Cumhuriyet Bayramı’mız kutlu olsun.

, ,

BASIN KONSEYİ, AVRUPA BASIN KONSEYLERİ ÜYESİ OLDU

Türk Basın Konseyi, Avrupa Basın Konseyleri Birliğine (Alliance of Independent Press Councils of Europe – AIPCE) ilk kez kabul edildi.

Yıllık toplantısını geçtiğimiz günlerde Budapeşte’de yapan AIPCE’nin genel kurulunda, 32 üyenin ortak uzlaşısı ile Birliğe alınan Türk Basın Konseyi bundan böyle Türk ve Avrupa basınındaki tüm gelişmeleri ve sorunları paylaşacak.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç konu ile ilgili şu açıklamayı yaptı:

“Türkiye’nin son yıllarda basın alanında yaşadığı tecrübeleri, olumlu-olumsuz olayları Avrupalı meslektaşlarımızla da paylaştığımız toplantıda Türkiye’nin içinde bulunduğu basın özgürlüğü ve etik şikayetler ile ilgili gelişmeleri toplantıya katılan 40 civarında ülke temsilcisi ve Birleşmiş Milletler UNESCO temsilcisi ilgiyle izledi. Konseyimiz İkinci Başkanı Dr. R. Murat Önok, Türk Basın Konseyi ve Türkiye’de basının yaşadığı sorunlarla ilgili geniş birer sunum yaptı. Gördük ki, Türkiye çok yakından izlenmekte ve yaşananlar bilinmekte; aktif çalışmalarımız da dikkate alınmakta.”

2018 yılı toplantısı Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de Ekim ayında yapılacaktır.

, ,

MEDYA VE GELECEĞE BAKIŞ PANELİ’NDE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ MASAYA YATIRILDI

Çağdaş Gazeteciler Derneği ile Karaelmas Gazeteciler Derneği’nin Zonguldak’ta düzenlediği “Medya ve Geleceğe Bakış” panelinde, basın özgürlüğü masaya yatırıldı…
Konuşmacı olarak panelde yer alan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Türkiye’de medyanın baskı altına olduğunu söyledi; cezaevindeki gazetecilerin yaşam şartlarını anlattı.
Yerel medya mensupları ve Zonguldaklılar’ın katılımıyla gerçekleşen panelde, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Tevfik Kızgınkaya, Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyesi ve FOX TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk ve Basın Konseyi Yüksek Kurulu gazeteci-yazar Doğan Satmış konuşmacı olarak yer aldı. Toplantıda basının bugünü, geleceği ve sorunları konuşuldu.
Türkiye’de basın özgürlüğünün olmadığını söyleyen Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, tutuklu gazetecilerin cezaevlerinde zor koşullarda yaşadığını anlattı.
“Gazeteciler, gerçeğe ulaşmak isterken gözaltına alınıyor. Cezaevlerine atılıyorlar. Birkaç adımlık küçük beton koğuşlarda gökyüzünü bile görmeden yaşamaya mecbur ediliyorlar. Son on yılda yaşadığımız tablo bu. Onlar içeride tutsak, haber ve hakikate ulaşamayan dışarıdaki gazeteciler, özgürce ve bağımsız bir biçimde görevlerini yapamıyorlar. Bunun sonucu, sizler de habere, bilgiye ulaşamıyorsunuz.”
Türenç, “Demokrasilerde basın, baskı altına alınmaz” dedi.
“Haber eşittir hakikat demektir. O hakikati gazeteci bulur. Bulamazsa orada bir sancı vardır. O sancı demokrasilerde olmaz.” Türenç, hapishane koğuşlarında gazetecilerle yaptığı görüşmeleri Zonguldaklı gazetecilerle paylaştı ve içerideki gazetecilerin yaşadıklarını dinleyicilere aktardı.
Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Tevfik Kızgınkaya da, özgür basının önemine vurgu yaptı. “Halkın çıkarlarını savunmak, bizim temel görevimizdir.” dedi.
FOX TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk ise, gazetecilerin kimi zaman can güvenliğinin de tehdit altında olduğunu söyledi.
“Gazetecilerin, sansürün yanı sıra can güvenliği meselesi var. Meslektaşın meslektaşı hedef göstermesi var. Kime hedef gösteriyor? Kutuplaşmış topluma. O gazetecinin başına her şey gelebilir.”
Gazeteci-yazar Doğan Satmış ise, medya kurumlarının ekonomik sıkıntılarına değindi.
“Yazılı basın, hem reklam hem de tirajda geriye gidiyor. TV’lerin reklam gelirleri de dijitale göre geriliyor. Para kazanamayan medya kurumu yaşayamıyor ya da bağımlı oluyor.”
Misafir gazeteciler akşamı Zonguldak’ta geçirdikten sonra, Çatalağzı Belediye Başkanı Adnan Akgün’ün konuğu olarak Çatalağzı beldesindeki termik santrallerin çevreye yaydığı zararları yerinde inceleyerek bilgi aldılar.
 
