Basın Konseyi, Vatan Gazetesi Ve Vatan Gazetesi Muhabiri Elif Altın’ın Uyarılmalarına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi, Vatan Gazetesi ve Vatan Gazetesi Muhabiri Elif Altın hakkındaki şikâyetle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir. http://rozenhout.nl/

köpt Viagra på nätet  

binäre optionen strategie youtube KARAR

forex uzmanı nasıl olunur  

otomatik forex programı ŞİKÂYETÇİ                         : Av. Çiğdem Çakır

(Nejat Çakır vekili)

new dating sites free  

Köpa Viagra Luleå ŞİKÂYET EDİLEN            : 1) Vatan Gazetesi

seroquel                                                          2) Elif Altın (Vatan Gazetesi Muhabiri)

http://darrenpalmer.com/?katernot=anyoption-com&4d2=40  

Click Here ŞİKÂYET KONUSU           : Şikâyetçi Nejat Çakır vekili Av. Çiğdem Çakır, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 14.11.2011 tarihli yazılı şikâyet başvurusunda, Vatan Gazetesi’nin 02.11.2011 tarihli nüshasının ana sayfasında,  muhabir Elif Altın imzası ile yayınlanan “Savcıya Suçüstü” başlıklı haber ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu haber, 02.11.2011 tarihli Vatan Gazetesi’nin ana sayfasında “Savcıya Suçüstü” başlığı ile yayınlanmış, haberin detayları ise gazetenin 19. Sayfasında “Savcıya rüşvetten 18 yıl istendi” başlığıyla okuyucuya aktarılmıştır. Şikâyet konusu haberde, ilk olarak ana sayfada, çete yöneticisinin kokainle yakalanan yeğenini 25 bin lira rüşvet karşılığı serbest bırakan Bakırköy Savcısı Nejat Çakır’ı HSYK görevden uzaklaştırdı, şeklinde bir alt başlık kullanılmıştır. Sonrasında özetle, “İstanbul’da yol kontrolü yapan polis, çete lideri Mahmut Çelik’in yeğeni M. Suat Çelik’i (17) 31 paket kokainle yakaladı. Çete yöneticilerinden Ubeydullah Çelik’in, avukatıyla yaptığı “Çıkarılacağı savcıyı tanıyorum, adamla irtibata geçtim” sözleri dinleme yapan polisi harekete geçirdi. Çeteden tahliye için 25 bin lira istediği iddia edilen Bakırköy Savcısı Nejat Çakır izlemeye alındı. Mahmut Çelik’in avukatı İlker Dağlı ile Bahçelievler’de buluşup parayı alan Çakır, 24 saat sonra önüne gelen şüpheliyi bıraktı. HSYK’nın soruşturma açtığı savcı Sivas’a sürüldü” ifadelerine yer verilmiştir.

Gazetenin 19. Sayfasında “Savcıya rüşvetten 18 yıl istendi” başlığıyla verilen haber detayında ise, yukarıda özetlenen sürece ilişkin yaşanan gelişmeler ayrıntıları ile açıklanmış ve yaşanan bu gelişmelere ilişkin olarak “Suçlamaları reddetti” alt başlığı altında şüpheli savcı Nejat Çakır’ın üzerine atılı suçlamaları reddeden açıklamalarına da yer verilmiştir.

Şikâyetçi Nejat Çakır vekili Av. Çiğdem Çakır, kapsamlı şikâyet dilekçesinde, söz konusu haberin müvekkili aleyhinde yanıltıcı ve gerçeğe aykırı bir yayın niteliği taşıdığını, masumiyet karinesini ihlal edilerek hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmayan müvekkilinin peşinen suçlu ilan edildiğini ve bu suretle müvekkiline yargısız infaz yapıldığını ileri sürmüştür. Habere konu olayların gelişimini kendi açılarından izah eden Av. Çiğdem Çakır, sonuç olarak Vatan Gazetesi’nin bu haberinin müvekkilinin kişilik haklarını ihlal ettiğini ve Basın Meslek İlkeleri’ne aykırı olduğunu belirtmiş ve bu haber nedeniyle Grekli yasal işlemlerin yapılmasını talep etmiştir. trading 60 secondi opzioni binarie

 

check these guys out ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI    : Vatan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Turgut Yuvacan ve Vatan Gazetesi Muhabiri Elif Altın’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 14 Aralık 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Selçuk Bilgin olarak bildirilmişse de taraflardan herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

http://bobbypalta.com/?kondev=opcje-binarne-inwestowanie&74f=4a DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 4 Ocak 2012 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyetin konusunu, Vatan Gazetesi’nde 02.11.2011 tarihinde manşetten verilen “Savcıya suçüstü” başlıklı haber ile gazetenin 19. Sayfasında “Savcıya rüşvetten 18 yıl istendi” başlıklı haber içeriği oluşturmaktadır.

Bu haber, objektif bir gözle değerlendirildiğinde, ceza soruşturmasını yürütmekle görevli olan bir cumhuriyet savcısının, bakmakta olduğu bir dosyada, şüpheli hakkında salıverme kararı vermek için rüşvet aldığı iddiası haberleştirilmiş olup, yargı erkinin süjelerinden biri olan bir kamu görevlisi hakkında ortaya konulan bu denli ciddi ve vahim bir iddianın, haber değeri taşıdığı ve bilgilenme hakkının bir sonucu olarak kamuoyuna duyurulmasının gerekliliği tartışmasız bir şekilde ortadadır.

Bu açıdan, inceleme konumuzun esasını ise, bu haberin okuyucuya aktarılması esnasında, haberde kullanılan anlatım dilinin ve üslubun, habere konu olan bireyin/bireylerin kişilik haklarını ihlal edip etmediği noktasında odaklanmaktadır. Basının haber verme hakkını kullanırken, bireylerin kişilik haklarını ihlal edip etmediklerine ilişkin sınırların belirlenmesine ilişkin olarak gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gerekse Türk Yargıtayı tarafından benimsenmiş objektif ölçütler bulunmakta olup, Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun daha önce vermiş olduğu pek çok kararda da bu ölçütler göz önünde tutulmak suretiyle, konunun çözümlenmesi yoluna gidilmiştir.

Somut olayda, şikâyete konu haberi bu ölçütler açısından irdelediğimizde, bu haberin yukarıda belirttiğimiz veçhile “kamu yararı ve kamusal ilgi” özelliği taşıdığı, halen sürmekte olan bir ceza soruşturmasını yansıtması nedeniyle “gerçeklik” ve “güncellik” koşullarını da yerine getirdiği kuşkusuzdur.

Ancak, söz konusu haber, “haberin konusu ile ifade biçimi arasındaki fikri bağlılık” ölçütü yönünden ise, ayrıca değerlendirilmelidir. Çünkü, her ne kadar, şikayet konusu haberin detaylarının, gazetenin 19. Sayfasında “Savcıya rüşvetten 18 yıl istendi” başlığıyla okuyucuya aktarılması sırasında, oldukça özenli bir anlatım dili kullanılmış ve habere konu olan kişi hakkında peşin hükümlü bir ifade kullanılmaksızın, yalnızca bir iddianın haberleştirilmesi yoluyla konunun okuyucuya aktarılmasına dikkat edilmiş ise de; haberin gazetenin anasayfasından verilmesi sırasında, aynı dikkat ve özenin gösterilmediği tespit edilmektedir. Gerçekten, büyük puntolarla “Savcıya suçüstü” manşeti ile anasayfaya taşınan haberde kullanılan “Çete yöneticisinin kokainle yakalanan yeğenini 25 bin lira rüşvet karşılığı serbest bırakan Bakırköy Savcısı Nejat Çakır’ı HSYK görevden uzaklaştırdı” şeklindeki alt başlık ile bir iddianın haberleştirilmesi değil, peşin hükümlü olarak verilmiş bir yargının okuyucuya duyurulduğu görülmektedir. Oysa ki, habere konu olay henüz soruşturma evresinde olup, bahse konu savcının gerçekten böyle bir rüşvet olayına karışıp karışmadığı henüz yargı yoluyla açıklığa kavuşturulmuş değildir. Bu nedenle, bu haber ile habere konu kişinin, kişilik haklarının ihlal edildiği kuşkusuzdur. Benzer bir peşin hükümlü yaklaşım, haberin ana sayfadaki devamına da egemen olup, burada bir iddianın haberleştirilmesinin ötesine geçen ve masumiyet karinesini kesin surette ihlal eden bir durum söz konusudur.

Bu nedenle, Vatan Gazetesi’nde 02.11.2011 tarihinde manşetten verilen “Savcıya suçüstü” başlıklı haber ile, Basın Meslek İlkeleri’nin;

–          http://esperia.com.au/?agryst=online-dating-first-message-to-girl&80d=0f “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

 

–          http://hickscountry.com/index.php?xml_sitemap=params=pt-page-2014-11 Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Bu verilerin ışığında, , Vatan Gazetesi’nde 02.11.2011 tarihinde manşetten verilen “Savcıya suçüstü” başlıklı haber nedeniyle, Vatan Gazetesi ve Vatan Gazetesi Muhabiri Elif Altın’ın http://visitsvartadalen.nu/?saxarokese=K%C3%B6pa-Viagra-S%C3%B6derhamn&e0d=87 “uyarılmalarına” oybirliğiyle karar verilmiştir. click for source  

 

(Karar No: 2011/53-54)

———————-

Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit’in Yıl Sonu Nedeniyle Yaptığı Sohbet Toplantısı

Sevgili Meslektaşlarım,

Her yılın sonunda geride bıraktığımız önemli olayları gözden geçirmek gibi alıştığımız bir geleneği bugün birlikte ve mesleğimizin güncel sorunlarını ele alarak konuşmak istiyorum.

İfade özgürlüğü herkesin en dokunulmaz hakkıdır. Bu görevin yerine getirilişinde mesleğimiz ilk sırada sorumluluk üstlenirken, bu hakları vatandaşlarına tanımaktan çekinen yönetimler; basın üstünde baskı ve kısıtlamalar uygularlar.

