Balbay’ın Kalemi ve Serdar Turgut’un ……

Basın Konseyi Genel Sekreteri Hasan Sınar, Yüksek Kurul Üyeleri Prof. Nurşen Mazıcı, Gökmen Karadağ, Enver Aysever ve bendeniz
yeniden Silivri cezaevi yollarına düştük.

Düştükte ne oldu?

Gazeteci yazarlar hala içeride demek ki bizlerin düşündüğünü yazma özgürlüğünü savunması yetersiz, Bulaç, Alkan, Gülerce, Kekeç, Özgürel, Alpay, Altan, Karakaş, Akyollar, Bumin, iktidara yakın, uzak-yakın aklıma gelen gelmeyen vicdanı olan her kalem  düşmedikçe yollara içeridekiler çıkamayacaklar.

Görüştüğümüz içerideki gazetecilerin tutukluluk gerekçelerini hala hâkime sordukları ve savcıdan ‘ ’ cevabını aldıkları davanın  hukuki boyutu,  değil beni artık benim diyen hukukçuları bile şaşırtan noktaya geldi.  Ben meselenin insani, vicdani ve iyi niyet noktalarındayım.

Cezaevi kurallarına göre bana içeriden verilen kalem yazmamaya başlayınca Mustafa Balbay kalemini verdi,  Balbay tutsak ama kalemi yazıyor, tuttuğum  notlar Balbay’ın kaleminden.

‘Bu kalemle 25 sahife yazılıyor’ dediği kalemi şimdilerde hep çantamda.  Niyet tuttum kalem bittiğinde belki gazeteciler mahpustan çıkmış olurlar.

Balbay’dan başlayacak olursak;   rövanş almak niyetlisi değil, artık ‘siyasetçi’ olarak düşündüğünü ülkenin barışı için yola devam edeceğini ve mücadelesini olduğu yerden sürdürdüğünü söylüyor. ‘Meslektaşlarıma hesap vermeye hazırım’ diyor.

Tuncay Özkan’ın derisindeki döküntüler daha iyice, Nazlıcan demedikçe gözleri dolmuyor, deli yüreği susmuyor, lakin kızından söz açılsın istemiyor çünkü iş kızına gelince o Tuncay gidiyor yerine başka Tuncay geliyor. Nazlıcan’a çektirilenler bu devletin büyüklüğüne yakışmıyor. Bu devlet ki babasıyla uğraştığı hiçbir çocuğu gadre uğratmamıştır, babayı assa çocuğu bağrına basmıştır duyduklarım karşısında yazıklar olsun dedim ve iki iktidar siyasetçisini kalbimin en karanlık, en kinli kapısına işledim. Hele bir tanesi elden ele cezve gibi o kanal bu kanal geleceğine yatırım yapan en arsızlarından,  el kadar çocuğa yaptıklarının hesabını verirken görmeği Allah bana nasip etsin.

Tuncay ‘Ben bu ülkeyi aşkla sevdim. İletişimimde bir hata olabilir imanımda yok’ diyor.

Barış Terkoğlu ‘Tahliye düşünmemek, kapının sesini dinlememek en iyisi.’ diyor. O da suçunu arıyor ve haklı olarak soruyor ‘suçum nedir ‘ diye.  Haber, yazı, kitaptan başka bir şey göremiyor.

‘ Üniversitede zabıta simitçiyi götürse koşardık’ diyen bir ahlaktan gelen bu genç adam içeriye sığmıyor, yakışmıyor. İTÜ makine, Marmara Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü Siyasi Tarihçi, İktisat doktoru.

‘Bize de Bahçelievler katilleriyle aynı anda çıkmak yakışmazdı’ diye teselli ediyor bizi, gel de dayan yüreğim.

Doğu Perinçek siyasi boyutu bir yana ciddi bir entelektüeldir. Sanat, şiir, edebiyat vardır kişiliğinde. Sanatın, sanatkârın yanında onun kadar olmuş, üstelik bırakın iktidarı muhalefete bile bu kadar uzakken kaç siyasetçi vardır acaba, layığı Silivri midir? Angutlaşmanın kol gezdiği ülkemizde onu koyacak başka yer bulunamadı mı?  Sanki içimden geçenleri anlıyor ve ‘Kendimi kurtarmak gibi bir problemim yok. İyi olmamız lazım.’ ‘Sıcak Para’ diktası budur,  dayılarımız, amcalarımız Yemen’de neyse bizler burada oyuz’ diyor.

Yalçın Küçük ‘Her hapse girdiğimde 10 yaş gençleşirim’ diye başladı söze. ‘Çok hücreye atıldım. Gerekçe olmazdı, karıştırırım ortalığı’ diye devam etti. Fethullah Hocanın din kısmını zayıf ekonomik tarafını kuvvetli buluyor.

