Basın Konseyi, Trt, Büyük Takip Programı Sunucusu Ömer Özkök Ve Üsküdar Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Adnan Odabaşı’nın Kınanmalarına Karar Verdi

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, TRT Haber kanalında 14.01.2011 tarihinde yayınlanan “Büyük Takip” adlı programla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKAYETÇİ                         : Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği

                                                 vekili Av. Kemal Ağar

 

ŞİKAYET EDİLENLER    : 1) TRT

                                                  2) Ömer Özkök

Büyük Takip Programı Sunucusu

                                                  3) Adnan Odabaşı

Üsküdar Gazetesi

Genel Yayın Yönetmeni

 

ŞİKAYET KONUSU : Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) adına vekili Av. Kemal Ağar, TRT Haber kanalında 14.01.2011 tarihinde yayınlanan “Büyük Takip” adlı programda Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğini ileri sürerek Basın Konseyi’ne başvuruda bulunmuştur.

 

Şikayet konusu yayında ÇYDD ve Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV)’nın, çağdaşlığın adresi olarak görüldüğünü, yoksul çocukların okutulması sebebiyle basın organlarında övgüyle anıldığını ve “yardımsever yöneticileri” nin çağdaşlığın öncüsü olarak anıldığı belirtilmiş ancak bu dernekler hakkında farklı iddiaların gündeme geldiği ve savcılık tarafından iddianame hazırlanarak kabul edildiği ileri sürülmüştür. Programda Gazeteciler Adnan Odabaşı, Gazeteci Aziz Üstel ve Yılmaz Dikbaş’ın görüşlerine başvurulmuş ve Türkan Saylan’a ve bir zamanlar çok yakın olduğu iddia edilen Adem Zencil’in görüşlerine yer verilmiştir. Yayında bu tüzelkişilerin toplumun önde gelen kişileri tarafından korunup kollandığı belirtilmiş ancak 13 Nisan 2009 yılında yapılan “Ergenekon” baskınlarında bu durumun değiştiği ileri sürülmüştür. Daha sonra iddianamenin de hazırlandığı belirtilmiş ve iddialara dayanarak “Siyahla beyaz, geceyle gündüz kadar birbirinin tam tersi bir durum söz konusu idi. Eğitimin yanında her şey yapılıyordu adeta” ifadelerine yer verilmiştir. Programda araştırmacı ve gazetecilerin bu tüzelkişilerin misyonerlik adı altında bölücülük faaliyeti sürdürdüğüne ilişkin beyanları yayınlanmış ve Atatürkçülüğün kalkan olarak kullanılarak bu faaliyetlerin sürdürüldüğüne ilişkin görüşlere yer verilmiştir. Saf yardım duygularıyla hareket eden insanların bu tüzelkişiler tarafından sömürüldüğü belirtilen yayında deprem paralarının PKK, DHKPC gibi terör örgütü sempatizanlarına aktarıldığı yönünde görüşlere yer verilmiştir. Türkan Saylan’ın asistanı olduğu ancak imam-hatip lisesi mezunu olduğunda uzaklaştırıldığı ileri sürülen Adem Zencir’in beyanlarına yer verilmiş ve Ahmet Zencir Türk polisine, Türk askerine ne kadar düşman varsa onlara  üç misli para verilirdi” şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Programda ayrıca bu vakıfların yoksul kızları eğitirken aralarından seçim yaparak askeri öğrencilerle bir araya getirdikleri ve bu askeri öğrencileri bu şekilde kontrol altında tutmaya çalıştıkları gibi iddialara da yer verilmiştir.

 

ÇYDD vekili yapılan bu yayınla Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

“Yayınlarda hiç kimse; ırkı, cinsiyeti, yaşı, sağlığı, bedensel özrü, sosyal düzeyi ve dini inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz” şeklindeki birinci

 

“Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez” şeklindeki üçüncü,

 

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

 

“Şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır” şeklindeki on üçüncü,

 

“Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu ve

 

“Yayınlarda hiç kimse; ırkı, cinsiyeti, yaşı,  sağlığı, bedensel özrü, sosyal düzeyi ve dini inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz” şeklindeki birinci

 

“Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez” şeklindeki üçüncü,

 

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

 

“Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu,

 

“Şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır” şeklindeki on üçüncü maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürerek Basın Konseyi’ne başvurmuştur.

