklı haberde Afrin’de şehit olan 5 asker arasında Ispartalı uzman çavuş Burhan Açıkkol’un da bulunduğunu çok erken öğrendiklerini, ancak gerekli hassasiyeti gösterip, aileye haber verildikten sonra yayınladıklarını savundu.

Facebook’ta saat 21:12’den itibaren Ispartalı kullanıcılar tarafından şehit uzman çavuş Burhan Açıkkol’un adı ve fotoğrafıyla paylaşıldığını belirten Mustafa Baş, “Biz ise şehit haberinin aileye ulaştığını öğrendikten sonra, yani saat 21:57’de sitemiz Bomba32’de yayınladık. Ülkemiz için önem taşıyan ve manevi olarak büyük hassasiyet içeren şehit haberi sosyal medyada zaten saatler öncesinde yayılmaya başlamış, şehit ailesinin yakınları ve komşuları çoktan taziye ziyareti için şehit evine gelmişlerdi” dedi. Mustafa Baş, bu paylaşımlardan örnekler de gönderdi.

Sorumlu müdür Mustafa Baş, resmi görevlilerin şehit ailesinin evine tek tek gitmelerinin haberi yayınlamalarıyla ilgisinin bulunmadığını da savunarak, “Zaten haber yayınlanmadan önce Isparta Vali Yardımcısı, Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü ile Jandarma yetkilileri acı haberi vermek için şehit evine gitmişti. Biz bunun teyidini aldıktan sonra haber yayına verdik. Kaldı ki, haber içerisinde Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi açıklaması da bulunmaktadır” ifadelerini kullandı.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Gelen her şehit haberi toplumu sarsmakta, ancak yine de ‘ateş düştüğü yeri yakmakta’ ve en büyük acıyı şehit yakınları çekmektedir. Evladının şehit olduğu haberini alınca kalp krizi geçirip vefat eden anneler- babalar olmuştur. Bunun üzerine şehit ailelerine haberi, yanlarında sağlık ekibiyle giden resmi görevlilerin vermesi uygulaması başlatılmıştır. Onlara sağlık hizmeti ve psikolojik destek sağlanarak, devletin yanlarında olduğu gösterilmektedir.
Buna mukabil, gazeteci, teknolojideki gelişmeler sayesinde habere çok hızlı ulaşabilmektedir. Hakkari’deki terör saldırısını oradaki bir görevli, İzmir’deki gazeteci arkadaşına anında fotoğrafıyla tüm bilgileriyle ulaştırabilmektedir. Ayrıca sosyal medya paylaşımları da önemli bir kaynaktır.
Şikayet edilen internet haber sitesi Isparta’nın yerel haber sitelerinden biridir. Küçük bir il olmasına karşın en fazla şehit veren iller arasında olan Isparta’da şehit cenazelerinde büyük kalabalıklar toplanmaktadır ve halk duyarlıdır. Bu nedenle de internet sitesinin, şehit haberlerini en hızlı şekilde ve en geniş şekilde verme çabası normaldir. Habere hızla ulaşmış ve yayınlamıştır.
Şikayet edilen sitenin sorumlusu verdiği yanıtta ‘resmi görevlilerin şehit ailesine haber verdikten sonra haberi yayınladık’ demiş, şehidin adının ve fotoğrafının sosyal medyada paylaşılmasından neredeyse bir saat sonra haberi kullandıklarını belirtmiştir.
Kaldı ki, gazeteci elindeki haberi yayınlamak için resmi açıklama yapılmasını, yetkililerin izin vermesini beklemek zorunda da değildir. Haberciler, ‘Kıyametin kopacağını önceden haber verirsen kahin olursun, gecikirsen kıyamet senin başında kopar’ sözünü hiç unutmaz. Gazetecinin haberinde gözeteceği temel hususlar, haberin gerçek olması ve kamu yararının varlığıdır.
ww.bomba32.com.tr internet sitesinde yer alan ‘Şehidimiz var Ispartam’ haberi gerçektir. Şehitler konusunda son derece hassas olan Isparta gibi bir ilde yayın yapan internet haber sitesi de kamuoyunu bilgilendirerek kamusal görevi yerine getirmiştir.

Bu bakımdan, Basın Konseyi Yüksek Kurulu, internet haber sitesi www.bomba32.com.tr hakkında yapılan başvuruda oybirliği ile ‘şikayetin yersizliği’ yönünde karar almıştır.

BASIN KONSEYİ, HABERTÜRK MUHABİRİ HAYATİ ARIGAN HAKKINDA ‘KINAMA’ KARARI ALDI

11.04 2018

Habertürk Gazetesi’nde yayımlanan ‘Telefonu pijamasının cebinde uyuyordu’ başlıklı boşanma davası haberiyle ilgili şikayet.
KARAR

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 11 Nisan 2018 günü 18 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda şikayet dosyasını görüştü. Yüksek Kurul 2 oya karşılık 16 oyla, Habertürk muhabiri Hayati Arıgan için ‘kınama’ kararı aldı.

REFERANS: 2018- 9

ŞİKAYETÇİLER:
1- Bayram Gök (mail: bayramex@gmail.com. GSM: 0 506 726 70 50)
2- Gizem Yıldız (mail: gizz.yldz@hotmaill.com).
3-
ŞKİYAT EDİLEN: Habertürk Gazetesi muhabiri Hayati Arıgan.

ŞİKAYET KONUSU:
Habertürk Gazetesi’nde 14 Şubat 2018 günü yer alan ve aynı gün internet sitelerince de alıntı yapılan ‘Telefonu pijamasının cebinde uyuyordu’ başlıklı, boşanma davası haberinde, ‘gizlilik kararını ihlal’ ile ‘özel hayat’ ve ‘kişilik haklarına saldırı’ iddiası.

Şikayetçi Bayram Gök 26 Şubat 2018 tarihinde yaptığı başvuruda, 2017 Aralık ayında eşinden boşanmak üzere dava açtığını, tarafların dilekçelerini mahkemeye sunduklarını ve duruşma tarihini beklediğini anlattıktan sonra, “Henüz ortada tarafların birbirine söylediği iddialar dışında kesin bir karara varılmamışken hali hazırda devam eden boşanma davamın tüm bilgileri gerek gazete gerek internet haber yoluyla tüm insanlara servis edilmiştir” dedi.
Davanın görüldüğü Küçükçekmece 4. Aile Mahkemesi’nce verilen ‘gizlilik kararını’ gönderen Bayram Gök, “Davada gizlilik kararı olmasına rağmen kişiliğime yöneltilmiş asılsız iddialarla gazetelere konu olmuş bulunmaktayım. Habertürk muhabiri Hayati Arıgan mesleki ahlakını maalesef kişiliğime yöneltilmiş bu iddialarla henüz bir sonuca varılmamışken üçüncü şahıslarla birlikte hakkımda asılsız haberler yapmıştır. Yaptığı haberin herhangi bir bireyin özel hayatının kişilik haklarının ihlalini yaptığı açıkça ortadadır” ifadelerine yer verdi. Başvuruda haberin ‘yayından kaldırılması’ ve ‘özür’ yazısı yayımlanması da talep edildi.

