BASIN KONSEYİ, KOCAELİ ZİRVE İNTERNET HABER SİTESİ HAKKINDA ‘KINAMA’ KARARI ALDI

25.04 2018

Kocaeli Zirve İnternet Haber Sitesi’nde 06.03.2018 tarihinde yayınlanan ‘İlimizdeki bu su firmaları zehir satıyor’ başlıklı haberle ilgili Asaş Kaynak Suları Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin şikayeti.

KARAR
Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 25 Nisan 2018 günü 15 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda Asas Kaynak Suları Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili avukat Ömer Faruk Hansu’nun yaptığı şikayeti görüştü. Kocaeli Zirve İnternet Haber Sitesi İmtiyaz Sahibi Bigman Çakman ve Genel Yayın Yönetmeni Egemen Daşkan hakkında oy çokluğu ile ‘kınama’ kararı aldı.

REFERANS: 2018- 11

ŞİKAYETÇİ:

Asas Kaynak Suları Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili avukat Ömer Faruk Hansu

ŞİKAYET EDİLEN: Kocaeli Zirve İnternet Haber Sitesi İmtiyaz Sahibi Bigman Çakman ve Genel Yayın Yönetmeni Egemen Daşkan

ŞİKAYET KONUSU:
Kocaeli Zirve İnternet Haber Sitesi’nde 6 Mart 2018 tarihinde yayınlanan ‘İlimizdeki bu su firmaları zehir satıyor’ ve ‘Su mu içiyoruz zehir mi?’ başlıklı haberlerde, Gölcük merkezli ‘Gürpınar’ suyunun ‘en kötü su’ olduğu yazıldı.
Haberde, bir sivil toplum örgütü olan ‘Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi’ne ait beş yıl önce hazırlanan ve en son 24 Ocak 2018 tarihinde 14’üncü kez güncellenen ‘Ambalajlı Su Raporu’nda, Kocaeli’ndeki su firmalarının durumu yer aldı. Tahlil kriterleri ve puanları sıralanan haberde, ‘EN KÖTÜ SU GÜRPINAR’ ara başlığı ile şu ifadelere yer verildi:
“İlimizde yıllardır faaliyet gösteren birçok su firması ise bu puanlamalarda eksilere düşmüş durumda. Eksi puana düşen firmalar arasında en dikkat çekenlerden biriyse Gölcük’te faaliyet gösteren Gürpınar oldu. Gürpınar suyun yapılan analiz sonucunda aldığı puan -2.293,74 oldu. En düşük puanı alan Gürpınar’dan sonra Derince’de faaliyet gösteren Çenesuyu -64,36 puanla dikkat çekiyor.”

Şikayetçi avukatı, ‘Gürpınar’ markasıyla piyasaya su veren Asaş Kaynak Suları Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin damacana, su pompası, su, soda ve aromalı içecek satışı yaptığını belirtti, sağlık açısından herhangi bir sorun teşkil edecek her durumun önüne geçmek için önlemler aldığını savundu.
Kocaeli Zirve İnternet Haber Sitesi’nde 06.03.2018 tarihinde ‘İlimizde bu su firmaları zehir saçıyor’ ve ‘Su mu içiyoruz zehir mi?’ haberinin yayımlandığını belirten şikayetçi, firmaya yönelik karalama ve olumsuz algı oluşturulduğunu ifade etti. Haberde sözü edilen raporun Sağlık Bakanlığı tarafından ‘Bilimsel dayanaktan yoksun’ bulunduğunu ve bunun kamuoyuna açıklandığını kaydeden şikayetçi, yanlış haberin düzeltilmesi için yayın organına noterden açıklama gönderdiklerini, ancak internet sitesinin imtiyaz sahibi Bigman Çakman imzası 13.03.2018 tarihinde ‘Bu suları avukatlarla mı temizleyeceksiniz’ başlıklı yazıda gönderilen açıklamanın çarpıtılarak, suçlamanın devam ettirildiğini savundu.
Şikayetçi, 14’üncü kez güncellenen Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi’nin hazırladığı ‘Ambalajlı Su Raporu’ ile ilgili 17.01.2013 tarihinde Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı açıklamada şu ifadelerin geçtiğini kaydetti:
‘Söz konusu rapor Bakanlığımızca da incelenmiş; verilerin kaynağı, analiz metodu, analizi yapanların yetkinliği, laboratuvar koşulları vb. değerlendirmede raporun bilimsel bir dayanaktan yoksun olduğu görülmüştür. Bilimselliği tartışmalı bir rapora dayanarak haksız yere kamuoyunda infial uyandırmaya çalışmak etik bir davranış değildir… İçme- kullanma sularının takibini düzenleyen mevzuatımız Avrupa Birliği standartlarında usul ve esaslar içermektedir. Avrupa Birliği ülkelerinde ne uygulanıyorsa ülkemizde de uygulanan mevzuat aynıdır.”
Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsat alarak faaliyet gösteren firmanın hedef alındığını savunan şikayetçi, “Yapılan haberle müvekkilimiz şirket kamuoyunda suçlu gibi gösterilerek karalama ve olumsuz algı oluşturulmaya çalışılmıştır. Yine aynı şekilde tüketiciler nezdinde infiale sebep olabilecek bir husus hakkında araştırma yapılmaksızın haber yapılması, müvekkilimizin kamuoyu nezdinde sağlıkla ilgili olarak yönetmeliklere ve yasaya aykırı davranan şirket olarak gösterilmesine neden oldu” dedi. Şikayetçi, söz konusu ‘İlimizdeki bu su firmaları zehir satıyor’ ve ‘Su mu içiyoruz zehir mi?’ haberi ve açıklamalarının çarpıtıldığını iddia ettiği ‘Bu suları avukatlarla mı temizleyeceksiniz’ başlıklı yazıda Basın Meslek İlkeleri’nin 6, 9, 10 ve 16’ncı maddelerinin ihlal edildiğini savundu.
UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR
Şikayet başvurusu Kocaeli Zirve İnternet Haber Sitesi Yayın Yönetmeni Egemen Daşkan’a hem e- mail, hem postayla ulaştırıldı. Ancak şikayet edilen, süresinde cevap vermedi ve taraflar arasında uzlaşma sağlanamadı.

Şikayet konusu haber, doğrudan halk sağlığı ile ilgilidir bu nedenle de büyük önem taşımaktadır. Giderek büyük bir hacme ulaşan ambalajlı su sektöründe, önemli markaların yanında yerel firmalar da faaliyet göstermektedir. Özellikle yerel firmalarla ilgili ortaya çıkan şüpheler, bunların piyasadan silinmesi neden olmaktadır.

Kocaeli Zirve İnternet Haber Sitesi, şikayet edilen haberini, Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi adlı sivil toplum kuruluşunun raporuna dayandırmaktadır. İlki 5 yıl önce yayınlanan rapor aynı kıstaslara göre güncellenmiş, son güncelleme 24 Ocak 2018 tarihinde yapılmıştır. Şikayet edilen internet sitesi de bu raporda yer alan kendi bölgesindeki su firmalarını haberleştirmiştir. Haber sadece bir sivil toplum kuruluşunun raporuna dayandırılmış, ilgili firmaya ya da onları denetleyen kurumlara sorma gereği duyulmamıştır. Gazeteciyi yanlıştan koruyan ‘şüphe’ ve başka bir kaynaktan ‘doğrulatma’ ilkeleri atlanmıştır.

Oysa, Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi’nin bu raporuyla ilgili Sağlık Bakanlığı, ‘Bilimsel dayanaktan yoksul olduğu görülmüştür. Bilimselliği tartışmalı bir rapora dayanılarak haksız yere kamuoyunda infial uyandırmaya çalışmak etik bir davranış değildir” açıklaması yapmıştır. Şikayet konusu haberin yayınlanmasının ardından Ambalajlı Su Tüketicileri Derneği de 06.03.2018 tarihinde yüksek tirajlı ulusal gazetelerde ‘raporun gerçeği yansıtmadığı’ açıklaması yapmış, ilan vermiştir.

