BASIN KONSEYİ: UMUTLARI YOK EDEN KARARLAR HAYAL KIRIKLIĞI YARATTI

15 temmuz darbe girişimini önceden bildikleri iddiasıyla 1.5 yıldan fazla süredir tutuklu yargılanan Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın da aralarında olduğu 6 sanığa verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının, aslında ifade ve düşünce özgürlüğüne vurulmuş bir darbe olduğunu düşünüyoruz.

Alman mevkidaşı Merkel’in tutuklu Alman vatandaşı olan gazeteci Deniz Yücel’in salınmasını istediğinde, ”Her duruşma bir umuttur” diyerek, umut veren Başbakan Binali Yıldırım’ın, aynı düşünceleri diğer tutuklu Türk gazeteciler için de hissetmesini bekliyorduk. Oysa, Silivri mahkemesinden çıkan ağırlaştırılmış müebbet hapis kararı, biz gazetecilerin yargıya olan güvenini bir kez daha sarstı.

Sadece köşe yazıları ve televizyonda açıkladıkları düşünceleri nedeniyle, aylardır tutuklu olan 6 sanığın son duruşmasını ‘umutla’ beklerken, büyük hayal kırıklığı ile karşılaştık.

Bir yıldır tutuklu olan Türk asıllı Alman gazeteci Deniz Yücel’in, hangi koşullar sonucu olursa olsun serbest bırakılması ise, sevindiricidir.

Uluslararası hukuk standartları göz ardı edilerek verildiğine inandığımız bu ağır mahkumiyet bodrum escort  kararlarının İstinaf mahkemesi ile Yargıtay’dan döneceğine inanıyoruz.

Demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası hukuk normlarına biran önce kavuşmasını da diliyoruz.

 

,

PINAR TÜRENÇ, GAZETECİ AHMET VE MEHMET ALTAN’LA SİLİVRİ CEZAEVİ’NDE GÖRÜŞTÜ

BASIN KONSEYİ BAŞKANI PINAR TÜRENÇ, SİLİVRİ’DE TUTUKLU GAZETECİLER AHMET ALTAN VE MEHMET ALTAN İLE GÖRÜŞTÜ

 

Kulakları delen bir gürültüyle açılan Demir kapıdan koşar adım soğuk salona koştu Ahmet Altan.  Ziyaretten çok Mutlu olmuştu. “Bekliyordum… Uzun zaman oldu… Ne iyi oldu” dedi.
Plastik masanın, plastik sandalyelerine karşılıklı oturduk. Başladık konuşmaya.

80’li yılların sonuydu. O çalıştığım gazetenin genel yayın yönetmeniydi. Köşe yazarı babası Çetin Altan yeni ayrılmıştı. Bense haber merkezinde, haber peşinde koşan serbest muhabirdim.

Yıllar uçtu gitti ve şimdi o Silivri zindanında tutukluluğun girdabında, beton ve soğukla savaşıyordu.

Türk basını için kapkara bir yıl olan 2017’yi uğurlayıp, yeni umutlar beslediğimiz yeni yılın heyecanı içinde, geleceği konuştuk Ahmet Altan ile. Tüm derdi, Türkiye’nin geleceğiydi. Hiç ara vermeden anlattı:

“Türk toplumu sanki bungee jumping yapıyor. Nereye sürükleneceğini bilmeden. Devlet ise iflasta. Ülkede en iyi çalışan cenaze işleri. Cenazeler yerine düzenle yerleştiriliyor. Ancak yargı, eğitim, sağlık, ahlak çöktü. Üretimsiz ülkelerde ahlak da olmaz. Ahlak, demokrasiye bağlıdır. Adeta yok oluş dönemindeyiz. Çıkış yolu ise herkesin demokrasiyi keşfetmesidir. Aksi halde çok acı çekilecek.”

Nefes almadan anlatıyordu.