,

BASIN KONSEYİ BAŞKANI PINAR TÜRENÇ, NAZLI ILICAK’LA BAKIRKÖY CEZAEVİ’NDE GÖRÜŞTÜ

‘’Ne kadar memnun oldum bir bilsen. Bana hayat suyu verdin. Sağ olasın’’

Karşımda bu sözleri söyleyen 73 yaşındaki kadın, 43 yıllık gazeteci Nazlı Ilıcak’dı.Bakırköy Kadın tutukevinde 3 kez ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyordu. 15 Temmuz darbe girişimini öncesinde bildiği ve attığı sosyal medya mesajları iddiasıyla yargılanıyordu.

1 yılı aşkın süredir cezaevindeydi ve ilk kez bir meslektaşı ile buluşup konuşmaktan öylesine mutlu olmuştu ki…

İçinde birikip taşan duygu ve düşüncelerini paylaşırken dakikaların yetmeyeceğini iyi biliyordu.

Kahrolası 15 Temmuz darbe girişimi garabetini yaşadıktan sonra ve öncesinde, bizim de yolumuz cezaevlerinin kapılarıyla kesişiyordu işte. Türkiye öyle bir sürecin içindeydi. Bizler de bunu yaşamak zorundaydık.

İşte bu kez, Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun bir odasında yılların gazetecisi Nazlı Ilıcak ile konuştuk. O anlattı, biz dinledik:

‘’İnanabiliyor musun, benim kimliğim teokratik bir darbeye uyar mı? Bir Suudi Arabistan misali ülkede yaşayabilir miyim? Neden o adamın başımıza geçmesini isteyeyim ki? Çıldırmış olmalıyım. Sadece her zaman muhalif kimliğimle konuştum, yazdım. Kimsenin de düşmanı olmadım, karşısında konuştum. Bu duruşumla, darbeye nasıl zemin hazırlayabilirim ki? Sadece muhalif gazeteci oldum. Bu süreçte, herkes gibi ben de geç fark ettim. İtiraf ediyorum. Burnumun dikine gittim. Uyarılara da dikkat etmedim. Demokrattım. Dindar kesimlere hep duyarlıydım. Ama bu FETÖ’de itiraf edeyim ki yanıldım. Başka bir yapılanma karşımıza çıktı. Sadece benim değil, devletin en üst katından, genelkurmayına kadar.’’

-Darbe suçu için cebir ve şiddet gerekiyor. Sizin cebir ve şiddetiniz ne şekilde iddianamede yer buluyor?

‘’Hiçbir kanıtı yok. Manevi cebir ve şiddet ise sadece Yassıada mahkemesinde ve faşist İtalya uydurmasıdır.’’

(Ilıcak’ın babası da Yassıada da yagılanan dönemin bakanlarındandı. Hayat ne garip.)