Gönderdikleri açıklamanın kullanılmadığını belirtilen şikayetçi, “Tekzip metninde belirtilen hususlara, metin yayımlanmaksızın gazete üzerinden hakarete varan cümlelerle cevap verilmiştir” demektedir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Halk sağlığı ile ilgili haber yapması doğaldır, gazetecinin görevidir. Bu habere kaynak olarak gösterilen bir rapordur. Sağlık Bakanlığı bu raporu hazırlayan kuruluşun ‘haksız iddialarda bulunduğunu’ belirterek, söz konusu ‘Ambalajlı Su Raporu’’ için ‘bilimsel bir dayanaktan yoksun olduğu görülmüştür’ açıklaması yapmıştır. Bakanlık açıklamasında ayrıca suların nasıl denetlendiği belirtildikten sonra, “Bu sebeple söz konusu raporda iddia edildiği gibi ’30 çeşit kirleticiye rastlanan bir suya sağlıklıdır raporu verildiğini’ beyan etmek akıl dışıdır’ ifadeleri yer almaktadır.
Sivil toplum kuruluşları demokrasinin gelişip yerleşmesinde önemlidir; hazırladıkları raporlar, yaptıkları açıklamalar haber olur. Ancak, ortada resmi makamların da ‘bilimsel bulmadığı’ ve ‘akıl dışı’ dediği raporlar yayınlayan bir kuruluş söz konusudur. Halk sağlığı gibi, yayınlandığında büyük etkisi olacak ve yankı uyandıracak raporlara ve açıklamalara daha dikkatli yaklaşılması, hatta sorgulanması gerekmektedir. Bunun yapılmaması; haberde adı geçen firma yetkilisine ulaşıp görüş alınmaması; Sağlık Bakanlığı’nın bu raporla ilgili açıklamasının göz ardı edilmesi eksikliktir.
Diğer taraftan şikayetçinin mağduriyetine (varsa ki, vardır) neden olan asıl muhatap, bu raporu hazırlayıp medyaya servis eden Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi adlı sivil toplum örgütüdür; bu örgüt hatalıysa hakkında işlem yapmayan yetkili resmi kuruluşlardır. Şikayetçi, yayın organına nasıl açıklama gönderip şikayetçi oluyorsa, raporun asıl sahibi sivil toplum örgütü ve resmi kuruluşlar nezdinde de işlem başlatmalı, bunun duyurulmasını istemelidir. Bu yönde bir girişimi olup olmadığı tarafımızdan bilinmemektedir.
Şikayetçinin kendi firmalarını hedef alıp hatta suçlayıcı ifadelerin yer aldığı haber nedeniyle gönderdiği açıklama kullanılmamış; internet sitesi imtiyaz sahibi bir de ‘Bu suları avukatlarla mı temizleyeceksiniz?’ başlıklı yazı yazıp suçlamayı sürdürmüştür. Bu da şikayet edilenin kasıtlı olduğu ve etik değerlerle örtüşmeyen davranışta bulunduğunu göstermektedir.

Bu nedenlerle şikayet konusu haberde, Basın Meslek İlkeleri’nin ‘Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez’ şeklindeki 4’üncü maddesi
‘Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlamaz’ şeklindeki 6’ncı maddesi,
“Basın organları yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar’ şeklindeki 16’ncı maddesi ihlal edilmiştir.

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 15 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda konuyu görüştü ve 1’e karşı 14 oyla Kocaeli Zirve İnternet Haber Sitesi Egemen Daşkan ve İmtiyaz Sahibi Bigman Çakman hakkında yukarıda sayılan 3 maddeyi ihlalden ‘kınama’ kararı aldı.

, ,

KARAR DURUŞMASINDA VERİLEN MAHKUMİYETLER HER KESİME GÖZDAĞIDIR

BASIN KONSEYİ:
“CUMHURİYETE MAHKUMİYET KARARI SADECE GAZETECİLİĞİ DEĞİL TÜRK DEMOKRASİNİNİ DE CEZALANDIRMAKTADIR”
Cumhuriyet Gazetesi davasında İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gece geç saatlerde açıkladığı ‘toplu mahkumiyet’ kararlarını şaşkınlıkla ve üzüntüyle karşıladık. Aynı gün Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümü töreninde Cumhurbaşkanı tarafından, tam da daha fazla demokrasi ve özgürlük vaat edilmişken, meslektaşlarımıza yağdırılan cezalarla şoke olduk.
Duruşmayı düzenli olarak izleyen yerli- yabancı, bağımsız basın mensupları ve hukukçular, sanıklara yöneltilen iddiaların çökertildiği ve delillerin son derece yetersiz olduğunda ittifak etmişken, Cumhuriyet çalışanlarının neredeyse tümünün terörle bağlantılı suçlamalarla mahkum edilmesi hayret vericidir. Hatta, terör örgütlerine yardım ettiği tespit edilen üst düzey devlet görevlilerine yakın zamanda verilen cezalardan bile ağırı, meslektaşlarımıza layık görüldü.
Dünya, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün en son açıkladığı 2018 Basın Özgürlüğü Endeksi ile’ Türkiye’nin 180 ülke arasında 157. sıraya düştüğünü, Türk demokrasi, yargı ve temel haklarla ilgili Türkiye’deki sıkıntıyı bir daha gördü.

Cumhuriyet Gazetesi davasında uzun tutukluluklardan sonra verilen ‘toplu mahkumiyeti’ hukuken ve vicdanen kabullenemiyoruz. Bu kararları muhalif herkese gözdağı anlamı taşıdığı da açıktır. Mahkum edilen sadece meslektaşlarımız değil; aynı zamanda Türk halkının haber alma hakkıdır. Bu karar sadece gazeteciliği değil, Türk demokrasisini cezalandırmaktadır.
Meslektaşlarımızın masumiyetine inanmaya devam ediyoruz. Bu kararı ileride Türkiye’nin utanç ile anacağını şimdiden görebiliyoruz.
Akın Atalay, aramıza hoş geldin.

BASIN KONSEYİ, ‘ISPARTA BOMBA32’ İNTERNET SİTESİ HAKKINDA ‘ŞİKAYETİN YERSİZLİĞİ’ KARARI ALDI

11.04.2018

www.bomba32.com.tr internet sitesinde 1 Mart 2018 tarihinde ‘Şehidimiz Var Isparta’ başlıklı haberle ilgili şikayet
KARAR
Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 11 Nisan 2018 günü 18 üyenin katılımıyla yaptığı beylikdüzü escort toplantıda, Isparta’daki www.bomba32.com.tr haber sitesi sorumlusu Mustafa Baş hakkında yapılan şikayeti görüştü. Yüksek Kurul oybirliği ile ‘şikayetin yersizliği’ kararı aldı.

REFERANS: 2018- 10

ŞİKAYETÇİ; Nuray Barış

ŞKİYAT EDİLEN:
Isparta’daki www.bomba32.com.tr haber sitesi sorumlusu Mustafa Baş

ŞİKAYET KONUSU:
Isparta’daki www.bomba32.com.tr internet sitesinde 1 Mart 2018 tarihinde, Afrin’de şehit olan uzman çavuş Burhan Açıkkol’un aileye henüz haber verilmeden adının ve fotoğrafının yayınlanması

