Yine Silivri…

Bu kez,’’ açlık grevi’’ndeki  tutuklu gazetecileri ziyaret ettik:

 

O, ağır demir kapı açılır açılmaz, hızlı adımlarla salonun  diğer ucundaki masaya doğru  adeta koştu . Elimi tuttu, sıkı sıkı sarıldı, ‘’Hoşgeldiniz’’ dedi…

Ufacık bedeni daha da incelmişti. Kapkara gözleri, sevinçten  büyüdü.

‘’Hoşgeldiniz.Nasılsınız?’’ diye yineledi..

 

İstanbul’dan  100 kilometre uzaktaki  ‘’Silivri ‘’ yolunu, yine bitmek bilmeyen asfaltlama işlemleri  sonucu , saatler süren bir yolculuktan sonra aşıp, O’na ulaşmıştık.

 

Bakanlık izni ile, Basın Konseyi Yüksek Kurulu adına ,tutuklu gazetecileri ziyaretlerimizden biriydi bu da.silivri cezaevinde kalan 13 kadın gazetecinin durumunu  öğrenmekti amacımız. gazeteci   Zeynep Kuray’a, ‘’ Asıl sen nasılsın? Diğer  gazeteciler nasıllar?’’ diyebildim.

Kararlı ses tonuyla yanıtladı:

‘’İyiyiz.. Erdoğan’ın haykırdığı kadar iyi olmasak da, iyiyiz..iyiyiz.’’

‘’Onun dediği gibi kuzular, etler,börekler yemiyoruz. Hepsi yalan.. Sadece su, limonata,şekerli su içiyoruz.Kantinde satılan meyva sularını alıyoruz, idare ediyoruz. Önemli değil. ‘’

Aylardır Bakırköy Kadın Tutukevinde tutuklu olduğunu, duruşmalar nedeniyle Silivri’de geçici kaldıklarını, haftaya yine aynı yere döneceklerini söyledi.

Dedesinden konuştuk önce. hani başkent Ankara’nın o dönemin  başarılı  Valisi ,devlet adamı Enver Kuray’ı andık birlikte. Dedesiyle ninesinin vefat ettiklerini, Ankara  Sincan cezaevinde hükümlü yatan babası Sarp Kuray’ın  dışarı çıkmasına az yıl kaldığını, annesi ile ablasının İstanbul’da olduklarını anlattı.

‘’Annenle görüşebiliyor musun?’’ diye sordum.

‘’Hayır’’ dedi. ‘’Annemin de gelmesini istemiyorum. Bu bir protesto eylemi. Onun da gelmesini kabul etmiyorum.’’

Yaklaşık 11 gündür açlık grevindeki  33 yaşındaki gazeteci Zeynep Kuray,  tutuklu  13 kadın gazeteciyle aynı koğuşu paylaşıyordu.  İçlerinden ikisi, Fatma Koçak ve Ayşe Oyman’ın 53 gündür  açlık grevinde olduklarını, giderek kritik günlere girildiğini anlatıyordu.

‘’Artık doktor kontrollerine de  çıkmıyorum. Su, şeker,meyva suyu, limon kabul ediyoruz. Adamlar dişarıdan bizimle dalga geçiyorlar. Yiyip içiyormuşuz.  Bu zihniyeti kabul etmek çok zor. Bu adamlar, olayı görmek istemiyorlar.  Kusmalar, üşümeler başlayacak. Yine de doktor kontrolunu kabul etmiyoruz. Bu eylem, devletin yönlendirmesiyle yapılmıyor.özgür irademizle açık grevine başladık. ‘’

Dışarıdan, hükümetten gelen  açıklamalardan  söz ederken  öfkesi yüzünü kızartıyor, ses tonu değişiyordu:

‘’ Ne derlerse desinler, bizim ölmemizi istiyorlar.Açıklamalarıyla  içerdekileri tahrik ediyorlar. Utanmadan dalga geçiyorlar. Devlet anlayışı bu mudur?’’