Devam etti:

‘’Yazılarımda suç unsuru yok. Benim için FETÖ olmamakla birlikte darbenin asli unsurlarından deniyor.  3 kez ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyorum. Oysa Yargıtay’ın kararı çok açık. Okunup görülmesi lazım. Cebir ve şiddet deniyor kararda. Oysa yazılarımda ve sözlerimde nerede? İşsizdim. Zaman gazetesine gitmedim. Bugün’de çalıştım. Bu yayın organları yasal izinliydi. Can Erzincan TV’nin sahibi bile suçlanmadı. Nasıl FETÖ olabiliriz? Bu mantıkla herkes suçlu. Kısaca, hep dürüstçe davrandım, konuştum. Ama kaybettim. Bylock’um hiç olmadı. Banka hesabım da. Evimde 1 dolar da bulunmadı. Torunlarımı okullarına da göndermedim. ‘Örgüt üyesi olmamakla birlikte darbeye zemin hazırlamak’ bu suçla tutuklandım.’’

-Bir yıl oldu değil mi?

“Hayır’’ diye gözleri açıldı Nazlı Ilıcak’ın:

“12 ay değil 15 aydır tutukluyum. Bunu yaşayan bilir. Yeterince yattım, artık serbest kalmak istiyorum.’’

Ziyaretçilerini sordum ona, torunlarını. Göz yaşlarını silerken güçlükle konuştu:

“Torunlarımı çok özledim. Onlar canlarım benim. Ama gelemiyorlar. İnfaz memurları ve polislerden ürktüler ilk geldiklerinde. 5 ve 12 yaşlarındalar. Şimdi gelemiyorlar. Kızım ve oğlum geliyor. 2 ay da bir açık görüş izni var. Mektup yazmam da yasak. Bu yasaklar terör suçlularına. Avukatımla da haftada bir kez görüşebiliyorum. Nasıl savunmamı yazacağım bu şartlarda.’’

“Tv lerde gün gelecek yolsuzluğun, hukuksuzluğun da hesabı sorulur demiştim. Şimdi bunun acısını çekiyorum.’’ diye devam ederken, sürenin kısaldığını fark etti, hızla konuşmasını sürdürdü:

‘’Bu sözlerim ifade ve basın özgürlüğüne girerken, nasıl darbeyi çağrıştırır? TV ve gazeteler terör örgütü sayıldı. O zaman hepsine niçin izin verildi. İzin verildiyse bize mi tuzak kuruldu? O yayınlara izin verenlerin, bu durumu ispat etmesi gerekir. Darbe girişimine çok şaşırdım. Aklımın ucundan geçmeyen bir olaydı.’’

Hücresine dönmeden önce, ‘’günlerinin nasıl geçtiğini’’ de sordum. Acı acı güldü, “Hep umutlu olmak zorundayım. İyi olmam lazım.torunlarım beni bekliyor.’’ dedi ve ekledi:

‘’Sabahları zor. Saat 8’de sayım için o demir kapının gözetleme deliği korkunç bir sesle açılıyor ya. Beynimiz dağılıyor. Yataktan fırlıyorum, geldim geldim diye bağırarak. Sonra yine yatıyorum. 11 de kalkıyorum. Avluda yürüyüşümü yapıyorum. 3 kişiyiz avluda. Cimnastik yapıyorum. Plastik su şişelerini doldurup ağırlık çalışıyorum. Biliyorsun, ben hiç yer silmedim. Şimdi koğuşumun yerini sopalı bezle silmeyi öğrendim. O kovaların nasıl kullanıldığını bana öğrettiler. Yaşım nedeniyle süpürge yaptırmıyorlar. Kendim saçımı boyuyorum. Sürekli dua ediyorum. Vakte bağlı kalmadan 10 rekat namaz kılıyorum oturarak, dizlerim iyi değil. Allahıma dua ediyorum; kalbime öfke verme, nefret verme Allah’ım. Beni çocuklarımla torunlarımla imtihan etme. Hastane yerine hapishaneye sükrediyorum Allah’ım. Beni bir an önce kurtar, suçlu olmadığımı anlatabilme fırsatı ver Allah’ım.’’

Ilıcak, polisiye roman okuyup TV’lerdeki dizleri seyrettiğini de söylerken, günde iki öğün yediğini belirtti ve akıl sağlığı için bol dua ettiğini ekledi.

Ve tekrar koğuşuna dönerken şöyle dedi:

‘’Bana moral verdin. Sağ olasın. Bizi Allah kurtarsın.’’

