, ,

BASIN KONSEYİ, AVRUPA BASIN KONSEYLERİ ÜYESİ OLDU

Türk Basın Konseyi, Avrupa Basın Konseyleri Birliğine (Alliance of Independent Press Councils of Europe – AIPCE) ilk kez kabul edildi.

Yıllık toplantısını geçtiğimiz günlerde Budapeşte’de yapan AIPCE’nin genel kurulunda, 32 üyenin ortak uzlaşısı ile Birliğe alınan Türk Basın Konseyi bundan böyle Türk ve Avrupa basınındaki tüm gelişmeleri ve sorunları paylaşacak.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç konu ile ilgili şu açıklamayı yaptı:

“Türkiye’nin son yıllarda basın alanında yaşadığı tecrübeleri, olumlu-olumsuz olayları Avrupalı meslektaşlarımızla da paylaştığımız toplantıda Türkiye’nin içinde bulunduğu basın özgürlüğü ve etik şikayetler ile ilgili gelişmeleri toplantıya katılan 40 civarında ülke temsilcisi ve Birleşmiş Milletler UNESCO temsilcisi ilgiyle izledi. Konseyimiz İkinci Başkanı Dr. R. Murat Önok, Türk Basın Konseyi ve Türkiye’de basının yaşadığı sorunlarla ilgili geniş birer sunum yaptı. Gördük ki, Türkiye çok yakından izlenmekte ve yaşananlar bilinmekte; aktif çalışmalarımız da dikkate alınmakta.”

2018 yılı toplantısı Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de Ekim ayında yapılacaktır.

, ,

MEDYA VE GELECEĞE BAKIŞ PANELİ’NDE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ MASAYA YATIRILDI

Çağdaş Gazeteciler Derneği ile Karaelmas Gazeteciler Derneği’nin Zonguldak’ta düzenlediği “Medya ve Geleceğe Bakış” panelinde, basın özgürlüğü masaya yatırıldı…
Konuşmacı olarak panelde yer alan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Türkiye’de medyanın baskı altına olduğunu söyledi; cezaevindeki gazetecilerin yaşam şartlarını anlattı.
Yerel medya mensupları ve Zonguldaklılar’ın katılımıyla gerçekleşen panelde, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Tevfik Kızgınkaya, Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyesi ve FOX TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk ve Basın Konseyi Yüksek Kurulu gazeteci-yazar Doğan Satmış konuşmacı olarak yer aldı. Toplantıda basının bugünü, geleceği ve sorunları konuşuldu.
Türkiye’de basın özgürlüğünün olmadığını söyleyen Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, tutuklu gazetecilerin cezaevlerinde zor koşullarda yaşadığını anlattı.
“Gazeteciler, gerçeğe ulaşmak isterken gözaltına alınıyor. Cezaevlerine atılıyorlar. Birkaç adımlık küçük beton koğuşlarda gökyüzünü bile görmeden yaşamaya mecbur ediliyorlar. Son on yılda yaşadığımız tablo bu. Onlar içeride tutsak, haber ve hakikate ulaşamayan dışarıdaki gazeteciler, özgürce ve bağımsız bir biçimde görevlerini yapamıyorlar. Bunun sonucu, sizler de habere, bilgiye ulaşamıyorsunuz.”
Türenç, “Demokrasilerde basın, baskı altına alınmaz” dedi.
“Haber eşittir hakikat demektir. O hakikati gazeteci bulur. Bulamazsa orada bir sancı vardır. O sancı demokrasilerde olmaz.” Türenç, hapishane koğuşlarında gazetecilerle yaptığı görüşmeleri Zonguldaklı gazetecilerle paylaştı ve içerideki gazetecilerin yaşadıklarını dinleyicilere aktardı.
Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Tevfik Kızgınkaya da, özgür basının önemine vurgu yaptı. “Halkın çıkarlarını savunmak, bizim temel görevimizdir.” dedi.
FOX TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk ise, gazetecilerin kimi zaman can güvenliğinin de tehdit altında olduğunu söyledi.
“Gazetecilerin, sansürün yanı sıra can güvenliği meselesi var. Meslektaşın meslektaşı hedef göstermesi var. Kime hedef gösteriyor? Kutuplaşmış topluma. O gazetecinin başına her şey gelebilir.”
Gazeteci-yazar Doğan Satmış ise, medya kurumlarının ekonomik sıkıntılarına değindi.
“Yazılı basın, hem reklam hem de tirajda geriye gidiyor. TV’lerin reklam gelirleri de dijitale göre geriliyor. Para kazanamayan medya kurumu yaşayamıyor ya da bağımlı oluyor.”
Misafir gazeteciler akşamı Zonguldak’ta geçirdikten sonra, Çatalağzı Belediye Başkanı Adnan Akgün’ün konuğu olarak Çatalağzı beldesindeki termik santrallerin çevreye yaydığı zararları yerinde inceleyerek bilgi aldılar.
 