Diğer şikayetçi Gizem Yıldız da ilk şikayetçiden 10 gün sonra, 8 Mart 2018 tarihinde yaptığı başvurusunda bale sanat okulu sahibi olduğunu, söz konusu haberde fotoğrafının da kullanılarak, kendisiyle ilgili asılsız iddialarda bulunulduğunu savundu. Şikayetçi, “Bulunduğum iş çevresi açısından çocuk ve aileleriyle ilişki kurmam nedeniyle hakkımda çıkarılan yalan haberler hem şahsım üzerinde hem iş çevresi alanında telafisi olmayan zararlara sebebiyet vermektedir” dedi.
Gizem Yıldız, haberde mesnetsiz iddialarla hedef alındığını, kişilik haklarına saldırıldığını, kamu yararı ile öz ve biçim arasında dengenin gözetilmediğini belirterek mağdur olduğunu söyledi, haberin ‘yayından kaldırılması’ talebinde bulundu.
UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR
Şikayet başvuruları, Habertürk Gazetesi muhabiri Hayati Arıgan’a hem mail, hem postayla ulaştırıldı. Boşanma davalarının medyada her zaman ilgi çeken haberler olduğunu, dosyada mahkemenin gizlilik kararı ve yayın yasağının olmadığını, tarafların isimlerinin rumuzlu, fotoğraflarının da tanınmayacak kadar kapalı yayımlandığını belirtti.
Muhabir Hayati Arıgan, yanıtında “Boşanma, insanlık tarihi kadar eski bir sosyal kavramdır. Boşanma olaylarının sebepleri de günümüzün gelişen değerlerle birlikte çeşitlilik arz etmektedir. Haberde tarafların özel hayatı ihlal edilmemiş sadede boşanmaya konu olan olaylar işlenmiştir” ifadelerine yer verdi..
Şikayetçiler Bayram Gök ve Gizem Yıldız ile şikayet edilen muhabir Hayati Arıgan arasında uzlaşma sağlanamadı.
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Haber konusu aynı olduğu için hem Bayram Gök, hem de Gizem Yıldız’ın şikayetlerinin birlikte ele alınmıştır.
Şikayet konusu haber, Küçükçekmece 4. Aile Mahkemesi’nde açılan bir boşanma davasının haberidir ve olay gerçektir. Şikayetçi eşinden ayrılmak için dava açmış, eşi de karşı dava açarak tazminat talebinde bulunmuştur.
Taralar karşılıklı olarak birbirini suçlamaktadır ve haberde bu iddialara da yer verilmektedir. Şikayetçi boşanma gerekçesi olarak ‘eşinin, ailesine kötü davrandığını’ ve ‘evi terk ettiğini’ belirtmiş, eşi de ‘evliliğin bitmesine kızının bale öğretmeninin sebep olduğunu’ ve ‘şiddet gördüğünü’ ileri sürmüştür.
Diğer şikayetçi Gizem Yıldız’ın haberde adı verilmemiş, bir eğlencede çekilen yüzü maskeli fotoğrafı kullanılmıştır. Haberde onunla ilgili ‘kızının bale öğretmeni’ ifadesi kullanılmış, fotoğrafına adı rumuz olarak konulmuştur. Habere başlık olarak da yine tarafların birinin diğeri için dosyada yer alan dava dilekçesinde ‘Yatarken bile telefonu pijamasının cebine koyuyordu’ iddiası kullanılmıştır.
Haber davanın açılmasından yaklaşık iki ay sonra ve dosyasında bulunan tarafların iddialarına göre, yine ‘iddia’ kaydı konularak yazılmıştır. Boşanma davasının taraflarının isimleri rumuz olarak yazılmış, yine muhtemelen taraflardan birinin verdiği fotoğraf da yüzler mozaikle kapatılarak yayımlanmıştır. Diğer şikayetçi Gizem Yıldız’ın da zaten sosyal paylaşım sitesinden alınan ‘maskeli fotoğrafı’ kullanılmıştır.
Basın Meslek İlkeleri’nin 5. Maddesine göre ‘Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu yapılamaz’. Yukarıda tarif edilen haberde yer alan verilerin, ilgililerin ‘özel yaşamı’ kapsamına girdiği şüphesizdir. Şikayetçilerden Gizem Yıldız’ın haberde adı yazılmadan ‘evliliğinin bitmesine kızının bale öğretmenini sebep olduğunu ileri süren’ ifadesi yer almaktadır ve sosyal medyadan alınmış ve eğlence sırasında çekildiği anlaşılan maskeli bir fotoğrafı kullanılmıştır. Bu bakımdan, yayının hukuka uygun olması, ‘kamu çıkarının’ bulunmasına bağlıdır. Somut olayda ise, kamusal figür mahiyetinde olmayan alelade insanlar söz konusudur. Olayın kendisi de demokratik bir toplumda kamusal bir tartışmaya katkı sağlayabilecek içerik ve mahiyette değildir. Öte yandan, şikayetçinin haber konusu davanın tarafı olmadığı; kaldı ki, henüz davanın duruşmasının bile yapılmamış olduğu da dikkati çekmektedir.
Durum böyle olunca, böyle bir haberin yayımlanması ancak ilgililerin rızası üzerine mümkün olabilecektir; ki böyle bir izin alınmamıştır. Bu nedenle, Basın Meslek İlkeleri’nin ‘Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu yapılamaz’ şeklindeki 5’inci maddesinin ihlali söz konusudur.

Şikayette önemli bir konu da mahkemenin ‘gizlilik kararı’ verdiği bir davanın haberinin yapıldığı iddiasıdır. Ancak, haber 14 Şubat 2018 tarihinde yayınlanmış, aynı gün şikâyetçinin avukatının yaptığı başvuru üzerine mahkeme ‘gizlilik kararı alınması talebinin kabulüne’ ara kararı almıştır. Bu da şikayetçinin gazetede haberi gördükten sonra ‘gizlilik kararı’ için başvurduğunu göstermektedir. Gazete dağıtımdan bir gün önce hazırlanıp basıldığı için muhabir haberi yazdığında, gazetenin basılıp dağıtıldığında dosyada henüz ‘gizlilik kararı’ bulunmadığı açıktır. Şikayet edilen muhabir cevap yazısında da bunu belirtmiştir. Bu yönden bir etik ihlali söz konusu değildir.
Netice olarak, Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 2 oya karşılık 16 oyla Habertürk Gazetesi muhabiri Hayati Arıgan’ın ‘kınanması’ yönünde kararı almıştır.

, ,

YENİ BASIN KONSEYİ YÜKSEK KURULU SEÇİLDİ

 

Basın Konseyi’nin yeni seçilen Yüksek Kurulu, ilk toplantısını Basın Konseyi’nin Osmanbey’deki merkezinde yaptı.
Gazeteciler ve okur temsilcilerinin yanı sıra, üye medya kurumları, gazeteciler cemiyetleri, Baro’ların ve üniversitelerin temsilcilerinden oluşan Yüksek Kurul, ilk toplantısında Basın Konseyi Başkanlığı’na yeniden gazeteci Pınar Türenç’i, 2’nci Başkanlığa Dr. Murat Önok’u seçti.
Geniş katılımlı toplantıdaki seçimlerden sonra, üyelere teşekkür eden Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, şunları söyledi:
“Basın Konseyi gibi medya kurumlarının hassaslıkla koruduğu evrensel değer olan iletişim özgürlüğü ve halkın gerçekleri öğrenme hakkı, yaşamsal önem taşımaktadır. Tarihsel süreçte hep şunu gördük ve yaşadık; iktidar yanlısı medyaların güdümündeki demokrasiler hep sancılı olmuştur ve gerçeğe ulaşamayan toplumlar hep kaybedendir. Bunun için Basın Konseyi olarak halkın haber alma hakkını ve ifade özgürlüğünü hiçbir gücün yok etmesi kabul edilemez. Tüm baskı, sansür, otosansür ve tehditlere karşı, demokratik hakların kaybedilmemesi için çağdaş ülkelerde, gerçek demokratik iklimlerde olduğu gibi bu zor süreçte de çalışmalarımıza hep birlikte devam edeceğiz.”
Yeni seçilen Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyeleri 3 yıl süreyle görev yapacak.
YÜKSEK KURUL ÜYELERİ
Yeni seçilen Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyeleri şunlar:
Pınar Türenç, Orhan Birgit, Tufan Türenç, Hüsamettin Cindoruk, Turgut Kazan, Kenan Akın, Atilla Gökçe, Okşan Atasoy, Turgay Noyan, Murat Önok, Fehmi Ketenci, Doğan Satmış, Ahu Özyurt, Yazgülü Aldoğan, Mehmet Emin Güzbey, Yaman Törüner, Prof. Dr. Hülya Yengin (Aydın Üniversitesi), Prof. Dr. Muhammet Şahin (MEF Üniversitesi), Prof. Dr. Fatoş Adiloğlu  (Doğu Akdeniz Üniversitesi), Prof. Dr. Metin Feyzioğlu (TBB Başkanı), Tamer Atabarut, Dr. Başar Yaltı, Hulusi Turgut, Namık Tan, Oktay Huduti, Üstün Ünügür, Ali Ayaroğlu, Melih Berk, Doğan Şentürk (Fox Tv), Yüksek Şengül (Sözcü), Tunca Bengin (Milliyet),  Güngör Mengi (Vatan), Tuba Emlek (Halk Tv), Yalçın Büyükdağlı (Ulusal- Aydınlık), Levent Yıldız (B Tv), Tülay Şubatlı (İnternet Temsilcisi), Misket Dikmen (İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, Yılmaz Karaca (Eskişehir Gazeteciler Cemiyet Başkanı ve TGF Başkanı), Veysi İpek (Diyarbakır Gazeteciler Cemiyet Başkanı), Mehmet Durakoğlu (İstanbul Baro Başkanı), Hakan Canduran  (Ankara Baro Başkanı), Aydın Özcan (İzmir Baro Başkanı)