, ,

BASIN KONSEYİ BAŞKANI PINAR TÜRENÇ ENİS BERBEROĞLU’NU MALTEPE CEZAEVİ’NDE ZİYARET ETTİ

Sabahın erken saatlerinde Maltepe  Ceza ve Tutukevi’ne doğru yola çıktığımda, tutuklu gazeteci  arkadaşımız Enis Berberoğlu’nun nasıl olduğunun merakındaydım.

3 aydır Maltepe’deki  koğuşunda tutukluydu.

O, üstelik son dönemde de milletvekiliydi.

Ne var ki, benim için, hep gazeteciydi.

Damarında gazetecilik kanı dolaştığı için, hep haberciydi.

Zaten, bir haber sonrasında da, önce müebbete, sonra da  25 yıla mahkum edilmişti. Casusluk  suçlamasıyla.

Üst araması, göz taramasının ardından,  Adalet Bakanlığı, İstanbul Maltepe  2. nolu L tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun avukat açık görüş yerindeki bir bölümde karşı karşıya geldik Enis ile.

Yıllarca birlikte haber peşinde koşmuş, aynı koridorlarda gazetecilik yapmıştık.

O, bir süre önce, “ulusal güvenlik” öne sürülerek, ”haber adı altında gizli kalması gereken hususların duyurulması”, ”devlet sırrının ifşası” suçuyla 25 yıl hapse mahkum edilmişti

Durdurulan MİT tırlarının görüntülerini Cumhuriyet gazetesine verdiği iddiasıyla, kısaca “casusluktan” yargılanmıştı.

25  yıl ya da 25 ay. Ne süre olursa olsun… O önce gazeteciydi ve maruz kaldığı bu duruma isyan ediyordu.

Tutuklu olduğu hücrede, koskoca bir yaz geçmişti.

Sonbaharı yaşadığı bu günlerde ise, hücresinden çıkıp, aylar sonra  avukatları, eşi Oya ve milletvekilleri haricinde, ilk kez bir meslektaşı ile açık görüş yapıyordu.

Koğuşundan, infaz memurunun yanında getirilirken önce, camın arkasından gördü beni.

”Sen… nasıl gelebildin?” diye sevinçle görüş bölmesine koştu.

Başladı anlatmaya. Söyleyecekleri belli ki dağlar gibi yığılmıştı.

‘’Cumhuriyet’teki haberden çok önce Aydınlık gazetesinde bir jandarmanın  verdiği haber kamuoyuna mâl olmuştu. Çok sonra Cumhuriyet kullandı bunu. Bana bağladılar, dava açtılar. Hedef belliydi. Delil olmadığı halde, AYM nin devlet sırrı olmadığına dair kararına rağmen, sonuç 25 yıl hapis. Bende bylock olmadığı kesin. Banka ilişkim de hiç olmadi. Sadece 21 saniyelik konuşma var.”

Enis, şaşkınlık içindeydi hâlâ.

‘’Gazeteciyim.O tarihte milletvekili de değildim.Davanın temel mantığı, devlet sırrı olmayan bir şeyden, casusluk hikâyesi yaratmaktı. Başardılar da. Amaç, bir muhalif gazeteciye, muhalif partinin milletvekiline saldırmaktı. Saldırdılar da. Aydınlık’ın önceki ilgili yayınlarını ortaya koyup, beni suçlayan savcılık var. Ben, sadece siyaseten mahkum edildim.”

Anlattıkça isyanı büyüyordu.İnfaz memurunun getirdiği su ve çayı yudumlayıp devam etti Enis:

”B 9 No’da  rahatım. Akut  problemim yok. Güvenlikli 3 koğuşlu bir kısımda tek başıma kalıyorum. Kıtaplarım, 37 ekran tv, semaverim, vantilatörüm, çöp torbasından imal ettiğim perdelerim, buzdolabım. .Tüm dünyam bunlar.”

”Çöp torbasından perde?”

