, ,

BASIN KONSEYİ 31 YAŞINDA

BASIN KONSEYİ 31 YAŞINDA

Basın Konseyi Başkanı Türenç: Artık tutuklu gazeteciler özgür bırakılmalıdır

Basın Konseyi 31’inci kuruluş yıldönümünü kutladı. Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç’in ev sahipliğinde Caddebostan Büyük Kulüp’te gerçekleştirilen ve Yüksek Kurul üyeleriyle onur konuklarının hazır bulunduğu gecede, basının içinde bulunduğu durum tüm çarpıcılığı ile ortaya konuldu. Basın Konseyi kuruluş yıldönümü kutlamasına Oya Berberoğlu’nun gözyaşları ve eşi Enis’in mektubu… Cindoruk’un Maltepe cezaevine gönderdiği notu… Cezaevindeki gazetecilerin çırpınışları… Yeni tahliye olan  gazeteci Gökmen Ulu’nun sözleri.… 70 yıllık basın emektarı fotomuhabiri Ara Güler’e ‘Yaşam boyu meslek ödülü’ verilmesi damga vurdu.
Tutuklu gazeteci- milletvekili Enis Berberoğlu’nun gazeteci eşi Oya Berberoğlu, Silivri Cezaevi’nden yeni tahliye edilen gazeteci Gökmen Ulu ve 70 yıllık gazeteci-foto muhabiri Ara Güler, gecenin ‘onur konukları’ ydı.

TÜRENÇ: ”MÜCADELEYE DEVAM”

Gecenin açış konuşmasını yapan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, 1986 yılından bu yana demokrasi, temel haklar, ifade özgürlüğü, basın hürriyeti gibi değerler için mücadele ettiklerini belirterek, ”mücadele etmeye de devam edeceğiz.”dedi.

Basın Konseyi’nin geçtiğimiz yıl sonunda Avrupa Basın Konseyleri üyesi olduğunu da kaydeden Türenç,özetle şunları söyledi:

“Haberleşme Bakanı’nın sözünü kesen robota bile özür diletilen bir dönemden geçiyoruz” T ürkiye’de yaşamak zor, gazeteci olmak ise daha zor olsa da demokratik değerlerin yaşatılması için yılmayacağız.”.

Basın konseyi olarak, çok sayıda tutuklu gazeteciyi cezaevinde ziyaret ettiğini anlatan Pınar Türenç, bu ziyaretlerin notlarını medyaya aktararak seslerinin duyulmasını sağladığını da kaydetti.

“Artık tutuklu gazeteciler özgür bırakılmalıdır” diyen Türenç, Basın Konseyi’nin başından beri tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasını istediğini, bu sağlanıncaya kadar da mücadele edeceklerini belirtirken, “Gazetecilerden terörist çıkartılamayacaktır.Gazetecilikle teröristlik bağdaşmaz. Bağımsız, özgür habercilik asıldır. Yasaklarla gazetecilik yapılamaz” dedi.

ENİS BERBEROĞLU’NUN MEKTUBU

Gecenin onur konuğu olan, Maltepe Cezaevi’nde tutuklu milletvekili Enis Berberoğlu’nun gazeteci eşi Oya Berberoğlu ise,duygularını aktarırken gözyaşlarına hakim olamadı ve eşinin cezaevinden gönderdiği mektubu güçlükle okuyabildi. “Enis’in dışarıdaki meslektaşlarına sevgilerini getirdim. Bu günlerin de aşılacağını iletti hepinize” diyen Oya Beberoğlu, “”Umarım salı günü verilecek karar siyasi değil hukuki olur” dedi.

13 şubat 2018 salı günü karar duruşması yapılacak Enis Berberoğlu da, , cezaevinden Basın Konseyi’ne gönderdiği mektupta şunları söyledi:

“Hep adalet ve özgürlüklerden söz ederiz. Ama yokluğunu en fazla cezaevinde hissederiz ya… İşte o misal, medyada örgütlenme ve özdenetim , buradan bakılınca çok farklı gözüküyor, önemi daha iyi anlaşılıyor. Koğuşuma her gün 15 gazete geliyor. Ama maalesef bu kadar gazete sayesinde bile, daha fazla haber, farklı yorum okumak mümkün olmuyor. Matbaa yerine fotokopi makinesi ile üretilmiş gibi aynı haber, başlık ve yorumu yaymaya çalışanların sayısı giderek artıyor. Buna karşılık, doğru ve dengeli haber-yorum peşinde koşan gazetelerin sayfa sayısı azalıyor, çalışanları eksiliyor, hatta cezaevine düşmeleri kimseyi şaşırtmıyor.

ÖZELEŞTİRİ YAPTI
Medyada bugünlere çok kısa sürede, tek bir patron veya iktidarın baskısıyla gelinmedi kuşkusuz. Bu süreçte ben dahil çok sayıda yöneticinin suçu ve günahı var. Söylemeden geçmeyeyim. Bu örgütlenme ve medyaki özdenetim için kurulan Basın Konseyi ile genç muhabirlik günlerimde tanıştım. Ne yazık ki, tıpkı Gazeteciler Cemiyeti ve sendika gibi Konsey de gerekli ve yeterli desteği bulamadı. Ve bu ağır ihmalin sonuçlarını, emekli bir gazeteci, manşet kurbanı mahkum siyasetçi sıfatıyla fazlasıyla ağır şekilde yaşıyorum. Umarım genç kuşak medya çalışanları geçmiş hatalardan ders çıkarır. Okur, izleyici ve kullanıcılar doğru ve dengeli haber – yorum kaynağına ulaşır. Özgür medya, hak, hukuk ve adalet uğruna verilen her mücadeleye katkımdan emin olmanız dileğiyle, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.”

CİNDORUK’TAN, BERBEROĞLU’NA 4 KELİMELİK MEKTUP

Üzüntü içindeki Oya Berberoğlu’na, duayen  siyasetçi ve Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyesi Hüsamettin Cindoruk’tan destek geldi. Eşi Dilek Cindoruk’la birlikte katıldığı gecede küçük bir not kağıdına el yazısıyla yazdığı 4 kelimelik mektubu, eşi aracılığıyla Enis Berberoğlu’na gönderen Cindoruk, kendisine hapishanede ne yapması gerektiği konusunda tecrübesini aktardı.

27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri darbe sonrasında siyasilerin yargılandığı Yassıada davalarında 18 eski milletvekilinin avukatlığını yapan Hüseyin Cindoruk, Yassıada Mahkemesi’ne hakaretten Balmumcu Sıkıyönetim Tutukevi’ne götürüldüğünü söyledi. Cindoruk, yaptığı kısa konuşmada, o günlere dair anısını şu sözlerle aktardı:
“Eski bir binaydı. Tuvalete gitmek için size demir çubuklar veriyorlardı fareleri kovalayacaksınız önce diye. Çok zor şartlardı. 28 yaşındaydım o zaman. Bir aile büyüğüm bana bir not yollamıştı, sabah akşam oku diye. 4 kelime… Şimdi ben de o notu Oya kızımla birlikte Enis’e gönderiyorum. Çünkü o sözler bana çok moral vermişti. Allah’ım, beni mağlup ve mahcup etme. Meyus ve mahzun etme. Ve beni buradan çıkar. 2,5 ay sonra yüksek bir moralle çıktım. Ve hayatım boyunca bu dört kelimeyi tekrar ettim, en moralsiz günlerimde de.”

Cindoruk, Enis Berberoğlu’na ilettiği kısa  notta şöyle dedi:

“Mağlup ve mahcup olma! Meyus ve mahzun olma.”

ESKİ BÜYÜKELÇİ TAN: BOŞU BOŞUNA

Eski Washington Büyükelçisi Namık Tan da kısa konuşmasında Türkiye’nin içinden geçtiği sürece vurgu yaparak şöyle konuştu:

“Bugünleri aşacağımızı düşünüyorum. Zorlu olacak, kolay bir süreç değil. Hepimiz bir bedel ödüyoruz. Çok yakın çalıştığımız arkadaşlarımız ciddi sıkıntılar içindeler. Enis Berberoğlu, kendisiyle çok yakın mesai yaptığım bir arkadaşımdı. Boşu boşuna orada günlerini geçirmekte”
Gazeteci Gökmen Ulu da, “Silivri zindanından geliyorum. Tutuklu tüm gazetecilere özgürlük getirilmeli” dedi.