BASIN KONSEYİ, YENİÇAY GAZETESİ YAZARI ARSLAN TEKİN HAKKINDA ‘UYARI’ KARARI ALDI

28.03.2018
Yeniçağ gazetesi yazarı Arslan Tekin’in ‘Cerrahpaşa Tıp’ta Skandalın Skandalı’ başlıklı yazıya Prof. Dr. İhsan Taşçı’nın şikayeti.
KARAR
Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 28 Mart 2018 günü 17 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda Prof. Dr. İhsan Taşçı’nın yaptığı şikayeti görüştü ve Yeniçağ Gazetesi yazarı Arslan Tekin hakkında oyçokluğu ile ‘uyarı’ kararı aldı.

REFERANS: 2018 – 8
ŞİKAYETÇİ:
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Pof. Dr. İhsan Taşçı.
ŞİKAYET EDİLEN:
Yeniçağ Gazetesi yazarı Arslan Tekin.

ŞİKAYET KONUSU:
Yeniçağ gazetesinde 03.02.2018 tarihinde yayımlanan ‘Cerrahpaşa Tıp’ta Skandalın Skandalı’ başlıklı köşe yazısı.
Yeniçağ gazetesi yazarı Arslan Tekin, rahatsız olan eşi Nergis Tekin’i, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. İhsan Taşçı’ya muayene ettirmek için sistemden randevu almış, gittiklerinde verilen saatte muayenenin yapılmadığı nedeniyle taraflar arasında tartışma çıkmıştır. Prof. Dr. Taşçı’nın ‘Bu koşullarda hastayı muayene edemeyeceğini söylemesi üzerine ücret iade edilmiş, yazar da eşini başka bir hekime muayene ettirmiştir.
Yazar, bu nedenle Prof. Dr. İhsan Taşçı hakkında şikayetçi olmuş ve yaşadığı olayı ‘Bir sağlık skandalı’ başlığıyla 27 Kasım 2017 tarihinde köşesinde yazmıştır.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanlığı şikayet üzerine bir öğretim üyesini ‘muhakkik’ olarak görevlendirmiş, Prof. Dr. Taşçı ile bölümdeki görevlilerin ifadeleri alınmış, sonuçta ‘soruşturmaya gerek görülmediği’ kararı verilmiştir.
Kendisine de sonucun bildirilmesi üzerine yazar, bu kez köşesinde 03. 02. 2018 tarihinde ‘Cerrahpaşa Tıp’ta Skandalın Skandalı’ başlıklı ikinci bir yazı kaleme almıştır.
Şikayetçi Prof. Dr. İhsan Taşçı, Basın Konseyi’ne yaptığı yazılı başvuruda, gazetenin okuyucusu olmadığı için ilk yazıyı da ikinci yazıdan sonra bir yakınının söylemesiyle gördüğünü; her iki yazıda kendisine atfedilen ifade ve eylemlerin gerçekdışı olduğunu; onur kırıcı suçlamalar yapıldığını savunarak, yazar Arslan Tekin’den şikayetçi oldu. Şikayet başvurusunda soruşturmada hem kendisinin ve bölümdeki görevlilerin, hem de şikayetçinin ifade tutanaklarını da gönderdi.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR

Prof. Dr. İhsan Taşçı başvurusunda, yazar Arslan Tekin’in yazıları için ‘‘ifadelerin tamamı gerçek dışı, abartılı, gazetecilik meslek etik kuralları hiçe sayılarak şahsımla, yardımcım ve sekreterimle, hatta çalıştığım kurumla ilgili gerçeğe aykırı yayın yapıldı, şeref ve haysiyetimle oynandı’ dedi.
Yazarın, hukukçu olan yakınıyla hastaneye geldikten sonra ‘gazetecilik kimliğine güvenerek’ koridorda gerginlik çıkarıp çalışanları taciz eder davranışta bulunduğunu öne süren şikayetçi, “Yakınının kendisini sakinleştirme çabalarına karşın çalışanları baskı altına almaya çalışmıştır” ifadesini kullandı.
Hastalığın durumuna göre muayene süresinin aşılabildiğini, hekimin her hastasına yeterli zaman ayırma hakkı olduğunu belirten şikayetçi Prof. Dr. Taşçı, randevunun sistemden alındığını, gecikmeler yaşandığı için sistem randevularının eleştirildiğini belirterek, “Gazeteci kamuya hizmet etmesi gereken köşesinde olayı tamamen kişiselleştirerek, ‘Bu kadın hekimin neyi? Gerçekten sekreteri mi’ ifadeleriyle hakaret etmiştir”’ savunmasını yaptı.
Hiçbir zaman hasta ayırımı yapmadığını, hastanın önceliğinde yaşamsal aciliyeti ön planda tuttuğunu belirten şikayetçi, yazıda ‘muayene etmeye mecburdu’ ifadesinin kullanıldığını, bunun bilgisizlik ten kaynaklandığını, ‘oysa hekimin acil yardım, resmi ve insani zorunluluklar dışında makul ve haklı bir sebeple hastayı reddetme hakkı bulunduğunu’ savundu.

Sağlık hizmetlerinde kaynaklanan zararın tek sorumlusu olarak sağlık çalışanlarının gösterilemeyeceğini savunan şikayetçi, “Temel sorumlunun sağlık hizmetlerini örgütlemek ve finanse etmekle sorumlu kurumlar olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu bilimsel gerçeğin gözden kaçırılması sağlık çalışanlarına yönelen şiddeti besleyen en önemli etkendir’ dedi.

Şikayet başvurusu, “Bu yazı bir hak arama yazısı olamaz. Yakını hukukçu ise ihlal edilen bir hakkın nasıl aranacağını gayet iyi bilir. Sorumsuzca, tüm basın etik kuralları çiğnenerek, şahsım, mesai arkadaşlarım ve kurum hakkında yapılan suçlama ve karalamalar gerçek dışıdır. Arslan Tekin hakkında gerekenin yapılmasını rica ve talep ederim” ifadeleriyle son buldu.

ŞİKAYET EDİLEN YAZARIN YANITI

Prof. Dr. İhsan Taşçı’nın şikayet başvurusunun ulaştırıldığı yazar Arslan Tekin, 15 Mart 2018 günü Basın Konseyi’ne yazılı cevap gönderdi. ‘Başımdan geçen bir olayı elbette halkıma paylaşacağım” diyen yazar, hasta olan yakınının eşi Nergis Tekin olduğunu ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tedavisinin devam ettiğini, bu arada bir de Prof. Dr. İlhan Taşçı’ya muayene ettirmek istediklerini söyledi. Sistemden randevu alıp saatinde gittiklerini, muayene ücretini yatırdıklarını ancak 1 saatten fazla bekletildiklerini kaydeden yazar, bir görevliye sorduklarında ‘Prof. Dr. Taşçı’nın odasında bir hocayla sohbet ettiği’ yanıtını aldıklarını savundu.
Şikayetçinin dediği gibi kavga ve çıkışma olmadığını, sadece Prof. Dr. Taşçı’ya, ‘Bir saat geciktiniz’ dediğini kaydeden yazar Arslan Tekin, onun da kendisine dönerek “Bu gerilimle muayene edemem. Paranızı ödeyelim” dediğini, başka hekime yönlendirmesi gerekirken bunu yapmadığını, kendilerinin de muayenede ısrar etmediklerini anlattı.

