, ,

Basın Konseyi Dünya Basın Özgürlüğü  Günü’nde tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasını istedi

Pınar Türenç:  Abdi İpekçi’nin anıtı önünde onlarca yıl sonra yine ‘Basın Özgürlüğü’ diye haykırıyoruz

İSTANBUL – BASIN Konseyi, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü  Günü kutlamasını, gazeteci Abdi İpekçi’nin şehit edildiği nokta olan  Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi’ndeki anıtı önünde yaptı.  Özgürlük sembolü güvercinlerin uçurulduğu etkinlikte konuşan  Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, “Abdi İpekçi’nin anıtı önünde onlarca yıl sonra yine ‘Basın Özgürlüğü’ diye haykırıyoruz” dedi.
Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç,  Onursal Başkan Oktay Ekşi, İkinci Başkan Murat Önok, Basın Konseyi üyeleri Tufan Türenç, Atilla Gökçe,  Okşan Atasoy, Başar Yaltı, Doğan Satmış, Yalçın Büyükdağlı, Tuba Emlek ve Tülay Şubatlı’nın yanı sıra etkinliğe çak sayıda basın mensubu ve halk katıldı.
Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Bugün 3 mayıs 2018. Dünya basın özgürlüğü günü demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan basın ve ifade özgürlüğü, en zor dönemini yaşıyor.
Birleşmiş Milletler’in Danışman üyesi olan Basın Konseyi olarak,  3 Mayıs Dünya Basın özgürlüğü gününde, çok anlam yüklü bir noktadan seslenmek istedik.
1 şubat 1979 günü , Milliyet gazetesinin genel yayın yönetmeni, başyazarı gazeteci Abdi İpekçi’nin şehit edildiği bu köşede yer alan anıtının önünde, İpekçi’ninn onlarca yıl kalemiyle savunduğu basın özgürlüğünü, yıllar sonra bizler savunmaya devam ediyoruz. 1957 yılındaki bir yazısında Abdi İpekçi, şöyle der: ‘’Devlet kontrolünde olan bir radyo veya bir ajansın yüzde yüz tarafsız kalabileceğini kabul etmek hayalde mümkündür. Yasaklar, okuyucumuza haber verme vazifemizin çıkmaza girmesine neden olur.’ Yıllar sonra ise, Abdi İpekçi’nin mücadele ettiği o yasakların boyutunun çok derinleştiğine tanığız, daha da kötüsü bunu yaşamaktayız. Siyasi anlayışın denetimi medyayı kuşattı.
Basın şehidi  verdiğimiz bu köşede basın özgürlüğü için, dün olduğu gibi bugün de mücadeleye devam etmek zorundayız. . Türkiye, gazeteciler için ” EN BÜYÜK” hapishane olarak dünya raporlarında yerini almakta. 180 ülke içinde Türkiye, basın özgürlüğü endeksinde en alt sıralarda. En fazla gazetecisi hapiste olan ülkenin yurttaşları olarak utanıyoruz ve bu durumu Türkiye hak etmiyor. Türk basınına yönelik sansür, baskı, yıldırma çabaları Türkiye’de gazeteciliği can çekişen noktaya getirdi. Oysa Türkiye demokrasi ile yönetilen ülkeler içinde yer almakta. Gerçek tablo ise, Türkiye’yi ifade ve basın özgürlüğünün en hızla gerilediği ülkeler içine itmiştir. Eleştirel gazetecilik saldırı altındadır. Dünya basın özgürlüğü endeksinde, haritanın en karanlık yerinde, 157’nci sırada yer almak  Türkiye’ye yakışmıyor. Sıralamada altımızdaki ülkeler Kazakistan, Irak, Mısır, Libya, İran, Sudi Arabistan, Çin, Suriye, Kuzey Kore. İfade ve basın özgürlüğüne saldırı olmaksızın yol alınması gerekirken, her yıl giderek ağırlaşan ve son yıllarda zirve yapan baskılarla mücadele edip, yaşamaya çalışan medyamız var.
Bugün 3 Mayıs. Bugün gerçekleri öğrenme ve iletme özgürlüğüne kavuşma günüdür.
Bugün sorgulayan gazeteciliğin yaşatılma günüdür.
Bugün halkın haber alma hakkına sahip çıkma günüdür.
Bugün sansürsüz, soru sorulabilecek ortamda gerçeği halka ulaştırabilme umudunu taşıdığımız gündür.
Bugün Silivri zindanlarında sadece gazetecilik yaptıkları için hapis olan gazetecilerin serbest kalmalarını beklediğimiz gündür.
Tam bir kuşatma altındaki basın özgürlüğünün O HAL altında yaşanamayacağını da  iyi biliyoruz. Sadece seçimlere 52 gün kala değil, daima insan hakları, basın özgürlüğü, halkın haber alma hakkının eksiksiz yaşatılması gerektiğini belirtiyoruz ve bütün bu hakların bugün derhal hayata geçmesini talep ediyoruz.
3 Mayıs basın özgürlüğünün önemini anlamak ve onu kaybetmemek için mücadele günüdür.   Mücadelemize devam etmeye kararlıyız.”
Pınar Türenç’in konuşmasının ardından Basın Konseyi üyeleri, Abdi İpekçi Anıtı’ndan gökyüzüne beyaz güvercinler uçurdu, anıta karanfiller bıraktı.

