* Ağırlaştırılmış müebbet alınca kızımın  üstündeki  babalık haklarım da düştü.
* Artık bizim muhtar bile olmamız mümkün değil. Bizden kimse korkmasın.

————————————————

Pınar Türenç

” Babalık velayetim de düştü. Babalık haklarımı kaybettim.”

Bu sözcükler ağzından dökülürken, gözlerini bizden kaçırdı.

Uzaklara baktı. Bir süre durdu.

Tuncay Özkan yutkunduktan sonra devam edebildi:

”Kızım benim her şeyim. Ağırlaştırılmış müebbet alınca kızımın  üstündeki  babalık haklarım da düştü. Ona annesi baktığı için tüm velayet annesine verildi. Buradan onun için hiçbir şey yapamıyorum çünkü.”

Ve devam etti:

”Yargıtay’dan  aralık ayı içinde gerekçeli karar çıkar. Bu bir yıl içinde karar da açıklanır. Sonuç değişmez bence. Çünkü yeni atananlar da belli. Aksi mucize olur. Artık bizim muhtar bile olmamız mümkün değil. Bizden kimse korkmasın. Bakın babalık velayetimiz bile elimizden gitti. Bir sanal hikayeden sanal gerçekçilik yaratılıyor. Türkiye’de yaşatılan budur.”

Kızı Nazlıcan için uzun zamandır kaygılıydı. Okuldan gördüğü muamele sonucu eğitimine ara vermek zorunda kalan kızının şimdi büyük gayretle lise eğitimini tamamlamasından büyük mutluluk duyuyordu. Şimdi üniversitede psikoloji eğitimi alan Nazlıcan’a yıllardır ancak cezaevinden yazdığı mektuplarıyla babalık yaptığını söylerken, şöyle dedi:

”Burada her şeye katlanıyorsunuz ama dışarda bıraktıklarınızın acısı, ızdırabınız oluyor.”

 

–YENİ HÜCREDE YENİ CANLAR..

Gazeteci-Milletvekili Mustafa Balbay, ailesine yakın olmak için Silivri’den Ankara Sincan cezaevine naklini istedikten sonra  hücresinde yalnız kalmıştı Tuncay Özkan. Tabii onun yalnız kalmasına yine gazeteci arkadaşları  itiraz edip, hücrelerine çağırmışlardı. Kısa süre önce yalnızlıktan kurtulan Özkan, şimdi gazeteciler Hikmet Çiçek ve Deniz Yıldırım ile aynı hücreyi paylaşıyor. Üç canın yanında bir de üç muhabbet kuşu vardı 1 nolu cezaevinin alt hücresinde.

“MEZAR-SARAYA GELDİM..”

” Yeni bir hava, yeni bir hücre, daha iyi oldu herhalde.” dediğimizde, ”Saraya geldim.” diye güldü ve ekledi:

”Eski hücremden daha iyi. Şimdiki iki katlı. Hiç olmazsa merdiven çıkıyorum. Yataklar üst katta. Tabii bu durum, mezarlıkta mezar beğenmeye benziyor, ancak bu kez mezarlarımız genişledi. Bu da önemliymiş.. 2.5 Yıldır hücredeydim. Hiç olmazsa şimdi iki arkadaşımla konuşuyorum. Konuları tartışıyoruz. Deniz(yıldırım) felsefeci. İngilizce çeviriler yapıyor. Tek anlaşamadığımız konu, muhabbet kuşları. Deniz, kuşları çok seviyor. Bense, kuşlar da hapiste. Salalım onları, özgürlüğe uçuralım diyorum. Kabul etmiyor. zaten onlar kafeslerde yaşarlar. Bizimle birlikte onlar mutlu diye yanıt veriyor. Kuşlarla renklenen bir hayatımız var.”

“MÜEBBETİN BİN YIL HATIRI KALSIN..”