 

ŞİKAYET EDİLENLERİN YANITI: TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin ve Büyük Takip Programı Sunucusu Ömer Özkök’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 5 Nisan 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, İsmail Örün’ün mektubu teslim aldığı kargo şirketi tarafından bildirilmişse de taraflardan herhangi bir yanıt gelmemiştir. Üsküdar Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Adnan Odabaşı’na şikâyetle ilgili bilgi veren genel sekreterlik mektubu 5 Nisan 2011 tarihinde gönderilmiş kendisinden sadece mahkeme kararları tarafımıza iletilmiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 20 Nisan 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Basın Konseyi Yüksek Kurulu öncelikle şikâyet konusu yayının bir haber toplumu objektif biçimde bilgilendirmeyi amaçlayan bir haber programı olduğuna karar vermiştir: Bununla birlikte yayında ÇYDD ve ÇEV’e muhalif görüşlerin dışında hiçbir görüşle yer verilmemiş ve ÇYDD ve ÇEV’e bu konularda hiçbir başvuru yapılmamıştır. Bu suretle Basın Meslek İlkeleri’nin “Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı maddesi ihlal edilmiştir.

 

Yapılan tek yanlı haberle bu ÇYDD’nin eğitime destek faaliyeti kisvesi altında bölücülük yaptığı yönünde ifadelere ve görüşlere yer verilmiştir. Bu durum Basın Meslek İlkeleri’nin “Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu ve “Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez”  onuncu maddeslerinin ihlalini teşkil ettiği gibi bu kurumu küçük düşürücü olduğundan, Basın Meslek İlkeleri’nin  “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının  ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü maddesinin de ihlalini teşkil etmektedir.

 

Şikayetin yöneltildiği Adnan Odabaşı’da gazeteci kimliğiyle programa katılmıştır. İleri sürdüğü iddiaları kanıtlayacak hiçbir delil ileri sürmediği gibi ağır ithamlarda bulunarak yukarıda ihlal edildiği belirtilen ilkeleri kendisi de ihlal etmiştir.

 

Yukarıda açıklanan sebeplerle Basın Meslek İlkeleri’nin üç,  dört, altı dokuz, on ve on üçüncü maddelerini ihlal eden TRT Haber, Ömer Özkök ve Adnan Odabaşı’nın “kınanmalarına” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

 

(Karar No: 2011/4-5-6)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi, Hürriyet Gazetesi Ve Hürriyet Gazetesi Yazarı Erdoğan Aksoy’un Uyarılmalarına Karar Verdi

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Hürriyet Gazetesi İnternet Sitesi’nde Erdoğan Aksoy imzasıyla yayınlanan “30 otobüs ve Hyde Park” başlıklı yazıyla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKÂYETÇİ                  : Sungurtekin Öztan

                                                224 Bursa ve Bursa Gönüllüleri Derneği Başkanı

ŞİKÂYET

EDİLENLER                : 1) Erdoğan Aksoy

                                                 Hürriyet Gazetesi Yazarı

                                                2) Hürriyet Gazetesi

                                                             

ŞİKAYET KONUSU    : 224 Bursa ve Bursaspor Gönüllüleri Derneği adına Başkan Av. Süngürtekin Öztan Hürriyet Gazetesi İnternet Sitesi’nde Erdoğan Aksoy imzasıyla yayınlanan “30 otobüs ve Hyde Park” başlıklı yazıyla ilgili şikayette bulunmuştur. Şikayet konusu yazı şu şekildedir;

 

“İngiltere’de bir genç kız… Akşam karanlığında Hyde Park’ta dolaşıyor. Derken adamın birisinin tacizine maruz kalıyor. Adam yakalanıp hakimin karşısına getiriliyor. Hakim adama 2,5 yıl hapis cezası veriyor. Zaten yazılı bir yasada yok. Savcı şaşkın, itiraz ediyor; “Hayırdır…? Daha önceden taciz olaylarına 6 ay veriyorduk…!” Hakimin cevabı ibretlik: “6 ay taciz için 2 yıl ise İngiliz genç kızlarının Hyde Park’ta dolaşma özgürlüklerinin devamı için.” 30 otobüs dolusu serseri Bursa’dan otobüslere biniyor. Amaçları Beşiktaş-Bursaspor maçını seyretmek! İlginçtir içlerinde hiç kadın veya çocuk yok. Demek ki üzüm yemekten ziyade bağcıyı dövmek arzusundalar. Hepsi özel tim gibi teçhizatlı. Emanetler zulada… Her aramada yarı yarıya fire veriyorlar cephaneden.Ama her yönden tedarikliler. Mazotu çeke çeke düşüyorlar  yollarına. Ama lazım olur diye “geri dönüşüm kutularına” atmıyorlar boşlarını. İlk olarak Balıkesir’den maça gelen bir avuç Beşiktaş taraftarına karşı zafer kazanıyorlar. Anında duyuluyor bu saldırı Saltanat’ın şehrinde. La havle çekip “Du bakalım ne olcek” diyorlar önce.Ondan sonra da “Biz de mi tedarikli olsak ne…?” diye bakıyorlar birbirlerine.