”Normalde koğuşta perde yasak.Işık da rahatsız ettiğinden, mavi çöp poşetlerinden perde yaptım. Tüm bölme 18 adımlık. 8 adımlık havalandırmaya ise, birkaç basamakla iniliyor. Islanırsam eğer, tişörtümü vantilatöre tutup kurutuyorum..En büyük nimet, gökyüzünü görebiliyorum. Yemeklerden şikayetim yok. Semaverin de alt kısmını tost yapmakta kullanıyorum.”

”Ya açık görüşler?”

-”Oya ile ayda bir kez açık görüş yapabiliyorum. Kızım da avukatım. Onunla çok sık görüşüyoruz.”

 ”Siz yürürken, ben yazarken” adlı kitabının çok yakında tamamlanacağını söyledi bu arada.

 Sağlığının  ise, kasık fıtığı dışında iyi olduğunu kaydetti. Muayene için hastaneye yürüyerek gidip geldiğini, yakında da operasyon geçireceğini ekledi.

Enis, tek tip elbise konusunda da tepkiliydi. ”Bizlere bunu asla giydiremezler” diyordu.

Aklı, 330 günden fazla tutuklu olan gazetecilerdeydi.

”Herkesin durup düşünmesi lazım.Utanmalıyız. Gazetecilerin böylesine tutuklanıp hapse atılmasından utanmalıyız. Evet, tarihimizde çok sayıda siyasetçinin hapis yattığını biliyoruz Ama bu devirde gazetecinin, haberi nedeniyle tutsak edilmemesi gerektiğini  anlatamıyoruz.

“İnanki saymıyorum”

O’na, ”kaç gün oldu tutukluluğun?” diye sorduğumda, ”inanki saymıyorum” diye yanıtladı.

”İnsan 25 yıla mahkum edilince, günleri de saymıyor”

Şimdi  61 yaşında olan Enis Berberoğlu, 86 yaşındaki durumunu düşünmek bile istemiyordu  besbelli.

Ve devam etti:

”Yargı, adalet çerçevesinde davranmıyor. Onun için Adalet Yürüyüşü’nü çok önemsedim. Yargı da ne yapacağını şaşırmış durumda. İki tarafı da memnun etmek zor galiba. Anayasa Mahkemesi durumun farkında.İstinaf mahkemesi de tutuklu milletvekillerinin durumunu inceleyip karara bağlayamıyor. Ben de 6 ayın dolmasını bekliyorum. AİHM’ye uzanacak bu durum da. Çaresiz, son durak benim için de AİHM olacak. Türkiye için üzülüyorum.”

Görüş biterken, bir süredir tepkimizin bir sembolu olan ,cezaevinin  dikenli tellerini temsil eden  kolumdaki bilekliğimi görünce, acı acı güldü. ”İyi düşünmüşssünüz. ” dedi.

Ben de, ”Sizler içerde, bizler de dışarıda tutukluyuz.Tüm gazeteciler özgür kalıncaya dek bizler bu bilekliği taşıyacağız.” diye yanıtladım.Eline aldı  narin deriden örülme bilekliği, koluna doladı.Baka kaldı. Ayrıldık.

Cumhuriyet Gazetesi’nin, dünkü duruşmasını baştan sona izleyen Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, gazeteci Kadri Gürsel’in 330 gün sonra tahliye edilmesi, öteki tutuklulukların ise sürmesi konusunda bir açıklama yaptı.

Türenç’in açıklaması şöyle:

“Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve Uluslararası Basın Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Kadri Gürsel’in tahliyesi çok sevindiricidir. Adaletin 330 gün sonra bile tecelli etmesini çok olumlu bir gelişme olarak karşılıyoruz. Ancak gazetenin Genel Yayın Yönetmeni dahil diğer mensuplarının hâlâ tutuklu kalmaları kabul edilemez. Gazeteciler, gazetecilik faaliyetlerinden ötürü yargılanmamalıdır. Gazetecilerin başlıkları, haber ve yazıları sorgulanamaz, gazetecilik faaliyetleri suçlanamaz.

Aylar süren tutukluluklar tam cezaya dönüşmektedir. Kadri Gürsel’in yaşamından çalınan 330 günü kim geri verebilir ki?