, ,

BASIN KONSEYİ BAŞKANI PINAR TÜRENÇ ENİS BERBEROĞLU’NU MALTEPE CEZAEVİ’NDE ZİYARET ETTİ

Sabahın erken saatlerinde Maltepe  Ceza ve Tutukevi’ne doğru yola çıktığımda, tutuklu gazeteci  arkadaşımız Enis Berberoğlu’nun nasıl olduğunun merakındaydım.

3 aydır Maltepe’deki  koğuşunda tutukluydu.

O, üstelik son dönemde de milletvekiliydi.

Ne var ki, benim için, hep gazeteciydi.

Damarında gazetecilik kanı dolaştığı için, hep haberciydi.

Zaten, bir haber sonrasında da, önce müebbete, sonra da  25 yıla mahkum edilmişti. Casusluk  suçlamasıyla.

Üst araması, göz taramasının ardından,  Adalet Bakanlığı, İstanbul Maltepe  2. nolu L tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun avukat açık görüş yerindeki bir bölümde karşı karşıya geldik Enis ile.

Yıllarca birlikte haber peşinde koşmuş, aynı koridorlarda gazetecilik yapmıştık.

O, bir süre önce, “ulusal güvenlik” öne sürülerek, ”haber adı altında gizli kalması gereken hususların duyurulması”, ”devlet sırrının ifşası” suçuyla 25 yıl hapse mahkum edilmişti

Durdurulan MİT tırlarının görüntülerini Cumhuriyet gazetesine verdiği iddiasıyla, kısaca “casusluktan” yargılanmıştı.

25  yıl ya da 25 ay. Ne süre olursa olsun… O önce gazeteciydi ve maruz kaldığı bu duruma isyan ediyordu.

Tutuklu olduğu hücrede, koskoca bir yaz geçmişti.

Sonbaharı yaşadığı bu günlerde ise, hücresinden çıkıp, aylar sonra  avukatları, eşi Oya ve milletvekilleri haricinde, ilk kez bir meslektaşı ile açık görüş yapıyordu.

Koğuşundan, infaz memurunun yanında getirilirken önce, camın arkasından gördü beni.

”Sen… nasıl gelebildin?” diye sevinçle görüş bölmesine koştu.

Başladı anlatmaya. Söyleyecekleri belli ki dağlar gibi yığılmıştı.

‘’Cumhuriyet’teki haberden çok önce Aydınlık gazetesinde bir jandarmanın  verdiği haber kamuoyuna mâl olmuştu. Çok sonra Cumhuriyet kullandı bunu. Bana bağladılar, dava açtılar. Hedef belliydi. Delil olmadığı halde, AYM nin devlet sırrı olmadığına dair kararına rağmen, sonuç 25 yıl hapis. Bende bylock olmadığı kesin. Banka ilişkim de hiç olmadi. Sadece 21 saniyelik konuşma var.”