 

Basın Konseyi Başkanı, Pınar Türenç ve üyeler ”Abdi İpekçi Anıtı” önünde beyaz güvercin uçurdu.

 

 

Soldan sağa; (Basın Konseyi Onursal Başkanı Oktay Ekşi, Başkan Pınar Türenç, İkinci Başkan Murat Önok, Genel Sektreter Mustafa Eşmen, Yüksek Kurul Üyesi Tuba Emlek)

 

 

Basın Konseyi üyeleri; Tufan Türenç, Atilla Gökçe, Okşan Atasoy ve Doğan Satmış etkinlik öncesinde.

 

 

Başkan Pınar Türenç ve Yüksek Kurul üyeleri ”Abdi İpekçi Anıtı”na kırmızı karanfiller koydu.

 

 

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç ve İkinci Başkan Murat Önok.

 

 

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde beyaz güvercinler uçurduk.

 

 

Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyeleri, ‘Özgür Basın Susturulamaz’ pankartı açtı. Başkan Pınar Türenç, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü günü nedeni ile açıklama yaptı.

 

 

Başkan Pınar Türenç, etkinliği takip eden medya mensupları ile hatıra fotoğrafı çektirdi.

 

 

Nişantaşı’ndaki Abdi İpekçi Anıtına kırmızı karanfiller konuldu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

, ,

KARAR DURUŞMASINDA VERİLEN MAHKUMİYETLER HER KESİME GÖZDAĞIDIR

BASIN KONSEYİ:
“CUMHURİYETE MAHKUMİYET KARARI SADECE GAZETECİLİĞİ DEĞİL TÜRK DEMOKRASİNİNİ DE CEZALANDIRMAKTADIR”
Cumhuriyet Gazetesi davasında İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gece geç saatlerde açıkladığı ‘toplu mahkumiyet’ kararlarını şaşkınlıkla ve üzüntüyle karşıladık. Aynı gün Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümü töreninde Cumhurbaşkanı tarafından, tam da daha fazla demokrasi ve özgürlük vaat edilmişken, meslektaşlarımıza yağdırılan cezalarla şoke olduk.
Duruşmayı düzenli olarak izleyen yerli- yabancı, bağımsız basın mensupları ve hukukçular, sanıklara yöneltilen iddiaların çökertildiği ve delillerin son derece yetersiz olduğunda ittifak etmişken, Cumhuriyet çalışanlarının neredeyse tümünün terörle bağlantılı suçlamalarla mahkum edilmesi hayret vericidir. Hatta, terör örgütlerine yardım ettiği tespit edilen üst düzey devlet görevlilerine yakın zamanda verilen cezalardan bile ağırı, meslektaşlarımıza layık görüldü.
Dünya, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün en son açıkladığı 2018 Basın Özgürlüğü Endeksi ile’ Türkiye’nin 180 ülke arasında 157. sıraya düştüğünü, Türk demokrasi, yargı ve temel haklarla ilgili Türkiye’deki sıkıntıyı bir daha gördü.

Cumhuriyet Gazetesi davasında uzun tutukluluklardan sonra verilen ‘toplu mahkumiyeti’ hukuken ve vicdanen kabullenemiyoruz. Bu kararları muhalif herkese gözdağı anlamı taşıdığı da açıktır. Mahkum edilen sadece meslektaşlarımız değil; aynı zamanda Türk halkının haber alma hakkıdır. Bu karar sadece gazeteciliği değil, Türk demokrasisini cezalandırmaktadır.
Meslektaşlarımızın masumiyetine inanmaya devam ediyoruz. Bu kararı ileride Türkiye’nin utanç ile anacağını şimdiden görebiliyoruz.
Akın Atalay, aramıza hoş geldin.