Şikayetçi Nuray Barış, www.bomba32.com.tr internet sitesinin, şehit düşen Ispartalı her askerin adını daha resmi heyet gidip şehit ailesine haber vermeden yayınladığını, bunun da şehit yakınlarının sağlıklarını riske soktuğunu ve resmi görevlileri zor durumda bıraktığını savundu.
Son olarak da Afrin’de şehit olan uzman çavuş Burhan Açıkkol’un ailesine görevli heyet daha haber vermeye giderken bu internet sitesinde ‘Şehidimiz Var Ispartam’ başlığıyla yayınlanan haberde şehidin adının yazıldığını belirten Nuray Barış, şikayet başvurusunda şöyle dedi:
“1 Mart günü Isparta ilinde ailesinin ikamet ettiğini öğrendiğimiz jandarma uzman çavuş Burhan Açıkkol’un şehit haberi geldi. Haber vermekten sorumlu ekip kendi içinde haberleşirken hazırlıklar tamamlanmadan bahse konu yayın organı haberi saat 21.57’de geçerek şehidin adını açık olarak belirtmiş fotoğrafını da eklemiş haberi yayınlamıştır. Ekip, toplanmadan teker teker şehit ailenin evine münferit olarak gitmek zorunda kalmıştır. Eve ilk ulaşan Vali Yardımcısı ve Jandarma Komutanı ailenin bilgisi olduğunu görmüştür. Ailenin sağlık problemi yaşadığı ve kafalarında birçok soru olduğu belirlenmiştir. Aldıkları acı haberin doğruluğundan bile emin olamayan aile şok içindeydi.”
Şehit ailelerine haberi, mülki amir başkanlığında ilgili kurumların üst düzey yöneticilerinden oluşan bir halkali escort heyetin sağlık ekibi eşliğinde giderek verdiği belirtilen şikayet başvurusunda, “Şehitlerimiz ve kıymetli aileleri, içinde bulunduğumuz coğrafyada bize güç veren en önemli manevi değerlerimizdir. Şehit aileleri bize şehitlerimizin emanetidirler. Bu duygularla size bildirdiğim yayın organının her şehit haberinde bu kutsal değerleri acımadan hiçbir etik kurala uymadan çiğnediğini bildirir, gereğinin yapılmasını, toplum vicdanı gereği arz ederim” denildi.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR
Şikayet başvurusu www.bomba32.com.tr internet sitesine ulaştırıldı. İnternet sitesinin sorumlu müdürü Mustafa escort bayan Baş verdiği yanıtta, 1 Mart 2018 tarihinde ‘Şehidimiz Var Ispartam’ başlıklı haberde Afrin’de şehit olan 5 asker arasında Ispartalı uzman çavuş Burhan Açıkkol’un da bulunduğunu çok erken öğrendiklerini, ancak gerekli hassasiyeti gösterip, aileye haber verildikten sonra yayınladıklarını savundu.

Facebook’ta saat 21:12’den itibaren Ispartalı kullanıcılar tarafından şehit uzman çavuş Burhan Açıkkol’un adı ve fotoğrafıyla paylaşıldığını belirten Mustafa Baş, “Biz ise şehit haberinin aileye ulaştığını öğrendikten sonra, yani saat 21:57’de sitemiz Bomba32’de yayınladık. Ülkemiz için önem taşıyan ve manevi olarak büyük hassasiyet içeren şehit haberi sosyal medyada zaten saatler öncesinde yayılmaya başlamış, şehit ailesinin yakınları ve komşuları çoktan taziye ziyareti için şehit evine gelmişlerdi” dedi. Mustafa Baş, bu paylaşımlardan örnekler de gönderdi.

Sorumlu müdür Mustafa Baş, resmi görevlilerin şehit ailesinin evine tek tek gitmelerinin haberi yayınlamalarıyla ilgisinin bulunmadığını da savunarak, “Zaten haber yayınlanmadan önce Isparta Vali Yardımcısı, Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü ile Jandarma yetkilileri acı haberi vermek için şehit evine gitmişti. Biz bunun teyidini aldıktan sonra haber yayına verdik. Kaldı ki, haber içerisinde Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi açıklaması da bulunmaktadır” ifadelerini kullandı.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Gelen her şehit haberi toplumu sarsmakta, ancak yine de ‘ateş düştüğü yeri yakmakta’ ve en büyük acıyı şehit yakınları çekmektedir. Evladının şehit olduğu haberini alınca kalp krizi geçirip vefat eden anneler- babalar olmuştur. Bunun üzerine şehit ailelerine haberi, yanlarında sağlık ekibiyle giden resmi görevlilerin vermesi uygulaması başlatılmıştır. Onlara sağlık hizmeti ve psikolojik destek sağlanarak, devletin yanlarında olduğu gösterilmektedir.
Buna mukabil, gazeteci, teknolojideki gelişmeler sayesinde habere çok hızlı ulaşabilmektedir. Hakkari’deki terör saldırısını oradaki bir görevli, İzmir’deki gazeteci arkadaşına anında fotoğrafıyla tüm bilgileriyle ulaştırabilmektedir. Ayrıca sosyal medya paylaşımları da önemli bir kaynaktır.
Şikayet edilen internet haber sitesi Isparta’nın yerel haber sitelerinden biridir. Küçük bir il olmasına karşın en fazla şehit veren iller arasında olan Isparta’da şehit cenazelerinde büyük kalabalıklar toplanmaktadır ve halk duyarlıdır. Bu nedenle de internet sitesinin, şehit haberlerini en hızlı şekilde ve en geniş şekilde verme çabası normaldir. Habere hızla ulaşmış ve yayınlamıştır.
Şikayet edilen sitenin sorumlusu verdiği yanıtta ‘resmi görevlilerin şehit ailesine haber verdikten sonra haberi yayınladık’ demiş, şehidin adının ve fotoğrafının sosyal medyada paylaşılmasından neredeyse bir saat sonra haberi kullandıklarını belirtmiştir.
Kaldı ki, gazeteci elindeki haberi yayınlamak için resmi açıklama yapılmasını, yetkililerin izin vermesini beklemek zorunda da değildir. Haberciler, ‘Kıyametin kopacağını önceden haber verirsen kahin olursun, gecikirsen kıyamet senin başında kopar’ sözünü hiç unutmaz. Gazetecinin haberinde gözeteceği temel hususlar, haberin gerçek olması ve kamu yararının varlığıdır.
ww.bomba32.com.tr internet sitesinde yer alan ‘Şehidimiz var Ispartam’ haberi gerçektir. Şehitler konusunda son derece hassas olan Isparta gibi bir ilde yayın yapan internet haber sitesi de kamuoyunu bilgilendirerek kamusal görevi yerine getirmiştir.

Bu bakımdan, Basın Konseyi Yüksek Kurulu, internet haber sitesi www.bomba32.com.tr hakkında yapılan başvuruda oybirliği ile ‘şikayetin yersizliği’ yönünde karar almıştır.

BASIN KONSEYİ, HABERTÜRK MUHABİRİ HAYATİ ARIGAN HAKKINDA ‘KINAMA’ KARARI ALDI

11.04 2018

Habertürk Gazetesi’nde yayımlanan ‘Telefonu pijamasının cebinde uyuyordu’ sirinevler escort başlıklı boşanma davası haberiyle ilgili şikayet.
KARAR

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 11 Nisan 2018 günü 18 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda şikayet dosyasını görüştü. Yüksek Kurul 2 oya karşılık 16 oyla, Habertürk muhabiri Hayati Arıgan için ‘kınama’ kararı aldı.

REFERANS: 2018- 9

ŞİKAYETÇİLER:
1- Bayram Gök (mail: bayramex@gmail.com. GSM: 0 506 726 70 50)
2- Gizem Yıldız (mail: gizz.yldz@hotmaill.com).
3-
ŞKİYAT EDİLEN: Habertürk Gazetesi muhabiri Hayati Arıgan.

ŞİKAYET KONUSU:
Habertürk Gazetesi’nde 14 Şubat 2018 günü yer alan ve aynı gün internet sitelerince de alıntı beylikdüzü escort yapılan ‘Telefonu pijamasının cebinde uyuyordu’ başlıklı, boşanma davası haberinde, ‘gizlilik kararını ihlal’ ile ‘özel hayat’ ve ‘kişilik haklarına saldırı’ iddiası.

Şikayetçi Bayram Gök 26 Şubat 2018 tarihinde yaptığı başvuruda, 2017 Aralık ayında eşinden boşanmak üzere dava açtığını, tarafların dilekçelerini mahkemeye sunduklarını ve duruşma tarihini beklediğini anlattıktan sonra, “Henüz ortada tarafların birbirine söylediği iddialar dışında kesin bir karara varılmamışken hali hazırda devam eden boşanma davamın tüm bilgileri gerek gazete gerek internet haber yoluyla tüm insanlara servis edilmiştir” dedi.
Davanın görüldüğü Küçükçekmece 4. Aile Mahkemesi’nce verilen ‘gizlilik kararını’ gönderen Bayram Gök, halkali escort “Davada gizlilik kararı olmasına rağmen kişiliğime yöneltilmiş asılsız iddialarla gazetelere konu olmuş bulunmaktayım. Habertürk muhabiri Hayati Arıgan mesleki ahlakını maalesef kişiliğime yöneltilmiş bu iddialarla henüz bir sonuca varılmamışken üçüncü şahıslarla birlikte hakkımda asılsız haberler yapmıştır. Yaptığı haberin herhangi bir bireyin özel hayatının kişilik haklarının ihlalini yaptığı açıkça ortadadır” ifadelerine yer verdi. Başvuruda haberin ‘yayından kaldırılması’ ve ‘özür’ yazısı yayımlanması da talep edildi.