Son duruşmada açıkça görülmüştür ki bu iddianame çökmüştür. Çağlayan’dan tekrar Silivri’ye gönderilen gazetecilerin ve gazete çalışanlarının serbest bırakılmalarını, Türkiye’nin itibarı ve adaletin yerine gelmesi için bir kez daha talep ediyoruz.”

O KİTABI TOPLATACAĞINIZA İYİCE OKUTUN

Basın Konseyi, ilköğretim okullarında okutulması için basılan 7. sınıf Sosyal Bilgiler Kılavuz kitabında yer alan Basın Özgürlüğü bölümü nedeniyle kitabın toplatılması kararı alınmasını protesto etti.

Konsey açıklaması şöyle:

“İlköğretim okulları Sosyal Bilgiler 7. sınıf öğrenci çalışma kitabı ve öğretmen kılavuz kitabında ‘Basın Özgürlüğü’nün şöyle anlatıldığını öğrendik:

‘Bir ülkede, iktidara tek başına gelen parti, bir süre sonra basının, kurdukları hükümet hakkında sürekli yolsuzluk haberleri yapmasından rahatsız olur. Anayasayı değiştirecek güce sahip olmalarından faydalanarak anayasaya basın özgürlüğünü kısıtlayıcı maddeler koyarlar ve kendi izinleri olmadan yapılan haberlere sansür uygularlar. Artık yolsuzluk haberi yayınlanmadığını bilen kötü niyetli kişiler daha da fazla yolsuzluk yapınca yaşanan ekonomik kriz ülkeyi kaosa sürükler.’

Ve bu cümleler yüzünden Milli Eğitim Bakanlığı kitabın toplatılması kararı almış.

Bu ifadeler basın özgürlüğünü anlatıyor. Ve bu ifadeler var diye bir kitabın toplatılmaması gerektiğine inanıyoruz. Tersine kitap öğrencilere acilen okutulmalı. Bu yüzden kitap toplatma kararını protesto ediyoruz.

Ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Gazetecileri terörist ve hırsız’ olarak nitelemesini de talihsiz bir açıklama olarak kabul ediyoruz. Haklarında kesinleşmiş yargı kararı olmadan tutuklu gazetecilerin, ‘Terörist’, ‘Hırsız’ olarak nitelenmesi haksız bir suçlamadır. Yargı kararları kesinleşmeden böyle suçlamalarda bulunmak, suçlamaları yapanlar açısından da doğru değildir. ‘Suçluluğu kesinleşinceye kadar her zanlının masum sayılması’ ilkesi, herkes için gereklidir.”

11 EYLÜL GAZETECİLERE ÖZGÜRLÜK İÇİN MİLAT OLSUN

Cumhuriyet gazetesi yazar, yönetici ve çalışanlarına yönelik davanın 11 Eylül duruşması öncesinde basın meslek kuruluşları ve hukukçular “özgürlük çağrısı” yaptı.

İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nde bir araya gelen kuruluşların temsilcileri, 11 Eylül’ün basın özgürlüğü açısından “milat” olması dileğinde bulundu. Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, 11 Eylül’ü umutla beklediklerini kaydederek, “170’i aşkın gazetecinin tutuklu olduğu, 181 basın kurumunun kapatıldığı ülkemizde, 11 Eylül, bu kötü gidişin son bulacağı gün olsun istiyoruz. 9 ay sonra iddianamesi ortaya konup mahkemeye çıkarılan gazeteciler hakkında hiçbir hukuki suçlamanın ortaya konulmaması önemlidir. Gazeteciler, hukuki olarak dayanaksız iddianamelerle daha fazla tutsak edilmemelidir. Gazeteci, gerçeğin peşinde koşandır. Gazetecilik vazifesi dışında, hiçbir dayanağı olmayan suçlamalarla daha fazla yaşamları kısıtlanmamalıdır. Uzun tutuklamalarla özgürlüklerinden mahrum bırakılmamalıdırlar. Hakikatin peşinde olan gazetecidir. Bunu, engellemenin yolu hapiste susturulmak olmamalıdır. Bir an önce gazetecilere özgürlük istiyoruz. 11 Eylül, Silivri Mahkemesi’nde tutuklu gazeteciler sadece gazetecilik faaliyetiyle suçlanmaktadır. Suç yoktur, zorla tutulma vardır. Gazeteciler ağır tecrit altındadırlar. 11 Eylül’de bu duruma artık son verilmesini ve Türkiye’de hukukun egemen olduğu adalete güvendiğimiz günlere dönmek istiyoruz. Biz 11 Eylül’ün milat olmasını umuyoruz. 11 Eylül’de vicdanlar rahatlayacak, adalet yerini bulacak. Beklenen hukuk düzeninin sağlanma umudu yolumuza ışık olacak. 11 Eylül’ü 2005 yılından bu yana cezaevi kapılarında arkadaşlarımızı almak için mücadele veriyoruz. Yılmadık yılmayacağız. Susmadan gerçeğin peşinde olan gazetecilere özgürlük istiyoruz. Bu umutla bekliyoruz.” diye konuştu.

