,

Basın Konseyi, Yeni Akit Gazetesi Ve Muhabiri Furkan Altınok’un Kınanmasına Karar Verdi.

Basın Konseyi, Akit Gazetesi’nde 25 Mayıs 2012 tarihinde; “Üniversitede Bir PKK Yandaşı”  başlığıyla ve Furkan Altınok imzasıyla yayınlanan haberle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

İNCELEME BAŞLATAN  : Basın Konseyi

 

HAKKINDA İNCELEME

BAŞLATILAN                     : 1. Yeni Akit Gazetesi

                                                  2. Furkan Altınok

                                                      (Yeni Akit Gazetesi Muhabiri)

İNCELEMENİN KONUSU           : Yeni Akit Gazetesi’nin 25.05.2012 tarihli nüshasının 16. Sayfasında Furkan Altınok yayınlanan “Üniversitede bir PKK yandaşı” başlıklı haber doğrudan İstanbul Bilgi Üniversitesi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ersan Arsan’ı hedef göstermesi nedeniyle kamuoyunda ve özellikle sosyal medyada ciddi eleştirilere yol açmış ve tüm bu gelişmeler Basın Konseyi tarafından dikkatle izlenmiştir.

Bu çerçevede, konu Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun 06.06.2012 tarihli toplantısında ele alınmış ve Doç. Dr. Esra Arsan’ı hedef gösteren bu haber nedeniyle Basın Konseyi Sözleşmesi’nin 11/E maddesi uyarınca resen inceleme başlatılması istenmiştir. Bu istem doğrultusunda yapılan araştırma neticesinde, Yeni Akit Gazetesi’nde Furkan Altınok tarafından yayınlanan “Üniversitede bir PKK yandaşı” başlıklı haberle ilgili olarak Basın Meslek İlkeleri’nin 4. ve 12. Maddeleri uyarınca inceleme başlatılmıştır.

İnceleme konusu haber ele alındığında, bu haberin hemen tamamen Doç. Dr. Esra Arsan üzerine kurgulanmış olduğu ve Doç. Arsan’a ait olduğu ileri sürülen bazı iddia ve ifadeler ortaya konular, bunlar üzerinden Doç. Arsan’a karşı sert eleştirilerde bulunulduğu görülmektedir. Haberde kullanılan ifadeler kısaca şu şekildedir:

Üniversitede bir PKK yandaşı

2008’de YÖK’ün üniversitelerdeki başörtüsü yasağını kaldırması karşısında “Dayatmaları reddediyoruz: Özgürlüklerimizden de laiklikten de taviz vermeyeceğiz!” diyerek, yasağı savunan öğretim üyelerinden Doç. Dr. Esra Arsan, terör örgütünün yayın organı ANF’ye röportaj verip “Gazeteciler artık tutuklanarak öldürülüyor!”  iddiasında bulundu.

“Kanunlara Aykırı”

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Arsan’ın kastettiği “gazeteciler”, ANF, Özgür gündem gibi haber sitesi ve gazetelerde çalışan ve KCK, Ergenekon, Devrimci Karargâh gibi örgütlere yönelik operasyonlar kapsamında “terör örgütüne yardım ve yataklıktan” tutuklanan isimler. Arsan, KCK, Egenekon, Devrimci Karargâh gibi dava süreçlerinde gerçekleşen bu tutuklamaların anayasa, TCK, basın yasası ve Türkiye’nin imzaladığı pek çok uluslar arası sözleşmeye aykırı olarak yapıldığını savundu.

Öğretim Üyesinden PKK dili

BDP ve PKK’nın argümanı olan “Ülkemizde demokrasi, insan hakları, basın ve ifade özgürlüğü önünde Demokles’in kılıcı gibi dikilen Terörle mücadele Kanunu kullanılarak, muhalif, alternatif, eleştirel gazeteciler, düşünürler, akademisyenler ve üniversite öğrencileri hapse atılıyor” iddiasını dillendiren Arsan, buna sessiz kalındığını ve bunun “zavallılık olduğunu” ileri sürdü.

“Laiklikten Taviz Vermeyeceğiz”

Bilgi Üniversitesi öğretim Üyesi Doç. Dr. Esra Arsan, diğer taraftan ise sıkı bir başörtüsü karşıtı. Arsan YÖK’ün 2008’de üniversitelerde başörtüsüne serbestlik getiren kararına şiddetle karşı çıkıyordu. “Üniversitelerden Başka Bir Ses Yükseliyor” başlığı altında bir bildiri yayınlayarak, yasağı savunan akademisyenler arasında Arsan da bulunuyordu. Bildiride “Dayatmaları reddediyoruz: Özgürlüklerimizden de laiklikten de taviz vermeyeceğiz’” deniliyordu.

 

İNCELEME BAŞLATILANIN YANITI:           Yeni Akit Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Hasan Karakaya’ya şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 20 Haziran 2012 tarihinde, 0212 447 42 01 no’lu faksa gönderilmiş, mektubun teslim alındığı bilgisi Murat Alan olarak bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 4 Temmuz 2012 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

İnceleme konusu haber 25.05.2012 tarihli Yeni Akit Gazetesi’nde “Üniversitede bir PKK Yandaşı” başlığıyla yayınlanmış olup, haber doğrudan bir üniversite öğretim üyesini hedef göstermesi nedeniyle kamuoyunda ve özellikle sosyal medyada ciddi eleştiriler ile karşılanmıştır.

Haber bir bütün olarak incelendiğinde, Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Esra Arsan’ın Fırat Haber Ajansı’na (ANF) vermiş olduğu bir röportajın kamuoyuna duyurulması şeklinde başlayan haberin daha sonra, bu röportajdan bağımsız olarak Doç. Dr. Esra Arsan’ın siyasal görüşlerine ve söylemlerine odaklandığı görülmektedir. Ancak, Doç. Arsan’ın siyasal yaklaşımının eleştirildiği haberde ele alınan hususların kendi içinde bir bütünlük arz etmediği ve esas itibarıyla Doç. Arsan’ı kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmaya ve küçük düşürmeye yönelik bir çok iddianın peş peşe sıralanması suretiyle bir “kolajlama” haber yaratıldığı anlaşılmaktadır. Gerçekten, “Üniversitede bir PKK yandaşı” başlıklı bu haber, önce Doç. Dr. Arsan tarafından Fırat Haber Ajansı’na verilen bir röportaj ile başlamakta ancak haberin devamında “Öğretim Üyesinden PKK Dili” alt başlığı ile Doç. Arsan PKK terör örgütü ile ilişkilendirilmeye çalışılmakta; nihayet haberin sonunda ise “Doç. Dr. Arsan sıkı bir başörtüsü karşıtı” ifadesi ile haberin önceki kısmıyla hiçbir ilişkisi olmayan bir başka itibarsızlaştırıcı unsur habere eklenerek,  Doç. Arsan’ın çok yönlü olarak itibarsızlaştırılması işlemi tamamlanmaktadır.

İnceleme konusu haber, haber verme hakkının sınırları açısından ele alındığında ise bu haberin Doç. Dr. Esra Arsan’ın 24 Mayıs 2012 tarihinde Fırat Haber Ajansı’na verdiği bir röportajı konu aldığı görülmektedir. Fırat Haber Ajansı tarafından yapılan Doç. Dr. Esra Arsan röportajı da, kamuoyunun gerçekleri öğrenme ve bilgilenme hakkının yerine getirilmesi açısından gerçekleştirilmiş bir haber verme faaliyetidir ve röportajın bu yönüyle kamuoyuna aktarılmasında bir “kamu yararı” bulunmaktadır. Ancak, zaten gerçekleştirilmiş ve kamuoyuna duyurulmuş bir röportajın Yeni Akit Gazetesi’nde bir kez daha haber yapılmasında ise herhangi bir “kamu yararı” olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.