‘Tarihte böyle bir dava yok. Bu dava bitmiştir. ÖYM diye bir mahkeme yok büyük başarıdır.’  Derken kazandıkları zaferden bahsediyordu. Kısa süren görüşmemizde en çarpıcı cümlesi ise  ‘Derdim yok ki anlatayım’ sözleri oldu.

Prof. Küçük kaya gibi ve muzip yanı ağır basıyordu. Dayanamadım sordum: ‘Beynimin bir yarısı Yalçın Küçük öbür yarısı Alpaslan Türkeş ‘diyen Avni Özgürel kendi beyni olmadığı  için mi dışarıda siz içeridesiniz diye ….’Avni akıllıdır, para kazandı’ diye gülümsedi.

Soner Yalçın içeride olmalarını iktidara ayna tutma olarak görüyor. ‘akılsız düşman kötüdür’ diyor. ‘Ergenekon sürecine inandık, ilk başta gladyö göz yumdu bu hayalete’ diyor. Medya dayanışması olmadığını ve temel meselenin kıskançlık olduğunu düşünüyor. Hükümette metal yorgunluğundan söz ediyor, hükümetin tek kişi olduğunu ve ağır geldiğini söylüyor.

Barış Pehlivan açık hukuksuzluk karşısında inancını yitirmemiş ki ‘Başkan suçsuz olduğumuzu biliyor’ dedi. Peki neden buradasınız sorusuna cevabı ‘Gözdağı vermek’ oldu.

Bu pek tuhaf mahkemenin en net cevabını dışarıdakilere yani bizlere Barış Pehlivan verdi.

Yazımın başına döneceğim, iktidara yakın, uzak – yakın vicdan ve cesaret sahibi yazarlar, gazeteciler bu gözdağı bizleri tarihe korkaklar olarak geçirir, içeridekileri ise kahraman olarak yazar.

Akıllı, bilgili Serdar Turgut’un haline bakın, pipisinin küçük olduğundan bahseder hale geldi. Eğer tabii, pipisine çok önemli ve ülke geleceğini değiştirecek bir formül yazmadıysa ve bu formül iktidarsızlığı yüzünden okunamaz hale gelmediyse bu insanlık halinden bize ne.

Diyeceğim Serdar Turgut’u bile bu hale getiren bir dönem bu. Hoş kendisi gönüllü ise kime ne, hatta yakın dostu Ertuğrul Özkök’ü de eşcinsellik ihtimali üzerinden sırtlamış götürüyordu İzzet Çapa’nın yaptığı röportajda.  Gülen Cemaatine ziyaret ve methiyelerin sonu nedense cinsel hayat üzerinden laiklik vurgusu yapma ihtiyacıyla sonlanıyor, Özkök ekolü gazetecilerde sıkça görülen bir ruh hali. Sayın Gülen ve hareketi misafir ettiklerinden işitmek istedikleri sözleri duyunca pek memnun oluyorlar, bir baş tacı ediyorlar ki sormayın! Lakin üç beş ay sonra bu konukları ‘Cemaat mensubu’ olarak damgalanmak korkusu sarıyor olmalı ki hemen denge cinsellikle laiklik kurgusuna dönüşüyor. Memlekette belden aşağı serbest, düşünmek, düşündüğünü söylemek yasak olunca liberal düşünce ne yapsın, neyse bu seks obsesyonlu konuklar centilmenler kulübünün sorunu, bakalım Samanyolu veya Mehtap TV’ye Serdar Turgut pipisiyle ilgili bir söyleşiye çağırılacak mı ?

Dışarıda teveccühe mazhar olan Serdar Turgut’un cinsel meselesi var.

İçerdekilerin ortak yanı memleket meseleleri.

Sayın Gülen cemaati tercih sizin.

İçerdekiler çete kurmaya pek elverişli gözükmüyor.

Hepsi reis, hiç Kızılderili yok aralarında, vasatın üstü adamlar fikirlerine katılın katılmayın, beğenin beğenmeyin, akıllarından da utanmıyor düşündüklerini söylüyorlar.

Kim daha zararlı kim memleketin hayrına takdirlerinize bırakıyorum.

Vakit tamam, yazı tamam.

Zaman yazan, çizen, düşünen, hatta niyet kurabiyelerinin içine maniler yazanlar dâhil, kendine yazarlığı yakıştıranların zevzekliği bırakıp içeridekiler için insani, vicdani iyi niyet duygularını harekete geçirme zamanıdır.

Bizim ziyaretimiz yetmedi. Hala içerideler.

Adalete yardımcı olalım.

Sevgiyle

Necef Uğurlu

“Bu köşe yazısı dorduncukuvvetmedya.comhurhaber.comgercekgundem.com ve sacitaslan.com haber sitelerinden alınmıştır.”

 

 

"Kayda Geçsin" – Necef Uğurlu

Yazı dolaşımı


Feedback