Diğer şikayetçi Gizem Yıldız da ilk şikayetçiden 10 gün sonra, 8 Mart 2018 tarihinde yaptığı başvurusunda bale sanat okulu sahibi olduğunu, söz konusu haberde fotoğrafının da kullanılarak, kendisiyle ilgili asılsız iddialarda bulunulduğunu savundu. Şikayetçi, “Bulunduğum iş çevresi açısından çocuk ve aileleriyle ilişki kurmam nedeniyle hakkımda çıkarılan yalan haberler hem şahsım üzerinde hem iş çevresi alanında telafisi olmayan zararlara sebebiyet vermektedir” dedi.
Gizem Yıldız, haberde mesnetsiz iddialarla hedef alındığını, kişilik haklarına saldırıldığını, kamu yararı ile öz ve biçim arasında dengenin gözetilmediğini belirterek mağdur olduğunu söyledi, haberin ‘yayından kaldırılması’ talebinde bulundu.
UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR
Şikayet başvuruları, Habertürk Gazetesi muhabiri Hayati Arıgan’a hem mail, hem postayla ulaştırıldı. Boşanma davalarının medyada her zaman ilgi çeken haberler olduğunu, dosyada mahkemenin gizlilik kararı ve yayın yasağının olmadığını, tarafların isimlerinin rumuzlu, fotoğraflarının da tanınmayacak kadar kapalı yayımlandığını belirtti.
Muhabir Hayati Arıgan, yanıtında “Boşanma, insanlık tarihi kadar eski bir sosyal kavramdır. Boşanma olaylarının sebepleri de günümüzün gelişen değerlerle birlikte çeşitlilik arz etmektedir. Haberde tarafların özel hayatı ihlal edilmemiş sadede boşanmaya konu olan olaylar işlenmiştir” ifadelerine yer verdi..
Şikayetçiler Bayram Gök ve Gizem Yıldız ile şikayet edilen muhabir Hayati Arıgan arasında uzlaşma sağlanamadı.
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Haber konusu aynı olduğu için hem Bayram Gök, hem de Gizem Yıldız’ın şikayetlerinin birlikte ele alınmıştır.
Şikayet konusu haber, Küçükçekmece 4. Aile Mahkemesi’nde açılan bir boşanma davasının haberidir ve olay gerçektir. Şikayetçi eşinden ayrılmak için dava açmış, eşi de karşı dava açarak tazminat talebinde bulunmuştur.
Taralar karşılıklı olarak birbirini suçlamaktadır ve haberde bu iddialara da yer verilmektedir. Şikayetçi boşanma gerekçesi olarak ‘eşinin, ailesine kötü davrandığını’ ve ‘evi terk ettiğini’ belirtmiş, eşi de ‘evliliğin bitmesine kızının bale öğretmeninin sebep olduğunu’ ve ‘şiddet gördüğünü’ ileri sürmüştür.
Diğer şikayetçi Gizem Yıldız’ın haberde adı verilmemiş, bir eğlencede çekilen yüzü maskeli fotoğrafı kullanılmıştır. Haberde onunla ilgili ‘kızının bale öğretmeni’ ifadesi kullanılmış, fotoğrafına adı rumuz olarak konulmuştur. Habere başlık olarak da yine tarafların birinin diğeri için dosyada yer alan dava dilekçesinde ‘Yatarken bile telefonu pijamasının cebine koyuyordu’ iddiası kullanılmıştır.
Haber davanın açılmasından yaklaşık iki ay sonra ve dosyasında bulunan tarafların iddialarına göre, yine ‘iddia’ kaydı konularak yazılmıştır. Boşanma davasının taraflarının isimleri rumuz olarak yazılmış, yine muhtemelen taraflardan birinin verdiği fotoğraf da yüzler mozaikle kapatılarak yayımlanmıştır. Diğer şikayetçi Gizem Yıldız’ın da zaten sosyal paylaşım sitesinden alınan ‘maskeli fotoğrafı’ kullanılmıştır.
Basın Meslek İlkeleri’nin 5. Maddesine göre ‘Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu yapılamaz’. Yukarıda tarif edilen haberde yer alan verilerin, ilgililerin ‘özel yaşamı’ kapsamına girdiği şüphesizdir. Şikayetçilerden Gizem Yıldız’ın haberde adı yazılmadan ‘evliliğinin bitmesine kızının bale öğretmenini sebep olduğunu ileri süren’ ifadesi yer almaktadır ve sosyal medyadan alınmış ve eğlence sırasında çekildiği anlaşılan maskeli bir fotoğrafı kullanılmıştır. Bu bakımdan, yayının hukuka uygun olması, ‘kamu çıkarının’ bulunmasına bağlıdır. Somut olayda ise, kamusal figür mahiyetinde olmayan alelade insanlar söz konusudur. Olayın kendisi de demokratik bir toplumda kamusal bir tartışmaya katkı sağlayabilecek içerik ve mahiyette değildir. Öte yandan, şikayetçinin haber konusu davanın tarafı olmadığı; kaldı ki, henüz davanın duruşmasının bile yapılmamış olduğu da dikkati çekmektedir.
Durum böyle olunca, böyle bir haberin yayımlanması ancak ilgililerin rızası üzerine mümkün olabilecektir; ki böyle bir izin alınmamıştır. Bu nedenle, Basın Meslek İlkeleri’nin ‘Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu yapılamaz’ şeklindeki 5’inci maddesinin ihlali söz konusudur.

Şikayette önemli bir konu da mahkemenin ‘gizlilik kararı’ verdiği bir davanın haberinin yapıldığı iddiasıdır. Ancak, haber 14 Şubat 2018 tarihinde yayınlanmış, aynı gün şikâyetçinin avukatının yaptığı başvuru üzerine mahkeme ‘gizlilik kararı alınması talebinin kabulüne’ ara kararı almıştır. Bu da şikayetçinin gazetede haberi gördükten sonra ‘gizlilik kararı’ için başvurduğunu göstermektedir. Gazete dağıtımdan bir gün önce hazırlanıp basıldığı için muhabir haberi yazdığında, gazetenin basılıp dağıtıldığında dosyada henüz ‘gizlilik kararı’ bulunmadığı açıktır. Şikayet edilen muhabir cevap yazısında da bunu belirtmiştir. Bu yönden bir etik ihlali söz konusu değildir.
Netice olarak, Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 2 oya karşılık 16 oyla Habertürk Gazetesi muhabiri Hayati Arıgan’ın ‘kınanması’ yönünde kararı almıştır.

, ,

YENİ BASIN KONSEYİ YÜKSEK KURULU SEÇİLDİ

 