Çoğunlukla geri kalmış oldukları için otoriter yöntemlerle halklarının eleştirilerini susturmak isteyen yönetimlerin başvurdukları bu tür önlemlerin bir süreden beri medyamız için de bir tehdit olduğunu görmekten kaygı duymamak imkânsızdır.

2012 ye girerken, çeşitli gazete ve dergilerde çalışan ve kimi gözaltında, kimi tutuklu olarak cezaevlerinde bulunan gazeteci sayısının 96 olmasının mazur gösterilecek bir yönü yoktur.

Siyasi iktidar, beğenmediği gazetecileri susturmak için, gözaltına aldırdığı bu kişilere bazı terör örgütlerine mensup olma suçunu yüklemeyi gelenek haline getirmiştir.

Bugünkü söyleşimi hazırlarken, yabancı Basın Meslek Örgütlerinden Sayın Başbakana gönderilmiş olan eleştiri ve uyarı yazılarını da inceledim.

New York merkezli Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesinin, Sayın Erdoğan’a gönderdiği mektupta “Sizi

bir Avrupa Konseyi üyesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi imzacısı olan Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerine, özellikle de gazetecilere karşı gizli deliller kullanılmasını dizginleyerek, saygı gösterilmesini sağlamanın yönünde teşvik ediyoruz. Hükümetinizin gazetecileri ve profesyonel medya çalışanlarını yasal esaslar dışında kitle halinde hapsetmeye yönelik sicili, ülkenizin yükselen bir demokratik güç olarak itibarına büyük zarar veriyor” eleştirilerini içeren mektubuna Başbakanın yanıtını merakla beklemekteyiz.

Kimi Ergenekon Örgütüne yardım, kimi KCK medyası olarak gözaltına alınan yâda tutuklanan meslektaşlarımızın tümünün silahız ve şiddet yöntemine başvurmamış, sadece ifade özgürlüğünü kullanarak mesleklerini ifa etmekte olan kimseler olduğunu da belirtmek isterim.

Sayın Başbakandan 2012 yılına girerken:

1)    Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması.

2) Düşünce suçundan dolayı haklarında soruşturma açılmış olan gazetecilerin eylemleri yayın yolu ile işlendiğine göre, haklarındaki delillerin toplanmış olması ve karartılmasının olanak dışı bulunması dikkate alınarak tutuksuz yargılama yoluna gidilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını diliyoruz.

TUTUKLU GAZETECİLER LİSTESİ

1-   Abdullah Çetin, DİHA Kurtalan Muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi

2-    Ahmet Akyol, DİHA Adana Muhabiri, Ceyhan M Tipi Kapalı Cezaevi, Adana

3-    Ahmet Birsin, Gün TV Genel Yayın Koordinatörü, Diyarbakır D Tipi Cezaevi

4-    Ahmet Şık, Gazeteci-Yazar, Silivri 2 Nolu L Tipi Cezaevi

5-    Ali Buluş, DİHA Mersin Muhabiri, Karaman-Ermenek M Tipi Cezaevi

6-    Ali Çat, Azadiya Welat Gazetesi Mersin Çalışanı, İskenderun E Tipi Kapalı Cezaevi

7-    Ali Konar, Azadiya Welat Gazetesi Elazığ Temsilcisi, Malatya E Tipi Cezaevi

8-    Aydın Yıldız, DİHA Mersin Muhabiri, Gaziantep H Tipi Cezaevi

9- Ayşe Oyman, Özgür Gündem Gazetesi Editörü, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi

10- Baha Okar, Bilim ve Gelecek Dergisi Editörü, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi

11- Barış Pehlivan, Odatv İnternet Sitesi Genel Yayın Yönetmeni, Silivri 1 Nolu L Tipi Cezaevi

12- Barış Terkoğlu, Odatv İnternet Sitesi Haber Müdürü, Silivri 1 Nolu L Tipi Cezaevi

13- Bayram Namaz, Atılım Gazetesi Yazarı, Edirne 1 Nolu F Tipi Cezaevi

14- Bayram Parlak, Gündem Gazetesi Mersin Temsilcisi, Karaman-Ermenek M Tipi Cezaevi

15- Bedri Adanır, Aram Yayınları Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni, Kürtçe Hawar Gazetesi Yazı İşleri Müdürü, Diyarbakır D Tipi Cezaevi

16- Behdin Tunç, DİHA Şırnak Muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi

17- Cengiz Kapmaz, Özgür Gündem Gazetesi Yazarı, Kandıra F Tipi Cezaevi

18- Cihan Gün, Yürüyüş Dergisi çalışanı, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA

19- Coşkun Musluk, Odatv İnternet Sitesi Yazarı, Silivri L Tipi Cezaevi

20- Çağdaş Kaplan, DİHA İstanbul Muhabiri, Kandıra F Tipi Cezaevi

21- Çağdaş Ulus, Vatan Gazetesi İstanbul Muhabiri, Kandıra F Tipi Cezaevi

22- Davut Uçar, Etik Ajans Müdürü, Kandıra F Tipi Cezaevi

23- Deniz Kılıç, Azadiya Welat Gazetesi Batman Temsilcisi, Batman M Tipi Kapalı Cezaevi

24- Deniz Yıldırım, Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni, Silivri 1 No’lu L Tipi Cezaevi

25- Dılşah Ercan, Azadiya Welat Gazetesi Mersin Çalışanı, Adana Karataş Kadın Kapalı Cezaevi

26- Dilek Demirel, Gazeteci, Özgür Gündem Eski Çalışanı, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi

27- Dilek Keskin, Atılım Gazetesi Muhabiri, Karataş Kadın Kapalı Cezaevi, ADANA

28- Doğan Can Baran, Odak Dergisi Yazarı, Kandıra F Tipi Cezaevi

29- Doğan Yurdakul, Odatv İnternet Sitesi Yazarı, Silivri L Tipi Cezaevi

30- Erdal Süsem, Eylül Dergisi Editörü, Edirne F Tipi Cezaevi

31- Erdoğan Altan, DİHA Batman Muhabiri, Batman M Tipi Cezaevi

32- Erol Zavar, Odak Dergisi Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Şair, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA

33- Fatma Koçak, DİHA Yazı İşleri Müdürü, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi

34- Faysal Tunç, DİHA Şırnak Muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi

35- Füsun Erdoğan, Özgür Radyo Eski Genel Yayın Koordinatörü, Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi, KOCAELİ

36- Hakan Soytemiz, Red ve Enternasyonal Dergilerinin Yazarı, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi

37- Halit Güdenoğlu, Yürüyüş Dergisi Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA

38- Hamdiye Çiftçi, DİHA Hakkari Muhabiri, Bitlis E Tipi Kapalı Cezaevi

39- Hatice Duman, Atılım Gazetesi Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Gebze M Tipi Cezaevi, Gebze/KOCAELİ

40- Hikmet Çiçek, Aydınlık Dergisi, Ankara Temsilcisi

41- Hüseyin Deniz, Gazeteci, Özgür Gündem Eski Çalışanı, Kandıra F Tipi Cezaevi

42- İhsan Sinmiş, Azadiya Welat Gazetesi Çalışanı, Adana F Tipi Cezaevi

43- İsmail Yıldız, Gazeteci, DİHA Eski Çalışanı, Kandıra F Tipi Cezaevi

44- Kaan Ünsal, Yürüyüş Dergisi çalışanı, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA

45- Kadri Kaya, DİHA Diyarbakır Bölge Bürosu Temsilcisi, Batman M Tipi Kapalı Cezaevi

46- Kazım Şeker, Özgür Gündem Gazetesi Editörü, Kandıra 2 Nolu F Tipi Cezaevi

47- Kenan Karavil, Radyo Dünya Yayın Yönetmeni, Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi

48- Kenan Kırkaya, DİHA Ankara Temsilcisi, Kandıra F Tipi Cezaevi

49- Mazlum Özdemir, DİHA Diyarbakır Muhabiri, Kandıra F Tipi Cezaevi

50- Mehmet Emin Yıldırım, Azadiya Welat Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, Kandıra F Tipi Cezaevi

51- Mehmet Güneş, Türkiye Gerçeği Dergisi Yazarı, Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi

52- Mehmet Haberal Başkent Üniversitesi Rektörü olarak bu üniversitenin organı olan Kanal B TV ile de ilişkisi nedeniyle

53- Mehmet Karaaslan, DİHA Mersin Muhabiri, Karaman-Ermenek M Tipi Cezaevi

54- Mehmet Yeşiltepe, Devrimci Hareket Dergisi Çalışanı, Gazeteci-Yazar, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi

55- Miktat Algül, Mezitli Fm Genel Yayın Yönetmeni

56- Murat İlhan, Azadiya Welat Gazetesi Diyarbakır Çalışanı, Diyarbakır D Tipi Cezaevi

57- Musa Kurt, Kamu Emekçileri Cephesi Dergisi Yazı İşleri Müdürü, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA

58- Mustafa Balbay, Cumhuriyet Gazetesi Yazarı

59- Mustafa Gök, Ekmek ve Adalet Dergisi Ankara Temsilcisi, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA

60- Müyesser Yıldız, Odatv İnternet Sitesi Yazarı, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi

61- Naciye Yavuz, Yürüyüş Dergisi Muhabiri, Ankara Kadın Kapalı Cezaevi

62- Nahide Ermiş, Özgür Halk Dergisi ve Demokratik Modernite Dergisi Yayın Kurulu Üyesi, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi

63- Nedim Şener, Milliyet Gazetesi Muhabiri, Silivri 2 Nolu Kapalı L Tipi Cezaevi

64- Nevin Erdemir, Özgür Gündem Gazetesi Editörü, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi

65- Nilgün Yıldız, DİHA Mardin Muhabiri, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi

66- Nurettin Fırat, Özgür Gündem Gazetesi Yazarı, Kandıra F Tipi Cezaevi

67- Nuri Yeşil, Azadiya Welat Gazetesi Tunceli Çalışanı, Malatya E Tipi Cezaevi

68- Oktay Candemir, Gazeteci, DİHA Eski Çalışanı, Kandıra F Tipi Cezaevi

69- Ozan Kılınç, Azadiya Welat Gazetesi Eski İmtiyaz Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Diyarbakır D Tipi Cezaevi

70- Ömer Çelik, DİHA İstanbul Muhabiri, Kandıra F Tipi Cezaevi

71- Ömer Çiftçi, Demokratik Modernite Dergisi İmtiyaz Sahibi, Kandıra F Tipi Cezaevi

72- Pervin Yerlikaya, DİHA İstanbul Muhabiri, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi

73- Ragıp Zarakolu, Gazeteci-Yazar, Belge Yayınları Sahibi ve Yayın Yönetmeni, Türkiye Yayıncılar Birliği Yayımlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı, Kocaeli 2 Nolu F Tipi Cezaevi

74- Ramazan Pekgöz, DİHA Diyarbakır Editörü, Kandıra F Tipi Cezaevi

75- Rohat Emekçi, Diyarbakır Gün Radyo Spikeri, Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi

76- Sadık Topaloğlu, DİHA Urfa Muhabiri, Kandıra F Tipi Cezaevi

77- Safiye Torman, Demokratik Modernite Dergisi Van Çalışanı, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi

78- Sait Çakır, Odatv İnternet Sitesi Yazarı, Silivri 2 Nolu L Tipi Cezaevi

79- Sedat Şenoğlu, Atılım Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü ve Gazeteci- Yazar, Edirne 1 Nolu F Tipi Cezaevi

80- Selahattin Aslan, Demokratik Modernite Dergisi Çalışanı, Kandıra F Tipi Cezaevi

81- Semiha Alankuş, DİHA Diyarbakır Editörü, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi

82- Seyithan Akyüz, Azadiya Welat Gazetesi Adana Temsilcisi, Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi

83- Sibel Güler, Gazeteci, Özgür Gündem Eski Çalışanı, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi

84- Sinan Aygül, DİHA Bitlis Muhabiri, Van F Tipi Cezaevi

85- Soner Yalçın, Odatv İnternet Sitesi İmtiyaz Sahibi, Gazeteci-Yazar, Silivri 1 Nolu L Tipi Cezaevi

86- Songül Karatagna, Özgür Gündem Gazetesi Çalışanı, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi, İstanbul

87- Tayyip Temel, Azadiya Welat Gazetesi Eski Genel Yayın Yönetmeni ve Yazarı, Diyarbakır D Tipi Cezaevi

88- Tuncay Özkan, Kanal Biz Televizyonu Sahibi, Gazeteci, Silivri 1 No’lu L Tipi Cezaevi

89- Turan Özlü, Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni, Silivri 2 Nolu L Tipi Cezaevi

90- Vedat Kurşun, Azadiya Welat Gazetesi Eski Yazı İşleri Müdürü, Diyarbakır D Tipi Cezaevi

91- Yalçın Küçük, Gazeteci-Yazar, Silivri 2 Nolu L Tipi Cezaevi

92- Yüksel Genç, Özgür Gündem Gazetesi Yazarı, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi

93- Zeynep Kuray, Birgün Gazetesi İstanbul Muhabiri, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi

94- Ziya Çiçekçi, Özgür Gündem Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü, Kandıra F Tipi Cezaevi

95- Zuhal Tekiner, DİHA İmtiyaz Sahibi, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi

Basın Konseyi, Atv Televizyonu Program Sunucusu Müge Anlı Hakkındaki Şikâyetin Yersizliğine Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi, ATV Televizyon Kanalı’nda; 23 Ekim 2011 tarihinde yayınlanan “Müge Anlı ile Tatlı Sert” programı hakkında yapılan şikâyetle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Fecri Barlık

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Müge Anlı  

                                                          (ATV Televizyonu Program Sunucusu)

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Şikayetçi Fecri Barlık, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 27.10.2011 tarihli yazılı şikayet başvurusunda, sunucu Müge Anlı’nın, ATV Televizyon kanalında 24.10.2011 tarihinde yayınlanan “Müge Anlı İle Tatlı Sert” programında, Van’da meydana gelen 7.2 şiddetindeki depremin ardından canlı yayında sarf etmiş olduğu sözlerin Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu canlı yayın, ATV televizyonunda 24.11.2011 tarihinde yayınlanan “Müge Anlı ile Tatlı Sert” isimli programda yayınlanmıştır. Buna göre, sunucu Müge anlı program esnasında, Van’da meydana gelen deprem felaketini değerlendirirken “Canımız istediği zaman kuş avlar gibi dağlarda vuruyoruz. Sonra bir şey olduğu zaman hadi Mehmetçik gelsin, hadi polis gelsin diyoruz…….Biraz da insanlar hadlerini bilsinler” şeklinde bir yorumda bulunmuştur. Şikâyetçi Fecri Barlık, Müge Anlı’nın bu sözleri ile Van halkını polise taş atmakla suçladığını ve bu şekilde Türk halkının birlik be beraberliğini zedelediğini iddia etmiştir. Sonuç olarak, şikâyetçi, müge anlı tarafından canlı yayında kullanılan bu ifadelerin, Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

–          “Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu ve

–          “Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI    : ATV Program Sunucusu Müge Anlı’ya şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 30 Ekim 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Adem Özer olarak bildirilmiştir. Daha sonra, Basın Konseyi’ni arayan ATV Televizyonu ve Müge Anlı vekili Av. Fatih Savaş, konuyla ilgili ayrıntılı bir yanıt hazırlayabilmek için ek süre talebinde bulunmuş ancak kendilerine tanınan bu ek sürenin dolmasına karşın, konuyla ilgili yanıt göndermemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 7 Aralık 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyetin konusunu 24.10.2011 tarihinde ATV Televizyonunda yayınlanan “Müge Anlı İle tatlı Sert” programında, sunucu Müge Anlı tarafından, Van Depreminin hemen ardından bu deprem felaketiyle yapılan bazı açıklamalar oluşturmaktadır.  Yaşanan deprem felaketiyle ilgili yorum yapan sunucu Müge anlı, bu deprem felaketi ile ülkemizin uzun yıllardır kanayan yarası olan terör sorunu arasında bir irtibat kurmakta ve yaşanan bu felaket üzerine yardım talebinde bulunan insanları, terör eylemlerini gerçekleştirenler ile ilişkilendiren bir söylemde bulunmaktadır.

Belirtelim ki, Müge Anlı’nın canlı yayında yapmış olduğu bu açıklamalar gerek yazılı, gerek işitsel/görsel gerekse elektronik medyada çok ciddi bir tepki ile karşılanmış ve Müge anlı bu açıklamaları nedeniyle toplumun farklı kesimleri tarafından ağır bir şekilde eleştirilmiştir. Nitekim gelen bu yoğun tepki ve eleştiriler üzerine katıldığı bir radyo programında, sözlerinin yanlış anlaşıldığını ifade ederek, “yanlış algı nedeniyle üzülenler olduysa özür dilerim. Saygıyla önlerinde eğilirim” sözleri ile samimiyetle özür dilemiştir.

Bu çerçevede, Basın Konseyi Yüksek Kurulu tarafından yapılan değerlendirmede, söz konusu açıklamaların Van depreminin hemen ardından, depremin yarattığı acı bilançonun henüz farkında olunmadığı bir dönemde gerçekleştirilmiş olması; benzer şekilde ülkemizde yakın dönemde terörist saldırılar nedeniyle çok sayıda asker ve polisin şehit düşmesi nedeniyle yoğun bir hassasiyet içinde bulunulan bir döneme rastlaması ve ayrıca bu açıklamaların kamuoyuna ulaşmasının ardından, Müge Anlı tarafından bu açıklamalar nedeniyle samimi bir şekilde özür dilenmiş olduğu hususları göz önüne alınarak, bu konudaki şikayetin yersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Bu nedenle,  24.10.2011 tarihinde yayınlanan “Müge Anlı İle Tatlı Sert” programında yapılan bu açıklamalar nedeniyle program sunucusu Müge Anlı hakkında, “şikâyetin yersizliğine” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/41)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

Basın Konseyi, Haber Türk, Sabah, Takvim Ve Milliyet Gazetelerinin Uyarılmalarına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi, Haber Türk Gazetesi’nde; 28 Ağustos 2011 tarihinde, “Dr. Mengele’yi Hatırlatan Kürtaj Ve Doğum Vahşeti”, Sabah Gazetesi’nde; 28 Ağustos 2011 tarihinde, “Seri Bebek Katili”, Takvim Gazetesi’nde; 28 Ağustos 2011 tarihinde, “Doktor Bebek Katili Çıktı”, Milliyet Gazetesi’nde; 29 Ağustos 2011 tarihinde, “Susurluk’ta 6 Aylık Bebeklere Kürtaj Yapan Jinekoloğun Davası Ürpertti”, Sabah Gazetesi’nde; 5 Ekim 2011 tarihinde, “Seri Bebek Katili Doktora 843 Yıl İstendi”, Haber Türk Gazetesi Egeli Eki’nde; 5 Ekim 2011 tarihinde, “Doktora 843 Yıl Hapis İsteniyor” başlıklarıyla yayınlanan haberlerle ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Doç. Dr. Işık Eren

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   :  1) Haber Türk Gazetesi

2) Sabah Gazetesi

3) Takvim Gazetesi

                                                  4) Milliyet Gazetesi

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Doç. Dr. Işık Eren, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu 11.10.2011 tarihli yazılı şikâyet başvurusunda, eşi Dr. İsmail Eren hakkında, 28.08.2011 tarihinde Haber Türk, Sabah ve Takvim Gazetelerinde, 29.08.2011 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde ve 05.10.2011 tarihinde ise Haber Türk Gazetesi Egeli ekinde yayınlanan haberlerin, Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu tüm haberler, şikâyetçi Doç. Dr. Işık Eren’in eşi olan Kadın Doğum Uzmanı Dr. İsmail eren hakkındadır. Dr. İsmail Eren, 25.02.2011 tarihinde Balıkesir’de gerçekleştirilen “Neşter Operasyonu” kapsamında tutuklanmış ve hakkındaki iddianame 19.08.2011 tarihinde tamamlanmıştır. İddianame metni elimizde bulunmamakla birlikte, şikâyete konu haber başlıklarından anlaşıldığı kadarıyla, iddianamede Dr. İsmail Eren hakkında, çok sayıda kadına yasal kürtaj süresi dolduktan para karşılığı sonra kürtaj yaptırtmak ve hatta ölmüş gibi gösterdiği istenmeyen bebekleri dünyaya getirttikten sonra parayla satmak gibi çok ciddi isnatlar yer almaktadır.