Olayda gazeteciliğini kullanmadığını, aynı koridorda profesör arkadaşları olduğu halde kimsenin hakkını yememek için randevu alıp gittiklerini söyleyen yazar, “Kamuoyunu bilgilendirme hakkımı kullandım. Olanları gazeteci kimliğimle gösterdim. Ha benim başımdan geçmiş, ha başkasının” dedi. Prof. Dr. Taşçı’nın sekreterinin Dekanlık tarafından açılan soruşturmada yanılış bilgi verdiğini ileri süren yazar Arslan Tekin, “Doktoru kurtarmak için yalan ifade veren kişi için ‘Bu kadın doktorun nesi?’ sorusunu sorma hakkımız vardır. Neden farklı algılandı, bilmemiz mümkün değil” ifadesini kullandı.
Şikayet edilen yazar Arslan Tekin, yaptırdıkları tahlillerde Prof. Dr. İhsan Taşçı’nın eşini muayene etmemesinin vahim sonucunun ortaya çıktığını ileri sürdü, Dekanlık soruşturmasından sonuç alamayınca YÖK’e ve Rektörlüğe başvurduklarını ifade etti.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Şikayet konusu iki yazıdan ‘Bir sağlık skandalı’ başlıklı yazı 27 Kasım 2017 tarihinde; ‘Cerrahpaşa Tıp’ta skandalın skandalı’ başlıklı yazı 03 Şubat 2018 tarihinde yayımlanmıştır. Şikayet başvurusu 13.03.2018 tarihinde yapıldığından, ilk yazı için iki aylık süre geçmiştir ve değerlendirme yapılmaması gerekir.

Süresi içinde şikayet edilen ‘Cerrahpaşa Tıp’ta Skandalın Skandalı’ yazısında, toplumda herkesi ilgilendiren sağlık hizmetlerini konu eden yazar, yaşadığını belirttiği olayı yazmıştır. Yazarın yaptığı şikayetten beklediği sonucu alamayınca kaleme aldığı yazıda ‘Bir doktor dakikası bile belirtilmiş randevusunu nasıl keyfî olarak geciktirebilirdi! …Dekanlık aynı fakülteden bir profesörü soruşturma için görevlendirdi. Böyle görevlendirme de tuhaf. Birbirinin yüzüne bakan insanlar nasıl soruşturacak ki?! Sonunda soruşturma bitti ve bize postayla gönderdiler: Soruşturmaya gerek yokmuş… Ben 27 Kasım’da çıkan yazımda ‘Sözde durmama, sağlıkla oynama, görevi ihmal ve zamandan çalma fiilleri işlenmiştir’ demiştim. Aynen vaki…’ ifadeleri yer almıştır.

Yazar, soruşturmada ifadelerine başvurulan Prof. Dr. İhsan Taşçı’nın, asistanı Dr. Yasin Tosun ve sekreteri Berrin İnan’ı yalancılıkla suçlamış, “Berrin İnan’ın ifadesi baştan sona yalan!.. Bu kadın hekimin neyi? Gerçekten sekreteri mi? Neden bu kadar yalan ifade?… Maalesef asistan Dr. Yasin Tosun yalan söyleyen Berrin İnan’ın, sözlerine aynen katıldığını belirtiyor. Yasin! Bugünden böyle yalanlara başlarsan, ileride ne olursun bilemem! Senin adına üzüldüm” ifadelerini kullanırken, bu suçlamalarına kanıt göstermemiştir. Ayrıca yazıda yer alan, “Bu işin peşini bırakmayacağız. İnsanların güdülemeyeceğini bilmeleri gerek. Rektörlükle de konuştum. Gerekirse YÖK’e, gerekirse Sağlık Bakanlığı’na, gerekirse Başbakanlık’a, gerekirse Cumhurbaşkanlığı’na kadar gideceğiz. Netice alamazsak mahkemeye vereceğiz” ifadeleri, tehdit olarak algılanabilir.

Yazarın herkes gibi hak arama yollarını kullanması en doğal hakkıdır. Ancak yazarın amacı söylediği gibi kamuoyunu bilgilendirmekse, ilk yazısında bu görevi yerine getirmiştir. Köşesini ikinci kez kullanmasının ve üslubunun da, Rektörlükte süren soruşturmayı arzu ettiği yönde sonuçlandırmaya dönük olduğu anlaşılmaktadır.

Bu nedenle şikayet konusu köşe yazısı Basın Meslek İlkeleri’nin “Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez” şeklindeki 3’üncü maddesine,
“Kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki 4’üncü maddesine,
“Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki12’nci maddesine aykırı olarak değerlendirilmelidir.

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 28 Mart 2018 günü 17 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda şikayet dosyasını görüştü. Yüksek Kurul üyelerinden Kenan Akın, şikayet edilen yazarla aynı kurumda olduğu için tüzük gereği oylamaya katılmadı. 14 üye Basın Meslek İlkeleri’nin ‘ihlal edildiği’, 2 üye ise ‘ihlal edilmediği’ görüşünü bildirdi. Oylamada 2 üye ‘kınama’, 12 üye ‘uyarı’ kararı alınması yönünde oy kullandı. Sonuçta Yeniçağ Gazetesi yazarı Arslan Tekin için oy çokluğu ile ‘UYARI’ kararı alındı.

Basın Konseyi’nden kamuoyuna açıklama: “Doğan Medya Grubu’nun satışıyla ilgili kaygılarımız var”

Basın Konseyi’nden kamuoyuna açıklama:
“Doğan Medya Grubu’nun satışıyla ilgili kaygılarımız var”

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 28 Mart 2018 Çarşamba günü yaptığı toplantıda, Doğan Medya Grubu’nun satışıyla ilgili gelişmeleri değerlendirdi. Yüksek Kurul, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:

“Basın Konseyi Yüksek Kurulu 22 Mart 2018 tarihinde Doğan Şirketler Grubu Holding A.Ş. tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan bildirimde, aralarında çeşitli yazılı ve görsel medya organının bulunduğu, şirkete ait ortaklıklardaki payların tamamının satışı ve devri konusunda, görüşmelere başlandığı açıklanmıştır.

Bu gelişmenin kamuoyunda yarattığı endişeleri Basın Konseyi olarak paylaşmaktayız.
Her şeyden önce; bu devrin gerçekleşmesi, evrensel gazetecilik ilkeleri ve demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan çokseslilik açısından bir tehlike doğuracaktır.

Bu noktada, satış ve devri müzakere edilen medya organlarının yayın çizgilerine müdahalelerin yapılmaması, demokratik zorunluluk arz etmektedir. Aksine bir davranışla, devralınan medya organlarının editoryal çizgilerinin değiştirilmesi yönündeki çabalar, Türk demokrasisine yeni bir darbe indirilmesi anlamına gelecektir.

Öte yandan, böyle bir devrin rekabet hukuku açısından meşruluğunu incelemek görevine sahip olan Rekabet Kurumu’nun da mevzuat çerçevesindeki gerekli incelemeyi en kısa sürede ve kapsamlı bir şekilde yapması, bulgularını da şeffaf ve açık bir şekilde kamuoyuna bildirmesi gerekmektedir.