Basın Konseyi’nin yeni seçilen Yüksek Kurulu, ilk toplantısını Basın Konseyi’nin beylikdüzü escort  Osmanbey’deki merkezinde yaptı.
Gazeteciler ve okur temsilcilerinin yanı sıra, üye medya kurumları, gazeteciler cemiyetleri, Baro’ların ve üniversitelerin temsilcilerinden oluşan Yüksek Kurul, ilk toplantısında Basın Konseyi Başkanlığı’na yeniden gazeteci Pınar Türenç’i, 2’nci Başkanlığa Dr. Murat Önok’u seçti.
Geniş katılımlı toplantıdaki seçimlerden sonra, üyelere teşekkür eden Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, şunları söyledi:
“Basın Konseyi gibi medya kurumlarının hassaslıkla koruduğu evrensel değer olan iletişim özgürlüğü ve halkın gerçekleri öğrenme hakkı, yaşamsal önem taşımaktadır. Tarihsel süreçte hep şunu gördük ve yaşadık; iktidar yanlısı medyaların güdümündeki demokrasiler hep sancılı olmuştur ve gerçeğe ulaşamayan toplumlar hep kaybedendir. Bunun için Basın Konseyi olarak halkın haber alma hakkını ve ifade özgürlüğünü hiçbir gücün yok etmesi kabul edilemez. Tüm baskı, sansür, otosansür ve tehditlere karşı, demokratik hakların kaybedilmemesi için çağdaş ülkelerde, gerçek demokratik iklimlerde olduğu gibi bu zor süreçte de çalışmalarımıza hep birlikte devam edeceğiz.”
Yeni seçilen Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyeleri 3 yıl süreyle görev sisli escort yapacak.
YÜKSEK KURUL ÜYELERİ
Yeni seçilen Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyeleri şunlar:
Pınar Türenç, Orhan Birgit, Tufan Türenç, Hüsamettin Cindoruk, Turgut Kazan, Kenan Akın, ataköy escort Atilla Gökçe, Okşan Atasoy, Turgay Noyan, Murat Önok, Fehmi Ketenci, Doğan Satmış, Ahu Özyurt, Yazgülü Aldoğan, Mehmet Emin Güzbey, Yaman Törüner, Prof. Dr. Hülya Yengin (Aydın Üniversitesi), Prof. Dr. Muhammet Şahin (MEF Üniversitesi), Prof. Dr. Fatoş Adiloğlu  (Doğu Akdeniz Üniversitesi), Prof. Dr. Metin Feyzioğlu (TBB Başkanı), Tamer Atabarut, Dr. Başar Yaltı, Hulusi Turgut, Namık Tan, Oktay Huduti, Üstün Ünügür, Ali Ayaroğlu, Melih Berk, Doğan Şentürk (Fox Tv), Yüksek Şengül (Sözcü), Tunca Bengin (Milliyet),  Güngör Mengi (Vatan), Tuba Emlek (Halk Tv), Yalçın Büyükdağlı (Ulusal- Aydınlık), Levent Yıldız (B Tv), Tülay Şubatlı (İnternet Temsilcisi), Misket Dikmen (İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, Yılmaz Karaca (Eskişehir Gazeteciler Cemiyet Başkanı ve TGF Başkanı), Veysi İpek (Diyarbakır Gazeteciler Cemiyet Başkanı), Mehmet Durakoğlu (İstanbul Baro Başkanı), Hakan Canduran  (Ankara Baro Başkanı), Aydın Özcan (İzmir Baro Başkanı)

BASIN KONSEYİ, YENİÇAY GAZETESİ YAZARI ARSLAN TEKİN HAKKINDA ‘UYARI’ KARARI ALDI

28.03.2018
Yeniçağ gazetesi yazarı Arslan Tekin’in ‘Cerrahpaşa Tıp’ta Skandalın Skandalı’ başlıklı yazıya Prof. Dr. İhsan Taşçı’nın şikayeti.
KARAR
Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 28 Mart 2018 günü 17 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda Prof. Dr. İhsan Taşçı’nın yaptığı şikayeti görüştü ve Yeniçağ Gazetesi yazarı Arslan Tekin hakkında oyçokluğu ile ‘uyarı’ kararı aldı.

REFERANS: 2018 – 8
ŞİKAYETÇİ:
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Pof. Dr. İhsan Taşçı.
ŞİKAYET EDİLEN:
Yeniçağ Gazetesi yazarı Arslan Tekin.

ŞİKAYET KONUSU:
Yeniçağ gazetesinde 03.02.2018 tarihinde yayımlanan ‘Cerrahpaşa Tıp’ta Skandalın Skandalı’ başlıklı köşe yazısı.
Yeniçağ gazetesi yazarı Arslan Tekin, rahatsız olan eşi Nergis Tekin’i, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. İhsan Taşçı’ya muayene ettirmek için sistemden randevu almış, gittiklerinde verilen saatte muayenenin yapılmadığı nedeniyle taraflar arasında tartışma çıkmıştır. Prof. Dr. Taşçı’nın ‘Bu koşullarda hastayı muayene edemeyeceğini söylemesi üzerine ücret iade edilmiş, yazar da eşini başka bir hekime muayene ettirmiştir.
Yazar, bu nedenle Prof. Dr. İhsan Taşçı hakkında şikayetçi olmuş ve yaşadığı olayı ‘Bir sağlık skandalı’ başlığıyla 27 Kasım 2017 tarihinde köşesinde yazmıştır.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanlığı şikayet üzerine bir öğretim üyesini ‘muhakkik’ olarak görevlendirmiş, Prof. Dr. Taşçı ile bölümdeki görevlilerin ifadeleri alınmış, sonuçta ‘soruşturmaya gerek görülmediği’ kararı verilmiştir.
Kendisine de sonucun bildirilmesi üzerine yazar, bu kez köşesinde 03. 02. 2018 tarihinde ‘Cerrahpaşa Tıp’ta Skandalın Skandalı’ başlıklı ikinci bir yazı kaleme almıştır.
Şikayetçi Prof. Dr. İhsan Taşçı, Basın Konseyi’ne yaptığı yazılı başvuruda, gazetenin okuyucusu olmadığı için ilk yazıyı da ikinci yazıdan sonra bir yakınının söylemesiyle gördüğünü; her iki yazıda kendisine atfedilen ifade ve eylemlerin gerçekdışı olduğunu; onur kırıcı suçlamalar yapıldığını savunarak, yazar Arslan Tekin’den şikayetçi oldu. Şikayet başvurusunda soruşturmada hem kendisinin ve bölümdeki görevlilerin, hem de şikayetçinin ifade tutanaklarını da gönderdi.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR

Prof. Dr. İhsan Taşçı başvurusunda, yazar Arslan Tekin’in yazıları için ‘‘ifadelerin tamamı gerçek dışı, abartılı, gazetecilik meslek etik kuralları hiçe sayılarak şahsımla, yardımcım ve sekreterimle, hatta çalıştığım kurumla ilgili gerçeğe aykırı yayın yapıldı, şeref ve haysiyetimle oynandı’ dedi.
Yazarın, hukukçu olan yakınıyla hastaneye geldikten sonra ‘gazetecilik kimliğine güvenerek’ koridorda gerginlik çıkarıp çalışanları taciz eder davranışta bulunduğunu öne süren şikayetçi, “Yakınının kendisini sakinleştirme çabalarına karşın çalışanları baskı altına almaya çalışmıştır” ifadesini kullandı.
Hastalığın durumuna göre muayene süresinin aşılabildiğini, hekimin her hastasına yeterli zaman ayırma hakkı olduğunu belirten şikayetçi Prof. Dr. Taşçı, randevunun sistemden alındığını, gecikmeler yaşandığı için sistem randevularının eleştirildiğini belirterek, “Gazeteci kamuya hizmet etmesi gereken köşesinde olayı tamamen kişiselleştirerek, ‘Bu kadın hekimin neyi? Gerçekten sekreteri mi’ ifadeleriyle hakaret etmiştir”’ savunmasını yaptı.
Hiçbir zaman hasta ayırımı yapmadığını, hastanın önceliğinde yaşamsal aciliyeti ön planda tuttuğunu belirten şikayetçi, yazıda ‘muayene etmeye mecburdu’ ifadesinin kullanıldığını, bunun bilgisizlik ten kaynaklandığını, ‘oysa hekimin acil yardım, resmi ve insani zorunluluklar dışında makul ve haklı bir sebeple hastayı reddetme hakkı bulunduğunu’ savundu.

Sağlık hizmetlerinde kaynaklanan zararın tek sorumlusu olarak sağlık çalışanlarının gösterilemeyeceğini savunan şikayetçi, “Temel sorumlunun sağlık hizmetlerini örgütlemek ve finanse etmekle sorumlu kurumlar olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu bilimsel gerçeğin gözden kaçırılması sağlık çalışanlarına yönelen şiddeti besleyen en önemli etkendir’ dedi.

Şikayet başvurusu, “Bu yazı bir hak arama yazısı olamaz. Yakını hukukçu ise ihlal edilen bir hakkın nasıl aranacağını gayet iyi bilir. Sorumsuzca, tüm basın etik kuralları çiğnenerek, şahsım, mesai arkadaşlarım ve kurum hakkında yapılan suçlama ve karalamalar gerçek dışıdır. Arslan Tekin hakkında gerekenin yapılmasını rica ve talep ederim” ifadeleriyle son buldu.