Bir gün önce Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesi av. Turgut Kazan’ın cezaevinde ziyaret ettiği gazeteci Nazlı Ilıcak’ın da Basın Konseyi yaş gününe gönderdiği mesajı okundu. Ilıcak mesajında “Daha güzel, daha özgür ve daha demokrat bir Türkiye’de buluşacağımız inancıyla hepinize en içten duygularımı,, selam ve sevgilerimi yolluyorum” dedi.

ARA GÜLER’E ‘YAŞAM BOYU MESLEK ÖDÜLÜ’

70 yıllık foto muhabiri Ara Güler’e de gecede, meslekte geçen 70 yılın anısına, ‘Yaşam boyu meslek ödülü”nü ve Basın Konseyi’ni simgeleyen ‘mavi kuş’u Konsey Başkanı Pınar Türenç verdi. Daha sonra , Ara  Güler’in çektiği ‘Yavuz’ zırhlısı belgeseli gösterildi. Çekimi 20 yıl süren ve ‘Yavuz’ zırhlısının sökülüp parçalanmasının görüntülerinin, dramatik bir anlatımla aktarıldığı belgesel büyük ilgiyle izlenildi. Belgesel, 1980’li yıllarda uzun bir süre yasaklanmıştı.

Ara Güler, hayatı boyunca bir foto muhabiri olarak kaldığı için kendini mutlu saydığını söyledi. Afrodisias antik kentini bularak insanlığa kazandıran kişi olarak da bilinen Ara Güler, “Ben o taşların fotoğraflarını çekerek, 3 bin yıl sonra konuşmalarını, dertlerini anlatmalarını sağladım” dedi.

OKTAY EKŞİ:  ARA GÜLER, İKİ NUMARA BÜYÜK

Gecede konuşan Basın Konseyi eski Başkanı Oktay Ekşi ise, “Ara Güler, Türk Basın dünyası için iki numara büyük bir gazeteci ve foto muhabiridir. Kendisi bilindiği gibi Afrodisias antik kentini gün yüzüne çıkaran kişidir. Ancak çektiği fotoğrafları, o dönem çalıştığı medya kuruluşunun yazı işleri müdürüne anlatamamış, Alman Stern Dergisi’nde yayınlatmıştır. Almanlar fotoğrafları yayımlayınca, Türk basını da olayın öneminin farkına varmış, konuyu gündemine ancak o zaman alabilmiştir” dedi.

Tutuklu gazeteciler ve sınır ötesi harekattaki şehitler nedeniyle müziksiz yapılan gecenin sonunda Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyeleri ve konuklar 31’inci yaş pastasını birlikte kesti.

KİMLER VARDI?

Sınır ötesi harekatta yaşamlarını yitiren şehitler nedeniyle müziksiz düzenlenen  31’inci kutlama yemeğine katılanlar arasında,  Yüksek Kurul üyeleri Hüsamettin Cindoruk, Tufan Türenç, Turgut Kazan, Kenan Akın, Murat Önok, Başar Yaltı, Yalçın Büyükdağlı, Turgay Noyan, Prof. Muhammed Şahin, Prof. Fatoş Adiloğlu, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen, Mehmet Emin Güzbey, Üstün Ünügür, Melih Berk, Şan Özalp, Atilla Gökçe, Okşan Atasoy, Yaman Törüner, Doğan Satmış, Fehmi Ketenci, Cenk Saltık, Levent Yıldız, Tuba Emlek, Tunca Bengin, Basın Konseyi Vakfı üyeleri Seda Kaya Güler, Elif Atayman, Hilmi Bengi, Namık Tan, Faruk Şen, Arif Dizdaroğlu, Samsun Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mehmet Yazıcı yer aldı.Basın Konseyi’nin tutuklu gazetecilere atfen Silivri’de yaptığı toplantıların ev sahibi olan Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar da gecenin konukları arasındaydı.

Basın Konseyi 31. yıl pastası Ara Güler ve tüm konukların katılımıyla kesildi.

Geceye İzmir’den katılan Gökmen Ulu, Enis Berberoğlu’nun eşi Oya Berberoğlu ile Tuğba Emlek, Konsey Başkanı Pınar Türenç ve Ara Güler’le birlikte pastayı kesti.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç gecede yaptığı konuşmada, tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını istedi.

Oktay Ekşi, Oba Berberoğlu, Pınar Türenç, Hüsamettin Cindoruk (soldan sağa)

Ara Güler’e ‘Yaşam Boyu Meslek Ödülü’ verilirken tüm konuklar Ara Güler’i kutladı.

31. yıl pastası tüm konuklarla birlikte kesildi

Pasta kesiminde (solan sağa) Oya Berberoğlu, Pınar Türenç, Ara Güler, Gökmen Ulu ve Tuba Emlek

Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyemiz Hüsamettin Cindoruk ve eşi Dilek Cindoruk,, onur konukları ve Konsey Başkanı Pınar Türenç ile birlikte.

Hüsamettin Cindoruk,, tutuklu gazeteci- milletvekili Enis Berberoğlu’na ulaştırması iin gecede onur konuğu olan Oya Berberberoğlu’na bu notu verdi.

Hüsamettin Cindoruk’un, Maltepe Cezaevi’nde bulunan Enis Berberoğlu’na gönderdiği nottaki mesaj: MAĞLUP VE MAHCUP OLMA ! MEYUS VE MAHZUN OLMA…

Basın Konseyi kuruluş yıldönümü kutlamasında ‘Yaşam Boyu Meslek Ödülü’ alan Ara Güler, Konsey yöneticileriyle birlikte.

Foto muhabiri olarak meslekte 70’inci yılını dolduran Ara Güler, ‘Yaşam Boyu Meslek Ödülü’ aldığı gecede pasta keserken.

Büyük Kulüpte düzenlenen Basın Konseyi 31. yıl kutlama gecesine katılan Yüksek Kurul ve Vakıf üyeleriyle konuklarımız toplu halde

ABDİ İPEKÇİ’Yİ SAYGIYLA ANIYORUZ

Türk basınının efsane ismi, sağduyunun sesi, demokrasinin ve gazetecilik ilkelerinin yılmaz savunucusu Abdi İpekçi’yi, suikaste kurban gidişinin 39’uncu yıldönümünde saygıyla anıyoruz. O, Türk halkının doğru haberi alabilmesi, kamuoyunun serbestçe oluşması için bu uğurda canı pahasına mesleğini yapan bir gazeteci, bir aydındı. Genel Yayın Müdürlüğü’nü yaptığı Milliyet Gazetesi’nde, evrensel gazetecilik kurallarına uygun, doğru, ilkeli, güvenilir habercilik örneğiyle ‘Abdi İpekçi Gazeteciliği’ni Türk basınına yerleştirdi.
1 Şubat 1979’da bir tetikçi kurşunlarının aramızdan ayırdığı Abdi İpekçi’nin ilkeli duruşu ve onurlu kalemi daima genç gazetecilere örnek oldu, olmaya devam edecek.
Onu özlemle anıyoruz.

‘GÜNAYDIN KOCAELİ’ İNTERNET SİTESİNE, BASIN MESLEK İLKELERİ’NİN 4. VE 6. MADDELERİ UYARINCA ‘KINAMA’

REFERANS: 2018- 1

ŞİKAYETÇİ: Dr. Orhan Yücel (Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Uzmanı)

ŞİKAYET KONUSU:
Kocaeli Günaydın gazetesinin www.gunaydinkocaeli.com internet sitesinde 9 Aralık 2017 tarihinde ‘Araştırma Hastanesi’yle ilgili ŞOK İDDİALAR’ başlıklı haber.