Diğer yandan, Doç. Dr. Esra Arsan’ın Fırat Haber Ajansı’na vermiş olduğu röportajda ortaya koyduğu siyasal görüş ve söylemler hiçbir şekilde eleştiriden muaf değildir ve elbette eleştiri konusu yapılabilir. Ancak, burada eleştiri hakkının kullanılması noktasında bireylerin kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması, bireylerin onur, şeref ve saygınlıklarının rencide edilmemesi esası geçerlidir. Yeni Akit Gazetesi tarafından yapılan bu haberde ise, Doç. Dr. Esra Arsan’ın Fırat Haber Ajansı’na vermiş olduğu röportajda ortaya koyduğu siyasal görüş ve söylemlerin eleştirisinden ziyade, doğrudan kendisinin kişiliğine ve manevî bütünlüğüne yönelik gerçek dışı, karalayıcı bir üslupla saldırıda bulunulduğu ve dahası birbiri ile ilişkisiz olumsuz iddialar ard arda sıralanarak, Doç. Dr. Arsan’ın  açıkça hedef gösterildiği görülmektedir ki, bu durumun haber verme hakkının sınırları içerisinde kabul edilebilmesi asla mümkün değildir.

Bu nedenle, Yeni Akit Gazetesi’nin 25.05.2012 tarihinde “Üniversitede bir PKK Yandaşı” başlığıyla yayınlanan haber nedeniyle, Basın Meslek İlkeleri’nin;

–          “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez”  şeklindeki dördüncü ve

“Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci maddelerini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

Yukarıda izah edilen gerekçeler çerçevesinde, 25.05.2012 tarihinde “Üniversitede bir PKK Yandaşı” başlığıyla yayınlanan haber nedeniyle Yeni Akit Gazetesi’nin ve muhabir Furkan Altınok’un “kınanmasına  oyçokluğuyla karar verilmiştir.

(Karar No: 2012/ 24)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

,

Basın Konseyi, Mardin Life Dergisi Yazarı Nezir Güneş Ve Şırnak Express Haber Sitesi Yazarı Dündar Sansür’ün Uyarılmalarına Karar Verdi.

Basın Konseyi, www.mardinlife.com İnternet Sitesi’nde 1 Haziran 2012 tarihinde; “Mardin Barosu Ne İş Yapar?”  başlığıyla ve Nezir Güneş, www.sirnakhaber.com  İnternet Sitesi’nde 1 Haziran 2012 tarihinde; “Faruk Güneş ve Mardin Barosu” başlığıyla ve Dündar Sansür imzasıyla yayınlanan yazılarla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                        : Mardin Barosu Başkanlığı

Adına

Av. Azat Yıldırım (Mardin Barosu Başkanı)

 

ŞİKÂYET EDİLEN                        : 1. Nezir Güneş

(Mardin Life Dergisi Yazarı)

2. Dündar Sansür

(Şırnak Express Haber Sitesi Yazarı)

ŞİKÂYETİN KONUSU      : Mardin Barosu Başkanlığı adına Basın Konseyi’ne yazılı bir şikâyet başvurusu yapan Av. Azat Yıldırım, şikâyet başvurusunda özetle Şırnak Express isimli haber sitesinde 01.06.2012 tarihinde Dündar Sansür tarafından kaleme alınan köşe yazısında Mardin Barosuna, yönetim kuruluna ve Mardin Barosuna kayıtlı avukatlara ağır hakaretlerde bulunulduğunu adana escort belirterek, bu yazının Basın Meslek İlkeleri’nin 3. ve 4. Maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu köşe yazısı önce 01.06.2012 tarihinde Şırnak Express haber sitesinde “Faruk Güneş ve Mardin Barosu” başlığıyla ve Dündar sansür imzasıyla yayınlanmış, ardından bu köşe yazısı 05.06.2012 tarihinde Mardin Life Dergisi/haber sitesinde Nezir Güneş tarafından kaleme alınan “Mardin Barosu Ne iş Yapar?” başlıklı yazıda aynen alıntılanarak yeniden yayınlanmıştır.

Şikâyet konusu yazı, Mardin Barosu personeli olduğu ifade edilen Faruk Güneş isimli kişiye Baro yönetimi tarafından yapılan haksız uygulamaları eleştirmek maksadıyla kaleme alınmış olup, yazının bakırköy escort bütününde Mardin Barosu yönetimine ve avukatlarına yönelik oldukça sert ve eleştirel bir üslup kullanılmış bulunmaktadır. Şikayet konusu yazının metni kısaca şu şekildedir:

Özünde en adaletli olması gerekenlerin, en adil olması gerekenlerin hukuk gibi birlikte yaşamın olmasa olmaz koşullarının başında yer alan bir öğenin diplomasını taşıyanların, hukuksuz davranmaları ve hak yemeleri onların kendi içlerinde ne denli çelişkilerle dolu bir vaziyetin içinde olduğunu göstermekte. Hukuk dilinin temelinde de asalet yatar, en ünlü avukatlar özellikle antik yunan Atina toplumunda o toplumun en saygın kişileri filozofları hiçbir maddi karşılık beklemeksizin hakları yenilen bireyleri savunurlardı. Diploma şartı değil, insan olma şartı ön koşuldu.

İnsan olma vasfından yoksun bir kurumun kendi işçisinin hakkını dalaverelerle gasp etmeyi kişisel egoları ile hareket ederek o kuruma emek verenlerin emeğini yiyen bir kurumun söz konusu o topluma o toplumun var olan sosyal siyasi kültürel ve benzeri sorunlarını bırakın çözmeyi, bilakis o toplumun hakkını savunmadan aciz kendi çelişkileri ile boğulan bir konuma düşerci aşikardır.

Aynı zamanda entelektüeller olarak kendilerini ifade eden sürekli envai çeşit kravatlarla her gün çaka satan ve odaları bilmem hangi mimari göz aldatmacılığının göstergesi olan” bazı” avukatlar sanmasınlar ki bu onları kurtarır. Genel hatları ile hukuk gibi hayati bir mesleğin diplomalıları olan “bazı şahsiyetler”(doğru olanları bunun dışında tutmaktayım) bilirler ki, bizlerin bildiği gibi, onları aslında çağın geldiği hukuk dilinden ziyade sadece mahkemelerde iş takibi yaptıklarıdır. “bilinsin ki bu ifade Bu bir genelleme değildir.” Her şey bir yana aldığı diplomasının hakkını vermeyenler en önemlisi “ÖNCE İNSAN OLAMAYANLAR” hakta yer hukukta çiğner, kendi çalışanlarının emeğini de yemeyi gayet normal karşılarlar. Sayın Faruk Güneş bey, sizin uğradığınız hukuksuzluğu şiddetle kınıyorum, ve sözüm ona bunu yapanlar kendilerine tarih içerisinde bir rol biçmeye kalkışmasınlar, onlar kendi vicdanlarında yargılanacaklar, aynı zamanda toplum Bağcılar Escort vicdanında da yargılanırlar!. Zulme uğrayanların zalim olması ne denli üzücü bir vaka ise, adaleti temin etmeye çalışanların da adaletsiz olmaları hak yemeleri de o denli çürümüş bir anlayışın insanlığın bedbahtlar çöplüğün de yer almaya mahkum olurlar… Yukardaki ifadelerde sizlerin öyle olduğunuzu anlatma amacında değilim. Ancak genel olarak böyle bir durum umarım yoktur varsa bu üzüntü vericidir..sağduyunun hakim olması temennisi ile… son söz zalimin zulmü var ise mazlumun da Allah’ı var…Bu hukuk dilinde bir şey ifade etmeyebilir. Ama inandığımız değerlerde “İNSAN olma” değerlerinde önemli bir hukuk cevabıdır.