ŞİKAYET EDİLEN YAZARIN YANITI

Prof. Dr. İhsan Taşçı’nın şikayet başvurusunun ulaştırıldığı yazar Arslan Tekin, 15 Mart 2018 günü Basın Konseyi’ne yazılı cevap gönderdi. ‘Başımdan geçen bir olayı elbette halkıma paylaşacağım” diyen yazar, hasta olan yakınının eşi Nergis Tekin olduğunu ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tedavisinin devam ettiğini, bu arada bir de Prof. Dr. İlhan Taşçı’ya muayene ettirmek istediklerini söyledi. Sistemden randevu alıp saatinde gittiklerini, muayene ücretini yatırdıklarını ancak 1 saatten fazla bekletildiklerini kaydeden yazar, bir görevliye sorduklarında ‘Prof. Dr. Taşçı’nın odasında bir hocayla sohbet ettiği’ yanıtını aldıklarını savundu.
Şikayetçinin dediği gibi kavga ve çıkışma olmadığını, sadece Prof. Dr. Taşçı’ya, ‘Bir saat geciktiniz’ dediğini kaydeden yazar Arslan Tekin, onun da kendisine dönerek “Bu gerilimle muayene edemem. Paranızı ödeyelim” dediğini, başka hekime yönlendirmesi gerekirken bunu yapmadığını, kendilerinin de muayenede ısrar etmediklerini anlattı.

Olayda gazeteciliğini kullanmadığını, aynı koridorda profesör arkadaşları olduğu halde kimsenin hakkını yememek için randevu alıp gittiklerini söyleyen yazar, “Kamuoyunu bilgilendirme hakkımı kullandım. Olanları gazeteci kimliğimle gösterdim. Ha benim başımdan geçmiş, ha başkasının” dedi. Prof. Dr. Taşçı’nın sekreterinin Dekanlık tarafından açılan soruşturmada yanılış bilgi verdiğini ileri süren yazar Arslan Tekin, “Doktoru kurtarmak için yalan ifade veren kişi için ‘Bu kadın doktorun nesi?’ sorusunu sorma hakkımız vardır. Neden farklı algılandı, bilmemiz mümkün değil” ifadesini kullandı.
Şikayet edilen yazar Arslan Tekin, yaptırdıkları tahlillerde Prof. Dr. İhsan Taşçı’nın eşini muayene etmemesinin vahim sonucunun ortaya çıktığını ileri sürdü, Dekanlık soruşturmasından sonuç alamayınca YÖK’e ve Rektörlüğe başvurduklarını ifade etti.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Şikayet konusu iki yazıdan ‘Bir sağlık skandalı’ başlıklı yazı 27 Kasım 2017 tarihinde; ‘Cerrahpaşa Tıp’ta skandalın skandalı’ başlıklı yazı 03 Şubat 2018 tarihinde yayımlanmıştır. Şikayet başvurusu 13.03.2018 tarihinde yapıldığından, ilk yazı için iki aylık süre geçmiştir ve değerlendirme yapılmaması gerekir.

Süresi içinde şikayet edilen ‘Cerrahpaşa Tıp’ta Skandalın Skandalı’ yazısında, toplumda herkesi ilgilendiren sağlık hizmetlerini konu eden yazar, yaşadığını belirttiği olayı yazmıştır. Yazarın yaptığı şikayetten beklediği sonucu alamayınca kaleme aldığı yazıda ‘Bir doktor dakikası bile belirtilmiş randevusunu nasıl keyfî olarak geciktirebilirdi! …Dekanlık aynı fakülteden bir profesörü soruşturma için görevlendirdi. Böyle görevlendirme de tuhaf. Birbirinin yüzüne bakan insanlar nasıl soruşturacak ki?! Sonunda soruşturma bitti ve bize postayla gönderdiler: Soruşturmaya gerek yokmuş… Ben 27 Kasım’da çıkan yazımda ‘Sözde durmama, sağlıkla oynama, görevi ihmal ve zamandan çalma fiilleri işlenmiştir’ demiştim. Aynen vaki…’ ifadeleri yer almıştır.

Yazar, soruşturmada ifadelerine başvurulan Prof. Dr. İhsan Taşçı’nın, asistanı Dr. Yasin Tosun ve sekreteri Berrin İnan’ı yalancılıkla suçlamış, “Berrin İnan’ın ifadesi baştan sona yalan!.. Bu kadın hekimin neyi? Gerçekten sekreteri mi? Neden bu kadar yalan ifade?… Maalesef asistan Dr. Yasin Tosun yalan söyleyen Berrin İnan’ın, sözlerine aynen katıldığını belirtiyor. Yasin! Bugünden böyle yalanlara başlarsan, ileride ne olursun bilemem! Senin adına üzüldüm” ifadelerini kullanırken, bu suçlamalarına kanıt göstermemiştir. Ayrıca yazıda yer alan, “Bu işin peşini bırakmayacağız. İnsanların güdülemeyeceğini bilmeleri gerek. Rektörlükle de konuştum. Gerekirse YÖK’e, gerekirse Sağlık Bakanlığı’na, gerekirse Başbakanlık’a, gerekirse Cumhurbaşkanlığı’na kadar gideceğiz. Netice alamazsak mahkemeye vereceğiz” ifadeleri, tehdit olarak algılanabilir.

Yazarın herkes gibi hak arama yollarını kullanması en doğal hakkıdır. Ancak yazarın amacı söylediği gibi kamuoyunu bilgilendirmekse, ilk yazısında bu görevi yerine getirmiştir. Köşesini ikinci kez kullanmasının ve üslubunun da, Rektörlükte süren soruşturmayı arzu ettiği yönde sonuçlandırmaya dönük olduğu anlaşılmaktadır.

Bu nedenle şikayet konusu köşe yazısı Basın Meslek İlkeleri’nin “Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez” şeklindeki 3’üncü maddesine,
“Kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki 4’üncü maddesine,
“Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki12’nci maddesine aykırı olarak değerlendirilmelidir.

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 28 Mart 2018 günü 17 üyenin katılımıyla yaptığı toplantıda şikayet dosyasını görüştü. Yüksek Kurul üyelerinden Kenan Akın, şikayet edilen yazarla aynı kurumda olduğu için tüzük gereği oylamaya katılmadı. 14 üye Basın Meslek İlkeleri’nin ‘ihlal edildiği’, 2 üye ise ‘ihlal edilmediği’ görüşünü bildirdi. Oylamada 2 üye ‘kınama’, 12 üye ‘uyarı’ kararı alınması yönünde oy kullandı. Sonuçta Yeniçağ Gazetesi yazarı Arslan Tekin için oy çokluğu ile ‘UYARI’ kararı alındı.

Basın Konseyi’nden kamuoyuna açıklama: “Doğan Medya Grubu’nun satışıyla ilgili kaygılarımız var”

Basın Konseyi’nden kamuoyuna açıklama:
“Doğan Medya Grubu’nun satışıyla ilgili kaygılarımız var”

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, 28 Mart 2018 Çarşamba günü yaptığı toplantıda, Doğan Medya Grubu’nun satışıyla ilgili gelişmeleri değerlendirdi. Yüksek Kurul, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:

“Basın Konseyi Yüksek Kurulu 22 Mart 2018 tarihinde Doğan Şirketler Grubu Holding A.Ş. tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan bildirimde, aralarında çeşitli yazılı ve görsel medya organının bulunduğu, şirkete ait ortaklıklardaki payların tamamının satışı ve devri konusunda, görüşmelere başlandığı açıklanmıştır.

Bu gelişmenin kamuoyunda yarattığı endişeleri Basın Konseyi olarak paylaşmaktayız.
Her şeyden önce; bu devrin gerçekleşmesi, evrensel gazetecilik ilkeleri ve demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan çokseslilik açısından bir tehlike doğuracaktır.

Bu noktada, satış ve devri müzakere edilen medya organlarının yayın çizgilerine müdahalelerin yapılmaması, demokratik zorunluluk arz etmektedir. Aksine bir davranışla, devralınan medya organlarının editoryal çizgilerinin değiştirilmesi yönündeki çabalar, Türk demokrasisine yeni bir darbe indirilmesi anlamına gelecektir.

Öte yandan, böyle bir devrin rekabet hukuku açısından meşruluğunu incelemek görevine sahip olan Rekabet Kurumu’nun da mevzuat çerçevesindeki gerekli incelemeyi en kısa sürede ve kapsamlı bir şekilde yapması, bulgularını da şeffaf ve açık bir şekilde kamuoyuna bildirmesi gerekmektedir.