 

Sonra 30 otobüs dolusu serseri Dolmabahçe tüneline gelene kadar iyice azalan cephanelerinin boşluğunu alkolle kapatmış olmalılar ki inmek istiyorlar. Yıllar önce Ankaragücü taraftarı kisvesi altına gizlenerek yaptıkları gibi, bu sefer alenen ortalığı savaş alanına çevirmek amacındalar. Polis müdahale ediyor. Kapılarını açtırmıyor otobüslerin. Nasıl otobüs şoförüyse ön kapıyı kapatıyor, arkayı açıyor. Garibim polis bir ön kapıdan inenleri copluyor, sonra koşuyor arkaya, orda görevini yapıyor. Tadını aldıkça daha da istiyorlar copu. Gazete kağıdı sarmışlar popolarına herhalde…

 

Ama durdurulabilir mi Texaslılar 3-5 copla…? Küffarı Dolmabahçe’de denize dökmek gibi kutsal bir amaç uğruna kopup gelmişler taaa Bursalardan.

 

Derken kavuşuyorlar sevgilileri ile. Saldırıyorlar maça geldiğini zanneden garibanlara. Sakladıkları şişeler işe yarıyor bu arada.

Bir genç kızın kafasında dolu bir bira şişesini paralıyorlar ilkin.

26 dikiş atılıyor hastanede bu genç kıza. Kendisini ilk kez maça getiren babasının bacağına sarılıyor bir yavrucak. Eşinin arkasına saklanıyor bir bayan.

 

“30 otobüs dolusu serseri kavganın da hakkını veremiyorlar. Kavganın da namusunu pisletiyorlar. Maça değil de savaşa geldiyseniz hakkını verin bari, mertçe, yüzyüze yapınız kavganızı. Öyle uzaktan uzağa, çoluk çocuk ayırmadan uzaktan sallamayınız mazot artıklarınızı.

 

Ben Federasyon Başkanına inanmayanlardanım. Demirören’in kendisine gönderdiği mesajın dedikodusunu yapmasından sonra düşmüştü gözümden.Sonra Diyarbakırspor’u konuk eden Bursa taraftarlarının “PKK’lı” tacizlerine ceza veremeyince hepten bitmişti benim için. Beşiktaş kötü… Eskişehir kötü…Sakarya kötü…Bir Bursaspor taraftarları iyi…

 

Hasbelkader 1 kez şampiyon oldu ya Bursaspor… Yatsın kalksın Ertuğrul Sağlam’ın futbol camiasındaki futbol sempatisine dua etsin.

4 büyükler dışında bir takımı şampiyon yapmak isteyen Anadolu kulüplerine dua etsin. İstanbul hegemonyasına son vermek isteyen Mahmut Özgener’e ve hakemlere dua etsin. Yoksa şampiyon olmayı rüyalarında bile göremezlerdi. Belki bir şekilde şampiyon oldular ama bu seyirci ile “Büyük Takım” olamazlar. İçlerindeki pislikleri ve “çürük elmaları” temizleyene kadar da olmayacaklar.

 

En az 5-10 maç ceza vermeli Mahmut Özgener Bursaspor’a. Eğer göstermelik 1-2 maç ceza verecekse olaylara Beşiktaş taraftarını  karıştıracaksa kendisi bilir. Her türlü tutarsızlık kendisinden beklenir çünkü. Kamuoyu şunu bilmeli ki Beşiktaş taraftarı sadece kendini savundu. Dahası ise “namusunu kurtardı.”

 

Bu maçın güvenliğinden veya koordinasyonundan kim sorumluysa işini hiç iyi yapamadı. Her aramada tonla döner bıçağı buluyorlar.

