Pınar Türenç

—————————-

Sabahın erken saatinde yine yollara düştük.

Silivri  Ceza İnfaz Kurumu’nda yıllardır ‘ tutsak ” olan gazetecileri  görebilmek içindi tüm çabamız..

Ne yol bitiyor ne de sarı sıcak..

Kimlik kontrolleri, göz taramaları  sonrası  o bildik ”AÇIK GÖRÜŞ” salonunda başladık beklemeye.. Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyeleri Orhan Birgit ve Turgut Kazan ile beyaz plastik masanın bir tarafına dizildik. Karşımızdaki plastik sandalyeyi öylesine ortaladık ki, salona tek tek alınacak meslektaşlarımızı en yakınımızda, iyice görüp dinleyebilelim istiyorduk besbelli.

İlk gelenin Tuncay Özkan olduğunu bildiren infaz görevlisiyle konuşurken, gözüm parmaklıklarla kaplı merdivenin açıldığı avluya takıldı. Güneş görmek olanaksızdı. Hummalı bir tamirat yapıldığı kesindi. Yoğun bir yıkım sesi, avluda kulakları delercesine yankılanıyordu.

İki görevli arasında salona koşarcasına gelen Tuncay Özkan, öne fırlayıp üçümüzle de kucaklaştı.

Önce sağlığını sorduk. Herşeyin üstündeydi kuşkusuz.. ”iyiyim, iyiyim” dedi. ”Bizi merak etmeyin. Hücrede de olsak sizlerin desteği ile umudumuzu yitirmedik.”

Kızı Nazlıcan’dan, meslektaşlarımızdan, medyadan, son olaylardan konuştuk. Geçtiğimiz günlerde yapılan son duruşmayı anlatırken, şaşkındı:

‘İnsanlar hukuk açısından herşeyi söylediler. Biliyorsunuz mütalalar, hiç savunma olmamış gibi yapıldı. Her duruşmada şaşkınlığımız giderek büyüdü. Cuma günkü nihai duruşmada herkesle vedalaştım. Her yer askerle dolmuştu. Zaten biliyorsunuz karar da çıkmadı. Mahkeme
başkanı sadece bitmiştir dedi ve kapattı. Ben izlediğim hiçbir davada böyle bir son duruşma görmedim, tanık olmadım. Buna nasıl hukuk diyeceğiz. Koştura koştura gidilen yerde hukuk yok, sadece siyaset var. Sanki birileri bataklığın dibine doğru çekiyor.”

Özkan, delil değerlendirmesinin de yapılmadığından yakınırken, ”suç varsa delillerin yazılması gerekmez mi? Hiçbir şekilde delil değerlendirmesi olmuyor, sormuyorlar. Hukuk en azından delil değerlendirmesi yapmaz mı? İspatladığım hiçbir kanıtın da değerinin olmadığını burada görüyorsunuz. Kanıtların hiçbir faydası olmadı. Garabet bir durum.” diye ekledi.

Tubitak yanıtlarının, elindeki kanıtların, dijitallerin ona ait olmamasının belirlenmesinin hiçbir önemi olmadığını gördüğünü, ama yapılacak da bir şeyin kalmadığını anlatırken, hukuk adına çok üzülüyordu.

5 ağustos 2013 tarihini bekliyordu tüm tutuklu ve tutuksuz yargılananlar gibi..

”Ne bekliyorsun 5 ağustos günü?” diye sorduğumuzda, güldü..

”Ne olabilir ki.. Müebbet hapisleri getirecekler..”

Öyle bir ses tonuyla söyledi ki, karşısında bizler donup kaldık. İsyan edebilsek, sesimizi nereye duyurabilirdik ki Silivri  hapishanesinden..

Sıcak daha bir bastırmıştı. Soğutucu da yoktu salonda. Önümüzdeki çayları yudumlarken ,”Tuncay sana sıcak gelmiyor mu?” diye sordum.  ”Takım elbisenin ceketini çıkartıp kollarını açsan, daha iyi olmaz mı?”

Yanıtın karşısında söylenecek söz bulamadım;

”Ceketimle kalayım ne olur? Çünkü ben size doğru böyle koşuyorum. Siz de bana özgürlüğü getiriyorsunuz. Kendimi hiç buraya ait hissetmedim. Asla buraya ait değilim ben. Eylül ayında yani iki ay sonra 5 yılım bitiyor. 5 yıldır beni dönüştüremediler. 3 ay tepemden kanalizasyon pisliği aktı. O zaman da ceketimle göğüsledim çektiklerimi.. Pislikleri ellerimle temizledim. Çamaşır suyuyla deterjanlarla hücremi temizledim, yoksa ölürdük. ”

Yaşadıklarını bir daha, bir daha dinlerken beden dilini de kullanıyordu. Ellerini iki yana açıp ”Türkiye’de muhalif olmanın bedeli bunlar. Sadece, sen muhalifsin suçlaması olsa iyi. Benim için Ergenekoncusun dediler. Deli saçması suçuyla 5 yıldır tutukluyum..” dedi.

Avuçlarının içi sapsarıydı. Sağlık kontrollerinin yapılıp yapılmadığını sorduğumda, yine güldü:

” Evet ellerim ve ayaklarım ne zamandır sarı. Hapishane revirine gittim. Nedenini bulamadılar. Üniversite hastanesine gitmem gerekiyormuş. Götürülmedik. Bunları boşverin.. Biz iyiyiz.. Dört soruşturma geçirdim sadece leğende nane yeşerttiğim için.. Yine nanemi leğene koydum. Şimdi çiçeğe durdular. Direnen kazanıyor. Yakında çiçek verecek.”

Peki, bundan sonraki beklentisi neydi Tuncay Özkan’ın..

” Takas yoluyla belki özgürlükler gelebilir..”

Abdullah Öcalan ile takas edilecekleri yolundaki iddialara katılıyordu. ”Keşke hukuk egemen olsa da ülke kurtulsa, Hukukun vidalarını gevşettiler.” Genel af da  sözlerinin arasındaydı..

”Gezi olayları, gençliğin dinamizmi bana umut veriyor. Umudumu hiç yitirmedim, yitirmeyeceğim..” dedi ve görevlilerin uyarısı üzerine vedalaşmak için plastik sandalyeden kalktı, bizimle yeniden kucaklaştı;

”Hepiniz sağ olun. Bir ay sonra karar duruşmasına kadar allahaısmarladık. Siz olmasanız, içimizdeki bahçelerden biri kururdu. Sağ olun..” dedi ve yine iki görevlinin arasında merdivenlerden inerek gözden kayboldu..

Kararı Beklerken…Silivri

Yazı dolaşımı


Feedback