, ,

YENİ BASIN KONSEYİ YÜKSEK KURULU SEÇİLDİ

 

Basın Konseyi’nin yeni seçilen Yüksek Kurulu, ilk toplantısını Basın Konseyi’nin Osmanbey’deki merkezinde yaptı.
Gazeteciler ve okur temsilcilerinin yanı sıra, üye medya kurumları, gazeteciler cemiyetleri, Baro’ların ve üniversitelerin temsilcilerinden oluşan Yüksek Kurul, ilk toplantısında Basın Konseyi Başkanlığı’na yeniden gazeteci Pınar Türenç’i, 2’nci Başkanlığa Dr. Murat Önok’u seçti.
Geniş katılımlı toplantıdaki seçimlerden sonra, üyelere teşekkür eden Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, şunları söyledi:
“Basın Konseyi gibi medya kurumlarının hassaslıkla koruduğu evrensel değer olan iletişim özgürlüğü ve halkın gerçekleri öğrenme hakkı, yaşamsal önem taşımaktadır. Tarihsel süreçte hep şunu gördük ve yaşadık; iktidar yanlısı medyaların güdümündeki demokrasiler hep sancılı olmuştur ve gerçeğe ulaşamayan toplumlar hep kaybedendir. Bunun için Basın Konseyi olarak halkın haber alma hakkını ve ifade özgürlüğünü hiçbir gücün yok etmesi kabul edilemez. Tüm baskı, sansür, otosansür ve tehditlere karşı, demokratik hakların kaybedilmemesi için çağdaş ülkelerde, gerçek demokratik iklimlerde olduğu gibi bu zor süreçte de çalışmalarımıza hep birlikte devam edeceğiz.”
Yeni seçilen Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyeleri 3 yıl süreyle görev yapacak.
YÜKSEK KURUL ÜYELERİ
Yeni seçilen Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyeleri şunlar:
Pınar Türenç, Orhan Birgit, Tufan Türenç, Hüsamettin Cindoruk, Turgut Kazan, Kenan Akın, Atilla Gökçe, Okşan Atasoy, Turgay Noyan, Murat Önok, Fehmi Ketenci, Doğan Satmış, Ahu Özyurt, Yazgülü Aldoğan, Mehmet Emin Güzbey, Yaman Törüner, Prof. Dr. Hülya Yengin (Aydın Üniversitesi), Prof. Dr. Muhammet Şahin (MEF Üniversitesi), Prof. Dr. Fatoş Adiloğlu  (Doğu Akdeniz Üniversitesi), Prof. Dr. Metin Feyzioğlu (TBB Başkanı), Tamer Atabarut, Dr. Başar Yaltı, Hulusi Turgut, Namık Tan, Oktay Huduti, Üstün Ünügür, Ali Ayaroğlu, Melih Berk, Doğan Şentürk (Fox Tv), Yüksek Şengül (Sözcü), Tunca Bengin (Milliyet),  Güngör Mengi (Vatan), Tuba Emlek (Halk Tv), Yalçın Büyükdağlı (Ulusal- Aydınlık), Levent Yıldız (B Tv), Tülay Şubatlı (İnternet Temsilcisi), Misket Dikmen (İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, Yılmaz Karaca (Eskişehir Gazeteciler Cemiyet Başkanı ve TGF Başkanı), Veysi İpek (Diyarbakır Gazeteciler Cemiyet Başkanı), Mehmet Durakoğlu (İstanbul Baro Başkanı), Hakan Canduran  (Ankara Baro Başkanı), Aydın Özcan (İzmir Baro Başkanı)

ÇETİN EMEÇ’İ SAYGIYLA ANIYORUZ

Türk basınının sembol isimlerinden gazeteci Çetin Emeç’i, katledilişinin 28’inci yılında saygı ve özlemle anıyoruz.
Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Çetin Emeç’i, demokrasinin ve özgür basının düşmanları, 7 Mart 1990’da suikast sonucu aramızdan ayırdı. Tıpkı diğer ‘basın şehitleri’ gibi, bu saldırının arkasındaki karanlık odaklar da bir türlü tam olarak ortaya çıkarılamadı.
Çetin Emeç, gerek gazetecilikteki başarısıyla, gerekse meslek örgütlerindeki çalışmalarıyla Türk basınında onurlu bir isim bıraktı. Yönettiği gazete ve dergilerde yaptığı yeniliklerle çığır açtı.
Gazeteci Çetin Emeç’in katledilmesinin üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen, ülkemizde ifade ve basın özgürlüğü evrensel standartlara bir türlü kavuşmadı. Bunu büyük bir eksiklik, hatta ayıp olarak görüyoruz.
Her şeye rağmen Çetin Emeç, Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Hrant Dink gibi seçkin meslektaşlarının çizdikleri yolda yürüyen gazeteciler, kamuoyunun bilgi edinme hakkına hizmet etmek çabasındadır ve onlar var olduğu sürece Türkiye karanlığa gömülmeyecektir.