Enis, şaşkınlık içindeydi hâlâ.

‘’Gazeteciyim.O tarihte milletvekili de değildim.Davanın temel mantığı, devlet sırrı olmayan bir şeyden, casusluk hikâyesi yaratmaktı. Başardılar da. Amaç, bir muhalif gazeteciye, muhalif partinin milletvekiline saldırmaktı. Saldırdılar da. Aydınlık’ın önceki ilgili yayınlarını ortaya koyup, beni suçlayan savcılık var. Ben, sadece siyaseten mahkum edildim.”

Anlattıkça isyanı büyüyordu.İnfaz memurunun getirdiği su ve çayı yudumlayıp devam etti Enis:

”B 9 No’da  rahatım. Akut  problemim yok. Güvenlikli 3 koğuşlu bir kısımda tek başıma kalıyorum. Kıtaplarım, 37 ekran tv, semaverim, vantilatörüm, çöp torbasından imal ettiğim perdelerim, buzdolabım. .Tüm dünyam bunlar.”

”Çöp torbasından perde?”

”Normalde koğuşta perde yasak.Işık da rahatsız ettiğinden, mavi çöp poşetlerinden perde yaptım. Tüm bölme 18 adımlık. 8 adımlık havalandırmaya ise, birkaç basamakla iniliyor. Islanırsam eğer, tişörtümü vantilatöre tutup kurutuyorum..En büyük nimet, gökyüzünü görebiliyorum. Yemeklerden şikayetim yok. Semaverin de alt kısmını tost yapmakta kullanıyorum.”

”Ya açık görüşler?”

-”Oya ile ayda bir kez açık görüş yapabiliyorum. Kızım da avukatım. Onunla çok sık görüşüyoruz.”

 ”Siz yürürken, ben yazarken” adlı kitabının çok yakında tamamlanacağını söyledi bu arada.

 Sağlığının  ise, kasık fıtığı dışında iyi olduğunu kaydetti. Muayene için hastaneye yürüyerek gidip geldiğini, yakında da operasyon geçireceğini ekledi.

Enis, tek tip elbise konusunda da tepkiliydi. ”Bizlere bunu asla giydiremezler” diyordu.

Aklı, 330 günden fazla tutuklu olan gazetecilerdeydi.

”Herkesin durup düşünmesi lazım.Utanmalıyız. Gazetecilerin böylesine tutuklanıp hapse atılmasından utanmalıyız. Evet, tarihimizde çok sayıda siyasetçinin hapis yattığını biliyoruz Ama bu devirde gazetecinin, haberi nedeniyle tutsak edilmemesi gerektiğini  anlatamıyoruz.

“İnanki saymıyorum”

O’na, ”kaç gün oldu tutukluluğun?” diye sorduğumda, ”inanki saymıyorum” diye yanıtladı.

”İnsan 25 yıla mahkum edilince, günleri de saymıyor”

Şimdi  61 yaşında olan Enis Berberoğlu, 86 yaşındaki durumunu düşünmek bile istemiyordu  besbelli.

Ve devam etti:

”Yargı, adalet çerçevesinde davranmıyor. Onun için Adalet Yürüyüşü’nü çok önemsedim. Yargı da ne yapacağını şaşırmış durumda. İki tarafı da memnun etmek zor galiba. Anayasa Mahkemesi durumun farkında.İstinaf mahkemesi de tutuklu milletvekillerinin durumunu inceleyip karara bağlayamıyor. Ben de 6 ayın dolmasını bekliyorum. AİHM’ye uzanacak bu durum da. Çaresiz, son durak benim için de AİHM olacak. Türkiye için üzülüyorum.”

Görüş biterken, bir süredir tepkimizin bir sembolu olan ,cezaevinin  dikenli tellerini temsil eden  kolumdaki bilekliğimi görünce, acı acı güldü. ”İyi düşünmüşssünüz. ” dedi.