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen, Pazartesi günü Silivri’de gerçekleştirilcek Cumhuriyet duruşmasına basın özgürlüğünden yana olanları çağırdı. Dikmen, “Türkiye’De basın ve ifdae özgürlüğüne baskı her geçen gün artıyor. Bu konudaki sıkıntılarımız dünya çapında. Gazetecilerin insan haklarından yoksun, hukukla bağdaşmayacak şekilde tutulmaları vicdanlarımızı yaralıyor.” dedi.

İzmir Barosu Başkanı Aydın Özcan, “Yargı bağımsızlığı ve basın özgürlüğü bir an önce hayata geçirilmelidir. Tutuklamalar sanki hüküm verilmişçesine infaza dönüşmüş durumdadır” diye konuştu. “Gazetecilerin temel amacı haber yapmak, ama gazeteciler haber oluyor” diyen Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Tevfik Kızgınkaya ada şunları söyledi “Gazeteci bağımsızdır. Böyle basın özgürlüğü, böyle yargı bağımsızlığı olmaz. 11 Eylül Türkiye için önemli bir gün olacaktır. Herkesi 11 Eylül’de meslektaşlarına ve mesleğe sahip çıkmak adına Silivri’ye bekliyoruz.”

Türkiye Gazeteciler Sendikası İzmir Şube Başkanı Halil Hüner de gazetecilerden terörist çıkarılamayacağını belirtti.

Fotoğrafaltı: (Soldan) Kenan Çimen, İlke Erol, Tevfik Kızgınkaya, Misket Dikmen, Pınar Türenç, Aydın Özcan, Halil Hüner, Sadık Pala

DOĞAN YURDAKUL’U SEVGİ VE SAYGIYLA UĞURLUYORUZ

Doğan Yurdakul önde gelen bir araştırmacı gazeteciydi. Üzerinde çalıştığı dönemlere ışık tutan kitaplara imza attı. Ancak bildiğimiz gibi 12 Mart, 12 Eylül dönemlerinde ve Oda TV davası nedeniyle hapse atıldı. Oda TV davası nedeniyle Silivri Zindanı’nda geçirdiği ayların, bir kumpasın sonucu olduğu kısa sürede açığa çıktı.

Doğan Yurdakul’un ölümü vesilesiyle, halen tutuklu olan 176 gazeteciyi bir daha hatırlatmayı görev sayıyoruz. Camiamızın acı kaybını sevgi, saygıyla uğurluyoruz.

, ,

GAZETECİ İSMAİL RAGIP GEÇMEN’İ KAYBETTİK

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi, gazeteci İsmail Ragıp Geçmen’in vefatını üzüntüyle öğrendik. Uzun yıllar televizyonların çeşitli kademelerinde görev yapan ve belgesel fotoğrafçılık alanında önemli çalışmaları bulunan Geçmen’in ailesine ve yakınlarına sabırlar diliyoruz, acılarını paylaşıyoruz.

İsmail Ragıp Geçmen için bugün 16.00’da İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC) önünde bir tören düzenlenecek. Geçmen, Alsancak Hocazade Camisi’nde ikindi vakti kılınacak namazın ardından Karşıyaka Doğançay Mezarlığı’nda toprağa verilecek.