Pınar Türenç

———————–

Gencecik gazeteci Deniz Yıldırım, tıpkı  Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan gibi koşar adım geldi yanımıza.

Son görüşmemizden buyana saçları daha  kırlaşmış, biraz daha kilo vermişti.

Gazeteci Hikmet Çiçek ile kaldığı koğuşunu anlattı bir parça. Günlerin çok zor geçtiğini, yazarak, okuyarak  ”dışarıyı” solumaya çalıştığını söyledi;

” Dört yıldır tutukluyum. 30 yaşıma yeni basmıştım. Şimdi 34 yaşında oldum. Kendimi kafese kapatılmış aslan gibi hissediyorum. Dışarı çıktığımda ilk olarak Taksim’e koşacağım.”

Gezi parkı olaylarını yakından izlediğini,  genç kuşağın umut verici direniş sergilediğini belirtirken  yarınlar için umudunu  yitirmek istemediği belliydi. İnsan yaşamının baharında bu kadar eziyet görüp de bunca umudu nasıl içinde yeşertir, şaşırmamak olası değil…

”Suçum, sadece yayın yapmaktı. Zaten 4 yıldır hakkımda yayın yapmaktan başka suçlama da üretilemedi. Erdoğan’ın Kıbrıs’la ilgili telefon konuşmalarının bandını yayınladığım için suçlandım ve tutuklandım.  Aynı telefon konuşmalarını başka gazeteler de yayınladılar
ama ben tutuklandım. Gazete satışa çıkınca evimi bastılar. Oysa ayın ses bandı, internette de yer aldı. Seçim öncesiydi ” diye dört yıl öncesine döndü Yıldırım.  O anları yeniden yaşar gibi, konuşmasını sürdürdü;

”Üç haber için dört yıldır tutukluyum. Oysa, kamu yararı olduğunu kanıtladık duruşmalarda. Beraat de ettim. Aynı suçla, bu kez örgüt üyeliğinden yargılandım.Şimdi 5 ağustos  pazartesi gününü bekliyoruz. Nihai karar açıklanacak. Çürüttüğümüz davadan bakalım ne ceza gelecek. Bu nasıl hukuktur, anlamak çok zor.”

Haftada bir saatlik spor yapma hakkı  bulunduğunu, koğuş arkadaşı Hikmet Çiçek ile iki kişilik futbol maçı yapabildiğini de anlatırken, ona bu geçen zaman diliminde en çok neyi özlediğini sordum:

”Lahmacunu” dedi. ”Lahmacunun tadını  çok özledim. Yeriz inşallah.. Bir de  güzel müzik dinlemeyi. Ben gitar çalarım. Dört yıldır gitarımı da çok özledim. Yakınlarda, kantine bir basit gitar sipariş ettim. Şimdilik onu çalarak bu tutkumu bir parça sürdürmeye çalışıyorum.”

”-En çok hangi parçaları çalıyorsun?”

”-Rock severim. çok iyi  rock müziği çalar ve arşivlerim. Çıkınca yine gitarıma kavuşacağım. Hücremizde  bazı tv kanalları yok. Başvuruları yaptık ama henüz bağlanmadı. Onu da bekliyoruz..”

—  Perinçek, Küçük ve  Özlü

Tutuklu gazetecilerin 5 ağustos nihai kararı beklemelerinin arifesinde Silivri açık görüş salonundaki görüşmelerimizin diğer 3 ismi Doğu Perinçek, Yalçın Küçük ve Turhan Özlü’dü. Üçünün de ”5 ağustos günü ne bekliyorsunuz?” şeklindeki sorumuza verdikleri yanıt aynıydı:

”Eğer böyle giderse herkesi mahkum edecekler..”

Oysa hepsi ayrı hücrelerden alınıp karşımıza teker teker getiriliyorlardı. Aynı görüşleri paylaşırlarken,

bu davanın ”siyasi” olduğunu ve öyle de sonuçlandırılacağını söylüyorlardı.

Yalçın Küçük, özetle şöyle diyordu:

” Bu dava kazanılmıştır. Yapacağımız bir şey de kalmadı. Bu davada kimse çökmedi, onurunu satmadı. Zaten bu tür siyasi davalar da hiçbir zaman uzatılmamıştır. İlk aylarda kararı verir idam edersiniz,iş biter. Bu kez,  öyle olmadı. 5 yıldır yargılıyorlar. Bizleri bundan sonra müebbete mahkum etseler ne olur.. Yapacakları, eşyanın tabiatına aykırı olacak..”

Doğu Perinçek ise, Gezi olaylarından  sonra umudunu tazelemişti.;

” Gezi ile Türkiye’nin önü açıldı bir kez. Meğer Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi gerçekmiş. Bizi takas için içeride tutuyorlar. 5 yıl 3 aydır içerdeyim. Son gençlik direnişlerini gördükçe, 5 yıl değdi diyorum. Ben önümüzdeki bir ayın da çok uzun zaman olduğunu düşünüyorum. ”

Gazeteci Turhan Özlü de, 5 ağustos karar duruşmasından söz ederken umutvar değildi;

”65 tutuklu ve 215 tutuksuz sanık  5 ağustosu bekliyor. Çoğu için müebbet düşünülüyor. Müebbet hapse doğru giderken, son duruşmada sonsözlerini söyleyemeyen tutuklular oldu.Oysa son söz, sanığın hakkı değil midir? Bu haktan bile mahrum olundu. Hukuk böyle işletildi, gerisi boş.”

Akşamın alacakaranlığına doğru  saatler ilerlerken,  tutuklu gazetecilerin hepsi hücrelerine  döndüler..

Plastik sandalyeden ayağa kalkıp görevlilerin yanında geldiğim kapıya doğru adım atmaya çalıştım. Nefes almam bile sanki zorlaşmıştı. Kalbimin sıkıştığını, üzerime bin kiloluk ağırlığın bindiğini hissettim.

Yeniden göz taramasından geçirilip, kimliğimi emanetten aldım. Koşarcasına açık havaya attım kendimi. Sıcak ne denli boğucuysa da, çöle benzeyen  devasa  kırsalda, iki yana kollarımı açtım, herkese özgürlük için tanrıya yalvardım.

Lahmacun, Gitar Ve Müebbed…

Yazı dolaşımı


Feedback