Ben de, ”Sizler içerde, bizler de dışarıda tutukluyuz.Tüm gazeteciler özgür kalıncaya dek bizler bu bilekliği taşıyacağız.” diye yanıtladım.Eline aldı  narin deriden örülme bilekliği, koluna doladı.Baka kaldı. Ayrıldık.

, ,

GAZETECİ İSMAİL RAGIP GEÇMEN’İ KAYBETTİK

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi, gazeteci İsmail Ragıp Geçmen’in vefatını üzüntüyle öğrendik. Uzun yıllar televizyonların çeşitli kademelerinde görev yapan ve belgesel fotoğrafçılık alanında önemli çalışmaları bulunan Geçmen’in ailesine ve yakınlarına sabırlar diliyoruz, acılarını paylaşıyoruz.

İsmail Ragıp Geçmen için bugün 16.00’da İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC) önünde bir tören düzenlenecek. Geçmen, Alsancak Hocazade Camisi’nde ikindi vakti kılınacak namazın ardından Karşıyaka Doğançay Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

,

AVRUPA PARLAMENTOSU’NDAN CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKAN’A HİTABEN MEKTUP

Avrupa Parlamentosu’nda temsil edilen beş partinin grup başkanları Türkiye’ye çağrıda bulunarak, basın özgürlüğünün sağlanmasını talep etti.

Beş partinin grup başkanları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’a hitaben ortak bir mektup yazdı. Çarşamba günü yayınlanan mektupta, “gazetecilerin serbestçe ve korkmadan haber yazabilmeleri” gerektiği ifade edildi.

Avrupa Parlamentosu üyesi beş siyasetçinin imzaladığı mektupta, İstanbul Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Die Welt gazetesi Türkiye muhabiri Deniz Yücel’in de serbest bırakılması talep edildi. Mektupta, “Bir gazeteci işini yaptığı için haksız yere terörizmle suçlanarak, hapsedilemez” denildi.

Ayrıca yaklaşık 200 medya kuruluşunun kapatılması, ruhsatlarının iptal edilmesi ve 200’den fazla gazetecinin tutuklanmasıyla Türkiye’nin “Avrupa’dan uzaklaşma tehlikesiyle” karşı karşıya kaldığına dikkat çekildi. Türkiye’nin sadece “Avrupa’nın ortaklığı ile güçlü bir ülke” olacağına vurgu yapıldı.

Mektupta, Türkiye’deki darbe girişiminin ardından gösterilen tepkiden duyulan kaygı da dile getirildi.

Her demokrasinin “temellerini sarsacak bir saldırı karşısında kendini savunma hakkı ve yükümlülüğü” olmasına rağmen, gösterilen tepkide hukuk devleti ilkelerine saygı gösterilmesi ve tepkinin “orantılı” olması gerektiği vurgulandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Yıldırım’a hitaben yazılan mektup, Avrupa Halk Partisi’nden Manfred Weber, Avrupa Sosyalistler Partisi’nden Gianni Pitella, Avrupa Muhafazakârlar ve Reformcular İttifakı’ndan Syed Kamall, Liberal ve Demokrat İttifak’tan Guy Verhofstadt ile Serbest İttifak/Yeşiller’den Ska Keller ve Philipppe Lamberts tarafından imzalandı.

Manfred Weber, mektubu kişisel twitter hesabından paylaştı.

 

 

,

Yeni Akit Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kadir Demirel’in ölümünü üzüntüyle öğrendik. Ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileriz.

Kendisi aile içi şiddetin kurbanı oldu. Aile içi şiddetin, bu noktalara gelmiş olması üzücüdür. Türkiye’nin tüm kurumlarıyla, aile içi şiddetin önlenmesi, toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi konusunda daha kararlı ve ciddi adımlar atması gerektiğine inanıyoruz. Bu önemli kaybınız nedeniyle camianıza sabırlar diliyoruz.