Yollasanıza o otobüsün tümünü geriye. Daha önce olay çıkardığı için maçlara alınmayan bir tane bile holigan var mı acaba?

 

Derken maç başlıyor. Beşiktaş her yönüyle daha iyi. İ. Üzülmez’in kendisine yakışmayacak şekilde Volkan Şen’i attırıyor. Eksik kalınca iyice kapanıyor Bursaspor. Belki 11-11 kalsalar daha iyi olacaktı Beşiktaş için.

 

Yenileceklerini anlayınca iyice zıvanadan çıkıyor Bursa seyircisi. Meymenetsizin biri elinde yeşil bayrak sahaya atlıyor Amacı maçı provoke etmek. İlk tepkiyi Üzülmez’den görüyor ve bayrağı kaptırıyor kaptana. Bu sefer 30.000 kişinin gözü önünde tehdit ediyor Beşiktaş kaptanını. “Bursa’ya gelince görüşeceğiz” diyor.

“Ananı avradını…” diye de ilave ediyor. Tüm bu görüntüleri herkes izliyor. İzleyenlerden biri de Bursa Emniyeti. Artık bir kahramanları var, sahaya atlayan. Bilmiyorlar mı mallarını Bursa’nın valisi, emniyet müdürü. Nasıl karşılayacaklar acaba “seferden dönenleri?”

Davul zurna ile mi…? Yoksa İngiliz yargıcın yaptığı gibi futbolsever, çocuk ve bayanların maça gitmek özgürlüğünü ellerinden aldıkları” için gerekli cezayı verebilecekler mi?”

 

Yazarın şikayet konusu yazısında Bursaspor taraftarına tecavüzcü yakıştırmasını yaptığı ve yazının başında “30 otobüs dolusu serseri Bursa’dan otobüse biniyor” gibi ifadeler kullanarak Bursa halkının ve Bursaspor taraftarının küçük düşürüldüğünü belirtmektedir. Yazarın özür yazısı yazdığını da belirten Öztan Erdoğan Aksoy ve Hürriyet Gazetesi’nin bu yayına Basın Meslek İlkeleri’nin;

 

“Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez” şeklindeki üçüncü,

 

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

 

“Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” şeklindeki altıncı,

 

“Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu,

 

“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu ve

 

“Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” şeklindeki on ikinci maddelerini ihlal ettiğini ileri sürerek gerekli işlemlerin yapılmasını istemiştir.

 

ŞİKAYET EDİLENLERİN YANITI: www. hurriyet.com.tr İnternet Sitesi Sorumlu Müdürü Hasan Kılıç’a  şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 4 Şubat 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi Mehmet Saraç, Hürriyet Gazetesi Yazarı Erdoğan Aksoy’a şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik  mektubu 4 Şubat 2011 tarihinde, kargo ile gönderilmiş, kargo şirketi tarafından mektubun teslim alındığı bilgisi İsmail Arslan tarafından bildirilmişse de taraflardan herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 6 Nisan 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Basın Konseyi Yüksek Kurulu şikayet konusu yayının, yazarın görüşlerini açıkladığı bir köşe yazısı niteliğinde olduğuna karar vermiştir.. Yazar Beşiktaş – Bursaspor maçından önce çıkan olayları sert eleştirilerle yorumlamakta ve bu arada da “30 otobüs dolusu serseri Bursa’dan otobüslere biniyor” gibi ifadelere de yer vermektedir. Ayrıca yazar İngiltere’den bir örnek vermiş ve Hyde Park’ta bir genç kızın tecavüze uğraması üzerine yargıcın tacize verilen cezadan çok daha ağırına hükmettiğini ve bunun gerekçesi olarak da genç kızların Hyde Park’da dolaşma özgürlüğünü korumayı gösterdiğini belirtmiştir. Yazar yazısının sonunda da Bursa’daki yetkililerin maça giden Bursaspor taraftarlarını nasıl karşılayacaklarını sormuş ve ”Yoksa İngiliz yargıcın yaptığı gibi futbolsever, çocuk ve bayanların maça gitmek özgürlüğünü ellerinden aldıkları” için gerekli cezayı verebilecekler mi?”ifadelerini kullanmıştır.