Şikâyet konusu haberlerin içeriğine gelince, isnat konusu olayla ilgili yapılan her bir haberi ayrı ayrı ele aldığımızda;

 

1 – 28 Ağustos tarihli Haber Türk Gazetesi’nde “Dr. Mengele’yi Hatırlatan Kürtaj ve Doğum Vahşeti” başlıklı haberde, “Balıkesir’de tüyleri diken diken eden sağlık skandalında bir doktorun yasal kürtaj sınırını aşmış kadınlara para karşılığı kürtaj yaptığı, istenmeyen bebekleri dünyaya getirttikten sonra başkalarına sattığı belirlendi” alt başlığı altında iddianamede yer alan isnatlar özetlenmiştir. Haberde, zanlı doktorun ismi “İsmail E.” Şeklinde verilmiş ve Doktor İsmail E.’nin yasal süresi aşılarak kürtajını yaptırttığı ceninlerin mezarlarından çıkartılarak Adli Tıp’a gönderildiği belirtilerek, gömülen ceninler için mezarlıkta yapılan kazı işleminin bir resmi haberin yanında yayınlanmıştır.

 

2 – 28 Ağustos tarihli Sabah Gazetesi’ndeki “Seri Bebek Katili” başlıklı haberde ise, “Balıkesir’de tutuklanan doktor İsmail Eren’in, 7 aylık bebeklere anne karnında neşter vurduğu bazı bebekleri ölmüş gibi gösterip sattığı ortaya çıktı” başlığı altında, iddianamede Dr. İsmail Eren hakkında yer alan isnatlar özetlenmiştir. Muhabirler Devrim Derin ve Mahmut Acaröz tarafından kaleme alınan haberde ayrıca, Dr. İsmail Eren’in gözaltında iken çekilen polis gözaltı fotoğrafı ile, iddianamede isnat edilen fiilleri işlerken kendisine yardım ettiği ileri sürülen sekreteri Emine Ülker Uçak’ın da bir fotoğrafı, haberin yayınında yayınlanmıştır.

Haberde ayrıca, kan donduran ifadeler başlığı altında sekreter Emine Ülker Uçak’ın ifadelerine yer verilmiş ve Uçak’ın, Dr. İsmail Eren’le çalıştığı süre içerisinde çok sayıda kürtaja tanık olduğunu, birçok bebeğin suni sancı verilerek erken doğumla dünyaya getirildiğini, canlı bebeklerin doğduktan sonra ölmelerinin sağlandığını hatta bebeklerden birinin poşetin içine konulduğunda kalbinin hala attığını gördüğü şeklindeki sözlerinin ifadesinde yer aldığı belirtilmiştir.

 

3 – 28 Ağustos tarihli Takvim Gazetesi’ndeki “Doktor Bebek Katili Çıktı” başlıklı haberde ise “Balıkesir’de yapılan Neşter Operasyonu tüyler ürpertti- Doktor seri bebek katili çıktı” alt başlığı ile iddianamede belirtilen fiiller okuyucuya aktarılmıştır. Aslında bir önceki Sabah Gazetesi’nde aynı konuda yayınlanan haber ile Takvim Gazetesi’ndeki haberin aynı muhabirlerin imzasıyla yayınlanmış olması, Takvim Gazetesi’ndeki haberin Sabah Gazetesi’ndeki haberin özetlenmiş bir kopyası olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim bu haberde de, gerek Dr. İsmail Eren’in gerekse sekreteri Emine Ülker Uçak’ın bir önceki haberde olduğu gibi fotoğraflarına yer verilmiş ve sekreter Uçak’ın önceki haberdeki ifadeleri, özetlenerek bu habere de aktarılmıştır.

 

4 – 29 Ağustos tarihli Milliyet Gazetesi’ndeki “Ceninleri Paketle Gömmüş” başlıklı haberde ise “Susurluk’ta 6 aylık bebeklere kürtaj yapan jinekologun davası ürpertti” alt başlığı ile, iddianamede Dr. İsmail Esin ve sekreteri Emine Ülker Uçak’a isnat edilen fiiller okuyucuya aktarılmış bulunmaktadır. Hilmi Duyar ve Coşkun Yaman isimli muhabirlerin imzası ile yayınlanan haberde, diğer haberlerden farklı olarak Dr. İsmail Esin ve sekreteri Emine Ülker Uçak’ın isimleri yalnızca baş harfleri ile verilmiş ve haberin sonunda İ.E.’nin hamile kadınlara “Dextrox” adlı ilacı verdiği, bebeğin anne karnında öldüğü ve ertesi gün de suni sancı ile doğum yaptırdığı iddia edildi, ifadeleri kullanılarak kesin bir yargıda bulunmaktan kaçınılmıştır.

 

5 –   5 Ekim tarihli Haber Türk Gazetesi Egeli ekinde yayınlanan “Doktora 843 Yıl Hapis İsteniyor” başlıklı haberde ise, “Balıkesir’de 4-5 aylık bebekleri anne karnında ilaçla öldürüp kürtaj yaptığı ve devleti dolandırıcılığı iddiasıyla tutuklanan Doktor İ.E. hakkında dava açıldı” alt başlığı ile haber yayınlanmıştır. Haberde, Balıkesir’de ortaya çıkartılan tüyler ürperten olayda rekor ceza talebi. Kandırdığı ailelerin bebeklerini anne karnında ilaçla öldürdüğü öne sürülen İ.E.’nin 843 yıl hapse çarptırılması istendi. Savcı, hastanede muayene olan vatandaşların kimlik numaralarını kullanarak devleti milyonlarca lira dolandırdığı da iddia edilen doktorun çete liderliğinden yargılanmasını talep etti, ifadelerine yer verilmiştir.

Şikâyetçi Doç. Dr. Işık Eren, halen tutuklu bulunan eşi hakkında yayınlanan tüm bu haberlerin fotokopilerini şikâyet dilekçesi ekinde Basın Konseyi’ne sunmuş ve bu haberlerin eşinin yargılandığı davaya ilişkin olarak oldukça taraflı, suçlayıcı, sanık haklarını hiçe sayan, karalamalarla dolu olduğunu ileri sürmüştür. Şikâyetçi ayrıca, bu haberlerin özellikle başlıkları itibarıyla küçük düşürücü, aşağılayıcı, iftira edici nitelikleri olduğunun dikkat çekici olduğunu belirtmiştir.

Şikâyetçiye göre bu başlıklar ile henüz iddia aşamasında olan bir her eylem suç işlenmiş izlenimi ile sunulmuş ve henüz mahkemenin vermediği bir kararı gazeteciler kendileri vermiş bulunmaktadır.

Şikâyetçi bu gerekçelerle, söz konusu haberlerin Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

–          “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü ve

–     “Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul         nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI    : Haber Türk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı’ya şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 26 Ekim 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Halil Batmaz,  Takvim Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergün Diler ve Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 26 Ekim 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Adem Özer, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu’na şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 26 Ekim 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Selçuk Bilgin, olarak bildirilmişse de taraflardan herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 7 Aralık 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikayete konu haberler bir bütün olarak irdelendiğinde, bu haberlerin içeriklerinin aslında aynı olduğu ve bu haberler ile şikayetçi Doç.Dr.Işık Eren’in eşi olan Kadın Doğum Uzmanı Dr. İsmail Eren tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen çok sayıda yasadışı kürtaj ve dolandırıcılık gibi vahim nitelikteki bazı suç teşkil eden eylemlerin kamuoyuna duyurulduğu görülmektedir.

Bu noktada belirtmek gerekir ki, bir kere prensip olarak, suç niteliği taşıyan bu denli güncel ve vahim iddiaların bir haber değeri taşıdığı ve bu haberin okuyucuya aktarılmasında bir “kamu yararı” bulunduğu kuşkusuzdur. Gerçekten halkın bilgilenme hakkını yerine getirmek üzere faaliyet gösteren basın-yayın organlarının, kamu yararı taşıyan bu gibi konuları kamuoyuna duyurmaları, çağdaş demokratik düzenlerde yalnızca gazetecilere tanınmış bir hak değil, aynı zamanda gazeteciler için bir görev olarak da yorumlanmaktadır.

Bu açıdan, somut olayda incelenmesi gereken husus, kamu yararı ve kamusal ilgi kriterini karşılayan bu gibi bir haberin, kamuoyuna duyurulmasında nasıl bir üslup ve anlatım dili kullanıldığıdır. Diğer bir ifadeyle, kamuoyuna duyurulan “konu” ile bu aktarım yapılırken kullanılan “üslup” arasında bir “fikrî bağlılığın” bulunup bulunmadığıdır. Bu bağlılığın tespiti noktasında, özellikle adli yargıya intikal etmiş bir konuda, haberin veriliş biçiminde, başta adil yargılanma hakkı olmak üzere, masumiyet karinesi gibi hukukun temel ilkelerine riayet edilmiş olması aranır.