Yukarıdaki başlık ve “Pankreas kanseri olan annesini Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götüren bir okurumu yaşadığı olayları gazetemize ileterek yardım istedi’ spotu verilen haberde, ‘İşte okurumuzun gazetemize ilettiği mesaj ara başlığı altında şu ifadeler yer alıyor:
‘Bir süredir pankreas kanseri tedavisi gören N.K.’nın Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Dr. Orhan Yücel’in sorumsuzluğu yüzünden başına gelenler adeta yürek burktu’, ‘…. Dr. Orhan Yücel’in söylediği sözler ve tavırları adeta şok etkisi yarattı’, ‘Annem (hasta) saat 15.00’te kliniğe götürüldü’, ‘Dr. Orhan Yücel kan tahlili ve USG istemiş -Hastalar bitmeden getirin, hastalar bitti mi çıkar giderim- demiş’, ‘Saat 15.30’da nefroloji polikliniğine geldiğinde doktorun çıktığı bilgisi alınmış bu yüzden hastamıza bakılmamıştır’, ‘Kan alma biriminde çalışan hemşireler kan alırken hastamızı aşırı zorlamış, bir çok yerinden kan alma denemeleri sebebiyle hastamızın canını çok yakmış’, ‘Bağırıp zaten bilinci zor olan hastamı daha da kötüleştirmişler.’
ŞİKAYET BAŞVURUSU:
Haberde adı geçen Dr. Orhan Yücel, Basın Konseyi’ne yazılı şikayette bulunarak, haberin hiç araştırılmadan yapıldığını, ‘Dr. Orhan Yücel’in sorumsuzluğu yüzünden’, ‘Dr. Orhan Yücel’in söylediği sözler ve tavırlar şok etkisi yarattı’ ifadeleriyle kişilik haklarını ve mesleki saygınlığını zedeleyici, sübjektif yorumlar yapıldığını, kendisine hakaret edildiğini ileri sürdü. Haberde anlatılanların gerçek olmadığını hastane kayıtlarının gösterdiğini belirten ve bu fotokopileri gönderen şikayetçi “Hasta ihbar mektubunda iddia edilen tarih ve saatte tarafımca muayene edilmiştir. Saatler ve hatta tarih bilgisi yanlıştır. Küçük bir araştırma ile gerçek olup olmadığı anlaşılabilecekken, bu araştırma yapılmayıp kişilik haklarıma açık bir saldırı gerçekleştirilmiştir. Asılsız ihbara dayalı haber internet sitesinde yayımlanmaya devam etmektedir” diyerek, Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini savundu.
UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR
www.gunaydınkocaeli.com internet sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Bigman Çakman’a şikayetçi Dr. Orhan Yücel’in başvurusu hem posta ile hem e-mail ile ulaştırıldı. Teslim 27 Aralık 2017’de yapıldı ve alındı belgesi geldi. Bigman Çakman ile telefonla birkaç kez irtibat kuruldu. Yanıt beklendiği iletildi, kurula bizzat katılabileceğini de hatırlatıldı. Ancak verilen sürede yanıt gelmedi.
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Kocaeli Günaydın gazetesinin www.gunaydinkocaeli.com internet sitesinde yer alan ‘Araştırma Hastanesi’yle ilgili ŞOK İDDİALAR’ başlıklı haber, ‘bir okurun söyledikleri’ denilerek yapılmıştır. Okurun adı verilmemiş, hastanın da adı rumuz olarak gösterilmiştir.
Haberde yer verilen iddiaların şikayetçinin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu açıktır: kendisinin “sorumsuzluğu” yüzünden bir hastasının acı çektiği ve bir doktor olarak üzerine düşen gerekli işlemleri yapmadığı öne sürülmektedir. Bu iddiaların şikayetçinin mesleki saygınlığı bakımından rencide edici, bu bakımdan da onu küçük düşürücü olduğu açıktır.
Haberde aktarılan iddiaların doğru olup olmadığını, diğer bir deyişle, “maddi gerçeği” tespit etmek Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun değil, adli mercilerin görevidir. Yüksek Kurulun incelemesi, haberin hazırlanmasında ve verilmesinde Basın Konseyi’nce ilan edilen Basın Meslek İlkeleri’ne uygun davranılıp davranılmadığını incelemektir.
Bu noktada dikkati çeken husus, meçhul okuyucu tarafından iletilen iddiaların doğruluğunu araştırmak için en küçük bir araştırmanın yapılmamış olduğudur. İddia sahibinden herhangi bir belge istenmemiş, adı açık açık yazılıp suçlanan doktorun ya da hastanenin görüşüne hiçbir şekilde başvurulmamıştır. Bu bakımdan, gazeteciye düşen “şekli gerçeği araştırma yükümlülüğünün’ tümüyle göz ardı edildiği açıkça anlaşılmaktadır.
Şikayetçinin mesleğine aykırı davrandığını iddia eden fakat gerçekliği hiçbir şekilde teyit edilmemiş ve teyit edilmeye de çalışılmamış bir haberin söz konusu olduğu düşünüldüğünde, şikayetçiye geçerli bir sebep olmaksızın mesleki kusur atfeden değerlendirmelerin eleştiri sınırı içerisinde değerlendirilemeyeceği de ortaya çıkmaktadır.
Bu bakımdan şikayet konusu haber, Basın Meslek İlkeleri’nin ‘Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez’ şeklindeki 4’uncu maddesine ve ‘Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanamaz’ şeklindeki 6’ıncı maddesine aykırı olarak değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak, uyarı cezasını yeterli gören azınlık görüşüne karşılık, oyçokluğu ile ‘kınama’ kararı verilmiştir.

,

BASIN KONSEYİ, GAZETECİLER GÜNÜ’NDE SİLİVRİ’DE TOPLANDI

Basın Konseyi, toplantısını 10 Ocak Gazeteciler Günü’nde Silivri’de yaptı

 

Pınar Türenç: Yolumuz özgür basın yolu

 

‘Tutuklu gazeteciler tahliye edilsin’
“Kaleme sahip çıktığımız zaman demokrasiye sahip çıkmış oluyoruz”

 

BASIN Konseyi Yüksek Kurulu, yılın ilk toplantısını 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde Silivri Cezaevi ile diğer cezaevlerinde tutuklu gazetecilere destek vermek amacıyla Silivri’de yaptı. Toplantıda yapılan konuşmalarda, gazetecilerin sorunları dile getirildi ve tutuklu gazetecilerin bir an önce tahliye edilerek mesleklerini sürdürme olanağına kavuşmaları istendi.

Silivri Yaşar Kemal Kültür Merkezi’ndeki toplantıda Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyeleri ve tutuklanıp serbest kalan gazeteciler ile halen tutuklu olan gazetecilerin aileleri de katıldı.

TÜRENÇ: BUGÜN İÇİN ÇALIŞAMAYAN GAZETECİLER GÜNÜ

Toplantının açılışında konuşan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, “ Gazeteciler 57 yıl önce 10 Ocak’ta 212 sayılı yasanın hayata geçmesiyle yaşamsal ve sosyal haklarına kavuşmuştu. Yıllar içinde bu hakları kaybetmeye başladık. Ama geldiğimiz bu noktada 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, bugün için Çalışamayan Gazeteciler günüdür. Çalıştırılmayan gazeteciler günüdür. Hapse konulan gazeteciler günüdür. Binlerce, on binlerce gazetecinin işsiz kaldığı gündür. Sendikalaşmanın yok edildiği gündür. Ailelerin acı içinde evde beklediği gündür. Babalarını göremeyen çocukların hapisten babalarının çıkacağı özlemiyle yaşadığı gündür” dedi.
“HAK ARAYIŞININ EN ÖNEMLİ NOKTASI KALEME SAHİP ÇIKMAMIZ”

10 Ocak’ın özellikle son 10 yıldır anlamını tamamen yitirildiğini ifade eden Pınar Türenç, bugün medyanın yüzde 80’inin  iktidarın kontrolü altında olduğunu, kalanların da oto sansür uygulamak durumunda kaldığını anlattı. Pınar Türenç, “Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’de 145 civarında gazeteci hapishanede tutsak. 145 diyorum çünkü her gün bu sayı artabiliyor. Haklarında davalar açılan gazeteci sayısı her geçen gün ekleniyor. Gözdağı verilmeye devam ediliyor. Bunun da ötesinde bizler için önemli olan gazetecilerin kendilerine uyguladığı oto sansürlerdir. Bugün peşinde olduğumuz hak arayışının en önemli noktası kaleme sahip çıkmamızdır. Kaleme sahip çıktığımız zaman demokrasiye sahip çıkmış oluyoruz. Demokrasi demek en önemli unsurlarından bir tanesi fikir özgürlüğüne sahip çıkmak en yaşamsal hakkımızdır. Bunun peşindeyiz. 10 Ocak’ta Silivri’de buluşmanın önemi şuradan kaynaklanmakta. Hemen yanımızdaki o korkunç Silivri hapishanesinde çok sayıda gazeteci özgür kalacağı günü bekliyor.”

 

“DURUŞMANIN İSTANBUL’DA GÖRÜLMESİNİ TALEP EDİYORUZ”

 

Konuşmasında Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticilerinin yargılandığı davaya değinen Pınar Türenç, ”Davanın son duruşmasında yine tutuklu sanıkların tutukluluğunun devamına karar verildi. Türkiye’nin dünyadaki bu konudaki liderliği yine perçinlendi. Mahkeme son duruşmada anlaşılamaz bir kararla bir sonraki duruşmayı Silivri Yerleşkesi’ne aldı. 9 Mart 2018’de duruşma görülecek. Bunu da kabul etmiyoruz. Çünkü adil yargılanma hakkının vazgeçilmez unsuru olan, yargılamanın aleniliği ilkesinin pratikte hayata geçmesi, ilgilenen herkesin duruşmayı takip edebilmesi ve bu imkana kavuşması asıldır. Duruşmanın ücra bir yerde değil İstanbul’da görülmesini talep ediyoruz. Cumhuriyet davası ile ilgili gazetecileri de ilgilendiren diğer tüm ceza davaların bir an önce bitirilmesini istiyoruz” diye konuştu.