Ayrıca, bu satışın, devir kapsamındaki medya organlarında çalışanların haklarına zarar vermemesi sağlanmalıdır. Bilhassa, siyasi ve ideolojik görüşlerinin beğenilmemesi nedeniyle hiçbir gazetecinin işsiz bırakılmaması, basın özgürlüğünün gereğidir. Bu durumu kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”

PINAR TÜRENÇ, MALTEPE CEZAEVİ’NDE ENİS BERBEROĞLU İLE GÖRÜŞTÜ

Pınar Türenç
Basın Konseyi Başkanı
———————————-
”Beni korkutabildikleri kadar korkuttular. Limitlerimi öğretmeye çabaladılar. O limitler yok mu o limitler..”
40 yıllık meslektaşımız, son dönemde ise milletin vekili, yaklaşık 1 yıldır tutuklu Enis Berberoğlu konuştukça, oturduğum plastik sandalyeye daha bir çöktüm, küçüldüm. Keşke yok olabilseydim o anda.
Aramızdaki betondan bloğun bir yanında Enis, 40 santim ötesinde ise dışardakiler.
Yani infaz memurları ve meslektaşı. Daha önceki gelişim kış ayazındaydı. Bu kez ki açık görüşümüzde, sözde moralleşip, dertleşiyorduk:
”İnsan, limitlerine dayanınca, dışarda olanları üzmemek, yormamak istiyor. Tam o noktada en sevdikleriniz var çünkü. Aileniz. Sonra partiniz ve size oy verenleriniz. Onları üzmemeliyim diyorsunuz. Duruyorsunuz. O limitlerimi bu süreçte bana öğrettiler işte.”
Enis, yaşadığı süreçte en önemli değerlerini sıralarken, zorluklara nasıl göğüs germeyi öğrendiğini anlatıyordu.
”60 yaş sonrası kimsenin kahramanı olmak da istemem. Bize gazetecilikte ‘özne’ olmamayı öğretmişlerdi. Zorluklara böyle karşı durmaya çalışıyorum” derken, bir kısım medyanın çok acımasızca saldırdığını kaydediyordu:
” İçerde infazı yaşıyorken, bir de bazı medyanın yaptığı ikinci infazla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bu ikinci infaz daha ağır yaşanıyor. Dediklerimi, en iyi içerde olanlar anlayabilir. Yani aynı koşulları soluyanlar. Onun için diyorum ki, korkutabildikleri kadar beni korkuttular. Sabrediyorsun her şeye.”
KOĞUŞTA TEK BAŞINA
Enis Berberoğlu, geçen yılın mayıs ayından beri Maltepe Cezaevi’nde ‘tutsak’.
Daha önce medyada yayınlandığı halde, bir süre sonra Cumhuriyet gazetesinde de yayınlanan MİT TIR’ları haberini Can Dündar’a verdiği iddiasıyla yargılanan, en son 5 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan Berberoğlu, ”Her şeye rağmen, adalete ve Türk hukukçularına güvendiğini” belirtirken, isyan etti:
”Ben nasıl casus olabilirim? Hem de Suriye casusu. Hakkımdaki tüm iddiaların temelsiz olduğu öylesine açık ki. Bu davanın bir daha Çağlayan’a gitmeyeceği de açık. Başvuru yaptığım Anayasa Mahkemesi’nden kararımın çıkacağını umuyorum. Hiçbir yasa maddesine uymayan bir durum yaşanıyor. Daha ne kadar tutacaklar ki. Casusluk, zorlayıcı bir suçlama. Bundan da ceza verilemez. Umudum var. İşi zamana bıraktılar. Artık germiyorlar. Konjonktür de bunu gerektiriyor bence.”
-Koğuşunda neler yapıyorsun? diye sorduğumda, başladı anlatmaya:
”İkinci kitabımı yazıyorum. Bitmek üzere. Adı, ‘Koğuşta tek başıma’. 1 Aralık 2017 ile 13 Şubat kararları arasında kalan süreci uzun makaleler halinde yazdım. AVM siyasetini, AVM tarzı toptancı siyaset mantığını, oy toplama siyasetini yazmaya çalıştım. İçinde bir de özel bir öyküm yer aldı. Okuyunca ilginç gelecek herkese. Bunun heyecanını duyuyorum.”
– Ya sağlığın?
”Sağlığım iyi. Küçük avlumda koşuyorum. Her gün 40 dakika spor yapıyorum . İnfaz memurlarını görüyorum sadece. Koğuşumda yaklaşık bir yıldır tek başımayım. Konuşmak, dertleşmek mümkün değil. Hiçbir mahkumla da turlayamadım. Çünkü o medya infazları yüzünden güvenliğimi üst derecede sağlıyorlar. Yoksa altından kalkılmaz. Son dönemde doktora ve mahkemelere de gitmek istemiyorum. Koğuştan dışarıya çıktığımda bileklerime takılan kelepçeyi kabul edemiyorum. Bitecek bu günler de. Az kaldığını düşünerek koğuşun avlusundan bir avuç gökyüzüne bakıyorum . Bekliyorum.”
Enis’le vedalaşıp görüş odasından dışarı çıktığımda, yeni kıpırdamaya başlayan bahar tüm renkleriyle hissedildiği halde, Maltepe 2 Nolu Cezaevi’nin yollarında boğulacak gibiydim. Bu koşulları anlamak ne zordu.
Koşarcasına araca bindim, uzaklaştım.
Allah gerçekten yardımcıları olsun.

,

BASIN KONSEYİ YÜKSEK KURULU, SABAH YAZARI AYŞE ÖZYILMAZEL HAKKINDAKİ BAŞVURUDA ‘ŞİKAYETİ YERSİZ BULMA’ KARARI VERDİ

28.02.2018

Sabah GÜNAYDIN Gazetesi’nde yayımlanan “Bilim adamıymış” ve Yılın en kötü 5’lisi’ başlıklı yazılarla ilgili şikayet.

KARAR

Basın Konseyi Yüksek Kurulu,13 üyenin katılımıyla 28 Şubat 2018 günkü toplantısında, Metin Hara’nın yazar Ayşe Özyılmazel hakkında yaptığı şikayeti görüştü ve oy çokluğuyla ‘şikayetin yersizliği’ kararını verdi.

REFERANS: 2018 – 5

ŞİKAYETÇİ: Metin Hara’nın avukatları Gökçe Kılıç Gülsaran ve Nuran Takmaz.

ŞİKAYET EDİLEN: Sabah GÜNAYDIN Gazetesi yazarı Ayşe Özyılmazel.

ŞİKAYET KONUSU:
Sabah GÜNAYDIN Gazetesi’nde Ayşe Özyılmazel imzasıyla 28.12.2018 tarihinde ‘Yılın en kötü 5’lisi’ ve 18.12.2017 tarihinde ‘Bilim adamıymış’ başlıklarıyla Metin Hara ve Adriana Lima ilişkisini konu alan yazılar yayımlandı.

Metin Hara’nın avukatı Nuran Akmaz tarafından 12 Şubat 2018 tarihindeki yazılı başvurusuyla şikayet edilen yazar Ayşe Özyılmazel ‘Bilim adamıymış’ başlıklı yazısında, şikayetçi Metin Hara için ‘Eski sevgililerinin listesini bir çırpıda dökmesi hali, açıklamaları, röportajları, haberi yokmuş gibi çektirdiği magazin fotoğraflarıyla; bir kişisel gelişim gurusu değil de, samimiyetsizlik abidesi gibi geliyor bana’,
‘Kendimi yazdan beri zor tutuyorum.’ ‘Şimdi de kendisi Marka Konferansı’na katılmış. Konuştuğu ve yazdıklarını bir gram sindirememişken.’
‘İnsanlar hangi taktiklerle manipüle edilir?’, ‘İnternet bilgisiyle nasıl uzman olunur?’
‘Demiş ki ben bilim adamıyım ilişkimle gündeme gelmek istemiyorum. Bilim adamı mı? Yok kelimenin doğrusunun ‘bilim insanı’ olmasından değil, Metin Hara ne zaman bilim insanı olmuş onu anlayamadığımdan’ ifadelerine yer verdi.
Yazının devamında ‘Tehlikeyi görün’ ara başlığı ile Metin Hara’nın eğitimi konu edildi, ‘Kendisi, İstanbul Üniversitesi Çapa Kampüsü Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’ne gitmiş. Kendi internet sitesindeki bilgilere göre, üniversiteden sonra oyunculuğa başlamış…Yani, kendisinin bilim insanı olduğuna ya da o yönde ilerlediğine dair bilgimiz yok’ denildi.
Yazıda bilim insanının sözlük anlamına ilişkin ‘Evrene ilişkin olgular ve değişkenlere yönelik bilimsel veri elde etme yöntemlerini kullanarak sistematik bir şekilde bilgi elde etmeye çalışan kişidir’ tanımı yapılarak, ‘Metin Hara’nın neresi bilim insanı? Hangi sebeple bilim insanı?… Dört bir yanımızı saran ‘Ben söyledim/yaptım oldu’ cehaletinden bıktım usandım artık” ifadeleri yer aldı.
Şikayet edilenin ‘Yılın en kötü 5’lisi’ yazısında ise ‘En kötü çift, en kötü öpüşme, en kötü guru: Adriana Lima-Metin Hara… Her bir ‘aşk’ kareleri zorla öpüşmenin fotoğraflanmış haliydi sanki. İnanmadık bana ne, inanmadık işte… ‘Yılın en kötü gurusu’ şampiyonu Metin Hara, eski sevgililerinin listesini vererek, ‘bakın ben ne adamım be!’ mi çekmedi. Köşe yazarlarına ‘Bak valla bir tek seni okuyorum’ gazıyla taraftar toplamak için mesajlar mı döşenmedi, Adriana sorulunca ‘Ben bilim insanıyım’ mı demedi. Ah be gurum’ ifadeleri kullanıldı.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR

Şikayet başvurusu Sabah Günaydın gazetesi yazarı Ayşe Özyılmazel’e hem posta ile hem mail yoluyla ulaştırıldı. Bildirimin yapıldığına ilişkin ‘alındı’ belgesi geldi. Ancak muhatap, süresinde herhangi bir yanıt vermedi.
Şikayetçinin avukatları yaptıkları başvuruda, söz konusu yazının Metin Hara hakkında ‘toplumda olumsuz fikirler oluşmasına neden olabileceği’ ve ‘eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan’ ifadeler kullanıldığı savundu.
Şikayetçinin ‘bilim adamı’ olduğunu hiçbir yerde söylemediği, bir konferans çıkışında özel hayatıyla ilgili sorular yöneltildiğinde ‘verdiği cevabın çarpıldığı’ ve ‘cımbızla alınan ifadelerden yorumlar yapıldığı’ savunulan şikayet başvurusunda, ‘Müvekkilin eğitim hayatı, kariyeri ve mesleki çalışmalarına yönelik aşağılayıcı ve küçük düşürücü ifadeler kullanıldı ve karalama kampanyası başlatıldı, arkadaş ve iş çevresi zedelendi’ denildi.
Avukatları ayrıca özel yaşamıyla gündemde olmak istemeyen Metin Hara’nın, İstanbul Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü mezunu olduğunu, ‘tamamlayıcı tıp’ olarak tanımladığı bir çok tekniğin eğitimini alıp kendini geliştirdiğini ve başarılı bir fizyoterapist olduğunu kaydetti.
Başvuru dilekçesinde Metin Hara’nın özel yaşamının ‘alaycı bir dille’ haber konusu yapıldığını görüşünü belirten avukatı, yazılarda ileri sürülen iddiaların ‘toplumsal ilgiden yoksun iddialar’ olduğu, ‘bilinçli olarak okuyucuların ilgisini çekecek bir hikaye yaratarak okunurluğu artırmak ve sansasyonel bir haber yaratmak gayesiyle, gerekli araştırma yapılmadan’ yazı konusu yapıldığını savundu.
Şikayetçinin ‘kişilik haklarına saldırıldığı’ ve ‘olumsuz algı’ yaratıldığı kaydedilen başvuruda, ‘kamuoyuna mal olmuş bir şahsiyet bile olsa, halkın haber alma hakkıyla doğrudan bağlantılı olmayan amaç için özel yaşamın gizliliği ilkesinin ihlal edilemeyeceği’ vurgulandı.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Şikayet konusu yazılar Sabah Gazetesi’nin magazin ekinde, haber olarak değil, imzalı köşe yazısı olarak yer almaktadır. Yazılarda, Brezilyalı ünlü manken Adriana Lima ile ilişkisi medyada uzun süre yer alan Metin Hara konu alınmıştır. İki yazının hem yazarı, hem ele alınan kişi aynı olduğu için birlikte değerlendirilebilir.
Şikayetçi ‘Bilim adamıymış’ başlıklı yazıda ‘samimiyetsizlik abidesi’, ‘konuştuğu ve yazdıklarını bir gram sindirememişken’, ‘gerçek ve sağlam bir eğitimden geçmeden internet bilgisiyle nasıl uzman olunur’, ‘Metin Hara’nın neresi bilim insanı’, ‘uzmanlaştığını sanan insanların sahneleri kaparak oluşturduğu tehlikeyi görmemiz lazım’, ‘Başımıza guru, yaşam koçu kesiliyor’ ifadeleri ile
‘Yılın en kötü 5’lisi’ yazısında ‘Her bir aşk kareleri zorla öpüşmenin fotoğraflanmış haliydi sanki’ ifadesinin, Basın Meslek İlkeleri’nin 4’üncü, 5’inci, 6’ncı ve 12’nci maddelerini ihlal ettiğini savunmaktadır.
Şikayete konu olan yazılarda şikayetçinin ünlü manken Adriana Lima ile ilişkisi, yaptığı meslek ve eğitimi ele alınmıştır. Objektiflikten uzak, hatta ağır denebilecek üslup kullanılmıştır. Ancak bu yazılar haber değil, köşe yazısıdır. Kişisel değer yargılarının aktarıldığı bir köşe yazısında, yazar objektif ve tarafsız olmak zorunda değildir, olumlu ya da olumsuz kanaatini açıklamakta özgürdür. Bu noktada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihadına göre, belirtilen kanaatlerin ‘doğruluk’ veya ‘haklılık’ bakımından değerlendirmeye tabi tutulamayacağı da dikkate alınmalıdır. Soyut değer yargıları söz konusu olduğunda, bunların maddi/vakıasal bir dayanağının olması yeterlidir. Diğer bir deyişle, yazarın kişisel olumsuz değerlendirmesine dayanak oluşturacak birtakım vakıaların varlığı yeterlidir.
Şikayetçinin sevgilisi ünlü mankenle tatile çıkması ve çekilen fotoğrafların magazin sayfalarında yer alması, gerek mesleki faaliyetlerinin gerekse özel hayatının – kendi rızası dahilinde de – basında sıklıkla yer alması, onu bir anlamda ‘magazin figürü’ yapmış, kamuoyunda tanınır ve ilgi gören kişi olmuştur. Bu ilişkisi, eğitimi ve yaptığı iş kamuoyu tarafından merak edilir duruma gelmiştir. Her ne kadar kamunun merak duygusu bir kimse hakkında bir haberin yapılması açısından yeterli olmasa da, bu kişi hakkında köşe yazarları tarafından birtakım kişisel değerlendirmeler yapılmasını haklı kılabilir. Bu bakımdan, şikayetçiye dair yer alan birtakım ifadeler ‘özel yaşama müdahale’ teşkil etse de kamuya mal olmuş kişiler bu tür müdahalelere katlanmakla yükümlüdür. Kamuoyunda tanınan kişiler övgüye olduğu kadar, eleştiriye de katlanmalıdır. Bunun için eleştirinin doğru, adil, haklı ve benzeri nitelikte olması da gerekmez.
Öte yandan, yazıda kullanılan üslup alaycı ve yer yer saldırgan olmakla birlikte, hakaret veya özel yaşamın gizliliğini ihlal gibi durumlar bulunmadıkça, üslubun seçimi de yazara aittir. Bu noktada, kullanılan üslubun gereksiz yere nezaketsiz veya kaba olması ya da kanaatlerini açıklayabilmek açısından gerekli olmayan bir sertlikte olması arzu edilir bir durum olmayabilirse de,bu hususların hiçbiri başlı başına bir etik ihlal sebebi değildir.
Sonuç olarak, toplantıya gelen şikayetçi Metin Hara’nın avukatları Gökçe Kılıç Gülsaran ve Nuran Takmaz’ı da dinleyen Basın Konseyi Yüksek Kurulu yaptığı oylamada 5’e karşı 8 oyla ‘şikayetin yersizliği’ kararını verdi.