İnceleme konusu haberleri bu açıdan ele aldığımızda ise özellikle 28 Ağustos tarihinde yayınlanan Haber Türk Gazetesi’nde “Dr. Mengele’yi Hatırlatan Kürtaj ve Doğum Vahşeti”, Sabah Gazetesi’nde “Seri Bebek Katili”, Takvim Gazetesi’ndeki “Doktor Bebek Katili Çıktı” başlıklı haberlerde, henüz yargılama aşamasında olan bir olayla ilgili haber verilirken, gerek başlıklarda gerekse haberin içeriğinde kesin hüküm niteliği taşıyan ifadelere yer verilmiş olması nedeniyle, masumiyet karinesine aykırı davranıldığı görülmektedir.  29 Ağustos tarihli Milliyet Gazetesi’ndeki  ” Ceninleri Paketle Gömmüş – Susurluk’ta 6 Aylık Bebeklere Kürtaj Yapan Jinekologun Davası Ürpertti” başlıklı haberde ise, her ne kadar haberin içeriğinde, somut bir yargı belirtmek yerine bir iddianın haberleştirilmesi şeklinde dikkatli bir üslup kullanılmış ise de, haberin başlığında kullanılan ifadeler, haberin içeriğiyle zıt bir biçimde kesin yargı içeren mahiyettedir ve bu haber de başlığı itibarıyla “masumiyet karinesi”ni ihlal eder mahiyettedir. Buna karşın, 5 Ekim tarihli Haber Türk Gazetesi Egeli ekinde yayınlanan “Doktora 843 Yıl Hapis İsteniyor” başlıklı haberde ise gerek haberin başlığında gerekse içeriğinde, belirtilen hususta dikkatli bir üslup kullanılmış ve masumiyet karinesine riayet edilmiştir.

Bu nedenle, 28 Ağustos tarihinde yayınlanan Haber Türk Gazetesi’nde “Dr. Mengele’yi Hatırlatan Kürtaj ve Doğum Vahşeti”, Sabah Gazetesi’nde “Seri Bebek Katili”, Takvim Gazetesi’ndeki “Doktor Bebek Katili Çıktı” ve 29 Ağustos tarihli Milliyet Gazetesi’ndeki  ” Ceninleri Paketle Gömmüş – Susurluk’ta 6 Aylık Bebeklere Kürtaj Yapan Jinekologun Davası Ürpertti” başlıklı haberlerin,  masumiyet karinesini ihlal etmeleri nedeniyle,  Basın Meslek İlkeleri’nin,

 

–          “Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez”,

Şeklindeki dokuzuncu maddesini ihlal ettikleri sonucuna ulaşılmıştır.

 

 

Tüm bu verilerin ışığında,

– 28.08.2011 tarihli “Dr. Mengele’yi Hatırlatan Kürtaj ve Doğum Vahşeti” başlıklı haber nedeniyle Haber Türk Gazetesi’nin,

–  aynı tarihli “Seri Bebek Katili” başlıklı haber nedeniyle Sabah Gazetesi’nin ve

– yine aynı tarihteki “Doktor Bebek Katili Çıktı” başlıklı haber nedeniyle Takvim Gazetesi’nin,

– ayrıca 29.08.2011 tarihli “Ceninleri Paketle Gömmüş – Susurluk’ta 6 Aylık Bebeklere Kürtaj Yapan Jinekologun Davası Ürpertti” başlıklı haber nedeniyle Haber Türk, Sabah, Takvim ve Milliyet Gazeteleri’nin “uyarılmalarına” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/45-46-47-48)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

 

Basın Konseyi, Demokrat Kocaeli Gazetesi Yazarı Galip Ataman’ın Uyarılmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi, Demokrat Kocaeli Gazetesi’nde; 8 Ekim 2011 tarihinde; “Müfettiş, “tehdit” edemez, çalışana “tuzak” kuramaz” başlığıyla ve Galip Ataman imzasıyla yayınlanan yazıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Erol Özer

  Mülkiye Başmüfettişi

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Galip Ataman

Demokrat Kocaeli Gazetesi Yazarı

 

ŞİKÂYET KONUSU           : Mülkiye Başmüfettişi Erol Özer, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu yazılı şikâyet başvurusunda, 7 Ekim 2011 tarihinde Demokrat Kocaeli Gazetesi’nde Galip Ataman imzasıyla yayınlanan “Müfettiş, “tehdit” edemez, çalışana tuzak kuramaz” başlıklı köşe yazısında kullanılan ifadelerde, kişilik haklarının ihlal edildiğini ve kendisi hakkında iftira, hakaret ve yalan beyanlar ile resmi belgelerde yer alan bilgilerin çarpıtılması suretiyle Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyetçi, 9 sayfadan oluşan kapsamlı şikâyet dilekçesinde öncelikle kendisinin İçişleri Bakanlığı tarafından atandıktan sonra Kartepe ilçesinde yapmış olduğu denetim görevleri konusunda açıklamalarda bulunmuş ve özellikle Kartepe Belediyesi’nde yapmış olduğu denetim faaliyetinin gelişim süreci hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir. Şikâyetçi, daha sonra şikâyete konu olan kendisiyle ilintili köşe yazısını ele alarak, bu köşe yazısındaki her bir paragrafa ilişkin olarak açıklamalarda bulunmuş ve bu paragrafların Basın Meslek İlkeleri’ne ne şekilde aykırılık gösterdiğine dair kişisel değerlendirmelerini ortaya koymuştur.

Şikâyete köşe yazısını irdelediğimizde, Galip Ataman tarafından kaleme alınan 07.10.2011 tarihli bu köşe yazısında esas olarak, şikâyetçi başmüfettiş Erol Özer’in Kartepe Belediyesi’nde yürüttüğü denetleme ve inceleme faaliyeti kapsamındaki bazı eylem ve işlemlerinin eleştirel bir üslupla kamuoyuna aktarıldığı görülmektedir. Köşe yazısında ilk olarak, “tuzak” kelimesinin TDK sözlüğümdeki karşılığına yer verilmiş ve başmüfettiş Erol Özer’in Kartepe Belediyesi’ndeki teftiş faaliyeti esnasında yetki ve amacını aşarak belediye başkan ve çalışanlarına tuzak kurduğu iddiası gündeme getirilmiştir. Bunun yanında, mülkiye başmüfettişinin tamamen gizli olması gereken teftiş bilgilerinin bir başka yerel gazetede günlerce çarşaf çarşaf yayınlanması da eleştirilmiştir.

Köşe yazısının “Başmüfettiş Özer Önyargılı” alt başlığı ile verilen kısmında şu ifadelere yer verilmiştir:

“Kahramanımız başmüfettiş Erol Özer ne yapmış? Şahsına ait son model BMW marka otomobilini belediye giriş kapısı önüne park etmiş, hangi iş adamına ait olduğunu bilmediğimiz bir villada konaklamış.

Kartepe Belediye Başkanı Şükrü Karabalık’ı yıpratmak isteyen kişilerle özel telefon görüşmeleri yapmış, kendisini belediye çalışanlarına Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak’ı görevden aldıran başmüfettiş olarak tanıtmış, ilk sözü “Başkan dahil hepiniz hakkında soruşturma açtıracağım ve kolunuza kelepçe taktıracağım” olmuş.

Bir başmüfettiş denetlemek için gittiği belediyede ön yargılı davranabilir mi?

Belediye çalışanlarını korkutup kamu gücünü kullanarak baskı altına alabilir mi?

Bu olay; Başkan Şükrü Karabalık’ı aylarca manşete taşıyarak haber yapan gazete patronu Tanzer Ünal’ın yazılarını hangi psikoloji içinde yazdığını, amacını, ne istediğini ve devletin kurumlarını denetlemekle görevlendirilen başmüfettiş Erol Özer’in ön yargılı oluşunu anlatıyor.”

 

Yine köşe yazısının “Müfettiş mi Federasyon Başkanı mı?” alt başlığı ile verilen kısmında ise, başmüfettiş Erol Özer’in başkanlığını yürüttüğü Kızak Federasyonu ile Kartepe Belediyesi’ndeki denetim faaliyetinin ilişkilendirmesi yönünden eleştiren şu ifadeler kullanılmıştır:

“İçişleri Bakanlığı mülkiye başmüfettişi Erol Özer’in Başkan Şükrü Karabalık ve Kartepe AŞ Genel Müdürü Hüseyin Turan’la ilgili “rüşvet” suçlamasına ne demeli?

Hüseyin Turan, başmüfettiş Erol Özer’e rüşvet vermiş midir, başkan Karabalık rüşvet suçuna azmettirmiş midir, bilemem.

Konu yargıya intikal ettiğine göre kararı, davanın görülmekte olduğu Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi verecektir.

Ancak ortam dinlemesinde başmüfettiş Erol Özer’in konuşmaları, kullandığı ifadeler düşündürücü.

Bu işin açıkça “komplo” olduğunu, Başkan Karabalık’a “tuzak” kurulduğunu gösteriyor.

Devlet, memuruna ya da vatandaşına tuzak kurmaz, bir takım tutum, davranış ve konuşmalarla oyuna getirmez, sağ gösterip sol vurmaz.

Hüseyin Turan’a suçüstü yaptıran, Başkan Karabalık’ı rüşvete azmettirmekle suçlayan mülkiye başmüfettiş Erol Özer, Kartepe’ye belediyeyi denetlemekle geldi, başkanlığını yaptığı Kızak Federasyonu’na sponsor bulmaya mı?

Ya da Kartepe belediyesi çalışanlarının psikolojisini bozmak, sponsorluk muhabbetiyle Başkan Şükrü Karabalık’ı tutuklattırmak için mi?

Belediyeyi denetlemeye gelen bir başmüfettiş, belediye çalışanından Kızak Federasyonuna hangi hakla, yetkiyle 50 bin lira sponsor olmasını ister?