“YOLUMUZ ÖZGÜR BASIN YOLUDUR”

Silivri Cezaevi’nde tutuklu olan çok sayıda gazetecinin özgür kalacağı günü beklediğini vurgulayan Pınar Türenç, “Demokrasinin vazgeçilmez değeri olan ifade ve basın özgürlüğüne sahip çıkmak, bağımsız medyanın yaşaması ve yaşatılması için çalışmaya hep birlikte devam edeceğiz. Yaşanan bu süreçte evet üzgünüz. Ama gelecek için umutluyuz ve kararlıyız. Yolumuz özgür basın yoludur. Çalışan Gazetecilerin günü olması için 10 Ocakları yaşatmaya kararlıyız” dedi.

CİNDORUK: BUGÜN ARKADAŞLARIMIZA YAPILAN YARGISAL İŞKENCEDİR

TBMM Eski Başkanı ve Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi Hüsamettin Cindoruk ise “Düşünce suçları dediğimiz fikir ve ifadeyi özgürce dile getirme hakkının ihlalinden söz açıyoruz. Bugün cezaevinde uzun süredir tutuklu bulunan arkadaşlarımızın uzun tutukluluk sürecinden ötürü şikayetleri var. O şikayetleri paylaşıyoruz ama durum sadece o değil. Bugün bu arkadaşlarımıza yapılan, bu düşünce adamlarına yapılan yargısal işkencedir. Buna alışmamız çok yanlıştır buna alışamayız. Buna alışırsak demokrasimizin içinde bulunduğu sıkıntıları arttırırız. Demokrasimize kimse güvenmez. Bugün, Avrupa Birliği ile açılan makas Avrupa Konseyi ile açılan makas, bizim bu alışkanlığımızın, alışmamızın bir sonucudur. Hep beraber, herkesin iktidar partisi Cumhurbaşkanı dahil hepimiz fikir ve ifade özgürlüğü ile uluslararası değerlerde anlaşmak zorundayız” dedi.

“AİHM’DE HAK ARAR HALE GELDİK”

Askeri darbeler dahil ifade ve düşünce özgürlüğüne bu kadar açık bir saldırıya hiç rastlamadığını söyleyen Cindoruk, “İçinde bulunduğumuz durum yargısal işkence kadar yargının düşünce ve ifade özgürlüğüne bir saldırısıdır. Üzüntü ile bakıyoruz bu saldırıyı önlemek için başvurduğumuz makam yurdumuzun içindeki mahkemeler veya Anayasa Mahkemesi olmaktan çıkmıştır.  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) hak arar hale geldik“ diye konuştu.

 

AKIN ATALAY’IN EŞİ:  HAKLI OLANLAR KAZANACAK

 

Cumhuriyet Gazetesi davasında tutuklu bulunan Akın Atalay’ın eşi Adalet Atalay, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü nedeniyle toplantıda olmaktan dolayı mutlu olduğunu ifade ederek, “Pınar hanımın dediği gibi artık çalışan değil çalıştırılamayan gazeteciler günü diye anmaya başlayacağız. İstatistiki bilgeler Türkiye’nin medya özgürlüğü bakımından dünyada 154’üncü sıralara geldiğini gösteriyor. Sınır Tanımayan Gazetecilerin yaptığı açıklamaya göre” dedi.
Adalet Atalay, konuşmasının sonunda eşinin duruşma sırasındaki söylediği, “Dünyaya 100 defa gelecek olsaydım. Her defasında bu davada savunma makamında olmayı tercih ederdim. Çünkü adalet, özgürlük ve demokrasi değerlerinin yanında saf tutmak onurdur. Vicdanım rahat ve huzurluyum. Hiç merak etmeyin, bugün güçlü gibi görünenler değil, haklı olanlar kazanacaktır“ sözlerini anlatırken duygulandı ve gözyaşlarına hakim olamadı. Adalet Atalay’ı yanında oturan aynı davada tahliye olan Musa Kart teselli etti.
MUSA KART: CEZAEVİNDE TUTULMALARINA İTİRAZIM VAR

Cumhuriyet Gazetesi davasında geçtiğimiz yıl temmuz ayında tahliye olan çizer Musa Kart da tahliye olduktan 5 AY sonra ilk kez Silivri’ye geldiğini ifade ederek, “Duygularımı tarif etmekte zorlanıyorum. Sevgili kardeşlerim Akın Atalay, Murat Sabuncu ve Ahmet Şık’ın haksız, hukuksuz biçimde bir yılı aşkın süredir cezaevinde tutulmalarına itirazım var. Ama itirazım aynı zamanda sadece muhalif oldukları için siyasetçilerin, akademisyenlerin ve gazetecilerin zindanlara atılmasına..” dedi.
Toplantıda ayrıca, Cumhuriyet Gazetesi davasında tahliye edilen Önder Çelik ve Emre İper de söz alarak duygu ve düşüncelerini dile getirdi.
Toplantı sonunda gazetecilerin gününü kutlayan Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar da Silivri’nin cezaevi ile anılmasından üzüntü duyduklarını belirterek, “Ama ben inanıyorum. ‘Top yere vurmadan zıplamazmış’ derler. Topun yere vurduğu yer olarak ta anılacak Silivri.. Biz dokuz yıldır bu hüznü, bu kederi burada yaşıyoruz. Her seferinde yargılamaların başladığı günden bu yana haksızlıkların, adaletsizliğin bulunduğu yer olarak belki anıldı Silivri. Ama biz bu kavramla mücadele etmeye devam ediyoruz. Silivri aslında hiç böyle bir yer değilken o anlama eş tutulmaya çalışıyor. Bunu bir anlamda kullanacağız. Böyle olmadığı bir yer olarak anılacak.” dedi.

KİMLER KATILDI

Silivri’deki toplantıya Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, 2’ci Başkan Murat Önok, Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyeleri Hüsamettin Cindoruk, Tufan Türenç, Melih Berk, Turgay Noyan, Yalçın Büyükdağlı, Okşan Atasoy, Başar Yaltı, Üstün Ünügür ile Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticilerinin yargılandığı davada tutuklandıktan sonra tahliye edilen Musa Kart, Önder Çelik ve Emre İpe, halen aynı davada  tutuklu bulunan Akın Atalay’ın eşi Adalet Atalay ve tutuklu gazetecilerin yakınları katıldı.

 

Basın konseyi Başkanı Pınar Türenç, Şahin Alpay’ı Silivri’de ziyaret etti

Pınar Türenç

Basın Konseyi Başkanı

—————————-

Açık görüş salonuna mevcutlu getirilen Şahin Alpay’ı 18 ay sonra ilk kez görüyordum. Yorgundu.

Omuzları çökmüştü.

Merhaba dediğimde sesimi iyi duyamadığını fark edince, masanın karşı tarafından daha yüksek sesle yineledim:

“Nasılsınız? “

Ben devamını getiremeden, anlatmaya başladı köşe yazarı Şahin Alpay:

“Ah Pınar hanım, ne iyi oldu, geldiniz. Bizler, buralarda kaldık işte. 18 ay oldu, tutukluyum. Zaman gazetesinde değil de başka gazetede yazsaydım, başıma bu işler gelmeyecekti.”

Karşılıklı konuşurken, kulağının da artık iyi duymadığını söyledi ve eliyle kulağını tutarak yanıt verdi.:

“Darbe diyorlar. Benim darbeyle ne işim olabilirdi ki. Sadece muhalif bir duruşum var. Daha önce Milliyet’te yazıyordum. Oradan çıkınca Zaman dan teklif geldi, yazdım. Ben yazmak istiyordum, orada imkan buldum. Yazılarım yıllarca ortada. 2013-2014 arasındaki yazılarımdan 7 tanesinin başlığı delil gösterildi. Böyle bir şey olabilir mi? Terör ve darbeye böyle mi karışır insan.”

75 yaşındaydı. Yüksek tansiyon, şeker, bel fıtığı, uyku apnesi, kulak, tiroid hastalıkları ile 1.5 yıldır beton duvarlar arkasında boğuştuğunu anlatıyordu.

Saçları giderek beyazlaşmıştı. Çökmüş ruhunu  her haliyle yansıtıyordu.