,

BASIN KONSEYİ YÜKSEK KURULU, SABAH YAZARI AYŞE ÖZYILMAZEL HAKKINDAKİ BAŞVURUDA ‘ŞİKAYETİ YERSİZ BULMA’ KARARI VERDİ

28.02.2018

Sabah GÜNAYDIN Gazetesi’nde yayımlanan “Bilim adamıymış” ve Yılın en kötü 5’lisi’ başlıklı yazılarla ilgili şikayet.

KARAR

Basın Konseyi Yüksek Kurulu,13 üyenin katılımıyla 28 Şubat 2018 günkü toplantısında, Metin Hara’nın yazar Ayşe Özyılmazel hakkında yaptığı şikayeti görüştü ve oy çokluğuyla ‘şikayetin yersizliği’ kararını verdi.

REFERANS: 2018 – 5

ŞİKAYETÇİ: Metin Hara’nın avukatları Gökçe Kılıç Gülsaran ve Nuran Takmaz.

ŞİKAYET EDİLEN: Sabah GÜNAYDIN Gazetesi yazarı Ayşe Özyılmazel.

ŞİKAYET KONUSU:
Sabah GÜNAYDIN Gazetesi’nde Ayşe Özyılmazel imzasıyla 28.12.2018 tarihinde ‘Yılın en kötü 5’lisi’ ve 18.12.2017 tarihinde ‘Bilim adamıymış’ başlıklarıyla Metin Hara ve Adriana Lima ilişkisini konu alan yazılar yayımlandı.

Metin Hara’nın avukatı Nuran Akmaz tarafından 12 Şubat 2018 tarihindeki yazılı başvurusuyla şikayet edilen yazar Ayşe Özyılmazel ‘Bilim adamıymış’ başlıklı yazısında, şikayetçi Metin Hara için ‘Eski sevgililerinin listesini bir çırpıda dökmesi hali, açıklamaları, röportajları, haberi yokmuş gibi çektirdiği magazin fotoğraflarıyla; bir kişisel gelişim gurusu değil de, samimiyetsizlik abidesi gibi geliyor bana’,
‘Kendimi yazdan beri zor tutuyorum.’ ‘Şimdi de kendisi Marka Konferansı’na katılmış. Konuştuğu ve yazdıklarını bir gram sindirememişken.’
‘İnsanlar hangi taktiklerle manipüle edilir?’, ‘İnternet bilgisiyle nasıl uzman olunur?’
‘Demiş ki ben bilim adamıyım ilişkimle gündeme gelmek istemiyorum. Bilim adamı mı? Yok kelimenin doğrusunun ‘bilim insanı’ olmasından değil, Metin Hara ne zaman bilim insanı olmuş onu anlayamadığımdan’ ifadelerine yer verdi.
Yazının devamında ‘Tehlikeyi görün’ ara başlığı ile Metin Hara’nın eğitimi konu edildi, ‘Kendisi, İstanbul Üniversitesi Çapa Kampüsü Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’ne gitmiş. Kendi internet sitesindeki bilgilere göre, üniversiteden sonra oyunculuğa başlamış…Yani, kendisinin bilim insanı olduğuna ya da o yönde ilerlediğine dair bilgimiz yok’ denildi.
Yazıda bilim insanının sözlük anlamına ilişkin ‘Evrene ilişkin olgular ve değişkenlere yönelik bilimsel veri elde etme yöntemlerini kullanarak sistematik bir şekilde bilgi elde etmeye çalışan kişidir’ tanımı yapılarak, ‘Metin Hara’nın neresi bilim insanı? Hangi sebeple bilim insanı?… Dört bir yanımızı saran ‘Ben söyledim/yaptım oldu’ cehaletinden bıktım usandım artık” ifadeleri yer aldı.
Şikayet edilenin ‘Yılın en kötü 5’lisi’ yazısında ise ‘En kötü çift, en kötü öpüşme, en kötü guru: Adriana Lima-Metin Hara… Her bir ‘aşk’ kareleri zorla öpüşmenin fotoğraflanmış haliydi sanki. İnanmadık bana ne, inanmadık işte… ‘Yılın en kötü gurusu’ şampiyonu Metin Hara, eski sevgililerinin listesini vererek, ‘bakın ben ne adamım be!’ mi çekmedi. Köşe yazarlarına ‘Bak valla bir tek seni okuyorum’ gazıyla taraftar toplamak için mesajlar mı döşenmedi, Adriana sorulunca ‘Ben bilim insanıyım’ mı demedi. Ah be gurum’ ifadeleri kullanıldı.