Ortam dinlemesinde başmüfettiş Erol Özer’in Hüseyin Turan’a söylediği şu sözler tuzak ve komplo değil de nedir, “Sponsorluk konusunu başkanla konuş gel, seni merakla bekliyorum…Bak kardeşim sen bunu böyle yap, ben bunu soruşturma konusu yapmayayım…”

Bir başmüfettiş yaptığı denetleme sonrası suç oluşturacak bilgi ve belgeleri ilgili makamlara teslim eder, gereğini yapar.

Başkanlığını yaptığı federasyona sponsorluk için 50 bin lira bulurlarsa bulduğu eksikleri rapor etmeyeceğini, hakkında soruşturma açtırmayacağını söylemez, söyleyemez.

Söylerse suç işler, görevini ihmal eder, suç işleyen kamu görevlilerini korumuş olur ki hakkında dava açılması gerekir.

 

Nihayet köşe yazısının “Müfettiş mi sponsor mu?” alt başlığını taşıyan son kısmında ise, başmüfettiş Erol Özer hakkında daha önce denetleme ve inceleme faaliyetinde bulunduğu bir başka yerel belediyede müfettişlik nüfuzunu kullanarak tehditte bulunduğu iddiası şu ifadelerle okuyucuya aktarılmaktadır:

“Kartepe Belediye Başkan ve çalışanlarıyla mahkemelik olan başmüfettiş Erol Özer, denetleme ve incelemede bulunduğu Körfez Belediyesi’nde nüfuzunu kullanarak Başkan Yunus Pehlivan’ı tehdit ettiğini de biliyoruz.

Körfez Belediyesi’ni denetlemek için gelen başmüfettiş Erol Özer, Başkan Pehlivan’dan bir yakınıyla görüşmesini ve sorununu çözmesini ister.

Görüşmenin gecikmesi üzerine alçak dağları kendisinin yarattığını sanan başmüfettişimiz Erol Özer, Başkan Pehlivan’a telefonda hakaret eder, bir şekilde görüşecekleri tehdidinde bulunur ve telefonu Yunus Başkanın suratına kapatır.

Erol Özer, mülkiye başmüfettişi midir yoksa sokak kabadayısı mı? Nüfuzunu kullanarak denetlediği kurumların başındaki saygın kişileri tehdit etme, korku salma cesaretini kimden alıyor.

Dün Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu Hüseyin Turan’ı serbest bırakarak yalnız başmüfettiş Özer’e değil aynı zamanda günlerdir Şükrü Karabalık’ın görevden alınması için İçişleri Bakanını ve savcıları göreve çağıran, esip gürleyen Kocaeli Gazetesi ve patronu Tanzer Ünal’a da hem ders hem cevap verdi!”

 

Şikayetçi Erol Özer, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu kapsamlı şikayet başvurusunda, bu köşe yazısında geçen her bir paragrafı ayrı bir madde başlığı altında Basın Meslek İlkeleri yönünden değerlendirmiş ve yapmış olduğu bu değerlendirmeler sonucu, söz konusu köşe yazısında kendisi hakkında kullanılan ifadelerin, Basın Meslek İlkeleri’nin,

 

–          “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

 

–          “Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz” şeklindeki beşinci,

 

–          “Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

 

–          “Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu,

 

–          “Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu ve

 

–          “Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki onikinci maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle,

Kocaeli Demokrat Gazetesi köşe yazarı Galip Ataman hakkında yaptırım uygulanmasını talep etmiştir.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI    :

Şikâyete konu yazıyı kaleme alan Kocaeli Demokrat Gazetesi köşe yazarı Galip Ataman, söz konusu şikâyet başvurusu üzerine 28.11.2011 tarihinde Basın Konseyi’ne bir klasör şeklinde sunmuş olduğu yanıt dosyasında, kaleme aldığı köşe yazısına binaen yapılan şikayet başvurusu ve ekleriyle ilgili olarak 6 sayfalık kapsamlı bir yanıt ve değerlendirme yazısı kaleme almıştır.

Galip Ataman bu yanıtında özetle, ilk olarak burada söz konusu olan yazının bir haber değil, ancak eleştiri ve yorum içeren bir köşe yazısı olduğunu belirtmiş ve gerek BM kişisel ve Siyasal Haklar sözleşmesi (md. 19) gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (md. 10) uyarınca, toplum için rahatsız edici, sarsıcı nitelikte olan sert, kırıcı, incitici mahiyetteki yazıların da ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtmiştir. Yazının içeriğine ilişkin olarak ise, köşesinde yazılanların kulaktan dolma bilgilere dayanılarak değil; aksine, yazıya konu olan ve adli yargıya da intikal etmiş olan hususla ilgili olarak mahkeme tutanakları, teknik takip raporları ve basın yer alan tüm haberler okunarak kaleme alındığını ifade etmiştir.

Galip Ataman, bu konuda diğer gazetelerde aylar önce sayfalar dolusu manşetler atıldığı halde, bu manşetlere hiç tepki vermeyen başmüfettiş Erol Özer’in niçin yalnızca kendi yazdığı köşe yazısına tepki verdiğini anlamadığını ifade etmiş ve kendisinin hiç tanımadığı başmüfettiş Özer’e hakaret etmek, onu aşağılamak ve küçük düşürmek gibi bir düşüncesinin asla söz konusu olmayacağını belirtmiştir. Galip Ataman, cevap yazısının son bölümünde bu konuda şifahi olarak açıklamalarda bulunmak üzere Basın Konseyi Yüksek Kurul Toplantısına katılmak istediğini de ifade etmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 7 Aralık 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

Şikâyet konusu köşe yazısı irdelendiğinde, bu köşe yazısında Kartepe Bedediyesinde denetleme ve inceleme faaliyetlerinde bulunan başmüfettiş Erol Özer’in, bu faaliyetleri esnasındaki bazı eylem ve işlemlerinin eleştirel bir yaklaşımla yorumlandığı görülmektedir. Bu bağlamda, başmüfettiş Özer’in kendisine rüşvet vermeye çalıştığı iddia edilen bir belediye çalışanını, kolluk güçleriyle önceden bir anlaşma yapmak suretiyle, rüşvete konu paralar ile suçüstü yaptırması ve bu eylem nedeniyle söz konusu belediye çalışanının tutuklanması ve bu kişi ile belediye başkanı hakkında da kamu davası açılması şeklindeki süreç özel olarak eleştirilmektedir.

Ayrıca yazının devamında, başmüfettiş Özer’in denetleme ve inceleme faaliyeti sırasında önyargılı bir tutum içerisinde olduğu ve aynı zamanda başkanlığını yürüttüğü Kızak Federasyonu’nun sponsorluk meselesini, denetlediği kurumlardaki çalışanları “tuzağa” düşürmek için kullandığı ileri sürülmüştür. Nihayet aynı yazının son bölümünde, başmüfettiş Özer’in nüfuzunu kullanarak daha önce denetlediği Körfez Belediye Başkanı’nı da tehdit etmiş olduğu iddia edilmiştir.

Bu açıklamalarımız, şikâyet konusu yazıda, bir kamu görevlisi hakkında oldukça vahim iddiaların gündeme getirilerek yorumlandığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle, Basın Meslek İlkeleri’ne uygunluk yönünden ilk olarak bu vahim iddialar yorumlanırken, özellikle köşe yazısında ismi geçen gerçek ve tüzel kişilerin, kişilik haklarının ve kurumsal itibarlarının korunması açısından, bu konuda belirlenmiş olan evrensel standartlara/ölçütlere uyulup uyulmadığının belirlenmesi gerekir.

Bu standartlardan/ölçütlerden ilki, basın araçları tarafından okuyucuya aktarılan olayın, kişilere zarar verse dahi bir haber niteliği taşıması ya da daha açık bir deyişle, bu olayın kamuoyuna duyurulmasında bir „kamu yararı ve kamusal ilgi“nin bulunmasıdır. Diğer bir ölçüt ise bir haber, köşe yazısı veya yorum şeklinde ortaya çıkan ilgili yayının, konu aldığı olayların gerçekleştiği dönemde yapılması gerekliliğini ifade eden „güncellik“ ölçütüdür. Bir diğer ölçüt ise, yayında yer alan bilgilerin ve açıklamaların „gerçeğe uygunluğu“dur. Ancak Yargıtay uygulamasında da (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 21.03.1980 ve 1302/3719 sayılı temel içtihadı) benimsendiği üzere, burada aranan husus mutlak bir gerçeklik değil, ancak görünüşte gerçekliktir. Diğer bir ifadeyle, yapılan yayının gerçekliği, yayının yapıldığı sırada olayın beliriş şekline uygunluk anlamına gelmektedir. Nihayet, haber verme/eleştirme hakkı ile kişilik hakkı arasındaki sınırın belirlenmesinde yararlanılan son ölçüt ise, yapılan „yayının konusu ile o yayında kullanılan ifade biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın bulunması“dır (Bkz. Çetin ÖZEK, Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına, Alfa Yayınları, 1999, İstanbul, s. 265).

Somut olaydaki başvuruyu bu ölçütler ışığında ele aldığımızda, maliye başmüfettişliği gibi çok önemli bir kamu görevini ifa eden bir kamu görevlisinin denetlemede bulunduğu kurumların çalışanlarını tehdit ettiği veya onlara tuzak kurduğu şeklindeki çok vahim bir olayın, kamuoyuna duyurulmasında bir kamu yararı ve kamusal ilgi bulunduğu kuşkusuzdur.

Bunun yanısıra, köşe yazısının kamu görevlisi tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen fiillerin ve ilgili adli sürecin  hemen ardından yayınlanmış olması güncellik ölçütünün de yerine getirildiğini ortaya koymaktadır.