Savunması alınmadan alınan verilen kararların insanı vicdanları tanınırlığı asla yoktur…kimliği, statüsü, dili, rengi, suç vasfı vs gibi kavramların-olguların insan hakları temelinde var olma ve haklarını, savunma, itiraz etme en önemlisi suçunun netliğinin istenmesine karşılık talep edilen hakkın gaspının sosyal demokrasilerde hatta en geri demokrasiler de bile hiçbir anlam ifade etmediğini, böylesi bir açının ancak ve ancak faşizan yönetimlerin Baas türü yapılanmaların bir anlayışı olduğu açıktır…

Suçlama yada karalama amacında değilim.. Sadece genel anlamda hukukun ve adaletin önemini genel hatları ile kendi düşünce potamda anlatıyorum. Katılır yada katılmasınız bu sizin bileceğiniz bir durum. Ancak sizler böylesi bir kimliğe misyona soyunmuşsanız “hele BARO gibi bir toplumun en önemli STK’sı iseniz” gereklerini yerine getirme zorunluluğuna sahipsiniz. Adaletli olmalısınız olmak zorundasınız, hakkın yanında yer almalısınız. Hak yiyenin karşısında “bedeli ne olursa olsun” olmak zorundasınız. Değerli Mardin barosu yönetim kurulu ve avukatlarına samimiyetle ifade etmek isterim ki, amacım kastı aşmak değildir. Değerli Faruk Güneş’e ve onun emeğine neden gösterilmeksizin gasp edilmesinin hukuk dili ile anlaşılır yanı asla yoktur kanısındayım. Kişilerin egosu ile alınan kararların doğuracağı vicdanı azap bir yerde yine size mal olmakta. Elbette sizler şemsiyeniz altında barınan insanları alır yada almasınız bu sizin tasarrufunuzda, ancak, etik davranarak hareket etme durumundasınız. Tazminat hakları başta olmak üzere, savunma hakkı, itiraz hakkı emek hakkı asla red edilemez. Bildiğim, okuduğum anladığım budur. Yanılıyorsam beni bilgilendiriniz, değilse siz mi acaba hukuku yanlış anlamışsınız gibi bir ima belirir belleğimde… Umarım ve dilerim ki, kişilerin aldığı kararlar sizleri yarınlarda Baro olarak tarafsız ve hakkın halkın yanında yer alma pozisyonunuzu tartışmaya açmaz. Görünen bunun Vip Escort tersi bir ifade biçimini kapsamakta. Sağduyulu davranmak hakların gasp edilmemesi kutsallığına olan inancımca..

Sevgilerimle…

Bu köşe yazısı Şırnak Express haber sitesinde 01.06.2012 tarihinde Dündar Sansür imzasıyla yayınlandıktan sonra, Mardin Life haber sitesinde 05.06.2012 tarihinde Nezir Güneş imzasıyla yayınlanan ve yazarın Mardin Barosuna yönelik eleştirilerini içeren “Mardin Barosu Ne iş yapar?” başlıklı yazıda aynen alıntılanılarak kullanılmıştır.

Şikâyetçi Mardin Barosu Başkanı Av. Azat Yıldırım, bu yazının bütünü incelendiğinde eleştiri sınırlarını aşan hakaret içeren:

…….. “Önce İnsan Olmayanlar”, “Böyle bir açının ancak ve ancak faşizan yönetimlerin Baas türü yapılanmaların bir anlayışı olduğu açıktır”, “İnsan olma vasfından yoksun bir kurumun”, kâtip sırtından geçinenler olduğu iyi bilinir”, “diplomasının hakkını vermeyenler”……

gibi çeşitli hakaretamiz ifadelerin kullanıldığını belirtmiş; Mardin Barosu ve avukatları olarak her türlü eleştiriyi saygıyla karşıladıklarını ancak, yazıyı yazan kişinin hiçbir şekilde olayı araştırmadığını ve masa başında bu haberi hazırladığını ve basın yoluyla hakaretler içeren bu yazıyı yayınlayan ilgililer hakkında, Basın Meslek İlkeleri’nin 3. Ve 4. Maddelerini ihlal ettikleri gerekçesiyle yasal işlem yapılmasını talep etmiştir.

 

ŞİKÂYET EDİLENLERİN YANITI: Şikâyet edilenlerden gerek Şırnak Express haber sitesi yazarı Dündar Sansür, gerekse Mardin Life Dergisi ve İletişim Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Nezir Güneş’in yanıtları Basın Konseyi’ne ulaşmıştır.

Dündar Sansür yanıtında özetle, ilk olarak bugüne dek Basın Konseyi’nin işlevi hakkında bu denli bilgi sahibi olmadığını belirtmiş ve15 yıllık meslek hayatı boyunca uğradığı çok çeşitli haksızlıklara uğradığını belirterek, bilgi sahibi olsaydı tüm bunlara karşı kendisinin de Konsey’e başvuruda bulunacağını ifade etmiştir. Ardından daima gerçeği arayan bağımsız bir gazetecinin Şırnak’ta görev yapmasının çeşitli zorluklarının altını çizen Dündar Sansür, kendi yaşadığı sıkıntıları da çok kısaca belirtmiştir. Şikâyet konusu yazıyla ilgili olarak ise, çok özetle, bu yazıda haksızlığa uğrayan Baro Personeli Faruk Güneş’in yaşadıklarını okuyucu ile paylaştığını, hiçbir şekilde ne Mardin Barosunu ne de başka bir kurumu hedef almadığını, nitekim bu yazının ardından Faruk Güneş’e özlük haklarının iade edildiğini ve bu anlamda kendisinin haksızlığa uğrayan kişinin hakkının verilmesi şeklindeki amacına ulaştığını ifade etmiştir. Yazının içeriğindeki haksız uygulamayla ilgili olarak ise, Baro Başkanının kendisini 2 kez telefonla arayıp bilgi verdiğini, bu uygulama karşısında Baro Genel Sekreteri Çelebi Aras’ın görevinden istifa ettiğini, kendisinin Baro başkanına bu konuya ilişkin olarak bir cevap yazısı yazmasını önerdiğini ancak Baro başkanının böyle bir cevap yazısı göndermediğini ve Faruk Güneş’e özlük haklarının geri verildiğini belirtmiş, tamamen eleştiri sınırları içerisinde kalan ve basın yayın ilkeleri çerçevesinde hazırlanan bu yazıyla ilgili olarak şimdi Baro Başkanlığı’nın Basın Konseyi’ne başvurmasına bir anlam veremediğini ifade etmiştir.