UZLAŞMA VE DİĞER KONULAR

Şikayet başvurusu Sabah Günaydın gazetesi yazarı Ayşe Özyılmazel’e hem posta ile hem mail yoluyla ulaştırıldı. Bildirimin yapıldığına ilişkin ‘alındı’ belgesi geldi. Ancak muhatap, süresinde herhangi bir yanıt vermedi.
Şikayetçinin avukatları yaptıkları başvuruda, söz konusu yazının Metin Hara hakkında ‘toplumda olumsuz fikirler oluşmasına neden olabileceği’ ve ‘eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan’ ifadeler kullanıldığı savundu.
Şikayetçinin ‘bilim adamı’ olduğunu hiçbir yerde söylemediği, bir konferans çıkışında özel hayatıyla ilgili sorular yöneltildiğinde ‘verdiği cevabın çarpıldığı’ ve ‘cımbızla alınan ifadelerden yorumlar yapıldığı’ savunulan şikayet başvurusunda, ‘Müvekkilin eğitim hayatı, kariyeri ve mesleki çalışmalarına yönelik aşağılayıcı ve küçük düşürücü ifadeler kullanıldı ve karalama kampanyası başlatıldı, arkadaş ve iş çevresi zedelendi’ denildi.
Avukatları ayrıca özel yaşamıyla gündemde olmak istemeyen Metin Hara’nın, İstanbul Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü mezunu olduğunu, ‘tamamlayıcı tıp’ olarak tanımladığı bir çok tekniğin eğitimini alıp kendini geliştirdiğini ve başarılı bir fizyoterapist olduğunu kaydetti.
Başvuru dilekçesinde Metin Hara’nın özel yaşamının ‘alaycı bir dille’ haber konusu yapıldığını görüşünü belirten avukatı, yazılarda ileri sürülen iddiaların ‘toplumsal ilgiden yoksun iddialar’ olduğu, ‘bilinçli olarak okuyucuların ilgisini çekecek bir hikaye yaratarak okunurluğu artırmak ve sansasyonel bir haber yaratmak gayesiyle, gerekli araştırma yapılmadan’ yazı konusu yapıldığını savundu.
Şikayetçinin ‘kişilik haklarına saldırıldığı’ ve ‘olumsuz algı’ yaratıldığı kaydedilen başvuruda, ‘kamuoyuna mal olmuş bir şahsiyet bile olsa, halkın haber alma hakkıyla doğrudan bağlantılı olmayan amaç için özel yaşamın gizliliği ilkesinin ihlal edilemeyeceği’ vurgulandı.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Şikayet konusu yazılar Sabah Gazetesi’nin magazin ekinde, haber olarak değil, imzalı köşe yazısı olarak yer almaktadır. Yazılarda, Brezilyalı ünlü manken Adriana Lima ile ilişkisi medyada uzun süre yer alan Metin Hara konu alınmıştır. İki yazının hem yazarı, hem ele alınan kişi aynı olduğu için birlikte değerlendirilebilir.
Şikayetçi ‘Bilim adamıymış’ başlıklı yazıda ‘samimiyetsizlik abidesi’, ‘konuştuğu ve yazdıklarını bir gram sindirememişken’, ‘gerçek ve sağlam bir eğitimden geçmeden internet bilgisiyle nasıl uzman olunur’, ‘Metin Hara’nın neresi bilim insanı’, ‘uzmanlaştığını sanan insanların sahneleri kaparak oluşturduğu tehlikeyi görmemiz lazım’, ‘Başımıza guru, yaşam koçu kesiliyor’ ifadeleri ile
‘Yılın en kötü 5’lisi’ yazısında ‘Her bir aşk kareleri zorla öpüşmenin fotoğraflanmış haliydi sanki’ ifadesinin, Basın Meslek İlkeleri’nin 4’üncü, 5’inci, 6’ncı ve 12’nci maddelerini ihlal ettiğini savunmaktadır.
Şikayete konu olan yazılarda şikayetçinin ünlü manken Adriana Lima ile ilişkisi, yaptığı meslek ve eğitimi ele alınmıştır. Objektiflikten uzak, hatta ağır denebilecek üslup kullanılmıştır. Ancak bu yazılar haber değil, köşe yazısıdır. Kişisel değer yargılarının aktarıldığı bir köşe yazısında, yazar objektif ve tarafsız olmak zorunda değildir, olumlu ya da olumsuz kanaatini açıklamakta özgürdür. Bu noktada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihadına göre, belirtilen kanaatlerin ‘doğruluk’ veya ‘haklılık’ bakımından değerlendirmeye tabi tutulamayacağı da dikkate alınmalıdır. Soyut değer yargıları söz konusu olduğunda, bunların maddi/vakıasal bir dayanağının olması yeterlidir. Diğer bir deyişle, yazarın kişisel olumsuz değerlendirmesine dayanak oluşturacak birtakım vakıaların varlığı yeterlidir.
Şikayetçinin sevgilisi ünlü mankenle tatile çıkması ve çekilen fotoğrafların magazin sayfalarında yer alması, gerek mesleki faaliyetlerinin gerekse özel hayatının – kendi rızası dahilinde de – basında sıklıkla yer alması, onu bir anlamda ‘magazin figürü’ yapmış, kamuoyunda tanınır ve ilgi gören kişi olmuştur. Bu ilişkisi, eğitimi ve yaptığı iş kamuoyu tarafından merak edilir duruma gelmiştir. Her ne kadar kamunun merak duygusu bir kimse hakkında bir haberin yapılması açısından yeterli olmasa da, bu kişi hakkında köşe yazarları tarafından birtakım kişisel değerlendirmeler yapılmasını haklı kılabilir. Bu bakımdan, şikayetçiye dair yer alan birtakım ifadeler ‘özel yaşama müdahale’ teşkil etse de kamuya mal olmuş kişiler bu tür müdahalelere katlanmakla yükümlüdür. Kamuoyunda tanınan kişiler övgüye olduğu kadar, eleştiriye de katlanmalıdır. Bunun için eleştirinin doğru, adil, haklı ve benzeri nitelikte olması da gerekmez.
Öte yandan, yazıda kullanılan üslup alaycı ve yer yer saldırgan olmakla birlikte, hakaret veya özel yaşamın gizliliğini ihlal gibi durumlar bulunmadıkça, üslubun seçimi de yazara aittir. Bu noktada, kullanılan üslubun gereksiz yere nezaketsiz veya kaba olması ya da kanaatlerini açıklayabilmek açısından gerekli olmayan bir sertlikte olması arzu edilir bir durum olmayabilirse de,bu hususların hiçbiri başlı başına bir etik ihlal sebebi değildir.
Sonuç olarak, toplantıya gelen şikayetçi Metin Hara’nın avukatları Gökçe Kılıç Gülsaran ve Nuran Takmaz’ı da dinleyen Basın Konseyi Yüksek Kurulu yaptığı oylamada 5’e karşı 8 oyla ‘şikayetin yersizliği’ kararını verdi.