Araya girdim:

“Nasılsın? Günlerin nasıl geçiyor”

Güldü:

“45 yıl önce babam Cetin Altan’ı evden alıp götürmüşlerdi. 45 yıl sonra bizi. Demek ki pek bir şey değişmemiş. Babam hukukçuydu. Ama ben böyle dava görmedim. Neden bunca gazeteci içerde, anlamak mümkün değil. Yılı aştı, tutukluyum. Okuyorum, yazıyorum, kitaplarım, yazılarım  birçok dile çevriliyor. On binlerce kitap olarak yabancı yayıncılar tarafından okuyucularına ulaştırıyorlar. Düşünceniz, fikirleriniz beton duvarların arasında kalmıyor. Sadece bedenim tutsak. Ben de iyi olabilmek için avluda yürüyorum. Spor yapıyorum, kilo da verdim.”

“Ya Mehmet Altan? Kardeşinle aynı çatı altındasınız…”

Sustu biran. Yutkundu, devam etti:

“Mehmet’i bir yıl bana göstermediler. Onu çok özledim. Bu da bir işkence.”

“Kiminle aynı koğuşu paylaşıyorsun?”

“STV ve Zaman dan iki arkadaşla aynı koğuşa koydular beni. Onlar namazında niyazındalar. Tüm dini vecibeleri uyguluyorlar. Dünya görüşümüz çok farklı da olsa, birlikteyiz.

“Duruşmaya gelmedin. SEGBİS yoluyla içerden savunma yapıyorsun. Neden?”

“O mahkemelerde sanıklar yargıçlardan prestijliyse, yargı çökmüştür. Beni o demir yığını nakliye kamyonuna bindiremeyecekler. Hayvan nakleder gibi. Duvarların içinde daha özgürüm.”

FETÖ, iktidarı devirme planları, kahrolası 15 Temmuz darbe kalkışması konularında ise, şöyle konuştu:

“Tanrı yalan söylemez. Aksi olursa, o vasfı kaybeder. Bu davada kanıt istedim hep. Yok, yok. Yoksa, yargıçlık vasfı da kaybolur. Hukuk ve adalet peşinde oldum, olacağım. Televizyonlardaki konuşmalar suç unsuru gösterildi. Tutukladılar. Bence, dışarıdakilerin korkusu, ülkeyi bu hale getiriyor mu diye düşünmek lazım. İki günü aynı geçiriyorsanız, sen kaybedensin. Bu Hazreti Muhammed’in sözü. Bunu da koğuştaki dini bütün iki arkadaştan öğrendim. Ben 70 yaşından sonra değişemem. Yargı, devlet gülünç olamaz. Doğrular neyse peşinde olacaksın.”

“Ya FETÖ? Hiç mi bu gerçek görülmedi.”

“Herkes ortaklıktaymış meğer. Sorumluluklar da ortaktır. Yargıyı kim nasıl ele geçirmiş, ona bakmalı. Bir ülkede devlet ve yargı gülünç olamaz. Biz, darbenin değil, hukukun ve demokrasinin peşindeydik. Aksi için kanıt istedik, ortaya konulamadı.”

İzledikleri yolun kendileri için ağır maliyeti olduğunu, Türkiye’de entelektüellerin hapse atılmalarının maliyetini ödediklerini söyleyen Altan, “Bir mucize bekliyorum. Yoksa ülkemin son dönemecinde acı çekilmesini kaldıramayacağız. Hapisten de korkulmamalı. Biz ailecek yaşıyoruz bunları” diye konuştu.

MEHMET ALTAN’IN HAPİSHANEDEN RİCASI

Bu kez Prof. Dr, Mehmet Altan ile aynı sandalyelerde söyleştik.

O da kilo vermişti. Sağlık sorunlarını yenmeye çalışıyordu. Abisi gibi o da müebbetlikti.

Üniversiteden atılmıştı. İsyandaydı.