Nezir Güneş ise yanıtında özetle, Mardin Barosu ile ilgili olarak yazmış olduğu yazının eleştiri sınırları içerisinde ve basın yayın ilkeleri çerçevesinde kaleme alındığını, yazıda bu kurumla ilgili olarak herhangi bir hakaret, iftira ve aşağılayıcı ifadeler olmamasına dikkat ettiğini, geneli kapsayan bu yazıda kimsenin itham edilmediğini ve ayrıca cevap hakkını kullandıkları takdirde bunu da aynı köşede yayınlayacağını ifade ettiğini belirtmiş ancak kendilerinden böyle bir açıklama gelmediği gibi bir bilgilendirme de yapılmadığını ifade etmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 4 Temmuz 2012 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu köşe yazısı bir bütün olarak irdelendiğinde, yazının esas itibarıyla Mardin Barosu personeli Faruk Güneş’in işten çıkartılması ve özlük haklarından yoksun bırakılması şeklindeki işlemi konu aldığı ve bu işlemin sert ve edebî bir üslupla eleştirildiği görülmektedir.

Öncelikle ifade etmek gerekir ki, Baro gibi bir sivil toplum kuruluşunda çalışan bir kişinin haksız yere ve özlük hakları tanınmaksızın işten çıkartılması iddiası haber değeri taşıyan bir husus olup, bu iddianın kamuoyuna aktarılmasında ve eleştirilmesinde bir “kamu yararı” bulunduğu kuşkusuzdur. Nitekim, şikâyet edilenin yanıt dilekçesinde, kendi yazısı üzerine işten çıkartılan Baro personelinin özlük haklarının tanındığını ifade etmiş olması, bu durumun haklılığını açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

Şikâyet konusu yazıyla ilgili olarak ise, yazar, bu köşe yazısında Faruk Güneş isimli personelin uğradığı haksızlığı kınadığını belirterek, kendisine yapılanın bir hukuksuzluk olduğunu ve bu hukuksuzluğun adaleti temin etmekle görevli bir kurum olan Baro nezdinde gerçekleşmiş olmasının son derece üzüntü verici olduğunu vurgulamış ve bu hukuksuzluğu gerçekleştirenlere yönelik bazı sert eleştirilerde bulunmuştur. Yazının içerisinde, bir suçlama veya karalama amacı taşımadığını özellikle belirtilmiş ve Baro gibi bir toplumun en önemli sivil toplum kuruluşunun hukuk ve adaletin gereğini yerine getirmekle yükümlü olduğunu ifade edilmiştir.

Şikâyetçinin dilekçesinde tek tek sıraladığı üzere, yazının içerisinde gerçekten sert eleştiriler içeren bazı ağır ifadeler bulunmaktadır. Ancak bu noktada haber verme ve eleştiri hakkının sınırları açısından sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için yazının içerisinde geçen belirli ifadeleri cımbızla çekip alarak değil; aksine yazının bütününü göz önüne alarak yazının bütününde bir hakaret, aşağılama veya karalama kastının bulunup bulunmadığını tespit etmek gerekir.

Şikâyet konusu yazı bu açıdan ele alındığında, Genel Sekreterlik görüşü, yazının genelinde, Mardin Barosunda bir personelin işten çıkartılması işleminin eleştirilmesinin amaçlandığı ve Baro yönetimine ve avukatlarına yönelik bir hakaret ve aşağılama amacının bulunmadığı yönündedir. Genel Sekreterlik görüşüne göre, bu yazı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 1976 tarihli Handyside kararından bu yana ifade özgürlüğü ile ilgili vermiş olduğu içtihatlarla oluşturulan ve Türk Yargıtayı tarafından da benimsenmiş standartlar çerçevesinde, basın yoluyla düşünceyi açıklama özgürlüğü içerisinde yer almaktadır.

Bununla birlikte, konuyu değerlendiren Basın Konseyi Yüksek Kurulu, yazının genelinin bir bütün olarak ele alınması şeklindeki Genel Sekreterlik görüşüne prensip olarak katılmak ile birlikte; şikâyet konusu yazıda kullanılan belirli ifadelerin haber verme ve eleştiri hakkının sınırlarını aştığını ve muhataplarına yönelik açık ve aleni hakaret içerdiğini ve bu durumun hukuk düzeni tarafından himaye edilemeyeceği düşüncesiyle, şikâyet konusu yazının Basın Meslek İlkeleri’nin 4. Maddesini ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır.

Yukarıda açıklanan bu gerekçe çerçevesinde, Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Mardin Barosu Başkanlığı adına Av. Azat Yıldırım tarafından,  01.06.2012 tarihinde Şırnak Express haber sitesinde yayınlanan ve 05.06.2012 tarihinde Mardin Life Dergisi/haber sitesinde tarafından aynen alıntılanan köşe yazısı nedeniyle,  Şırnak Express Yazarı Dündar Sansür ve Mardin Life yazarı Nezir Güneş’in “uyarılmalarına”  oyçokluğuyla karar verilmiştir.

(Karar No: 2012/ 25-26)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

,

Basın Konseyi, www.Gecce.Com İnternet Sitesi Ve Yazarı Gül Erçetingöz’ün Uyarılmasına Karar Verdi.

Basın Konseyi, www.gecce.com İnternet Sitesi’nde 15 Mayıs 2012 tarihinde; “Sinem Kobal’ı 40 Hoca Okumuş!”  başlığıyla ve Gül Erçetingöz imzasıyla yayınlanan yazıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                        : Sinem Kobal

 

VEKİLİ                                : Av. Gökçe Kılıç Gülsaran

 

ŞİKÂYET EDİLEN                        : 1. Medyanet İnternet hizmetleri ve

Yayıncılık Tic. Ltd. Şti

(www.gecce.com İnternet sitesi)

2. Gül Erçetingöz

( www.gecce.com internet haber

/magazin sitesi yazarı)

 

VEKİLİ                                : Av. Ömer Durak

ŞİKÂYETİN KONUSU      : Sinem Kobal vekili Av. Gökçe Kılıç Gülsaran’ Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 21.05.2012 tarihli yazılı şikâyet başvurusunda, www.gecce.com alan isimli internet sitesinde 15.05.2012 tarihinde Gül Erçetingöz imzasıyla Şirinevler Emlak Firmaları yayınlanmış olan “Sinem Kobal’ı 40 Hoca okumuş” başlıklı yazı ile müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu ve Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu haber, www.gecce.com internet haber/magazin sitesinde 15.05.2012 tarihinde “Sinem Kobal’ı 40 Hoca Okumuş” başlığıyla yayınlanmış olan bir magazin haberidir. Haberin genelinde ise tam olarak şu ifadelere yer verildiği görülmektedir:

“Merhabalar efendim, yine uzun zaman oldu. En son Ajda Pekkan yazımda epey bir beklemiştik. İzzet Çapa bugün bombayı patlatıp da ‘Arda Turan & Sinem Kobal çifti barışmış evleniyorlar ‘ diyince ben de duyduklarımı yazayım dedim.

Efendim Arda Turan ve Sinem Kobal ‘ın çok sevdikleri bir tiyatrocu ablaları var. Bu bol botoxlu ‘eyvah eyvah ‘ ablaları da onları çok sever. Ayrıldıklarında onları bir Şirinevler Evden Eve Nakliyat araya getirmek için az uğraşmadı ama nafile olmadı. Arda nuh dedi peygamber demedi barışmamakta kararlıydı.

Ama Sinem Kobal’ı günden güne erirken görmeye dayanamayan bu abla, sonunda ünlü bir teknik direktörün karısının maaşlı hocalarına Sinem ‘i götürmüş. Efendim bu 40 kişilik okuma ekibi, okuma diyorum çünkü gerçekten ciddi hepsi hafız mertebesinde iyi hocalar, almışlar Arda Turan ‘ın resmini ellerine başlamışlar okumaya. Okuma tam iki ay sürmüş. İki ay sonunda da Arda Sinem ‘i yana yakıla çağırmış yanına.