Gardiyanların ikramı çayımız bitince Tuncay, ”Bir kahve içer misiniz?” Diye sordu.”İçin ki müebbetin de bin yıl hatırı kalsın”

Birlikte gülerken, yeni heyecanını da bizimle paylaştı;

”Bir eski PKK militanının ilginç yaşam öyküsünü konu aldığım  “Ötekiler” isimli romanımı yakında tamamlıyorum. Bizim işimiz yazmak, biz  gazeteciyiz. Oysa bizden terörist-örgüt yöneticiliği  çıkarmaya çalıştılar. Başarmadılar ama güç ellerinde. Şablon hazırdı. 312/1 den ağırlaştırılmış müebbet verdiler. Eylemleri de 2005 sonrasına soktular.” diye konuştu.

Haklarında yeni dosyalar hazırlandığını da anlatırken, ”Hiç önemli değil” dedi:

‘Hiç önemli değil. Müebbetten sonra bir 36 yıl daha verseler ne olur ki.. Hücreden 94 yaşımda çıkacağım. 194 Yaşında çıkarsalar ne olur.. Umurumda değil.kasımdan sonra F tipine göndereceklermiş bizi. Yine tek başımıza kalmamız için çalışıyorlarmış. Sadece ailemizle görüşebilecekmişiz ne yaparlarsa yapsınlar. Hiçbir beklentim yok artık.”

” HÜKÜM ÖZLÜ GAZETECİ DENİZ..”

Tuncay  yeni hücresine döndükten 1o dakika sonra bu kez karşımıza gazeteci Deniz Yıldırım geldi. Ona hemen muhabbet kuşlarını sorduk.

”Hiç sormayın. Tuncay Özkan, bu kuşları sal gitsin diye tutturdu. Onları da tutuklu zannediyor. Oysa onlar kafeslerinde. Biz ise tutuklu gazetecileriz. İnsanız. Bu konuda anlaşamıyoruz.” diye konuştu.

Kuş muhabbeti onların yeni konuşlarına belli ki renk katmıştı. 15 Yılı aşkın ceza alan ve 29 yaşından beri Silivri’de yatan genç gazeteci şöyle konuştu:

” Yargıtay aşamasına kadar bize hüküm özlü deniyor. Biz hüküm özlüler Yargıtay’ın kararını bekliyoruz. Şimdi de hapiste 6 gazetecinin yattığını  söylüyorlar. Sadece 6 gazeteciymiş. Benim sarı basın kartım olmadığı için bu listeye giremiyorum. Oysa gazetecilik faaliyetim nedeniyle suçlanıyorum. Basın kartımla ilgili başvurum da Basın-Yayın Genel Müdürlüğü’nde 3 yıldır bekletiliyor. Hala yazıyorum, Gazetemden maaşım alınıyor. Bu nasıl bir anlayıştır..”

“STRES BAHÇESİ HAZIR..”

Silivri’ l tipi cezaevine kısa süre önce yapılan ”Stres Bahçesi” ne çıkıp çıkmadığını da sordum. ”Çıkmıyorum” dedi Deniz. ”Bağımsız bir bölgeye toprak konuldu. Orada toprakta yürüyelim diye. Ben, şu anda hücrenin alt katında kuşlarımla yaşıyorum. Ve yeni kitabımla uğraşıyorum. Biraz da Tuncay Özkan ile squash oynuyoruz. Şimdi tek beklentim, sarı basın kartımın  verilmesi. O yeter bana.”

Basın konseyi heyeti olarak, aynı gün görüştüğümüz Doğu Perinçek de, moralinin yüksek olduğunu yineledi. Perinçek, beklentisini şöyle özetledi:

”Hepimiz iyiyiz. Gençliğe çok güveniyorum. Türkiye’nin kaderini gençliğin belirleyeceğini gördük. Atatürk Devrimleri ışığında yetişen gençlerin çok önemli olduklarını bir kez daha gördük.Bu iş birbuçuk yılda biter. Yargıtay’ın da davayı kesin bozacağını umuyorum. Bu gidişle 800 yaşında özgür kalacağım yine de bizi merak etmeyin.”

Tuncay Özkan, Hikmet Çiçek, Deniz Yıldırım'ın Silivri de Kuşlarıyla Yeni Yaşamları..

Yazı dolaşımı


Feedback