BASIN KONSEYİ: UMUTLARI YOK EDEN KARARLAR HAYAL KIRIKLIĞI YARATTI

15 temmuz darbe girişimini önceden bildikleri iddiasıyla 1.5 yıldan fazla süredir tutuklu yargılanan Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın da aralarında olduğu 6 sanığa verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının, aslında ifade ve düşünce özgürlüğüne vurulmuş bir darbe olduğunu düşünüyoruz.

Alman mevkidaşı Merkel’in tutuklu Alman vatandaşı olan gazeteci Deniz Yücel’in salınmasını istediğinde, ”Her duruşma bir umuttur” diyerek, umut veren Başbakan Binali Yıldırım’ın, aynı düşünceleri diğer tutuklu Türk gazeteciler için de hissetmesini bekliyorduk. Oysa, Silivri mahkemesinden çıkan ağırlaştırılmış müebbet hapis kararı, biz gazetecilerin yargıya olan güvenini bir kez daha sarstı.

Sadece köşe yazıları ve televizyonda açıkladıkları düşünceleri nedeniyle, aylardır tutuklu olan 6 sanığın son duruşmasını ‘umutla’ beklerken, büyük hayal kırıklığı ile karşılaştık.

Bir yıldır tutuklu olan Türk asıllı Alman gazeteci Deniz Yücel’in, hangi koşullar sonucu olursa olsun serbest bırakılması ise, sevindiricidir.

Uluslararası hukuk standartları göz ardı edilerek verildiğine inandığımız bu ağır mahkumiyet kararlarının İstinaf mahkemesi ile Yargıtay’dan döneceğine inanıyoruz.

Demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası hukuk normlarına biran önce kavuşmasını da diliyoruz.

 

,

PINAR TÜRENÇ, GAZETECİ AHMET VE MEHMET ALTAN’LA SİLİVRİ CEZAEVİ’NDE GÖRÜŞTÜ

BASIN KONSEYİ BAŞKANI PINAR TÜRENÇ, SİLİVRİ’DE TUTUKLU GAZETECİLER AHMET ALTAN VE MEHMET ALTAN İLE GÖRÜŞTÜ

 

Kulakları delen bir gürültüyle açılan Demir kapıdan koşar adım soğuk salona koştu Ahmet Altan.  Ziyaretten çok Mutlu olmuştu. “Bekliyordum… Uzun zaman oldu… Ne iyi oldu” dedi.
Plastik masanın, plastik sandalyelerine karşılıklı oturduk. Başladık konuşmaya.