Sinem Kobal da etekleri zil çala çala gitmiş yanına; yakında Şirinevler Araç Kiralama evlenirler. Hocalar evlilik sözü vermişler Sinem Kobal ‘a. Bakalım göreceğiz. Bunlar benim duyduklarım.

Artık işler sosyetede ve sanat camiasında böyle dönüyor. Tutacaksın teknik direktörün karısı gibi 40 kişilik ekip, okuya üfleye küllerinden doğacaksın…

Efendim aslında kimler kimler var böyle ekip hoca tutup işlerini yoluna koyan. Daha yeni bebek sahibi olan bir assolist de bu yola başvurmuş.. Offf hem de ne okutmak. Yeni evlenen türkücü küçük kızımız vallahi o da küllerinden doğdu sanki. Geçen gün televizyonda evini gösterdiler, küçük dilimi yutacaktım. Benim diyen zenginin evi öyle değil.

Ben karşı değilim sonuçta kendimiz oturup okuyup üfleyemiyoruz bizim yerimize bunu gerçekten doğru yapanlar varsa neden olmasın. Ama tabii bir de bol bol para olması lazım. En az okuma 8 bin TL ‘den başlıyormuş. Yani anlayacağınız yine bu işler parası olana yarıyor. Parası olmayan da otursun evinde açsın dua kitabını yalvarsın dursun.”

Bu haberin yayınlanmasının ardından, Basın Konseyi’ne başvuruda bulunan Sinem Kobal vekili Av. Gökçe Kılıç Gülsaran şikâyet başvurusunda özetle, gerçeklik değeri taşımayan ve müvekkili hakkında olumsuz fikirler oluşmasına neden olabilecek bu yazının, sorumlu gazetecilik anlayışına ve Basın Meslek İlkeleri’ne aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Şikâyet dilekçesinde, bu haberin yalnızca toplumu yanıltı bir mahiyet taşımadığı ancak aynı zamanda yazıda geçen ifadeler ile müvekkilin toplum nezdinde küçük düşürüldüğünü ve itibarının zedelendiği ifade edilmiş ve bu durumu kanıtlamak üzere, haberden alıntılar yapılarak, müvekkil küçük düşüren ve bir kadın olarak onurunu kıran gerçek dışı iddialar sıralanmıştır.  Bunun yanı sıra, haberde yer alan, şikâyetçi Sinem Kobal’ın erkek arkadaşı ile barışmak ve evlenmek için hocaya gidip kendisi okuttuğu iddiasının tamamen gerçek dışı olduğu belirtilmiş, kendisini kanıtlamış bir dizi oyuncusu olan şikâyetçi hakkındaki bu gerçek dışı iddianın yalnızca kendisini yıpratmak ve onun popülaritesinden yararlanmak maksadıyla ortaya atıldığı belirtilmiştir. Bu gerçek dışı haber hazırlanırken, hiçbir şekilde bir araştırma yapılmadığı ve şikâyetçinin özel Rent a car hayatının sansasyonel bir haber yaratmak gayesiyle ihlal edildiği belirtilerek, tüm bu hususların Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI:  Medyanet İnternet hizmetleri ve Yayıncılık Tic. Ltd. (www.gecce.com internet haber/magazin sitesi) ve Gül Erçetingöz vekili Av. Ömer Durak tarafından Basın Konseyi’ne gönderilen 19.06.2012 tarihli yanıt açıklamasında özetle, şikâyet eden tarafından şikâyet konusu yazıya istinaden kendilerine ihtarname gönderilerek bu yazının kaldırılmasının talep edildiğini ve bu ihtarname üzerine yazının kaldırıldığı, gerek www.gecce.com internet sitesinde gerekse google arama motorunda söz konusu içeriğe rastlanılmadığı, bu yazının herhangi bir mahkeme kararı olmamasına rağmen müvekkili iyi niyet çerçevesinde kaldırılarak erişime engellendiği, şikâyetçini Basın Meslek İlkeleri’ne aykırılık iddiasının mesnetsiz ve hukuka aykırı olduğu belirtilmiş ve bu şikâyet hakkında şikâyetin yersizliğine karar verilmesi talep edilmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 4 Temmuz 2012 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu yazı, www.gecce.com haber/magazin sitesinde 15.05.2012 tarihinde Gül Erçetingöz imzası ve “Sinem Kobal’ı 40 Hoca okumuş” başlığıyla yayınlanmış bir magazin haberidir.

Habere konu edilen şikâyetçi, popüler bir dizi oyuncusudur ve bu nedenle magazin dünyasının yakından takip ettiği bir kişiliktir. Magazin basını tarafından bugüne kadar şikâyetçinin özel yaşamına ilişkin pek çok haber, yorum, fotoğraf ve görüntü yayınlanmış olup, şikâyet konusu haber de bütünüyle şikâyetçinin özel yaşamı ile ilgili ilginç ve çarpıcı bir iddianın kamuoyuna aktarılmasından ibarettir.

Bu nedenle, bu şikâyetle ilgili olarak esas araştırılması gereken konu, bireylerin özel yaşamlarının gizliliğinin korunması hakkı ile basın yoluyla ifade özgürlüğünün kullanılması arasında adil bir dengenin kurulmasına ilişkindir. Somut olayda olduğu gibi, basın tarafından yayınlanan habere konu edilen kişinin, sıradan bir birey değil ancak şöhretli bir kimse olması durumunda ne şekilde hareket edilmesi gerektiği konusunda, temel ilke ve standartlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilmiş olan 2006 tarihli Von Hannover vs. Almanya kararında net bir biçimde ortaya konulmuştur. Monaco prensesi Caroline’in  çocuklarıyla yemek yerken, kano yaparken, plajda tam sendelediği bir anda vs. gibi tamamen özel yaşamını sürdürdüğü alanlarda çekilmiş fotoğraflarının yayınlanmasına ilişkin olarak verilen bu kararda AİHM özetle, özel hayata ilişkin korumanın ifade özgürlüğüne karşı dengelenmesinde ağırlıklı unsurun yayınlanan fotoğraf ve makalelerin kamu yararına katkıda bulunması gerekliliği olduğunu belirtmiştir. Mahkeme bu noktada kamu yararı ve kamu merakı arasında kesin bir ayırım yapmış ve başvurucunun kamuoyunda tanınmış bir kişi olmasına rağmen, yegane amacı başvurucunun özel hayatına ait detaylarla birtakım okuyucuların merak duygularını tatmin etmek olan söz konusu fotoğraf ve makalelerin yayınlanmasının topluma herhangi bir yarar sağlamayacağına karar vermiştir. Diğer bir ifadeyle AİHM, bireylerin özel yaşama ilişkin haber, yorum, fotoğraf ve görüntülerin topluma duyurulmasında ancak kamu yararı var ise bu durumda bir dengenin varlığından söz edilebileceğini; buna karşın sadece kamu merakını tatmin etmeye yönelen haber, yorum, fotoğraf ve görüntülerin ise AİHS korumasından yararlanmayacağını açıkça belirlemiştir. AİHM, Prenses Caroline’in açtığı davada, fotoğraf ve makalelerin, başvurucunun herhangi bir resmi görevi olmaması

Ve başvurucunun özel hayatı ile ilgili olmaları nedeniyle kamu menfaatine bir katkı sağlamadığının aşikâr olduğuna karar vermiştir.  Buna ek olarak, Mahkeme, kamuya açık mekânlarda bulunsa ve herkes tarafından tanınsa dahi,  halkın başvurucunun nerede olduğunu ve genel olarak özel hayatında nasıl davrandığını bilme hususunda yasal bir menfaatinin olmadığına karar vermiş ve başvurucunun tamamen özel yaşamını sürdürmesiyle ilgili olan bu fotoğrafların yayınlanmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özel yaşamın gizliliği hakkını düzenleyen 8. Maddesinin ihlâli niteliğinde olduğuna hükmetmiştir.