Köşe yazısına konu olan rüşvet vermeye suçüstü yapılması eyleminin, adli makamlara intikal ederek kamu davasına dönüşmüş bir olaya ilişkin olması, başmüfettiş Erol’un bu kamu görevinin yanısıra Kızak Federasyonu başkanlığı görevini de yürütüyor olması, Kartepe Belediyesi’nde önce körfez Belediyesi’nde de denetleme ve inceleme faaliyeti yürütmüş olması gibi hususlar biraraya getirildiğinde, köşe yazısının genelinde bir bütün olarak görünüşte gerçeklik ölçütünün de sağlandığını ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte, haberin konusu ile, o haberde kullanılan ifade biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın bulunması ölçütü yönünden ise, haberin sorunlu olduğunu ifade etmek gerekir. Gerçekten, bir köşe yazısı özellikle adli makamlara intikal etmiş bir konuya ilişkin olarak kaleme alınıyorsa, bu durumda adil yargılanma hakkının olmazsa olmaz bir unsuru olan “masumiyet karinesi”nin ihlal edilmemesine özen gösterilmesi zorunluluğu vardır. Diğer bir ifadeyle, ortada mahkeme tarafından hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü olmaksızın hiç kimse suçluymuş gibi gösterilemez. Diğer taraftan, bir köşe yazısı kaleme alınmadan önce, hakkında yazılan kişiye en azından kendisiyle ilgili iddialara yanıt verme imkânının tanınmış olması ve mümkünse onun yanıtlarının da iddialara paralel olarak okuyucuya aktarılması gerekir. Bu durum yalnızca hakkında yorum yapılan şahsın kişilik haklarının korunması yönünden değil; ancak aynı zamanda okuyucunun da tek taraflı, eksik bilgilendirmeyle yanıltılmaması yönünden de yerine getirilmesi zorunlu bir temel gazetecilik kuralıdır.

Oysa Galip Ataman’ın köşe yazısına egemen olan üslup bir bütün olarak irdelendiğinde, burada başmüfettiş Özer hakkındaki iddialar eleştirel bir üslupla yansıtılırken, kesin hüküm içeren ifadeler kullanıldığı görülmektedir. Sözgelimi yazının son bölümünde geçen;

 

“…..başmüfettiş Erol Özer(in), denetleme ve incelemede bulunduğu Körfez Belediyesi’nde nüfuzunu kullanarak Başkan Yunus Pehlivan’ı da tehdit ettiğini de biliyoruz”,

 

Şeklindeki kesin bir hüküm içeren ifadeleri, esas itibarıyla başmüfettiş Özer’e açık bir suç isnadında bulunulması anlamını taşır. Çünkü bir kamu görevlisi olan Maliye başmüfettişinin, denetlediği kurumun başında bulunan kişiyi tehdit etmesi, TCK md. 257 uyarınca “görevin kötüye kullanılması” suçunu oluşturur. Oysa Galip Ataman, burada masumiyet karinesini ihlal eder bir üslup kullanmak yerine, sözgelimi bu cümleyi;

 

“…..başmüfettiş Erol Özer(in), denetleme ve incelemede bulunduğu Körfez Belediyesi’nde nüfuzunu kullanarak Başkan Yunus Pehlivan’ı da tehdit ettiği de ileri sürülmektedir”

 

şeklinde kullanmış olsaydı, hem kesin bir hükmü bulunmadığı için masumiyet karinesi korunmuş olacaktı hem de bu yazı içeriği, suç içeren bir olguya ilişkin olarak cumhuriyet savcılığını harekete geçirmeye yönelik bir “ihbar” olarak yorumlanabilecektir.

Benzer biçimde, gerek yukarıdaki örneğe ilişkin iddialara, gerek yazı içeriğinde geçen ve başmüfettiş Özer’in belediye çalışanlarına kendisini Adana belediye başkanı Aytaç Durak’ı görevden aldıran kişi olarak tanıttığı ve tehditkâr ifadeler kullandığı iddiaya ve gerekse belediye çalışanına bir tuzak ve komplo hazırlandığına yönelik iddiaya ilişkin olarak, bu iddiaların muhatabı olan başmüfettiş Erol’a hiçbir şekilde ulaşma gayreti gösterilmemiş ve onun bu iddialara ilişkin vereceği yanıtlar araştırılmaksızın, köşe yazısı tek taraflı bilgiye dayalı olarak kamuoyuna aktarılmıştır.

Bu nedenle, 7 Ekim 2011 tarihinde Demokrat Kocaeli Gazetesi’nde Galip Ataman imzasıyla yayınlanan “Müfettiş, “tehdit” edemez, çalışana tuzak kuramaz” başlıklı köşe yazısında kullanılan ifadelerin, Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

–          “Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu ve

 

–          “Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Tüm bu verilerin ışığında, 7 Ekim 2011 tarihinde Demokrat Kocaeli Gazetesi’nde yayınlanan “Müfettiş, “tehdit” edemez, çalışana tuzak kuramaz” başlıklı köşe yazısında kullanılan ifadeler dolayısıyla köşe yazarı Galip Ataman’ın “uyarılmasına” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/49)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

Basın Konseyi, Taraf Gazetesi’nin Uyarılmasına Karar Verdi.

I———I

Basın Konseyi, 02.10.2011 tarihli Taraf Gazetesi’nin spor sayfasında yayınlanan “Kirli Sezonun Maçları Bunlar” ve “Belediyeden Hizmete Devam”  başlıkları ile yayınlanan habere ilişkin olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Onur İnal

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Taraf Gazetesi

Gökhan Erkuş  (Taraf Gazetesi Muhabiri)

 

ŞİKÂYET KONUSU           :           Şikayetçi Onur İnal, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu şikayet başvurusunda, 02.10.2011 tarihli Taraf Gazetesi’nde yayınlanan ve “Kirli Sezonun Maçları Bunlar” ve “Belediyeden Hizmete Devam”  başlıkları ile verilen haber ile, haberde geçen kulüplerin kurumsal; ayrıca bu kulüplerin yöneticilerinin, oyuncularının, çalışanlarının vs. kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ve bu durumun Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu haber, 01.10.2011 tarihinde oynanan Fenerbahçe-İstanbul Büyükşehir Belediyespor profesyonel futbol takımları arasındaki lig müsabakasına istinaden kaleme alınmış olup; haberde özetle, 03.07.2011 tarihinden beri devam etmekte olan şike soruşturması çerçevesinde, bu müsabakanın da şaibeli olduğuna ilişkin imalarda bulunulmuş, hatta daha da ileri gidilerek, “geçtiğimiz sezon şampiyonluğun inşasında önemli rol oynayan belediye işçileri kaldığı yerden devam etti” şeklindeki giriş yazısıyla bu şaibe iddiası daha ön plana çıkartılmıştır.

Şikâyetçi onur İnal ise, bu haberin, yukarıda belirtildiği üzere, kulüplerin kurumsal, bu kulüplere bağlı olan insanların ise kişilik haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Şikâyetçiye göre, bu haberde mevcut iddialar gazetecilik olanağı içerisinde soruşturulabileceği halde doğruluğuna emin olunmaksızın ortaya atılmış; yasaların suç saydığı eylemler gerçekliğine dair makul nedenler bulunmaksızın iftira unsuruyla söz konusu kişi ve kurumlara atfedilerek suçluluğu yargı kararıyla bu kişi ve kurumlar suçlu ilan edilmiş ve böylelikle haberin muhatapları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürülmek istenmiştir.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI    : Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan ve Taraf Gazetesi Muhabiri Gökhan Erkuş’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 27 Ekim 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Nazif Okursoy olarak bildirilmişse de taraflardan herhangi bir yanıt gelmemiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 16 Kasım 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikayet konusu haber irdelendiğinde, ilk etapta her ne kadar spesifik olarak 01.10.2011 tarihinde oynanan Fenerbahçe-İstanbul Büyükşehir Belediyespor profesyonel futbol takımları arasındaki lig müsabakasının analiz edildiği izlenimi doğmaktaysa da, haberin esas olarak 03.07.2011 tarihinde başlayan ve Türk futbol düzenini derinden etkileyen “şike soruşturması” bağlamında yapılan bir analiz olduğu ve habere konu somut lig müsabakasını da bu şike soruşturması ile açığa çıktığı ileri sürülen “kirli sezonun” bir parçası olarak kamuoyuna sunduğu görülmektedir.

Gerçekten haberin içeriğinde yer alan değerlendirmeler, şike gerçeğinin örtbas edilmesi yönünde kurumsal ve sistematik bir çaba gösterildiği iddiasını gündeme taşımakta ve bu çabalar edebî bir üslupla hicvedilirken, somut lig müsabakasının tarafları da bu “kirliliğin” bir parçası olarak işlev görmekle eleştirilmektedir. Hatta, haberi kaleme alan muhabir daha da ileri giderek, müsabakanın taraflarından biri olan İstanbul Büyükşehir Belediyespor mensuplarının, geçtiğimiz sezon şampiyonluğun belirlenmesinde büyük rol oynadıklarını ve bu “belediye işçilerinin” kaldığı yerden devam ettiğini ileri sürmektedir. Aslında gerek bu cümlede gerekse haberin bütününde ima edilen husus, bu müsabakanın taraflarını oluşturan takımların “şike soruşturması”na konu olan eylemlerini sürdürdüklerine ve futbol düzeninin de kurumsal olarak bu eylemlerin gizlenmesine hizmet ettiği yönündedir.

Bu açıdan, her ne kadar bu konuda üstü kapalı da olsa belirli iddialarda bulunmak, ifade özgürlüğünün bir parçası olarak değerlendirilebilse de, somut olayda, spesifik bir maçın tarafları bulunan iki kulübü camiaları ile birlikte konusu suç teşkil eden bir eylemin içerisinde yer almakla suçlayabilmek için, bu konuda somut ve gerçekçi delillere sahip olunması ve bu haberde söz konusu delillerin de açıkça ortaya konulması gerekmektedir. Oysa şikâyet konusu haberde, haberdeki deyimle “belediye işçileri”nin geçen sezon şampiyonun belirlenmesinde ne şekilde bir rol oynadıkları izah edilemediği gibi, oynadıkları müsabakayı kaybederek bu eylemlerine kaldıkları yerden devam etmiş oldukları da hiçbir surette açıklanamamakta ve izahtan yoksun bir açıklama olarak kalmaktadır. Oysa, haberde yer alan bu açıklamalar, spesifik müsabakanın taraflarını açıkça zan altında bırakmakta ve bu taraflar üzerinde adil oyun (fair play) kurallarına gölge düşürdükleri şeklinde bir şüphe yaratmaktadır. Yaratılan bu şüphenin ise gerek adı geçen kulüplerin kurumsal itibarlarına gerekse bu kulüplerin mensuplarının kişilik haklarına açıkça saldırıda bulunulması anlamını taşıdığı kuşkusuzdur.