80’li yılların sonuydu. O çalıştığım gazetenin genel yayın yönetmeniydi. Köşe yazarı babası Çetin Altan yeni ayrılmıştı. Bense haber merkezinde, haber peşinde koşan serbest muhabirdim.

Yıllar uçtu gitti ve şimdi o Silivri zindanında tutukluluğun girdabında, beton ve soğukla savaşıyordu.

Türk basını için kapkara bir yıl olan 2017’yi uğurlayıp, yeni umutlar beslediğimiz yeni yılın heyecanı içinde, geleceği konuştuk Ahmet Altan ile. Tüm derdi, Türkiye’nin geleceğiydi. Hiç ara vermeden anlattı:

“Türk toplumu sanki bungee jumping yapıyor. Nereye sürükleneceğini bilmeden. Devlet ise iflasta. Ülkede en iyi çalışan cenaze işleri. Cenazeler yerine düzenle yerleştiriliyor. Ancak yargı, eğitim, sağlık, ahlak çöktü. Üretimsiz ülkelerde ahlak da olmaz. Ahlak, demokrasiye bağlıdır. Adeta yok oluş dönemindeyiz. Çıkış yolu ise herkesin demokrasiyi keşfetmesidir. Aksi halde çok acı çekilecek.”

Nefes almadan anlatıyordu.

Araya girdim:

“Nasılsın? Günlerin nasıl geçiyor”

Güldü:

“45 yıl önce babam Cetin Altan’ı evden alıp götürmüşlerdi. 45 yıl sonra bizi. Demek ki pek bir şey değişmemiş. Babam hukukçuydu. Ama ben böyle dava görmedim. Neden bunca gazeteci içerde, anlamak mümkün değil. Yılı aştı, tutukluyum. Okuyorum, yazıyorum, kitaplarım, yazılarım  birçok dile çevriliyor. On binlerce kitap olarak yabancı yayıncılar tarafından okuyucularına ulaştırıyorlar. Düşünceniz, fikirleriniz beton duvarların arasında kalmıyor. Sadece bedenim tutsak. Ben de iyi olabilmek için avluda yürüyorum. Spor yapıyorum, kilo da verdim.”

“Ya Mehmet Altan? Kardeşinle aynı çatı altındasınız…”

Sustu biran. Yutkundu, devam etti:

“Mehmet’i bir yıl bana göstermediler. Onu çok özledim. Bu da bir işkence.”

“Kiminle aynı koğuşu paylaşıyorsun?”

“STV ve Zaman dan iki arkadaşla aynı koğuşa koydular beni. Onlar namazında niyazındalar. Tüm dini vecibeleri uyguluyorlar. Dünya görüşümüz çok farklı da olsa, birlikteyiz.

“Duruşmaya gelmedin. SEGBİS yoluyla içerden savunma yapıyorsun. Neden?”

“O mahkemelerde sanıklar yargıçlardan prestijliyse, yargı çökmüştür. Beni o demir yığını nakliye kamyonuna bindiremeyecekler. Hayvan nakleder gibi. Duvarların içinde daha özgürüm.”

FETÖ, iktidarı devirme planları, kahrolası 15 Temmuz darbe kalkışması konularında ise, şöyle konuştu:

“Tanrı yalan söylemez. Aksi olursa, o vasfı kaybeder. Bu davada kanıt istedim hep. Yok, yok. Yoksa, yargıçlık vasfı da kaybolur. Hukuk ve adalet peşinde oldum, olacağım. Televizyonlardaki konuşmalar suç unsuru gösterildi. Tutukladılar. Bence, dışarıdakilerin korkusu, ülkeyi bu hale getiriyor mu diye düşünmek lazım. İki günü aynı geçiriyorsanız, sen kaybedensin. Bu Hazreti Muhammed’in sözü. Bunu da koğuştaki dini bütün iki arkadaştan öğrendim. Ben 70 yaşından sonra değişemem. Yargı, devlet gülünç olamaz. Doğrular neyse peşinde olacaksın.”

“Ya FETÖ? Hiç mi bu gerçek görülmedi.”

“Herkes ortaklıktaymış meğer. Sorumluluklar da ortaktır. Yargıyı kim nasıl ele geçirmiş, ona bakmalı. Bir ülkede devlet ve yargı gülünç olamaz. Biz, darbenin değil, hukukun ve demokrasinin peşindeydik. Aksi için kanıt istedik, ortaya konulamadı.”