Bu karardan hareketle somut şikâyeti ele aldığımızda, şikâyetçinin sevgilisiyle barışmak için 40 hocaya gittiği ve hocaların okuduğu şeklindeki haberin kamuoyuna aktarılmasında yukarıda yapılan ayırım çerçevesinde herhangi bir kamu yararından söz edebilmek mümkün olmayıp; bu haber bütünüyle kamu merakını tatmin etmeye yönelik bir haberdir.

Bunun yanı sıra haber şikâyetçi tarafından kesin bir dille yalanlanmış olup, şikâyet edilen vekilinin yanıt yazısında da, haberin gerçekliğini savunan ya da ispatlamaya yönelen hiçbir somut veri ortaya konulmamıştır. Nitekim şikâyet edilenin dilekçesinde ifade edildiği gibi, şikâyetçinin talebi üzerine bu haber, şikâyete konu internet sitesinden kaldırılmış ve erişime engellenmiştir. Ancak, şikâyet edilen vekilinin iddiasının aksine, google arama motorundan giriş yapıldığında bu haberi farklı haber/magazin sitelerinde kopyalanmış olarak görebilmek mümkündür.

Sonuç olarak, şikâyetçinin özel yaşamına ilişkin olarak kaleme alınan dedikodu mahiyetindeki bu yazının kamuoyuna aktarılmasında hiçbir kamu yararı bulunmadığı ve ayrıca yazının içeriğinin de gerçekliği ciddi anlamda şüpheli görüldüğü için, bu yazı ile şikâyetçinin kişilik haklarına zarar verildiği tespit edilmiştir. Bu itibarla, bu yazının Basın Meslek İlkeleri’nin;

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

“Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz” şeklindeki beşinci ve

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı maddelerini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda izah edilen gerekçeler çerçevesinde, www.gecce.com haber/magazin sitesinde 15.05.2012 tarihinde “Sinem Kobal’ı 40 Hoca okumuş” başlığıyla yayınlanan haber nedeniyle, www.gecce.com haber/magazin sitesi ile haberi hazırlayan Gül Erçetingöz’ün “uyarılmasına  oyçokluğuyla karar verilmiştir.

(Karar No: 2012/ 27)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

Basın Konseyi: Tutuklu Gazeteciler, Denetimli Serbestlik Hükümlerinden Yararlandırılmalı

TBMM nin kabul ettiği “3.cü Yargı Paketi” nin öngördüğü “Denetimli Serbestlik Hükümleri” nden yararlanmak için İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’da haklarında açılan davalar nedeniyle tutuklu bulunan 90’nı aşkın meslektaşımızın da, kendileri ya da Avukatları tarafından ilgili Mahkemelere başvurdukları biliniyor.

Yargımızın bu başvuruları değerlendirilirken kendilerine verilmiş dilekçelerin yanında Basın Konseyi’nin de aynı yönde ve tüm meslektaşlarımızı kapsayan dilek ve temennilerini göz ardı etmeyeceğini umud ediyoruz.

Gazeteciler Davalarla Susturulamaz

Ahmet Şık’ın yaptığı bir açıklama nedeniyle hakkında 7 yıla kadar hapis istenmesi karşısında Basın Konseyi Genel Sekreteri Dr. Hasan Sınar bir açıklama yaptı:

Kamuoyunun yakından takip ettiği üzere Gazeteci Ahmet Şık henüz basılmamış kitabı nedeniyle Oda Tv davasında tutuklanmış ve bir yılı aşkın süre ile tutuklu kalmıştı.

Ahmet Şık Oda Tv davasından tutuksuz olarak yargılanmaya devam ederken, kamuoyu
kendisi hakkındaki yeni bir iddianame haberiyle sarsıldı; zira, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Ahmet Şık’ın tahliyesinin hemen ardından cezaevi kapısı önünde yapmış olduğu açıklamalar nedeniyle yedi yıla kadar hapis istemiyle iddianame tanzim edildiği ortaya çıktı.

Basın Konseyi olarak, basın ve ifade özgürlüğü alanında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşmiş içtihatlarını ve hukukun evrensel ilkelerini hiçe sayan bu yaklaşımı fevkalade yadırgıyoruz. Yargı organları, gerçekten kendi saygınlıkları ve itibarları korumak istiyorlarsa, bunun çözümü bu iddianamede olduğu gibi hukuk dışı, abartılı bir hassasiyet ve alınganlık içine girmek değil; aksine başta tutuklama tedbiri olmak üzere tüm ceza hukuku araçlarının kamuoyu vicdanını yaralamayacak biçimde kullanılmasıdır.

Ahmet Şık’la ilgili olarak da şu kadarını söyleyelim ki, Türkiye’de gazetecilik mesleğinin yüzünü ağartan insanlardan biri olan bu değerli kardeşimiz bugüne kadarki kararlı duruşuyla hiçbir baskının onuruyla gazetecilik yapmasını engelleyemeyeceğini çok açık bir biçimde göstermiştir. Bundan sonra da, Ahmet’in soruşturmalarla, davalarla, tutuklamalarla susturulamayacağını ve kendisine yönelen bu gibi her türlü baskıya karşı sonuna kadar yanında olduğumuzu tüm kamuoyunun dikkatlerine sunarız.

Saygılarımızla

Basın Konseyi Diyarbakır'da

Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit ve Yüksek Kurul Üyelerinden Av. Turgut Kazan, Gazeteciler Tufan Türenç, Yalçın Büyükdağlı ve Ali Sirmen’den oluşan heyet Diyarbakır D Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan gazeteciler Vedat Kurşun, Tayip Temel ve Ahmet Birsin’i ziyaret etti. Görüşmede, tutuklu gazetecilerın yaşadıkları adlî süreç ve cezaevi koşulları hakkında bilgi alındı. Heyet görüşmenin ardından Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak, Diyarbakır Baro Başkanı Mehmet Emin Aktar, Ticaret-Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Diyadin Gezer ve İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi’ni ziyaret etti. Bu temaslardan sonra heyet Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nde bir basın açıklaması yaptı.

Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit açıklamasında “Tutuklu olan arkadaşlarımız, biz terör örgütü üyesi değiliz; ifade özgürlüğünü kullanmak dışında hiçbir suçu olmayan gazeteci yurttaşlarız diyorlar. Eğer şiddet kullanmıyor, okurlarını ve izleyicilerini şiddete yöneltmiyorsa gazeteci ifade özgürlüğünü sınırsız bir şekilde kullanmalıdır. Ancak maalesef siyasi iktidar önceki seçim dönemlerindeki tüm vaatlerine aykırı bir tutum takınarak gazetecileri susturmak yönünde bir anlayışı benimsemiş durumda” şeklinde konuştu.