“Ben kaç yıl daha yaşayacağımı bilmiyorum. Hayatımın son demlerini benden çalıyorlar. 3 kez ağırlaştırılmış müebbet istiyorlar. Neyim kalmış ki müebbetlik oluyorum. Yazık… Eşim de benim gibi. Artık el ele vereceğimiz yıllarımı, beton duvarlar arasında, parmaklıklar arkasında, gökyüzüne hasret geçiriyorum.”

Zaman ve Rota haberden 2 tutukluyla günlerini geçiriyordu koğuşunda:

“Ben dindar değilim. Onlarsa oruç ve namazlarındalar. Onların dualarının  arasında küçük koğuşumuzda yaşıyoruz. En başta şunu savunmuştum: İslam’la demokrasinin bağdaştırılması için AKP belki de ülkemiz için bir şanstı. Böyle zannetmiştim. yanılmışım,”

“Ya FETÖ olayı? Onu ne Zaman fark ettiniz?”

“- FETÖ cemaatini ben şahsen göremedim. Yoksa darbe yanlısı örgüt içinde niye durayım ki. Şuna inanın, iyi niyetimin ve demokrasi aşkımın sonucu buralardayım. Yıllar önce İsveç’te katıldığım sol anlayış çizgisinde yıllarca sosyal demokrasi için yazdım. Doktoram var bu konuda. Bahçeşehir Üniversitesi’nde hocalık yaptım. Zaman da yazdım. Tüm bu yaptıklarım çerçevesinde, en son darbeye destek verecek kişi ben olurum herhalde. Vicdansızlık bu. AB merkezini savundum. Kürt meselesine bakışım ortada. TV programındaki sözlerimle suçlanamam. Türkiye’deki en özgürlükçü programdı.”

Tutukluluğunun 9.ayında ancak iddianamesi hazırlanıp mahkemeye çıkarıldığını da söyleyen Şahin Alpay, “Artık tutuksuz yargılanmak istiyorum. Açık  görüş günüme anjiyo koydular, tabii Eşimle görüşmeyi tercih ettim, şimdi hala anjiyo günü bekliyorum, inanabiliyor musunuz. Hapisten çok ama çok yoruldum.”

Koğuştaki sıkıntılarını da anlatırken, zorlandı:

“-Tuvaletler alaturkaydı. Bel fıtığım var, eğilemiyordum. Neyse yeni yapıldı. Prostat kanseri şüphesi de var. 80 yaşına giderken bunları Nasıl çekeyim.”

Umudunu yitirmek de istemiyordu Şahin Alpay:

“Tüm umudum Anayasa Mahkemesi ile AİHM de. Avrupa İnsan hakları mahkemesi bizi ilk görüşülecek sıraya koydu. AİHM’e kaldı umutlar.”

EMSALİN SİRAYETİ 

Yaklaşık 550 gündür parmaklıklar arkasında tutuklu olan gazeteci Ali Bulaç ise, “Delil yok, yazı var. AİHM’e gittik. Bekliyoruz” diye söze girdi.

Şahin Alpay’ın çaresiz ruh halinden henüz kurtulmamıştım ki, karşıma şık yün kazağıyla gülümseyerek oturan Ali Bulaç, daha umutlu konuşuyordu.

“Aylar sonra mahkemeye çıkarılıyorsunuz. Darbe ve terörle ilgili kanıt istiyorsunuz, yok. AİHM, Türkiye’den yanıt istiyor, cevap verilemiyor. Nasıl bir hukuk anlayışı, adalet arayışı? AİHM, Türkiye’ye yazı gönderdi, maddi ve manevi hasarın belirlenmesi istendi. Cevap veremediler. Kitaplarımız satılmıyor. Hesap yapılmış. Ayda 20 bin avro kaybımız var. Altan kardeşler de aynı davadalar. AİHM, 10 tutuklunun başvurusunu öncelikli ele aldı. Her güne 1000 avro kaybı yapıldı. Altanlar, Nazlı Ilıcak, Şahin Alpay, Atılla Taş, Deniz Yücel, Murat Aksoy, ben hepimiz AUİHM kararını bekliyoruz.18 ay çarpı 20 bin avro.”

“Zengin oldunuz” diye gülüştük.

“Maddi kaybımız çok tabii. Ama ülkenin itibarı daha önemliydi. Avrupa’dan 13 uluslararası kuruluş da davaya müdahil oldular. Türkiye de gazeteci, yazar, düşünürlerin ifade özgürlüğü ihlal edilmiştir diye. Şimdi, emsalin SİRAYETİ de olacak ve diğer gazetecilere yansıyacak bu karar. Haksız tutukluluğa karar verilince, gazetecilerin yazdıklarından ötürü tutuklanmamaları asıl olacak. yazılanlarda şiddet unsurunun da olmadığı ortada. Ülkemin böyle bir durumda kalmasına üzülüyorum.”

“Ya FETÖ?” der demez, Bulaç şöyle konuştu:

“Lanet olsun FETÖ. Algı oluşturmaya çalışıyorlar.”

 

BAVUL DERGİSİ YAZARI ASLI TOHUMCU HAKKINDAKİ ŞİKAYET ‘YERSİZ’ BULUNDU

 

KARAR

Yazar Aslı Tohumcu hakkındaki şikayet, yazının yer aldığı dergi tür itibariyle edebiyat ağırlıklı olduğu, Basın Meslek İlkeleri’ne uygunluk değerlendirmesi yapılamayacağı’ gerekçesiyle 5’e karşı 11 oyla ‘Şikayetin Yersizliğine’ karar verildi.

 

REFERANS:     2017- 25

 

ŞİKAYET EDENLER: İlksen CANPOLAT- Neslihan SÜZEN- Adem YEŞİL

 

ŞİKAYET KONUSU:

Bavul Dergisi’nin Aralık 2017 sayısında Aslı Tohumcu imzasıyla yayımlanan ’Sen de yaptın, sen de!’ başlıklı yazı nedeniyle Neslihan Süzen, Adem Yeşil ve İlksen Canpolat Basın Konseyi’ne telefonla şikayet başvurusunda bulundu.

Başvurularda, yazarın tacizi anlatırken ‘pornografik ve bayağı dil kullandığı, kadınları inciten ve insani değerleri aşağılayan ifadelere yer verdiği, yazının bir bölümünde ‘siyah önlüklü’ diye tarif edilen mağdurun ilkokul öğrencisi olduğunun anlaşıldığı ve çocuk tacizinin normalmiş gibi gösterildiği, yazarın ‘tabuları yıkmak’ adına kelimeleri sansürleme gereğini duymadan sorumsuzca davrandığı savunuldu.

ŞİKAYETE KONU YAZI

Tohumcu yazısında “Erkeklerin ağzından benden gerçek hikayelere bir katkı” yazarak erkek ağzından taciz hikayelerine yer verdi.
Yazıda bir ilkokul öğrencisine yönelik taciz anlatılırken ‘Ben de sürtündüm belediye otobüsünde bir ilkokul öğrencisine…. Siyah beyaz jilesinin altındaki pamuklu donunu hayal ederek yasladım aletini küçük kıçına. O kalabalıkta kaçacak yeri yoktu.… Baktım keyfime. Sağa sola, öne arkaya gidip gelirken boşaldım hatta’ ifadesi yer aldı.
Yine yazıda, ‘gece geç saatte İstiklal’de dolaşıyor diye bir kızla sevişmek istedim.. Arka solundan yaklaşıp, birlikte olmayı teklif ettim. ‘defol git’ diye bağırınca ‘Aranmaya çıkmasıydın bu saatte burada işin ne oruspu! Oruspu sikerim…” ifadeleri yer aldı.