Bu nedenle, 02.10.2011 tarihli Taraf Gazetesi’nde yayınlanan ve “Kirli Sezonun Maçları Bunlar” ve “Belediyeden Hizmete Devam”  başlıkları ile verilen haberde yer alan ifadelerin, Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

–          “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü maddesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

Tüm bu verilerin ışığında, 02.10.2011 tarihli Taraf Gazetesi’nde yayınlanan ve “Kirli Sezonun Maçları Bunlar” ve “Belediyeden Hizmete Devam”  başlıkları ile verilen haber nedeniyle, Taraf Gazetesi’nin ve Taraf Gazetesi muhabiri Gökhan Erkuş’un “uyarılmalarına” oybirliğiyle karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/42-43)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

Basın Konseyi, Posta Gazetesi Yazarı Huban Ayşem Hakkındaki Şikâyetin Yersizliğine Karar Verdi.

I———I

 

Basın Konseyi, Posta Gazetesi’nde 06.10.2011 tarihinde yayınlanan “Paris’te Altın Öpücük” başlığıyla yayınlanan yazıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                         : Hakan Yıldırım vekili Av. Işık Özdoğan

 

ŞİKÂYET EDİLENLER   : Huban Ayşem

Posta Gazetesi Yazarı

 

ŞİKÂYET KONUSU           :           Hakan Yıldırım vekili Av. Işık Özdoğan, Basın Konseyi’ne yapmış olduğu şikâyet başvurusunda, Posta Gazetesi yazarı Huban Ayşem’in “Son Ütücü” başlıklı köşesinde yer alan 06.10.2011 tarihinde yayınlanan “Paris’te Altın Öpücük” başlıklı yazıda, müvekkili Hakan Yıldırım’ın kişilik haklarını ihlal eden, rencide edici ve aşağılayıcı ifadeler kullanıldığı belirterek, bu yazı ile Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Şikâyet konusu köşe yazısı olan Huban Ayşem’in 06.10.2011 tarihli Posta Gazetesi’nde kaleme aldığı  “Paris’te Altın Öpücük” başlıklı yazı irdelendiğinde ise, bu yazıda özetle şu ifadelere yer verildiği görülmektedir: “Paris Moda Haftası” kapsamında önceki hafta Hakan Yıldırım’ın Vendome Meydanı’ndaki Ritz Hotel’de defilesi vardı. Tunceli Çemişgezekli, lise mezunu Hakan Yıldırım moda sektörüne 1985’te en alt kademeden girmiş. 26 yılda kaydettiği yükseliş kayda değer. Hakan Yıldırım’ın bu müthiş çıkışının arkasında gizli bir kahraman var: Dünyaca ünlü moda fotoğrafçısı Mert Alaş. “Hakaan” markasının büyük hissedarı ve kreatif direktörü Mert Alaş, Hakan Yıldırım’ın defile yapabilmesinin, bu defilelere ünlü isimlerin gelmesinin, yabancı basında yer bulmasının, Madonna gibi yıldızların “Hakaan” giymesinin, hatta alınan ödüllerin (!) bile arkasındaki isim. Mert Alaş olmasa tek kelime bile yabancı dil bilmeyen Hakan Yıldırım değil Avrupa’da adını duyurmak, Schengen vizesi almakta bile zorlanabilirdi! Hakan Yıldırım Paris defilesi sonrası Mert Alaş’ı öpüp teşekkür etmiş. Ben Hakan’ın yerinde olsam Mert’in yanağını değil ayağını öperdim vallahi!!!”

Hakan yıldırım vekili Av. Işık Özdoğan, bu ifadelere ilişkin kişisel değerlendirmelerini içeren ayrıntılı şikâyet dilekçesinde, bu yazıda müvekkili hakkında kullanılan ifadelerin, Basın Meslek İlkeleri’nin;

–          “Yayınlarda hiç kimse; ırkı, cinsiyeti, yaşı, sağlığı, bedensel özrü, sosyal düzeyi ve dini inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz” şeklindeki birinci,

–          “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

–          “Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında yayın konusu olamaz” şeklindeki beşinci ve

–          “Şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır” şeklindeki on üçüncü,

Maddelerinin ihlal edildiği gerekçesiyle Huban Ayşem hakkında “kınama” kararı verilmesini talep etmiştir.

 

ŞİKÂYET EDİLENİN YANITI    : Posta Gazetesi Yazarı Huban Ayşem’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 30 Ekim 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Selçuk Bilgin olarak bildirilmişse de Ayşem’den herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 16 Kasım 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Şikâyet konusu köşe yazısı irdelendiğinde, ilk bakışta bu köşe yazısında Paris Moda Haftası kapsamında bir defile gerçekleştiren modacı Hakan Yıldırım’ın bu defilesinin haber yapıldığı izlenimi doğmakta ise de; haberin bütünü incelendiğinde, burada haberin konusunun gerçekleştirilen defileden ziyade, defileyi gerçekleştiren modacı Hakan Yıldırım olduğu ortaya çıkmaktadır.

Gerçekten, yazının içeriğinde, gerçekleştirilen defilenin özellikleri ya da defileyi gerçekleştiren modası Hakan Yıldırım’ın tasarımcı kimliğiyle ilgili hiçbir ifade yer almayıp; yazının konusu doğrudan Hakan Yıldırım’ın kişisel bilgileri ile bugün uluslar arası moda dünyasındaki konumunu hangi ilişkilere bağlı olarak kazandığı gibi konulara özgülenmiştir. Bu kapsamda, yazıda Hakan Yıldırım’ın yazının içeriği ile hiçbir ilişkisi olmamasına rağmen, sözgelimi Tunceli Çemişgezekli olduğunun belirtilmesi, lise mezunu olduğunun belirtilmesi ya da tek kelime dahi yabancı dil bilmediğinin ileri sürülmesi gibi hususlar, söz konusu kişinin bir modacı olarak tasarımlarıyla ve meslekî üretimleriyle hiçbir ilişkisi bulunmayan hususlardır. Bu nedenle, konuyla ilgili Genel Sekreterlik görüşü, Huban Ayşem’in şikâyete konu köşe yazısı nedeniyle “uyarılması” yönünde ortaya çıkmıştır.

–          Bununla birlikte, Basın Konseyi Yüksek Kurulu konuya ilişkin olarak yapmış olduğu değerlendirmede, Genel sekreterlik görüşünden farklı olarak, şikâyete konu yazının ifade özgürlüğü sınırları içerisinde yer aldığı ve şikâyetçinin kişilik haklarının ihlali niteliği taşımadığı sonucuna ulaşmıştır.

Bu nedenle, Hakan yıldırım vekili Av. Işık Özdoğan tarafından 06.10.2011 tarihli Posta Gazetesi’nde yayınlanan  “Paris’te Altın Öpücük” isimli köşe yazısına istinaden, Posta Gazetesi Köşe Yazarı Huban Ayşem yapılan “şikâyetin yersizliğine” karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/44)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

Basın Konseyi; Başbakan Yardımcısı Arınç'a Çağrıda Bulundu.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın terörle ilgili haberlerin yayınlanma biçimi hakkında bazı medya patronları ile toplantı düzenlemesine Basın Konseyi tepki gösterdi.

Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Sayın Bülent Arınç’ın bazı medya patronları ile bir araya gelerek, onlardan terörle ilgili haberlerde duyarlılıkla hareket edilmesini istediği doğrultusundaki açıklamaları medyadan öğreniyoruz.

Sayın Arınç böylelikle medya çalışanlarının patronlarının emirleri ile haber ve yorum yapmaları gereken mekanik bir aygıt olmalarını amaçlıyor ise yanılıyor.

Hükümetin bu yönde dilek ve temennileri için Türkiye Gazeteciler Sendikası, Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi gibi meslek kuruluşlarının var olduğunu, bu kuruluşların tam bir özgürlük içinde ve karşılıklı tartışarak gerekli desteği verebileceklerini kendisine belirtmek isteriz.

Basın Konseyi Başkanı Birgit; Başbakanın Akreditasyon Uygulamış Olmasını Eleştirdi.

Artan terör olayları karşısında medya temsilcileri ile görüş alışverişi amacını taşıyan bir toplantı düzenleyen Sayın Başbakan Erdoğan’ın bu toplantıya çağırılan gazeteler arasında ayırım yapmış olmasını eleştiren Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit, yazılı bir açıklama yaptı.

Birgit, şunları söyledi.

“Terör gibi, bütün toplumu ilgilendiren tehlike karşısında medyanın ortak tutum almasını isteyen Sayın Başbakanın, gazeteler arasında ötekileştirme yapmış olmasını üzüntü ile karşıladığımızı belirtmek isterim.

Böyle bir tavır alma toplantısında tüm medya kuruluşlarının yanı sıra, Gazetecilere Özgürlük Platformu altında bir araya gelmiş olan Türki Gazeteciler Sendikası (TGS), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Ankara, İzmir, Anadolu Gazeteciler Cemiyetleri ile Basın Konseyi’nin temsilcilerinin de görüşlerinin alınmamış olması önemli bir eksikliktir.

Terörün siyaset üstü bir mesele olduğunu söyleyen Sayın Başbakanın, böylesine hayati bir sorun karşısında gazeteler, ulusal televizyonlar ve diğer basın kuruluşları arasında akreditasyon uygulamış olmasını esefle karşıladığımızı kamuoyunun bilgisine sunarız.”