BASIN KONSEYİ SABAH GAZETESİ MUHABİRİ SEMA ALİM DALGIÇ’LA İLGİLİ ŞİKAYET İÇİN ‘UYARI’ KARARI ALDI

28.02.2018
Sabah gazetesinde 9 Ocak 2018 tarihinde ‘Umre Seyahatinde Kripto Toplantı’ başlıklı haber ve sonraki günlerde bunu takip eden aynı konudaki haberlerle ilgili şikayet.
KARAR
Basın Konseyi Yüksek Kurulu,13 üyenin katılımıyla 28 Şubat 2018 günkü toplantısında, avukat Fidel Okan’ın, Sabah Gazetesi muhabiri Sema Alim Dalgıç şikayeti görüştü ve oy çokluğuyla ‘uyarı’ kararı verdi.

REFERANS: 2018 – 4

ŞİKAYETÇİ:
Ankara Barosu avukatlarından Fidel Okan

ŞİKAYET EDİLEN:
Sabah Gazetesi, gazetenin internet sitesi ve haberlerde imzası bulunan Sabah muhabiri Sema Alim Dalgıç.

ŞİKAYET KONUSU:
Sabah gazetesinde 09.01.2018 tarihinde ‘Umre Seyahatinde Kripto Toplantı’ başlıklı; 10.01.2018 tarihinde ‘Kripto Seyahatlerin Karanlık Avukatı’ başlıklı; 12.01.2018 tarihinde ‘Karanlık avukat FETÖ imamlarıyla’ başlıklı; 14.01.2018 tarihinde ‘Fuat Avni ile irtibatlı çıktı’ ve ‘Fuat Avni ile karanlık avukatın Twitter kardeşliği’ başlıklı haberler.

Sabah gazetesinde 09.01.2018 tarihinde yayınlanan ‘Umre Seyahatinde Kripto Toplantı’ başlıklı haberde, ‘2015 yılında umreye giden ekipteki 30 avukatın örgüt imamı olduğu, burada darbe toplantısı yapıldığı, grupta bulunan avukat Fidel Okan hariç diğerlerinin FETÖ’den tutuklu ya da firari olduğu’ yer aldı.
10.01.2018 tarihinde ‘Kripto Seyahatlerin Karanlık Avukatı’ başlıklı haberde ise Fidel Okan’ın, ’FETÖ imamlarıyla birlikte gizli darbe toplantıları yapılan seyahatlere katıldığı, bu durumun şüphe çektiği’ ileri sürüldü ve ‘Hangi taşı kaldırsan altından o çıkıyor’ denildi.
12.01.2018 tarihinde ‘Karanlık Avukat FETÖ İmamlarıyla’ başlığı ile yer alan haberde, Fidel Okan’ın, ‘FETÖ imamları ve örgüt yöneticileriyle umre seyahatine gittiği’ ve birlikte çekilen iki fotoğraflar yayımlandı.
14.01.2018 tarihinde yayımlanan ‘Fuat Avni ile Karalık Avukatın Twitter Kardeşliği başlıklı haberde, ‘Fidel Okan’ın, FETÖ’nün sosyal medya hesabı Fuat Avni’nin yöneticisi Said Sefa ile 2015’te Twitter üzerinden ’Erdoğan’sız Türkiye’ başlıklı mesajlaşmalar yaptığı’ileri sürüldü.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR

Şikayet başvurusu, Sabah gazetesi muhabiri Sema Alim Dalgıç’a hem posta ile hem mail yoluyla ulaştırıldı. Bildirimin yapıldığına ilişkin ‘alındı’ belgeleri geldi. Ancak muhatap süresinde herhangi bir yanıt vermedi.
Şikayetçi Fiden Okan ilk haberle ilgili olarak, 2015 yılında gerçekleşen Umre seyahatini avukat İbrahim Emin Yazı’nın organize ettiğini, kendisinin davetle katıldığını, o sırada bu kişi dışında grupta kimseyi tanımadığını savundu. Fidel Okan, “Seyahate katılan ve orada tanıştığım avukatlar Mehmet Zeki Kaplan ve Zeki Avşar, FETÖ darbe dosyası, Genelkurmay Çatı dosyası, Akıncı dosyası, Jandarma Okulları darbe dosyası ve Kara Havacılık Darbe dosyasında şehit ve gazilerin avukatlığını yapmaktadırlar. Buradan anlaşılacağı gibi seyahatte bulunan kişiler FETÖ kapsamında firari ya da tutuklu değildir” dedi.
İkinci haberle kendisi için ‘Karanlık Avukat’ denildiğini belirten şikayetçi bunun tamamen karalama amacıyla yapıldığını savunarak, “Dini ibadetimi gerçekleştirebilmek için katıldığım bu organizasyona da katılan insanları tanıyor olmam beklenemez. Kaldı ki, bu seyahatin tarafımca organize edilmediği açıktır” ifadesine yer verdi.
Üçüncü haberde yayımlanan fotoğrafın sanki bir ‘habercilik başarısı’ gibi gösterilmeye çalışıldığını gizli olmadığını savunan şikayetçi, “Söz konusu fotoğraf uzun süre önce tarafımca sosyal medya hesaplarımda paylaşıldı. Yayımlanan fotoğrafla insanların aklına bir darbe toplantısı yalanını yerleştirmeye çalışılmıştır” dedi.
Dördüncü haberle ilgili de şikayetçi, Fuat Avni ile Twitter üzerinden mesajlaştığı iddiasının gerçek olmadığını, bu kişiyle ‘atıştığını’ savunarak, “Kullanılan ekran görüntüsü direkt mesaj gibi gösterilmeye çalışılsa da aslında Twitterde herkesin görebileceği bir paylaşımdır. Bu durum tweet altındaki ‘beğen’ ve ‘yorum yap’ butonlarından da açıkça anlaşılmaktadır. Zira iki kişi arasındaki mesajlaşmanın başkaları tarafından beğenilmeyeceği aşikardır” dedi.
Şikayetçi kendisinin avukat olarak 2010 yılından bu yana FETÖ ile mücadele ettiğini, FETÖ’nün bir terör örgütü olduğunu dile getirdiğini, bununla ilgili ilk dilekçeyi savcılığa veren kişi olduğunu savundu. FETÖ hakkında ‘Haliçte Yaşayan Simonlar’ kitabını yazan Hanefi Avcı’nın; aralarında Hüseyin Hatemi, Kezban Hatemi gibi birçok tanınmış kişinin avukatlığını yaptığını; Gülen’in açtığı davalarda karşı taraf vekili olarak kamuoyunun tanıdığı bir çok ismin avukatı olduğunu belirten şikayetçi, “Hatta Sabah gazetesinin sahibi olan Turkuaz Medya Grubu ile de Fethullah Gülen tarafından açılan davalarda aynı safta yer almış bulunmaktayım. FETÖ ile adımın yan yana anılması abesle iştigaldir, kamuoyunu yanıltmak adına yalan kampanyasının bir parçasıdır” dedi.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Şikayetçi, başvurusunda her haber için ayrı ayrı inceleme ve karar talep etmiş olsa da haberler aynı konuda, aynı muhabir tarafından yazıldığı ve birbirinin devamı niteliğinde olduğu için birlikte değerlendirilebilir.
Söz konusu haberlerde ortaya atılan iddiaların ve şikayetçinin karşı beyanlarının ne derece gerçek olup olmadığı, taraflara hukuki ve cezai yaptırım getirip getirmeyeceği adli mercilerin konusudur. Basın Konseyi’nin inceleme alanı ve yetki kapsamı, bir adli merci gibi, haberde öne sürülen hususların maddi gerçeğe uygun olup olmadığını tespit etmek değildir. Basın Konseyi, ‘şekli gerçekliğe’ uyulup uyulmadığını inceler; yani gerçeği araştırma yükümlülüğüne uygun olarak gerekli bütün gazetecilik çabası sarf edilip haberin gerçekliği yeterince teyit edildikten sonra haberin yayımlanıp yayımlanmadığını irdeler. Bu inceleme de Basın Meslek İlkeleri uyarınca yapılır.
Şüphesiz, yasadışı faaliyetleri sebebiyle hakkında birçok cezai soruşturma ve kovuşturma yürütülen FETÖ/PDY adıyla bilinen suç örgütünün bağlantılarının incelenmesinde kamu yararı vardır. Bu bağlamda, söz konusu örgütle bağlantılı olabilecek, hele kamuya mal olmuş kimselerin, araştırılmasında ve haklarındaki iddiaların dile getirilmesinde de kamu yararı mevcuttur. Ne var ki, bu maksatla gazetecilik faaliyeti yapıldığı zaman, mesleki etik ilkelere uymanın zorunlu olduğu açıktır. Hatta, FETÖ/PDY üyeliği gibi, kamuoyu nezdinde en ağır ve aşağılayıcı mahiyette sayılan bir suçlamanın yapılması hususunda, söz konusu özen yükümlülüğü daha da önem kazanmaktadır.
Şikayet edilen muhabir ilk haberde “Sabah’ın emniyet kaynaklarından aldığı bilgiye göre” ifadesini kullanıp polisi kaynak göstermiştir. ‘Kripto seyahat’, ‘kripto toplantı’, ‘darbe toplantısı’ iddiaları, haberde somut hiçbir kanıt veya dayanak gösterilmeden yazılmıştır. Bu noktada, öne sürülen hususların bir iddia veya istihbarat olarak değil, kesin ve kanıtlanmış birer vakıa gibi sunulduğu da dikkati çekmektedir. Oysa, şikayetçi hakkında, suçlandığı konulara dair açılmış herhangi bir soruşturma veya kovuşturmaya atıf yapılmamıştır. Bu bakımdan, şikayetçi hakkında küçük düşürücü birtakım suçlamalar yapılmış; söz konusu suçlamalar hakkında kesin bir kanaate yer verilmiş; üstelik ‘karanlık avukat’, ’kripto’ gibi, eleştiri sınırını aşan ve şikayetçinin kişiliğini hedef alan ve onu hedef gösteren ifadeler kullanılmıştır.
Bu nedenle söz konusu haberler, Basın Meslek İlkeleri’nin “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki 4’üncü maddesine,
‘Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki 6’ıncı maddesine,
“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki 10’uncu maddesine aykırı olarak değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Basın Konseyi Yüksek Kurulu, görüşmeler sonunda yaptığı oylamada şikayeti 3’e karşı 10 oyla haklı buldu ve oy çokluğu ile Sabah Gazetesi muhabiri Sema Alim Dalgıç hakkında ‘uyarı’ kararı verdi.