Ayrıca, bu satışın, devir kapsamındaki medya organlarında çalışanların haklarına zarar vermemesi sağlanmalıdır. Bilhassa, siyasi ve ideolojik görüşlerinin beğenilmemesi nedeniyle hiçbir gazetecinin işsiz bırakılmaması, basın özgürlüğünün gereğidir. Bu durumu kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”

PINAR TÜRENÇ, MALTEPE CEZAEVİ’NDE ENİS BERBEROĞLU İLE GÖRÜŞTÜ

Pınar Türenç
Basın Konseyi Başkanı
———————————-
”Beni korkutabildikleri kadar korkuttular. Limitlerimi öğretmeye çabaladılar. O limitler yok mu o limitler..”
40 yıllık meslektaşımız, son dönemde ise milletin vekili, yaklaşık 1 yıldır tutuklu Enis Berberoğlu konuştukça, oturduğum plastik sandalyeye daha bir çöktüm, küçüldüm. Keşke yok olabilseydim o anda.
Aramızdaki betondan bloğun bir yanında Enis, 40 santim ötesinde ise dışardakiler.
Yani infaz memurları ve meslektaşı. Daha önceki gelişim kış ayazındaydı. Bu kez ki açık görüşümüzde, sözde moralleşip, dertleşiyorduk:
”İnsan, limitlerine dayanınca, dışarda olanları üzmemek, yormamak istiyor. Tam o noktada en sevdikleriniz var çünkü. Aileniz. Sonra partiniz ve size oy verenleriniz. Onları üzmemeliyim diyorsunuz. Duruyorsunuz. O limitlerimi bu süreçte bana öğrettiler işte.”
Enis, yaşadığı süreçte en önemli değerlerini sıralarken, zorluklara nasıl göğüs germeyi öğrendiğini anlatıyordu.
”60 yaş sonrası kimsenin kahramanı olmak da istemem. Bize gazetecilikte ‘özne’ olmamayı öğretmişlerdi. Zorluklara böyle karşı durmaya çalışıyorum” derken, bir kısım medyanın çok acımasızca saldırdığını kaydediyordu:
” İçerde infazı yaşıyorken, bir de bazı medyanın yaptığı ikinci infazla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bu ikinci infaz daha ağır yaşanıyor. Dediklerimi, en iyi içerde olanlar anlayabilir. Yani aynı koşulları soluyanlar. Onun için diyorum ki, korkutabildikleri kadar beni korkuttular. Sabrediyorsun her şeye.”
KOĞUŞTA TEK BAŞINA
Enis Berberoğlu, geçen yılın mayıs ayından beri Maltepe Cezaevi’nde ‘tutsak’.
Daha önce medyada yayınlandığı halde, bir süre sonra Cumhuriyet gazetesinde de yayınlanan MİT TIR’ları haberini Can Dündar’a verdiği iddiasıyla yargılanan, en son 5 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan Berberoğlu, ”Her şeye rağmen, adalete ve Türk hukukçularına güvendiğini” belirtirken, isyan etti:
”Ben nasıl casus olabilirim? Hem de Suriye casusu. Hakkımdaki tüm iddiaların temelsiz olduğu öylesine açık ki. Bu davanın bir daha Çağlayan’a gitmeyeceği de açık. Başvuru yaptığım Anayasa Mahkemesi’nden kararımın çıkacağını umuyorum. Hiçbir yasa maddesine uymayan bir durum yaşanıyor. Daha ne kadar tutacaklar ki. Casusluk, zorlayıcı bir suçlama. Bundan da ceza verilemez. Umudum var. İşi zamana bıraktılar. Artık germiyorlar. Konjonktür de bunu gerektiriyor bence.”
-Koğuşunda neler yapıyorsun? diye sorduğumda, başladı anlatmaya:
”İkinci kitabımı yazıyorum. Bitmek üzere. Adı, ‘Koğuşta tek başıma’. 1 Aralık 2017 ile 13 Şubat kararları arasında kalan süreci uzun makaleler halinde yazdım. AVM siyasetini, AVM tarzı toptancı siyaset mantığını, oy toplama siyasetini yazmaya çalıştım. İçinde bir de özel bir öyküm yer aldı. Okuyunca ilginç gelecek herkese. Bunun heyecanını duyuyorum.”
– Ya sağlığın?
”Sağlığım iyi. Küçük avlumda koşuyorum. Her gün 40 dakika spor yapıyorum . İnfaz memurlarını görüyorum sadece. Koğuşumda yaklaşık bir yıldır tek başımayım. Konuşmak, dertleşmek mümkün değil. Hiçbir mahkumla da turlayamadım. Çünkü o medya infazları yüzünden güvenliğimi üst derecede sağlıyorlar. Yoksa altından kalkılmaz. Son dönemde doktora ve mahkemelere de gitmek istemiyorum. Koğuştan dışarıya çıktığımda bileklerime takılan kelepçeyi kabul edemiyorum. Bitecek bu günler de. Az kaldığını düşünerek koğuşun avlusundan bir avuç gökyüzüne bakıyorum . Bekliyorum.”
Enis’le vedalaşıp görüş odasından dışarı çıktığımda, yeni kıpırdamaya başlayan bahar tüm renkleriyle hissedildiği halde, Maltepe 2 Nolu Cezaevi’nin yollarında boğulacak gibiydim. Bu koşulları anlamak ne zordu.
Koşarcasına araca bindim, uzaklaştım.
Allah gerçekten yardımcıları olsun.

,

BASIN KONSEYİ YÜKSEK KURULU, SABAH YAZARI AYŞE ÖZYILMAZEL HAKKINDAKİ BAŞVURUDA ‘ŞİKAYETİ YERSİZ BULMA’ KARARI VERDİ

28.02.2018

Sabah GÜNAYDIN Gazetesi’nde yayımlanan “Bilim adamıymış” ve Yılın en kötü 5’lisi’ başlıklı yazılarla ilgili şikayet.

KARAR

Basın Konseyi Yüksek Kurulu,13 üyenin katılımıyla 28 Şubat 2018 günkü toplantısında, Metin Hara’nın yazar Ayşe Özyılmazel hakkında yaptığı şikayeti görüştü ve oy çokluğuyla ‘şikayetin yersizliği’ kararını verdi.

REFERANS: 2018 – 5

ŞİKAYETÇİ: Metin Hara’nın avukatları Gökçe Kılıç Gülsaran ve Nuran Takmaz.

ŞİKAYET EDİLEN: Sabah GÜNAYDIN Gazetesi yazarı Ayşe Özyılmazel.

ŞİKAYET KONUSU:
Sabah GÜNAYDIN Gazetesi’nde Ayşe Özyılmazel imzasıyla 28.12.2018 tarihinde ‘Yılın en kötü 5’lisi’ ve 18.12.2017 tarihinde ‘Bilim adamıymış’ başlıklarıyla Metin Hara ve Adriana Lima ilişkisini konu alan yazılar yayımlandı.

Metin Hara’nın avukatı Nuran Akmaz tarafından 12 Şubat 2018 tarihindeki yazılı başvurusuyla şikayet edilen yazar Ayşe Özyılmazel ‘Bilim adamıymış’ başlıklı yazısında, şikayetçi Metin Hara için ‘Eski sevgililerinin listesini bir çırpıda dökmesi hali, açıklamaları, röportajları, haberi yokmuş gibi çektirdiği magazin fotoğraflarıyla; bir kişisel gelişim gurusu değil de, samimiyetsizlik abidesi gibi geliyor bana’,
‘Kendimi yazdan beri zor tutuyorum.’ ‘Şimdi de kendisi Marka Konferansı’na katılmış. Konuştuğu ve yazdıklarını bir gram sindirememişken.’
‘İnsanlar hangi taktiklerle manipüle edilir?’, ‘İnternet bilgisiyle nasıl uzman olunur?’
‘Demiş ki ben bilim adamıyım ilişkimle gündeme gelmek istemiyorum. Bilim adamı mı? Yok kelimenin doğrusunun ‘bilim insanı’ olmasından değil, Metin Hara ne zaman bilim insanı olmuş onu anlayamadığımdan’ ifadelerine yer verdi.
Yazının devamında ‘Tehlikeyi görün’ ara başlığı ile Metin Hara’nın eğitimi konu edildi, ‘Kendisi, İstanbul Üniversitesi Çapa Kampüsü Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’ne gitmiş. Kendi internet sitesindeki bilgilere göre, üniversiteden sonra oyunculuğa başlamış…Yani, kendisinin bilim insanı olduğuna ya da o yönde ilerlediğine dair bilgimiz yok’ denildi.
Yazıda bilim insanının sözlük anlamına ilişkin ‘Evrene ilişkin olgular ve değişkenlere yönelik bilimsel veri elde etme yöntemlerini kullanarak sistematik bir şekilde bilgi elde etmeye çalışan kişidir’ tanımı yapılarak, ‘Metin Hara’nın neresi bilim insanı? Hangi sebeple bilim insanı?… Dört bir yanımızı saran ‘Ben söyledim/yaptım oldu’ cehaletinden bıktım usandım artık” ifadeleri yer aldı.
Şikayet edilenin ‘Yılın en kötü 5’lisi’ yazısında ise ‘En kötü çift, en kötü öpüşme, en kötü guru: Adriana Lima-Metin Hara… Her bir ‘aşk’ kareleri zorla öpüşmenin fotoğraflanmış haliydi sanki. İnanmadık bana ne, inanmadık işte… ‘Yılın en kötü gurusu’ şampiyonu Metin Hara, eski sevgililerinin listesini vererek, ‘bakın ben ne adamım be!’ mi çekmedi. Köşe yazarlarına ‘Bak valla bir tek seni okuyorum’ gazıyla taraftar toplamak için mesajlar mı döşenmedi, Adriana sorulunca ‘Ben bilim insanıyım’ mı demedi. Ah be gurum’ ifadeleri kullanıldı.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR

Şikayet başvurusu Sabah Günaydın gazetesi yazarı Ayşe Özyılmazel’e hem posta ile hem mail yoluyla ulaştırıldı. Bildirimin yapıldığına ilişkin ‘alındı’ belgesi geldi. Ancak muhatap, süresinde herhangi bir yanıt vermedi.
Şikayetçinin avukatları yaptıkları başvuruda, söz konusu yazının Metin Hara hakkında ‘toplumda olumsuz fikirler oluşmasına neden olabileceği’ ve ‘eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan’ ifadeler kullanıldığı savundu.
Şikayetçinin ‘bilim adamı’ olduğunu hiçbir yerde söylemediği, bir konferans çıkışında özel hayatıyla ilgili sorular yöneltildiğinde ‘verdiği cevabın çarpıldığı’ ve ‘cımbızla alınan ifadelerden yorumlar yapıldığı’ savunulan şikayet başvurusunda, ‘Müvekkilin eğitim hayatı, kariyeri ve mesleki çalışmalarına yönelik aşağılayıcı ve küçük düşürücü ifadeler kullanıldı ve karalama kampanyası başlatıldı, arkadaş ve iş çevresi zedelendi’ denildi.
Avukatları ayrıca özel yaşamıyla gündemde olmak istemeyen Metin Hara’nın, İstanbul Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü mezunu olduğunu, ‘tamamlayıcı tıp’ olarak tanımladığı bir çok tekniğin eğitimini alıp kendini geliştirdiğini ve başarılı bir fizyoterapist olduğunu kaydetti.
Başvuru dilekçesinde Metin Hara’nın özel yaşamının ‘alaycı bir dille’ haber konusu yapıldığını görüşünü belirten avukatı, yazılarda ileri sürülen iddiaların ‘toplumsal ilgiden yoksun iddialar’ olduğu, ‘bilinçli olarak okuyucuların ilgisini çekecek bir hikaye yaratarak okunurluğu artırmak ve sansasyonel bir haber yaratmak gayesiyle, gerekli araştırma yapılmadan’ yazı konusu yapıldığını savundu.
Şikayetçinin ‘kişilik haklarına saldırıldığı’ ve ‘olumsuz algı’ yaratıldığı kaydedilen başvuruda, ‘kamuoyuna mal olmuş bir şahsiyet bile olsa, halkın haber alma hakkıyla doğrudan bağlantılı olmayan amaç için özel yaşamın gizliliği ilkesinin ihlal edilemeyeceği’ vurgulandı.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Şikayet konusu yazılar Sabah Gazetesi’nin magazin ekinde, haber olarak değil, imzalı köşe yazısı olarak yer almaktadır. Yazılarda, Brezilyalı ünlü manken Adriana Lima ile ilişkisi medyada uzun süre yer alan Metin Hara konu alınmıştır. İki yazının hem yazarı, hem ele alınan kişi aynı olduğu için birlikte değerlendirilebilir.
Şikayetçi ‘Bilim adamıymış’ başlıklı yazıda ‘samimiyetsizlik abidesi’, ‘konuştuğu ve yazdıklarını bir gram sindirememişken’, ‘gerçek ve sağlam bir eğitimden geçmeden internet bilgisiyle nasıl uzman olunur’, ‘Metin Hara’nın neresi bilim insanı’, ‘uzmanlaştığını sanan insanların sahneleri kaparak oluşturduğu tehlikeyi görmemiz lazım’, ‘Başımıza guru, yaşam koçu kesiliyor’ ifadeleri ile
‘Yılın en kötü 5’lisi’ yazısında ‘Her bir aşk kareleri zorla öpüşmenin fotoğraflanmış haliydi sanki’ ifadesinin, Basın Meslek İlkeleri’nin 4’üncü, 5’inci, 6’ncı ve 12’nci maddelerini ihlal ettiğini savunmaktadır.
Şikayete konu olan yazılarda şikayetçinin ünlü manken Adriana Lima ile ilişkisi, yaptığı meslek ve eğitimi ele alınmıştır. Objektiflikten uzak, hatta ağır denebilecek üslup kullanılmıştır. Ancak bu yazılar haber değil, köşe yazısıdır. Kişisel değer yargılarının aktarıldığı bir köşe yazısında, yazar objektif ve tarafsız olmak zorunda değildir, olumlu ya da olumsuz kanaatini açıklamakta özgürdür. Bu noktada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihadına göre, belirtilen kanaatlerin ‘doğruluk’ veya ‘haklılık’ bakımından değerlendirmeye tabi tutulamayacağı da dikkate alınmalıdır. Soyut değer yargıları söz konusu olduğunda, bunların maddi/vakıasal bir dayanağının olması yeterlidir. Diğer bir deyişle, yazarın kişisel olumsuz değerlendirmesine dayanak oluşturacak birtakım vakıaların varlığı yeterlidir.
Şikayetçinin sevgilisi ünlü mankenle tatile çıkması ve çekilen fotoğrafların magazin sayfalarında yer alması, gerek mesleki faaliyetlerinin gerekse özel hayatının – kendi rızası dahilinde de – basında sıklıkla yer alması, onu bir anlamda ‘magazin figürü’ yapmış, kamuoyunda tanınır ve ilgi gören kişi olmuştur. Bu ilişkisi, eğitimi ve yaptığı iş kamuoyu tarafından merak edilir duruma gelmiştir. Her ne kadar kamunun merak duygusu bir kimse hakkında bir haberin yapılması açısından yeterli olmasa da, bu kişi hakkında köşe yazarları tarafından birtakım kişisel değerlendirmeler yapılmasını haklı kılabilir. Bu bakımdan, şikayetçiye dair yer alan birtakım ifadeler ‘özel yaşama müdahale’ teşkil etse de kamuya mal olmuş kişiler bu tür müdahalelere katlanmakla yükümlüdür. Kamuoyunda tanınan kişiler övgüye olduğu kadar, eleştiriye de katlanmalıdır. Bunun için eleştirinin doğru, adil, haklı ve benzeri nitelikte olması da gerekmez.
Öte yandan, yazıda kullanılan üslup alaycı ve yer yer saldırgan olmakla birlikte, hakaret veya özel yaşamın gizliliğini ihlal gibi durumlar bulunmadıkça, üslubun seçimi de yazara aittir. Bu noktada, kullanılan üslubun gereksiz yere nezaketsiz veya kaba olması ya da kanaatlerini açıklayabilmek açısından gerekli olmayan bir sertlikte olması arzu edilir bir durum olmayabilirse de,bu hususların hiçbiri başlı başına bir etik ihlal sebebi değildir.
Sonuç olarak, toplantıya gelen şikayetçi Metin Hara’nın avukatları Gökçe Kılıç Gülsaran ve Nuran Takmaz’ı da dinleyen Basın Konseyi Yüksek Kurulu yaptığı oylamada 5’e karşı 8 oyla ‘şikayetin yersizliği’ kararını verdi.