, ,

BASIN KONSEYİ DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GÜNÜ’NDE SİLİVRİ’DEN SESLENDİ “ÖZGÜR 3 MAYISLARIMIZ DA OLACAK, DAYANIN ARKADAŞLAR!”

Basın Konseyi, Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Silivri’deydi. Tutuklu gazetecilerle dayanışmak ve ailelere destek olmak için Silivri Yaşar Kemal Sanat Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, tutuklu gazetecilere “hemen” özgürlük istedi ve Silivri’den cezaevindeki gazetecilere şöyle seslendi: “Özgür 3 Mayıslarımız da olacak, dayanın arkadaşlar!”

Pınar Türenç, konuşmasına şöyle devam etti: 

“Bugün, Dünya Basın Özgürlüğü Günü… Türkiye’de ise düşünceyi ifade ve halkın haber alma özgürlüklerinde kapkara bir tablo yaşanmakta…

Bu anlamda Türkiye, tarihinin en karanlık günlerinin içinden geçmekte.

3 Mayıs’ta Türkiye’de gazetecilik yapmak yasak, gazeteciler ise tutsak.  

Bugün, tutuklu gazetecilere özgürlük istiyoruz.

Dünya basın özgürlüğü endeksinde Türkiye 155. sıraya geriledi. En kara listeye 4 sıra kaldı. Gazeteciğin suç sayılmayacağını dünya ilan etse de, gazetecilik ödüllendirilse de, Türkiye’de bizler Silivri kapılarında tutuklu gazetecilerin özgür bırakılmalarını istemek için buradan o dünyaya sesleniyoruz.  

Son 15 yıldır, adete gazeteci avına çıkılan Türkiye’de bugün 159 gazeteci tutuklu.

Gazetecilik yargılanmakla kalmıyor, evlerinden alınan gazeteciler aylarca hapislerde haklarında hazırlanacak iddianameleri bekliyorlar. Bunların içinde Mahir Kanaat, Tunca Öğreten ve Ömer Çelik için de iddianamelerin biran önce hazırlanmasını istiyoruz. 

Bu 3 Mayıs’ta yine gazetecilere gökyüzünü görmeleri bile yasak.

Tecrit koşulları devam ediyor, haftada 2 saat havalandırma hakları tanınıyor. 

Bir saat ailelerle, bir saat de avukatları ile görüşebiliyorlar. Yani gazetecilik öldürülürken, insan hakları da yok sayılıyor.  

Dünyadan gelen raporlarda Türkiyeli gazetecilerin politik grupların baskısı altında kalma sorununun çok büyük sorun olduğu kaydediliyor.

2016’yı çok kötü yaşadık. 2017’nin ilk dört ayındaki bilançodan anlaşılıyor ki; 2017 karnemiz de hiç iç açıcı değil. Siyasi iradeyi çok kızdıran Avrupa Konseyi ParlamenterMeclisi Raporu’nda Türkiye yeniden denetim sürecine alınan ülke oldu.

İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve basın özgürlüğü alanlarında Avrupa ülkesi olmaktan doğan yükümlülüklerini Türkiye’nin yerine getiremeyeceği kaygısı bu raporda egemen.  

Son 12 yılda Türkiye’nin 56 basamak gerilediği kaydedilmekte.  

2017’nin ilk dört ayında yine gazeteciler darp edildi.

17 gazeteci gözaltına alındı, 11 gazeteci tutuklandı. İşkence ihbarları gelmekte.

 KHK ile 2 basın kurumu kapatıldı, 4 olayda yayın yasakları getirildi.

En son wikipedia olmak üzere 4 siteye erişim engellendi.

90 gazeteci işten çıkartıldı.

Gazeteciler özgür yazamıyor, çizerler hapiste. 

Oysa biliyoruz ki, iddia sahibi iddiasını ispatla yükümlüdür. Eğer suç varsa, cezası verilir, yeni suçlar icat edilmez.