BASIN KONSEYİ YÜKSEK KURULU, SABAH ANKARA MUHABİRLERİ GÖREN VE CANBOLAT İÇİN ‘KINAMA’ KARARI VERDİ

14.02.2018

Sabah Ankara Gazetesi’nde yayımlanan ‘Bankamatik Tezcan suspus’ başlıklı haber hakkında şikayet başvurusu.

KARAR

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 11 üyenin katılımıyla 14 Şubat 2018 tarihinde yaptığı toplantıda TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan’ın şikayetini görüşmüş, Sabah Ankara Gazetesi muhabirleri Aykut Gören ve Tülay Canbolat hakkında oybirliği ile ‘KINAMA’ kararı almıştır.

REFERANS: 2018- 3

ŞİKAYETÇİ:

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan.

ŞİKAYET EDİLEN:

Sabah Ankara Gazetesi Yayın Yönetmeni Osman Altınışık, muhabirleri Aykut Gören ve Tülay Canbolat.

ŞİKAYET KONUSU:

Sabah Ankara Gazetesi’nde 14 Ocak 2018 tarihinde yayımlanan ‘Bankamatik Tezcan Suspus’ başlıklı haber.

Şikayetçi Tezcan Karakuş Candan avukatları aracılığı ile 26 Ocak 2018 tarihinde ulaştırdığı başvurusunda, 14 Ocak 2018 tarihinde Sabah Ankara Gazetesi’nde yayımlanan haberde, “Çankaya Belediyesi’nin ağaç katliamına sözde ağaç severler sessiz kaldı. Gazide ortalığı ayağa kaldıran Tezcan karakuş, şimdi dut yemiş bülbül gibi’, ‘Sözde çevreci’, ‘İşe gitmeden maaş alıyor’ ifadelerinin yer aldığını belirtti.
Şikayet başvurusunda, haberin devamında ‘Geziye katılarak ağaç severlikten dem vuran Çankaya Belediyesi’nin memuru Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Kuğulu Park’ta ağaç katliamını ise iki fotoğraf eşliğinde sosyal medya hesaplarından kurumun yaptığı açıklamasıyla paylaştı” denildiği ifade edildi.
Şikayet başvurusunda, aynı yayın organında 10 Aralık 2017 tarihinde ‘Budama değil ağaç katliamı’ başlıklı haberde ‘Çankaya Belediyesi’nin Kuğulu Park’ta ağaç kesim işlemine bir tepki de Çankaya Belediyesi personeli Tezcan Karakuş’un başkanlığını yaptığı  Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nden geldi’ haberinin yayımlandığı hatırlatıldı.
Tezcan Karakuş Candan, söz konusu haberin asılsız olduğunu, ‘Şimdi dut yemiş bülbül gibi’, ‘sözde çevreci’ ve ‘işe gitmeden maaş alıyor’  ifadeleriyle  hedef alındığını savundu.
Başvuruda şikayet edilenlerin kendi içinde bile tutarsız, dayanaktan yoksun karalamaya dönük haberler yaptıkları ve basın özgürlüğü sınırlarının aşıldığı ileri sürülerek, “Haberi yapan Aykut Gören- Tülay Canbolat ve Sabah Ankara Gazetesi yayın sorumluları hakkında, kendi içinde çelişik, algı operasyonundan ibaret olan, meslek etiği ile uyuşmayan ifadeler nedeniyle şikayette bulunulması zorunluluğu doğmuştur” denildi.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR:

Sabah Ankara Gazetesi Yayın Yönetmeni Osman Altınışık, muhabirler Aykut Gören ve Tülay Canbolat’a şikayet hem mail ortamında, hem posta ile ayrı ayrı iletildi. Alındı belgeleri geldi.
Buna rağmen şikayet edilenler verilen sürede herhangi bir yanıt vermedi.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Sabah Ankara Gazetesi’nde yer alan ‘Bankamatik Tezcan Suspus’ başlıklı haber, tek taraflı yapılmış, suçlanan kişinin görüşüne başvurulmadığı gibi herhangi bir kaynak gösterilmemiş ve belgede konulmamıştır.
Şikayet edilen yayın organında aynı konuda, yine şikayet edilenler tarafından daha önce de haber yapılmış ve Bir tepki de Tezcan Karakuş’un başkanlığını yaptığı Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nden geldi’ denilmiştir.
Şikayet konusu haberde, şikayetçi hiçbir kanıt gösterilmeden üstelik çelişkili suçlamalarla hedef alınmıştır. Eleştiri, görüş ve değer yargısı bildirmenin sınırları aşılmış, herhangi bir kanıta dayanmadan ‘suçlama’ ve ‘itibarsızlaştırma’ amacı güdülmüştür.
Bu nedenlerle söz konusu haber Basın Meslek İlkeleri’nin ‘Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan ve iftira  niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez’ şeklindeki 4’üncü maddesine,
‘Soruşturulması gazetecilik  olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna  emin olmadan yayınlanamaz’ şeklindeki 6’ncı maddesine aykırı olarak değerlendirilmiştir.

SONUÇ olarak yukarıda belirtilen Basın Meslek İlkeleri’nin iki maddesine aykırılık nedeniyle Basın Konseyi Yüksek Kurulu toplantısında hazır bulunan 11 üyenin oybirliği ile ‘KINAMA’ kararı verilmiştir.