GELEN ŞİKAYETLER

Başvuruda bulananlardan Neslihan Süzen, yazıda taciz anlatma adı altında, ‘toplumsal değerleri sarsıcı, kadınları incitici özensiz dil kullanıldığını’ savundu. Neslihan Süzen, “Sapıklık, pedofoli altında örtülmeye çalışılıyor. Benim dergiyi alıp evime götürdüğümü ve çocuğumun bunları okuduğunu düşünün. Travmayı düşünebiliyor musunuz?” dedi.
Adem Yeşil ise ‘siyah önlüklü’ diye tarif edilen mağdurun ilkokul öğrencisi olduğunun anlaşıldığını, çocuk tacizinin normalmiş gibi gösterildiğini, yazarın kelimeleri sansürleme gereğini duymadan sorumsuzca davrandığını savundu, “Tabuları yıkmak adına böyle şeyler normalmiş gibi gösteriliyor” dedi.
Aslı Canpolat ise yazıda pornografik dil kullanıldığını, kadınların incitildiğini, insani değerlerin aşağılandığını kaydetti.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR

Yazar, sosyal medyadan gelen tepkilere bir açıklama yaparak yanıt verdi ve kendini şöyle savundu:

Kendi başımdan geçen tacizleri dergiye yazarken, niyetim elbette taciz mağdurlarını incitmek, tacizi övmek ya da tacizciyi cesaretlendirmek değildi… Yirmi yıldır öykü ve romanlarımda kadınların ağzından erkek şiddetini yazıyorum. Bu yazıdaysa tam tersini, yani tacizcinin dilinden yazmayı denedim ve görünen o ki, hâlâ acısını hissettiğim travmamı aktarmakta kullandığım üslup sorunlu bulundu. Bunu tartışmak gerekir elbette. Ben dilimi böyle kurdum, bu derdi böyle vahşi bir dille anlatmak istedim. Söyleyin nasıl yapmalı? Tacizin ifşası konusunda literatür, atölye önerilerinizi bekliyorum. Tacizcilere yönelik öfkelerini bana kusanları da affediyorum.”
Bavul Dergisi de tepkiler üzerine bir açıklama yaptı. Bu açıklamada da şöyle denildi:
“Elbette yazın. Fakat eserin sahibine eleştirilerinizi yöneltmeyi de bir ara düşünebilirsiniz. Eser ilk önce yazanı bağlar. Siz İmzayı bilerek kapatınca imzasız bir yazı gibi olmuş. İyi çalışmalar.”
Başvuru, Bavul Dergisi yazarı Aslı Tohumcu’ya e-mail yoluyla iletildi, ayrıca postayla derginin adresine gönderildi.
Aslı Tohumcu, 27 Aralık Çarşamba günü konunun görüşülmesi sırasında Basın Konseyi Yüksek Kurulu’na avukatları Ebru Erginbay Ayten ve Ali Deniz Ceylan ile gelerek savunma yaptı. Tohumcu edebiyatçı olduğunu, kitaplarında kadına şiddet konusunu işlediğini, bunu yaparken de edebi bir dil kullandığını söyledikten sonra, yazıda tacizi edebi dille kaleme aldığını, tepkinin yanında övgü de aldığını anlattı.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, işin esasına girmeden önce, bir ön mesele olarak, şikayet konusu yazının Basın Meslek İlkeleri kapsamında kalıp kalmadığını tartışmıştır. Şikayet edilen kişinin edebiyatçı olması Kurulun değerlendirmesi açısından belirleyici değildir; şayet Basın Meslek İlkeleri kapsamına giren bir içerik varsa, bunun yazarının sıfatı ne olursa olsun, uygulanacak gazetecilik standartları aynıdır. Buna karşılık, “yazının niteliği” ve “yayımlandığı mecranın mahiyeti” önem taşımaktadır.

Şikayet konusu yazının yayımlandığı mecranın mahiyeti değerlendirildiğinde; Kurulun görüşüne göre, yazının yer aldığı dergi, bir bütün olarak basın meslek ilkeleri kapsamı dışında değildir. Bu bakımdan, “Bavul” adlı mevkute (süreli yayın) tarzındaki, kültürel ve sanatsal nitelikli eserlere de yer verilen bir derginin, Yüksek Kurul’un yetki alanına girmesi mümkündür.

Ne var ki, şikayet konusu yazının kendisi (yani niteliği) incelendiğinde, çoğunluğun görüşüne göre, nitelik ve tür itibariyle edebi ağırlıklı bir metin söz konusu olup, bunun Basın Meslek İlkeleri’ne uygunluk değerlendirmesine tabi tutulması mümkün değildir. Bu bakımdan, yazının Kurulun yetkisi alanına girmemesinden bahisle, şikayetin yersizliğine karar verilmelidir.

Kurulun beş üyesi ise; yazının niteliği ne olursaolsun, süreli ve yaygın bir dergide yayımlanmış olduğu, dergide yer alan yazılar arasında tür bakımından bir ayrım yapılamayacağı, bu nedenle de yazının Basın Meslek İlkeleri’ne tabi olduğu kanaatine ulaşmışlardır. Basın Meslek İlkeleri ışığında şikayet konusu yazı ele alındığında, 2., 12. ve 13. maddelerin ihlali söz konusudur.

SONUÇ olarak başvuru hakkında oy çokluğuyla ‘Şikayetin Yersizliğine’ kararı verilmiştir.

 

,

PINAR TÜRENÇ, GAZETECİ AHMET VE MEHMET ALTAN’LA SİLİVRİ CEZAEVİ’NDE GÖRÜŞTÜ

BASIN KONSEYİ BAŞKANI PINAR TÜRENÇ, SİLİVRİ’DE TUTUKLU GAZETECİLER AHMET ALTAN VE MEHMET ALTAN İLE GÖRÜŞTÜ

 

Kulakları delen bir gürültüyle açılan Demir kapıdan koşar adım soğuk salona koştu Ahmet Altan.  Ziyaretten çok Mutlu olmuştu. “Bekliyordum… Uzun zaman oldu… Ne iyi oldu” dedi.
Plastik masanın, plastik sandalyelerine karşılıklı oturduk. Başladık konuşmaya.

80’li yılların sonuydu. O çalıştığım gazetenin genel yayın yönetmeniydi. Köşe yazarı babası Çetin Altan yeni ayrılmıştı. Bense haber merkezinde, haber peşinde koşan serbest muhabirdim.

Yıllar uçtu gitti ve şimdi o Silivri zindanında tutukluluğun girdabında, beton ve soğukla savaşıyordu.

Türk basını için kapkara bir yıl olan 2017’yi uğurlayıp, yeni umutlar beslediğimiz yeni yılın heyecanı içinde, geleceği konuştuk Ahmet Altan ile. Tüm derdi, Türkiye’nin geleceğiydi. Hiç ara vermeden anlattı:

“Türk toplumu sanki bungee jumping yapıyor. Nereye sürükleneceğini bilmeden. Devlet ise iflasta. Ülkede en iyi çalışan cenaze işleri. Cenazeler yerine düzenle yerleştiriliyor. Ancak yargı, eğitim, sağlık, ahlak çöktü. Üretimsiz ülkelerde ahlak da olmaz. Ahlak, demokrasiye bağlıdır. Adeta yok oluş dönemindeyiz. Çıkış yolu ise herkesin demokrasiyi keşfetmesidir. Aksi halde çok acı çekilecek.”

Nefes almadan anlatıyordu.

Araya girdim:

“Nasılsın? Günlerin nasıl geçiyor”

Güldü:

“45 yıl önce babam Cetin Altan’ı evden alıp götürmüşlerdi. 45 yıl sonra bizi. Demek ki pek bir şey değişmemiş. Babam hukukçuydu. Ama ben böyle dava görmedim. Neden bunca gazeteci içerde, anlamak mümkün değil. Yılı aştı, tutukluyum. Okuyorum, yazıyorum, kitaplarım, yazılarım  birçok dile çevriliyor. On binlerce kitap olarak yabancı yayıncılar tarafından okuyucularına ulaştırıyorlar. Düşünceniz, fikirleriniz beton duvarların arasında kalmıyor. Sadece bedenim tutsak. Ben de iyi olabilmek için avluda yürüyorum. Spor yapıyorum, kilo da verdim.”

“Ya Mehmet Altan? Kardeşinle aynı çatı altındasınız…”

Sustu biran. Yutkundu, devam etti:

“Mehmet’i bir yıl bana göstermediler. Onu çok özledim. Bu da bir işkence.”

“Kiminle aynı koğuşu paylaşıyorsun?”

“STV ve Zaman dan iki arkadaşla aynı koğuşa koydular beni. Onlar namazında niyazındalar. Tüm dini vecibeleri uyguluyorlar. Dünya görüşümüz çok farklı da olsa, birlikteyiz.

“Duruşmaya gelmedin. SEGBİS yoluyla içerden savunma yapıyorsun. Neden?”

“O mahkemelerde sanıklar yargıçlardan prestijliyse, yargı çökmüştür. Beni o demir yığını nakliye kamyonuna bindiremeyecekler. Hayvan nakleder gibi. Duvarların içinde daha özgürüm.”