Türkiye’de 3 Mayıs’ta adalet arıyoruz.

Silivri’den bir daha sesleniyoruz.  Adalet istiyoruz! Geciken adalet, adalet değildir. Demokrasi ile idare edilen Türkiyemize hiç yakışmıyor.

Gönlümüzün de tutsak olduğu hapiste yatan gazetecilere sesleniyoruz; 

“Özgür 3 Mayıslarımız da olacak, dayanın arkadaşlar”

Silivri Cezaevi’nde 4,5 yıl kalan Prof. Mehmet Haberal’ın özgürlüğüne kavuştuktan sonra kendi elleriyle birebir yaptığı, cezaevi koğuşu maketi önünde gazetecilere açıklama yapan Türenç, “Bu, aslında Türkiye için bir ibret tablosudur. 159 gazeteci tutuklu, binlerce gazeteci işsiz ve göz altında. Sansür, otosansür devam etmekte. Türkiye’de medya tutsak.” dedi.

Daha önce, 6 yıl Silivri’de tutuklu kalan gazeteci, milletvekili Tuncay Özkan ise, dayanışma faaliyetleri için başta Basın Konseyi olmak üzere bütün meslek kuruluşlarına teşekkür etti, sözlerine şöyle devam etti:

“Zafer direnerek elde edilir. Bütün tutuklu arkadaşlarıma bunu hatırlatmak istiyorum. 6 yıllık tutukluluk süresince adalet barış özgürlük istedik. Direnerek bugünlere geldik. Bugün burada olmam, inancın ve direncin kazanacağının göstergesidir. Özgürlük gününde özgürlükleri zırvalarla, zorbalıkla ellerinden alınan gazetecilere sabırlar diliyorum. Bu gibi iddianameleri ciddiye almayın. Bu hücreler yıpratır ama her şey gelip geçer. Özgürlük adalet ve barışa bir tuğla daha koymaktır. Zalimliğin anası korkudur. 16 Nisan referandumu gösteremiştir ki bu ülkede barış, adalet, özgürlük isteyenlerin sayısı korkaklardan fazladır. Biz yine Türkiye’yi özgür, demokrat günlerine kavuşturacağız.”

Toplantıya katılarak duygularını paylaşan tutuklu gazetecilerin eşleri ise ilk kez gördükleri Silivri koğuşu maketinden etkilendiler. Tuncay Özkan’dan, eşlerinin kaldığı koğuşlarla ilgili maket üzerinde bilgi alan tutuklu gazeteci eşleri, üzüntülerini dile getirdi. 

Tutuklu Cumhuriyet gazetesi yöneticisi Önder Çelik’in eşi Semra Çelik söz alarak Basın Konseyi’ne teşekkür etti ve  “Türkiye Cumhuriyeti anayasasına göre herkes yargılanabilir ama böyle içi bir bir iddianameden yargılama tutuksuz yapılmalıydı. 9 aya varan bir yargılama süresi bütün normlara aykırıdır. Acilen tutuksuz yargılama kararı verilmelidir. Aksi halde bu iddianameyle tutuklu yargılamanın devam etmesi, onların esir alındığı anlamına gelir. Bu hukuk, adalet değlidir.” dedi.

Akın Atalay’ın eşi Adalet Atalay, “gazetecilik suç değildir” dedi, gazetecilere özgürlük istedi:

“Basın Konseyi’ne teşekkür ediyorum. Ne diyeceğimi ben de bilmiyorum. Sözün bittiği yerdeyim. 5.5 ay sonra iddianamenin yandaş medya aracılığıyla ortaya çıkığı 3.5 ay sonra duruşma günü verildiği 9 ay sonra mahkemeye çıkılan bir hukuk ortamındayız. Bugün, 3 Mayıs dünya Basın Özgürlüğü Günü. Basını özgür olmayan bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Gazeteciler hakkındaki bu davalar basın özgürlüğü nedeniyle önemlidir, öncelikle ele alınması gerekir dense de ulusal yargı kurumlarına etki edilemiyor. Gazetecilik faaliyetini, terör örgütü adına faaliyette bulunma iddiasıyla ortaya koymak, halkı korumak bahanesiyle özgürlükleri kısıtlamaktır. Cumhuriyet davasında yargılananlar, demokrasiye, insan haklarına, basın özgürlüğüne inanmış bunun için mücadele etmiş insanlardır. Bu insanları terörle bir arada anmamak gerekir. Terörle mücadele adı altında insan hakları çiğnenmektedir. Gazetecilik suç değildir.”

Güray Öz’ün eşi Çağlayan Öz, “Adalet, bu güzel ülkenin güzel insanlarını birleştirecek tek ağaçtır. Adalet olmadığı zaman kendimizi vatansız kalmış gibi hissederiz. Adaletten anladığımız nedir, hiç kimseyi delilsiz suçlamamaktır, delil olmadan içeri atmamamaktır, iddianame çıktıktan sonra bu insanlar hakkında ciddi bir suçlama olmadığı anlaşılınca tutukluları serbest bırakmaktır. Buradaki hücreyi gördükten sonra daha fazla etkileniyoruz. Son 3 haftada istedikleri fotoğrafları resimleri bile iletemedik. Güray Öz torunlarının kendisi için yaptığı resimleri göremedi. Bir an önce tahliye edilmelerini bekliyoruz. Tutuksuz yargılansınlar ve normal hayatlarını sürdürebilsinler istiyoruz.”

Basın Konseyi Üyesi Avukat Turgut Kazan şunları söyledi:

“3 Mayıs, Birleşmiş Milletler kararıyla dünyada Basın Özgürlüğü Günü olarak kullanılıyor. 1993’ten beri. Tutuklu gazeteci eşleri anayasa, hukuk devleti, hukuk, adalet dediler. Hukuku olmayan ülkede hukukçu olmak denizi olmayan ülkede deniz kuvvetleri komutanı olmak gibi bir şeydir. Çok zor bir şey ama yarın bugünden daha kötü olacak. Bir kere dün yen bir dönem başlamış oldu. Partile bir cumhurbaşkanımız var. Yeni bir HSYK oluşturuldu. Bütün yargı siyasi iktidara teslim ediliyor. Adalet delil arayan yok, susturma operasyonuyla karşı karşıyayız. Bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Dünyanın hiçbir diktatörlüğünde gazetecileri gazeteci oldukları için hapsettik demezler. onun için türkiye’d ede gazetecileri, sadece gazeteci oldukları için tutuklandıklarını kabul etmiyorlar. Onun için kimisi tacizci diyor, kimisi gaspçı diyor. Basın Konseyi, Basından Sorumlu Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’a mektup yazdı. Cevap bekliyoruz. Hangi gazeteci hangi suç iddiasıyla tutuklu. Aileleri merak ediyor.”

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen söz alarak, basın özgürlüğü mücadelesine umutla devam çağrısı yaptı:

“Çok ciddi bir endişe var. Söz konusu suçlamalar, bu işin bir sınırının olmadığını, söz konusu hukuksuz uygulamalar Türkiye’de yaşayan hiçbir gazetecinin sabaha neler yaşayacağını bilmediğin gösteriyor. Bu Silivri’ye kaçıncı gelişim hatırlamıyorum. Silivri çok güzel ama buraya sırtım titreyerek gelebiliyorum. Tutukluluğu döneminde Tuncay Özkan’ı görebiliyorduk. En azından ayda bir meslek birliği olarak bakanlığa yazı yazıp kendileriyle görüşebiliyorduk. Bunu biz daha çok istiyorduk, çünkü onların direncinden güç alıyorduk. Defalarca bakanlığa yazı yazmaktan ve hiç cevap alamamaktan muzdaribiz. Tüm tutsak gazetecilerin derhal serbest bırakılması umudunu ve direncini yaşıyorum.Bundan sonrasına bugünden iyi bakmalı. Enseyi karartmadın umutla mücadelemize devam edeceğiz. Hep birlikte direneceğiz ve umut kazanacak.”

Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Başar Yaltı şunları söyledi:

“Basın özgürlüğü demek, hukuk devletlerinin olmazsa olmaz özelliklerinden biridir. Sadece gazetecilere tanınmış hak yazma çizme özgürlüğü değildir, aynı zamanda her yurttaşın ifade özgürlüğünün garantisidir. Siyasi iktidarlar kör sağır bir toplumu tercih ederler. Kolay yönetilebilsin diye. Son 12 yılda basın özgürlüğü konusunda ve hukuk konusunda olumsuz koşulların içindeyiz. Siyasi iktidarın intikam aracı olan bir hukukla karşı karşıyayız. İktidarın intikam duygu düşünce ve arzusunu dile getiren bir durumla karşı karşıyız. bu kadar gazeteci hapisteyse bunun izahı olamaz. Siyasi iktidar onların başka suçlardan içeride olduğunu öne sürüyor buna kimse inanmıyor. Gazeteci arkadaşlarımız toplum adına bedel ödüyor. Türkiye bunları aşacaktır, özgür günler gelecektir. Son halk oylaması bunu gösterdi.”

Penis pompası siparişi yapmak için tıklayınız.
Mastürbatör ürünleri için tıklayınız.
Fantazi giyim için tıklayınız.
Şişme mankenler için tıklayınız.
Sex Makinası

Basın toplantısı sonunda, Basın Konseyi’nce yayınlanan 2016 Basın Özgürlüğü İhlalleri Raporu da kitap halinde kamuoyuyla paylaşıldı.

,

Bir suikast sonucu katledilen Türk medyasının onurlu üyesi, sağduyunun sesi, demokrasinin ve gazetecilik ilkelerinin yılmaz savunucusu Abdi İpekçi’yi, ölümünün 38. yılında sevgi ve saygıyla anıyoruz. 

O, Türk halkının doğru haberi alabilmesi için bu uğurda canı pahasına mesleğini yapan efsane gazeteciydi. 

Abdi İpekçi gazeteciliği, doğru, ilkeli, güvenilir habercilik demektir. Abdi İpekçi gazeteciliği çağdaş haber yazma yöntemleri, çifte kontrol, evrensel gazetecilik kurallarının işletilmesi demektir. 

1 Şubat 1979’da bir tetikçinin kurşunlarıyla hayattan koparılsa da, onurlu kalemi ve ilkeli duruşu daima genç gazetecilere örnek olmuştur, olmaya devam edecektir. 

Abdi İpekçi gazetecilği ışığında yürümeye kararlıyız. 

Işıklarda uyusun. 

,

2017’nin Türkiye ve dünyaya barış, özgürlük ve huzur getirmesi dileğiyle…

 

,

Meslektaşımız, gazeteci, Basın Konseyi Eski Genel Sekreteri sevgili Recep Güvelioğlu’nu kaybettik.

1947 yılında Trabzon’da doğan Recep Güvelioğlu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni tamamlamış, ODTÜ’de Master derecesi almıştı. 1971’den itibaren TRT, Anadolu Ajansı ve Milliyet’te gazetecilik ve yöneticilik yaptı. Amerika’nın Sesi Radyosu’nda çalıştı, Türkiye Barolar Birliği ve THY gibi kurumlarda basın danışmanlığı, The New Anatolian gazetesinin İstanbul temsilciliği görevlerini üstlendi. Basın Konseyi Genel Sekreterliği ve Konsey Dayanışma Vakfı Müdürlüğü de yapan Güvelioğlu, son yıllarını Bodrum’da geçiriyordu.

Acılı ailesine başsağlığı diliyoruz, acılarını paylaşıyoruz…