İzledikleri yolun kendileri için ağır maliyeti olduğunu, Türkiye’de entelektüellerin hapse atılmalarının maliyetini ödediklerini söyleyen Altan, “Bir mucize bekliyorum. Yoksa ülkemin son dönemecinde acı çekilmesini kaldıramayacağız. Hapisten de korkulmamalı. Biz ailecek yaşıyoruz bunları” diye konuştu.

MEHMET ALTAN’IN HAPİSHANEDEN RİCASI

Bu kez Prof. Dr, Mehmet Altan ile aynı sandalyelerde söyleştik.

O da kilo vermişti. Sağlık sorunlarını yenmeye çalışıyordu. Abisi gibi o da müebbetlikti.

Üniversiteden atılmıştı. İsyandaydı.

“Bizi aslında suç işleyerek burada tutuyorlar. Ben mi cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni değiştirmeye kalkışmışım… Ben mi din devleti için düzeni değiştirecekmişim… Nerede suçum?18 sayfalık mütalaa ile delilsiz yargıladılar. Tutukladılar. Oysa hangi delile dayalı olduğu söylenmeliydi. İlk kez, AİHM ve Avrupa, bizim için müdahil oldular. ‘Altanların davası, bir tiyatrodur’ dediler. Bile bile bizi tutuyorlar. 14 Temmuz’daki televizyon programını darbeye bağladılar. Zorlama ve beyhude hepsi. Nerede yasalara konulan şiddet? Fikir özgürlüğünü koruyan yasalara da aykırı bu işler ama zorla tutuluyoruz. Adalet Bakanlığı’na, HSK’ya da mektup yazdım, anlattım. Tarihe geçsin diye.”

Mehmet Altan’a, ayları nasıl yaşadığını da sordum. Güldü:

“İnanmayacaksın, bir CD çalışması yapıyorum. Ben müzikten pek anlamam aslında. 2017’nin en popüler şarkı ve türkülerini topluyorum. Mesela, Ben Yoruldum hayattan… Sabahattin Ali’nin Sinop Cezaevi’nde yazdığı Mahpushane Türküsü şiirindeki ‘Başın öne eğilmesin/ Aldırma gönül, aldırma/ Ağladığın duyulmasın/Aldırma gönül, aldırma’ dizeleri. Cigaramın dumanı, gibi… Bunları tek CD’de topluyorum. Sezen Aksu’dan ricam var. Bana bu konuda destek olabilir mi acaba? 15 şarkılık bir CD.”
Gülerek müzik sevdasını anlattığı beton görüş odasının kapısındaki infaz memurundan bu arada bir bardak su istedim. Acıkmıştım da. Bir de bisküvi. Yanıt, olumsuz olunca, Mehmet üzüldü:

“Biz yemek yedik, sen aç kaldın. Maalesef böyle işte.”

Yemekleri sordum ona, “Sorun yok” dedi. Az yediğini de ekledi.

Kiminle aynı koğuşu paylaştığını anlatırken, abisi gibi, aynı kaderin içindeydi.

“Dini bütün iki arkadaşı bizim yanımıza veriyorlar. İdare ediyorum. Şimdi yeni bir kitap yazıyorum. 21. Yüzyılın el kitabını hazırlıyorum. 30 yıllık hocalığımı da bitirdiler. 30 bin öğrenci yetiştirdim. 40 kitabım var. 1993 yılından beri profesörüm. KHK ile işten atıldım. ‘1 dolar bulduk evinde’ dediler, içeri attılar. Eşimin seyahatten kalan bozuk 1 dolarıyla tutuklandık. ‘Pastör’ adıyla telefonu dinlemişler. 2 hakim için de dava açtım. MİT adına dinlemişler üstelik. Ama yazmaya düşünmeye üretmeye devam ediyoruz.”

Ahmet Altan’ın iyiı olduğunu anlatınca ona, duygulandı. Özlemişlerdi birbirlerini.

“Ahmet’in ‘Son oyun’ kitabının, Washington Post gazetesince ‘Dünyada 2017’nin En İyi 50 Kitabı’ arasına alınmasına çok sevindim.  İşte bu… Her şey geçecek, biliyorum.”

Ya FETÖ olayı? dediğimde, kızgındı:

“Amacımız hep en iyi demokrasi içindi. Lanet olsun… Bizim çizgimizi karıştırmasınlar. Şiddet içinse iddia gerekir. hani kanıt? Bu Nasıl örgüt üyeliği? İslamcı örgüt üyesi olamayacağım ortada. Böyle dava görmedim. Kanıt bekliyorum, Silivri’de.”

 

2018’in ülkemizde ve dünyada barış, hoşgörü ve sevginin hakim olduğu; demokrasi ve tüm haklara saygı gösterildiği bir yıl olmasını dileriz.