“Bizi aslında suç işleyerek burada tutuyorlar. Ben mi cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni değiştirmeye kalkışmışım… Ben mi din devleti için düzeni değiştirecekmişim… Nerede suçum?18 sayfalık mütalaa ile delilsiz yargıladılar. Tutukladılar. Oysa hangi delile dayalı olduğu söylenmeliydi. İlk kez, AİHM ve Avrupa, bizim için müdahil oldular. ‘Altanların davası, bir tiyatrodur’ dediler. Bile bile bizi tutuyorlar. 14 Temmuz’daki televizyon programını darbeye bağladılar. Zorlama ve beyhude hepsi. Nerede yasalara konulan şiddet? Fikir özgürlüğünü koruyan yasalara da aykırı bu işler ama zorla tutuluyoruz. Adalet Bakanlığı’na, HSK’ya da mektup yazdım, anlattım. Tarihe geçsin diye.”

Mehmet Altan’a, ayları nasıl yaşadığını da sordum. Güldü:

“İnanmayacaksın, bir CD çalışması yapıyorum. Ben müzikten pek anlamam aslında. 2017’nin en popüler şarkı ve türkülerini topluyorum. Mesela, Ben Yoruldum hayattan… Sabahattin Ali’nin Sinop Cezaevi’nde yazdığı Mahpushane Türküsü şiirindeki ‘Başın öne eğilmesin/ Aldırma gönül, aldırma/ Ağladığın duyulmasın/Aldırma gönül, aldırma’ dizeleri. Cigaramın dumanı, gibi… Bunları tek CD’de topluyorum. Sezen Aksu’dan ricam var. Bana bu konuda destek olabilir mi acaba? 15 şarkılık bir CD.”
Gülerek müzik sevdasını anlattığı beton görüş odasının kapısındaki infaz memurundan bu arada bir bardak su istedim. Acıkmıştım da. Bir de bisküvi. Yanıt, olumsuz olunca, Mehmet üzüldü:

“Biz yemek yedik, sen aç kaldın. Maalesef böyle işte.”

Yemekleri sordum ona, “Sorun yok” dedi. Az yediğini de ekledi.

Kiminle aynı koğuşu paylaştığını anlatırken, abisi gibi, aynı kaderin içindeydi.

“Dini bütün iki arkadaşı bizim yanımıza veriyorlar. İdare ediyorum. Şimdi yeni bir kitap yazıyorum. 21. Yüzyılın el kitabını hazırlıyorum. 30 yıllık hocalığımı da bitirdiler. 30 bin öğrenci yetiştirdim. 40 kitabım var. 1993 yılından beri profesörüm. KHK ile işten atıldım. ‘1 dolar bulduk evinde’ dediler, içeri attılar. Eşimin seyahatten kalan bozuk 1 dolarıyla tutuklandık. ‘Pastör’ adıyla telefonu dinlemişler. 2 hakim için de dava açtım. MİT adına dinlemişler üstelik. Ama yazmaya düşünmeye üretmeye devam ediyoruz.”

Ahmet Altan’ın iyiı olduğunu anlatınca ona, duygulandı. Özlemişlerdi birbirlerini.

“Ahmet’in ‘Son oyun’ kitabının, Washington Post gazetesince ‘Dünyada 2017’nin En İyi 50 Kitabı’ arasına alınmasına çok sevindim.  İşte bu… Her şey geçecek, biliyorum.”

Ya FETÖ olayı? dediğimde, kızgındı:

“Amacımız hep en iyi demokrasi içindi. Lanet olsun… Bizim çizgimizi karıştırmasınlar. Şiddet içinse iddia gerekir. hani kanıt? Bu Nasıl örgüt üyeliği? İslamcı örgüt üyesi olamayacağım ortada. Böyle dava görmedim. Kanıt bekliyorum, Silivri’de.”

 

2018’in ülkemizde ve dünyada barış, hoşgörü ve sevginin hakim olduğu; demokrasi ve tüm haklara saygı gösterildiği bir yıl olmasını dileriz.