 

Öncelikle belirtmek gerekir ki yazar, Beşiktaş – Bursaspor maçında çıkan olayların sorumluluğunu yalnızca Bursaspor taraftarına yüklemektedir. Bu çerçevede “30 otobüs dolusu serseri” gibi bir ifadeyi kullanmakta ve İngiltere’de yaşanan bir tecavüz olayında verilen önleyici bir yaptırıma benzer bir yaptırımın Bursaspor taraftarına uygulanması gerektiği yönünde bir ifadeye yer vermektedir ve bu ifade Basın Meslek İlkeleri’nin “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü maddesini ihlal etmektedir.

 

Her ne kadar yazı bir köşe yazısı niteliğinde olsa da, ağır saldırı içeren bu yazıyı yayınlayan Hürriyet Gazetesi’nin de bu maddeyi ihlal ettiği kanaatine ulaşılmıştır.

 

Basın Konseyi Yüksek Kurulu Erdoğan Aksoy’un ve Hürriyet Gazetesi’nin Basın Meslek İlkeleri’nin dördüncü maddesini ihlal etmesi dolayısıyla “uyarılmalarına” oy çokluğuyla karar vermiştir.

 

(Karar No: 2011/1)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi, Radikal Gazetesi Ve Radikal Gazetesi Yazarı Sırrı Süreyya Önder Hakkında Şikayetin Yersizliğine Karar Verdi

I———I

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Radikal Gazetesi’nde yayınlanan  “Nemrut’un kızı güldürdün bizi” ve “Naz yap ama az yap” başlıklı yazılarla ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir.

 

KARAR

 

ŞİKAYETÇİ                  : Fahreddin Fırat

 

ŞİKAYET

EDİLENLER                : 1) Sırrı Süreyya Önder

                                            Radikal Gazetesi Yazarı

2) Radikal Gazetesi

 

ŞİKAYET KONUSU    : Fahreddin Fırat Sırrı Süreyya Önder’in, Radikal Gazetesi’nde yayınlanan  “Nemrut’un kızı güldürdün bizi” ve “Naz yap ama az yap” başlıklı yazılarıyla Basın Meslek İlkeleri’ni ihlal ettiğini ileri sürerek şikayet başvurusunda bulunmuştur. Yazarın “Nemrut’un kızı güldürdün bizi” başlıklı yazısı şöyledir

 

Hürriyet Gazetesi yazarı Vahap Munyar, Cuma günü köşesinden bir haber verdi. 

 

Malatyalılar, Nemrut Dağı’na turistleri gemiyle taşıyacaklarmış! 
Başlığı okuyunca, Fatih Sultan Mehmet gibi gemileri dağlardan yağlı kızakla mı aşıracaklar acep diye işkillendim. Yazının tamamını okuyunca, bir Adıyamanlı olarak kâsem çekilecek bir şey olmadığını anlayıp rahatladım. Çünkü turistler önce Malatya merkezinden 20 dakika mesafede olduğunu ileri sürdükleri Kale İlçesi’ne gideceklermiş. Oradan da gemiye binerek 1 saat yolculukla Bakımlı Köyü’ne varacaklarmış. Bakımlı Köyü’nden tekrar arabaya binerek dağın eteğine gideceklermiş. En sonunda da yürüyerek Nemrut Dağı’na çıkacaklarmış. Valinin hesabına göre toplam 2 saat sürecekmiş. Vali herhalde eskortla giderken saat tuttu. Ayrıca Adıyaman’dan bir minibüse binerseniz 1 saat sonra dağın eteğindesiniz. Bu masraf niye? 


Gemi alacağınıza ağaç dikin 

Malatya Valisi Ulvi Saran, bu fantezi için Malatya halkının 2 milyon TL’sini bir gemiye yatıracakmış. Şimdiden bir özel şirketle anlaşmışlar, işletmeyi de onlara devredeceklermiş. Özel İdare, niyeyse sadece küçük ortak olacakmış. 

Vali ayrıca diyesiymiş ki “Tabii gemi aynı zamanda davetler için de kullanılacak.” 
Sevgili Adıyamanlılar telaşlanmayın bu haberin Nemrut’la ilgili kısmı fos! 

Fos olduğu da son cümlede gizli. Aslında fakir fukaranın, garip gurebanın parasıyla baraj gölünde gezecekler, hepsi bu. Bir de iskele yapıyorlar ki hiç bir işe yaramaz. Baraj gölü dediğinin sürekli yüksekliği değişir; su bırakma ve yağış durumuna göre alçalır, yükselir. Su çekildiğinde iskeleden turistleri pamuk balyası misali lığlayarak mı bindireceksiniz? 