Birgün gazetesi ile Fırat haber ajansı muhabiri olan Kuray, haksız yere tutuklandığını da anlatıyordu:

‘’Suçumuz nedir bizim? Bilgisayarımda, haber müdürü ile yaptığım bir haber tartışması suçummuş.  Gazete dağıtıcısı olan 2 kadın da gazeteci olarak tutuklandılar. Yıllardır içerde olan yazar kadınlar var. Bu nasıl adalet? ‘’

‘’Hükümetin oyalama taktiği ile yol almaya çalıştığını, hiçbir  olumlu adımın atılmadığını’’ öne sürerken, şöyle diyordu:

‘’ Anadilde savunma bile yapılamıyor. tecrit devam ediyor. koster bozuk deniyor. Bu nasıl adalet? Ergenekon deyip duruyorlar. Sorunların daha da büyüdüğünü görmüyorlar. Aslında bu mantık, Ergenekon tarzı dedikleri askeri vesayet mantığıdır.. Bunlara da Ergenokon mu  diyeceğiz?’’

İçeride 13 kadın gazetecinin birlikte kaldığını, binaların soğuk ve sağlıksız olduğunu da anlatırken, ‘’aslında içerisi  BBG evi gibi. Her an kameralarla gözleniyoruz. Ortak yaşam bölümü gözler önünde. Ses de alınıyor diye  düşünüyoruz.  Çok üşüyenler var aramızda. Onları su şişelerine doldurduğumuz sıcak su ile ısıtmaya çalışıyoruz.’’

 

Ya beslenememe durumu ?

 

Zeynep Kuray , yine sesini yükseltti, siyah gözlerini daha da açıp, ‘’anlayamıyorum’’ diye konuştu:

‘’Açlık grevlerinde beyin hasarı olmaması için  saf B 1 vitamininin verilmesi gerekiyor. istiyoruz, içeri sokulmuyor. Benexol veriyorlar. O da yetersız.  B6 ve B12 vitamini değil, saf B 1 vitamini gerekiyor. Anlaşmalı eczanelerde  yokmuş. Avukatlarımız bu ilaçları getirtiyorlar. kabul edilmiyor. Yemek yenilmediği için beyin vitaminsiz kalınca , bir süre sonra kalıcı hasarlar oluşuyor. Bunu engellemek ancak saf B 1 vitamini ile olurmuş. Uzmanların açıklamalarına bile aldırış etmiyorlar.İçimizden sadece bir kadın grevde değil,çünkü o aç kalamıyor, onun bayılma sorunu var.’’

‘’Uzmanların açıklamalarına göre, uzun  açlık grevlerinden sonra wernıcke-korsakoff hastalığının engellenmesi, tedavisi güç hafıza kaybına uğranılmaması için insan hakları adına, bu vitaminin önemini’’ konuşurken, Zeynep Kuray’a , ‘’bundan sonra ne bekliyorsun?  ’’’ diye sordum:

‘’ Tek istediğim, bu insanların hayatı son noktaya doğru giderken ölümle sonuçlanmaması.. Ölüm halinde, kıyamet kopar.Gerçekten kopuşlar yaşanır. Şunu anlamalıyız ki, bu kopuşu kendileri yaratıyorlar. Kendilerine bir şey olunca kıyamet koparıyorlar.. Ya o zaman…’’

 

Devasa salonun bir ucunda yer alan   masadan kalkarken, Zeynep’e yine sordum:

‘’ Bir isteğin var mı, ya da bir mesajın?’’

Gözleri uzağa daldı:

‘’Bugün ablam telefon etti, ağlıyordu. Onu üzmesinler.. Korkutmasınlar onu.. Onun iyi olmasını istiyorum. Sağlık sorunları  yaşadı. Ağlamasını istemiyorum.’’

İki kadın gardiyan, yeniden geldi yanımıza. Zeynep Kuray’ı  bıraktıkları gibi yine kollarına girip  demir kapıya doğru götürdüler.

Onlar gözden kayboluncaya dek, bekledim..İki görevli nezaretinde   açık görüş salonunu  terk ettim..

 

Pınar Türenç

"Yine Silivri…" Pınar Türenç

Yazı dolaşımı


Feedback