 

 

, ,

BASIN KONSEYİ, AVRUPA BASIN KONSEYLERİ ÜYESİ OLDU

Türk Basın Konseyi, Avrupa Basın Konseyleri Birliğine (Alliance of Independent Press Councils of Europe – AIPCE) ilk kez kabul edildi.

Yıllık toplantısını geçtiğimiz günlerde Budapeşte’de yapan AIPCE’nin genel kurulunda, 32 üyenin ortak uzlaşısı ile Birliğe alınan Türk Basın Konseyi bundan böyle Türk ve Avrupa basınındaki tüm gelişmeleri ve sorunları paylaşacak.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç konu ile ilgili şu açıklamayı yaptı:

“Türkiye’nin son yıllarda basın alanında yaşadığı tecrübeleri, olumlu-olumsuz olayları Avrupalı meslektaşlarımızla da paylaştığımız toplantıda Türkiye’nin içinde bulunduğu basın özgürlüğü ve etik şikayetler ile ilgili gelişmeleri toplantıya katılan 40 civarında ülke temsilcisi ve Birleşmiş Milletler UNESCO temsilcisi ilgiyle izledi. Konseyimiz İkinci Başkanı Dr. R. Murat Önok, Türk Basın Konseyi ve Türkiye’de basının yaşadığı sorunlarla ilgili geniş birer sunum yaptı. Gördük ki, Türkiye çok yakından izlenmekte ve yaşananlar bilinmekte; aktif çalışmalarımız da dikkate alınmakta.”

2018 yılı toplantısı Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de Ekim ayında yapılacaktır.

, ,

MEDYA VE GELECEĞE BAKIŞ PANELİ’NDE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ MASAYA YATIRILDI

Çağdaş Gazeteciler Derneği ile Karaelmas Gazeteciler Derneği’nin Zonguldak’ta düzenlediği “Medya ve Geleceğe Bakış” panelinde, basın özgürlüğü masaya yatırıldı…
Konuşmacı olarak panelde yer alan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Türkiye’de medyanın baskı altına olduğunu söyledi; cezaevindeki gazetecilerin yaşam şartlarını anlattı.
Yerel medya mensupları ve Zonguldaklılar’ın katılımıyla gerçekleşen panelde, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Tevfik Kızgınkaya, Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyesi ve FOX TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk ve Basın Konseyi Yüksek Kurulu gazeteci-yazar Doğan Satmış konuşmacı olarak yer aldı. Toplantıda basının bugünü, geleceği ve sorunları konuşuldu.
Türkiye’de basın özgürlüğünün olmadığını söyleyen Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, tutuklu gazetecilerin cezaevlerinde zor koşullarda yaşadığını anlattı.
“Gazeteciler, gerçeğe ulaşmak isterken gözaltına alınıyor. Cezaevlerine atılıyorlar. Birkaç adımlık küçük beton koğuşlarda gökyüzünü bile görmeden yaşamaya mecbur ediliyorlar. Son on yılda yaşadığımız tablo bu. Onlar içeride tutsak, haber ve hakikate ulaşamayan dışarıdaki gazeteciler, özgürce ve bağımsız bir biçimde görevlerini yapamıyorlar. Bunun sonucu, sizler de habere, bilgiye ulaşamıyorsunuz.”
Türenç, “Demokrasilerde basın, baskı altına alınmaz” dedi.
“Haber eşittir hakikat demektir. O hakikati gazeteci bulur. Bulamazsa orada bir sancı vardır. O sancı demokrasilerde olmaz.” Türenç, hapishane koğuşlarında gazetecilerle yaptığı görüşmeleri Zonguldaklı gazetecilerle paylaştı ve içerideki gazetecilerin yaşadıklarını dinleyicilere aktardı.
Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Tevfik Kızgınkaya da, özgür basının önemine vurgu yaptı. “Halkın çıkarlarını savunmak, bizim temel görevimizdir.” dedi.
FOX TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk ise, gazetecilerin kimi zaman can güvenliğinin de tehdit altında olduğunu söyledi.
“Gazetecilerin, sansürün yanı sıra can güvenliği meselesi var. Meslektaşın meslektaşı hedef göstermesi var. Kime hedef gösteriyor? Kutuplaşmış topluma. O gazetecinin başına her şey gelebilir.”
Gazeteci-yazar Doğan Satmış ise, medya kurumlarının ekonomik sıkıntılarına değindi.
“Yazılı basın, hem reklam hem de tirajda geriye gidiyor. TV’lerin reklam gelirleri de dijitale göre geriliyor. Para kazanamayan medya kurumu yaşayamıyor ya da bağımlı oluyor.”
Misafir gazeteciler akşamı Zonguldak’ta geçirdikten sonra, Çatalağzı Belediye Başkanı Adnan Akgün’ün konuğu olarak Çatalağzı beldesindeki termik santrallerin çevreye yaydığı zararları yerinde inceleyerek bilgi aldılar.
 