FETÖ, iktidarı devirme planları, kahrolası 15 Temmuz darbe kalkışması konularında ise, şöyle konuştu:

“Tanrı yalan söylemez. Aksi olursa, o vasfı kaybeder. Bu davada kanıt istedim hep. Yok, yok. Yoksa, yargıçlık vasfı da kaybolur. Hukuk ve adalet peşinde oldum, olacağım. Televizyonlardaki konuşmalar suç unsuru gösterildi. Tutukladılar. Bence, dışarıdakilerin korkusu, ülkeyi bu hale getiriyor mu diye düşünmek lazım. İki günü aynı geçiriyorsanız, sen kaybedensin. Bu Hazreti Muhammed’in sözü. Bunu da koğuştaki dini bütün iki arkadaştan öğrendim. Ben 70 yaşından sonra değişemem. Yargı, devlet gülünç olamaz. Doğrular neyse peşinde olacaksın.”

“Ya FETÖ? Hiç mi bu gerçek görülmedi.”

“Herkes ortaklıktaymış meğer. Sorumluluklar da ortaktır. Yargıyı kim nasıl ele geçirmiş, ona bakmalı. Bir ülkede devlet ve yargı gülünç olamaz. Biz, darbenin değil, hukukun ve demokrasinin peşindeydik. Aksi için kanıt istedik, ortaya konulamadı.”

İzledikleri yolun kendileri için ağır maliyeti olduğunu, Türkiye’de entelektüellerin hapse atılmalarının maliyetini ödediklerini söyleyen Altan, “Bir mucize bekliyorum. Yoksa ülkemin son dönemecinde acı çekilmesini kaldıramayacağız. Hapisten de korkulmamalı. Biz ailecek yaşıyoruz bunları” diye konuştu.

MEHMET ALTAN’IN HAPİSHANEDEN RİCASI

Bu kez Prof. Dr, Mehmet Altan ile aynı sandalyelerde söyleştik.

O da kilo vermişti. Sağlık sorunlarını yenmeye çalışıyordu. Abisi gibi o da müebbetlikti.

Üniversiteden atılmıştı. İsyandaydı.

“Bizi aslında suç işleyerek burada tutuyorlar. Ben mi cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni değiştirmeye kalkışmışım… Ben mi din devleti için düzeni değiştirecekmişim… Nerede suçum?18 sayfalık mütalaa ile delilsiz yargıladılar. Tutukladılar. Oysa hangi delile dayalı olduğu söylenmeliydi. İlk kez, AİHM ve Avrupa, bizim için müdahil oldular. ‘Altanların davası, bir tiyatrodur’ dediler. Bile bile bizi tutuyorlar. 14 Temmuz’daki televizyon programını darbeye bağladılar. Zorlama ve beyhude hepsi. Nerede yasalara konulan şiddet? Fikir özgürlüğünü koruyan yasalara da aykırı bu işler ama zorla tutuluyoruz. Adalet Bakanlığı’na, HSK’ya da mektup yazdım, anlattım. Tarihe geçsin diye.”

Mehmet Altan’a, ayları nasıl yaşadığını da sordum. Güldü:

“İnanmayacaksın, bir CD çalışması yapıyorum. Ben müzikten pek anlamam aslında. 2017’nin en popüler şarkı ve türkülerini topluyorum. Mesela, Ben Yoruldum hayattan… Sabahattin Ali’nin Sinop Cezaevi’nde yazdığı Mahpushane Türküsü şiirindeki ‘Başın öne eğilmesin/ Aldırma gönül, aldırma/ Ağladığın duyulmasın/Aldırma gönül, aldırma’ dizeleri. Cigaramın dumanı, gibi… Bunları tek CD’de topluyorum. Sezen Aksu’dan ricam var. Bana bu konuda destek olabilir mi acaba? 15 şarkılık bir CD.”
Gülerek müzik sevdasını anlattığı beton görüş odasının kapısındaki infaz memurundan bu arada bir bardak su istedim. Acıkmıştım da. Bir de bisküvi. Yanıt, olumsuz olunca, Mehmet üzüldü:

“Biz yemek yedik, sen aç kaldın. Maalesef böyle işte.”

Yemekleri sordum ona, “Sorun yok” dedi. Az yediğini de ekledi.

Kiminle aynı koğuşu paylaştığını anlatırken, abisi gibi, aynı kaderin içindeydi.

“Dini bütün iki arkadaşı bizim yanımıza veriyorlar. İdare ediyorum. Şimdi yeni bir kitap yazıyorum. 21. Yüzyılın el kitabını hazırlıyorum. 30 yıllık hocalığımı da bitirdiler. 30 bin öğrenci yetiştirdim. 40 kitabım var. 1993 yılından beri profesörüm. KHK ile işten atıldım. ‘1 dolar bulduk evinde’ dediler, içeri attılar. Eşimin seyahatten kalan bozuk 1 dolarıyla tutuklandık. ‘Pastör’ adıyla telefonu dinlemişler. 2 hakim için de dava açtım. MİT adına dinlemişler üstelik. Ama yazmaya düşünmeye üretmeye devam ediyoruz.”

Ahmet Altan’ın iyiı olduğunu anlatınca ona, duygulandı. Özlemişlerdi birbirlerini.

“Ahmet’in ‘Son oyun’ kitabının, Washington Post gazetesince ‘Dünyada 2017’nin En İyi 50 Kitabı’ arasına alınmasına çok sevindim.  İşte bu… Her şey geçecek, biliyorum.”

Ya FETÖ olayı? dediğimde, kızgındı:

“Amacımız hep en iyi demokrasi içindi. Lanet olsun… Bizim çizgimizi karıştırmasınlar. Şiddet içinse iddia gerekir. hani kanıt? Bu Nasıl örgüt üyeliği? İslamcı örgüt üyesi olamayacağım ortada. Böyle dava görmedim. Kanıt bekliyorum, Silivri’de.”

 

BASIN KONSEYİ: 2017 İÇİN ÜZGÜNÜZ, YENİ YIL İÇİN KARARLIYIZ


BASIN KONSEYİ:
2017 İÇİN ÜZGÜNÜZ, YENİ YIL İÇİN KARARLIYIZ

Basın özgürlüğü açısından en kötü dönemi yaşadığımız 2017 yılı geride kaldı.
Bu süreçte 100’ü aşkın gazetecinin tutukluluğu devam etti… Cezaevlerindeki meslektaşlarımız özgürlüğe kavuşamadı… Art arda yeni davalar açıldı… Mahkumiyet kararları birbirini izledi…  On bini aşkın gazeteci işsiz kaldı… Çok sayıda medya kurumu kapatıldı ya da el konuldu… ‘Dışarıdakiler’ de sansür ve oto-sansür belasıyla görevini yapamaz oldu.
Korkarız ki medyamız 2018 yılında da yine hapis tehdidi altında görevini yapmaya çabalayacak. Bu tablo maalesef Türkiye’nin itibarını zedelemeye devam edecek.

Yılın son günlerinde yine hayal kırıklığı yaşandı, umutlar 2018’e kaldı. Cumhuriyet Gazetesi davasının son duruşmasında yine tutuklu sanıkların tutukluluğunun devamına karar verildi.
Türkiye’nin tutuklu gazeteci sayısı bakımından dünya liderliğine oynayan (!) ülke imajı perçinlenmiş oldu.
Üstelik, mahkeme anlaşılmaz bir kararla duruşmayı Silivri’ye aldı ve 9 Mart 2018’e erteledi
–  Bunu kabul edilemez buluyoruz.
–  Adil yargılanma hakkının vazgeçilmez unsuru olan ‘yargılamanın aleniliği’ ilkesinin pratikte hayata geçmesi, ilgilenen herkesin duruşmayı takip edebilme imkanına kavuşturulmasıyla mümkün olur.
– Duruşmanın ücra bir yerde değil, İstanbul’da görülmesini talep ediyoruz.
– Cumhuriyet davası ile gazetecileri ilgilendiren diğer tüm ceza davalarının bir an içinde bitirilmesini…
– Sanıkların ‘makul sürede yargılanma’ haklarına uyulmasını…
– Meslektaşlarımızın bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını talep ediyor ve bekliyoruz.

Tutuklu yargılanmanın istisnai olduğunu; basın özgürlüğü söz konusu olduğunda bu istisnanın en geniş kapsamda yorumlanması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyoruz.

2018 yılında medyanın siyasi, idari ve yargısal yeni baskılarla karşılaşmamasını umuyor; demokratik toplumun vazgeçilmez koşulu olan ‘medya özgürlüğü’nün sağlanması için siyasal iktidarın ve yargı organlarının azami çabayı sarf etmesini diliyoruz.

Basın özgürlüğünün yaşatılmasının, halkın haber alma hakkı için, ekmek-su kadar önemli olduğunu bir kez daha yineliyoruz.

