Yargı reformunun tartışıldığı günlerde, yargımızın Anayasamızda ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınan haklara aykırı yaklaşımı devam etmektedir.

Duayen gazeteci Uğur Dündar, hakaret suçundan ötürü mahkum olmuş ve cezası “kitap okuma” yaptırımına (!) çevrilmiştir. Cezaya konu olan köşe yazısı incelendiğinde, kamuoyunun büyük kısmınca bilinen bazı telefon dinleme kayıtlarını gündeme getirmesi ve tartışması nedeniyle mahkum olduğu görülecektir. Oysa Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) iki hususu defalarca vurgulamıştır: 1) Tartışılmasında kamu yararı bulunan konuların gazetelerce ele alınması demokrasinin bir gereğidir; 2) İddiaya dayanak teşkil eden delillerin (telefon kayıtlarının) başkalarınca nasıl ele geçirildiği gazeteciyi ilgilendirmez; önemli olan konuşmaların gerçek olup olmadığıdır. Bu bakımdan, üst düzey bir siyasetçiyi ilgilendiren ve yolsuzluk iddiası içeren meselelerin kamuoyunun bilgisine sunulması, gazeteci için bir haktır. AYM ve AİHM, içtihadına göre, gazetecinin böyle bir nedenle yargılanması bile, başlı başına ifade özgürlüğünün ihlalidir.

Gazeteci Barış İnce, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan ötürü yapılan yargılaması nedeniyle mahkemeye verdiği savunmada akrostiş yoluyla yine Cumhurbaşkanına hakaret ettiği nedeniyle yargılanmış; yerel mahkemece verilen 11 ay 20 gün hapis cezası “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kararına tâbi tutulmuştur. Demokratik ülkelerin ceza hukuku uygulamalarına bakıldığı zaman, cezaya konu olan türden sözler için dava bile açılmadığı göze çarpmaktadır. Zira, siyasete girmekle kendini kamuoyunun denetimine açan kişilerin, bu tür ithamlara uğramaya peşinen razı oldukları kabul edilmektedir. Kişinin statüsü yükseldikçe, tahammül etmesi gereken eleştiri sınırı da genişlemekte; kaba ve küçük düşürücü olsa bile, aleyhindeki soyut değer yargılarına katlanması gerektiği kabul edilmektedir.

Baskılar sadece dışarıdan değil, içeriden de devam ediyor. Yeni Şafak yazarı Özlem Albayrak, “Canan Kaftancıoğlu kararı” adlı köşe yazısı gazetesi tarafından sansürlenmesi üzerine sosyal medyadan istifasını açıkladı. Sosyal medyada paylaştığı yazı okunduğu vakit, içinde hiçbir hukuka aykırılık unsuru barındırmadığı açıkça görülecektir. Salt yazının içeriğinin gazetenin siyasi çizgisine aykırı düşmesi nedeniyle bir gazetecinin köşe yazısının yayımlanmaması kabul edilebilir bir husus değildir. Okuyucularına daha fazla bilgi ve görüş sunmak isteyen gazetelerin yapması gereken şey, tek tip yazıları empoze ederek çizginin dışına çıkanları cezalandırmak değil; tam tersine, yazarlarının özgür düşüncesine saygı göstermektir.

Basın Konseyi olarak; yargımızı ve medyamızı gazetecilerin ifade özgürlüğüne saygı göstermeye bir kez daha davet ediyoruz! Bunun aksine bir yaklaşımın anlamı ve sonucu, sadece ilgili gazeteciyi değil; bütün halkımızı ve demokratik hukuk devletini cezalandırmaktır!

BASIN KONSEYİ

GAZETECİLERİN ÖZGÜR DÜŞÜNCESİ CEZALANDIRILMAYA TÜM HIZLA DEVAM EDİLİYOR!

Yazı dolaşımı


Feedback