, ,

BASIN KONSEYİ BAŞKANI PINAR TÜRENÇ ENİS BERBEROĞLU’NU MALTEPE CEZAEVİ’NDE ZİYARET ETTİ

Sabahın erken saatlerinde Maltepe  Ceza ve Tutukevi’ne doğru yola çıktığımda, tutuklu gazeteci  arkadaşımız Enis Berberoğlu’nun nasıl olduğunun merakındaydım.

3 aydır Maltepe’deki  koğuşunda tutukluydu.

O, üstelik son dönemde de milletvekiliydi.

Ne var ki, benim için, hep gazeteciydi.

Damarında gazetecilik kanı dolaştığı için, hep haberciydi.

Zaten, bir haber sonrasında da, önce müebbete, sonra da  25 yıla mahkum edilmişti. Casusluk  suçlamasıyla.

Üst araması, göz taramasının ardından,  Adalet Bakanlığı, İstanbul Maltepe  2. nolu L tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun avukat açık görüş yerindeki bir bölümde karşı karşıya geldik Enis ile.

Yıllarca birlikte haber peşinde koşmuş, aynı koridorlarda gazetecilik yapmıştık.

O, bir süre önce, “ulusal güvenlik” öne sürülerek, ”haber adı altında gizli kalması gereken hususların duyurulması”, ”devlet sırrının ifşası” suçuyla 25 yıl hapse mahkum edilmişti

Durdurulan MİT tırlarının görüntülerini Cumhuriyet gazetesine verdiği iddiasıyla, kısaca “casusluktan” yargılanmıştı.

25  yıl ya da 25 ay. Ne süre olursa olsun… O önce gazeteciydi ve maruz kaldığı bu duruma isyan ediyordu.

Tutuklu olduğu hücrede, koskoca bir yaz geçmişti.

Sonbaharı yaşadığı bu günlerde ise, hücresinden çıkıp, aylar sonra  avukatları, eşi Oya ve milletvekilleri haricinde, ilk kez bir meslektaşı ile açık görüş yapıyordu.

Koğuşundan, infaz memurunun yanında getirilirken önce, camın arkasından gördü beni.

”Sen… nasıl gelebildin?” diye sevinçle görüş bölmesine koştu.

Başladı anlatmaya. Söyleyecekleri belli ki dağlar gibi yığılmıştı.

‘’Cumhuriyet’teki haberden çok önce Aydınlık gazetesinde bir jandarmanın  verdiği haber kamuoyuna mâl olmuştu. Çok sonra Cumhuriyet kullandı bunu. Bana bağladılar, dava açtılar. Hedef belliydi. Delil olmadığı halde, AYM nin devlet sırrı olmadığına dair kararına rağmen, sonuç 25 yıl hapis. Bende bylock olmadığı kesin. Banka ilişkim de hiç olmadi. Sadece 21 saniyelik konuşma var.”