Munyar’ın haberinde, Malatya için hayırlı bir tek şey var o da üniversitenin diktiği ağaç sayısı. 

2 milyon TL’yi, yüksek zevatın gezinti teknesine vereceğinize, bir orman dolusu ağaç daha dikersiniz. 


Nerede o eski muhafazakârlar… 

Bizde muhafazakarlık hep arka tampon kısmından anlaşılmıştır. Bu ülkede gerçek anlamda muhafazakâr iki elin parmağını geçmez. Bu ülkenin muhafazakâr geçinenleri, para söz konusu olduğunda her türden ilkeyi unutmaya hazırdır. 


Adıyaman’da ilk Nemrut Festivali 70’li yılların ortalarında Vali Hakkı Kavlakoğlu tarafından yapılmıştır.. İkincisi yapılacağı zaman memleket CHP-MSP koalisyonuna teslim edilmişti. Erbakan Hoca ve talebeleri, tabanı bu koalisyona ikna etmek için Rahmetli Ecevit’in aslında evliya torunu olduğunu anlatıyorlardı. Adıyaman’ın kısmetine MSP kontenjanından bir vali düşmüştü. İlk yaptığı icraat festivali iptal etmek, ikincisi de Nemrut’a giden yolu dozerlerle tahrip ettirmekti. Gerekçesi de hazırdı “Oraya gidip putlara tapıyorlar!” Dönemin MSP’sinin turizm meselesine bakışı da çok kısa ve netti “Turist ahlaksızlık getirir!”

 
Zamanın ruhu değişti. Turistin bagajındaki ahlaksızlık valizi unutuldu. Slogan da “Turist döviz getirir” şeklinde revize edildi. Şimdi iki muhafazakar il yöneticileri Nemrut Dağının aslında kendi il sınırları içinde olduğunu kanıtlamak için mahkeme kapılarını aşındırıyorlar. Yolu tahrip etmeyi bırak, gemi alıyorlar. Ne günlere kaldık ey Gazi Hünkâr!


Nemrut, sözde bir Kürt- Ermeni kralıdır! 

M.Ö. 1. Yüzyılda Ermeni Kral II Tigranes tarafından Korduene (Kürdistan) fethedilmiştir. Kral Tigranes, Korduene yani Kürt kralı Zarbienus’u da suikast düzenlete-rek öldürtmüştür. Yunanlı tarihçi Plutarch M.S. 1. yüzyılda, Kürdistan kralı Zarbienus’un Ermenistan kralı Tigranes’in baskısına karşı ittifak için Roma konsolosu Appius Claudius yoluyla Roma Generali Lucullus’la gizlice irtibata geçtiğini aktarmış. Biri Kürt diğeri Ermeni, aktaran da Yunanlı olunca bir miktar hain emeller sezdim ama acı gerçek başka kaynaklarda da böyle. Hatta bazıları Tigranes’in de Kürt olduklarını söylüyorlar. 
Sevgili Malatya’lılar, aramızda kalsın ama bu gerçeği biliyor muydunuz? Nemrut Dağı’ndaki Kommagene Uygarlığı bir Kürt-Ermeni cenginin izlerini taşır.

Cenk önceden yapılmış, uygarlık savaş olmadan kurulmuş ve savaşsız dağılmıştır. Nemrut Türktür, Türk kalacaktır demeden önce British Museum’daki ilk Ermeni paralarına bakın. Sonra da Kral Antiochos’un Nemrut Dağı’na diktirdiği tanrı heykellerinin baş kısımlarını dikkatlice inceleyin. Yaaa!.. 

Ama bu aramızda kalsın. Milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde başımıza yeni işler açmayalım. 

Aziz Malatyalı Hemşehrilerim! 

“Biz hoşgürülü bir milletiz, zaten kendi istekleriyle gitmeden önce bir sürü Ermeni komşumuz vardı!” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ben safım, inanırım ama elin Hıristiyan turisti buna asla inanmaz. Zirve Yayınevi’nde kör bıçakla kesilen dindaşlarının kanı halen yargılama sürecinde akmaya devam ediyor. 