Yaşanan bu süreçten üzgünüz ama gelecek için umutluyuz, kararlıyız.
BASIN KONSEYİ

Pazar Postası Genel Yayın Yönetmeni Işıl Cinmen’e, Basın Meslek İlkeleri’nin 6. maddesi uyarınca “kınama”.

REFERANS: 2017/22

ŞİKAYET EDEN: Ajda Pekkan

ŞİKAYET EDİLEN: Posta gazetesi Pazar Postası eki adına Genel Yayın Yönetmeni Işıl Cinmen.

ŞİKAYET KONUSU:

Ajda Pekkan, Posta gazetesi Pazar Postası ekinde ve posta.com.tr’de 22 Ekim 2017 tarihinde yayımlanan “Yeni Villayı Sevgilisiyle Dekore Ediyor” başlıklı manşet/haber nedeniyle şikayet başvurusnda bulunmuştur. Başvuruda, haberin gerçekleri yansıtmadığı, bu haberde geçen konularda kendisinden görüş ve bilgi alınmadığı, kendisini karalamaya yönelik ve rencide edici görseller ve ifadeler kullanıldığını, söz konusu haberle, bazı inşaat şirketlerinin hukuka aykırı reklamının yapıldığı söylenmiştir.

ŞİKAYETE KONU HABERİN TAM METNİ:

YENİ VİLLAYI SEVGİLİSİYLE DEKORE EDİYOR

KARDEŞİ İSTEMİŞTİ
Ajda Pekkan (71) kendisinden 22 yaş küçük eski aşkı Bülent Çavuşoğlu’na (49) iki yıl aradan sonra Eylül’de yeniden dönmüştü. Kardeşi Semiramis Pekkan (68) bu ilişkiye karşı çıkmış, “Aranızda çok yaş farkı var. Hayat tarzlarınız uygun değil. Bu aşk seni aşağı çeker, ayrılsan iyi olur” diye uyarmıştı.

BODRUM’DAKİ AŞK YUVASI

Ne var ki, Ajda Pekkan’ın gönlü ferman dinlemedi. Bülent Çavuşoğlu’ndan kopamadı. Sevgililer hem güneşli günlerin tadını çıkarmak, hem de gözlerden ırak olmak için Bodrum’da. Ajda Pekkan’ın Çamlıköy’de 2,5 milyon euro’ya yeni aldığı altı odalı, havuzlu, 1300 metrekare büyüklüğündeki villasında kalıyorlar. Aynı zamanda evi birlikte dekore ediyorlar. Bülent Çavuşoğlu bu aşk uğruna oğlunun annesi Tuğçe Eyilik’ten 2014’te boşanmıştı.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR:

Posta gazetesine gönderilen uzlaşma veya herhangi bir talepleri olup olmadığına yönelik yazıya cevaben, Pazar Postası Genel Yayın Yönetmeni bir yazı göndermiştir.

Işıl Cinmen, cevabında “Şikayet eden, Türkiye’nin tanınmış bir magazin figürüdür. Davaya konu haber de bir magazin haberi olup; magazin haberleri genelde okurun merak duygusunu ve ilgisini haiz konularda özellikle tanınmış ve kamuoyuna mâl olmuş kişilerin özel veya mesleki yaşantılarını konu alan haberlerdir. Bu sebeple, bir magazin haberinden herhangi bir toplumsal/kişisel yarar sağlanması, yapısı gereği beklenmeyecektir.

Şikayet eden, dava konusu haberin hiçbir gerçek(liği) olmadığını ve özensiz yapıldığını, karalamaya yönelik olduğunu belirtmiştir. Fakat bir magazin haberi oluşturulurken diğer haber türlerindeki gibi somut bilgi elde edilmesi beklenmeyecektir. Magazin haberleri genelde, yaşantıları merak konusu olan kişilerin mesleki faaliyetlerinin veya özel yaşantılarının görüntülenmesi, röportajlar, kamuoyuna yapılan açıklamalar veya iddialardan derlenmektedir. Yani masa başında, hiçbir araştırma yapılmaksızın bir haber oluşturulmamıştır.

Sayın Konseyinize Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihatını belirtmek isterim. Özetle magazin haberlerinin diğer haberlerle aynı şekilde değerlendirilmeyeceği, bu haberlerin kendine özgü bir etkisi olduğu yönündedir:

“Davaya konu olayda; davalının gazetesinde yayınlanan haberlerin ve resimlerin haber verme ve kamuoyunu bilgilendirme hakkına binaen hazırlanmış, görünen gerçekliğe uygun, güncel bir magazin haberi olduğu, haberin yayınlanmasında toplumsal ilgi bulunduğu, basının maddi gerçekliği araştırmak ve kanıtlamak yükümlülüğü bulunmadığı, çatışan yararlar dengesinin davacı yararına bozulmadığı, davalı yönünden hukukla uygunluk nedenlerinin bulunduğu ve böylece davacının kişilik haklarının saldırıya uğramadığı benimsenmelidir.” (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2013/4775E, 2014/1718K, 5.2.2014 Tarihli Kararı)”

Işıl Cinmen, cevap ekinde, şikayete konu haber içeriğiyle internet sitelerinde halen yayında olan görselleri ve ekran görüntülerine yer

vermiştir. Şikayete konu haberin Basın Konseyi Basın Meslek İlkeleri’ne aykırı olmadığı söylenmiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

-Ajda Pekkan, şikayete konu haberde geçtiği gibi Çamlıköy’de bir evi olmadığını, haber görselinde kullanılan evin kendisine ait olmadığı gibi, Bodrum’da böyle bir meblağa alınmış böyle bir evi bulunmadığını söylemiştir.

-Haberde geçtiği gibi halen Bülent Çavuşoğlu ile birlikte olmadığını, bu beraberliğin yıllar önce sonlandığını beyan etmiştir. Haberde, Bülent Çavuşoğlu’na Eylül’de yeniden döndüğü yazılmış olsa da kullanılan görsel, Pazar Postası Genel Yayın Yönetmeni Işıl Cinmen’in gönderdiği cevap yazısı ekinde yer alan haber/görsel tarihlerinden anlaşıldığı üzere, 2014 yılına aittir.

-Ajda Pekkan, şikayete konu haberde geçen Semiramis Pekkan’a ait ifadelerin gerçekte söylenmediği ve yakıştırmadan ibaret olduğunu belirtmiştir.

-Ajda Pekkan, bazı inşaat şirketlerinin hukuka aykırı reklamının yapıldığı ve kendisinin bu reklama alet edildiğini dile getirmiştir ancak haberde herhangi bir inşaat şirketi adı, Çamlıköy mevki dışında site/sokak vb. adı verilmediği için net bir reklam bulgusuna rastlanmamıştır.

-Kamuya mâl olmuş kişilerin hayatlarının her yönüyle haber değeri taşıdığı malumdur ancak şikayete konu haberde yer alan veriler güncel değildir, haber gerçek veri/unsurlar barındırmamaktadır, habere konu kişiye danışılmamış, duyumların gerçekliği hakkında bilgisine başvurulmamıştır. Kaldı ki, şikayet edilen tarafından Basın Konseyi’nin bilgisine sunulan 5.2.2014 tarihli içtihatta, haberin “görünen gerçekliğe uygun” olması gerektiği ve fakat “basının maddi gerçekliği araştırmak ve kanıtlamak yükümlülüğü bulunmadığı” belirtilmiştir. Basın Konseyi’nin önceki kararlarında belirtildiği gibi, bunun anlamı, haberde sunulan bilgi ve bulguların gazetecilik olanakları dahilinde araştırılıp doğruluğuna emin olduktan sonra yayımlanması gerektiğidir. Basından beklenemeyecek olan, bir mahkeme gibi, olayı hiçbir şüpheye yer bırakmaksızın kanıtlama yükümlülüğüdür. Bu bakımdan, şikayetçi tarafından sunulan karardan, Basın Meslek İlkeleri 6. maddesinde yer alan “haberin doğruluğunu araştırma yükümlülüğü”nün magazine haberleri için uygulanmayacağı gibi bir sonuç çıkarılamaz. Konseyimizin yerleşik uygulaması da bu hususu teyit eder niteliktedir.

-Kamuoyunun gözü önünde olan tanınmış ve her hareketi haber konusu sayılan kişilerin gazete ve yayın organlarında haklarında çıkan her haberine karşı cevap ve düzeltme haklarını kullanmaları fiziken mümkün değildir.

Yukarıdaki sebeplerden, Pazar Postası gazetesi adına Genel Yayın Yönetmeni Işıl Cinmen’e,

Basın Meslek İlkeleri’nin “Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz.” şeklindeki 6. maddesi uyarınca “KINAMA” verilmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.