Enis, şaşkınlık içindeydi hâlâ.

‘’Gazeteciyim.O tarihte milletvekili de değildim.Davanın temel mantığı, devlet sırrı olmayan bir şeyden, casusluk hikâyesi yaratmaktı. Başardılar da. Amaç, bir muhalif gazeteciye, muhalif partinin milletvekiline saldırmaktı. Saldırdılar da. Aydınlık’ın önceki ilgili yayınlarını ortaya koyup, beni suçlayan savcılık var. Ben, sadece siyaseten mahkum edildim.”

Anlattıkça isyanı büyüyordu.İnfaz memurunun getirdiği su ve çayı yudumlayıp devam etti Enis:

”B 9 No’da  rahatım. Akut  problemim yok. Güvenlikli 3 koğuşlu bir kısımda tek başıma kalıyorum. Kıtaplarım, 37 ekran tv, semaverim, vantilatörüm, çöp torbasından imal ettiğim perdelerim, buzdolabım. .Tüm dünyam bunlar.”

”Çöp torbasından perde?”

”Normalde koğuşta perde yasak.Işık da rahatsız ettiğinden, mavi çöp poşetlerinden perde yaptım. Tüm bölme 18 adımlık. 8 adımlık havalandırmaya ise, birkaç basamakla iniliyor. Islanırsam eğer, tişörtümü vantilatöre tutup kurutuyorum..En büyük nimet, gökyüzünü görebiliyorum. Yemeklerden şikayetim yok. Semaverin de alt kısmını tost yapmakta kullanıyorum.”

”Ya açık görüşler?”

-”Oya ile ayda bir kez açık görüş yapabiliyorum. Kızım da avukatım. Onunla çok sık görüşüyoruz.”

 ”Siz yürürken, ben yazarken” adlı kitabının çok yakında tamamlanacağını söyledi bu arada.

 Sağlığının  ise, kasık fıtığı dışında iyi olduğunu kaydetti. Muayene için hastaneye yürüyerek gidip geldiğini, yakında da operasyon geçireceğini ekledi.

Enis, tek tip elbise konusunda da tepkiliydi. ”Bizlere bunu asla giydiremezler” diyordu.

Aklı, 330 günden fazla tutuklu olan gazetecilerdeydi.

”Herkesin durup düşünmesi lazım.Utanmalıyız. Gazetecilerin böylesine tutuklanıp hapse atılmasından utanmalıyız. Evet, tarihimizde çok sayıda siyasetçinin hapis yattığını biliyoruz Ama bu devirde gazetecinin, haberi nedeniyle tutsak edilmemesi gerektiğini  anlatamıyoruz.

“İnanki saymıyorum”

O’na, ”kaç gün oldu tutukluluğun?” diye sorduğumda, ”inanki saymıyorum” diye yanıtladı.

”İnsan 25 yıla mahkum edilince, günleri de saymıyor”

Şimdi  61 yaşında olan Enis Berberoğlu, 86 yaşındaki durumunu düşünmek bile istemiyordu  besbelli.

Ve devam etti:

”Yargı, adalet çerçevesinde davranmıyor. Onun için Adalet Yürüyüşü’nü çok önemsedim. Yargı da ne yapacağını şaşırmış durumda. İki tarafı da memnun etmek zor galiba. Anayasa Mahkemesi durumun farkında.İstinaf mahkemesi de tutuklu milletvekillerinin durumunu inceleyip karara bağlayamıyor. Ben de 6 ayın dolmasını bekliyorum. AİHM’ye uzanacak bu durum da. Çaresiz, son durak benim için de AİHM olacak. Türkiye için üzülüyorum.”

Görüş biterken, bir süredir tepkimizin bir sembolu olan ,cezaevinin  dikenli tellerini temsil eden  kolumdaki bilekliğimi görünce, acı acı güldü. ”İyi düşünmüşssünüz. ” dedi.