Siz bunlara ses çıkarmadan bakınırken Adıyaman halkı, Süryani ve Ermeni kiliselerini ihya ederek ibadete açtı. 

Adıyamanlılara sordum, Nemrut’u Malatyalılara veririz ama bir şartla diyorlar. 


Kapıya bir levha 

Önce gemi alacağınız o paraya bir hatıra ormanı dikin. Vahap Munyar’ın ballandırdığı zenginlerinize de söyleyin kapısına bir levha yaptırsınlar. Üzerine en güzel hemşehriniz Hrant Dink’in adıyla Zirve Yayınevi’nde katledilenlerin adlarını yan yana yazın. İlk çiviyi de sizin bu gemi saçmalığınıza destek veren Adıyamanlı Kemal Güneş çaksın. 

İşte o zaman Nemrut Dağı kumuyla taşıyla sizindir. İster gemiyle gidin, ister kayısı dikin.

Yok biz bunu yapamayız ağa derseniz, hemşehriniz bir Mesih var, onun tarihi ve turistik özellikleriyle idare edeceksiniz artık.”

                                         

Fahreddin Fırat başvurusunda Sırrı Süreyya Önder’in Malatyalıları haksız yere itham ettiğini ve Zirve Yayınevi cinayetlerinde “adeta Malatyalıları ortak edecek ifadeler” kullandığını ileri sürmüştür. Yazarın ayrıca 1915 olaylarına gönderme yaparak “Siz bunlara ses çıkarmadan bakınırken, Adıyaman halkı Süryani ve Ermeni kiliselerini ihya ederek ibadete açtı” ifadeleriyle Malatyalıları ötekileştirdiğini  ve bu “haksız iftiralara” Malatya Valiliği tarafından cevap verilemesi üzerine “:Naz yap ama az yap!é başlıklı yazıyı yazdığını belirtmiştir. Kendisinin gönderdiği okuyucu yorumlarının da gazete editörlerince yayınlanmadığını ileri sürmektedir. Fahreddin Fırat, Sırrı Süreyya Önder’in bu yazılarıyla basın Meslek İlkeleri’nin

 

“Yayınlarda hiç kimse; ırkı, cinsiyeti, yaşı, sağlığı, bedensel özrü, sosyal düzeyi ve dini inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz” şeklindeki birinci,

 

“Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez” şeklindeki üçüncü,

 

“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez” şeklindeki dördüncü,

 

 “Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez” şeklindeki dokuzuncu,

 

“Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez” şeklindeki onuncu ve

 

“Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar” şeklindeki on altıncı maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.

 

 

ŞİKAYET EDİLENLERİN YANITI: Takvim Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergün Diler’e şikâyetle ilgili bilgi veren Genel Sekreterlik mektubu 31 Aralık 2010 tarihinde, 0212 347 06 77 no’lu faksa iletilmiş, mektubun alındığı Nisa Gülseven tarafından bildirilmişse de Ergün Diler’den herhangi bir yanıt gelmemiştir.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Basın Konseyi Yüksek Kurulu 6 Nisan 2011 tarihli toplantısında dosyayı ele alarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır.

 

Sırrı Süreyya Önder’in “Nemrut’un kızı güldürdün bizi” başlıklı yazısında Malatya Valiliğinin Nemrut’a gidiş ve için bir tekne almasını eleştirmekte ve valinin söylediği ileri sürülen “Tabii gemi aynı zamanda davetler için de kullanılacak” sözlerini yorumlamaktadır.

 

Öncelikle belirtmek gerekir ki iletişim özgürlüğü objektif verileri yorumlama ve görüş açıklama hakkını da içermektedir. Özellikle açıkça kendi görüşlerini ifade ve somut bir bilgi vermekten öte yorum şeklinde yayınlar yapan gazetecilerin bu özgürlükleri ancak şiddete alenen teşvik ve nefret söylemi gibi istisnai durumlarda sınırlanabilecektir. Bu çerçevede Sırrı Süreyya Önder’in yazısı incelendiğinde ifade özürlüğü sınırları içinde kaldığı değerlendirilmiştir.

 

Basın Konseyi Yüksek Kurulu oybirliğiyle Sırrı Süreyya Önder ve yazısının yayınlandığı gazete hakkındaki şikâyetin “yersizliğine” karar vermiştir.