Orhan Birgit, Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasıyla ilgili bir soruya yönelik olarak ise “Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması bizim başından beri savunduğumuz bir durum. Ancak bu mahkemelerin yerine neyin ikame edileceğini de önceden görmemiz gerekiyor. Biliyorsunuz bu Özel Yetkili Mahkemeler, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yerine geldi. Aslında sadece bir tabela değişikliği yapıldı. Bu itibarla Özel Yetkili Mahkemeler yerine bir Mahkeme ikame edilmemesi gerektiğini, Türkiye’de olağanüstü mahkemeler döneminin kapanması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak mutlaka bir ikame yapılacaksa da, bunun yalnızca şiddeti bir yöntem olarak benimsemiş silahlı terör faaliyetlerine ilişkin bir ihtisas mahkemesi şeklinde olması gerekir. Yoksa gazetecileri, aydınları, bilim insanlarını, silahla hiçbir ilgisi olmayan sivil yurttaşları yargılayan zihniyet aslında ifade özgürlüğünü yargılayan bir zihniyettir ve siyasal irade bu zihniyeti ortadan kaldırmayı amaçlamadığı müddetçe, mahkemenin adının ne olduğunun hiçbir önemi yoktur” şeklinde konuştu…

 

 

 

 

Basın Konseyi’nden Bir Heyet Diyarbakır’a Gidiyor.

Diyarbakır Cezaevinde tutuklu bulunan gazetecileri ziyaret etmek amacıyla Basın Konseyi’nden bir heyet 28 Haziran 2012 Perşembe günü Diyarbakır’a gidecek.

 

Konsey Başkanı Orhan Birgit ve Yüksek Kurul Üyeleri Av. Turgut Kazan, Gazeteciler Tufan Türenç ve Yalçın Büyükdağlı ile Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Ali Sirmen’den oluşan heyet, Azadiya Welat Gazetesi, Dicle Haber Ajansı,  Radyo Dünya’da çalışırken tutuklanan meslektaşları ile görüşecek ve tutukluluk koşulları hakkın da bilgi alacak.

 

Aynı gün Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak, Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Siyasi Partilerin il Başkanlıklarını da ziyaret edecek olan Basın Konseyi Heyeti, Diyarbakır Güney Doğu Gazeteciler Cemiyetinde bir Basın Toplantısı yapacak.

"Kanalizasyon Çukurundaki Elma Fidanı" – Pınar Türenç

KANALİZASYON ÇUKURUNDAKİ ELMA FİDANI

Gecenin bir saatinde aniden uyandım. Elma fidanını hayal etmeye başladım.

Müyesser Yıldız’ın Silivri çıkmazındaki o eşsiz elma fidanını..

Sabah, Basın Konseyi’ni ziyaretinde anlatmıştı içimi burkan “elma fidanı” öyküsünü.

 

Filmlere konu olabilecek, üzerine roman yazılabilecek bir öyküydü.

 

O sabah, Basın Konseyi kabul salonunda Başkan Orhan Birgit ve Yüksek Kurul üyeleri olarak O’nu ve eşini karşımıza almış, Silivri günlerinin öncesini ve sonrasını konuşuyorduk. Anlattığı her olay, tüyleri diken diken ediyordu.

Kocası , Silivri’deki cezaevi kapısından aldığı Müyesser’in , üç gündür polis  dinlenme tesislerinde bir nebze de olsa dinlenebilmesi için çırpınıyordu.. Mutluydu. Karısına 16 ay sonra yeniden kavuşmuştu. Karşımızda oturan bir Emniyet müdürüydü. Aylar önce, Müyesser’in Ankara’daki evlerinden alınış saatlerini anlatırken, her bir cümlesi, hepimizi şaşkına çeviriyordu:

‘’ Emniyet Müdürü olduğum için beylik tabancam var.’’ diye söze başladı.

‘’ Ayrıca babamdan kalan silahlarım da ruhsatlıdır. O sabah, 16 ay önce, eve baskın oldu ve kasadaki silahları çıkardım, gösterdim. Çünkü Müyesser Hanım, silahlı terör örgütü üyesi olmakla suçlanmıştı. İşte dedim, silahlarımız bunlar..’’

Müyesser Yıldız’ın eşi , önündeki çaydan bir yudum daha içip, devam etti..

“Suç örgütü silahları aramaları gerekirken, hiç dönüp bakmadılar bile. Hemen bilgisayara yöneldiler ve beynini alıp gittiler. Meğer suç aleti, bilgisayarmış.”

Müyesser Yıldız devam etti:

‘’Sonradan anlaşıldı ki, bilgisayarıma yükleme yapılmış. Bunu da raporla kanıtladık ama nafileydi. Tutukladılar, 16 ayımı benden aldılar. Şimdi yaşamadığım 16 ayımı kim, nasıl bana geri verecek?’’

 

Neden tutuklandığını, nasıl salıverildiğini anlamamıştı.  Tutuklu kaldığı süre içinde 10 kilo vermiş, iki beden küçülmüştü. Kuş gibiydi. ,naif bedeni daha da ufalmıştı.

 

Üç gündür kaybettiği özgürlüğü yeniden yaşamaya çalışıyordu. İlk İki akşamı, hiç uyumadan İstanbul’daki konukevinde geçirmişti. Bu arada İzmit’teki alzhmerli annesini gidip görmüştü.

‘’Galiba benim geldiğimi hissetti. Bir başka baktı yüzüme’’ dedi.

Üzerindeki beyaz bluzundan başka giysisi yoktu. Yeni bir şeyler almak istiyordu.

‘’Silivri’den çıkarken eşyalarını almadın mı?’’ diye sordum.

‘’Birkaç parça eşya aldım. Başta Atatürk posterim ile oğlumun fotoğraflarını. ‘’ dedi ve uzaklara dalıp gülümsedi:

‘’Ama elma fidanımı yanıma alamadım. Fotoğrafını da çektirmeme izin vermediler. Yasakmış’’

‘’Ne elması, ne fidanı?’’  diyecek oldum. Yanıtladı:

‘’  Bir gün elma yedim ve içinden çıkan çekirdeği, havalandırma bölümünden geçen kanal çukurunun içine diktim, daha doğrusu gömdüm.  Gittim geldim suladım, izledim. Aylar sonra bir sabah baktım ki, elma çekirdeğim filiz vermişti. Günlerce onun fidan olmasını bekledim, ’’

İşaret parmağını bana doğru uzatıp anlatmaya devam etti.:

‘’İşte bu parmağım kadar olmuştu. Sevgimi ona veriyordum. Konuşuyordum.  Onun fotoğrafını çektirmek istedim. ‘’olmaz’’ dediler. Başlarına bela olurmuş. İzin vermediler. Elma fidanımdan korktular. Çaresiz, ondan ayrıldım. Bir fotoğrafı bile olmadı. ’’

Acaba elma fidanı bundan sonra ne olurdu?

Müyesser Yıldız bir başka hapishane öyküsüyle yanıt verdi :

‘’Hani siz geldiğinizde açık görüş salonundaki  pinokyo figürlü resmimiz vardı  ya.. O da yasaklı fotoğraflar arasına alınmış. Bir daha kimseyle o pinokyonun yalandan uzamış burnunun altında oturamadık, fotoğraf çektiremedik.  Neden ki diye sorduğumda, yeni yeni unutturuyoruz .. Bir daha pinokyolu resim isteme sakın dediler.’’

Pınar Türenç
Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi

Müyesser Yıldız Basın Konseyi'nde…

 

Terör örgütü kurmak ve yönetmek suçuyla 16 ay silivri cezaevinde tutuklu kalan  ve geçtiğimiz günlerde serbest bırakılan gazeteci Müyesser Yıldız bugün Basın Konseyi’ni ziyaret ederek Yüksek Kurul Üyeleriyle bir araya  geldi.

Silivri tutuklu günlerinden sonra özgürlüğünün tadını çıkaramadığını, geride çok sayıda arkadaşının tutuklu kaldığını söyleyen Müyesser Yıldız “bedenim dışarıda ama ruhum içeride kaldı. Onlar özgür  kalıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz’’ dedi.

Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit, İkinci Başkan Kenan Akın, Yüksek Kurul Üyeleri Pınar Türenç, Nurşen Mazıcı ile Genel Sekreter Hasan Sınar’a tutukluluk günlerini anlatırken, “Üç gündür dışarıdayım ama hala gökyüzüne bakamıyorum. Toprağın kokusunu alamıyorum. Ben 16 ay özgürlüğümden uzak kaldım. Ya 4-5 yıldır içeride tutuklu kalanlar ne yapsınlar, suçumuz neydi, anlayamadık” diye konuştu..

 

Basın Konseyi; Kocaeli Gazetesi Yazarı M. Tanzer Ünal'ın Kınanmasına Karar Verdi.

Kocaeli Gazetesi’nde; 27 Ağustos 2011 tarihinde, “Kim veya kimler üstüne alınırsa…” başlığıyla ve M. Tanzer Ünal imzasıyla yayınlanan yazıya ilişkin olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

KARAR

ŞİKÂYETÇİ                          : Serpil Çolak

Bizim Kocaeli Gazetesi

Yayın Koordinatörü

ŞİKÂYET EDİLENLER   : M. Tanzer Ünal

Kocaeli Gazetesi Yazarı

ŞİKÂYET KONUSU : Bizim Kocaeli Gazetesi Yayın Koordinatörü Serpil Çolak Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 12.09.2011 tarihli şikâyet başvurusunda, Kocaeli Gazetesi’nin 27.08.2011 tarihli nüshasının 5. sayfasında yayınlanan “Kim veya kimler üstüne alınırsa” başlığıyla yayınlanan M. Tanzer Ünal imzalı yazının Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu yazı, Kocaeli Gazetesi’nin 27.08.2011 tarihli nüshasında yayınlanmış olup, yazının içeriğinden belirli bir kişi hedef alınarak kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Şikâyet konusu yazı şu şekildedir:

“Kim veya kimler üstüne alınırsa…

Sadece kadının değil…
Sadece erkeğin değil…
Kalemin de orospusu olur.
Kadın orospunun zararı kendinedir.
Erkek orospunun zararı da…
Ama kalemin orospu olmasının zararını tüm toplum çeker.
Toplum gerçekleri göremez…
İyi ile kötüyü ayırt edemez…
Güç sahipleri, o “ kalemleri” satın alırlar, istediklerini yazdırırlar.
Daha kötüsü de var…
İnsanın hem kendisi, hem de kalemi orospu olursa, durum daha da vahimdir.
O insanın yapamayacağı hiçbir şey yoktur.
Çünkü kullandıracak iki şeyi vardır.
İşte o insandan korkulur.”

Şikâyetçi Serpil Çolak, söz konusu yazı ile hedef alınan kişinin kendisi olduğunu belirterek, bu yazıyı kaleme alan Kocaeli Gazetesi yazarı M. Tanzer Ünal’ın Kocaeli’nin ilçe belediyelerinden Kartepe Belediye Başkanı Şükrü Karabalık’a giderek “Serpil Çolak’a Koleos marka jeep almışsın, bana da ihale vereceksin” şeklinde bir söylemde bulunduğunu ve kendisinin belediye başkanından “rüşvet” aldığı iddiasını tüm Kocaeli’ye yaydığını, hatta bu iddiayı Kocaeli ilinde yayın yapan bir başka gazete olan Gazete Kocaeli’nin birinci sayfasına kadar taşıdığını ileri sürmüştür. Bu durum üzerine, kendisinin de cevap hakkını kullandığını, bu bağlamda Kocaeli Gazetesi’nde yazdığı 27.08.2011 tarihli yazıda, “rüşvet” olduğu ileri sürülen ancak kendisine değil, çalıştığı şirkete ait olan bu otomobilin hangi koşullarla alındığını banka ve kredi hesap numaralarıyla ortaya koyarak bu iddiayı çürüttüğünü ifade etmiştir. M. Tanzer Ünal’ın şikâyete konu yazısının ise, bu cevap yazınının hemen ertesi günü yayınlandığını ve bu yazıda açıkça ismi telaffuz edilmemiş olsa da, yazıda kendisinden bahsedildiğinin bütün Kocaeli tarafından anlaşıldığını ifade etmiştir.

Şikâyetçi Serpil Çolak, M. Tanzer Ünal tarafından Kocaeli Gazetesi’nden yayınlanan bu yazının, kişilik haklarını zedeleyen, yanlış ve hakarete varan ifadeler içermesi nedeniyle, gereğinin yapılması talebinde bulunmuştur.

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI: Kocaeli Gazetesi Yazarı M. Tanzer Ünal’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 21 Eylül 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Sami Ersoy olarak bildirilmişse de kendisinden herhangi bir yanıt gelmemiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 5 Ekim 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu yazı, Kocaeli Gazetesi’nin 27.08.2011 tarihli nüshasında M. Tanzer Ünal imzası ile yayınlanmış olup, yazının içeriği itibarıyla belirli bir kimseyi hedef aldığı açıkça anlaşılmaktadır.

Ancak, somut olayda esas önem taşıyan husus, bu yazının tamamına yansıyan üslubun biçim ve seviye olarak, basının haber verme görevinin yerine getirilmesi ile asla bağdaşmayan ve bir köşe yazısına asla yakışmayan bir mahiyet taşımasıdır.

Gazetecinin, bireylerin bilgilenme hakkının sağlanması yönünden, haber verme ve haberi yayma görevini özgürce yerine getirmeleri esastır ve bu esasın gerçekleştirilebilmesi için, gazetecilik faaliyetinin önündeki tüm engellerin ortadan kaldırılması, demokratik toplum düzeninin zorunlu bir gereğidir. Ancak gazetecilere sağlanan bu özgürlük ortamı, yalnızca onların haber verme ve haberi yayma görevlerini üzerlerinde hiçbir baskı hissetmeksizin serbestçe yerine getirebilmeleri amacına yöneliktir. Yoksa basının haber verme görevi, bir gazetecinin sahip olduğu gazete köşesinde, en galiz ifadeleri fütursuzca kullanabileceği ve bireylerin kişilik haklarına dilediği gibi saldırabileceği anlamına asla gelmez.

Somut olayda, şikâyet konusu yazıyı bu çerçevede ele aldığımızda, haber verme fonksiyonu ile hiçbir ilişkisi olmayan bu yazının gerek üslup gerekse içerik olarak son derece seviyesizce kaleme alındığı ve –şikâyetçinin kişilik haklarına saldırıp saldırmadığının araştırılmasına dahi gerek olmaksızın – Basın Meslek İlkeleri’ni açıkça ihlal ettiği görülmektedir.

Kaldı ki, şikâyetçinin, ciddi bir üslup sorunu olan bu yazı ile kendisinin hedef alındığı yönündeki açıklamaları da gayet tutarlı ve ikna edici bir özellik taşımaktadır.

Tüm bu verilerin ışığında, M. Tanzer Ünal tarafından Kocaeli Gazetesi’nin 27.08.2011 tarihli nüshasında yayınlanan “Kim veya kimler üzerine alınırsa” başlıklı yazının, Basın Meslek İlkeleri’nin,

–          “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

–         “ Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda arz olunan gerekçeler çerçevesinde, Basın Meslek İlkeleri’nin dördüncü ve on ikinci maddelerini ihlal eden Kocaeli Gazetesi Yazarı M. Tanzer Ünal’ın “kınanmasına” oybirliği ile karar verilmiştir.

(Karar No: 2011/36)

———————-
Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.