Ben de, ”Sizler içerde, bizler de dışarıda tutukluyuz.Tüm gazeteciler özgür kalıncaya dek bizler bu bilekliği taşıyacağız.” diye yanıtladım.Eline aldı  narin deriden örülme bilekliği, koluna doladı.Baka kaldı. Ayrıldık.

, ,

GAZETECİ İSMAİL RAGIP GEÇMEN’İ KAYBETTİK

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi, gazeteci İsmail Ragıp Geçmen’in vefatını üzüntüyle öğrendik. Uzun yıllar televizyonların çeşitli kademelerinde görev yapan ve belgesel fotoğrafçılık alanında önemli çalışmaları bulunan Geçmen’in ailesine ve yakınlarına sabırlar diliyoruz, acılarını paylaşıyoruz.

İsmail Ragıp Geçmen için bugün 16.00’da İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC) önünde bir tören düzenlenecek. Geçmen, Alsancak Hocazade Camisi’nde ikindi vakti kılınacak namazın ardından Karşıyaka Doğançay Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

,

AVRUPA PARLAMENTOSU’NDAN CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKAN’A HİTABEN MEKTUP

Avrupa Parlamentosu’nda temsil edilen beş partinin grup başkanları Türkiye’ye çağrıda bulunarak, basın özgürlüğünün sağlanmasını talep etti.

Beş partinin grup başkanları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’a hitaben ortak bir mektup yazdı. Çarşamba günü yayınlanan mektupta, “gazetecilerin serbestçe ve korkmadan haber yazabilmeleri” gerektiği ifade edildi.

Avrupa Parlamentosu üyesi beş siyasetçinin imzaladığı mektupta, İstanbul Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Die Welt gazetesi Türkiye muhabiri Deniz Yücel’in de serbest bırakılması talep edildi. Mektupta, “Bir gazeteci işini yaptığı için haksız yere terörizmle suçlanarak, hapsedilemez” denildi.

Ayrıca yaklaşık 200 medya kuruluşunun kapatılması, ruhsatlarının iptal edilmesi ve 200’den fazla gazetecinin tutuklanmasıyla Türkiye’nin “Avrupa’dan uzaklaşma tehlikesiyle” karşı karşıya kaldığına dikkat çekildi. Türkiye’nin sadece “Avrupa’nın ortaklığı ile güçlü bir ülke” olacağına vurgu yapıldı.

Mektupta, Türkiye’deki darbe girişiminin ardından gösterilen tepkiden duyulan kaygı da dile getirildi.

Her demokrasinin “temellerini sarsacak bir saldırı karşısında kendini savunma hakkı ve yükümlülüğü” olmasına rağmen, gösterilen tepkide hukuk devleti ilkelerine saygı gösterilmesi ve tepkinin “orantılı” olması gerektiği vurgulandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Yıldırım’a hitaben yazılan mektup, Avrupa Halk Partisi’nden Manfred Weber, Avrupa Sosyalistler Partisi’nden Gianni Pitella, Avrupa Muhafazakârlar ve Reformcular İttifakı’ndan Syed Kamall, Liberal ve Demokrat İttifak’tan Guy Verhofstadt ile Serbest İttifak/Yeşiller’den Ska Keller ve Philipppe Lamberts tarafından imzalandı.

Manfred Weber, mektubu kişisel twitter hesabından paylaştı.

 

 

,

Yeni Akit Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kadir Demirel’in ölümünü üzüntüyle öğrendik. Ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileriz.

Kendisi aile içi şiddetin kurbanı oldu. Aile içi şiddetin, bu noktalara gelmiş olması üzücüdür. Türkiye’nin tüm kurumlarıyla, aile içi şiddetin önlenmesi, toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi konusunda daha kararlı ve ciddi adımlar atması gerektiğine inanıyoruz. Bu önemli kaybınız nedeniyle camianıza sabırlar diliyoruz.