 

(Karar No: 2011/2-3)

———————-

Not: Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları gereğince, hakkında şikâyette bulunulan medya grubu veya gazeteciyle ilişkisi olan Yüksek Kurul üyeleri, görüşmelerde oy kullanamazlar.

——————————-

Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit’in, Sn. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Sunmuş Olduğu Bilgi

Basın Konseyi

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bugün saat 14.30’da Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit Başkanlığında Konsey Yüksek Kurulu üyelerinden oluşan bir heyeti Çankaya köşkünde kabul etmiştir.

Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit, kabul sırasında Cumhurbaşkanına şunları söylemiştir:

Basın Konseyi Başkanlığı görevine seçilmemin ardından gösterdiğiniz teveccüh nedeniyle teşekkür etmek ve size Basın Konseyi hakkında bilgi sunmak amacıyla size ilettiğim ziyaret talebini kabul ettiğiniz için şükranlarımızı sunuyorum.

Basın Konseyi, medyanın daha özgür ve daha saygın olması için faaliyet gösteren ve Birleşmiş Milletler tarafından da Danışman sivil toplum Kuruluşu olarak tanınmış bir meslek örgütüdür. Yirmi üç senedir çalışmalarını sürdüren Konsey iletişim (ifade, basın) özgürlüğünü genişletmek amacıyla çalışmalarda bulunmakta ve bu özgürlüğün, yüklediği sorumluluklara uygun biçimde kullanıldığını denetlemek amacıyla bir denetim mekanizmasını içermektedir.
Basın Konseyi bütün çalışmalarını Basın Meslek İlkeleri, Basın Konseyi Sözleşmesi ve Çalışma Kuralları çerçevesinde yürütmektedir. Size Konsey’in temel ilkelerini ve işleyişine ilişkin kurallarını içeren kitapçığı sunmaktan onur duyuyorum.

Tüm basın – yayın kuruluşlarının ve gazetecilerin katılımına açık olan Basın Konseyi’nin en yüksek karar organı Basın Konseyi Yüksek Kuruludur. Şu anda  huzurunuzda bulunan heyet Yüksek Kurul’un yaklaşık üçte birinden oluşmaktadır ve kurum temsilcileri, okuyucu temsilcileri ve seçilmiş gazeteci meslektaşlarımız heyette yer almışlardır. Kurum temsilcileri, gazeteciler ve okur temsilcileri birlikte hareket ederek medya özdenetimini gerçekleştirmektedir. Yılda ortalama 90 uyuşmazlığı karara bağlayan Konsey’in toplantılarında, dosyası görüşülen tarafla asaleten veya vekaleten temsil edilmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanımız, sizi ziyaretimizin esas sebebi gösterdiğiniz teveccüh için teşekkür etmek ve Basın Konseyi’nin faaliyetleri hakkında sözlü bilgi vermek olsa da, ziyaret talebimizden sonra gelişen süreç size gazeteciliğin güncel bir sorununu sunma gerekliliğini doğurmuştur. Şu anda ulaşabildiğimiz verilere göre 68 meslektaşımız, yazdıkları sebebiyle tutuklu ve hükümlü olarak cezaevlerinde bulunmaktadır. Ülkemizde 7569 sarı basın kartı sahibi meslektaşımız olduğunu düşündüğümüzde neredeyse bunlardan yüzde biri özgürlüklerinden mahrumdur. Basın Yasası, Türk ceza yasası ve terörle Mücadele Yasası’nda yer alan iletişim özgürlüğünün gerektirdiği standartlara aykırı düzenlemelerin yol açtığı bu sonuç maalesef ülkemizi basının özgürlüğü sıralamalarında 138. sıraya itmiştir.

Size sunabileceğimiz talebimiz öncelikle toplumun bilgi edinme hakkına hizmet deden meslektaşlarımıza yönelik hukuki ve idari işlemlerin, toplumun bilgi edinme hakkındaki yararı gözetilerek, titizlikle ve iletişim özgürlüğünün özüne zarar gelmeyecek şekilde yürütülmesi konusunda adım atmanızdır. Hakkında suç iddiası bulunan meslektaşlarımızın adil, kişi özgürlüğü ile ifade özgürlüğü haklarına saygılı ve hızlı biçimde yargılanarak maddi gerçeklerin ortaya çıkartılması konusunda hassasiyetimizi vurgulamak isterim. Yukarıda belirttiğimiz yasalarda değişiklik yapılması da öncelikli taleplerimiz arasındadır.